A+
A-
Romatizma

Romatizma Nedir? Romatizma Hakkında Kısaca Özet Bilgi

Romatizma, kesin bir anlamı bulunmayan, eklemlerde ya da sinirlerde çoğunlukla biçim bozukluklarının eşlik ettiği ağrılarla yansıyan çeşitli hastalıklar için kullanılan tıp terimi. Romatizma diye nitelenen hasta hastalıklarının çoğu, aslında çeşitli nedenlerden kaynaklanan eklem iltihaplarıdır.

Romatoid Artrit Hakkında

Romatoid artrit, halk arasında kısaca “Romatizma” olarak bilinir. Romatoid artrit nedeni henüz kesinlikle bilinmeyen hastalıklardandır. Halk arasında % 1-% 3 sıklıkta görülür. Kadınlar erkeklere oranla üç kat daha fazla bu hastalığa yakalanırlar. Hastalık herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir, Fakat daha çok 35-45 yaşları arasında ortaya çıkar. Amerika Birleşik Devletlerinde, romatoid artrit vakalarının yaklaşık olarak % 5′i çocukluk çağında ortaya çıkmaktadır. Çocukluk çağında ortaya çıkan romatoid artrit vakalarına “Juvenil romatoid artrit” denilmektedir. Romatoid artrit, özellikle kol ve bacaklardaki eklemleri, iki taraflı (simetrik olarak) tutan ve mikrobik olmayan müzmin bir eklem iltihaplanması olayıdır. Eklemin iltihaplanmasına “Artrit” denilmektedir. Romatoid artrit, sözünü ettiğimiz bu eklem iltihapları dışında, vücudun diğer bazı dokularında da bozukluklara neden olmaktadır. Bu dokuları şöyle özetleyebiliriz: Deri altı dokusu, deri, akciğer zarı [plevra], kalp zarı (perikard), akciğerler, damarlar, kaslar, sinir lifleri gibi. Romatoid artrit yukarıda sıraladığımız bu dokularda iltihabi değişikliklere neden olmaktadır.

Sponsorlu Bağlantılar

ROMATİZMANIN NEDENLERİ VE NEDEN OLDUĞU DOKUSAL BOZUKLUKLAR:

Romatoid artrit, bir otoimmün hastalık olarak ele alınmaktadır. Anımsanacağı gibi, otoimmün hastalıklarda vücudun bağışıklık sistemi yanlış çalışmakta ve vücudun kendi doku ve hücrelerine karşı savaş açmaktadır. İşte romatoid artrit vakalarında da böyle bir yanlış, daha doğrusu dostu düşmandan ayırmayan bir savaşın varlığı ortaya konmuştur. Bu hastalarda vücudun “İmmün globulin G’lerine (IgG) karşı başka immün globulinerlerin sentez edildiği gösterilmiştir. Başka bir anlatımla, vücut kendi antikorlarına karşı savaşan başka antikorlar geliştirmiştir. Eğer antikorları vücudun savunma bağışıkhk sisteminin askerleri olarak niteleyecek olursak, romatoid artritte vücudun bazı askerlerinin vücudun diğer askerleriyle savaştığını söyleyebiliriz. Bu da bir iç savaştır. Vücudun, kendisine karşı savaş açılmış olan immün globulinleri, yani antikorları, “İmmün globulin G”lerdir.

Vücudun kendi immün globulin G’lerine karşı savaşan vücudun bu diğer immün globulinlerine, yani diğer antikorlara (bunlar IgM, IgA ve IgG yapısında-dırlar) “Romatoid faktör” denilmektedir. Romatoid faktör hastaların serumunda ya da eklem sıvısında bulunmaktadır. Ancak romatoidvakala-ruıın yalnız % 60 ya da % 70′inde romatoid faktöre rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra romatoid fakötrü bulunup da, romatoid artriti olmayan vakalar da vardır. Bu da şunu göstermektedir, romatoid faktörün tek basma bulunması, romatoid artrit oluşması için yeterli değildir. Romatoid faktörler, eklem sıvısı içindeki “İmmün globulin G”lere(IgG) bağlanırlar. Bu bağlanma özel bir mekanizmayı harekete geçirerek eklemde granülosit hücrelerinin, özellikle “Nötrofil granülositleri” birikmesine neden olur. Bilindiği gibi granülosit hücreler, kanın akyuvarlarına ait hücrelerdir. Nötrofil granülositler ekleme geldiklerinde, buradaki “Romatoid faktör-İmmün globulin G” bağlanması sonucu ortaya çıkan maddeleri yutarlar. Bu maddeleri yutmuş olan alyuvarlar birtakım enzimler salgılarlar. “Lizosomal enzimler” denilen bu enzimler, eklemi zedeleyip burada bir iltihap olayının başlamasına neden olurlar.

