<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/tedavi-yontemleri-ve-incelemeler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Öksürük</title>
		<link>http://www.saglik.im/oksuruk/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/oksuruk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Nov 2010 00:21:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Solunum Sistemi ve Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Balgam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=760</guid>
		<description><![CDATA[ÖKSÜRÜK Öksürük solunum yolu hastalıklarında en sık görülen belirtilerden biridir. Solunum yollarına giren yabancı cisimleri ya da içeride oluşan bronş salgısı, balgam, kan gibi patolojik maddeleri dışarı atmaya yönelik bir refleks biçiminde ortaya çıkar. Şiddetli bir soluk vermeyle birlikte gırtlağın kapanmasını sağlayan ses tellerinin kasılmasından oluşur. Göğüs kaslarının bu sıradaki ani kasılmasına karın kasları da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖKSÜRÜK</strong><br />
Öksürük <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yolu hastalıklarında en sık görülen belirtilerden biridir. Solunum yollarına giren yabancı cisimleri ya da içeride oluşan bronş salgısı, balgam, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> gibi patolojik maddeleri dışarı atmaya yönelik bir <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleks</a> biçiminde ortaya çıkar. Şiddetli bir soluk vermeyle birlikte gırtlağın kapanmasını sağlayan ses tellerinin kasılmasından oluşur. Göğüs kaslarının bu sıradaki ani kasılmasına karın kasları da eşlik eder. Soluk borusunun içindeki basıncın yükselmesi gırtlağı açılmaya zorlar ve zorlanan gırtlaktaki ses tellerinin titreşimi tipik <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> sesinin çıkmasına yol açar.Öksürük solunum yollarının herhangi bir bölümünün uyarılmasıyla gelişen bir refleks değildir. Örneğin, akciğer hava keseciklerinin (alveol) duvarı uyarıldığında insan öksürmez. Öksürük öncelikle gırtlak, soluk borusu ve bronşların bir bölümünden kaynaklanır.<br />
Zatürree gibi bir akciğer hastalığında <a href="http://www.saglik.im/yazi/balgam/">balgam</a> bronşlara ulaşmadıkça öksürük görülmez. <a href="http://www.saglik.im/yazi/akciger-zari/">Akciğer zarı</a> (plevra) hastalıklarında, örneğin plöre-zideyse inatçı bir öksürük vardır. Solunum yollarında gerçek bir hastalık olmadan da histeri ve ruhsal gerginliğe bağlı, sinirsel öksürük görülebilir.Başlıca iki tip öksürük vardır:<br />
•<strong> Kuru öksürük</strong>: Öksürük sesi yalnızca ses tellerinin titreşimiyle oluşur. Hasta balgam çıkarmaz. Bu tip öksürük genellikle şu durumlarda görülür:</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4464" title="oksuruk_husten" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/oksuruk_husten-300x215.jpg" alt="" width="300" height="215" /></p>
<p>1) Balgam oluşturmayan -gırtlak, soluk borusu ve bronş İltihaplarında;</p>
<p>2) <a href="http://www.saglik.im/plorezi/">plörezi</a> gibi akciğer zan hastalıklarında.<br />
Veremin başlangıç döneminde görülen “kesik öksürük” de bir tür kuru öksürüktür.</p>
<p>• Balgamlı öksürük: Ses tellerinin gerilmesiyle ortaya çıkan sese balgam parçacıklarının solunum yolları boyunca hareketiyle oluşan sesler de eklenir. Değişik miktarlarda da olsa balgam her zaman vardır, ama hastanın küçük çocuk, yaşlı vb olması gibi durumlarda öksürükle dışarı çıkarılamaz, yutularak mideye gider.Bir önceki bölümde açıklandığı gibi öksürüğün “kuru” ve “balgamlı” olmak üzere başlıca iki tipi vardır. Ama öksürük bunlardan başka bazı özel biçimlerde de ortaya çıkabilir. .</p>
<p>• Nöbet halinde öksürük: Derin ve gürültülü bir soluk almayla kesilen, arka arkaya şiddetli öksürüklerden oîuşur. Tipik olarak boğmacada görülür, ama bronş mukozasının zedelendiği durumlarda ya da solunum yollarına yabancı cisimler kaçtığında da ortaya çıkabilir.• Havlar gibi öksürük: Kuru, bazen hınitdıdır. Hastanın sesi kısıktır. Larenjit, <a href="http://www.saglik.im/difteri/">difteri</a> vb hastalıklara bağlı.ses telleri iltihabında, özellikle de küçük çocuklarda akut gırtlak-soluk borusu-bronş iltihabında görülür.• fki tonlu öksürük: Farklı tonlarda iki sesin birleşmesiyle ortaya çıkar. Seslerin biri gırtlakta ses telleri düzeyinde, öbürü daha aşağıda, soluk borusu ve bronşlarda oluşur.</p>
<p>• Kuru, kısık öksürük: Yüksek sesli bir öksürük değildir, ama çok rahatsızlık verir. Gırtlakta <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> ya da <a href="http://www.saglik.im/verem/">verem</a> gibi ses tellerinin ağır lezyonlarmda görülür.Bir önceki bölümde açıklandığı gibi öksürüğün “kuru” ve “balgamlı” olmak üzere başlıca iki tipi vardır. Ama öksürük bunlardan başka bazı özel biçimlerde de ortaya çıkabilir. . Nöbet halinde öksürük: Derin ve gürültülü bir soluk almayla kesilen, arka arkaya şiddetli öksürüklerden oluşur. Tipik olarak boğmacada görülür, ama bronş mukozasının zedelendiği durumlarda ya da solunum yollarına yabancı cisimler kaçtığında da ortaya çıkabilir.• Havlar gibi öksürük: Kuru, bazen hınitdıdır. Hastanın sesi kısıktır. Larenjit, difteri vb hastalıklara bağlı.ses telleri iltihabında, özellikle de küçük çocuklarda akut gırtlak-soluk borusu-bronş iltihabında görülür.• fki tonlu öksürük: Farklı tonlarda iki sesin birleşmesiyle ortaya çıkar. Seslerin biri gırtlakta ses telleri düzeyinde, öbürü daha aşağıda, soluk borusu ve bronşlarda oluşur.• Kuru, kısık öksürük: Yüksek sesli bir öksürük değildir, ama çok rahatsızlık verir. Gırtlakta tümör ya da verem gibi ses tellerinin ağır lezyonlarmda görülür</p>
<p>&#8220;<a title="öksürük nasıl geçer" href="http://www.saglik.im/oksuruk/"><span style="color: #ff0000;"><strong>Öksürük Nasıl Geçer</strong></span></a>&#8221;</p>
<p>Öksürüğün tedavisi bağlı olduğu hastalığa yönelik olmalıdır. Kuru öksürük, hava kirliliği veya sigara gibi tahriş nedenleri ortadan kaldırıldığı zaman çoğunlukla kesilir. Güzel bir havalandırma ve havanın nemlendirilmesiyle birlikte  öksürük büyük oranda azalır.<br />
Enfeksiyon kapılmış ise bu öksürük, antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. Enfeksi­yonlardan kaynaklanan öksürükler, pisliklerin akciğerlerde birikmemesi için, kesilmeyip, tersine, desteklenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/oksuruk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>22</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik Hamilelik Testi</title>
		<link>http://www.saglik.im/gebelik-testleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/gebelik-testleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 04:33:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Döllenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=635</guid>
		<description><![CDATA[GEBELİK TESTLERİ Gebeliği olabildiğince erken sapta­yabilmek, her dönemde insanları ilgi­lendirmiş, bu amaca yönelik birçok ça­lışma yapılmıştır. Eski Mısırlılar bile gebeliği saptamak için bazı yöntemlere başvururlardı. Bunlardan birinde kadına süt ve karpuz karışımı verilir, kadın bu­nu yediğinde kusarsa gebe olduğu ka­bul edilirdi. Sonraki çağlarda da bilim­sellikten ve güvenilirlikten uzak daha birçok gebelik testi uygulanmıştır. Bugün kadın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="gebelik testleri testi" href="http://www.saglik.im/gebelik-testleri/"><strong>GEBELİK TESTLERİ</strong></a></p>
<p>Gebeliği olabildiğince erken sapta­yabilmek, her dönemde insanları  ilgi­lendirmiş, bu amaca yönelik birçok ça­lışma yapılmıştır. Eski  Mısırlılar bile gebeliği saptamak için bazı yöntemlere başvururlardı.  Bunlardan birinde kadına <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> ve karpuz karışımı verilir, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> bu­nu  yediğinde kusarsa gebe olduğu ka­bul edilirdi. Sonraki çağlarda da  bilim­sellikten ve güvenilirlikten uzak daha birçok <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a> testi  uygulanmıştır.</p>
<p>Bugün kadın vücudunda yalnızca gebelik durumunda üretilen bazı  mad­delerin bulunduğu bilinmektedir. Kan­da ve idrarda bu maddelerin  saptanma­sına dayalı gebelik testlerinin de güve­nilirliği çok  yüksektir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4706" title="gebelik-hamilelik-testi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/04/gebelik-hamilelik-testi-300x280.jpg" alt="" width="300" height="280" /></p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="343" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#090909" /><param name="src" value="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdBSlpPWxI=" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="343" src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdBSlpPWxI=" allowfullscreen="true" wmode="window" bgcolor="#090909"></embed></object></div>
<p><strong>GEBELİK HORMONU (HCG)</strong></p>
<p>Gebelikte gerçekleşen birçok fizyolojik değişiklikle birlikte bazı  hormonların salgılanması da artar. Etene (plasenta) oluşmaya başlayınca,  gebeliğe özgü bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> olan HCG (Human  Chorionic Gonadotropin/însan Koryonik Gona-dotropin) salgüanmaya başlar.</p>
<p>Bu hormonun görevi embriyonu bir süre desteklemektir. Bunu da san  cis­min (corpus luteum) canlı kalma süresi­ni uzatarak yerine getirir.  Yumurtlama­ya birlikte yumurtalıkta oluşan san ci­sim, <a href="http://www.saglik.im/dollenme-fekondasyon/">döllenme</a> gerçekleşmezse bir süre sonra yok olur. Gebelik durumunda ise HCG  salgüanmaya başlar. HCG döllen­meden 8-10 gün sonra kanda belirir; 60-80  gün sonra kandaki en yüksek dü­zeyine ulaşarak idrara da geçer.  Gebeli­ğin 150. gününe değin bu düzeyde kal­dıktan sonra gittikçe azalır  ve doğum­dan kısa bir süre sonra kaybolur. Kanda ve İdrarda HCG’nin  kolayca saptanmasını ve miktarının Ölçülmesini sağlayan yöntemler  vardır. Bu hormo­nun saptanması kadının gebe olduğunun en güvenilir  kanıtıdır. Bazı çok en­der durumlarda kadın gebe olmamasına karşın  kanında HCG saptanabilir. Ama bu bir hastalık durumudur ve hekim  ta­rafından tedavi edilmelidir.</p>
<p><strong>GEBELİK TESTLERİ</strong></p>
<p>Gebelik sırasında salgılanan HCG’yi saptama yöntemlerinin  bulunmasından sonra <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> sanayisi  laboratuvara gitme­den evde de uygulanabilecek testler ge­liştirmeye  yöneldi. Böylece hiçbir yere başvurmadan, ev ortamının gizliliği içinde  gebelik testi yapma olanağı doğdu. İlk kişisel <a title="gebelik testi" href="http://www.saglik.im/gebelik-testleri/">gebelik testi</a> 1971′de  Hol­landa’da geliştirildi ve kadınların yoğun İlgisini çekti.</p>
<p>Kolayca uygulanan kişisel <a href="http://www.saglik.im/gebelik-testleri/">hamilelik testleri</a> de  gene HCG hormonunun sap­tanmasına dayanır. Ama bu testlerde HCG hormonu  kandan çok daha kolay elde edilen bir madde olan idrarda sap­tanır.  Gerek kolaylığı ve güvenilirliği, gerekse eczanelerden salın alınarak  ev­de tek basma uygulanabilmesi nedeniy­le bu tür testler yaygın olarak  kullanıl­maya başlamıştır.</p>
