<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Psikiyatri</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/psikiyatri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Bozuk Psikoloji Nelere Mal Oluyor</title>
		<link>http://www.saglik.im/bozuk-psikoloji-nelere-mal-oluyor/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/bozuk-psikoloji-nelere-mal-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 18:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=4977</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre herhangi bir sebepten dolayı hastaneye başvuran 4 hastadan 1 inin şikayetlerinin kaynağının psikolojik olduğu görülüyor. Peki biz şikayetimizin fiziksel yada psikolojik olduğunu nasıl anlayabiliriz? Stres belirtileri gösteren bireylerde kas ağrıları da görülmektedir. Stresin devamlılığıyla bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Yani ağrıların sürekliliği ve değişkenliği araksında psikolojik sorunlar yatıyor olabileceği sinyalini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya <a href="http://www.saglik.im/">Sağlık</a> Örgütü’nün verilerine göre herhangi bir sebepten dolayı hastaneye başvuran 4 hastadan 1 inin şikayetlerinin kaynağının psikolojik olduğu görülüyor. Peki biz şikayetimizin fiziksel yada psikolojik olduğunu nasıl anlayabiliriz?</p>
<p>Stres belirtileri gösteren bireylerde <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ağrıları da görülmektedir. Stresin devamlılığıyla bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Yani ağrıların sürekliliği ve değişkenliği araksında psikolojik sorunlar yatıyor olabileceği sinyalini veriyor.</p>
<p>Belirtilerin sesine <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">kulak</a> verilmelidir.</p>
<p>Siz ağrılarınızda şikayetçi olup doktor doktor gezerken aslında sorununuz psikolojik olabilir. Bu durumda sizin kendi kendinizin doktoru olmanız gerekecektir. Ağrıların sesine kulak verin.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4978" title="depresyon_stres3" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/05/depresyon_stres3.jpg" alt="" width="250" height="250" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/bozuk-psikoloji-nelere-mal-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlanma Olgusu</title>
		<link>http://www.saglik.im/yaslanma-olgusu/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/yaslanma-olgusu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:12:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2462</guid>
		<description><![CDATA[YAŞLANMA OLGUSU: Yakın zamanlara kadar bilim adamları bile, bu soru sorulduğunda gerçek anlamda bir yanıt vermekte güçlük çekiyorlardı. Bu konudaki en büyük sorun, yaşlılığın herhangi bir hastalık gibi belirli etkenlerin yol açtığı ve çeşitli ilaçlarla tedavi edilebilme olanağı bulunan bir süreç olup olmadığıdır. Yaşlanma çok etkenli ve çok biçimli değişmelerin gerçekleştiği geniş kapsamlı bir süreçtir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YAŞLANMA OLGUSU: Yakın zamanlara kadar bilim adamları bile, bu soru sorulduğunda gerçek anlamda bir yanıt vermekte güçlük çekiyorlardı. Bu konudaki en büyük sorun, yaşlılığın herhangi bir hastalık gibi belirli etkenlerin yol açtığı ve çeşitli ilaçlarla tedavi edilebilme olanağı bulunan bir süreç olup olmadığıdır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/yaslanma/">Yaşlanma</a> çok etkenli ve çok biçimli değişmelerin gerçekleştiği geniş kapsamlı bir süreçtir. Bu nedenle geri çevrilmesi ya da bir hastalık gibi tedavi edilmesi çok güç ve karmaşıktır. Son yıllarda sürdürülen yoğun çalışmalar sonunda, yaşlanma olayının ancak belirli yönleri açıklığa kavuşabilmiştir. Yaşlanmanın kesin sınırlarının çizilmesi güç olmakla birlikte, organizmanın gelişimi ile de sık bir ilişki içerisinde