Sponsorlu Bağlantılar

Eklemdeki iltihap olayı şöyle gelişir. Önce eklem boşluğunun büyük bir bölümünün iç yüzünü örtmekte olan, fakat eklemleşen kemiğin eklem yüzeyini örtmeyen “Sinovial membran”da kıvrımlar, çıkıntılar belirir. Bu kıvrım ve çıkıntılar daha sonra, eklem kıkırdağıyla örtülü olan eklem yüzeyine doğru uzanır ve eklem yüzeyini örterler. Sinovial membranm eklem yüzeyini örten bu uzantılarına “Pannus” denir. Pannus, örtmüş olduğu eklem kıkırdağını ve bu kıkırdak altında bulunan kemik dokusunu zedeler, bozar. Zamanla eklemi oluşturan iki kemiğin eklem yüzeyleri bozulup birbirlerine yapışırlar. Birbirleriyle eklemleşen iki kemiğin eklem yüzeylerinin bozulması sonucu birbirlerine yapışmaları durumuna da “Ankiloz” denir. Ankiloz gelişmiş olan eklemlerde normal eklem hareketleri kaybolur. Ankilozun gelişmesi son aşamadır. Bundan önce eklemlerde bağ dokusunun fibröz liflerinin artmasına bağlı eklem sertleşmeleri gelişir. Romatoid artritte daha çok , el ve ayak bilekleriyle el ve ayaklardaki eklemler hastalanır. Bunlardan başka diz ve omur eklemlerinin de sık hastalandıkları görülür.

Bazı romatoid artrit vakalarında derialtında şişliklere rastlanır. Bu şişliklere ‘ ‘Romatoid nodüller” denilmektedir. Bu şişlikler, ortasında hücre ölümü bulunan özel dokulardır. Oldukça sert olan bu şişlikler bazen kemiğe yapışırlar ve kemik şişlikleri gibi algılanırlar. Romatizmalı kişilerin el ve ayak parmaklarındaki şekil bozukluklarının bir bölümünden, bu şişlikler sorumludur. Romatizmal nodüllere, akciğer ve kalpte de rastlanmaktadır. Romatoid artrit vakalarında damar iltihaplarına da rastlanır. Kalbin koroner damarlarında, beyin damarlarında sinir liflerinin damarlarında, sindirim kanalının damarlarında iltihaplara rastlanmaktadır. Romatoid artrit vakalarında bazen kaslarda zayıflama da olabilmektedir.

ROMATOİD ARTRİT VAKALARINDA LABORATUVAR BULGULARI:

Romatizmal vakalarda gerek kanda ve gerekse eklem sıvısında bazı değişiklikler gelişmektedir. Bu değişiklikleri şöyle özetleyebiliriz: Hastaların yaklaşık olarak % 60- % 70′inin kanında “romatoid faktör “e rastlanmaktadır. Anımsanacağı gibi romatoid faktör hastanın İmmün globulin G denilen antikorlarına karşı vücut tarfından geliştirilen diğer antikorlardır. Romatoid faktör îmmün globulin M (IgM), îmmün globulin A (IgA) ve İmmün globulin G (IgG) yapısında olabilmektedir.
Hastalarının kanında IgG, IgM, ve IgA miktarı artmıştır. Kan proteinlerinden olan “Albuminlerin” kandaki miktarı düşerken, kan proteinlerinin bir başka bölümünü oluşturan “Globulin”lerin miktarında bir artma kaydedilmektedir. Artmış olan globulinler özellikle “Gama” ve “Alfa 2″ globulinlerdir.

