<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Kan Ve Damar</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/kan-damar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Kalp Yetmezliği</title>
		<link>http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 23:45:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1862</guid>
		<description><![CDATA[KALP YETMEZLİĞİ Bilindiği gibi vücuttaki tüm doku ve hücreler, yaşayabilmek ve biyolojik işlevlerini yerine getirebilmek için enerji, besin hammaddeleri ve oksijene gereksinim duyarlar. Doku ve hücreler bu gereksinimlerini kan sıvısından karşılarlar. Dokulardaki kanın ise sürekli olarak tazelenmesi gerekir. Çünkü herhangi bir dokuda, madde alışverişi için kılcal damarlara dağılmış olan kanın kalitesi, bir süre sonra dokulara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>KALP YETMEZLİĞİ</strong></span></span></p>
<p>Bilindiği gibi vücuttaki tüm <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> ve hücreler, yaşayabilmek ve biyolojik işlevlerini yerine getirebilmek için enerji, besin hammaddeleri ve oksijene gereksinim duyarlar. Doku ve hücreler bu gereksinimlerini <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> sıvısından karşılarlar. Dokulardaki kanın ise sürekli olarak tazelenmesi gerekir. Çünkü herhangi bir dokuda, madde alışverişi için kılcal damarlara dağılmış olan kanın kalitesi, bir süre sonra dokulara verdiği maddeler, oksijen ve dokulardan aldığı artık maddeler ye karbondioksit nedeniyle bozulmaktadır. İşte bu nedenle dokulara sürekli olarak taze ve zengin bir kanın gönderilmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi bu işlevi <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> üstlenmektedir. Yani kalp, <a title="kan dolaşımı" href="http://www.saglik.im/buyuk-ve-kucuk-kan-dolasimi/">kan dolaşımı</a>nın itici gücünü oluşturmaktadır. Çeşitli nedenlerle kalbin itici gücünde, yani kan pompalama gücünde bir azalma gelişebilir. Bu durumda kalp, artık doku ve hücrelerin, besin ve enerji hammaddesi ve oksijen gereksinimlerini yani, metabolik gereksinmelerini yeterince karşılayabilecek miktarda kanı pompalayamaz olur. işte kalbin bu duruma düşmesine, yani kalbin dokuların metabolik gereksinimlerini karşılayabilecek miktarda kanı dokulara pampâlayamaması durumuna “Kalp yetmezliği” denilmektedir. Kalp yetmezliği aslında bir hastalık değil, kalbin itici gücünde azalmaya neden olan çeşitli hastalıkların kalpte yarattıkları bir sonuçtur. Bu sonucunda ise bazı belirtileri vardır. Bu belirtilere <a title="kalp yetmezliği belirtileri" href="http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/">kalp yetmezliği belirtileri</a> denilmektedir.</p>
<div>
<p><a title="kalp yetmezliğinin belirtileri belirtisi" href="http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/"><strong>KALP YETMEZLİĞİNİN BELİRTİLERİ</strong></a>:</p>
<p>Kalp yetmezliğindeki  belirtilerin büyük çoğunluğu, kalbin itici gücünün azalması sonucu  dokularda kanın göllenmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Herhangi bir  dokuda kanın göîlenmesi, bir miktar kan serumunun dokuya sızmasına neden  olur. Serum sıvısının sızmasıyla dokuların şişmesi olayına “Ödem”  denilmektedir. Ödem gelişmiş olan <a href="../dokular/">dokular</a> normal işlevlerini yeterince gerçekleştiremezler. Belirtilerin ortaya  çıkmasında bir diğer önemli etken de, kuşkusuz dokuların metabolik  gereksinimlerinin yeterince karşılana-mamasıdır.</p>
<p>Kalp yetmezliğinin an belirgin belirtilerinden biri nefes darlığıdır  (dispne). Nefes darlığının nedeni, kalp yetmezliğine bağlı olarak  akciğerlerde ödemin gelişmesidir. Ödemli bir akciğer yeterli derinlikte  nefes alamaz, aldığı nefesin oksijenini ise yeterince kana veremez.  Yatar durumda iken akciğerlerde daha fazla kan göllendiğinden, <a title="kalp yetmezliği" href="http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/">kalp yetmezliği</a> olan hastalar, yatakta genellikle başlarının altına birden fazla yastık  alırlar. Böylece gövdelerini oldukça dik tutup akciğerlere fazladan kan  göüenmesini önlemeye çalışırlar. Bazı ilerlemiş vakalarda ise  hastaların hemen hemen oturur gibi dik bir durumda yatağa uzanmış  oldukları görülür. Ancak gövdeye belli bir dikHk kazandırüdığında, nefes  alabilme durumuna “Ortopne” denilmektedir. Bazı hastalar ise yatağa  girdiklerinde <a href="http://www.saglik.im/nefes-darligi/">nefes darlığı</a> çekmezler, fakat yatakta bir süre yattıktan sonra nefes darlığı  gelişmeye başlar. Oldukça yavaş ve geç gelişen bu nefes darlığı tipine  ise “Gece dispnesi” denir. Hasta uyumuşsa, “Gece dispnesi” geliştiğinde  nefes darhğı ile uyanır. Nefes darlığı “Cheyne-Stokes” tipinde de  olabilir. Bu tip solunum, sitemizin “<a title="Solunum sistemi ve hastalıkları" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-sistemi-ve-hastaliklari/">Solunum sistemi ve  hastalıkları</a>” adlı bölümünde anlatılmıştır. Nefes darlığı hastanın belli  bir miktarda bedensel çalışma yapması sonrası da gelişebilir, örneğin,  merdiven çıkarken, yürürken ya da koşarken. Bu biçimde gelişen nefes  darlığına “Ezgersiz dispnesi” denilmektedir. Kalp yetmezliği ilerledikçe  kişinin bedensel çalışmalara olan dayanıklığı gitgide azalır ve  “Egzersiz dispnesi” gitgide daha hafif <a href="../kas/">kas</a> çalışmaları sonunda ortaya çıkmaya başlar.</p>
<p>Kalp yetmezliğinin diğer belirtileri ise <a title="halsizlik, halsizlik nedenleri sebepleri" href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">halsizlik</a>, güçsüzlük, bacaklarda <a href="../odem/">ödem</a> (şişme], <a href="../zayiflama/">zayıflama</a> , unutkanlık, <a title="baş ağrısı" href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">baş ağrısı</a>, sinirllıik, uykusuzluk, karaciğerde <a href="../agri/">ağrı</a> (karaciğerde kan göllenmesine bağlı), karaciğerde büyüme, bazen <a href="../sarilik/">sarılık</a> (karaciğerde işlev bozukluğu gelişmesine bağlı), soğukluk ve <a href="../morarma/">morarma</a> biçiminde sıralanabilir. Görüldüğü gibi bu belirtilerin pek azı yalnız kalp yetmezliğine özgüdür.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KALP YETMEZLİĞİNİ YARATAN ETKENLER</strong></span></p>
<div>
<p>Çeşitli <a title="hastalıklar" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>ın kalp yetmezliğine neden olabileceğini belirtmiştik. Bu nedenlerin bir ya da  bir kaçı bir arada bulunabilir. Bu etkenler zaten var olan kalp  yetmezliğini daha da ağırlaştırabilirler. Kalp yetmezliğini  yaratabilecek hastalık grupları şunlardır: 1} <a href="../hipertansiyon/">Hipertansiyon</a> (<a title="yüksek tansiyon yükselmesi" href="http://www.saglik.im/tansiyon-yuksek-tansiyon/">yüksek tansiyon</a>) 2) Kalp kapaklarını ve/veya kalp kasım tutan “Romatizmal kalp hastalığı” 3) Kalbin koroner <a href="../kategori/hastaliklar/damar-hastaliklari/">damar hastalıkları</a> ve miyokard infarktüsü 4) Doğumsal <a href="../kategori/hastaliklar/kalp-hastaliklari/">kalp hastalıkları</a> 5) <a href="../kor-pulmonale/">Kor pulmonale</a> 6) Bakteriyel kalp hastalıkları 7) Anemiler (<a title="kansızlık" href="http://www.saglik.im/kansizlik/">kansızlık</a>) <img src="http://www.kimya.tc/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif" alt="8)" /> <a href="../hipertiroidizm/">Hipertiroidizm</a> (tiroksin hormonu fazlalığı) 9) Beriberi hastalığı 10) Kalbin kasılma ritmindeki bozukluklar (distritimler) 11} <a href="../yazi/hamilelik/">Hamilelik</a> 12) Arterioven Öz fistüller.</p>
<p>Yukarıda sözünü ettiğimiz hastahk grupları ya da <a href="../kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> doğrudan doğruya kalp yetmezliğine neden olabilecekleri gibi, varolan  bir kalp yetmezliğini daha da ağırlaştırabileceklerini yeniden belirtmeyi  uygun görmekteyiz.</p>
<div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>KALP YETMEZLİĞİNİN TEDAVİ İLKELERİ:</strong></span></p>
<p>Kalp yetmezliğinin çeşitli <a href="../kategori/hastaliklar/">hastalık</a>lar sonucu geliştiğini belirtmiştik. Kalp yetersizliğinin tedavisi de doğal  olarak yetersizliği yaratan hastalığa yönelik olacaktır. Ne var ki  tedavide yalnız etkene yönelmek yeterli değildir. Yetersizliğe düşmüş  olan kalbin güçlendirilmesi ve iş yükünün uzatılması da gerekmektedir.  Bu amaçla kalbin kasılma gücünü artıran {Dijital gibi) ilaçların  kullanılması gerekmektedir. Kalbin iş yükünün azaltılması için hastanın  daha az yorucu bir yaşama yöneltilmesi gerekmektedir. Kalp yetmezliği olan hastaların vücudunda fazladan tuz ve <a href="../su/">su</a> birikir. Bu birikme kalbin çalışma yükünü artırır. Bu nedenle besin  yoluyla tuz alınması azaltılmalı ve vücutta biriken fazla tuz ve suyun  atılması için idrar yaptırıcı bazı üaçların (diüretik ilaçlar) hastalara  verilmesi gerekmektedir. Her türlü aşırı heyecanın (aşırı kızgınlık,  sevinç ya da korku) gerektiğinde bazı teskin edici ilaçların yardımıyla  baskı altına ahnması, kalbin iş yükünü azaltma yönünden yarar sağlar.  Hastanın, uygun bir diyet ile fazla kilolarını atması sağlanmalıdır.  Çünkü <a href="../sismanlik/">şişmanlık</a> da kalbin yükünü arttırmaktadır.</p>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalp</title>
		<link>http://www.saglik.im/kalp/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/kalp/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 01:53:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1835</guid>
