A+
A-
Atelektazi

Atelektazi Nedir Hakkında Kısaca Bilgi

Atelektazi, çeşitli nedenlere bağlı olarak akciğerlerdeki hava keseciklerinin adeta bir balon gibi sönüp içlerindeki havayı kaybetmeleri olayıdır. Bu olay akciğerin küçük bir bölgesini tutabileceği gibi geniş bir akciğer bölgesini de tutabilir. Hatta sağ ve sol akciğerlerden birinin tümden sönmesi, yani atelektaziye uğraması olasıdır. Akciğerlerdeki bronşların herhangi bir düzeyde tıkanmaları atelektazi olayını yaratan nedenlerin başında yer almaktadır. Bronş tıkandığında havalandırılmasından sorumlu olduğu akciğer bölgesindeki hava, zamanla çevredeki normal akciğer dokusuna doğru kaçar. Buraya tıkanma nedeniyle hava gelmediğinden o bölgedeki akciğer kesecikleri söner. Yoğun bir balgam bronşları tıkayabileceği gibi büyümüş lenf bezlerinin dışarıdan baskısı veya bronşlardan kaynaklanan tümörler ya da bronşlara kaçan yabancı cisimler de bronşların tıkanmasına neden olabilirler.

Akciğer keseciklerinin (alveol) sönmesinin bir başka nedeni de akciğerin belli bir bölgesine basınç veya baskı uygulanmasıdır. Örneğin akciğer zarının yaprakları arasına biriken fazla miktardaki hava (pnömotoraks), kan (hemotoraks) veya serum sızıntısı akciğerin belli bir bölgesine dışarıdan baskı yaparak, akciğer keseciklerinin boşalmasına neden olabilir. Kistik fibrozis denilen bir hastalık, atelektazi yaratan bir başka nedendir. Atelektazinin belirtileri, olayın gelişme hızına ve infeksiyonun bulunup bulunmadığına göre değişir. Hızlı gelişen tıkanma ve bunu izleyen antibiyotikler kullanılmaktadır.

Sponsorlu Bağlantılar

Virüs kökenli pnömonilerin tedavisiyse daha çok virüsün belirlenmesine bağlıdır. Çünkü henüz virüslere karşı etkili ilaçlar gelişmemiştir. Mantar kökenli pnömoniler çeşitli mantar ilaçlarıyla tedavi edilmektedir. Hastaların tedavisi genellikle evde fakat doktor kontrolünde gerçekleştirilebilir. Ancak ağır olaylarda ya da solunum güçlüğü, nefes darlığı ağır bir düzeye yükselen olaylarda, hastane bakımı gereklidir. Solunum ileri derecede bozulup ciddi bir siyanoza (morarma) giren hastaların oksijen tedavisine alınmaları gerekir. Eğer pnömoniye yukarıdaki başlıkta değindiğimiz komplikasyon-lardan bir ya da birkaçı eklenmişse hastaların hastane bakımına alınmaları gerekebilir.

AKCİĞERLERDEKİ HAVANIN DEĞİŞEN HACİMLERİ

Dinlenme anında her nefes alışta 500 ml. hava solunum sistemi içine girer. Dakikada solunum sayısı, dinlenme anında 12 – 15′tir. Buna göre dinlenen bir insan, bir dakikada 6 – 8 litre havayı solunum sistemine çeker ve dolayısıyla aynı hacimdeki havayı da soluk verirken dışarı atar. Solunan taze hava akciğerlerde zaten var olan havaya karışır. Bu taze havanın oksijeni temizlemek üzere akciğerlere gelen kana geçerken, kirli kanın da karbondioksiti kandan ayrılıp hava keseciklerindeki havaya geçer. Bu hava daha sonra soluk verme işlemiyle dışarı atılır. Bir dakikalık solunum olayı sonucu 250 mi. oksijen vücuda kazandırılırken 200 ml. kadar karbondioksitini atmış, buna karşılık oksijen almış olur. Akciğerlerdeki hava kesecikleri normalde hiçbir zaman tamamen boşalmazlar.