Romatizma vakalarının yaklaşık % 60 – 20’sinin kanında “Antinükleer antikorlar” denilen antikorlar bulunmaktadır. Bu antikorlar hücre çekirdeklerine karşı gelişmiş olan antikorlardır. Romatizma vakalarının % 80′inde “Anemi” görülmektedir. Bilindiği gibi anemi, kanın alyuvarlarındaki sayıca azalmaya verilen addır. Anemi halk arasında kansızlık olarak bilinmektedir. Çoğu vakada kanın demir miktarı da azalmıştır. % 90 vakada alyuvarların çökme hızı (eritrosit sedimantasyon hızı) artmıştır. Hastaların kanındaki akyuvarların sayısında hafif bir artış saptanır. Bu olaya “Lökositoz” denilmektedir. % 5 vakada ise, alyuvarlardan özellikle “Eozinofil granülositler”in sayısında bir artış vardır. Bu olaya “Eozinofili” denilmektedir. Bazı vakalarda ise, özellikle “Felty sendromu” olarak bilinen vakalarda “Nötropeni” ve “Trombopeni” bulunmaktadır. “Nötropeni”, akyuvarlardan olan “Nötrofil granülositlerin” sayısında azalmaya verilen addır. “Trombopeni” ise kanın trombosit hücrelerindeki sayıca azalmaya verilen addır.

Romatizmalı eklemlerin “Eklem sıvısı”nda akyuvarların ve özellikle de nötrofil granülosit denilen akyuvar çeşidinin sayıca çok arttığı görülür. 100 ml. eklem sıvısında 3000-50000 kadar alyuvara rastlanabilir, normalde ise eklem sıvısı içinde 100 ml’de 200′den az akyuvar bulunur, Normalde eklem sıvısı pıhtılaşmaz. Fakat romatizma vakalarında eklemden alınan eklem sıvısı bir tüp içinde konulduğunda çoğunlukla pıhtılaşır. Bunun nedeni, eklem sıvışma romatizma nedeniyle karışmış olan “Fibrinojen” maddesidir. Romatizmalı eklemlerin röntgen incelemelerinde, başlangıçta yalnız eklem çevresindeki yumuşak dokularda bir şişlik saptanır. Fakat zamanla eklem aralığının daraldığı, ekleme yakın olan kemik bölgelerindeki kemik erimelerinin (Osteoporoz} geliştiği ve daha ilerki dönemlerde de eklem are lığının tamamen ortadan kaybolduğu ve eklemi oluşturan kemiklerin birbirine yapıştıkları görülebilir. Romatoid artrit vakalarında birinci ve ikinci boyun omurlarının da röntgeni çekilmelidir. Daha önce sözünü ettiğimiz “Atlantoaksial çıkık” riski, çekilen bu boyun röntgenlerinde araştırılmalıdır.

ROMATİZMA BELİRTİLERİ NELERDİR?

Romatoid artrit genellikle belirtiler halsizlik, yorgunluk , kas ağrıları, belirsiz eklem ağrıları, eklemlerde hafif sertleşmelerdir. Görüldüğü gibi bu belirtilerin hiçbiri özgün belirtiler değildir. Bu belirtilerin ortaya çıkmasından birkaç hafta sonra eklemlerde şişme başlar. Artık hastalık, belirtileriyle özelleşmeye başlamaktadır. Hastalanan eklemlerde “Sabah sertliği” denilen bir yakınma gelişir. Hastalar yataktan kalktıklarında, hastalanan eklemlerinde bir hareket kısıtlılığından ve ağrıdan söz ederler. Birkaç saat sonra sertlik kaybolur. Sabah sertliğine benzeyen bu durum, oturmak gibi eklemlerin uzun süre hareketsiz kalındığı durumlarda da görülebilir.