olduğu iyi bilinmektedir. Gelişme belirli bir aşamaya geldiğinde, yaşlanma süreci de işlemeye başlar. Bir yaşamın başlaması ve gelişmesi ise daha başka açıklamaları gerektiren kavramlardır. Kuşkusuz yaşamın başlangıcı <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> olayı değildir. Dişi yumurtasının erkek sperması ile döllenmesi, yaşam sürecini tetikleyen ilk mekanizmadır. Bundan sonraki gelişmeyi belirleyici temel etkenler, döllenmiş <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> içerisindeki genetik ve dış ortam koşullarıdır. Organizmanın biçimlenmesi, ilk döllenmiş yumurta hücresinin mitoz bölünmelerle çoğalması sonucunda gerçekleşir. Doğum aşamasına gelmiş bir bebek, ana karnında ilk taslak tohuma oranla milyon ya da milyarlarca kez bir büyüme göstermiştir. Halbuki yeni doğan bir bebeğin erişkin bir insan durumuna gelebilmesi için 20 katı kadar büyümesi yeterli olmaktadır. Bu iki değişik oram birbirleriyle karşılaştırdığımızda , insanoğlunun pratik olarak doğum olayı sırasında ulaştığı- aşamada gelişimini tamamlamış olduğunu görürüz. Milyonlarca kez büyümenin yanında, 20 kez bir büyüme rahatlıkla önemsenmeyebilir.</p>
<p>Gelişme çağında yenilenen <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> sayısı, yıpranan ve ölen hücre sayısından fazladır. Organizma erişkin hale geldiğinde yapım ve yıkım hızı bir dengeye ulaşır ve yaş ilerledikçe bu denge olumsuz yönde yeniden bozulur, hücre yapımı yıkım hızına bir daha yetişemez. Ancak sözünü ettiğimiz bu süreç, çeşitli organ ve dokularda farklı zamanlarda gerçekleşir. Yaşlılıkla ilgili kimyasal ve biyolojik süreçlerin kinetik incelemelerini yapan bilim adamları, fiziko kimyasal bakış açısından yaşlanmanın, canlı organizmadaki bazı istenilmeyen değişikliklerin çevre ile etkileşimleri sonucu ortaya çıkan ,bir durum olduğunu söylemektedirler. Yaşlanmayı önlemek ve yaşam sürecini uzatabilmek için arzu edilmeyen değişikliklerin oluştuğu bu süreci olabildiğince geciktirebilmenin yolları araştırılmaktadır. Olayları kimyasal açıdan incelediğimizde, polimer yapıdaki moleküllerin parçalanması ya da besinlerimizin bozulup kokuşması gibi rastgele oluşan, fakat olumsuz sonuçları olan birçok sürecin söz konusu olduğunu görürüz. Bunları bir anlamda maddenin yaşlanması olarak da niteleyebiliriz. Çünkü besin maddeleri ya da moleküller, bulundukları konumu koruyamamakta, çevre ile çeşitli (ısı, enerji, mikroplar gibi) etkileşimler sonucu biçimsel ve öznel değişmelere uğrayarak yapıları bozulmaktadır. Bu süreçlerin çoğunluğu da “Serbest radikaller” denilen çok aktif, molekül parçalayıcı öğelerin etkileri sonucu ortaya çıkmaktadır. Ne gariptir ki, bu yıkım sürecini başlatan serbest radikaller ortamda uygun oranlarda bulundukları zaman yaşayan organizmalarda yapım süreçlerini de başlatıcı rol oynamaktadırlar. Bir başka deyişle yaşam süreci duyarlı dengelerin rol oynadığı, yapım ve yıkım olaylarının iç içe yürüdüğü çok karmaşık yapıda bir organizasyondur.</p>
<p>Yaşlanma olayının, organizmadaki istenilmeyen değişikliklerin artmasıyla ilerleyen bir süreç olduğunu belirtmiştik. Bazı kimyasal maddeler yardımıyla bu değişmeler engellenirse, yaşlanma olayı da en azından geciktirilmiş olacaktır. Bilim adamları bu düşünceden <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ederek, serbest radikalleri tutuklayıcı ve etkisiz duruma getirici bazı inhibitör bileşikleri incelemeye başlamışlardır. Bu düşünce pratik yanıtlarını hemen elde etmiştir. Canlı organizmaların yaşamla ilgili etkinliklerini düzenleyen, bilginin saklı olduğu <a href="http://www.saglik.im/yazi/dna/">DNA</a> moleküllerinin bozulması engellenerek büyük bir başarı elde edilmiştir. Bu başarı, radyoaktivitenin DNA molekülleri üzerinde yarattığı zararları ortadan kaldırmak amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda elde edilmiştir. Radyasyon etkisinin yaşlanmayı artırıcı yönde olduğu bilindiğinden, aynı koruyucu önlemin yaşlanma sürecini de etkileyebileceği düşünülmüştür. Genç organizmaların arzu edilmeyen çevresel etkileşimleri baskı altına alabilecek nitelikteki, kendilerine özgü doğal inhibitör moleküllerinin var olduğu saptanmıştır. Yaşlanma ile bunların sayısında da bir azalma olmaktadır. Deney</p>