<p>İnsan koryonik gonadotropin hor­monunu bağlama özelliği olan  madde­ler, bu hormonun varlığında idrarda gözle görülür bazı  değişikliklere, örneğin renk değişimine yol açar. Bu bağlayıcı maddeler <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> yapısındadır ve HCG’ye özgü olduklanndan bu hor­monla karşılaşınca  hemen onunla birle­şir. Bu birleşmenin görüntüsü ise testin özelliğine  göre değişir. Örneğin Boehringer-Mannheim yönteminde HCG karşıtı <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikorlar</a> bir bant yüzeyine dizi­lidir; bu bant idrara batınlır ve idrarda HCG  varsa antikorlarla birleşme sonu­cunda rengi değişir. Böylece kadının  gebe olduğu anlaşılır. Bazı testlerde bandın üzerinde renk değişikliği  yerine iki belirgin çizgi oluşur. Bazı testlerde » de bant yerine bir  çubuk kullanılır.</p>
<p><strong>UYGULAMA ZAMANI</strong></p>
<p>Kişisel gebelik testlerinin pozitif (olum­lu) sonuç verebilmesi için,  bir litre id­rardaki gonadotropin miktarının en az 50-100 uluslararası  birime ulaşmış ol­ması gerekir. Döllenme gerçekleşmişse genellikle âdet  gecikmesinin ilk günün­den başlayarak testin pozitif çıkmasını  sağlayacak kadar HCG idrara geçer. Ama gebelik testi daha erken, yani  he­nüz gecikme olmadan yapılırsa idrarda­ki HCG miktan <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> olacağından alı­nan sonuç yanıltıcıdır.</p>
<p><strong>UYGULAMA BİÇİMİ</strong></p>
<p>Testi sabah idranyla uygulamak en doğ­rusudur. Sabah idrarında HCG  oranı yüksek olduğundan test daha doğru so­nuç verecektir. Test  kutusunda Özel bir kap varsa idrar onun içine, yoksa temiz ve kuru bir  başka kaba boşaltılır. Daha sonra test kutusundaki açıklamalara gö­re  idrar HCG karşıtı antikorlarla uygun işlemden geçirilir ve belirtilen  süre ka­dar beklenir. Sonuç test kutusunun üze­rindeki açıklamalara göre  değerlendiri­lir. Gebelik olup olmadığı testin tipine göre renk  değişikliğine ya da test çubu­ğu üzerindeki başka değişikliklere  bakı­larak anlaşılır.</p>
<p>Herhangi bir değişiklik görülmezse idrarda HCG olmadığı sonucuna  varılır, ama negatif sonuç almması durumunda test birkaç gün sonra  yinelenmelidir. Aynca bazı testlerde hiçbir değişiklik görülmemesi  gebelik anlamına geldiğinden sonuçlan test kutusundaki açık­lamaya göre  değerlendirmeye dikkat edilmelidir</p>
<p><strong>TESTİN GÜVENİLİRLİĞİ</strong></p>
<p>Kutu üzerindeki açıklamalara tam ola­rak uyulması koşuluyla testin  sonuçlan güvenilirdir. Yukanda da belirtildiği gi­bi test âdet  gecikmesinin birinci gününNegatif sonuç alınmışsa ve birkaç gün sonra  hâlâ âdet kanaması görül­mezse test yinelenmelidir. Sonucun ge­ne  negatif çıkması durumunda idrar ör­neği bu kez bir laboratuvarda, daha  du­yarlı gebelik testleriyle incelenmelidir.</p>
<p>Gebelik olmadığı kesinleştiği halde âdet görmeme (amenore) durumu  varsa zaman geçirmeden bir uzman hekime görünmek gerekir. Gebelik  testinin ya­lancı pozitif sonuç vermesine ise çok ender rastlanır.  Örneğin bir düşük ya da kürtajdan kısa süre sonra uygulanan test,  idrarda hâlâ bir miktar HCG bu­lunduğu için pozitif sonuç verebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/gebelik-testleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zayıflama</title>
		<link>http://www.saglik.im/zayiflama/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/zayiflama/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 01:56:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=771</guid>
		<description><![CDATA[ZAYIFLAMA Zayıflama vücut ağırlığının gittikçe azalmasıdır. Genellikle halsizlik ve çabuk yorulmayla birlikte görülür. Alınan kalori miktarının metabolizma gereksinimlerini karşılamamasından kaynaklanır. Açığı kapatmak için önce vücutta depo edilen yağdokusu kullanılır, ama daha ağır olgularda kasdokusu da erir ve deri kurur. Tansiyon düşer, nabız yavaşlar ve hafif hareketlerde bile bayılma eğilimi görülebilir. Zayıflama nedenlerini araştırmadan önce iştahın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ZAYIFLAMA</strong><br />
<a href="http://www.saglik.im/zayiflama/">Zayıflama</a> vücut ağırlığının gittikçe azalmasıdır. Genellikle halsizlik ve çabuk yorulmayla birlikte görülür. Alınan kalori miktarının <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> gereksinimlerini karşılamamasından kaynaklanır. Açığı kapatmak için önce vücutta depo edilen yağdokusu kullanılır, ama daha ağır olgularda kasdokusu da erir ve deri kurur. <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">Tansiyon</a> düşer, <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">nabız</a> yavaşlar ve hafif hareketlerde bile <a href="http://www.saglik.im/yazi/bayilma/">bayılma</a> eğilimi görülebilir.</p>
<p>Zayıflama nedenlerini araştırmadan önce iştahın azalmadığı kilo ka-yiplarıyla, iştahın tümüyle kesildiği kilo kayıpları arasında ayrım yapılmalıdır. İştah normalken kilo kaybetme birçok nedenden kaynaklanabilir. Bunların başında tiroit bezinin aşırı çalışması (hipertiroidizm) ve bunaltı (anksiyete) gibi enerji tüketiminin aşırı arttığı durumlar gelir. <a href="http://www.saglik.im/pankreas/">Pankreas</a> yetersizliği ve bazı <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak hastalıkları</a> gibi durumlarda <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> emiliminin azalması bir başka nedendir. Bağırsak asalaklarına ya da büyük miktarda şekerin idrarla atıldığı denetlenmemiş şeker hastalığına bağlı olarak vücudun enerji açısından zengin maddeler yitirmesi de iştahın korunmasına karşın zayıflamaya yol açar.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4435" title="diyet-zayiflama-saglikli-beslenme-saglik" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/diyet-zayiflama-saglikli-beslenme-saglik.jpg" alt="" width="300" height="296" /></p>
<p>İştahsızlıkla birlikte görülen zayıflamaların nedeni genellikle ruhsaldır. Yaşlılarda ruhsal çöküntünün eşlik ettiği zayıflama buna Örnektir. Daha çok gençlerde görülen ruhsal kökenli <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştahsızlık</a> (anoreksiya ner-vosa) da besin almayı reddetmeye bağlı zayıflamaya neden olur.</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=8188189015726003331&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=8188189015726003331&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><strong>Zayıflamanın Başlıca Nedenleri:</strong><br />
<strong> Normal iştah</strong><br />
• yetersiz beslenme<br />
• aşırı enerji harcama<br />
• bunaltı durumları<br />
• tiroit bezinin aşın çalışması<br />
• bağırsak emiliminin azalması<br />
• bağırsak hastalıkları<br />
• bağırsak hareketlerinin artması<br />
• pankreas yetmezliği<br />
• Addison hastalığı<br />
• verem<br />
• şeker hastalığı<br />
• bağırsak asalakları<br />
• fîstüller<br />
<strong>Azalmış iştah</strong><br />
• anoreksiya nervosa<br />
• ruhsal çöküntü<br />
• karaciğer-safrakesesi hastalıkları<br />
• tümörler<br />
• enfeksiyonlar<br />
• <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> yetmezliği<br />
• kalp-damar hastalıkları<br />
• iç salgı sistemi hastalıkları<br />
• zehirlenmeler<br />
• <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> hastalıkları</p>
<p>Zayıflama belli bir hastalığa ya da yetersiz beslenmeye bağlı olabilir. Hastalıklara bağlı zayıflamalarda iç salgı sistemi bozuklukları Önem taşır. Tiroit bezinin aşırı çalıştığı Graves-Basedow hastalığında zayıflama genellikle ilk belirtidir; <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştah</a> artması ve aşırı yemek yemeyle birlikte görülür. Addison hastalığında kilo kaybı hem iç salgı sistemi bozukluğundan, hem de buna bağlı <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> ve ishalden kaynaklanır. Asidoza eğilimli <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/seker-hastaligi/">şeker hastalığı</a> olgularında hasta çok yemek yediği halde zayıflar. Bütün kötü huylu <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> zayıflamaya yol açar. Sindirim kanalı tümörlerinde emilim bozuklukları da buna eklendiğinden gerçek bir kaşeksi gelişir, yani hastada yetersiz beslenme, şiddetli zafiyet ve aşırı zayıflama görülür. Yetersiz <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> başlangıçta zayıflamaya neden olur; daha sonra kaşeksiye yol açan gerçek bir açlık hastalığına dönüşür.İç  salgıbezlerinin işlev bozukluklarının başında aşırı kilo kaybına yol açan şeker hastalığı gelir.</p>
<p>Bir başka neden tiroit bezinin aşırı çalışmasıdır (hipertiroidizm); bu durumda hasta zayıflar, ama genellikle iştahlı, enerjik, güçlü, hareketli ve zihinsel açıdan etkindir. <a href="http://www.saglik.im/hipofiz-bezi/">Hipofiz bezi</a> ve beyinde hipofizle yakından bağlantılı bölge olan arabeyin (diensefalon) yetmezliği de zayıflamaya yol açar; genellikle 15-22 yaş arasındaki kızlarda görülen bu tür zayıflığa iştahsızlık, <a href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">yorgunluk</a> ve güçsüzlük eşlik eder.İştah kaybı ve zayıflama bazen de ruhsal nedenlere bağlıdır. Daha çok genç kadınlarda görülen ve zihinsel iştahsızlık a denen olgularda düş kırıklıkları ya da şişmanlama korkusu böyle bir etki yaratır. Hasta besinlere karşı isteksizlik du- i yar ve yemek yeme düşüncesinden bile korkar. Bir yandan yediği yemek miktarını en aza indirirken, bir yandan da yememesi gerektiği, mide-bağırsak hastalığı olduğu, zehirlenebileceği ve zaten yiyemeyeceği gibi düşüncelere kapılarak hastalıklı bir ruh haline girer.Zayıflık vücuttaki yağdokusunun azlığı ve vücut ağırlığının boy, yaş vb ölçüleri içinde uygun sayılabilecek düzeyin altında kalmasıdır. Bazı zayıf insanlarda yağ depoları vücuda eşit olarak dağılmıştır; bu şanslı insanlarda uyumlu <a href="http://www.saglik.im/zayiflama/">zayıflık</a> görülür. Ama zayıflığın dengeli olmadığı, yağların vücudun üst ya da alt yarısında, bazen de belli bölgelerinde toplandığı uyumsuz zayıflık da vardır.</p>
<p>Egzersizlerle Zayıflama</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="Metacafe_2093185" /><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/2093185/evde_egzersiz_hareketleri_ile_zayiflama.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345" src="http://www.metacafe.com/fplayer/2093185/evde_egzersiz_hareketleri_ile_zayiflama.swf" allowfullscreen="true" wmode="transparent" name="Metacafe_2093185"></embed></object><br />
<span style="font-size: xx-small;"> <a href="http://www.metacafe.com/"></a></span></p>
<p>İnsanın kilosuyla estetik görünümü arasında her zaman bir koşutluktan söz edilemez. Bazen dengeli bir zayıflık, normal kiloda, ama yağdokusu dağılımı dengesiz olan bir vücuttan çok daha hoş görünebilir.Zayıflık birincil ve yapısal olmak üzere iki türe ayrılabilir. Birincil olgularda insan özellikle tiroit ve hipofızle ilgili hormonal bozukluklar ya da başta <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">sindirim sistemi</a> olmak üzere çeşitli organları ilgilendiren eski hastalıkları nedeniyle uzun süredir zayıftır. Yapısal olgularda ise zayıflık bir hastalığa ya da yetersiz beslenmeye bağlı değildir. Yapılan bütün araştırma ve muayeneler sürekli zayıf olan bu kişilerin sağlıklı olduğunu gösterir.Yapısal Zayıflığın Sınıflandırılması</p>