Sponsorlu Bağlantılar

Hastalık hafiflediği zaman sabah sertliği de hafifler ya da kaybolur. Romatizmalı eklem, şişmiş, gergin, sızılı ve yüzeyindeki derinin ısısı artmıştır . O bölgedeki kaslarda zayıflama görülebilir. Eklem hareketleri kısıtlanmış ya da ilerlemiş vakalarda tamamen ortadan kalkmıştır. Eklemlerdeki açma hareketlerinin kapama hareketlerinden daha çok kısıtlandığı görülür. El parmaklarındaki, bileklerdeki eklemler, dirsek eklemi, diz eklemi, ayak parmaklarındaki ve ayak bileklerindeki eklemler, boyun omurlarındaki eklemler ve diğer omur eklemleri sıklıkla tutulan eklemlerdir. Bazı vakalarda, birinci boyun omuru olan “Atlas” kemiği ile ikinci boyun omuru olan “Aksis” kemiği arasındaki eklemde çıkık olur. Buna “Atlantoaksial çıkık” denir. Bu çıkık sonucu omurga kanalının içinden geçmekte olan boyun omuru baskı altında kalır. Bu durum, sinir sistemine ait çeşitli bozukluklara ve hatta ani ölüme bile neden olabilir. Bazı romatoid artrit vakalarında alt çene kemiği (mandibula) ile şaşak kemiği (temporal) arasındaki “Temporomandibüler eklem” denilen eklemde de romatizmal bozukluklar olur. Bu durumda hastanın çiğneme işlevi bozulur, ağzını tam açamaz, çene hareketleri sırasında ağrı olabilir. Bu ağrı kulak ya da boğaza da yansıyabilir.

Hastalığın ilerlemiş dönemlerinde romatizmanın bozmuş olduğu eklemlerde ileri derecede işlev, başka bir anlatımla hareket kaybı oluşur. Eklemi oluşturan kemikler anormal bir biçimde birbirlerine yapışırlar ve böylece eklemlerde, ilgili kemiklerde ve dolayısıyla da ilgili organlarda şekil ve hareket kusurları gelişir. Hastaların yaklaşık olarak % 20’sinde “Romatoid nodüllere” rastlanmaktadır. Romatoid nodüller (bunlar derialtı dokusundaki şişliklerdir) hareketli olabilecekleri gibi , kemiğe yapışıp hareketsiz de kalabilirler. Bu şişlikler, genellikle kemik şişlikleri biçiminde algılanırlar. Romatizmalı hastaların el ve ayaklarındaki şişliklerin bazıları, sözünü ettiğimiz bu romatoid nodüllerdir. Bazı ilerlemiş vakalarda, gözün kornea ve konjunktivasında kuruluk oluşur. Bu kuruluğa “Kseroftalmi” “Keratokonojomktivitis sikka” da denilmektedir. Bazı hastalarda ağız kuruluğu (Kserostomi) da olabilmektedir. Ağız ve göz kuruluğuyla birlikte, müzmin bir romatoid artritin bir arada bulunması durumuna “Sjögen sendromu” denilmektedir “Sjögen sendromu” ileride incelenmektedir. Bazı romatizma vakalarında dalak büyümesi (Splenomegali) de saptanmıştır. “Felty sendromu” denilenbir durumda romatizmayla birlikte dalak büyümesi ve kandaki nötrofil granülositlerin sayıca azalması (Nötropeni) bir arada bulunmaktadır. Bu gibi hastalarda alyuvarlarda sayıca azalma, yani “Anemi” (kansızlık) trombositlerde sayıca azalma (trombopeni) da gelişebilir.

ROMATİZMANIN TEDAVİSİ:

Romatizma müzmin ve nedeni bilinmeyen bir hastalık olduğundan, hastalığın tedavisi kendine özgü bazı özellikler taşımaktadır. Hastalara uygulanan tedavinin temelde üç ana amacı vardır:
1} Eklemlerdeki iltihabı ve ağrıyı azaltmak
2) Eklem hareketlerinin olabildiğince az sınırlanmasına çalışmak ve