		<description><![CDATA[KALP: Kalp, kan dolaşımının itici gücünü oluşturmaktadır. Kalbin her kasılmasıyla (sistol) bir miktar kan damarlara pompalanır. Sürekli olarak kasılma ve gevşeme olaylarını yineleyen kalp, işlevsel ve yapısal bakımdan Özelleşmiş bir kastır. Kalp kasının içinde dört odacık bulunur. Kalp göğüs boşluğunun içinde, her iki akciğerin ortasında ve göğüs kemiğinin hemen arkasında bulunur. Kalbi kabaca bir koniye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p>KALP: Kalp, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> dolaşımının itici gücünü oluşturmaktadır. Kalbin her kasılmasıyla (sistol) bir miktar kan damarlara pompalanır. Sürekli olarak kasılma ve gevşeme olaylarını yineleyen kalp, işlevsel ve yapısal bakımdan Özelleşmiş bir kastır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Kalp</a> kasının içinde dört odacık bulunur. Kalp göğüs boşluğunun içinde, her iki akciğerin ortasında ve göğüs kemiğinin hemen arkasında bulunur. Kalbi kabaca bir koniye benzetebiliriz. Bu koninin “Apeks” denilen tepe bölümü aşağı, “Bazis” denilen tabam ise yukarı bakmaktadır. Yani kalp, tepesi aşağı, tabanı da yukarı bakan koni biçiminde özel bir <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> kitlesidir. Kalbin tüm kitlesinin 1/3 bölümü vücudun orta hattının ağında, 2/3 bölümü ise orta hattın solunda bulunur. Erişkin bir kadında kalbin ağırlığı 230-280 gr.’ken, bu değer erişkin bir erkekte 280 &#8211; 340 gr. kadardır. Yaş ilerledikçe kalbin ağırlığı ve büyüklüğü artar. Kalbin tabandan tepeye olan uzunluğu 12 cm. kadarken, enine en geniş çapı 9 cm. kadardır. Kalbin ön-arka çapı ise en geniş yerde 6 cm. kadardır. Kalbin, ön ve alt olmak üzere iki yüzü vardır. Kalbin “Sterno-kostal” yüzü denilen ön yüzü akciğerler, plevra, <a href="http://www.saglik.im/timus/">timus</a> ve göğüs kemiği ile komşudur.”Diyafragmatik yüz” denilen kalbin alt yüzü ise göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran “Diyafragma” zarının hemen üzerine oturmuştur. Kalbin diyafragmatik alt yüzü, karaciğer ve <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ile komşudur. Özellikle mide ile olan komşuluğu önemlidir. Mide fazla yemekle ya da biriken gazlarla şiştiğinde üstteki komşusuna, yani kalbe baskı yaparak çeşitli rahatsızlıklara neden olur. Halk bu durumu “Kalbim sıkışıyor” biçiminde anlatır. Bu yakınmalar çoğu kez “Angina pektoris” kalp infarktüsü belirtileriyle karıştırıl ab ilir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-10136" title="kalp" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2010/03/kalp-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></p>
<p>Kalbin apeks demlen tepesi sol meme başının biraz altında, beşinci ile altıncı kaburga kemikleri arasındaki boşluk hizasındadır. Bu aralığa “Kaburgalar arası beşinci aralık” (beşinci interkostal aralık) denir. Kalbin tepesi sol akciğer ve bunu saran plevra ile komşudur. Kalbin bazis denilen tabanı ise arkada yemek borusu [özofagus], aorta, vagus siniri ve büyük atardamarlarla komşudur.</p>
<p>Kalbin tabanından tepesine çizilen tasarımsal çizgiye “Kalp ekseni” denilmektedir. Ayakta duran bir insanda kalp ekseni ile yere paralel yatay düzlem arasındaki açı 40 derece kadardır. Kalp göğüs boşluğu içinde hareketsiz olarak durmaz. Örneğin sol kolu üzerine yatmakta olan bir insanın kalbi, sola doğru 6 cm. kadar yer değiştirir. Sağa yatınca ise 4 cm. kadar yer değiştirir. Nefes alındığında diyafragma aşağı doğru yer değiştirdiği için kalp bir miktar dikleşir-ken, nefes verme sırasında diyafragma yükseldiğinden kalp bir miktar yatıklaşır. Kalp başlıca Üç öğeden kurulmuştur. Bunlar kalp kası, bunun dış yüzünü örten ve “Perikard” adını alan iki yapraklı kalp zarı ve kalbin içindeki odacıklarm iç yüzünü örten “Endokard”dır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Açık <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> cerrahisinde kalbe nasıl  ulaşılır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Kalbe ulaşma yolu hemen her zaman aynıdır; göğüs kemiği orta çizgiden  kal­dırılarak doğrudan kalp boşluklarına ulaşılır. Ender durumlarda  mitral kapağa, triküspid kapağa ve kulakçıklar arası bölmeye ulaşmak  için ön sağ yandan göğse girilebilir, ama bu yaklaşım cerrahi görüş  alanını kısıtlar. Ameliyat ala­nını daha geniş ve rahat hale  getirebilmek için sağ ve sol olmak üzere iki keşi yapılıp göğüs  boşluğuna iki yandan girilebilir. Cerrah kalp dış zannı açtıktan sonra  manometreyle dört kalp boşluğunun ve iki ana damarın basınçlarım öl­çer.  Bu ölçüm manometreye bağlanan bir iğne aracılığıyla yapılır. Sonra  vücut dışı dolaşım başlatılır, yani hastanın kalbi durdurulur ve kam  yapay bir aygıtla dolaştırılır. Kalbin içi artık gözle muayene  edilebilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Soru</span><br />
</strong></p>
<p><strong>Kalp ameliyatları nasıl grııplandırılabilir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Kalbe yapılan cerrahi girişimler iki grupta toplanır. Birinci gurubu  oluşturan kapalı <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> ameliyatları asıl nedeni  ortadan kaldırmaksızın sorunu hafifletici niteliktedir. İkinci gurupta  ise tedavi edici nitelikteki açık kalp ameliyatlan yer alır; tedavi  edici ameliyatlar hemen her zaman açık kalpte yapılır. Kapalı kalp  ameliyatlarının da kalıcı ve geçici biçimleri vardır. Bu ayrım oldukça  ba­sittir ve farklı temiklere açıklık getirmeyi sağlar.</p>
<p><strong>Soru</strong></p>
<p><strong>Kapalı <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> ameliyatından ne anlaşılır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Kapalı kalp ameliyatlan zaman kazandıran cerrahı ginşimlerdir.  Hastaların ömrünü uzatır, yaşam kalitesini düzeltir. Bu tür cerrahinin  başlıca amacı, kal­bin gücünü artırmaktır.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/kalp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hipertansiyon</title>
		<link>http://www.saglik.im/hipertansiyon/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/hipertansiyon/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 19:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kan Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Patoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1006</guid>
		<description><![CDATA[HİPERTANSİYON: Hipertansiyon (yüksek tansiyon), insan sağlığını ciddi fakat sinsi bir biçimde tehdit eden bir durumdur. Yüksek tansiyonun kendisi bir hastalık değil, vücutta gelişen bazı hastalıkların yarattığı sonuçlardan biridir. Ancak yüksek tansiyon geliştikten sonra kendisi de birçok hastalıkların başlıca nedenini oluşturmaktadır. Hipertansiyona halk arasında büyük bir sıklıkla rastlanmaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde, halkın % 10-15′inde hipertansiyon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>HİPERTANSİYON</strong>:</p>
<p style="text-align: justify;">Hipertansiyon (yüksek tansiyon), insan sağlığını ciddi fakat sinsi bir biçimde tehdit eden bir durumdur. Yüksek tansiyonun kendisi bir hastalık değil, vücutta gelişen bazı hastalıkların yarattığı sonuçlardan biridir. Ancak yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> geliştikten sonra kendisi de birçok hastalıkların başlıca nedenini oluşturmaktadır. Hipertansiyona halk arasında büyük bir sıklıkla rastlanmaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde, halkın % 10-15′inde <a href="http://www.saglik.im/hipertansiyon/">hipertansiyon</a> olduğu saptanmıştır. Bu oran son derece yüksek bir orandır. Hipertansiyon kesinlikle yaşam süresini kısaltmaktadır. Tansiyonun yüksekliğiyle yaşamın kısalması birbirine paralellik göstermektedir. Tedavi görmeyen bir hipertansiyon hastasının, hipertansiyonun yerleşmesinden sonra ümit edilen yaşam süresi 20 yıl kadardır. Ancak gerek  Brtansiyonu gerekse bunu yaratan asıl „ atalığı tedavi edilen kişiler, normal bir insanın yaşam süresine erişebilmektedirler. Bilindiği gibi kalbin kasılması (yani sistol) sırasında saptanan <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> basıncı değerine “Sistolik tansiyon” denilmektedir. Sistolik tansiyon halk arasında, “Büyük tansiyon” olarak bilinir. Kalbin diastol denilen gevşeme döneminde saptanan kan basıncı değerine ise “Diastolik basınç” denilmektedir. Diastolik basınç, halk arasında “Küçük tansiyon” olarak bilinmektedir. Tansiyon değerleri mm./cıva cinsinden,, ölçülür. Ölçüm sonucu bulunan değerlerden önce sistolojik olanı, sonra bir kesir çizgisi çizilerek diastolik olanı, daha sonra ise mm./cıva olduğu yazılır. Buna göre tansiyon değeri için 120/70 mm. /cıva yazıldığında, sistolik tansiyonun 120 mm./cıva, diastolik tansiyonun ise 70 mm./cıva olduğu anlaşılır. Erişkin bir insanın dinlenme anındaki kan basıncı, yani tansiyon değerleri 150/90 mm/cıvanın üstünde ise bu insanda tansiyon yüksekliğinin bulunduğu söylenir. Tansiyon yüksekliği, yalnız sistolik tansiyonu ya da yalnız diastolik tansiyonu ya da her ikisini içeriyor olabilir. Bunlar arasında en önemlisi diastolik tansiyonun yüksek oluşudur.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-10529" title="ta" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/04/ta.jpg" alt="" width="225" height="225" /></p>
<p style="text-align: justify;">Eğer tansiyon yüksekliği 200/140 mm/cıva düzeyine ve daha yukarısına erişmişse, bu duruma “Malin hipertansiyon” denilmektedir. Hipertansiyon vakalarının yaklaşık % 90′mın nedeni bilinmemektedir.Bu tip hipertansiyonlara-”Primer hipertansiyon” ya da “Esansiyelhiper-. tansiyon” denilmektedir. Geri kalan % 10 hipertansiyon vakasının ise nedeni bilinmektedir. Bu tip hipertansiyon vakalarına ise “Sekonder hipertansiyon” denilmektedir. Hipertansiyonun belirtileri, tamamen bu durumun damarlar ve organlarda neden olduğu bozukluklardan kaynaklanmaktadır. Yüksek tansiyon özellikle damarları etkilemekte ve bunlarda artcrioloskleroz ve atheroskleroza neden olmak-liidır. Damarları bozulan organlar ise normal işlevlerini yerine getirememektedirler. Bu ise hastalarda, yüksek tansiyonun hazırlayıcı etken olarak rol oynadığı belirtilere yol açmaktadır. Hipertansiyonun en sık ve ciddi olarak etkilediği organların başında, kalp, beyin ve gözler gelmektedir. Bu organların etkilenmesiyle, hipertansiyonu düşündürecek olan diğer belirtiler ortaya çıkmaktadır. Hipertansiyonun hiçbir belirtisi yalnız kendisine özgü değildir. Hipertansiyonun belirtilerini, etkilemiş olduğu organa göre ayrı ayrı ele almayı uygun buluyoruz. (Tansiyon ile ilgili tamamlayıcı temel bilgileri, bu bölümdeki “Tansiyon” adlı başlıkta bulabilirsiniz).</p>