<p>• Astenik zayıflık: İç salgıbezi ya da anabolizma yetmezliğine bağlı zayıflık olarak da bilinir. Kişi yorgun ve isteksiz görünür. Bedensel ve düşünse] etkinliklerden çabuk yorulur. Ruhsal çöküntü ve bunaltıya eğilimlidir. Uzun kaslannda gerginlik az ve gelişme yetersizdir; atletik bir görünümlü değildir.</p>
<p>Tansiyonu düşük, kabızlığa eğilimli, mide ve bağırsak sindirimi sorunlu, iç organları sarkıktır. Astenİk zayıflıklar böbreküstü bezi, hipofiz ve tiroit gibi iç salgıbezlerinin yetersiz çalışmasına, dolayısıyla anabolik süreçlerin yavaşlamasına bağlanabilir. Hiperstenik zayıflık: iç salgıbezi ya da katabolizma etkinliğinde artışa bağlı zayıflık olarak da bilinir. Kişi her zaman etkin ve huzursuz, bedensel ve zihinsel yorgunluklara dirençlidir. Kasları gelişmiş, spor yapmaya uygun, ruhsal açıdan dengelidir. Sindirim sistemi iyi çalışır. Hiperstenik zayıflıklar hipofiz ve tiroit bezinin aşırı çalışmasına ve dolayısıyla katabolik süreçlerin hızlanmasına bağlanabilir.</p>
<p>Diyet Yemekleri Tarifleri: <a href="http://www.e-tarifler.com/kategori/tatli_tarifleri">Tatlı Tarifleri</a>, <a href="http://www.e-tarifler.com/kategori/kek_tarifleri">Kek Tarifleri</a>, <a href="http://www.e-tarifler.com/kategori/borek_tarifleri">Börek Tarifleri</a>, <a href="http://www.e-tarifler.com/kategori/sutlu_tatlilar">sütlü tatlılar</a>, <a href="http://www.e-tarifler.com/etiket/kurabiye-tarifleri">Kurabiye Tarifleri</a>, <a href="http://www.e-tarifler.com/etiket/pogaca-tarifleri">Poğaça Tarifleri</a>, <a href="http://www.e-tarifler.com/etiket/kabak-yemekleri">Kabak Yemekleri</a>, <a href="http://www.e-tarifler.com/etiket/patlican-yemekleri">Patlıcan Yemekleri</a></p>
<p><strong>• Not:</strong> Astenik ve hiperstenik zayıflıklar arasında kesin bir sınır çizilemez; ikisinin arasında kalan geçiş türleri de vardır. Astenik zayıflık diyet tedavilerine iyi yanıt verir.</p>
<p><strong>Zayıflama Tavsiyeleri<br />
</strong></p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="339" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/x9n1nf" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" src="http://www.dailymotion.com/swf/x9n1nf" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="381" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/x9wqti_zayyflama-egzersizleri-wwwzayiflama_sport&amp;related=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="381" src="http://www.dailymotion.com/swf/x9wqti_zayyflama-egzersizleri-wwwzayiflama_sport&amp;related=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/video/x9wqti_zayyflama-egzersizleri-wwwzayiflama_sport"><br />
</a></strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/zayiflama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saç Dökülmesi</title>
		<link>http://www.saglik.im/sac-dokulmesi-alopesi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/sac-dokulmesi-alopesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 00:22:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=761</guid>
		<description><![CDATA[SAÇ DÖKÜLMESİ (ALOPESI) Doğuştan gelen ya da sonradan ortaya çıkan çeşitli nedenlerle vücutta kıl ya da saç bulunmaması tıpta alopesi olarak  adlandırılır. Genellikle kafada, saçlı deride görüldüğü için saç dökülmesi biçiminde söz edilirse de vücuttaki bütün kıllarda gözlenebilen bir belirtidir. Yaygın ya da belli bir alanla sınırlı ve çok değişik nedenlere bağlı olabilir; çoğu zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SAÇ DÖKÜLMESİ (ALOPESI)</strong></span><br />
Doğuştan gelen ya da sonradan ortaya çıkan çeşitli nedenlerle vücutta kıl ya da <a href="http://www.saglik.im/sac-ve-killar/">saç</a> bulunmaması tıpta alopesi olarak  adlandırılır. Genellikle kafada, saçlı deride görüldüğü için saç dökülmesi biçiminde söz edilirse de vücuttaki bütün kıllarda gözlenebilen bir belirtidir. Yaygın ya da belli bir alanla sınırlı ve çok değişik nedenlere bağlı olabilir; çoğu zaman da gerçek nedeni anlaşılamaz. Doğuştan gelen kalıtsal nitelikteki saç ve kıl yokluğu başka bozukluklarla birlikte görülen ender bir durumdur.</p>
<p>Buna karşılık edinilmiş <a href="http://www.saglik.im/sac-dokulmesi-alopesi/"><strong>saç dökülmesi</strong></a>ne çok daha sık rastlanır. Bu tür dökülme genellikle bazı sistemik <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> sırasında ortaya çıkar, geçicidir ve geriye dönüşü vardır. <a href="http://www.saglik.im/tifo/">Tifo</a> ve <a href="http://www.saglik.im/verem/">verem</a> gibi akut ya da kronik <a href="http://www.saglik.im/yazi/enfeksiyonlar/">enfeksiyonlar</a>, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/seker-hastaligi/">şeker hastalığı</a>, tiroit ve <a href="http://www.saglik.im/bobrekustu-bezi/">böbreküstü bezi</a> hastalıkları gibi iç salgı sistemi ve <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> bozuklukları, kansızlık, <a href="http://www.saglik.im/kan-kanserleri-losemiler/">lösemi</a> gibi <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan hastalıkları</a> ve arsenik, cıva, talyum, benzodiazepin gibi maddelere bağlı kronik zehirlenmeler geçici saç dökülmesine yol açar.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4462" title="sacdokulmesi2023" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/sacdokulmesi2023.jpg" alt="" width="300" height="250" /></p>
<p>Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan <a href="http://www.saglik.im/pihtilasma/">pıhtılaşma</a> önleyici ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> gelişimini durdurucu ilaçlarla, x ışınlarından başka ağır ruhsal gerginlikler, heyecanlar, yaralanmalar, cerrahi girişimler ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> da aşırı saç dökülmesine neden olabilir.Saçlı derideki yağ bezlerinin aşırı miktarda sebum salgılamasına bağlı saç dökülmesi (seboreik alopesi) daha çok erkeklerde görülür. Yaklaşık 20 yaşlarında dökülme başlar; bazen ruhsal-bedensel <a href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">yorgunluk</a> ve gerilimlerle de bağlantılı olarak yavaş yavaş ilerler. Önce şakaklardaki saç dökülür; ardından tepe açılır ve sonunda yalnız ensenin üst bölümünden iki yana doğru uzanacak biçimde saç kalır.</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7282820254487359934&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7282820254487359934&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><strong>Bölgesel Saç Dökülmeleri</strong></p>
<p>Kıl keseciğinin yıkımına neden olan mantar enfeksiyonlarına ya da çeşitli hastalıklara bağlı olarak bölgesel saç dökülmeleri görülebilir. Yaralanmalar, yanıklar, <a href="http://www.saglik.im/frengi/">frengi</a> lezyonları, tümörler, çıbanlar, likenler ya da <a href="http://www.saglik.im/skleroderma/">skleroderma</a> ve eritemli (kızartılı) lupus gibi hastalıklar bu tür dökülmelere yol açabilir. Bazı çocuklann uyurken, bazı erişkinlerin de düşünürken saç yolma alışkanlıkları vardır; bu durumda yaralanmaya bağlı saç dökülmesi ortaya çıkabilir. Gençlerde sık görülen bir tür bölgesel saç dökülmesi de alopecia areata.</p>
<p>Sinsi başlayan ve bazen rastlantı sonucu fark edilen alopecia areata saçlı derinin herhangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Tümüyle saçsız, sınırları belirgin lekeler oluşturur. Hastalık değişik biçimlerde gelişebilir. Bazen saçsız alanın yavaş yavaş genişlemesiyle yerleşir; iyi seyreden olgularda birden çok saçsız leke oluşmaz ve birkaç ay sonra gerileme görülür. Bazen de yerleşip dengelenme dönemini yeni bir ilerleme dönemi izler; yeni saçsız alanlar ortaya çıkar ve hastalık bütün saçlı deriye yayılabilir (yaygın alopesi). İyileşen türlerde de yinelemeye sık rastlanır.</p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.saglik.im/sac-dokulmesi-alopesi/">Saç Dökülmesi için bitkisel ve Doğal Tedavi</a>&#8221; </strong></p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=7488751927505152628&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=7488751927505152628&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir; ailevi yatkınlık, iç salgı sistemi bozuklukları, kronik enfeksiyon odaklan, ruhsal etkenler ve heyecanlanma etkili olabilir. Tedavi kıl keseciklerini güçlendirmeye yönelik yerel önlemlerle, genel olarak organizmayı güçlendirici sakinleştirici ilaçlara, <a href="http://www.saglik.im/vitaminler/">vitaminler</a>e ve enfeksiyon odaklarını tedavi gibi yöntemlere dayanır.Zamanla ilerleyen saç dökülmesi <a href="http://www.saglik.im/sac-dokulmesi-alopesi/">kellik</a>le sonuçlanır. Yıllar geçtikçe insan yaşlanır; yaşlanmaya koşut olarak <a href="http://www.saglik.im/sac-ve-killar/">saçlar</a> da zayıflar ve seyrekleşir. Dökülme büyük olasılıkla saçlı deriye gelen <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> akımının ve besleyici maddelerin azalmasına bağlıdır. Saçların dökülmesinin tipik bir ilerleyişi vardır. Şakaklardan başlar, ardından tepeye yayılır, bazen alnın üstünde bir tutam saç kalacak biçimde sürer ve sonunda yalnızca ensenin üstünde yarım taç gibi bir kulaktan öbürüne uzanan saç kalır.<br />
<strong><br />
Saç Dökülmesinin Tedavisi<br />
</strong></p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1227533099177664111&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1227533099177664111&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
Tıbbın babası sayılan Eski Yunanlı hekim Hippokrates’in ünlü bir mermer büstünden esinlenilerek, bu tipik tabloya “Hipokrat Kelliği” adı verilmiştir. Yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan ve fizyolojik bir olgu kabul edilen saç dökülmesi, yapısal ve kalıtsal etkenlere bağlıdır. Özellikle erken yaşta başlayan saç dökülmesinin kalıtsal olduğu söylenebilir. Genç yaşta kel olan bir insanın çocuklarının da genç yaşta kel kalma olasılığı yüksektir. Genellikle bu kişilerin saçları 25 yaşından sonra seyrelir, kırılganlaşır ve en ufak bir çekme ya da zorlamayla dökülür. Kellik gerek genel olarak organizmayı, gerekse saçlı deriyi doğrudan ilgilendiren <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a>ların bir sonucu da olabilir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/sac-dokulmesi-alopesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yutma Güçlüğü</title>
		<link>http://www.saglik.im/yutma-guclugu/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/yutma-guclugu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 01:54:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=770</guid>
		<description><![CDATA[YUTMA GÜÇLÜĞÜ Başka hastalık verileriyle birlikte görüldüğünde tanı sorunu yaratmayan bir belirtidir. Tek başına ortaya çıktığında ise çok önemli olabilecek bazı hastalıkların atlanmaması için dikkatle incelenmeli ve değerlendirilmelidir.Hastalar genellikle yutmanın başında bir zorluk, göğüs kemiğinin arkasında ya da boğazda bir sıkışma duyduklarını belirtirler.Bu belirti çoğu kez yutma işlevinden bağımsız olarak boğazda bir yabancı cismin yol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>YUTMA GÜÇLÜĞÜ</strong></p>