3) Eklem bozukluklarına, eklem deformasyonlarına engel olmaya çalışmak, Yukarıda saydığımız bu amaçlara yönelik olarak da başlıca iki tedavi ilkesi bir arada yürütülür. Bunlardan ilki “İlaçsız tedaviler”, ikincisi “İlaç tedavileri” dir. Bu iki tedavi ilkesinin hastaya uygulanmasıyla olumlu sonuçlar elde edilebilmektedir.İlaçsız tedavide “İstirahat tedavisi”, “Fizik tedavisi” ve “Diyet tedavisi” uygulanmaktadır. Hastaların günde iki saat kadar yatak istirahati yapmaları gerekmektedir. Eklem ağrıları ve diğer belirtiler belirgin olarak azalıp kaybolduklarında ve iyileşmenin en az iki hafta süreyle kaybolmaması halinde , istirahat süresi yavaş yavaş kısaltılır. Romatizmalı eklemlerin istirahate alınması büyük önem taşımaktadır. Ancak çoğu hasta bunu yanlış uygulamaktadır. İstirahate alınan eklemler kapatılmış – bükülmüş olarak tutulmamalıdır, örneğin diz eklemi romatizmasında hasta yatakta istirahat edip eklemini istirahate aldığında, yatakta dizini kırarak oturmalı ya da uzanmamahdır. Diz eklemi mutlaka açık olmalıdır. Yani hasta bacağını ileri uzatarak diz eklemini istirahate almalıdır. Diet tedavisinde hastanın gereksinimlerine uygun miktardabeslen-mesine dikkat edilir. Fazla kiloların atılmasında yarar vardır.

Fizik tedavi, romatoid artrit vakalarında büyük yararlar sağlamaktadır. Kaplıcalar, ısıtıcı lambalar ya da soğuk uygulaması, eklemlere yaptırılan pasif alıştırma hareketleri, kasların kuvvetlenmesine yardım eden bazı hareketler, bir fizik tedavi uzmanının denetimi altında gerçekleştirildiğinde hastalar önemli ölçüde rahatlamaktadırlar. Ancak fizik tedavi kesinlikle bir fizik tedavi uzmanının denetiminde uygulanmalıdır, tersi bir durumda daha kötü sonuçlara varılır.Romatoid artrit vakalarında başlıca üç çeşit ilaç kullanılmaktadır. Bunlardan ilki ütihap giderici olan “Antünflamatuar” olarak adlandırılan ilaçlardır. İkincisi “Altınlı” İlaçlardır. Üçüncüsü de yine antünflamatuar olarak adlandırılan “Stero-id” grubu ilaçlardır. Bunların dışında diğer bazı ilaçlar da kullanılmaktadır. Romatoid artrit vakalarında ilk denenecek olan ilaç “AspirhV’dir. Aspirin antünflamatuar denilen türden bir ilaçtır.

Aspirin gerek ucuz gerek kolay uygulanır oluşu ve gerekse yan etkilerinin çok az oluşu nedeniyle daha çok kullanılmaktadır. Aspirin hem eklemdeki iltihabı azaltıcı, giderici hem de ağrıyı dindirici özelliğe sahiptir. Hastalara günde 4-6 gram kadar aspirin verilebilir. Yani hastalar günde 8-12 aspirin alabilirler. Eğer hastalarda kulak çınlaması, işitme bozuklukları gibi aspirin zehirlenmesi belirtileri gelişirse, bu belirtiler kaybolana dek dozda bir , iki ya da üç aspirinlik indirimler yapılabilir. Gastritten yakınan hastalar aspirin alırlarken dikkatli olmalıdırlar. Uzun süre aspirin kullanan hastalarda da bu yakınmalar sonradan gelişebilir. Bu gibi durumlarda aspirinin “Antiasit” denilen ilaçlarla birlikte alınmasında yarar vardır, Antiasit ilaçlar, midedeki asiditenin mide üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırırlar. Aspirinin yemeklerle beraber alınması da gastrit yakınmalarının azalmasını ya da kaybolmasını sağlayabilir.