<p style="text-align: justify;">Kan basıncının 90/140 mm cıva basıncının üzerine çıkmasıdır. Esansiyel hipertansiyon en sık görülen türdür; şişman, içine kapanık ve büyük kentlerde yaşayanlarda sıktır. Böbrek, sinir sistemi, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp ve damar</a> hastalıklarında, gebelikte ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> dengesizliklerinde hipertansiyon görülebilir. Hipertansiyon <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> ve damarları etkileyerek ölüme yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>HİPERTANSİYON BELİRTİLERİ:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hipertansiyonun belirtileri, yüksek tansiyonun bozmuş olduğu <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> ve organlardan kaynaklanmaktadır. <a title="hipertansiyon, hipertansiyon nedir, hipertansiyon tedavisi belirtileri nedenleri" href="http://www.saglik.im/hipertansiyon/">Hipertansiyon</a> özellikle kalbi, beyni, gözün <a href="http://www.saglik.im/retina/">retina</a> tabakasındaki damarları ve böbrekleri etkilemektedir. Yüksek tansiyonun değişik belirtileri, bu organların bozulan işlevleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu belirtilerin çıkmasıyla hipertansiyonun teşhis edilmesi belli bir gecikmeyi de yansıtmaktadır. Beynin e İkilenme siyle ortaya çıkan belirti ve özellikleri şöyle verebiliriz; Hastalar sabah uyandıklarında özellikle kafanın arka (oksipital) tarafında bir <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">baş ağrısı</a> duyarlar. Bu baş ağrısı günün ortalarına doğru hafifleyerek kaybolur. Ancak oksipital bölgedeki “sabah baş ağrısı” kural değildir. Baş ağrısı günün herhangi bir saatinde ve başın herhangi bir bölgesinde de ortaya çıkabilir. Hastalar baş dönmesinden de yakınırlar. Bu belirti oldukça sık görülür. Bir diğer belirti ise <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">kulak</a> çınlamasıdır. Beyin kanamaları, felçler, hafıza bozuklukları, <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisilik/">kişilik</a> değişiklikleri de yüksek tansiyonun beyin yoluyla kendini ortaya koyduğu belirtilerdendir. <a href="http://www.saglik.im/tansiyon-yuksek-tansiyon/">Yüksek tansiyon</a> nedeni ile gözün retina tabakasındaki atardamarlarda daralmalar ve <a href="http://www.saglik.im/kanamalar/">kanamalar</a> görülebilir. Ağır vakalarda “Papilla” ödemi gelişir. Gözdeki bu değişiklikler görme bozuklukları ve hatta körlüğe bile neden olabilir. <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">Tansiyon</a>un yüksek oluşu kalbin iş yükünü çoğaltır. <a href="http://www.saglik.im/kalp-kasi/">Kalp kası</a> artan bu iş yükünü karşılayabilmek amacıyla önceleri büyür (hipertrofi] ancak büyümüş olan kalp, bir süre sonra kendisini bırakır ve genişler (dilatasyon). Kalp artık eskisi kadar güçlü kasılamaz, böylece <a href="http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/">kalp yetmezliği</a> belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Kalp kasının büyümesi, kalbin oksijen gereksinimini artırır. Buna karşılık, kalbin koroner damarları artmış olan bu gereksinime yanıt verebilecek duruma gelemezler. Hele yüksek tansiyon nedeni ile koroner damarlarında athe-rosklerotik değişikliklerde gelişmişse, bunun sonucu olarak koroner kan dolaşımı ileri derecede bozulur ve kalpte iskemik belirtiler ortaya çıkar. Nefes darlığı, angina pektoris, çarpıntı, <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> gibi belirtiler kalp yetmezliği ve iskeminin yerleşmiş olduğunu gösteren belirtilerdir (kalp yetmezliği ve angina pektoris başlıklarına bakınız].</p>
<p style="text-align: justify;">Yüksek tansiyon nedeni ile <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> damarlarında arteriolosklerotik değişiklikler geliştiğinde, <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrekler</a> yeterince kanlanamazlar. Bunun sonucu olarak da bu organların işlevi olan kanın süzülmesi işlemi aksar. Bu durum <a href="http://www.saglik.im/tansiyon-yuksek-tansiyon/">tansiyon yükselmesi</a>ne yol açar. Hastaların idrarlarında bir miktar <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> ve alyuvarlara rastlanır. İlerlemiş vakalarda <a href="http://www.saglik.im/kronik-bobrek-yetmezligi-ve-vucutta-degisen-dengeler/">böbrek yetmezliği</a>ne ait belirtiler ortaya çıkar. <a href="http://www.saglik.im/burun/">Burun</a> kanaması, fazla terleme, çok <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> içme, çok idrara çıkma, halsizlik gibi belirtiler yüksek tansiyonu yaratan nedene bağlı olarak ortaya çıkan diğer belirtilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>HİPERTANSİYON GELECEĞİNİ OLUMSUZ ETKİLEYEN ETKENLER</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1) Erkek olmak</p>
<p style="text-align: justify;">2) Hipertansiyonun genç yaşta başlaması</p>
<p style="text-align: justify;">3) Diastolik basıncın sürekli olarak 115 mm./cıvanın üstünde olması</p>
<p style="text-align: justify;">4) Kalbin büyümüş olması</p>
<p style="text-align: justify;">5) <a href="http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/">Kalp yetmezliği</a>nin gelişmiş olması</p>
<p style="text-align: justify;">6) Kalpte iskemik bozuklukların gelişmiş olması</p>
<p style="text-align: justify;">7) Böbrek işlevlerinin bozulmuş olması 8} Beyin damarları ve beyin bozukluklarının gelişmiş olması</p>
<p style="text-align: justify;">9)  Gözün retina tabakasında damarsal bozuklukların yerleşmiş olması</p>
<p style="text-align: justify;">10) Göz papillasının ödemli olması (papilla ödemi)</p>
<p style="text-align: justify;">kanlanma eksikliğidir. Bir dokuya gelen kanın yetersiz oluşu, o bölgede oksijen eksikliğine, besleyici maddelerin eksilmesine ve hücrelerdeki <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> artıklarının dokuda birikmesine neden olmaktadır. îskeminin neden olduğu bu üç olay, sonuç olarak jskemik bölgedeki hücrelerin ve dolayısıyla dokunun normal işlevlerini yerine getirmesine engel olmakta, daha ağır ve uzun süren iskemilerde ise hücrelerin ölmesine neden olmaktadır, <a href="http://www.saglik.im/iskemi/">iskemi</a> nedeni ile herhangi bir dokuda hücrelerin ölmesine, yani dokunun nekroza uğramasına. “İnfarkt” denilmektedir. Kalpte gelişen infarktüse ise “Miyokard infarktüsü” adı verilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İskemi,dokuya gelen kan miktarının azalması sonucu gelişebileceği gibi, yeterli miktarda gelen kanın özellikle oksijen yönünden yeterince zengin olmamasıyla da ortaya çıkabilir. Dokuya gelen kanın miktarı ile kalitesinin yeterli olmasına karşın, dokunun artmış olan oksijen ve kan gereksiniminin yeterince karşılanamaması da iskemik bir tablonun doğmasına yol açabilir. Görüldüğü gibi, iskemi olayı, bir yerde dokunun kan ve oksijen gereksinimiyle dokuya gelmekte olan kanın miktarı ve özellikle oksijen bakımından kalitesi arasındaki dengeye bağhdır. Diğer bir anlatımla iskemi, dokularla kan arasında kurulmuş bir “istenim, sunum” (arz talep) dengesidir. İskemik kalp hastalıkları, kalp kasnını oksijen gereksinimi ile kalbin koroner damarlarının bu gereksinime yanıt vermesi arasındaki olumsuz dengeden kaynaklanmaktadır. Bu olumsuz denge, çeşitli nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Bunların başında kalbin koroner damarlarının atheroskleroza bağh olarak daralmaları gelmektedir. Daha az sıklıkla rastlanan diğer iskemi nedenleri ise şunlardır: Koroner damarlarının kan pıhtısıyla tıkanmaları, koroner damarların spazmı, koroner damarların aortadaki deliklerinin daralması, koroner damarlardan birinin ya da ikisinin, doğumsal bir anormallik olarak aorta yerine, trunkus pulmonalisten doğması, kalp kasının büyüyerek kan ve oksijene olan gereksiniminin artması, anemi (kansızlık) sonucu kanın yeterince oksijen taşıyamaması, tansiyon <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> olması.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>HİPERTANSİYON YARATAN ETKENLER:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çeşitli <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> ve hastalık dışı bazı özel durumlar tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Bunlardan bazıları yalnız sistolik tansiyonun yükselmesine neden olurken, bazıları da hem sistolik hem de diastolik tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Tabloda tansiyon yüksekliğine yol açan etkenler kısaca belirtilmiştir. Bu etkenlerden bazıları bu bölüm içinde incelenecektir. Bazıları ise ayrı başlıklar halinde ele almaç aktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnız sistolik tansiyonun yüksek oluşu, damar ve organlar için ciddi tehlikeler yaratmaz. Primer aldosteronizmde, salgılanmakta olan aldostero-nun etkisiyle hastanın vücudunda tuz ve su birikirken, böbreklerden fazla miktarda <a href="http://www.saglik.im/potasyum-2/">potasyum</a> kaybedilir ve kanın potasyum miktarı düşer (hipokalemi). Primer aldosteronizm konusu ansi-lopedinin “Hormonlar bilimi” bölümünde anlatılmıştır. Feokromositomada salgılanmakta olan katekolaminler, damarlar üzerine etki ederek tansiyon yükseldiğine neden olmaktadırlar. Den ğum kontrol hapları da bazı kadınlarda hipertansiyona neden olmaktadır. Bunun nedeni <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> kontrol haplarında bulunan <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> hormonunun ” Aniiotensinojen” denilen hormonun yapımını artırmasıdır. Bilindiği gibi anjiotensüıojen, . böbreklerden salgılanan ve “Renin” adını alan bir hormonun etkisiyle, “Anjiotensin” denilen maddeye dönüşmektedir. Anjiotensin ise böbreküstü bezinden (sürrenal) aldosteron salgılanmasına damarların büzülmesine ve <a href="http://www.saglik.im/katekolamin-nedir/">katekolamin</a> denilen bazı sinir hormonlarının salgılanmasına neden olarak, tansiyonu yükseltir. Doğum kontrol haplarına bağlı olarak hipertansiyon gelişen kadınlarda bu hapların kullanımma hiç değilse 6 ay ara verilip, hipertansiyonu yaratabilecek olan başka nedenlerin varolup olmadığı araştırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>HEM SİSTOLİK HEM DİASTOLİK HİPERTANSİYON NEDENLERİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1) Primerhipertansiyon (Esansiyel hipertansiyon): bütün hipertansiyon vakalarının %90′nım oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">2) Kronik pivelonef rit böbrek dokusunun ve böbrek helvisinin müzmin iltihabı)</p>