<p>Başka hastalık verileriyle birlikte  görüldüğünde tanı sorunu yaratmayan bir belirtidir. Tek başına ortaya  çıktığında ise çok önemli olabilecek bazı hastalıkların atlanmaması için  dikkatle incelenmeli ve değerlendirilmelidir.Hastalar genellikle  yutmanın başında bir zorluk, göğüs kemiğinin arkasında ya da boğazda bir  sıkışma duyduklarını belirtirler.Bu belirti çoğu kez yutma işlevinden  bağımsız olarak boğazda bir yabancı cismin yol açtığı tıkanma  duygusundan farklıdır. Yutma güçlüğü, tıpta odinofaji adı verilen ağrılı  yutma ile de aynı şey değildir, ama bu iki belirti bir iltihap  sürecinde birlikte görülebilir.Yutma güçlüğünün, biri orta yutak, öbürü  yemek borusu kökenli olmak üzere başlıca iki türü vardır. Bunlar  etkiledikleri yutma aşamasına göre farklı özellikler gösterir.Yutakla  İlgili <a href="http://www.saglik.im/yutma-guclugu/">Yutma Güçlüğü</a> Besinlerin  orta yutaktan yemek borusunun üst bölümüne geçmesinde bir zorluk varsa  yutma güçlüğü orta yutakla ilgilidir. Fizyolojik yutma yaklaşık 1,5  saniye süren hızlı ve eşgüdümlü bir süreçtir. Bu sürecin istemli  evresinde dil besinleri <a title="yutak" href="http://www.saglik.im/yutak-farinks/">yutak</a> bölgesine doğru iter. Besinlerin ağız boşluğundan  ileri geçmesiyle yutma istemsiz evreye girer ve reflekslerle denetlenir.  <a href="http://www.saglik.im/yutak-farinks/">Yutak</a> kasları sığamsı dalgalanma hareketleriyle (peristaltizm) kasılır ve  yemek borusunun üst büzgen kası yemek borusuna geçişi sağlayacak biçimde  gevşer. Besinlerin soluk borusuna kaçmasını önlemek için gırtlak  yükselir <a title="gırtlak" href="http://www.saglik.im/girtlak-larinks/">gırtlak</a> dalızlan ile epiglot kapanır ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> durur.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4437" title="belirtiler3buy" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/belirtiler3buy-300x137.jpg" alt="" width="300" height="137" /></p>
<p>Orta yutakla ilgili yutma güçlüğü çeken hastalar, yutma eyleminin  başında duydukları zorluktan yakınırlar. Bunun dışında besinlerin  gırtlağa yönelmesi, burundan geri gelmesi ve soluk borusuna kaçmasına  bağlı <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> ve boğulma duygusu gibi belirtiler görülebilir. Bu tür yutma güçlüğü  özellikle sıvı gıdalar alınırken artar. Oysa yemek borusuyla ilgili  yutma güçlüklerinde katı gıdaların yutulması güçleşir.Yutma eyleminin  yemek borusuyla ilgili evresinde, besinler <a title="mide, mide nedir özellikleri işlevleri" href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a>ye ulaşacak biçimde yemek  borusu boyunca itilir. Bu işlem 6-10 saniye sürer ve vagus siniri  tarafından denetlenir. Yemek borusuyla ilgili yutma güçlüğü çeken  hastalar besin parçalarının boğazdan hemen sonra takılmasından  yakınırlar. Bu tür yutma güçlüklerinin büyük bölümü mekanik  bozukluklardan, bir bölümü de <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> bozukluklarından  kaynaklanır. En sık rastlanan nedenleri yemek borusunun alt büzgen  kasındaki ya da yemek borusunun mideye açılmasını sağlayan kastaki  bozukluklar, yemek borusunun çeşitli yerlerinde travma, cerrahi girişim  ya da bir hastalığa bağlı daralmalar ve tümörlerdir. Yemek borusu  kökenli yutma güçlüğünde, orta yutakla ilgili türden farklı olarak hasta  başlangıçta katı besinleri yutmakta güçlük çeker. Zamanla yemek  borusunun daha da daralması sıvı besinlerin geçişini de  zorlaştırır.Yutma Güçlüğünün Tanısı Yutma güçlüğünde tanı koyarken,  hastanın belirttiği zorlanma yeri dikkatle değerlendirilir; çünkü hasta  bozukluğun gerçektekinden daha yukarıda olduğunu söyleyerek hekimi  yanıltabilir. Yapılması gereken ilk inceleme yemek borusu filminin  çekilmesidir. Hastaya baryum içirildikten sonra yemek borusu radyolojik  olarak incelenir. Bu yöntem hem mekanik, hem de hareketle ilgili  bozuklukların tanınmasında yararlıdır. Yemek borusu endoskopisi de  tanıya yardımcı olabilir. Bu yolla <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> oluşumları  saptanabilir; ama yutma güçlüğüne yol açan hareket bozukluklanyla ilgili  bilgi edinilemez. Yaygın yemek borusu spazmlarının sonunda <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> içeriğinin yemek borusuna geri gelmesi durumunda ise endoskopi bu  maddelerin saptanmasmı sağlayabilir. Bütün bu incelemelerle yutma  güçlüğünün nedeni aydınlatılamazsa ağız, yutak ve gırtlakla İlgili her  türlü hastalık olasılığı dikkatle araştırılır.Çeşitli etkenler yutma  güçlüğünün tanısını zorlaştırabilir. Hastadan alınan bilgi ve veriler  (anamnez) yetersizse, bunlara dayanarak yutma güçlüğünün orta yutaktan  mı, yoksa yemek bo-usundan mı kaynaklandığını saptamak ve hareketle  ilgili ya da mekanik kökenli gerçek nedene yönelmek olanaksızdır.  Ayrıca, hastanın yakınmalarının yerini yanlış tanımlaması hekimi  yanıltabilir.Bu hastalarda önceden konmuş ruhsal kökenli yutma güçlüğü  tanısına kuşkuyla yaklaşmak gerekir, çünkü böyle bir tanı yemek  borusunun mideye açılmasını denetleyen alt büzgen kasın gözden kaçmış  bir rahatsızlığını gizleyebilir.Yapılması gereken önemli bir inceleme  yutma sırasında orta yutak kaslarının hareketlerinin videoflüoroskopiyle  görüntülenmesidir. Çekilen video filminin okunması bu <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> hareketlerinin  tekrar tekrar gözlenmesine olanak verir.Yemek borusu filmlerinin normal  olması, kas hareketlerinde bozukluk olmadığını kanıtlamaz. Bu durumda  kesin tanıya varmak için yemek borusu <a href="http://www.saglik.im/gaz/">gaz</a> basıncındaki değişiklikler  ölçülür (manometri).</p>
<p>﻿</p>
<p><a title="yemek borusu" href="http://www.saglik.im/ozofagus-yemek-borusu/">Yemek borusu</a> filmi baryum içirildikten sonra çekildiğinde sonuçsuz  kalabilir. Daha güvenilir sonuç elde etmek için, aynı filmi sıvı yerine,  katı opak maddeyle (örneğin bir baryum tableti) çekmek gerekebilir. Bu  yöntemle yemek borusunun alt büzgen kasındaki değişiklikler ve  besinlerin geri gelmesine bağlı yemek borusu iltihabının yol açtığı  daralmalar çok daha iyi saptanabilir.Endoskopide de yanılma payı vardır.  Bunun günümüzde kullanılan optik aygıtların çaplarının çok küçük  olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Dolayısıyla endoskopiye ek  olarak yemek borusu manometrisi de yapılmalıdır</p>
<p>Bu hastalık esnasında, hasta yutma olayı sırasında sıvı ya  da katı maddenin midesine varmadan belli bir noktada takıldığından  yakınır. Yutma güçlüğü, yalnız yutma olayı sırasında ortaya çıkan bir  yakınmadır. Buna karşılık bazı psikolojik sorunları bulunan hastalar,  yemek borularında bir şeyin sürekli olarak takılı kaldığından yakımrlar.  Bu yakınmayı yutma güçlüğü olarak  değerlendirmemek gerekir. Çünkü, bu yutma güçlüğü değildir. Yutma  güçlüğü üe birlikte yutma sırasında <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> da gelişebilir. Yutma  sırasında ağrının gelişmesine “Odinofaji” denilmektedir. Yutma güçlüğü  yaratan etkenleri, yerleştikleri bölgeye göre başlıca iki grup içinde  inceleyebiliriz. Bunlardan ilki “Ağız-yutak” bölgesinden diğeri ise  özafagus-tan kaynaklanan yutma güçlüğüdür. Ağız-yutak bölgesinden  kaynaklanan yutma güçlüklerinin etkenlerini şöyle özetleyebiliriz: Dilde  gelişen iltihaplar, bademcik iltihaplan, ağız içi iltihaplan, <a href="http://www.saglik.im/yutak-farinks/">yutak</a> iltihaplan, dil ülserleri, <a href="http://www.saglik.im/kabakulak/">kabakulak</a> boyun lenf  bezlerinin aşırı büyümesi, tetanos, tiroit bezi iltihapları, kuduz,  miyastenia gravis, Sjögren sendromu. Yemek borusundan kaynaklanan yutma  güçlüklerini ise şöyle özetleyebiliriz: Özofagus iltihapları, özofagusta  yabancı cisim, Özofagus kanseri, hiatus . hernisi, özofagus  divertikülü, özofagusun nedbe darlıkları, Sjögren sendromu,  hipertiroidizm, aorta anevrizması, kalpte sol atriumun büyümesi,  akalazia ve Plummer-Vinson sendromu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/yutma-guclugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akupunktur</title>
		<link>http://www.saglik.im/akupunktur/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/akupunktur/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 03:58:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bel Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=8766</guid>
		<description><![CDATA[Akupunktur, Çin’de çok eski dönemlerden bu yana uygulanan, günümüzde Batı ülkelerinde ve yurdumuzda da yaygınlaşan tedavi yöntemi. Akupunktur, özellikle ağrı gidermek amacıyla bedenin belirli noktalarına altın, gümüş, vb. iğneler batırılmasına dayanır. Etki mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte Uzakdoğu’da önemli ameliyatlarda anestezi yerine de başvurulan yöntem, Özellikle süreğen baş ağrılarının ve sırt ağrılarının tedavisinde yararlıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akupunktur, Çin’de çok eski dönemlerden bu yana uygulanan, günümüzde Batı ülkelerinde ve yurdumuzda da yaygınlaşan tedavi yöntemi. <a href="http://www.saglik.im/akupunktur/">Akupunktur</a>, özellikle ağrı gidermek amacıyla bedenin belirli noktalarına altın, gümüş, vb. iğneler batırılmasına dayanır. Etki mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte Uzakdoğu’da önemli ameliyatlarda <a href="http://www.saglik.im/genel-anesteziler/">anestezi</a> yerine de başvurulan yöntem, Özellikle süreğen <a href="http://www.saglik.im/yazi/bas-agrilari/">baş ağrıları</a>nın ve <a href="http://www.saglik.im/sirt-agrisi-neden-yaygindir/">sırt ağrıları</a>nın tedavisinde yararlıdır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9274" title="akupunktur" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/07/akupunktur-300x295.jpg" alt="" width="240" height="236" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/akupunktur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vulva</title>
		<link>http://www.saglik.im/vulva-kanseri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/vulva-kanseri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 20:51:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1302</guid>
		<description><![CDATA[Kadın üreme organlarının en dış bölümü olan vulva, üreme organlarının dıştan görülebilen bölümüne verilen addır. 10 ayrı bölümden meydana gelir: 1) “Venüs Tümseği” (Mons veneris, Mons pubis}, 2)”Büyük dudaklar” (dış dudaklar, Labia majora), 3) ‘ ‘Küçük dudaklar” (iç dudaklar, Labia minora), 4) “Klitoris (bızır), 5) “Vestibül”, 6) “Vagina deliği”, 7) “Kızlık zarı” (himen), 8 ) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın üreme organlarının en dış bölümü olan vulva, üreme organlarının dıştan görülebilen bölümüne verilen addır.</p>
<p>10 ayrı bölümden meydana gelir:</p>
<p>1) “Venüs Tümseği” (Mons veneris, Mons pubis},<br />
2)”Büyük dudaklar” (dış dudaklar, Labia majora),<br />
3) ‘ ‘Küçük dudaklar” (iç dudaklar, Labia minora),<br />
4) “Klitoris (bızır),<br />
5) “Vestibül”,<br />
6) “Vagina deliği”,<br />
7) “Kızlık zarı” (himen),<br />
8 ) “Üretra dış deliği [Meatus externus),<br />
9)Skene kanalları,<br />