Aspirin, mide ülseri vakalarını alevlendirebilir. Bu gibi durumlarda da aspirinin yemeklerle, beraber ve antiasit ilaçlarla beraber alınmasında yarar vardır.İbuprofen, fenoprofen, naproksen, indometasin gibi bazı ilaçlar da aspirin gibi antünflamatuar ilaçlardır. Romatoid artirt vakalarında altınlı ilaçlar da kullanılmaktadır. Bu ilaçlar altının suda eriyen tuzlarını içerirler. Altınlı ilaçlarda kullanılan başlıca iki çeşit altın tuzu vardır. Bunlar “Altın sodyum timomalat” ve “Altın tioglukoz” dur. Bu ilaçlar kas içine iğneyle verilirler. Altınlı ilaçların nasıl etkidikleri bilinmemektedir. Fakat bu ilaçlar eklemdeki iltihabı önemli ölçüde gidermekte ve bozuklukların ortaya çıkmasına engel olmaktadırlar. Altın tedavisi kan hücrelerinde bozukluklar oluşturduğunda, belli aralıklarla kan tahlilleri yapılmalıdır. Ancak altın tedavisi görmekte olan hastaların yaklaşık % 32’sinde altın zehirlenmesi belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu belirtileri şöyle özetleyebiliriz: Kaşıntı, deride iltihaplanmalar, ağız içinde iltihaplanmalar, böbreklerde rahatsızlıklar, sindirim kanalında rahatsızlıklar, deride morarmalar. Bu gibi durumlarda ilacın kesinlikle kesilmesi gerekmektedir.

Böbrek hastalarına, karaciğer hastalarına ve bazı kan hastalarına kesinlikle altın tedavisi uygulanmaz, Romatoid artrit vakalarında, kısa sürede çok etkili sonuçlar yaratan ilaçlardan biri de steroid grubu antiinflamatuar ilaçlardır. Bu ilaçlar içlerinde “Kortizol” ya da benzeri steroid grubu maddeler içerirler. Kısa sürede çok etkili sonuçlar yaratmalarına karşın, hastalığın geleceği etkileyemezler. Öte yandan uzun süre kullanılmaları halinde yaratacakları çeşitli yan etkiler nedeniyle bu ilaçların, şiddetli vakaların başlangıç dönemlerinde kullanılıp daha sonra yerlerine diğer romatizma ilaçlarının kullanılması gerekir. Mide üsleri olan hastaların, yüksek tansiyonlu kişilerin, şeker hastalarının, glokomlu hastaların kesinlikle bu ilaçları kullanmamaları gerekir. Özellikle tüberküloz olasılığı bulunan hastalar tüberküloz yönünden araştırılıp, negatif sonuç alındığında steroid grubu ilaçlarla tedaviye alınmalıdır. Dolayısıyla buradan şu sonuç çıkmaktadır. Tüberkülozlu hastalara steroid grubu ilaçlar, daha basit bir anlatımla kortizollü ilaçlar, romatizma tedavisi için kesinlikle verilmemelidir. Sıtma tedavisinde kullanılan “Klorokuin” ilacı da bazen romatizma tedavisinde kullanılmaktadır. Romatoid artrit vaklarında kullanılan bir başka ilaç da “Penisilamin”dir. Romatizma hastalığı, bilimsel adıyla, romatoid artrit hastalığı müzmin ve ilerleyici bir hastalıktır. Hastalığın başlangıcından tedaviyle ya da kendiliğinden iyileşme ya da gerileme dönemleri görülebilir. Ancak bu dönemler geçicidir. Hastalık ilerleyici bir biçimde eklemleri bozar. Hastalığın başlamasından 10 yıl sonra bile hastaların yansı kendi yaşamlarını bağımsız olarak sürdürebilmektedirler.

ROMATİZMAL ATEŞİN VE ROMATİZMAL KALP HASTALIĞININ BELİRTİLERİ:

Romatizmal ateşin özellikle kalp eklemler, merkezi sinir sistemi, deri ve deri altı dokusunu tuttuğunu anımsayalım. Romatizmal ateşin en önemli belirtileri (bunlara “Majör kriterler” de delinmektedir) bu beş yapıdan kaynaklanmaktadır. Majör kriterlerin yanında diğer bazı belirtiler de vardır. Bu belirtilere ise “Minör kriterler” denilmektedir. Majör ve minör kriterleri aşağıda özet olarak vermekteyiz. Daha sonra her birinin ayrıntılarına geçeceğiz.