<p>hayvanlarına koruyucu nitelikli ilaçlar verüdiğin-de, bu koruyucu inhibitörlerin yaşlanma ile kaybı oldukça azalmaktadır. Dolayısıyla geçen zaman içerisinde yaşlanan organizma, çevreden gelen istenilmeyen etkilere gençliğindeki gibi karşı koyabilme yeteneğini korumakta ve varoluş kavgasını sürdürmektedir. Çok çeşitli etkenlerden birisi böylece açıklığa kavuşmuştur, fakat tüm sürecin aydınlatılabilmesi uzun ve karmaşık çahşmalar sonucunda olabilecektir. <a href="http://www.saglik.im/hormonlar/">Hormonlar</a> üzerinde çalışan bilim adamları ve endokrinologlara göre yaşlanma olayı, sınırları belirlenmiş programlı bir süreçtir. Genetik bilginin bozulması ve zarar görmesinin yaşlanma ile artan oranlara ulaşmasını ve sonuçta bazı işlev bozukluklarına neden olmasını <a href="http://www.saglik.im/yazi/yaslilik/">yaşlılık</a> olayının geniş anlamda sorumlu mekanizması olarak görmemektedirler. Doğadaki yanlışlıkların,” hataların oldukça fazla sayıda olduğu, rastlantı sonucu gerçekleştikleri ve organizmadan organizmaya farklılıklar gösterdikleri görüşü ileri sürülmekte, yaşlanmanın çok çeşitli biçimlerde gerçekleşeceği anlamı vurgulanmaktadır. Süreç olarak bireyler arasında değişkenlik söz konusu olmasına karşılık, yaşlılık belirtileri ve aşamaları, genel anlamda şaşırtıcı derecede bireyler arası benzerlik gösterir. Bir başka deyişle olay özünde aynı olaydır, fakat biçimsel olarak farklı gelişim gösterir. Bu özet, tüm endokrinologların yaşlanma konusundaki görüşünü yansıtmaktadır. Yaşam sürecinin belirli aşamalarında, üretici-yaratıcı işlevler gerilemeye başlamakta ve organizmanın koruyucuları yeteneklerini yitirmeye başlamaktadırlar. Bütün bu olguları değerlendirdiğimizde, yaşlanma olayının genetik açıdan özel biçimde programlanmış bir süreç olduğu varsayımının da göz önünde tutulması gereken bir olasılık olduğu ortaya çıkar. Yaşlıları özellikle etkileyen <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> arasında da büyük bir benzerlik vardır. Binlerce çeşidi bilinen hastalıklardan yalnız yedi tanesi, her 100 yaşlı kişiden 85′inin ölümüne neden olmaktadır. Bu kadar sınırlı sayıda hastalığın bu kadar yüksek bir oranda etki yaratması şu soruyu âkla getirmektedir: Acaba yaşlılıkta hastalıklar da mı genetik olarak programlanmıştır? Bu ilginç sorunun yanıtını olumlu nitelikte destekleyici kanıtlar bulunmaktadır. İnsan, alabalık ve sıçan gibi birbirlerinden tümüyle farklı üç canlı türünün yaşlılık dönemlerinde, aynı çeşit hasta-</p>
<p>lıklara yakalandıkları saptanmıştır. Özellikle <a href="http://www.saglik.im/yumurtlama-ovulasyon/">yumurtlama</a> döneminden sonra yaşamları sona eren alabalıklarda bu durum daha belirgindir. Alabalıklar yumurtladıktan sonra kandaki <a href="http://www.saglik.im/kolesterol/">kolesterol</a> düzeyleri çok yüksek değerlere ulaşır ve koroner yetmezliğinden ölürler. Bu ve faenzeri ‘ kanıtlar, endokrinologların ileri sürdükleri tezin de belirli ölçülerde gerçekleri yansıttığını, fakat yaşlanma olayım tümüyle aydınlatmaya yetmediğini göstermektedir.</p>