10) “Vulvovaginal bezler” (Bartholin bezleri)</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4411" title="daigramofvulvaranatomy" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/daigramofvulvaranatomy-300x191.jpg" alt="" width="300" height="191" /></p>
<p><strong>VULVA KANSERİ</strong>: Kadının üreme organlarında rastlanan <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> içinde sıklık bakımından dördüncü sırayı <a href="http://www.saglik.im/vulva-kanseri/">vulva kanseri</a> almaktadır. Bilindiği gibi üreme organlarının en sık rastlanan diğer üç kanseri <a href="http://www.saglik.im/rahim-agzi/">rahim ağzı</a> (serviks uteri) kanseri, <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> kanseri ve <a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">ovaryum</a> (yumurtalık) kanseridir. Üreme organlarındaki kanserlerin % 2-3 kadarı vulva kanserleridir. Vulva kanseri, özellikle yaşlı kadınların hastalığı olarak, klinik Özellik taşımaktadır. Hastalık 70 yaşındakilerde sıklık bakımından doruğa ulaşmaktadır. Vulva kanserlerinin çok büyük bir bölümü “Skuamöz hücreli kanser” tipindendir ve az da olsa “Adenokarsinom” denilen salgı bezi kanseri de gelişebilmektedir. Vulvanın herhangi bir bölgesinde <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> gelişip yayılabilir. Vulva kanserlerinde başlangıçta hafif bir kabarıklık, sertleşme ve <a href="http://www.saglik.im/kasinti/">kaşıntı</a> bölgesine rastlanır. Bu bölgede küçük bir <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">ülser</a> de gelişebilir. Ülser çevresinde şişlik de gelişebilmektedir. Bu tablo önemsenmediğinde, sözü geçen değişiklikler tüm vulvaya yayılmaktadır. Vulvadaki ülser genişledikçe ve kanser daha derinlere yayıldıkça şiddetli bir <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> gelişmektedir. Bu gibi durumlar, ağrı kesici ilaçlara gereksinim doğuracak kadar ağrılı olabilmektedir.Tedavi olarak genellikle cerrahi yöntemler önerilmektedir. Işın tedavisinin yeterli bir sonuç sağladığı görüşü, tıp çevrelerinde destek bulmamıştır.</p>
<p><strong>VULVA VE DÖLYOLU TÜMÖRLERİ VULVA KARSİNOMU</strong></p>
<p>Kadında dış cinsel organlara vulva de­nir. Yayılmacı vulva karsinomu kadın­lara Özgü kötü huylu tümörlerin yüzde 4′ünü oluşturur ve genellikle ileri yaş­larda ortaya çıkar. Hastaların ortalama yaşı 65′tir; bunların yüzde 60′tan fazlası 50. yüzde 25′i 70, yüzde 10′u da 80 yaşın üzerindedir. Bu nedenle yüksek tan­siyon, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/seker-hastaligi/">şeker hastalığı</a> ve <a href="http://www.saglik.im/sismanlik/">şişmanlık</a> da çoğu kez vulva kanserine eşlik eder.</p>
<p><strong>Nedenleri</strong></p>
<p>Vulva karsinomunun nedenleri arasında vulva kaşıntısına bağlı yaralar, kasık lenfogranülomu, frengi, <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">leğen</a> bölgesine ışınım uygulanması, arsenikÜ böcek ilaçlan ve podofilin gibi kimyasal mad­delerin etkisiyle sürekli örselenmeler İleri sürülmüştür. Özellikle genel <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> ve temizlik kurallarına dikkat etmeyen­lerde vulva karsinomuna sık rastlanır. <a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-iliski/">Cinsel ilişki</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> travmalarının et­ken olmadığı anlaşılmaktadır, çünkü ev­lilerle bakireler arasında vulva kanserine yakalanma sıklığı bakımından fark yok­tur. Aynı durum demir ve B12 vitamini eksikliği, kozmetik alerjileri ve geçmişte vulva kaşıntısının tedavisinde kullanılan türden ışmım için de geçerlidir.<br />
Tek basma ya da birlikte birçok et­kenin kansere yol açtığı söylenebilırse de kesin bir neden ileri sürmek olanak­sızdır. Ama genç kadınlarda insan pa-pillom virüsü (HPV tip 6) enfeksiyonuyla in situ durumdaki (kendi doğal yerinde, çevreye yayılmamış) ya da he­nüz yayılmaya başlamış vulva karsino­mu arasında anlamlı bir ilişki olduğu sanılmaktadır. Ayrıca dış cinsel organ­larda siğile benzer kabartılar olan kondilom tipi virüs hastalıklarıyla kötü huylu vulva tümörleri arasında görülme sıklığı açısından bir koşutluk vardır.</p>
<p><strong>Yatkınlığa Yol Açan Lezyonlar </strong></p>
<p>Karsinom öncesinde en sık görülen de­ğişimler şunlardır:<br />
• Gevreme (Kraurosis) &#8211; Başlıca kli­nik özellikleri vulvada derinin kuruyarak incelmesi, kılların dökülmesi ve do­ku gerilemesidir. Vulva yüzeyi düzleşmiş, sarı-gri bir renk almış, derialtı yağ dokusu ortadan kalkmıştır. Bu durum vulva ağzında daralma nedeniyle cinsel ilişkide ağrıya (disparöni) yol açar. Vulva kuruması menopoz dönemindeki kadınlara özgü <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> eksikliğine bağlanmaktadır. Ama <a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">yumurtalık</a> işlevi normal genç kadınlarda da görülmesi bu mon etkisine yeterli yanıt vermemesin­den kaynaklanmaktadır.<br />
• LÖkoplaki &#8211; Karsinom Öncesinde en sık görülen lezyondur. Düz ya da kaba­rık bir katman görünümünde, değişik bi-Çİm ve büyüklükte, sedef rengindedir; tek ya da birden çok olabilir; küçük du­dakların iç ya da dış yüzeyine yerleşmiş ve mukozaların yüzeyiyle sınırlı bir olu­şumdur. En çok 40- 50 yaş arasındaki ve menopoz dönemindeki kadınlarda görü­lür. Örseleyici uyaranların sürekli etkisi­ne bağlı olduğu sanılmaktadır. Kanser­leşme riski 3-5 yıl içinde yüzde 5 dola­yındadır.<br />
• Kronik liken (lichen scîerosus e at-rophicus) &#8211; Vulvada şiddetli kaşıntı ya­pan kronik bir deri hastalığıdır. Deride aşın keratin birikimiyle beyaz renkli, üzeri yassı kabarıklar oluşur. Bu olu­şumlar vulva ve makat çevresindedir. Arkada üçüncü kuyruksokumu omuru­na, yanlarda kalça oluğuna kadar yayılır.<br />
• Kondilom &#8211; Siğile benzer küçük olu­şumlardır. Çeşitli biçimleri vardır. Aşın keratinli, saplı, çok sayıda konik kondi­lom ya da sapı geniş tabanlı, sedef renk­li, bir ya da birkaç tane rozet görünümlü kondilom biçiminde olabilir. Bazen de vulva derisinin ve mukozasının üstünde lökoplakiye benzer oluşumlar biçiminde ortaya çıkar, ama bu oluşumların içinde ince damarlar vardır.<br />
Belirtileri<br />
Vulvadaki lezyonlar kaşıntıya, ağrılı bir rahatsızlık duygusuna ve yanmaya yol açar. Ama bu belirtiler yalnızca kötü huylu oluşuma özgü değildir, in situ du­rumundaki karsinomun klinik olarak kendine özgü bir görünümü yoktur. Ge­nellikle deriden hafifçe kabarık, kenar­ları düzensiz, yavaş yayılan bir oluşum­dur. Mukozaya yerleşenlerin rengi şarap kırmızısı, yüzeyi kadife gibidir; deride-kiler ise beyaz renkli, yüzeyi egzamalı ya da ülserli olur. Olguların üçte birinde lezyon aşın pigmentlidir; vulvadaki pig­mentli değişimlerin en sık rastlanan ikinci nedeni in sttu karsinomdur. Ço­ğunlukla küçük dudaklarda gelişir ve çok odaklıdır. Hastalann hemen hepsin­de bundan başka belirti görülmez. Bazı hastalar kaşıntıdan yakınır. Kötü huylu bir değişim olan <a href="http://www.saglik.im/paget-hastaligi/">Paget hastalığı</a> genel­likle <a href="http://www.saglik.im/egzama/">egzama</a> görünümünde kırmızı renkli tek bir plak gibidir. Büyük du­dakların derisi üstünde yer alır; ağnsız ve kaşıntılıdır, yavaş ilerler. Siğilimsi karsinom ağız boşluğu, <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> delikleri, gırtlak, yemek borusu, deri gibi vulva-dan başka dokularda da görülebilen bir tümördür. Karnabahar gibi düzensiz yü­zeyli, beyaz renkli, 1-5 cm çapındadır; genellikle büyük dudaklarda gelişir. Di­kensi hücreli yayılmacı karsinom baş­langıç evresinde küçük bir ülseri andı­rır. Belirgin kenarlan vardır ve kısmen kabukla kaplıdır. Tümörde çizgi biçi­minde kanama olabilir ve üstünde en­feksiyon gelişebilir. Kanama ve ağn za­manla artar. Dikensi hücreli karsinom hastalann yüzde 75′inde vulvamn ön bölümündedir; bunlann yüzde 6O’ı bü­yük dudaklarda, yüzde 30′u <a href="http://www.saglik.im/klitoris-bizir/">klitoris</a> başı ve küçük dudaklarda, geri kalanı da döl-yolu girişinde bulunur. Hastalann yüzde 25′inde ise karsinom vulva dudaklan bağı denen deri kıvrımmdadır. Bartholin bezi karsinomu başlangıçta kapsüllüdür. Tanı genellikle ileri evrede konur; çün­kü dışandan güç fark edilen bir yerdedir ve hastalar utandıklanndan doktora baş­vurmakta gecikirler.<br />
İncelemeler<br />
Doğru tanı ve sınıflama için yapılması gereken çeşitli incelemeler vardır. Önce jinekolojik muayene yapılır ve karsino­mun boyutuyla kasık lenf bezlerindeki olası büyüme belirlenir. Kazıma yoluyla <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> örneği alınarak hücreler incelenir. Tetrasiklinle flüoresans testi ya da meti­len mavisiyle boya testi uygulanır. Ye­rel anesteziyle kolposkopik büyütme al­tında <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> yapılır. Kesin tanı için vul­vadaki bütün değişimlerin kesilip alın­ması gerekir. Kuruma ve lökoplaki tipi değişimlerde boya testleri dışında kol-poskopi ve biyopsi uygulanmalıdır. (Metilen mavisi testi aşınmış ve nedbe dokusu oluşmuş bölgelerde sonuç ver­mez; in situ karsinomu olan hastalann yalnızca üçte ikisi teste yanıt verir.) Ülserleşme görülen bütün oluşumlara bi­yopsi yapılmalıdır. Kötü huylu oluşum-lann ayırt edilmesi için laboratuvar in­celemeleri de gerekir.<br />
Ayırıcı Tanı<br />
Vulva karsinomu Bartholin bezi kistin­den (iyi huylu ter bezi tümöründen (hidroadenom), deri yumrularından (dermatofibrom), frengiden, herpes enfeksiyonundan, kondilomdan (özellikle siğilimsi karsinom), kasık Ienfogranülo-mundan ve lökoplakiden ayırt edilmeli­dir. Ayıncı tam her zaman kolay değil­dir. Örneğin kasık lenfogranülomuyla yayılmacı karsinom birlikte bulunabil­mektedir. Başka bölgelerden kaynakla­nan kötü huylu tümörlerin vulvaya sıç­raması ve idrar kesesi ya da düzbağırsak karsinomunun yayılması da ayırıcı tanıda dikkate alınmalıdır. ~&gt; ^ «*- &gt;’i&#8217;m^<br />
Gidişi ve Komplikasyonlar<br />
Dikensi hücreli yayılmacı vulva karsi-nomu yavaş bir yerel gelişim gösterir.<br />
Yerel yayılma siyek, dölyolu, düz-bağırsak ve apışarasına (perine) doğru­dur. Bölgesel lenf düğümlerine yayılma sık görülür ve erken başlar; tam kondu­ğunda hastaların yüzde 50’sinde kasık lenf düğümlerine metastaz vardır. Kar-sinomun çapı ne kadar büyükse, yayıl­ma olasılığı da yüksektir.<br />
Uzağa yayılma ise çok ender ve an­cak ileri evrede görülür. Tedavi edilme­yen karsinom bütün apışarası düzeyine yayılır; dölyoluyla düzbağırsak ve idrar kesesi arasında fistüller, bacaklarda len-födem oluşur. Hasta kanser kaşeksisi (şiddetli zafiyet, bitkinlik) ya da kana­ma nedeniyle ölür. Çapı 1 cm’den kü­çük olan ve derinliği 5 mm’yi geçmeyen dikensi hücreli yayılmacı vulva karsino-mu hiçbir zaman lenf düğümü metastazı yapmaz. Siğilimsi karsinomda lenf dü­ğümüne yayılma görülmez.<br />
Kanserin yinelemesi birincil karsi lıdır. Geniş çıkarılmayla (rezeksiyon) tedavi edilen in situ karsinom ve Paget hastalığında yineleme sık görülür; has­talık cerrahi girişimin sınırlarında bu­lunmamasına karşın buralarda yineler ve özellikle Paget hastalığında gizli odaklarda da ortaya çıkar. Yayılmacı karsinomda yineleme erken ya da geç olabilir. Erken yinelerse aynı yerde (cerrahi girişimin nedbesi üstünde ya da çevresindeki deride) ya da bölgede (kasıktaki metastazh lenf düğümlerin­de) ortaya çıkar. Her iki durumda da yi­neleme cerrahi girişimin yeterince kök­ten olmamasından ve girişim sırasında karsinomlu hücrelerin yayılmasından kaynaklanır.<br />