Majör kriterler:

1) Kalp iltihabı

2) Eklem iltihabı

3) Sydenham koresi

4) Eritema marginatum

5) Derialtı nodülleri

Minör kriterler:

1) Ateş yükselmesi

2) Eklem ağrısı

3) P-R uzaması (elektrokardiogramda)

4) Geçirilmiş bir romatizmal ateş ya da romatizmal kalp hastalığı

5) Kan sendimantasyonun yükselmesi ya da C-Reaktif Protein (CRP) testinin olumlu çıkması. Romatizmal ateş teşhisinin konulabilmesi için, en az iki majör kriterin ya da bir majör ve iki minör kriterin bulunması gerekmektedir.

ROMATİZMAL ATEŞİN VE KALP HASTALIĞININ TEDAVİSİ VE ÖNLEYİCİ TEDAVİSİ

A grubu beta hemolitik stresteki: mikropları penisiline karşı çok hassastır. 6 ay streptokok infeksiyonun teşhis edildiğinde, süratle penisilin tedavisine başlanmalıdır. Bu tedavinin amacı infeksiyonun ortadan kaldırılıp , onun bir komplikasyonu olan romatizmal ateşin ortaya çıkmasının önlenmesidir. Ancak gelişmiş olan bir romatizmal ateş ya da romatizmal kalp hastalığı penisilin ile tedavi edilemez. Romatizmal ateşin oluşturacağı hasarlardan bazılarının önlenebilmesi, bazılarının hafifletilebilmesi amacıyla aspirin ve kortizollü ilaçlar kullanılmaktadır. Romatizmal ateş ya da romatizmal kalp hastahğı teşhis edildiğinde, penisilin tedavisine başlanmalıdır. Penisilin tedavisinin amacı, olası bir streptokok infeksiyon odağının kökünün kazınmasıdır. Penisilin” olarak “Benzatin penisilin (G)” 1200000 ünite kas için ya da “Prokain penisilin” 600000 ünite kas içine en az on gün süre ile her gün iğneyle verilir. Hastalık ve özellikle streptokok infeksiyonu yok edildikten sonra, önleyici tedaviye başlanır. Bu amaçla, erişkin dönemde hastalanmış olan kişiler 5 yıl boyunca her ay bir kez, çocukluk çağında hastalanmış olanlar ise “25″ yaşına kadar her ay bir kez 1200000 ünite “Benzatin penisilin (G)” iğnesi olmalıdırlar. Herhangi bir kimsede (Çocuk ya da erişkin) streptokoklara bağh bir boğaz infeksiyonu saptandığında, hiç zaman kaybetmeden penisilin tedavisi uygulanmalıdır. On yaşından küçük çocuklar için bir kez 600000 ünite, on yaşından büyük çocuklara ve erişkinlere ise yine bir kez 1200000 ünite “Benzatin Penisilin (G)” iğnesi yapılmalıdır.

UYARI: Streptokok infeksiyonu sonrası gelişen romatizmal kalp hastalıkları büyük bir sıklıkla kalpte kalıcı bozukluklara neden olur. Bu nedenle özellikle çocukların boğaz ve kulak ağrıları (ayrıca bunlara ateş de ekleniyorsa) kesinlikle ciddiye alınmalı ve zaman kaybetmeksizin bir doktora başvurulmalıdır. Zamanında alınacak önlemler, çocuğun kalp hastası olmasını engelleyebilir. Bir araştırmayı yeniden belirterek konunun ciddiyetini vurgulamak istiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde okul çocukları arasında en sık rastlanan ka.r hastahğı, romatizmal kalp hastalığıdır. Bunun % 1-2 sıklıkta görüldüğü bildirilmiştir.

Sponsorlu Bağlantılar
YORUMLAR
  1. Emine dedi ki:

    bende de aynı hastalık var vagıf gureba yeni adı bizmi alem fakıf üniversitesı tafsiye ederim istanbul aksarayda bayan doktor cok iyi biri hastasını çok iyi takip ediyor 28 yaşındayım 10 yıldır var bende ılaclarımı kestık cok sukur ıyıyım şimdi..