<p>İnsanoğlu için büyüme olayı yaklaşık 25 yaş dolayında durmaktadır. Varsayım olarak birçok etkinliğin de bu dönemde sabitleştiği düşünülür. Fakat gerçekte durum böyle değildir. Yetenekte bir artış gözlenir, fakat artık birçok şey dengeleyici ve kontrol edici karmaşık sistemler aracılığıyla ayarlanmakta ve yavaş yavaş gerilemeye başlamaktadır. O halde 25 yaşındaki bir insanın temel biokimyasal parametreleri incelenerek, büyümesinin üst sınırındaki yeri saptanılmak ve bundan sonra periyodik olarak yapılacak incelemelerde kişinin bu değerlerden ne ölçüde sapmalar gösterdiği bulunmalı ve değişen parametrelerin yemden normal değerlerine dönüşümü sağlamlmalıdır. Böylece yaşlanma süreci dondurulmuş olabilir. Bugün için yalnız bir varsayım olmaktan öteye geçemeyen bu düşüncelerin, ne ölçüde gerçekleşebileceğini zaman gösterecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/yaslanma-olgusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanoğlunun Yaşam Süreci</title>
		<link>http://www.saglik.im/insan0glunun-yasam-sureci/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/insan0glunun-yasam-sureci/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:11:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2461</guid>
		<description><![CDATA[İNSAN0ĞLUNUN YAŞAM SÜRECİ: Her doğan canlı günün birinde ölecektir. , Dünya üzerindeki canlı yaşamın doğası gereği, bu hep böyle olagelmiştir ve gelecekte de böyle sürecektir. Her canlı türünün kendi yapısı ve Özel koşulları gereği belirli bir yaşam süreci vardır. Bu sürecin sonlanması ise ölüm olayıdır. Böceklerin yaşamı günlerle hatta saatlerle sınırlıdır. Bu süre fareler için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İNSAN0ĞLUNUN YAŞAM SÜRECİ: Her doğan canlı günün birinde ölecektir. , Dünya üzerindeki canlı yaşamın doğası gereği, bu hep böyle olagelmiştir ve gelecekte de böyle sürecektir. Her canlı türünün kendi yapısı ve Özel koşulları gereği belirli bir yaşam süreci vardır. Bu sürecin sonlanması ise <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> olayıdır. Böceklerin yaşamı günlerle hatta saatlerle sınırlıdır. Bu süre fareler için 2-3 şempanzeler için 40 ve filler için de 70-80 yıla kadar çıkmaktadır.</p>
<p>insanoğlunun da türüne özgü yapısı gereği, yaşam süreci sınırı 80-95 yıl arasında değişmektedir. 20. yüzyılın başlarında ortalama insan ömrü 35-40 yıl ile sınırlı kalmaktaydı. Zaman içerisinde sosyal ve teknolojik gelişmelerin yarattığı olanaklar, tıp alanındaki büyük gelişmeler insanoğlunun ortalama yaşını 70′e kadar çıkarmıştır. Bir başka deyişle, insanoğlu ortalama yaşam süresini iki katma çıkarmıştır. Fakat ne yazık ki, bugün için ulaşılan noktada bilimsel veriler, insanoğlunun Ömrünü, kendi yapısının belirlediği sınırlar nedeniyle çok daha fazla uzatabilmenin olanaksız olduğunu ortaya koymaktadır. Tıbbi tedaviler, koruyucu hekimliğin sağladığı olanaklar, hastalıkların tedavisinde elde edilen büyük başarılar, özellikle bulaşıcı infeksiyon hastalıklarının geçmiş zamanlara göre büyük ölçüde kontrol altına alınmış olmasına ek olarak, yaşam koşullarındaki sosyal ilerlemenin, gelişmenin çok iyi duruma gelmiş olması daha fazla sayıda insanın doğanın kendilerine tanıdığı yaşam süresini daha verimli ve uzun süre kullanabilmesi olanağını yaratmıştır. Günümüzde en yüksek oranda ölüm nedeni olan iki hastalık, <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> ve kalp-damar hastalıklarının tümüyle tedavi edilebilir, zararsız <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> haline gelmeleri bile, insanoğlunun ortalama ömrünü ancak 6-7 yıl artırabilecektir. Bu durumu görünce tıp biliminin artık <a href="http://www.saglik.im/korluk/">kör</a> bir noktaya gelmiş olabileceği düşünülebilir. Fakat bu yargıya varmak büyük bir yanılgı olur. Çünkü biyoloji, ufukları çok geniş bir yoldur. Herhangi bir canimin yaşam sürecini iki ya da üç katma çıkarabümek, biyolojik açıdan olasıdır. Daha-önce de belirttiğimiz gibi, canlı organizmaların yaşlarını belirleyen temel etken, kendi biyolojik yetenekleridir. Evrim süreci içerisinde çeşitli değişim aşamalarından geçen canlıların yaşam süreleri de farklı farklıdır. Genetik materyale, istenildiği gibi önlem alınabilecek bir aşamaya gelindiğinde, doğal olarak canlı organizmaların biyolojik yeteneklerinin de, artırılabilmesi sağlanacaktır. O zaman insanoğlunun da 200-300 yıl, belki de daha fazla süreler için yaşamını sürdürebilmesi olanağı doğacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/insan0glunun-yasam-sureci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Depresyon</title>