Tedavi<br />
• Genel ilkeler &#8211; Bütün evrelerde tek tedavi cerrahi girişimdir. Hastanın ge­nel durumunun cerrahi girişime elver­mediği koşullarda bile, bunların olabil­diğince düzeltilmesinden sonra birincil tümörün çıkarılması Önerilir.<br />
• Cerrahî girişim &#8211; Vulvada bütün kanser öncesi değişimler sıkı kontrol al­lında tutulmalıdır. Genç kadınlarda cer­rahi girişime karar verilirken bunun es­tetik değişiklik, dölyolu daralması ve cinsel uyumsuzluk gibi sorunlara yol açabileceği göz önüne alınmalıdır. Ameliyat edilen hastanın düzenli ve dikkatli kontrolü yapılmalıdır. Ameli­yattan sonra genel sağlık ve temizlik kurallarına titizlikle uyulması, ayrıca lenfödemin önlenmesi si gerekir. Yeniden <a href="http://www.saglik.im/kanserlesme/">kanserleşme</a> olasılı­ğı bulunduğundan düzenli kontrol beş yıldan sonra da sürdürülmelidir.<br />
• Işın tedavisi (radyoterapi) &#8211; Vulva karsinomunun birincil tedavisinde deri­den emilen radyoterapinin yeri yoktur, çünkü bu karsinom ışınıma duyarlı de­ğildir. Ayrıca ışınım deriye, bağırsağa ve idrar yollarına zarar verir, vulva ilti­habına (vulvit) yol açabilir. Lenf düğü­mü metastazları bulunduğunda da ışın tedavisi cerrahiye ek bir yarar sağlamaz.<br />
•  İlaç tedavisi (kemoterapi) &#8211; Başka bir tedavi olanağının kalmadığı, ilerle­miş evre dışında <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavisi uygulan­maz. Genellikle dölyatağı boynu karsi-nomunda kullanılan ilaçlar seçilir. Has­taların ancak yüzde 10 kadarında nes­nel düzelme sağlanır.<br />
• Yeniden kanserleşmelerin tedavisi-Aynı yerde yineleyen karsinomun teda­visinde cerrahi girişime, elektrikle yak­maya, soğuk cerrahisine (kriyoşirurji) ya da laser cerrahisine başvurulur, Işın tedavisi birincil tümördeki kadar bile etkili değildir, çünkü daha önceki cerra­hi girişim nedeniyle kanm dokuları bes­lemesinde değişiklikler ortaya çıkmış­tır. Kasıktaki yinelemeler olabildiğince cerrahi yoldan tedavi edilir. Cerrahi gi­rişim yapılamazsa ışm tedavisi uygula­nır; ama kasıkta yineleyen karsinomlar genellikle tedavi edilemez.<br />
•  Komplikasyonların tedavisi &#8211; Ameli­yat sonrası dönemde kötü huylu olmayan başlıca Üç komplikasyon ortaya çıkar:<br />
a) Dölyatağının ve dölyolu duvarla­rının sarkması &#8211; Tek tedavi dölyolu ve dölyatağının cerrahî girişimle alınması­dır. Ama hastanın yaşı ve daha olan hastalığı dikkatle değerlendirilip gerekli Önlemler alınarak dölyoluna özel bir aygıt yerleştirilebilir; peser a .-nen bu aygıt destek işlevi görür.<br />
b) Lenfödem &#8211; Sık görülür. Lenf sı­vısının ve <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> kanının birikme­sine, ayrıca ameliyat sonrası trombofle-bite (toplardamarda pıhtı ve iltihap) bağlıdır. Karsinomun leğen bölgesinde yineleyip yinelemediği her zaman kont­rol edilmelidir.<br />
c) Dölyoîu daralması &#8211; Ender görü­lür ve yalnızca genç kadınlarda sorun oluşturur. Cinsel uyumsuzluğa yol aç­ması çözümü güç bir sorun yaratır.<br />
Beklenen Gidişi &#8211; - -v (Prognoz)<br />
Vulvamn cerrahi girişimle alınması yo­luyla tedavi edilen in situ karsİnom, ba­zal hücreli karsinom ve siğilimsi karsi-nom çok iyiye gider. Beş yıl sonunda sağ kalma oram yüzde 100′dür. Yayıl­macı karsinomun gidişi ise birincil tü­mörün yerine, yayılmasına ve tedaviye bağlıdır. Lenf düğümlerine yayılmamış ve uygun biçimde tedavi edilmiş tümör­lerde beş yıl sonunda sağ kalma oram yüzde 75-90 arasındadır; kanser lenf düğümlerine yayılmışsa bu oran yüzde 25-30′a düşer. Organın korunduğu cer­rahi girişimle birlikte ya da tek basma uygulanan ışm tedavisi sonucunda beş yıllık sağ kalma oram genel olarak yüz­de 20′nin altındadır. Klitoris karsinomu-nun gidişi daha kötüdür.<br />
DÖLYOLU KARSİNOMU<br />
Kötü huylu birincil dölyolu tümörleri kadınlara özgü kötü huylu tümörlerin yüzde 1-2’sini oluşturur. Bunların yakla­şık yüzde 95′i dikensi hücreli yayılmacı karsinomdur; çok ender görülen in situ karsinom genellikle dölyatağı boynu in situ karsinomuyla birlikte ortaya çıkar.<br />
Dikensi hücreli karsinom tipik ola­rak 50 yaşm üzerinde, en çok da 56-65 yaş arasında görülür. Oluşumunu kolay­laştırdığı bilinen tek etken, sarkmayı hafifletici bir önlem olarak dölyoluna peser yerleştirilmiş olmasıdır. Dikensi hücreli karsinom gelişen hastaların yüz­de 10-15′i daha önce peser kullanmıştır. Leğen bölgesine ışınım uygulanmasının etkisi ise kesin değildir.<br />
Belirtileri<br />
Dölyolu karsinomunun belirtileri dölya­tağı boynu karsinomuna benzer. Ülserli bir alandaki kanama ilk belirtiyi oluştu­rur. Kanamayla aynı zamanda cinsel iliş­ki sırasında ağrı ve beyaz <a href="http://www.saglik.im/akinti/">akıntı</a> (lökore) ortaya çıkabilir. İdrar kesesi boynu ve si­yek yakın olduğundan idrar yollarıyla il­gili belirtiler de sık görülür. Hastaların yüzde 60′ından fazlasında dikensi hücre­li karsinom ülserli biçimde ortaya çıkar. En sık görüldüğü yer dölyolunun arka duvarı ve üst bölümüdür. Karsinom ol­guların yüzde 55′inde dölyolunun üst, yüzde 15′inde orta, yüzde 30′unda da alt bölümündedir. Tanıda gecikilmesinin başlıca nedenleri hastaların ileri yaşta ol­maları, cinsel açıdan aktif olmamaları ve düzenli muayene edilmemeleridir İncelemeler<br />
Karsinomun doğru sınıflanduıhnası için anestezi alanda jinekolojik muayene, kolposkopi, Schiller testi ve Pap testi vazgeçilmez incelemelerdir. (Bu testler dölyatağı boynunda olumsuz sonuç ver­melidir.) Belirgin lezyonlar ya da Schil­ler testinde iyotla boyanmayan (kanserli) bölgeler belirlendiğinde kolposkopik bü­yütme altında dölyolu biyopsisi yapılır. Kanserin dölyatağı gövdesine yayılma olasılığını dışlamak için dölyatağı içi ka­zıma, ayrıca lenfografi, <a href="http://www.saglik.im/sistoskopi/">sistoskopi</a> ve <a href="http://www.saglik.im/rektoskopi/">rektoskopi</a> uygulanır. Tanı tablosunu ta­mamlamak için idrar yollan, göğüs ve kontrast maddeyle kalınbağırsak filmi Çekilir.<br />
Ayırıcı Tanı<br />
Birincil dölyolu karsinomu öncelikle şunlardan ayırt edilmelidir:<br />
•  Başka yerlerden kaynaklanan ve döl­yoluna sıçrayan tümörler (endometri-yum, dölyatağı boynu ya da yumurtalık karsinomu).<br />
• Yakın bölgelerden kaynaklanan ve dölyoluna yayılan tümörler (dölyatağı boynu, Bartholin bezi, vulva, düzbağır-sak, idrar kesesi ya da siyek karsinomu), Ayırıcı tanıda frengi, endometnyoz ve yakıcı madde lezyonlan olasılıkları da dikkate alınır.<br />
Karsinomun dölyolundan kaynaklan­dığını belirlemek için birincil tümörün dölyatağı boynu ve gövdesinde bulun­madığı kanıtlanmalı, kolposkopi ve döl­yatağı içi kazıma olumsuz sonuç verme­lidir.<br />
Gidişi ve Komplikasyonlar<br />
Dölyolu karsinomu önce vulvaya, idrar kesesine ve düzbağırsağa yayılır. Bölge­sel lenf düğümlerine yayılma da erken evrede görülür.<br />
<a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">Tümör</a> dölyolunun üst bölümündey-se yayılması dölyatağı boynu karsino­muna benzer. Buna karşılık dölyolunun orta ve alt bölümlerindeyse yayılma vul­va karsinomunu andırır; kanser önce ka­sık lenf düğümlerine, daha sonra leğen bölgesi lenf düğümlerine yayılır. Lenf yayılması birincil tümörün yayılmasıyla doğrudan bağlantılıdır.<br />
Dölyolu karsinomu genellikle ilk te­daviyi izleyen iki yıl içinde aynı yerde yineler. Uzak organlara yayılması seyrek görülür ve ileri evrelerde ortaya çıkar.<br />
Tedavi<br />
Tedavi deriden emilen yüksek enerjili radyoterapiye ve radyumlu iğne ya da çubuklarla uygulanan küriterapiye daya­nır. Dölyolunun dölyatağı ve lenf dü-ğümleriyle ya da leğen bölgesi dokula­rıyla birlikte çıkarıldığı çok radikal cer­rahiye ancak ışm tedavisinin başarılı ol­madığı hastalarda başvurulur. İlaç teda­visi tek başına etkili değildir; seçilen ilaçlar dölyatağı boynu karsinomunda kullanılanlara benzer. Tedavi karsino­mun yerine, boyutlarına, yayılma derin­liğine ve bölgesel lenf düğümlerinin et­kilenmesine göre belirlenir.</p>
<p>Beklenen Gidişi (Prognoz)</p>
<p>Dölyolu karsinomu olan hastaların iyi­leşme olasılığı radyoterapi yöntemlerin­deki ilerlemeler sonucunda artmıştır.<br />
Hastalığın beklenen gidişi açısından en önemli etken tümörün boyutudur. Küçük boyutlu (1-2 cm) karsinomlarda hastaların beş yıl sonunda sağ kalma oranı yüzde 60′ın üzerindedir, ama ileri evrelerde bu oran önce yüzde 30′a, daha sonra da yüzde 10′a düşer.</p>
<p><strong>VULVAYA AİT KISIRLIK NEDENLERİ:</strong></p>
<p>Vulvadaki bir bozukluk, genellikle <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisirlik/">kısırlık</a> yakınmasından önce. bir gelişim bozukluğu olarak yakınmalarla kendini gösterir. Diğer bir deyimle, böyle bir hastanın kısırlıktan önceki ilk yakınması adet görememe ya da cinsel birleşme yapamama gibi farklı belirtilerdir. Vulvanın böyle bozukluklarına örnek olarak himenin (kızlık zarı) kapalı oluşunu gösterebiliriz. Himeni kapalı olan bir genç kız ilk olarak adet görememekten yakınmaktadır. Eğer bu genç kız evli ise cinsel birleşme yapamamaktan dolayı hekime başvurabilir; gayet doğal olarak kısırlık sorunu ikinci plandadır.</p>
<p><strong>VULVOVAGİNAL BEZLER &#8211; BARTHOLİN BEZLERİ:</strong> Bartholin bezleri (vulvovaginal bezler), <a href="http://www.saglik.im/yazi/vagina/">vagina</a> deliğinin iki yanına yerleşmiş olan iki bezdir. Buraya gonore mikrobu ve diğer mikroplar kolayca bulaşabilir. Bartholin bezleri mukus salgılarım birer kanalla vestibüle boşaltırlar. Mukus özellikle cinsel birleşme sırasında psikolojik ve fiziksel uyarılarla salgılanır ve vagina girişini nemlendirir, kayganlaştırır.</p>
<p><strong>PRURİTUS VULVA (VULVA KAŞINTISI):</strong>Herhangi bir nedenle vulvada kaşıntı olabilir. Vulvada kaşıntıya yol açan ve bazen kadını çok rahatsız eden nedenler aşağıda sıralanmıştır:</p>
<p>1) İdrar yollarına ilişkin sorunlar: İdrarda şeker çıkması (şeker hastalığında), idrarda iltihap bulunması ve idrar kaçırma gibi nedenler vulvayı tahriş ederek kaşıntıya yol açarlar.</p>
<p>2)  Vaginal akıntılar: Herhangi bir nedenle olan vaginal <a href="http://www.saglik.im/akinti/">akıntılar</a> uzun süre devam ederse tahrişe ve sonunda kaşıntıya neden olurlar.</p>
<p>3}Anüs (makat) ile ilgili sorunlar:Hemoroid ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> parazitleri de vulvada kaşıntıya neden olan etkenlerdendir. Özellikle küçük kız çocuklarında bağırsak parazitleri sıklıkla vulvada kaşıntı oluştururlar.</p>
<p>4) Deri hastalıkları: Lökoplaki, kondilomata akü-minatum, liken sklerosus gibi hastalıkların yanında bit ve <a href="http://www.saglik.im/uyuz-gale/">uyuz</a> da kaşıntı nedenlerindendir. Bunlardan başka şıklıkla görülen bir kaşıntı nedeni de allerjik reaksiyonlardır. Pubis bölgesine uygulanan hijyenik maddeler [intim sprey) de bazen tahrişe yol açarak kaşıntıya yol açarlar.</p>
<p>5) Psikosomatik etken: Birçok kadında da kaşıntı nedeni belirli bir organik hastalık olmayıp, tümüyle psikolojik kökenlidir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/vulva-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gastroskopi</title>
