RAYDOLOJİDE ANATOMİ

RAYDOLOJİDE ANATOMİ
Radyolojik görüntünün yorumuyla ilgili başlıca sorun, filmin üç boyutlu olmaması, incelenen yapıyı düz bir yüzey üzerinde herhangi bir fotoğraf gibi göstermesidir. Temelde her röntgen filmi üst üste gelen gölgelerden oluşmuştur; bunları birbirinden ayırarak görüntüyü
değerlendirmek radyologun görevidir. Filmde birkaç gölgenin üst üste gelmesi opak görüntülere, dolayısıyla da yanlış tanıya gidilmesine yol açabilir. Örneğin bacağın alt yarısındaki iki uzun kemiğin (kaval ve kamış kemikleri) gölgeleri yandan çekilen filmde üst üste gelebilir ve yeterince deneyimli olmayan biri filmi yanlış değerlendirerek opak çizgileri var olmayan bir bozukluğa bağlayabilir, tki boyutlu görüntünün kusurlarını bir ölçüde gidermek için filmler birbirine dik açı oluşturacak biçimde ön-arka ve yan doğrultulardan çekilir. Benzer biçimde kafatasındaki farklı yapılar da filmde örtüşebilir. Bu nedenle kafatası incelemeleri için değişik açılardan film çekilir.
Kemiğin yapısı
Kemiklerin Tadyolojik incelemesinde bazı genel ilkelere uyulur. Örneğin incelenen kemik bölümünün iki ayrı yönden filminin çekilmesi gerekir. Kemiğe bitişik eklemin ve (insan vücudunun simetrik yapısı farklılıkları kolayca gösterdiğinden) karşı taraftaki kemiğin de filminin çekilmesi önerilir. Kesin tanı için hastanın öyküsünün; klinik durumunun ve bazı test sonuçlarının bilinmesi gereklidir.
Kemik dokusunun bileşimi:
• Hücreler arası bölümün yaklaşık üçte biri (yüzde 35) organiktir ve kollajen adlı lifsi bağdoku proteininden oluşmuştur. Koîlajen liflerin Özel molekül yapısı mineral tuzların birikmesini sağlar.
• Yüzde 60-65′i kalsiyum ve fosfor tuzları gibi inorganik minerallerden oluşmuştur.
• Kemikte üç ayrı hücre tipi bir arada bulunur: Kollajen madde yapan ve kemiklerin yeniden oluşumunu sağlayan osteoblastlar, bu hücrelerin etkin devreleri sona erdiğinde çevresindeki bağ dokusuyla beraber asıl kemik dokusunu oluşturan osteosiüere dönüşürler. Üçüncü tıp hücre ise süresi sona eren kemik dokunun yıkımını sağlayan osteoklastiardır.
Kemikte doku yıkımı ve yapımı yaşam boyunca sürer. Çocukluk döneminde kemik yapımı yıkımından fazladır. Erişkinlikte yapım ve yıkım süreçleri birbirini dengelediğinden iskelet kütlesi uzun yıllar boyunca değişmeden kalır. Ama bu denge koşullarında da her yıl iskelette bulunan kalsiyumun yaklaşık yüzde 18′i değişir. Kırk-elli yaşlarında denge bozulur ve vücut her yıl kemik kütlesinin yaklaşık yüzde 0,7’sîni yitirmeye.başlar. Kemiğin yenilenme ve yıkım süreçlerini düzenleyen çeşitli etkenler vardır. Bunların başlıcalan şunlardır:
• Paratiroit hormon (PTH), ilkel farklılaşmamış hücrelerin osteoklastlara dönüşmesi aracılığıyla kemik yıkımım uyararak etki gösterir.
• Kalsitonin adlı hormon tiroit bezi tarafından üretilir. Bu hormon kalsiyumun kemikdokuya çökmesini sağlar ve kemik yıkımını Önler.
D vitamini ve aktif metabolitier besinlerle alman kalsiyumun emilimini kolaylaştırır.
Kemik metabolizmasını etkileyen öbür hormonlar büyüme hormonu, kortizol, testosteron, östrojenler ve tiroit hormonlarıdır. Bunların yetersiz ya da fazla salgılanması kemik metabolizmasında değişikliğe yol açar. Örneğin menopozda görülen östrojen eksikliği, osteoporozun en önemli nedenlerinden biridir.
Uzun kemiklerin (uyluk, kaval vb) gövdesi (diyafiz) ve ucu (epifiz) arasında büyüme kıkırdağı olarak bilinen bir kıkırdak yer alır. Kemiğin uzunlamasına büyümesi bu kıkırdakta gerçekleşir. Bu durum ergenliğe, yani büyüme kıkırdakları sertleşip kemikleşene değin sürer. Dİyafizle epizin birleştiği bu noktadan sonra insanın boyu daha fazla uzayamaz.
Kemikdokunun incelenmesinde klasik radyografinin
bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans (MR) ile karşılaştırılması
Son yıllarda bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans gibi İleri teknoloji ürünü olan tam araçları tıbbın kullanımına sunulmuş olmasına karşın, özellikle kemikdokunun incelenmesinde klasik, alışılagelmiş radyolojik incelemeler hâlâ önemini korumaktadır. Konvansiyonel olarak da adlandırabileceğimiz biı yöntemle iskelet sisteminin anatomik bütünlüğünün bozulmasma neden olan bütün kırık ve çıkıkların ortaya konması olanaklıdır. Ayrıca kemik ve doku yıkımına neden olan bütün kistler, iyi ve kötü huylu tümörler de saptanabilir. Eklemlerde değişiklikler de konvansiyonel grafi ile ortaya konabilir.
Magnetik rezonans kemikdokuda pek seçkin bir tanı aracı değildir. Ama eklem içeriğinin son derece ayrıntılı bir biçimde üç boyutlu olarak ortaya konmasını sağladığından, bugün artrografi artık tarihe karışmaya başlamıştır. Bilgisayarlı tomografi ise özellikle klasik röntgen filminde varlığı saptanabilen tümörlerin boyutlarının, yoğunluğunun ve yapısının daha ayrıntılı bir biçimde ortaya konmasını sağlar. Eklem içi yapıların incelenmesi gerektiğinde bu yöntem konvansiyonel grafiden çok üstündür.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yandex.Metrica