		<link>http://www.saglik.im/depresyon/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/depresyon/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:10:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2460</guid>
		<description><![CDATA[DEPRESYON: Depresyonu, gerçek ya da hayal edilen bir kayıp karşısında kişinin aşırı bir keder ve ruhsal çöküntüye sürüklenmesi olarak tanımlayabiliriz. Kişinin özgüveni kaybolmuştur, sevgi, neşe ve yaratıcılık duyguları azalmış ya da yok olmuştur, yakınlarına karşı düşmanca duygular taşımaktadır, aynı duyguları kendisine de yöneltmiştir, ölme düşüncesine çok yakındır, bu yakınlık ağır bir suçluluk duygusuyla birliktedir, günlük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DEPRESYON</strong>: Depresyonu, gerçek ya da hayal edilen bir kayıp karşısında kişinin aşırı bir keder ve ruhsal çöküntüye sürüklenmesi olarak tanımlayabiliriz. Kişinin özgüveni kaybolmuştur, sevgi, neşe ve yaratıcılık duyguları azalmış ya da yok olmuştur, yakınlarına karşı düşmanca duygular taşımaktadır, aynı duyguları kendisine de yöneltmiştir, ölme düşüncesine çok yakındır, bu yakınlık ağır bir suçluluk duygusuyla birliktedir, günlük normal işlerini aksatır ve çeşitli davranış bozuklukları gösterir. <a href="http://www.saglik.im/depresyon/">Depresyon</a> içinde olan hastaların psikiyatrik tedavi altına alınarak normal hayata dönebilmelerine yardımcı olmak gerekir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9374" title="depresyon1" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/08/depresyon1-270x300.jpg" alt="" width="270" height="300" /></p>
<p>Depresyon Ve Panikatak</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=369710855764629782&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=369710855764629782&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2012892645161409449&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2012892645161409449&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/depresyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İntihar</title>
		<link>http://www.saglik.im/intihar/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/intihar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:09:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2459</guid>
		<description><![CDATA[İNTİHAR: İntihar, kişinin kendisine yönelttiği saldırgan, zedeleyici, yok edici bir eylem olarak ele alabiliriz. En çok manik depresif psikozda görülür, bunun yanı sıra yaşdönümü melankolisi, alkolik ve şizofrenik depresyonlarda, ağır bedensel hastalıklarda ve depresyonda da görülme riski yüksektir. İntihar girişiminde bulunan kişiler kesinlikle psikiyatrik inceleme ve tedavi altına alınmalıdırlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İNTİHAR</strong>: İntihar, kişinin kendisine yönelttiği saldırgan, zedeleyici, yok edici bir eylem olarak ele alabiliriz. En çok manik depresif psikozda görülür, bunun yanı sıra yaşdönümü melankolisi, alkolik ve şizofrenik depresyonlarda, ağır bedensel hastalıklarda ve depresyonda da görülme riski yüksektir.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-9377 alignnone" title="iNTİHAR" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/08/iNTİHAR-238x300.jpg" alt="" width="238" height="300" /></p>
<p>İntihar girişiminde bulunan kişiler kesinlikle psikiyatrik inceleme ve tedavi altına alınmalıdırlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/intihar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikosomatik Hastalıklar</title>