<p style="text-align: justify;">3)  ReDovasküler nedenler (böbrek atardamarlarının çeşitli nedenlere bağlı olarak daralmaları ya da tıkanmaları)</p>
<p style="text-align: justify;">4) Glomerülonefrit [böbrek glomerüllerinin iltihaplanması)</p>
<p style="text-align: justify;">5) Polikistik böbrek (böbreklerde kistlerin bulunması)</p>
<p style="text-align: justify;">6)  Feokromositoma (sürrenal medulladan kaynaklanan ve katekolaminler salgılayan bir tömür)</p>
<p style="text-align: justify;">7) <a href="http://www.saglik.im/akromegali/">Akromegali</a> (büyüme hormonunun aşırı salgılanması}</p>
<p style="text-align: justify;">8  ) <a href="http://www.saglik.im/cushing-sendromu/">Cushing sendromu</a> (sürrenal korteksten kortizol hormonunun aşırı salgılanması)</p>
<p style="text-align: justify;">9)  Primer aldosteronizm (Conn sendromu): Sürrenal kor-tekste aldosteron salgılayan bir tümörün bulunması</p>
<p style="text-align: justify;">10)  <a href="http://www.saglik.im/aorta-koarktasyonu/">Aorta koarktasyonu</a> (Aorta kavisinde doğumsal olarak darlık olması)</p>
<p style="text-align: justify;">11) Sinir sistemini ilgilendiren çeşitli hastalıklar</p>
<p style="text-align: justify;">12) Eklampsi</p>
<p style="text-align: justify;">13) Doğum kontrol hapları</p>
<p style="text-align: justify;">ikincisi ise böbreğin esas dokusunu (parenkim} ilgilendiren hastalıklardır. Böbrek damarlarındaki bozukluk ve hastalıklardan kaynaklanan hipertansiyonlara "Renovasküler hipertansiyonlar" denilmektedir. Böbreğin 'esas (parenkim) dokusundan kaynaklananlara ise "Böbrek parenkim hipertansiyonları" denilmektedir. Renovasküler hipertansiyon vakalarında, böbreğin atardamarlarından bir ya da birkaçında gelişmiş olan atheroskleroz ya da böbrek damarları komşu bir dokudan kaynaklanan bir tümörün baskısı sonucu daralabilir. Bu gibi durumlarda, böbrek dokusuna yeterli basınçta ve yeterli miktarda kan gidemez. Bu durumda böbreklerden "Renin" denilen hormon salgılanır. Renin hormonu anjiotensinojen-anjiotensin -aldosteron zinciri üzerinden hipertansiyona yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">Böbrek parenkim hipertansiyonları ise çeşitli hastalıkların böbreklerin esas dokusunu bozmaları sonucu gelişirler. Bu hastalıklara örnek olarak "Glomerülonefrif'leri, "Piyelonefrifi, "Polikistik böbreği" gösterebiliriz. Böbreklerin esas dokusunun bozulmasıyla, bu organların kanı süzme işlevlerinde aksaklıklar gelişir. Bunların içinde hipertansiyon yönünden en önemli olanların başında, vücuttaki fazla tuz ve suyun böbreklerden atılamayıp vücutta ve kanda birikmesi gelir. Bu birikim ise tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Böbreklerin esas dokusunda bozukluk "Bradikinin" ve "Prostag-landin" adlı iki maddenin azalmasına neden olmaktadır .Sözüedilen bu iki maddenin böbrekler tarafından da üretildiği düşünülmektedir. Böbrek esas dokusunun zedelenmesi sonucu bu maddelerin azaldığı düşünülmektedir. Gerek bradikinin gerekse de prostaglandin damarlar üzerine genişletici etkiye sahiptirler. Bu maddelerin azalmasıyla damarların genişlemesinde de bir azalmanın gelişeceği ve buna bağlı olarak da tansiyonun yükseldiği düşünülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>HİPERTANSİYONUN TEDAVİ İLKELERİ:</strong></p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="339" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/x918hw" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" src="http://www.dailymotion.com/swf/x918hw" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
<p style="text-align: justify;">Yüksek tansiyon kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedaviye başlamadan önce, yüksek tansiyonun hangi tipte olduğu ortaya konulmalıdır. Başlıca üç tedavi yöntemi<br />
vardır. Bunlar "İlaç tedavisi", "Cerrahi tedavi" ve Alışkanlıkların düzenlenmesi"dir. Yüksek tansiyonun tedavisinde kullanılmakta olan çeşitli ilaçlar vardır. Bu ilaçlar değişik yollardan çleğişik etkiler oluşturarak, tansiyonun ' düşmesine yardım etmektedirler. Bu ilaçların etki yerleri ve etki biçimleriyle ilgili bilgiler, bu bölümün sonunda yer alan "Kalp hastalıklarında kullanılan ilaçlar" adlı başlıkta verilmektedir. Sekonder hipertansiyon vakalarının bazılarında ise daha Önce belirttiğimiz çeşitli <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> ve böbrek damarları tıkanmaları sorumlu olmaktadır. Bu gibi tümörlerin cerrahi olarak çıkartılmasıyla, hipertansiyon tedavi edilebilmektedir. Böbrek damarları ileri derecede yaygın olarak bozulmuş vakalarda, böbrekte artık iyileşemeyecek bozukluklar gelişeceğinden, etkilenmiş olan o böbreğin çıkartılmasıyla hipertansiyon vakalarının tedavisi mümkün olmaktadır. Böbreğin büyük bir damarı tıkandığında ve böbrek dokusu da fazla bozulmadığında, damarın tıkanmış olan noktasının ön ve arka bölgeleri arasında başka bir damar aracılığı ile bir köprü kurularak, tıkanık bölge bir yan yol ile aşılmış olunur. Bu tip ameliyatlara "Baypas" ameliyatları denilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hipertansiyonlu hastaların <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> kullanmalarına karşın, günlük tuz alımlarını azaltmaları, fazla kilolarını da .atmaları gerekmektedir. Diğer yandan bu kişilerin kesinlikle sigara alışkanlığından vaz geçmeleri gerekmektedir. Daha sakin bir yaşamıyeğlemeleri ise kuşkusuz sağlıkları açısından önemlidir. Düzenli olarak yapılan spor çalışmaları ise kesinlikle kan basıncının düşmesine yardım etmektedir. Ancak kişinin seçeceği sporun gerek cinsi gerekse de ağırlığı, kişinin kalbinin karşılayabileceği düzeyde olması gerekmektedir. Yürüyüşler, hafif koşular, yüzme ülkemizinkoşuilarmdakolayca gerçekleştirilebilecek olan spor çalışmalarıdır. Yüksek tansiyon vakaları gerektiği gibi tedavi edildiklerinde, normal yaşam süresini kısaltmamaktadır. Tedavi edilmeyen vakalar ise en fazla 20 yıl içinde kaybedilmektedir. Bazı etkenler yüksek tansiyonlu hastanın geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ESANSİYEL HİPERTANSİYON (PRİMER HİPERTANSİYON): </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hipertansiyon vakalarının % 90'ını esansiyel hipertansiyon oluşturmaktadır. Günümüzün tıbbi olanakları, bu vakaların altında yatan hazırlayıcı nedeni henüz ortaya koyabilmiş değildir. Ancak ailesel eğilimin önemli bir etken olduğu bilinmektedir. Kadınlar erkeklere oranla daha sık olarak primer hipertansiyona yakalanmaktadırlar. Esansiyel hipertansiyon sıklıkla 25-55 yaşları arasında başlamaktadır. İlk dönemlerde tansiyon yüksekliği tamamen yerleşmiş değildir. Fakat daha sonraları olay tamamen yerleşir .ve tansiyonun sürekli olarak yüksek olduğu saptanır. Primer hipertansiyon ancak damar ve organların çalışmalarını bozduğu zaman belirtiler oluşturmaya başlar. Bundan önce ise uzun süren bir sinsi dönem geçirir. Bu sinsi dönemde teşhise varılması, genellikle rastlantılara bağlıdır. Bu dönemde teşhis edilmiş olan primer hipertansiyon vakaları, kişinin sağlığının geleceği açısından büyük Önem taşımaktadır. Primer hipertansiyon teşhisine varılabilmesi için, sekonder hipertansiyonun kesinlikle saf dışı edilmesi gerekmektedir. Yani yüksek tansiyona neden olan hastalıklardan hiçbirinin o kişide bulunmadığı ortaya konulmalıdır. Primer hipertansiyonun klinik belirtileri yüksek tansiyondan etkilenmiş olan damar ve organların bozulmuş olan işlevlerinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>PORTAL HİPERTANSİYON: </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi sindirim kanalından emilen besin maddeleri, bu kanalın duvarında bulunan ince toplardamar-lardaki kana karışmaktadır. Bu damarlar daha sonra birbirleriyle birleşerek sonunda tek bir büyük toplardamara açılmaktadırlar. "Vena porta" denilen bu damar, sindirim kanalında emilen besin maddeleri yönünden zengin olan kanı karaciğere taşımaktadır. Karaciğere gelmekte olan kanın % 75'ini vena porta taşımaktadır. Geriye kalan u/o 25'lik bölüm ise karaciğer atardamarı İle gelmektedir. Karaciğere geien her iki kan,karaciğer hücreleri tarafından işlendikten sonra, "Vena hepatika" denilen <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> yoluyla vücudun en büyük iki toplardamarından biri olan "Vena kava inferior" denilen damara boşaltılmaktadır.<br />