		<link>http://www.saglik.im/gastroskopi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/gastroskopi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 04:26:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=634</guid>
		<description><![CDATA[GASTROSKOPİ Gastroskopi dendiğinde, mide içini görerek inceleme yöntemi anlaşılır. Hem uygulama biçimi, hem de görüntü­lerin değerlendirilmesi bakımından özel bir eğitim gerektiren bu yöntemin kulla­nılması, esnek endoskoplann geliştiril­mesiyle daha da kolaylaşmış, uygulama sırasında ortaya çıkabilecek olası tehli­keler önemli ölçüde azalmıştır. Yemek borusundan mideye uzatılan boru, bura­dan da bağırsaklara doğru itilerek ye­mek borusundan onikiparmak bağırsağına kadar sindirim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GASTROSKOPİ<br />
<a href="http://www.saglik.im/gastroskopi/">Gastroskopi</a> dendiğinde, <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> içini görerek inceleme yöntemi anlaşılır. Hem uygulama biçimi, hem de görüntü­lerin değerlendirilmesi bakımından özel bir eğitim gerektiren bu yöntemin kulla­nılması, esnek endoskoplann geliştiril­mesiyle daha da kolaylaşmış, uygulama sırasında ortaya çıkabilecek olası tehli­keler önemli ölçüde azalmıştır. Yemek borusundan mideye uzatılan boru, bura­dan da bağırsaklara doğru itilerek ye­mek borusundan onikiparmak bağırsağına kadar sindirim sisteminin büyük bir bölümünü görme ve inceleme olanağı sağlamaktadır.<br />
KULLANIM ALANLARI<br />
• Yemek borusunun görüntülenmesi-<br />
Özofagoskopi, yani yemek borusunun (özofagus) görüntülenmesi sayesinde yemek borusu hastalıklarının birçoğu ortaya çıkarılabilir. Bunlar arasında ye­mek borusunun duvarlarındaki damarla­ra ilişkin bozukluklar, iltihaplanmalar, divertikül (cepleşme) oluşumu, ülserler, çeşitli kanamalar, daraltıcı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> oluşumları sayılabilir.<br />
Gizli kalmış ya da belirti veren ye­mek borusu varisleri, yemek borusunun kanamalı ülserleri, radyolojik inceleme­nin yeterince bilgi veremediği durum­larda özofagoskopi ile kolaylıkla tanına­bilir.<br />
Kanamalı lezyonlar özofagoskopi uygulamasma engel oluşturmaz. Bu tür durumların tam ve hatta tedavisinde özofagoskopi büyük bir başarıyla kulla­nılabilir.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-9037" title="gastroskopi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/gastroskopi.jpg" alt="" width="300" height="243" /> Gene bazı iltihaplı hastalıklarda, mi­deden asit kaçağma bağlı ülserlerde, Ül­serlerin iyileşmesi sırasında oluşan ye­mek borusu daralmalarında özofagosko­pi ile kolayca tanı konabilir. Yemek bo­rusunun alt bölümlerinde peptik ülser, iyi ya da kötü huylu tümörlerden ve di-vertiküllerden kesin biçimde ayırt edile­bilir. İnceleme sırasında tümörsü bir ge­lişme görülen bölgeden alman <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> örneğinin incelenmesi, oluşumun iyi ya da kötü huylu olduğunu belirlemeye ya­rar.<br />
• Midenin görüntülenmesi &#8211; Gastros­kopi, yani midenin görüntülenmesi, ar­tık mide hastalıklarının tanısında vazge­çilmez bir yöntem durumuna gelmiştir. Endoskopun bulunmasından önceki dö­nemde ayırt edilemeyen <a href="http://www.saglik.im/gastrit/">gastrit</a> (mide il­tihabı) tipleri artık ayrıntılı biçimde sı-nıflandırılabilmektedir.<br />
Atrofili gastrit, yani midenin işlev­sel ve yapısal dokusunda gerilemeyle seyreden mide iltihabı, kanseri hazırla­yan bir etken olarak kabul edilmekte ve bu tip gastrit belirlenen hastalarda gast­roskopiyle düzenli kontroller yapılarak olası bir <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> gelişimi erken evrede saptanabilmektedir.<br />
Ülser, midenin neresinde gelişirse gelişsin gastroskopiyle kolayca saptana-bilmekte ve uygulanan tedavinin etkin­liği ya da olası bir kanser gelişimi izle­nebilmektedir.<br />
Kötü huylu oluşumların erken evre­de saptanabilmesi, gastroskopi sırasında rastlanan bir polipin çıkarılıp hücresel inceleme yapılarak durumunun aydınla­tılması gene gastroskopi yardımıyla ger­çekleşmektedir.<br />
Mide lenfomunda ya da midede ağırlaşma eğilimi taşıyan iltihaplı hasta­lıklarda midenin cerrahi girişimle alın­masına gerek duyulmadan erken tanıya ulaşılması da gastroskopinin başarısıdır.<br />
Gastroskopi sayesinde sindirim sis­teminde kanaması olan hastanın kana­ma yeri gözle görülebilmekte ve kana­mayı önleyici tedavi biçimine karar ve­rilebilmektedir.<br />
Ruhsal gerginliklere bağlı ülser, sep­tisemi, şok, ağır travmalar, çeşitli cerra­hi girişimler, geniş vücut yanıkları, akut <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yetmezliği, bazı beyin hasta­lıkları, aspirin alımı, akut alkol zehirlen­mesi gibi durumlara bağlı olarak gelişen mide kanamalarında cerrahi girişim çok tehlikelidir ve öncelikle başka tedavi yöntemlerinden yararlanmak gerekir.<br />
Hastadaki kanamanın ülser, polip, ‘anjiyom (damar tümörü), leyomiyom (iyi huylu düz <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> tümörü) gibi cerrahi tedavi gerektiren bir nedene mi, yoksa atrofili gastrit gibi ameliyat gerektirme­yen bir nedene mi bağlı olduğu yalnızca gastroskopiyle anlaşılabilir<br />
Midesi bütünüyle ya da kısmen alın­mış bir hastada radyolojik yöntemler so­nuçsuz kaldığında, gene gastroskopinin sağladığı üstünlüklerden yararlanılarak tanıya ulaşılır.<br />
Gastroskopinin yararsız olduğu düşü­nülebilecek ilerlemiş kötü huylu tümör­lerde bile bu yöntem radyolojik incele­mede yeterince aydınlaUlamamış kuşku­lu oluşumların yapısını ortaya koyabilir ve cerrahi bir tedavinin gerekli olup ol­madığı, gerekliyse nasıl bir girişim yapı­lacağına karar verilmesini sağlayabilir. • Onikiparmakbağırsağının görüntü­lenmesi &#8211; Endoskopun onikiparmakba-ğırsağına kadar uzatılması, radyolojik olarak kesin tam konamamış ülserlerin belirlenmesine yarar. Ayrıca ülserin du­rumuna göre tedavinin cerrahi mi yoksa tıbbi mi olacağına karar verilebilir. Tıb­bi tedavinin seçilmesi durumunda teda­vinin etkinliği düzenli aralıklarla yapı­lan görerek incelemeyle denetlenir.<br />
Duodenoskopi, yani onikiparmakba-ğırsağının (duodenum) görüntülenmesi, <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">ülser</a> sonrası gelişen nedbe dokusunun, mukozadaki çeşitli lezyonlarm ya da di-vertikül oluşumlarının saptanmasına da yarar.<br />
Onikiparmakbağırsağı iltihaplan ya­kın zamana değin tam olarak anlaşıla­mazken, bu inceleme sayesinde kolayca tamnabilmektedir. Radyolojik incele­meyle iltihap tanısı konmuş birçok ol­gunun gerçekte iltihaplanmayla ilgili ol­madığı duodenoskopi sayesinde anlaşıl­mıştır.<br />
Onikiparmakbağırsağı ülserine eşlik eden iltihaplanmanın daha iyi tanımlan­ması da duodenoskopi sayesinde ger­çekleşmiştir. Onikiparmakbağırsağı, tü­mörlerin sık olarak görüldüğü bir organ değildir. Buraya açılan safra yollarında adenokarsinomlara (salgıbezlerinden kaynaklanan karsinom) ender rastlanır­ken onikiparmakbağırsağı mukozasında bu tip tümörlere biraz daha sık rastlanır (bütün <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">sindirim sistemi</a> tümörlerinin yüzde 0,7-3′lük bölümü). Tek ya da çok sayıda polip ve lenfom ise görece daha sık ortaya çıkar.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/gastroskopi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-9037" title="gastroskopi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/gastroskopi.jpg" alt="gastroskopi" width="300" height="243" /></a></p>
<p>NASIL UYGULANIR?<br />
6-7 saat aç bırakılan hastaya girişim ön­cesinde damardan sakinleştirici verilir ya da boğaza yerel anestezik sprey uy­gulanır. Hastanın konumu çok önemli­dir. En doğru konum, hastanın sol yanı­na yatmasıdır. Sert bir yatağa yatırılan hastanın başı bir yardımcı tarafından ar­kaya doğru bükülür. Bu sırada uzman endoskopu yerleştirilir. Esnek borular sert olanlara göre çok daha az tehlikeli olmakla birlikte endoskopun ağızdan sokulması gene de deneyim isteyen bir işlemdir.<br />
SAKINCALI DURUMLAR<br />
Gastroskopi birçok durumda sakıncalı olabilir. Genellikle ileri yaşlarda ve ağır <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> ya da <a href="http://www.saglik.im/yazi/bobrek-yetmezligi/">böbrek yetmezliği</a> olanlara zorunlu olmadıkça gastroskopi uygula­mamak gerekir. Bu durumlar yalnızca gastroskopi için değil, başka tam araç­larının uygulanması açısından da sakın­calıdır.<br />
Hastanın genel durumunun bozuk olması, yemek borusu ve midede aletin girmesini engelleyecek darlıkların bu­lunması gene uygulamadan vazgeçilme­sini gerektirir. Boğazda divertikül bu­lunması, tiroit bezinde büyüme (guatr), yemek borusunda akut iltihap, yerel ola­rak engel oluşturan durumlardır.<br />
Aort genişlemesi, mediyastin (akci­ğerler arasındaki bölge) ve perikart (kalp dış zan) iltihaplan, gelişmekte olan akciğer veremi de gastrosltopi uy­gulamasında sorun yaratabilir. Ama ge­liştirilen yeni aletlerin deneyimli bir uz­man hekim tarafından kullanılması sa­yesinde olası tehlikeler ortadan kalkar.<br />
Asit ve asitli maddelerin alımına bağlı akut mide iltihaplannda olduğu gibi mide duvarlarının ağır biçimde za­rar gördüğü durumlarda, gastroskopi gene dikkatle uygulanmalıdır. Ama lez-yonun ağırlığı ve tedavi yönteminin be­lirlenmesi bakımından ilk 24 saat içinde endoskopiden yararlanmak gerekir.<br />
Gastroskopi sırasında istenmeyen durumlar, genellikle sert ve büküleme-yen aletler ile yapılan incelemelerde or­taya çıkar. Günümüzde bunların yerini esnek aletlerin alması sayesinde çok da­ha güvenli bir kullanım sağlanmıştır.<br />
Gastroskopide karşılaşılabilecek du-rumlann en ağın, uygulama sırasında yemek borusunun delinmesidir. Bunun sonucunda mediyastine giren mikrop­lar, ölümle bile sonuçlanabilen medi­yastin ve perikart iltihabına, açılan de­likten hava girmesi sonucunda da medi­yastin amfizemine neden olabilir. Mide delinmesi hemen her zaman mide du­varlarında hastalığa bağlı aşın incelme nedeniyle ortaya çıkabilen ender bir du­rumdur.<br />
Midenin zarar görmesi genellikle midenin aşın şişirilmesinden kaynakla­nır. Aletin midenin herhangi bir yerini delmesi de, ancak bu bölgede bilinen bir ülsere ya da tümörün mide duvarının bu bölümünü iyice zayıflatmasına bağlı olabilir. Daha önce de belirtildiği gibi gastroskopi sırasında oluşan “kaza­lar” sert endoskoplann kullanım dışı kalmasıyla önemli ölçüde azalmıştır. Endoskopun esnekliği zararlı bir duru­mun ortaya çıkmasını hemen her za­man önler. Aletin bu güvenilirliğine karşın, gene de gastroskopi uygula­ması uzman kişilerin işidir. Bütün en-doskopi yöntemleri için geçerli olan ku­ral, uygulayıcının yöntemi çok iyi bil­mesi ve işlemleri özenle yerine getir­mesidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/gastroskopi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Östrojenler</title>
		<link>http://www.saglik.im/ostrojenler/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/ostrojenler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 03:52:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/ostrojenler/</guid>