  2. Zeynel dedi ki:

    16 yıldır RA hastasıyım yan etkilerinden korktuğum için hiçbir ilaç kullanmıyorum. Ellerim başta olmak üzere genel olarak eklemlerimde hareket azalmaları var. Ağrılarım , sıkıntılarım çokça oluyor. Tıbbın bu hastalıkta çok gayretsiz olduğunu düşünüyorum çünkü RA halen çok bilinmeyenli karmaşık bir problem olarak tıbbın önünde duruyor…

  3. soner dedi ki:

    bütün hastalara rabbim şifa versin öncelikle ben 6 yıldır bu hastalıgı çekiyorum en önemli tedavi kafaya takmamak iyi şeyler düşünüyorum iyi olsun ondada vrdr bir hayır kortizon kullana arkadşlar o ilacı bırakın lütfen

  4. Yaşar dedi ki:

    2003 yılında parmaklarımda şişliklerle başladı hastalığıma ra teşhisi koydular şu an 41 yaşındayım romatolog mehmet karaaslan a tedavi oldum sorunun bağırsaklarımdan kaynaklandığını belirtti yoğurdu fazlaca yememi acıdan uzak kalmamı vs… şu an ayağımda veya bileklerimde oluşan bi ağrı sonrası sol diz kapağımda sıvı toplaması sonucunda ağrılarım oluyor yılda birkez çok nadiren iki kez bu ataklar oluyor hastenede bulunan ortapedi bölümünde sıvıyı çektirerek rahatlıyorum başkada bi tedavi yöntemi duymadım Allah tüm hastalıklara şifa versin

  5. Deniz dedi ki:

    42 yaşındayım. 1 yıldır diz eklemlerimde RA var. defalarca gittiğim her farklı doktor bana farklı bir ilaç önerdi. birkaç ay önce Ankara’da gittiğim bir doktor bir ay süreyle….. kullanmamı önerdi. kullandım. ağrılarıma iyi gelince ve iltihaplanmalarımda azalma olunca iki ay daha kullandım aynı ilacı. ancak saç dökülmesi sorunuyla karşılaştığım için ilacı bırakmak zorunda kaldım. yaklaşık bir aydır ilaç kullanmıyorum ama dizlerimdeki ağrılarım ve bacaklarımdaki şişliklerim artmaya başladı. tekrar ilaca başlamam gerektiğini fark ettim. yakınlarda doktora görüneceğim. Sanırım bu hastalıkla ilaçsız baş etmemiz mümkün değil. ne yazık ki!

  6. Cengiz dedi ki:

    Romatizmal hastalıkların tetikleyicisi stres ve depresyon ile birlikte sindirim bozukluklarıdır. Hatta dişlerdeki çürüklerin bile romatizmaya sebebiyet verdiği çok eski bir hekim olan hipocrat tarafından belirtilmiştir. Az bilinen bir bilgidir vereceklerim. Bor çok kıymetli bir elementdir Öncelikle kalsiyum magnezyum emilimini sağlayan Bakır ve Çinkonun daha etkin olmasını sağlayan bir madde. Bor içeren gıdaların başında kuru üzüm ve kayısı gelmektedir. Romatizma da ikinci faktör ise bağırsakların düzgün çalışmamasıdır. Araştırınız lütfen sızıntı bağırsak sendromu. Romatizma hastalarında oldukça yüksektir. Bağırsaktan sürekli mikrop ve ağır metaller girdiğinde bağışıklık sistemi sürekli kırmızı alarm vererek düzensizlik meydana gelir….. bağırsakların sızıntı olayını engellemektedir. En yüksek soğanda ve elmada vardır.elma sirkesinin şifası bu maddeden gelmektedir. Unutmayınız ki hiç bir hastalık durdurulamaz değildir. Yeterki savaşı doğru verelim… Romatizma da kökene inecek olursanız bağışıklık durduk yere ait olduğu canlıya saldırmaz mutlaka ama mutlaka onu iten sebepler vardır. Altın romatizmada mucizevi bir elementdir. Fakat dikkatli kullanmak gereklidir. Gerek bakteri gerek virüs gerekse ağır metal yükü. Sebebini bulmak gerekli. Hepinize geçmiş olsun. Allah dermansız dert vermesin umarım yardımcı olabildim.

  7. senol dedi ki:

    avasküler nekroz hastasıyım bana bu konuda bilgiverebilir misiniz?
    teskler.

Yandex.Metrica