Karaciğer dokusu içideki (herhangi bir nedene bağlı olarak) kan dolaşımı dirençle karşılaşacak olursa, "Vena porta" adlı toplardamar içindeki kan basıncı normalin üstüne çıkar. Bu basmç artışı ise vena porta damarını besleyen en küçük toplardamar birimlerine kadar yansır. Eğer bu damar birimlerine portal damar ağı ya da portal sistem diyecek olursak, şöyle bir kavram konuya basitlik kazandırabilir. Karaciğer iqindeki damarlarda kan akımına karşı bir direnç gelişecek olursa, bu damarlardaki ve portal damardaki kan basıncı yükselir. Bu basmç yükselmesi portal damar ağına da aynen yansır. Burada portal damar içindeki kan basıncının normal olduğunu belirtelim. Karaciğerde <a href="http://www.saglik.im/siroz/">siroz</a> geliştiğinde, dokunun içindeki nedbeleşme kan damarlarında normal kan akışını bozar, zorlaştırır, diğer yandan hasar görmüş olan karaciğer bölgelerinde de damarların sayısı da azalır. Her iki olay karaciğer içindeki kan dolaşımının dirençle karşılaşmasına ve buna bağlı olarak da portal damarda ve portal sistemde kan basıncı yükselmesine yol açar. Eğer vena portadaki kan basıncı 25-30 cm/su basıncını aşacak olursa, portal hipertansiyondan, yani portal damarda tansiyon (basınç) yüksekliğinden söz edilir. Vena portaya dalaktan da damar gelmektedir. Diğer yandan portal sistem, vücudun bazı bölgelerindeki diğer bazı toplardamarlarla da bağlantı kurmaktadırlar. Bu bağlantılar özellikle özofagusun son bölümünde, anusun hemoroid venalarında ve karaciğerin arkasında bulunan bazı toplardamarlarda görülmektedir. Portal damar sistemindeki basınç artışı, yukarıda değindiğimiz vücudun diğer toplardamarlarına da yansır. Bunun sonucu olarak da, yani portal damar sistemindeki basmç artışının yukarıda değindiğimiz toplardamarlara yansımasıyla, bu damarlarda genişlemelere ve varisleşmelere yol açmaktadır. Örneğin portal damar sistemindeki basınç artışı özofagusun son bölümündeki toplardamarlara yansımasıyla, özofagusda mukoza yüzeyinin altında <a href="http://www.saglik.im/varis/">varisler</a> oluşmaktadır. Bu varisler ise zaman zaman kanayabilmektedirler. Bu kanamalar hastanın yaşamını tehlikeye sokacak boyutlara varabilmektedir. Benzer varisler de rektumun "Hemoroid" toplardamar ağında gelişmektedir. Karaciğerin arkasındaki bazı <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamarlar</a> ise bir yandan portal damar sistemiyle bağlantı içindeyken, diğer yandan da karın Ön duvarındaki toplardamarlarla bağlantı içindedirler. Bu nedenle portal hipertansiyon karaciğerin arkasında bulunan toplardamarlar aracılığıyla karın ön duvarındaki toplardamarlara yansımaktadır. Bu durumda hastanın karın derisindeki toplardamarların genişleyip kıvrımlarını arttırıp, belirgin bir hale geldikleri görülür. Bu damarlar göbek deliğinden çevreye doğru ışınsal bir yayılma gösterirler. Üu görünüme "Kaput meduza" denilmektedir. Dalaktan gelen bir toplardamarın vena portaya birleştiğini belirtmiştik. Bu durumda portal sistemdeki kan basıncının artışı dalağa da yansıyacak ve bu organda kan göllenmesiyle büyümeye (splenomegali) yol açacaktır. Portal hipertansiyon geliştiğinde, <a href="http://www.saglik.im/karaciger-komasi/">karaciğer koması</a> gelişme riski de artmaktadır. Portal hipertansiyonda vena portadaki kan basıncının düşürülmesi için bu damar ile yakındaki bazı büyük toplardamarlar arasında cerrahi girişimlerle bağlantılar oluşturulmaktadır. Varislere karşı da cerrahi girişimler gerekebilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>MALİN HİPERTANSİYON: </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sistolik kan basıncının 200 mm./cıva, diastolik kan basıncının ise 140 mm/cıvanın üstünde olduğu vakalar için "Malin hipertansiyon" deyimi kullanılır. Kan basıncının çok yüksek değerlere ulaşmasından özellikle böbrekler, gözün retina tabakasındaki damarlar, beyin ve kalp etkilenmektedir. Böbrek atardamarlarında nekrozlar gelişmekte ve hasta süratle ağır bir böbrek yetmezliğine girmektedir. Malin hipertansiyon (ağır hipertansiyon] erkeklerde 40-50 yaşları arasında daha sık gelişmektedir. Kadınlarda ise bundan yaklaşık on yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Malin hipertansiyonun belirtileri ve diğer yüksek tansiyon vakalarında olduğu gibi, etkilenmiş olan damar ve organlardan kaynaklanmaktadır. Ancak bu belirtiler daha hızlı ve ağır seyretmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tedavi görmeyen malin hipertansiyon vakalarının yaklaşık yarısı ilk 6 ay içinde kaybedilmektedir. Diğer yarısı ise ikinci altı ay içinde ölümle sonuçlanmaktadır. Vakaların yaklaşık % 70′i böbrek ve kalp bozuklukları nedeni ile kaybedilirken, % 20 vaka ise beyinde gelişen damarsal bozukluklardan kaybedilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>HİPERTANSİYONA BAĞLI BAŞ AĞRISI: </strong></p>
<p>Yüksek tansiyonun geliştiği hastalarda, damar hastalığının yerleşmeye başladığı dönemlerde tansiyondaki küçük oynamalar,baş ağrısına neden olmaktadır. Ağrı, başta bir ağırlık duygusu biçiminde olmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/hipertansiyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Grupları</title>
		<link>http://www.saglik.im/kan-gruplari/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/kan-gruplari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2009 20:16:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=682</guid>
		<description><![CDATA[KAN GRUPLARI Kanın yaşamın önemli bir öğesi ol­duğu eski çağlardan beri bilinmekteydi; bu “yaşamsal” maddeyi hayvandan in­sana ya da doğrudan insandan insana aktarma düşüncesi vardı. Bu düşünce gerçeğe dönüştüğünde kanın verildiği kişinin öldüğü görülüyordu. İnsan vü­cudu başka bir insanın kanını her za­man kabullenmez; kan uygun değilse alyuvarlar, kanda birbirinden ayrı, par­çacıklar halinde kalmak yerine birbirine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KAN GRUPLARI</strong></p>
<p>Kanın yaşamın önemli bir öğesi ol­duğu eski çağlardan beri bilinmekteydi; bu “yaşamsal” maddeyi hayvandan in­sana ya da doğrudan insandan insana aktarma düşüncesi vardı. Bu düşünce gerçeğe dönüştüğünde kanın verildiği kişinin öldüğü görülüyordu. İnsan vü­cudu başka bir insanın kanını her za­man kabullenmez; <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> uygun değilse <a href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">alyuvarlar</a>, kanda birbirinden ayrı, par­çacıklar halinde kalmak yerine birbirine yapışıp kümeleşir. Kümeleşme sonu­cunda <a href="http://www.saglik.im/yazi/vucut-sicakligi/">vücut</a>ta düzeltilmesi çok zor olan hasarlar ortaya çıkar. Kümeleşen <a href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">alyu­var</a>ların oluşturduğu kütleler yaşamsal organların küçük <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a>larını tıkayarak bu organın işlevlerini yitirmesine yol açar. Buna ek olarak, kümeleştikten sonra parçalanan alyuvarlardan açığa çıkan <a href="http://www.saglik.im/hemoglobin/">hemoglobin</a>, <a href="http://www.saglik.im/yazi/bobrek/">böbrek</a>ler yoluyla vücuttan atılırken asit yapısındaki <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bobrekler-ve-idrar-yollari-hastaliklari/">idrar­</a>da çözünemeyeceğinden, böbreğin ortaya çıkar.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4768" title="kan-gruplari" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/kan-gruplari-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></p>
<p><a href="http://www.saglik.im/kan-gruplari/">Kan grupları</a>nı inceleme­den önce bazı kavramlarla tanışılması gerekir. Ancak bundan sonra <a href="http://www.saglik.im/kan-gruplari/">kan grupları</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kan-nakli-kan-transfuzyonu/">kan nakli</a>yle ilgili bilgiler kolaylıkla izlenebilir. Bunlar “<a href="http://www.saglik.im/antijen-2/">antijen</a>” “<a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a>” “<a href="http://www.saglik.im/genotip/">genotip</a>” “<a href="http://www.saglik.im/fenotip/">fenotip</a>” ve”<a href="http://www.saglik.im/aglutinasyon/">aglütinasyon</a>” kavramlarıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/kan-gruplari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hemoglobin</title>
		<link>http://www.saglik.im/hemoglobin/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/hemoglobin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 06:18:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=855</guid>
		<description><![CDATA[HEMOGLOBİN; Hemoglobin, omurgalıların solunum pigmentlerinden, demir içeren kırmızı renkli proteinlerdir. Alyuvarlara niteleyici renklerini veren ve oksijen taşıma yeteneği çok yüksek olan hemoglobin, bir litre kanın -200 ml oksijen yüklenmesini sağlayabilir. Hemoglobin molekül oksijenin yanı sıra, karbondioksit de Sağlayabildiğinden, karbandioksit yoğunluğunun yüksek olduğu dokulardan, geçerken, oksijeni bırakarak karbondioksiti yüklenir. Kan akciğerden geçerken, hemoglobin, solunan havadaki oksijeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p><strong>HEMOGLOBİN</strong>;</p>
<p>Hemoglobin, <a href="http://www.saglik.im/omurgalilar/">omurgalılar</a>ın <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-sistemi-ve-hastaliklari/">solunum</a> <a href="http://www.saglik.im/pigmentler/">pigmentler</a>inden, <a href="http://www.saglik.im/demir-fe/">demir</a> içeren kırmızı renkli <a href="http://www.saglik.im/protein/">proteinler</a>dir. Alyuvarlara niteleyici renklerini veren ve oksijen taşıma yeteneği çok yüksek olan hemoglobin, bir litre kanın -200 ml oksijen yüklenmesini sağlayabilir. Hemoglobin molekül oksijenin yanı sıra, karbondioksit de Sağlayabildiğinden, karbandioksit yoğunluğunun yüksek olduğu dokulardan, geçerken, oksijeni bırakarak karbondioksiti yüklenir. Kan akciğerden geçerken, hemoglobin, solunan havadaki oksijeni alıp, dokulardan taşıdığı karbondioksiti bırakır. Karbonmonoksit solunması durumunda, karbonmonoksit akciğerlerde hemoglobinle bir daha ayrılmayacak biçimde birleşerek karboksihemoglobin adı verilen bileşiği oluşturur ve kan dokulara yeterli.oksijen iletemediğinden, karbonmonoksit soluyan kişi çok geçmeden ölür.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9305" title="HEMOGLOBİN" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/03/HEMOGLOBİN-300x228.jpg" alt="" width="300" height="228" /></p>
<p><strong>DAHA GENİŞ BİLGİ</strong></p>