Sponsorlu Bağlantılar

Her soluk vermeden sonra onların içi bir miktar hava ile dolu kalır. Normalde hava kesecikleri hiçbir zaman büzülmüş, içindeki havası boşaltılmış balon gibi değillerdir. Çocuk ana rahmindeyken, yani daha hiç hava solumamışken bile, akciğerdeki hava kesecikleri büzülmemiştir. Yapılan son incelemelere göre çocuk ana rahminin içindeyken akciğerlerinin ve dolayısıyla hava keseciklerinin ve solunum yollarının içi, annenin amnion sıvısı ile doludur. Çocuk daha rahim içindeyken bazı solunum hareketleri yapmaktadır. Bu hareketler sırasında akciğerlere giren ve akciğerlerden çıkan, kesinlikle hava değil amnion sıvısıdır. Çocuk doğup da ilk solunumunu yaptığında, artık akciğerleri hava ile dolup şişmektedir. Bir başka anlatımla akciğerlere belli bir miktar hava depo edilmektedir. Her nefes alışta bu depoya bir miktar taze hava katılmakta, her nefes verişteyse bu depodan bir miktar kirli hava atılmaktadır. Anımsanacağı gibi sakin bir solunum sırasında her nefes alışta solunum sistemine 500 mi. kadar hava girmekte, soluk verme işlemindeyse aynı hacimde hava atılmaktadır.

Sakin solunum sırasında akciğerlere giren veya onlardan çıkan hava hacmine “Soluk hacmi” (Tidal volüme) denilmektedir. Sakin bir soluk almadan sonra. alabileceğimiz kadar derin bir nefes aldığımızda solunum sistemimize giren hava hacmine de “İnspiratuar rezerv volümü”, “yedek soluk alma hacmi” denilmektedir. Bu hacim kadınlarda yaklaşık 2 litre iken erkeklerde 3,3 litredir. Gelgit hacmi ile yedek soluk alma hacminin toplamına ise “înspirasyon kapasitesi”, “soluk alma kapasitesi” denilmektedir. Bu kadınlarda 2.5, erkeklerde 3.8 litre kadardır. Buradan anlaşılacağına göre bir erkek çok derin nefes almada 3.8, bir kadın ise 2.5 litre havayı solunum sistemine çekebilmektedir.

Sakin bir soluk vermeden sonra kendimizi zorlarsak bir miktar daha havayı dışarı verebildiğimizi görürüz. Sakin bir soluk verme sonrası zorlayarak dışarı attığımız hava hacmine “Ekspi-rasyon rezerv volümü”, “Yedek soluk verme hacmi” denilmektedir. Bunun miktarı da kadınlarda 0.7, erkeklerde 1 litre kadardır. Yedek soluk verme hacmi, gelgit hacmi ve yedek soluk alma hacminin toplamıyla ortaya çıkan hacime “Vital kapasite” denir.

En zorlu bir soluk verme olayı, sonrasında bile normal koşullarda dışarı atılamayan bir hava hacmi akciğerlerde kalır. Kadın ve erkekte yaklaşık 1.2 litre olan bu hava hacmine “Reziduel volüm”, “Artık hacim” denir. Artık hacim ile yedek soluk verme hacimlerinin toplamına “Fonksiyonel rezidüel kapasite” denir.

AKCİĞER HAVASI İLE KAN ARASINDAKİ GAZ ALIŞVERİŞİ

Akciğerler içine çekilen havadaki oksijenin kana karışması ve akciğerlere gelen kandaki karbondioksitin akciğer havasına verilmesi tamamen fizik yasalarına uygun bir biçimde gerçekleşir. Akciğerlerdeki hava ile kan arasındaki gaz alışverişlerini anlayabilmek için aşağıdaki fizik yasalarını hatırlamamız gerekmektedir.

Avogadro varsayımı: Aynı uzaydaki, aynı ısıdaki, eşit sayıdaki gaz moleküllerinin basınçları da eşittir.