		<description><![CDATA[Kadının asıl cinsiyet hormonudur ve salgıladığı asıl doku yumurtalıklardır (ovaryum). Bunun dışında böbreküstü bezinden ve plasentadan (son, eş) da östrojen salgılanır. Östrojenler kimyasal yapı olarak “Steroid”lerdir ve ön maddeleri asetat ve kolesteroldür. 17-Beta-Östradiol, Östriol ve Östron olmak üzere başlıca üç çeşit östrojen bulunur. Yukarıdaki çizelgede, asetattan östrojenlerin üretilme aşamaları özetlenmiştir: Östrojenler karaciğerde metabolize edilirler ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadının asıl cinsiyet hormonudur ve salgıladığı asıl <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> yumurtalıklardır (ovaryum). Bunun dışında böbreküstü bezinden ve plasentadan (son, eş) da <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> salgılanır.</p>
<p>Östrojenler kimyasal yapı olarak “Steroid”lerdir ve ön maddeleri asetat ve kolesteroldür. 17-Beta-Östradiol, Östriol ve Östron olmak üzere başlıca üç çeşit östrojen bulunur. Yukarıdaki çizelgede, asetattan östrojenlerin üretilme aşamaları özetlenmiştir: Östrojenler karaciğerde metabolize edilirler ve bir bölümü safrayla, bir bölümü de idrarla vücut dışına atılır. Östrojenlerin salgılandığı asıl yapı yumurtalıklardan <a href="http://www.saglik.im/folikul-stimulan-hormon-folikul-uyarici-hormon-fsh/">folikül</a>lerdir. Foliküllerin “Te-ka interna” tabakasındaki hücreler ve “Zona granüloza” tabakasındaki granüloza hücreleri östrojen salgılarlar. Ancak granüloza hücrelerinin asıl salgısı <a href="http://www.saglik.im/progesteron/">progesteron</a> hormonudur. Teka internadaki hücreler hazırlanan bu progesteron-dan östrojenleri üretebilirler. Östrojen salgılanması için gerekli uyarı, beynin “Adenohipofiz” bölgesinden salgılanan “Folikül Stimulan Hormon” (FSH) aracılığıyla <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla yumurtalığa (Ovaryum) gelir, FSH salgılanması ise beynin “Hipotalamus” bölgesinden salgılanan “Folikül uyarıcı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> serbestleştirici faktör” (FSH-RF) adlı bir hormon tarafından uyarılır. Kandaki <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojenler</a> belli bir düzeye eriştiğindey-se FSH-RF salgısı ve buna bağlı olarak da FSH ve dolayısıyla östrojen salgısı azalır. Östrojen azaldığındaysa FSH-RF salgısı artar. Böylece vücutta uygun bir östrojen dengesi sağlanır. Östrojenlerin geniş bir etki alanları vardır; bunları ayrı ayrı inceleyelim. Fallop borularına etki: Östrojenler fallop borularının iç yüzeyini örtmekte olan siliah <a href="http://www.saglik.im/epitel/">epitel</a> hücrelerinin silia hareketlerini çoğaltır, buralardaki salgıyı ve buradaki kasların kasılabüme yeteneklerini arttırır. Bütün bu olaylar ise fallop borusuna giren yumurtanın (Ovum), erkek cinsiyet hücresiyle (Spermadit) birleşme olasılığım yükseltir. Rahime (Uterus) etki: Östrojenler rahimin iç yüzünü örten “Endometrium” tabakasının kalınlaşmasına, kan damarlarının ve salgı bezlerinin büyüyüp çoğalmasına yardım eder. östrojenler <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> kaslarının (Miyometrium) kasılabüme yeteneklerini çoğalttığı gibi, onların “Oksitosin” hormonuna olan duyarlılıklarını da arttırır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4876" title="ostrojenler" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/ostrojenler-229x300.jpg" alt="" width="229" height="300" /></p>
<p>Oksitosin hormonu <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> olayı ya da cinsel birleşme sırasında rahim kaslarını, emzirme sırasında ise <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> kanalları çevresindeki düz kasları kasılmaya yöneltir.</p>
<p>Östrojenlerin etkisiyle rahim boynundaki (Cervbc uteri) salgı bezlerinden elastik, saydam bir mukus salgılanır, Bu mukus kuruyup, mikroskopla incelendiğinde “Fern-like” denilen ve eğreltiotu-na benzeyen bir görüntüye sahiptir. Bu görüntü vücuttaki Östrojen egemenliğinin kanıtıdır. Vaginaya etki: Östrojen etkisiyle vaginanın iç yüzeyini örten mukoza tabakası kalınlaşır. Buradaki hücrelerin glikojen yoğunluğu artar. Bilindiği gibi bu glikojenin vaginada normal olarak bulunan “Döderlein basilleri” tarafından laktik asitle parçalanmasıyla, vaginanın içi hafif asit bir ortama dönüşür. Bu asit ortam ise vaginayı bazı mikrobik <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>a karşı korur. <a href="http://www.saglik.im/vulva/">Vulva</a>ya etki: Östrojenler <a href="http://www.saglik.im/ergenlik-olgunluk-bulug-puberta/">ergenlik</a> çağında büyük ve küçük dudakların ve <a href="http://www.saglik.im/klitoris-bizir/">klitoris</a>in büyümesini sağlarlar.</p>
<p>Meme dokusuna etki: Östrojenler süt kanallarının çoğaltıp gelişmesine neden olurlar. Ancak sütün asıl hazırlandığı süt bezlerinin oluşmasını sağlayamazlar. Bunun için progesteron ve laktotrop hormon (LTH, <a href="http://www.saglik.im/prolaktin/">Prolaktin</a>) adlı iki ayrı hormonun etkisi gereklidir.</p>
<p>Genel etkiler: östrojenler kemiklerin olgunlaşmasını hızlandırırlar. Bn da kızların daha hızlı boy atmalarına ve erkeklere oranla daha kısa olmalarına neden olur. Östrojenler büyüme hormonunun etkisini de azaltırlar. Özellikle <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">leğen</a> (<a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">Pelvis</a>) ve omuz kemiklerini etkileyip, deri altına daha fazla yağ birikmesine yol açarlar. Böylelikle omuzların dar, kalçaların geniş ve yuvarlak olmasını sağlayarak dış hatların kadınsı görünüme dönüşmesini sağlar. Koltukaltı ve pubis kıllarının gelişmesinde de Östrojenlerin önemli katkısı vardır. Östrojenlerin merkezi <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a>ni de etkileyerek, kadınsı davranışların gelişmesine yol açtıkları düşünülmektedir. Östrojen fazlalığı vücutta tuz ve <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> tutulmasına da yol açar. Tiroit bezi ve <a href="http://www.saglik.im/bobrekustu-bezi/">böbrek üstü bezi</a> <a href="http://www.saglik.im/hormonlar/">hormonlar</a>ının kanda taşınmasını sağlayan bazı özel <a href="http://www.saglik.im/proteinler-nedir/">proteinler</a>in karaciğerdeki üretimleri östrojen etkisiyle çoğalır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/ostrojenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefes Darlığı</title>
		<link>http://www.saglik.im/nefes-darligi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/nefes-darligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 00:16:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Solunum Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Solunum Sistemi ve Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=758</guid>
		<description><![CDATA[NEFES DARLIĞI Nefes darlığı her türlü solunum güçlüğünü anlatmak için kullanılan bir terimdir. Hasta genellikle yardımcı solunum kasları aracılığıyla soluk alıp verir ve hava açlığı denen bir boğulma duygusuna kapılır.Çoğu durumda nefes darlığı daha derin soluk alıp verme ve daha sık soluma biçiminde ortaya çıkar. Ama solumanın seyrekleştiği ya da normal sıklıkta kaldığı nefes darlıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>NEFES DARLIĞI</strong></p>
<p>Nefes darlığı her türlü <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> güçlüğünü anlatmak için kullanılan bir terimdir. Hasta genellikle yardımcı <a href="http://www.saglik.im/solunum-kaslari/">solunum kasları</a> aracılığıyla soluk alıp verir ve hava açlığı denen bir boğulma duygusuna kapılır.Çoğu durumda <a href="http://www.saglik.im/nefes-darligi/">nefes darlığı</a> daha derin soluk alıp verme ve daha sık soluma biçiminde ortaya çıkar. Ama solumanın seyrekleştiği ya da normal sıklıkta kaldığı nefes darlıkları da vardır. Olguların çoğunda hasta soluma güçlüğünü duyar, yani hava açlığının farkındadır, ama bazen, Örneğin <a href="http://www.saglik.im/bilinc/">bilinç</a> kaybı söz konusuysa bu Öznel duygu bulunmayabilir. Nefes darlıklarının birçok türünde hasta yatar konumda duramaz, solunum kaslarının kolay çalışması için oturur ya da yarı oturur bir konum almak zorundadır. Nefes darlığı normal solumanın engellenmesine ya da kandaki oksijen gereksiniminin artmasına bağlı olarak solunumun zorlamalı hale gelmesidir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4468" title="gogus_hastaliklari" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/gogus_hastaliklari-300x276.jpg" alt="" width="300" height="276" /><br />
<strong>Nefes Darlığı Tipleri</strong></p>
<p>Nefes darlıklan başlıca özelliklerine göre iki grupta incelenebilir: Zorlamalı soluk alma ve zorlamah soluk verme.Zorlamalı soluk alma: Soluk alma süresiyle soluk verme süresi arasındaki normal oran (5:6) bozulmuş, soluk alma süresi uzamıştır. Ayrıca soluk alma zorlaşmış ve gürültülü hale gelmiştir. Yardımcı solunum kasları (boyun, göğüs, kann kasları) da soluk almaya katılmaktadır. Bu tür nefes darlığı genellikle havanın solunum yollarmdan geçişini zorlaştıran bir engelin varlığında ortaya çıkar; örneğin gırtlak ya da soluk borusu darlığında durum böyledir.Zorlamalı soluk verme: Soluk verme süresi uzamış, soluk verme zor ve gürültülü hale gelmiştir. Başta kann kaslan olmak üzere yardımcı solunum kaslan da soluk verme eylemine katılmaktadır. Bu tür nefes darlığı akciğer anfizemi gibi akciğer dokusunun esnekliğinin azaldığı ya da <a href="http://www.saglik.im/yazi/astim/">astım</a> gibi küçük bronşlarda spazma bağlı olarak havanın hava keseciklerinden (alveol) çıkmasının engellendiği durumlarda ortaya çıkar.</p>
<p>• Nöbetler halinde gelen nefes darlığı: Normal soluma dönemleri arasında nöbetler halinde ortaya çıkar. <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Kalp</a> astımında, akciğer ödeminde, üremiye bağlı astımda ve gırtlak spazmında vb görülür. Ama bu tür nefes darlığının en tipik Örneği bronş astımıdır. Bu hastalıkta nöbetler genellikle geceleri tutar, 10 dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. Önce yapışkan, daha sonra hafif köpüklü beyaz bir <a href="http://www.saglik.im/yazi/balgam/">balgam</a> çıkarılmasıyla nöbet sona erer. Nöbetin günlerce sürmesi status asthmaticus (astım durumu) olarak bilinir.</p>
<p><strong>• Sürekli nefes darlığı</strong> : Genellikle ağır kalp, dolaşım ve solunum yetmezliklerinin ileri evrelerinde görülür.</p>
<p><strong>Soluma güçlüğü olarak da tanımlanan nefes darlığı (dispne) nedir?</strong></p>
<p>Nefes darlığı hekimden yardım istemini gerektiren ve sık rastlanan belirtiler­den biridir. Her şeyden önce nefes darlığını doğru tanımlamak gerekir. Nefes darlığı hızlı soluma anlamına gelen “takipne” değildir; metabolizmanın artma­sına bağlı olarak daha sık ve derin soluma anlamına gelen “hiperpne” de değil­dir. Nefes darlığı öznel bir olgudur; hasta bilinçli bir biçimde, nefes alma ça­basını güçlendirmeye çalışır. Akciğerlerin yeterli oksijen sağlayamadığı du­rumlarda ortaya çıkar. Solunum güçlükle ve rahatsız bir biçimde gerçekleşir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/nefes-darligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>79</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