<p><a href="http://www.saglik.im/yazi/alyuvarlar/">Alyuvarlar</a>a <a href="http://www.saglik.im/oksijen-ve-karbondioksitin-kan-icinde-tasinmasi/">karbondioksit</a> ve <a href="http://www.saglik.im/oksijen-ve-karbondioksitin-kan-icinde-tasinmasi/">oksijen</a> taşıyabilme yeteneği kazandıran <a href="http://www.saglik.im/hemoglobin/">hemoglobin</a> molekülleri, genç alyuvarlar tarafın­dan yapılırlar. <a href="http://www.saglik.im/hemoglobin/">Hemoglobin</a> kimyasal olarak, “hem” ve “globin” moleküllerinden kurulmuştur. Dört polipeptit zincirinden (<a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> zinciri] kurulmuş olan ‘globin’ genç alyuvarların <a href="http://www.saglik.im/ribozomlar/">ribozomlar</a>ında <a href="http://www.saglik.im/aminoasitler/">aminoasitler</a>den yapılır. Globin yapısını kuran beş ayrı çeşit polipeptit zinciri vardır. Bu zincirlerin sentezi, ayrı ayrı <a href="http://www.saglik.im/deoksiribonukleik-asit-dna-genler/">genler</a> tarafından denetlenir. Sözünü ettiğimiz beş değişik polipeptit zinciri sırasıyla alfa, beta, gama, delta ve epsilon adlarını alırlar. Ana rahminde henüz <a href="http://www.saglik.im/embriyo/">embriyo</a>n döneminde olan çocuklarda, “Gower I” ve “Gower II” olmak üzere iki çeşit embriyonal hemoglobin sentez edilir. Embriyonal hemoglobinin Gower I tipinde globin, dört adet epsilon polipeptit zincirinden kurulmuştur. Gower II tipi, iki alfa ve iki epsilon polipeptit zinciri taşır. Ana rahminde “<a href="http://www.saglik.im/fetus-olumlerifanne-karninda-bebegin-olumu/">fetus</a>” (<a href="http://www.saglik.im/dolut-kan-ve-doku-orneklemesi/">dölüt</a>) döneminde bulunan çocuklarda sentez edilen hemoglobine “fetal hemoglobin” denir. Fetal hemoglobinin globin bölümü, iki alfa ve iki gama polipeptit zinciri taşır. Erişkin bir insanda “Hemoglobin A” ve “Hemoglobin A2″ olmak üzere ilci çeşit hemoglobin sentez edilir. Globin bunların birincisinde iki alfa ve iki beta polipeptiti, ikincisindeyse iki alfa ve iki delta polip eptitinden kurulmuştur. Hemoglobinin “Hem” bölümü, genç alyuvarların mitokondrilerinde sentez edilir. ‘Hem’in yapısında iki değerli <a href="http://www.saglik.im/demir-fe/">demir</a> iyonu bulunur (Fe 4- +} Alyuvarların kırmızı rengini veren, hemoglobinin “hem’” bölümüdür. Anımsanacağı gibi hemoglo­bin molekülü, dört “hem” molekülü içerir. Hemoglobin sentezi aşağıdaki tabloda kısaca özetlenmiştir.<br />
“Hemoliz” denir. Çeşitli toksit maddeler, hipotonik eriyikler ve saf <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> hemoliz yapar. <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Damar</a> için­de hemoliz olmuş ise açığa çıkan hemoglobin <a href="http://www.saglik.im/yazi/bobrek/">böb­rek</a>lerden süzülür, atılır. (Bkz. <a href="http://www.saglik.im/hemolitik-anemiler/">Hemolitik</a>)</p>
<p><strong>HEMOGLOBİN TİPLERİ</strong></p>
<p>Dölütün alyuvarlanndaki fetal hemog­lobin (Hb F) denen hemoglobin iki alfa ve iki gamma zincirinin birleşmesinden oluşmuştur. <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">Doğum</a> yaklaştıkça gamma zinciri üretimi yerini beta zinciri üreti­mine bırakır ve dölüt kanındaki Hb F miktarı azalırken erişkin hemoglobini (Hb A) artmaya başlar. Erişkin hemog­lobinin yapısında iki alfa zincirinin ya­nında iki beta zinciri vardır. Yaşamın ilk yıllarında Hb F miktarı hızla azalıp Hb A miktarı hızla artar ve zamanla Hb F kanda neredeyse hiç saptanamaz olur. Bunun yarımda dölütsel yaşamın so­nuna doğru az miktarda delta zinciri ya­pımı başlar ve böylece kanda iki alfa iki delta zincirinden oluşan Hb A, gö­rülmeye başlar. Bunun sonucunda erişkin kanında ortaya çıkan tablo şöyledir: yüzde 97 Hb A (iki alfa, iki beta), yüz­de 2-3 Hb Aj (iki alfa, iki delta) ve çok az miktarda Hb F (iki alfa, iki gamma).</p>
<p><strong>HEMOGLOBİN YAPI BOZUKLUKLARI</strong></p>
<p>Hemoglobin yapısmda bulunan zincir­lerden yalnızca birinin bile aminoasit yapısında ortaya çıkan bir değişiktik, anormal hemoglobin üretimine neden olur. Bu yapısal değişiklik çoğunlukla belirti vermezken, bazı durumlarda he­moglobinin oksijen taşımasını önemli ölçüde etkileyerek hastanın yaşamını tehdit edebilir. Bunun tipik örneği orak hücreli kansızlıktır. Bu hastalıkta anor­mal hemoglobin üretimi sonucu alyu­varlar orak biçimini alarak oksijen taşı­yamaz bir duruma gelirler. Anormal ya­pılı polipeptit zincirlerinin üretilmesine bağlı olmayan hemoglobin yapı bozuk­lukları da (hemoglobinopati) vardır. Bu durumda zincirlerin yapısı normal ol­masına karşın alfa ve beta zincirlerinin yetersiz üretimi ve böylece yetersiz Hb A üretimi-söz konusudur. Tipik örneğini Akdeniz kansızlığının oluşturduğu bu durumda yetersiz Hb A üretimi so­nucunda vücudun oksijen gereksinimi karşılanamaz ve ağır hasar ortaya çıkar.<br />
Hemoglobinopatilerde belirtiler al­yuvar yıkımının ağırlığına bağlıdır. He-moliz adı verilen alyuvar yıkımı dalağın anormal yapılı alyuvarları vücuttan uzaklaştırmaya çalışması sonucu olu­şur. Alyuvar yıkımı sonucu ortaya çı­kan kansızlığa hemolitik (alyuvar yıkı­mına bağlı) <a href="http://www.saglik.im/yazi/kansizlik/">kansızlık</a> denir.<br />
Hemoglobinopatilerin tanısı spek-trofotometre ile hemoglobin molekülü­nün kırılabiljrliğinin, yani ışını yansıt­ma özelliğinin saptanması ya da hemog­lobin elektroforezi gibi karmaşık bazı laboratuvar incelemeleri sonucunda ger­çekleştirilmektir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/hemoglobin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağlar</title>
		<link>http://www.saglik.im/yaglar/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/yaglar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 04:32:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=934</guid>
		<description><![CDATA[YAĞLAR: Yağlar, lipidlerin karışımından oluşan doğal organik bileşikleri belirten genel terim. Oda sıcaklığında katı halde bulunan yağların biyolojik açıdan önem taşıyanları, bir gliserol molekülünün üç yağ asidi molekülüne eklenmesinden oluşmuşlardır. Organizmada enerji saklamaya yararlar: Bir gram yağın verdiği enerji, bir gram , karbonhidratın enerjisinin iki katıdır. Ayrıca, kuşlarda ve memelilerde yağlar ısı yalıtımına (derinin altındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>YAĞLAR: </strong></p>
<p>Yağlar, <a href="http://www.saglik.im/lipidler/">lipidler</a>in karışımından oluşan doğal <a href="http://www.saglik.im/organik-bilesikler/">organik bileşikler</a>i belirten genel terim. Oda sıcaklığında katı halde bulunan yağların biyolojik açıdan önem taşıyanları, bir gliserol molekülünün üç yağ asidi molekülüne eklenmesinden oluşmuşlardır. Organizmada enerji saklamaya yararlar: Bir gram yağın verdiği enerji, bir gram , karbonhidratın enerjisinin iki katıdır. Ayrıca, kuşlarda ve memelilerde yağlar ısı yalıtımına (derinin altındaki yağ tabakası) ve <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> gibi duyarlı organların korunmasına da yardımcı olurlar. Bitkilerde de enerji içeren <a href="http://www.saglik.im/yaglar/">yağ</a> molekülleri bulunur.</p>
<p>Diyetteki yağın önemi büyüktür; gram başına 9 kalori verir. Besinlerin lezzetini oluşturan öğelerin başında gelir. Son yıllarda diyette yağ kullanımı, büyük bölümü doymamış bitkisel yağasitleri olmak üzere artmaktadır. Vücut, yağ asitlerinin büyük bir bölümünü sentez edebilmektedir. Buna karşılık karaciğer linoleik, linolenik ve araşidonik asit gibi bazı yağasitlerini sentez edemez. Bu nedenle bunların besinlerle alımı gerekmektedir. Söz konusu yağasitlerinin çocukların temel besin öğeleri oldukları da gösterilmiştir. Vücut yağlarının ve besinlerle alınan yağların büyük bölümü <a href="http://www.saglik.im/trigliseritler/">trigliseritler</a> (nötral yağlarjdir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2809" title="69" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/11/69.jpg" alt="" width="222" height="155" /></p>
<p>Yapısında <a href="http://www.saglik.im/fosfor/">fosfor</a> ve azot içerenler bileşik yağlardır (fosfolipitler gibi]. Trigliseritler, gliserinin yağasitleri ile oluşturduğu esterlerdir. Besinlerdeki yağasitlerinin 20 çeşit kadar olduğu bilinmektedir; yağasitleri kapsadığı karbon sayısına göre sınıflandırılır. 4-6 karbon atomu içerenler kısa, 8-10 karbonlu olanlar orta ve 12-20 karbon atomundan oluşanlar ise uzun zincirli yağasitleridir. Uzun-zincirli yağasitleri doymuş ve doymamış yağasitleri olarak bilinirler. Doymamış yağasitlerinin karbon bağları arasında bir ve birden çok çiftbağ vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Oleikasit (18-c] tek doymamış [monounsaturated] zinciri olan yağasitidir; zeytinyağı oleikasit yönünden zengindir, yağların çoğunun yapısmda bol miktarda oleikasit bulunur. Linoleikasit {18-C) molekülünün ilci ayrı yerinde (9-10 ve 12-13 karbonlar arasında) doymamış bağları bulunan yağasitidir ve birçok bitkisel yağın ana öğesini oluşturur. <a href="http://www.saglik.im/yaglar/">Yağlar</a> suda erimeyen, fakat eter, kloroform, benzen ve aseton gibi çözücülerde eriyen organik maddelerdir. Besinlerdeki yağlar doymuş ve doymamış yağasitlerinin karışımıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle kapsadıkları yağasitleri oranına göre yağlara doymuş ya da doymamış denir. Aşırı doymamış yağasitleri sıvıdır (zeytinyağı) ya da yumuşaktır (margarin). Böyle yağasitleri hidrojenle doyurularak (hidrojenizasyon) katılaştırılır. Bu yolla bitkisel yağlardan margarinler ve pek çok mutfak yağları üretilmektedir. Böylelikle yağın bileşimindeki doymuş yağasitleri oranı artmış olmaktadır. Açıkta bırakılarak uzun süre hava ve ışığın etkisi altında kalan yağlar ekşir; bu ekşime sıcakta daha hızlı bir biçimde gerçekleşir. Anti oksidan maddelerin eklenmesi ile bu süreç bir ölçüde engellenüebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Trigliseritler besinlerdeki yağların olduğu kadar vücut yağlarının da en büyük bölümünü oluştururlar. Normalde, besinlerdeki yağların % 95 kadarı sindirilir ve emilir. Yedek enerji ve yakıt kaynağı olarak yağ dokularında depolanır. <a href="http://www.saglik.im/protein/">Protein</a> koruyucu etkileri vardır, Ayrıca, deri altında toplanan yağ, vücut ısısının korunmasında, yaşamsal önemi olan organların travmalardan korunmasında, yağda eriyeiı vitaminlerin kolay emilmesinde önemli bir görev üstlenir.Fosfolipidler trigliserit molekülündeki bir yağasi-ti yerine fosfor ve azotlu bileşikler içeren maddelerdir. Besinlerde bulunur ve organizmada da kolaylıkla sentezlenilebiîir. En bol olanı lesitindir. <a href="http://www.saglik.im/fosfolipidler/">Fosfolipidler</a> beyinde ve sinir dokularında çok boldur. Fosfolipidler yağların inceba-ğırsaktan emilimine ve kanda taşınmalarına yardımcı olurlar.Upoproteinler, yağlar proteinlere bağlanarak dolaşımda eriyik halde bulunurlar ve dokulara taşınmaları kolaylaşır. <a href="http://www.saglik.im/lipoproteinler/">Lipoproteinler</a> değişik oranlarda trigliserit, kolestorin, fosfolîpid ve protein kapsarlar ve bileşimlerine göre sınıflandırılırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kolesterin dokuların, özellikle merkezi <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> ve sinir dokularının doğal yapı taşların-dandır. Pek çok molekülün ön maddesidir (D vitamini, steroid <a href="http://www.saglik.im/hormonlar/">hormonlar</a> vb.). Vücut, gereksinimi olan kollesterini yağ, karbonhidrat ve proteinlerden sentez edebilir. Çocukluk döneminden sonra kolesterinin besinlerle alınmasına gerek yoktur. Kapsadıkları kolesterin yönünden besinler sıralanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Linoleikasit gereksinimi günlük kalorinin % 1-2’si kadardır ve belirli yağlarla sağlanır; bu bir erişkin için 15-25 gr yağ alımı demektir. Uygun bir beslenmede yağlarla sağlanan kalori total kalorinin % 30′unu geçmemeli, doymuş yağlar kalorinin % 10′undan fazla olmaman ve kolesterin miktarı günde 300 mg ile sınırlandırılmalıdır. Bunun için yağı alınmış süt, bu sütten yapılmış peynirler, yağı az etler, kümes hayvanları ve deniz ürünleri haftada 2-3 kez, sınırlı olarak yenilmeli, organizmanın, diğer gereksinimleri de <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> bitkisel yağlar ve margarinlerle karşıla-nılmalıdır. Böylece yemek zevkinden yoksun kalmadan gerektiği biçimde beslenebilmek olanağı elde edilmiş olur.Yağlar, insan beslenmesinde önemli bir yer tutan maddelerdir. Vücut çalışmasında bazı önemli görevleri vardır. Şöyle ki yağlar zengin enerji kaynaklarıdır. 