		<link>http://www.saglik.im/psikosomatik-hastaliklar/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/psikosomatik-hastaliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:08:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2458</guid>
		<description><![CDATA[PSİKOSOMATİK HASTALIKLAR: Her ne kadar birbirinden bağımsızmışlar gibi görünür-lerse de, kişinin psikolojik dünyasıyla bedensel işlevleri arasında yakın bir ilişki ve güçlü bir bağlantı vardır. Bu yakın ilişki sonucu birçok psikolojik bozukluk kendisini bedensel bozukluklar biçiminde ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla, bazı bedensel hastalıklar psikolojik nedenlerden kaynaklanmakdadır. Psikiyatrinin psikosomatik bölümü, aşağıda belirttiğimiz hastalıkların oluşum mekanizmalarını ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PSİKOSOMATİK HASTALIKLAR: Her ne kadar birbirinden bağımsızmışlar gibi görünür-lerse de, kişinin psikolojik dünyasıyla bedensel işlevleri arasında yakın bir ilişki ve güçlü bir bağlantı vardır. Bu yakın ilişki sonucu birçok psikolojik bozukluk kendisini bedensel bozukluklar biçiminde ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla, bazı bedensel <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> psikolojik nedenlerden kaynaklanmakdadır. Psikiyatrinin psikosomatik bölümü, aşağıda belirttiğimiz hastalıkların oluşum mekanizmalarını ve tedavilerini psikolojik yapıyla beden arasındaki ilişkiyi gözönüne alarak inceler. Psikosomatik hastalıkları kısaca aşağıdaki biçimde sınıflayabiliriz.</p>
<p>1)    <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Kalp</a> &#8211; <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> hâ?ftaIikları:Bazı yüksek tansiyonlar, migren, damar spazmı, paroksizmal taşikardi, vazomotor bozukluklar.</p>
<p>2)  <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">Solunum</a> sistemi hastalıkları:Astma [Bronşial astma)</p>
<p>3)  <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">Sindirim sistemi</a> bozuklukları; Bazı kabızlıklar ve kusmalar, kronik gastrit, <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ülseri, bazı<br />
şişmanlıklar, kolitis ülseroza, bazı iştahsızlıklar.</p>
<p>4)  Eklem ve <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> hastalıkları: Kas krampları, kas ağrıları, romatoid artrit, fibrozit.</p>
<p>5)  Genital ve idrar yollan bozuklukları: Cinsel iktidarsızlık, gece işemeleri, amenore.</p>
<p>6)  Deri bozuklukları: Ürtiker,kaşıntılar,psoriazis.</p>
<p>7) Hormonal bozukluklar: Hipertiroidizm.</p>
<p><img class="wp-smiley" src="http://www.kimya.tc/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif" alt="8)" /> <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">Sinir sistemi</a> bozuklukları:Uykusuzluk, bazı baş ağrıları, bazı baş dönmeleri, migren.</p>
<p>9)  Göz bozuklukları: Kronik blefarit, nistagmus. konjuktivit.</p>
<p>Psikosomatik hastalıkların, <a href="http://www.saglik.im/kalitim-ve-kanser/">kalıtım</a> yoluyla kazanılmış bir duyarlık ortamı üzerinde geliştiği düşüncesi, yapılan istatistik çalışmalarıyla desteklenmiştir. Bunun yanı sıra, Adler kişinin çocukluk yaşında geçirmiş olduğu hastalığın ilerki yaşlarda ortaya çıkacak olan bir psikosomatik hastalığın çeşidini belirlediği görüşündedir. Örneğin kişi, eğer çocukluk döneminde herhangi bir deri hastalığına yakalanmışsa, bu kişi ilerki yaşlarında eğer psikolojik bir gerilim içine düşecek olursa, bu kişide psikolojik kökenli bir deri hastalığı ortaya çıkabilir. Psikosomatik hastalıklarda psikoanaliz tedavisiyle çok başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/psikosomatik-hastaliklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manik &#8211; Depresif Psikoz (Siklofreni)</title>