Dalton yasası: Bir gaz karışımındaki basınç, bu karışımı oluşturan gazların tek tek basınçlarının toplamına eşittir. Her bir gazın kendi basıncı, ki buna o gaz karışımındaki gazın parsiyel basıncı denir, gaz karışımındaki diğer gazların parsiyel basınçlarından bağımsızdır. Nitekim deniz düzeyinde, O santigrad derece atmosfer basıncı, diğer bir anlatımla hava basıncı 760 mm/Hg (cıva) dır. Havada oksijen(O2)karbondioksit(CO2) azot (N2) ve su buharı (H2O) gazlarının bulunduğunu düşünecek olursak, bu gazların toplam olarak 760 mm/cıvalık bir basınç yaratmakta Henry yasası: Herhangi bir gazın sıvı içinde çözünen miktarı, o gazın basıncı ile doğru orantılıdır.

Sponsorlu Bağlantılar

Yukarıda değindiğimiz fizik yasalarına göre, akciğerlerdeki hava kesecikleri içindeki hava ile kan arasındaki gaz alışverişini şöyle açıklayabiliriz.

Akciğer kesecikleri içine çekilen havadaki oksijenin parsiyel basıncı 100 mm/cıva, karbondioksitinki de 40 ram/cıva’dır. Akciğerlere temizlenmek üzere gelen kandaki oksijenin basıncı 40 mm/cıvayken, karbondioksitindi 46 mm/cıvadır. Kandaki karbondioksit basıncı, hava kesecikle-ündeki karbondioksit basıncından fazla olduğundan karbondioksit, yüksek basınçtan düşük basınca doğru, yani kandan kesecik havasına doğru yer değiştirecektir. Temizlenmek üzere akciğerlere gelen kirli kanın oksijen basıncı 40 mm/cıva iken, kesecikler deki oksijenin parsiyel basıncı 100 mm/cıva olduğuna göre oksijen, hava kesecikleri içindeki havadan kana doğru yer değiştirecektir. Böylece karbondioksitten temizlenen ve .oksijen yönünden zenginleşen kan, pulmoner vena damarları aracılığıyla sol kalbe taşınır. Akciğerlerde temizlenmiş ve sol kalbe getirilmiş olan kandaki oksijen 95 mm/cıva, karbondioksit basıncı ise 40 mm/cva’dır. Temiz kan daha sonra sol kalp tarafından büyük kan dolaşımına pompalanır. Bunun sonucu organlara dokular düzeyine gönderilen kan buralardaki hücrelerin yaşamları için gerekli oksijeni onlara verirken, bu hücreler tarafından kimyasal olaylar sonucu üretilen karbondioksiti de alır. Bunu vücuttan atmak Üzere sağ kalp yoluyla tekrar akciğerlere gelir.

Dokulara ulaşan temiz kan, taşıdığı oksijenin bir bölümünü hücrelerin kullanımı için serbest bırakırken, buralarda biriken karbondioksitin bir bölümünü de kendisine bağlar. Böylece kan yeniden kirlenmiş olur. Bu kan toplardamarlar yoluyla tekrar sağ kalbe ve oradan da temizlenmek üzere yeniden akciğerlere gelir. Dokular düzeyinde kirlenmiş olan kanın oksijen basıncı 40 mm/cıva’ya düşerken, karbondioksit basıncı 46 mm/cıva’ya yükselir.

Sponsorlu Bağlantılar
YORUMLAR
  1. Elnare dedi ki:

    Salam . Menim anama her iki aģciyer alt yarisinda kortikal ‘ve subseqmentar atelektaziyalar qeyd olunur. Hemçinin bazallarinda nearer çarpan minimal mosaic perfuziya elametleri izlenilir. Her iki plevra boshlugunda cùzi maye izlenilir. Anamin qizdirmasi 1 Aydi cekir. Hekim deyir heçne yoxdu

  2. Mustafa dedi ki:

    her iki akciğer aerasyonu ve bronkovasküler dağılımı normaldir. sağ akciğer arta lob lateral segmentte iki adet 7-8 mm çaplarında fokal buzlu cam yoğunlukları mevcuttur. solda inferior linguler segmentte ve sağ orta lob segmentte lineer subsegmental atelektazik görünümler izlenmektedir.

  3. dönüş dedi ki:

    eşime bu gün atelektazi tanası kondu. kesin tedavisi varmı.bronşların tıkanması durdurulabilirmi? nasıl?

Yandex.Metrica