100 gr. yağ 900 kalori verir. Vücuda alınmış olan fazla enerji yağ biçiminde depo edilir. A, D, E, K, vitaminleri yağda eridiklerinden, bu vitaminlerin vücuda kazandırılabilmesi için, besinlerde bir miktar yağ bulunması gerekir. Yağ çeşitli organların dış yüzünü örterek bunları darbelere karşı korur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Deri altında bulunan yağ dokusu ise vücudu soğuk havalarda ısı kaybına karşı korumaktadır. Besinler yoluyla mideye girmiş olan yağ, midenin boşalmasını uzatarak açlık duygusunun ortaya çıkmasını geciktirmektedir. Yağlar sağlandıkları kaynaklara göre bitkisel ve hayvansal olmak üzere iki kökenlidirler. însan sağlığı ve özellikle de kandaki yüksek <a href="http://www.saglik.im/lipidler/">lipid</a> miktarının düşürülmesi bakımından besinlerde bitkisel yağların kullanılması yararlıdır.Yağların yukarıda belirttiğimiz olumlu yanlarına karşın, bazı olumsuz özellikleri de vardır. Bu olumsuz özelliklerin başında aşırı yağlı besinlerle beslenen kimselerde kandaki yağ miktarının yükselmesi ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> sertliği gelişme tehlikesinin artması gelmektedir.Diyetteki yağın önemi büyüktür; gram başına 9 kalori verir. Besinlerin lezzetini oluşturan öğelerin başında gelir. Son yıllarda diyette yağ kullanımı, büyük bölümü doymamış bitkisel yağasitleri olmak üzere artmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Vücut, yağ asitlerinin büyük bir bölümünü sentez edebilmektedir. Buna karşılık karaciğer linoleik, linolenik ve araşidonik asit gibi bazı yağasitlerini sentez edemez. Bu nedenle bunların besinlerle alımı gerekmektedir. Söz konusu yağasitlerinin çocukların temel besin öğeleri oldukları da gösterilmiştir. Vücut yağlarının ve besinlerle alınan yağların büyük bölümü trigliseritler (nötral yağlarjdir. Yapısında fosfor ve azot içerenler bileşik yağlardır (fosfolipitler gibi]. Trigliseritler, gliserinin yağasitleri ile oluşturduğu esterlerdir. Besinlerdeki yağasitlerinin 20 çeşit kadar olduğu bilinmektedir; yağasitleri kapsadığı karbon sayısına göre sınıflandırılır. 4-6 karbon atomu içerenler kısa, 8-10 karbonlu olanlar orta ve 12-20 karbon atomundan oluşanlar ise uzun zincirli yağasitleridir. Uzun-zincirli yağasitleri doymuş ve doymamış yağasitleri olarak bilinirler. Doymamış yağasitlerinin karbon bağları arasında bir ve birden çok çiftbağ vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-2490784446416888426&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-2490784446416888426&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"> </embed></object></p>
<p>Oleikasit (18-c] tek doymamış [monounsaturated] zinciri olan yağasitidir; zeytinyağı oleikasit yönünden zengindir, yağların çoğunun yapısmda bol miktarda oleikasit bulunur. Linoleikasit {18-C) molekülünün ilci ayrı yerinde (9-10 ve 12-13 karbonlar arasında) doymamış bağları bulunan yağasitidir ve birçok bitkisel* yağın ana öğesini oluşturur. <a href="http://www.saglik.im/yaglar/">Yağlar</a> suda erimeyen, fakat eter, kloroform, benzen ve aseton gibi çözücülerde eriyen organik maddelerdir. Besinlerdeki yağlar doymuş ve doymamış yağasitlerinin karışımıdır. Bu nedenle kapsadıkları yağasitleri oranına göre yağlara doymuş ya da doymamış denir. Aşırı doymamış yağasitleri sıvıdır (zeytinyağı) ya da yumuşaktır (margarin). Böyle yağasitleri hidrojenle doyurularak (hidrojenizasyon) katılaştırılır. Bu yolla bitkisel yağlardan margarinler ve pek çok mutfak yağları üretilmektedir. Böylelikle yağın bileşimindeki doymuş yağasitleri oranı artmış olmaktadır. Açıkta bırakılarak uzun süre hava ve ışığın etkisi altında kalan yağlar ekşir; bu ekşime sıcakta daha hızlı bir biçimde gerçekleşir. Anti oksidan maddelerin eklenmesi ile bu süreç bir ölçüde engellenebilir</p>
<p style="text-align: justify;">.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/yaglar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek Tansiyon ve Ateroskleroz</title>
		<link>http://www.saglik.im/yuksek-tansiyon-ve-atheroskleroz/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/yuksek-tansiyon-ve-atheroskleroz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 10:33:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1881</guid>
		<description><![CDATA[YÜKSEK TANSİYON VE ATHEROSKLEROZ: Yüksek tansiyon (hipertansiyon) ile atheroskleroz ve bundan kaynaklanan “İskemik kalp hastalıkları” arasında çok yakın bir ilgi vardır. Erişkin bir insanın dinlenme sırasındaki kan basıncının sistolik olanı (yani kalp kasıldığında ortaya çıkan ve halk arasında “Büyük tansiyon” olarak bilineni) 150 mm/cıvanın diastolik olanı ise (yani kalp gevşediğinde ortaya çıkan ve halk arasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>YÜKSEK TANSİYON VE ATHEROSKLEROZ</strong>: Yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> (hipertansiyon) ile atheroskleroz ve bundan kaynaklanan “İskemik <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> hastalıkları” arasında çok yakın bir ilgi vardır. Erişkin bir insanın dinlenme sırasındaki <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> basıncının sistolik olanı (yani kalp kasıldığında ortaya çıkan ve halk arasında “Büyük tansiyon” olarak bilineni) 150 mm/cıvanın diastolik olanı ise (yani kalp gevşediğinde ortaya çıkan ve halk arasında “Küçük tansiyon” olarak bilineni) 90 mm/cıvanın üzerinde ise, bu kişiye yüksek tansiyon (hipertansiyon) teşhisi konulabilir. Tansiyon değerleri şöyle yazılır: Sistolik değer/diastolik değer, örneğin 120/70 mm/cıva yazıldığında kişinin sistolik tansiyonunun 120, diastolik tansiyonunun ise 70 mm/cıva olduğu anlaşılır. Diastolik tansiyonun yüksek oluşu kalp ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/damar-hastaliklari/">damar hastalıkları</a> bakımından daha ciddi tehlikeler yaratmaktadır..</p>
<p><img class="size-medium wp-image-4405 alignleft" title="ateroskleroz-gelisimi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/ateroskleroz-gelisimi-177x300.jpg" alt="" width="177" height="300" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/yuksek-tansiyon-ve-atheroskleroz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antikor</title>
		<link>http://www.saglik.im/antikor/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/antikor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 09:51:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bağışıklık Bilimi ve Organ Nakilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1224</guid>
		<description><![CDATA[ANTİKOR:Antikorlar, bir antijen uyarısına yanıt olarak, hazırlanmış olan proteinlerdir. Globulin yapısında olan bu proteinler vücudun savunmasında bağışıklık olaylarında görev aldıklarından “Bağışıklık globulini” anlamına gelen “İmmün globunn” olarak adlandırılmışlardır. İmmün globulinleri kısaca “Ig” olarak gösterilirler. Globulin (Ig) yapısında olan antikorlar antijenlere bağlanıp onların eritilmesine, çöktü-rülmesine, nötrle sürümesine ya da kümeleşmelerine neden olurlar. Böylece vücut tarafından etkin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANTİKOR:</strong>Antikorlar, bir <a href="http://www.saglik.im/antijen-2/">antijen</a> uyarısına yanıt olarak, hazırlanmış olan proteinlerdir. Globulin yapısında olan bu <a href="http://www.saglik.im/protein/">proteinler</a> vücudun savunmasında bağışıklık olaylarında görev aldıklarından “Bağışıklık globulini” anlamına gelen “İmmün globunn” olarak adlandırılmışlardır. İmmün globulinleri kısaca “Ig” olarak gösterilirler. Globulin (Ig) yapısında olan <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikorlar</a> antijenlere bağlanıp onların eritilmesine, çöktü-rülmesine, nötrle sürümesine ya da kümeleşmelerine neden olurlar. Böylece vücut tarafından etkin silahlar olarak hazırlanmış antikorlar, yani İmmün globulinler (Ig) vücudu yabancı ve zararlı bir düşmana, antijene karşı korumuş olurlar. Antikorlar “Plazma hücreleri” tarafından üretilirler. <a href="http://www.saglik.im/plazma/">Plazma</a> hücreleriyse vücuttaki birçok lenfoid dokuda lenfositlerden farklılaşarak ortaya çıkarlar.İnsan organizmasında beş çeşit immün globulin (Ig) bulunur. Bunlar IgG, IgA, IgM, IgD ve IgE’dir..</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-2644" title="antikor" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/11/25-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/antikor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Su</title>