		<link>http://www.saglik.im/manik-depresif-psikoz-siklofreni/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/manik-depresif-psikoz-siklofreni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:08:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2457</guid>
		<description><![CDATA[MANİK-DEPRESİF PSİKOZ (SİKLOFRENİ): Manik &#8211; depresif psikoz bir heyecan bozukluğu hastalığıdır ve kendisini mani ya da melankolik depresyonlar biçimindeki nöbetlerle ortaya koyar. Hastalık bazen mani, bazen melankoli bazen de hern mani hem de melankoli tablolarını ön planda gösteren nöbetler biçimindedir. Manik &#8211; depresif psikoz daha çok orta ve ileri yaşlarda görülür. Kadınlarda erkeklere oranla iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MANİK-DEPRESİF PSİKOZ (SİKLOFRENİ):</p>
<p>Manik &#8211; depresif psikoz bir heyecan bozukluğu hastalığıdır ve kendisini <a href="http://www.saglik.im/mani/">mani</a> ya da melankolik depresyonlar biçimindeki nöbetlerle ortaya koyar. Hastalık bazen mani, bazen <a href="http://www.saglik.im/melankoli/">melankoli</a> bazen de hern mani hem de melankoli tablolarını ön planda gösteren nöbetler biçimindedir. Manik &#8211; depresif psikoz daha çok orta ve ileri yaşlarda görülür. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha sık görülür. Mani biçimi nöbetler daha erken yaşlarda ortaya çıkar, ama melankoli nöbetleri herhangi bir yaşta daha sıktır. Hastalığın kalıtsal olarak aileden çocuklara geçebildiği gözlenmiştir. Eğer anne ya da babadan birinde bu hastalık varsa, çocuğun da hastalan* ma riski % 15 kadardır. Eğer hem anne hem de baba hastaysa, bu risk % 50 oranına yükselmektedir.</p>
<p>Manik depresif psikozda başlıca iki çeşit bozukluk vardır. Mani tipindeki bozuklukta heyecanlar neşe ve hiddet yönünde, hastalık düzeyinde bir aşırılığa erişmiştir. Melankoli tipindeki heyecan bozukluğunda hasta ağır bir keder içine sürüklenmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi bazı durumlarda mani ve melankoli tablolarının her ikisi de hastada görülmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/manik-depresif-psikoz-siklofreni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaş Dönümü Melankolisi</title>
		<link>http://www.saglik.im/yas-donumu-melankolisi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/yas-donumu-melankolisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:06:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2456</guid>
		<description><![CDATA[YAŞ DÖNÜMÜ MELANKOLİSİ: Genellikle menopoza girmiş 45-55 yaşları arasındaki kadınlarda görülmekle birlikte, andropoza girmiş 55-60 yaşlarındaki erkeklerde de görülebilir. İlerlemiş yaşlarda yalnız kalma, çeşitli başarısızlıklar da yaş dönümü melankolisine neden olabilirler. Klinik olarak ruhsal bir çöküntü,sinirlilik,birtakım hezeyanlar, sıkıntı hali ve kişilik değişiklikleri sık rastlanan belirtilerdir. Hastalığın tedavisinde çeşitli yöntemlerle çok başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YAŞ DÖNÜMÜ MELANKOLİSİ: Genellikle menopoza girmiş 45-55 yaşları arasındaki kadınlarda görülmekle birlikte, andropoza girmiş 55-60 yaşlarındaki erkeklerde de görülebilir. İlerlemiş yaşlarda yalnız kalma, çeşitli başarısızlıklar da yaş dönümü melankolisine neden olabilirler. Klinik olarak ruhsal bir çöküntü,sinirlilik,birtakım hezeyanlar, sıkıntı hali ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisilik/">kişilik</a> değişiklikleri sık rastlanan belirtilerdir.<br />
Hastalığın tedavisinde çeşitli yöntemlerle çok başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/yas-donumu-melankolisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Melankoli</title>
		<link>http://www.saglik.im/melankoli/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/melankoli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:05:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2455</guid>
		<description><![CDATA[MELANKOLİ: Melankolide hastalar, maninin tam tersi olarak aşırı bir keder, sıkıntı ve durgunluk içindedirler. Hastalar intihar düşüncesine çok yakındırlar. En acımasız yöntemlerle intihar etmiş birçok melankoli vakası vardır. İntihara neden olan düşünce ve duyguları şöyle özetleyebiliriz. Hasta iyileşmeden ümidini kesmiştir. Bu hayatı daha fazla yaşamak istemez. Ağır bir suçluluk duygusu içindedir ve hastalığını yakınlarına da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MELANKOLİ: Melankolide hastalar, maninin tam tersi olarak aşırı bir keder, sıkıntı ve durgunluk içindedirler. Hastalar <a href="http://www.saglik.im/intihar/">intihar</a> düşüncesine çok yakındırlar. En acımasız yöntemlerle intihar etmiş birçok <a href="http://www.saglik.im/melankoli/">melankoli</a> vakası vardır. İntihara neden olan düşünce ve duyguları şöyle özetleyebiliriz. Hasta iyileşmeden ümidini kesmiştir. Bu hayatı daha fazla yaşamak istemez. Ağır bir suçluluk duygusu içindedir ve hastalığını yakınlarına da bulaştırma korkusunu taşımaktadır. Bu durumda tek kurtuluşu ölümde bulur. Melankolik hastalar adeta canlılıklarını, enerjilerini kaybetmişlerdir. Çevreyle ilgilenmezler, konuşmazlar, çok ağır <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ederler, günlük basit işleri bile yapamayacaklarını düşünül ler. Kendilerini bitkin hissederler. Sabah yataktan güçlükle kalkarlar ve özellikle sabahları kederleri çok fazladır, sürekli bilmedikleri bir suçun suçluluğunu duyarlar, omuzları çökük, yüzlerinde kederli bir görünüm vardır. Bu görünüm nedeniyle, hastaların iki kaşı arasında omega harfine benzeyen bir kırışıklık görülebilir (melankolik omega).</p>
<p>Melankoli de,mani gibi nöbetler halinde gelen bir hastalıktır. İntihar riskinin çok yüksek olması nedeniyle hastaların kesinlikle hastaneye yatırılmaları ve tıbbi tedavi görmeleri gerekir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/melankoli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mani</title>
		<link>http://www.saglik.im/mani/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/mani/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:05:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2454</guid>
		<description><![CDATA[MANİ: Mani, neşe ve hiddet biçimindeki hezeyanların anormal, aşırı düzeylere ulaşmasıyla özellenen bir psikozdur. Hasta öfori dediğimiz nedensiz bir iyilik duygusu içindedir. Çok konuşur (logore), çok yazar (grafomani), kendisini güçlü ve varlıklı görür (megalomani), cinsel isteklerinde ve çalışmalarında artma olur (eroto-mani) ve çok hareketlidir. Biyolojik çalışmaların çoğunda artma göze çarpar. Ama bu artış sağlıklı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MANİ: Mani, neşe ve hiddet biçimindeki hezeyanların anormal, aşırı düzeylere ulaşmasıyla özellenen bir psikozdur. Hasta öfori dediğimiz nedensiz bir iyilik duygusu içindedir. Çok konuşur (logore), çok yazar (grafomani), kendisini güçlü ve varlıklı görür (megalomani), cinsel isteklerinde ve çalışmalarında artma olur (eroto-mani) ve çok hareketlidir. Biyolojik çalışmaların çoğunda artma göze çarpar. Ama bu artış sağlıklı bir artış değildir. Örneğin hastalar çok konuşurlar, çok hızlı bir fikir akışına sahiptirler, ama konuşmanın bütününde belirli bir konu bütünlüğü yoktur, gereksiz ayrıntılar üzerinde çok durulmuştur.Mani nöbetler halinde ortaya çıkar ve her <a href="http://www.saglik.im/mani/">mani</a> nöbeti yaklaşık 2-8 ay sürer. Çeşitli ilaçların yardımıyla mani vakalarında başarılı tedaviler gerçekleştirilebilmektedir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/mani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