		<link>http://www.saglik.im/su/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/su/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 06:59:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[SU: Su doğada çok yaygındır. İnsan ve hay­van organizmasının % 60-85′ini oluşturmaktadır. Bununla birlikte şişmanlarda su oranı az, zayıf in­sanlarda ise fazla bulunmaktadır. Vücuttaki su kitlesi iki ayrı bölüme dağılmış ola­rak bulunmaktadır. A-Hücre içi suyu [intrasellüler sıvı); vücuttaki su kitlesinin % 70'ini ve vücut ağırlığının % 40'ını ohışturm aktadır. B- Hücre dışı suyu (ekstrasellüler sıvı); [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SU: <a href="http://www.saglik.im/su/">Su</a> doğada çok yaygındır. İnsan ve hay­van organizmasının % 60-85′ini oluşturmaktadır. Bununla birlikte şişmanlarda su oranı az, zayıf in­sanlarda ise fazla bulunmaktadır.</p>
<p>Vücuttaki su kitlesi iki ayrı bölüme dağılmış ola­rak bulunmaktadır.<br />
A-Hücre içi suyu [intrasellüler sıvı); vücuttaki su kitlesinin % 70'ini ve vücut ağırlığının % 40'ını ohışturm aktadır. B- <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">Hücre</a> dışı suyu (ekstrasellüler sıvı);<br />
a) <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Damar</a> içi suyu {intravasküler sıvı]. Vücut su kitlesinin % 10′unu ve vücut ağırlığının % 4′ünü oluşturmaktadır.<br />
b) Hücre arası su (interstisiyel sıvı). Hücre ara­sı boşluklarını dolduran sıvıdır, vücut su kitlesi­nin % 20’sini, vücut ağırlığının ise % 16’sını oluş­turmaktadır.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-8788" title="su" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/su.jpg" alt="su" width="463" height="323" /></p>
<p>Vücutta bu kadar yoğun olarak bulunan su yaşam için son derece gereklidir, örneğin bir insan besin almadan haftalarca yaşayabildiği halde susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. İnsan, bedenindeki yağ ve karbonhidratın hepsini, <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a>in yarısını, vücut suyunun ise yaklaşık % 1O kadarını kaybettiğinde yaşamı tehlikeye girer. Vücut suyunun % 20 kadarının kaybedilmesi ise <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a>e yol açmaktadır. Su besin maddelerinin emiliminde ve hücrelere taşınmasında, vücuttaki <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> artıklarının <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">akciğer</a>lere, <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrekler</a>e ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/karaciger-hastaliklari/">karaciğer</a>e taşınıp buralardan atılmalarında, vücut ısısının düzenlenmesinde, vücut için gerekli birçok maddenin taşınmasında önemli görevler üstlenmektedir. Su hemen hemen her kimyasal olayda kullanılan ya da üretilen bir maddedir. Yunan filozofu <a href="http://www.botav.org/thales/">Thales</a> yaşamın kökenini suda aramakla büyük bir gerçeği o çağda dile getirmiştir. Erişkin bir insan günde yaklaşık olarak 2000-2200 mi (2-2.2 litre) su alır. Bu su gereksinimini ise içecekler, besinler ve hücrelerde gelişen kimyasal-metabolik olayların ürünü olarak açığa çıkan ve “metabolik su” denilen kaynaklardan karşılar. Besinlerle alınan; 100 gram protein 41 gram, 100 gram karbonhidrat 55 gram, 100 gram yağ ise 107 gram su sağlar. Yaşamının ilk 28 gününde bir bebek günde 700 mi 10 yaşındaki bir çocuk ise günde 1300 mi su alır. Dengeli bir beslenmede vücut için gerekli kalorinin % 6O’ı karbonhidrat, % 30′u yağ, % 10′u da proteinden gelmelidir. Bu dengede 200 kalorilik bir beslenme rejimi insana 267 gram su sağlar. Erişkin bir insan günde yaklaşık olarak 1000 gram suyu içeceklerle,800 gram suyu besinlerle, 300 gramkadar suyu ise “metabolik su” olarak kazanır. Böylece toplam 2100 gram su sağlamış olur.<br />
Ancak bu oranlar besleme türüne göre değişir. Örneğin <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">meyve</a> ve <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">sebze</a>lerin % 9O’ı sudur. Bu nedenle <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">meyve ve sebze</a>den zengin bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> rejiminde olan kimseler içeceklere daha az ilgi gösterirler.</p>
<p>Aşırı ishal ve kusma durumlarında vücuttan önemli düzeyde su ve madenler kaybedildiğinden süratle gerekli önlemler alınmalıdır. Bu kayıplar özellikle çocuklarda çok ciddi sonuçlar yaratabilir.<br />
Vücut önemli ölçüde su ve maden kaybettiğinde <a href="http://www.saglik.im/yazi/yuksek-ates/">yüksek ateş</a>, nabız hızlanması, nabız dolgunluğunun azalması, <a href="http://www.saglik.im/tansiyon-dusuk-tansiyon/">tansiyon düşmesi</a>, dil,ağız ve derinin kuruması, idrarın çok azalması, terlemenin olmaması, kalbin çalışmasında düzensizlikler, halsizlik, bitkinlik, <a href="http://www.saglik.im/bilinc-bulanikligi/">bilinç bulanıklığı</a>, gözlerin çukurlarına gömülmesi gibi belirti ve bulgular gelişir.<br />
Vücuttan <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> ve /veya <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a>yla fazla miktarda su ve madenlerin kaybedildiği durumlarda, kayıpların kesinlikle karşılanması gerekir. Bu gibi durumlarda <a href="http://www.saglik.im/sodyum-2/">sodyum</a>, <a href="http://www.saglik.im/potasyum-2/">potasyum</a> ve <a href="http://www.saglik.im/insulin-ve-glikoz/">glikoz</a> içeren sıvıların hastaya kazandırılması gerekir. Bunun için “1 <a href="http://www.e-tarifler.com/kategori/tatli_tarifleri">tatlı</a> kaşığı (4 gram) tuz”, “1 tatlı kaşığı [2 gram} yemek sodası”, “1 yemek kaşığı potasyum bitartarat (12 gram)”, “3 yemek kaşığı pekmez” 1 litre suda eritilerek ishalli hastaya verilmesi gerekir. Kırsal kesimde potasyum bitartarat bulunamayabilir. Böyle bir durumda su yerine 1 litre çay kullanılabilir. Pekmez yoksa 2 yemek kaşığı şeker kullanılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/su/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>18</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eritrosit</title>
		<link>http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 06:14:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=853</guid>
		<description><![CDATA[ALYUVARLAR (ERİTROSİTLER): Alyuvarlar kan hücrelerinin yaklaşık % 90′ını oluştururlar. Yetişkin bir insanın kanında yaklaşık olarak 30 trilyon alyuvar (eritrosit) bulunur. Her 1 mm.  kanda kadınlarda 4.8 j±_ 0.6 milyon, erkeklerde ise 5.4 j±_ 0.9 milyon alyuvar vardır.  Alyuvarlar 7.2 mikron çapında, ortaları tavla pulunda olduğu gibi çukurlaşmış küreciklerdir. Bu biçime, alyu­varların “bikonkav” yapısı denir. Bunların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>ALYUVARLAR (ERİTROSİTLER): </strong></span></span></p>
<p>Alyuvarlar <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> hücrelerinin yaklaşık % 90′ını oluştururlar. Yetişkin bir insanın kanında yaklaşık olarak 30 trilyon alyuvar (<a title="eritrosit, eritrosit nedir, eritrositler" href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">eritrosit</a>) bulunur. Her 1 mm.  kanda kadınlarda 4.8 j±_ 0.6 milyon, erkeklerde ise 5.4 j±_ 0.9 milyon <a title="alyuvar, alyuvar nedir" href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">alyuvar</a> vardır.  Alyuvarlar 7.2 mikron çapında, ortaları tavla pulunda olduğu gibi çukurlaşmış küreciklerdir. Bu biçime, alyu­varların “bikonkav” yapısı denir. Bunların özel­liklerinden biri de <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> çekirdeklerinin olmama­sıdır.<br />
Kanın kırmızı rengi, alyuvarların taşıdıkları ve “Hemoglobin” adı verilen demirli <a title="protein, protein nedir, proteinler" href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a>e bağlı­dır. <a title="alyuvarlar, alyuvar nedir" href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">Alyuvarlar</a>, oksijen ve <a title="karbondioksit" href="http://www.saglik.im/oksijen-ve-karbondioksitin-kan-icinde-tasinmasi/">karbondioksit</a>i hemoglobine bağlı olarak taşırlar, hemoglobin bulunmazsa ne oksijen ne de karbondioksit taşıyabilirler.</p>
<div id="attachment_9180" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><img class="size-full wp-image-9180" title="alyuvarlar-eritrosit" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/alyuvarlar-eritrosit.jpg" alt="alyuvarlar, eritrosit" width="300" height="180" /><p class="wp-caption-text">alyuvarlar, eritrosit</p></div>
<p>Akciğerlere gelen kanın her 100ml.si, solunan havadaki oksijenin 21 ml. sini, içerdiği <a title="eritrositler" href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">eritrositler</a> ve hemoglobin aracılığıyla kendisine bağlar. Normal koşullarda <a title="akcigerler" href="http://www.saglik.im/akcigerler/">akciğerler</a>­den ayrılan kan, % 95 oranında <a title="oksijen" href="http://www.saglik.im/oksijen-ve-karbondioksitin-kan-icinde-tasinmasi/">oksijen</a>le doymuştur. 100 ml. kandaki 21 ml. oksijenin 6-7 mi.si vücut tarafından kullanılır, akciğerlere geri gelen kanda bile 14-15 ml. oksijen vardır. Bu oksijen, <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> çalışması, ateşin yükselmesi gibi vücudun ani ve aşırı oksijen gereksinimlerini karşılama amacını güden yedek oksijendir. 100 ml. kanda <a title="kadın" href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a>larda 12-16 gr., erkeklerde 14-18 gr. <a href="http://www.saglik.im/hemoglobin/">hemoglobin</a> bulunur. Bu değerler 5 gr. düzeyine inerse, kişi sık ama yüzeysel olarak soluk alır. Böyle bir durum için “<a title="kansızlık, kansızlık belirtileri nedenleri" href="http://www.saglik.im/kansizlik/">kansızlık</a>” deyimi kullanılır. Eğer hemoglobin 100 ml.’de 3 gr. düzeyine inerse <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> kaçınılmaz olur. Buradaki ölümün nedeni vücudun, dolayısıyla hücrelerin oksijensiz kalmasıdır. Vücudun ya da belirli bir dokunun oksijensiz kalması olayına “anoksi”, normaldan az oksijenin, <a title="doku, dokular nedir hakkında bilgi" href="http://www.saglik.im/dokular/">dokular</a>a ulaşması olayına “hipoksi” denir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

