<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Kadın ve Doğum</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Yumurtalık (Ovaryum)</title>
		<link>http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 20:58:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1309</guid>
		<description><![CDATA[YUMURTALIK (OVARYUM): Yumurtalıklar, rahimin her iki yanında birer adet olmak üzere, karın boşluğunda yer alırlar. Fallop borularının altındadırlar. Yaklaşık olarak 3 cm uzunluğunda, 1.5 cm genişliğinde ve 1 cm kalınlığında badem biçiminde ve 4-8 gram ağırlığındadır. Erkeklerdeki testislerin karşılığıdır. Yumurtlamanın başladığı erginlik dönemine kadar üzeri düzdür, bundan sonra, yani yumurtlama başladıktan sonra, üzerinde girinti ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p>YUMURTALIK (OVARYUM): Yumurtalıklar, rahimin her iki yanında birer adet olmak üzere, karın boşluğunda yer alırlar. Fallop borularının altındadırlar. Yaklaşık olarak 3 cm uzunluğunda, 1.5 cm genişliğinde ve 1 cm kalınlığında badem biçiminde ve 4-8 gram ağırlığındadır. Erkeklerdeki testislerin karşılığıdır.</p>
<p>Yumurtlamanın başladığı erginlik dönemine kadar üzeri düzdür, bundan sonra, yani <a href="http://www.saglik.im/yumurtlama-ovulasyon/">yumurtlama</a> başladıktan sonra, üzerinde girinti ve çıkıntılar oluşur. Kadının adetten kesilmesinden sonra üzeri yine düzleşir.</p>
<p>Yumurtalığın dış bölümünde bağ dokusundan yapılmış bir kabuk (korteks) bulunur. Bu kabuk, yaş ilerledikçe kalınlaşır ve sertleşir. Bu kabuğun olgunluk döneminde normalden kaini ve sert oluşu, olgunlaşan <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> hücresinin dışarı atılmasını, yani yumurtlamayı engeller.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9400" title="yumurtalik" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/yumurtalik-300x205.jpg" alt="" width="300" height="205" /><br />
Kız çocukları doğduklarında, her bir yumurtalığında 200 bin kadar olgunlaşmamış yumurta hücresi vardır. Olgunluk dönemine gelen bir kız çocuğunda her ay bu hücrelerinden birkaçı olgunlaşmaya başlar ve biri tam olgunluğa erişerek, karnı boşluğuna atılır. Bu olaya “ovülasyon” (yumurtlama} adı verilir. <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisirlik/">Kısırlık</a> nedeniyle incelenen kadınların yaklaşık yüzde 2O’sinde kısırlığın nedeni yumurtlama olmamasıdır. Yumurta hücresinin olgunlaşması ve yumurtlama sırasıyla bir ay bir yumurtalıkta, diğer ay Öteki yumurtalıkta olabilirse de bu her zaman böyle sırasıyla olmayabilir. Yumurtalıklar, kadınlık öğelerini oluşturan, adet düzenini sağlayan hormonları da üretirler, yani yumurtalıklar bir iç salgı bezidir. Yumurtalıklarda başlıca iki horman yapılır; “östrojen” ve “pro-gesteron” hormonu. Bu ana iki hormondan başka, yumurtalıklarda bir erkeklik hormonu olan “arid-rojen” <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> da üretilmektedir. Bu hormonların yapım miktarı her zaman aynı düzeyde değildir, her ay periyodik değişimler göstermektedir. Bunların salgılanmasını ve aralarındaki dengeyi hipo-fiz bezi düzenler. Bir kadının sağlıklı tam bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> olması ve normal adet görerek gebe kalabilmesi, beyin, <a href="http://www.saglik.im/hipofiz-bezi/">hipofiz bezi</a> ve <a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">yumurtalık</a> arasındaki ilişkinin düzenli olmasıyla gerçekleşir. Yumurtalıkların hormon salgılamaya başlaması, genellikle 10 yaş dolayında başlar. Salgılanan hormon miktarı olgunluk dönemine kadar giderek artar. Bu hormonların etkisiyle kız çocukları, yavaş yavaş erkek çocuklardan farklılaşmaya, genç kız olmaya başlar. Memeleri gelişmeye, koltukaltı ve pubis kılları belirmeye ve de adet görmeye başlar. Doğuştan bir gelişim bozukluğu sonucu yumurtalıkları olmayan kız çocuklarmdaysa, bu gelişmeler görülmez.</p>
<p>Bir kadının adet görmesinde rol alan en önemli organ yumurtalıklardır. Yumurtalığı olmayan ya da ameliyatla alınmış kadınlar adet göremezler.</p>
</div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Yumurtalık tüpü tümörlerinin özellikleri nelerdir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
<a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">Yumurtalık</a> tüpünün (Fallop borusu) tümörleri çok ender görülür. En sık görüleni yumurtalık borusu karsinomudur ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> <a href="http://www.saglik.im/yazi/ureme-organlari/">üreme organı</a> tümörlerinin yüzde 0,3′ünü oluşturur. Genellikle 50-60 yaşlarında görülür; tek yumur­talıkta çıkar ve kan, lenf, kann zan ve komşuluk yollarıyla yayılabilir. Klinik olarak yumurtalık borusu karsino-mu, Öteki yumurtalık tümörleriyle aynı grupta değerlendirilirse de, bunlardan oldukça güç ayırt edilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Yumurtalık bağdokusu tümörlerinin özellikleri nedir?</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Cevap</span><br />
</strong><br />
Yumurtalığın bağdoku yapısındaki bölümlerinden kaynaklanabilen fibrorn, menopozdan sonra görülen iyi huylu bir tümördür. Genellikle çok yavaş ilerler. Buna karşın sarkom çok daha hızh gelişerek özellikle damarlann duvarlanna yayılır; gidişi son derece kötüdür.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Yumurtalık teratomunun özellikleri nedir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Sıklıkla üç embriyon yaprağından da (endoderm, ektoderm, mezoderm) kaynaklanan yapılardan oluşan bütün oluşumlar teratom olarak adlandmlır. Bütün <a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">yumurtalık</a> tümörlerinin yaklaşık yüzde 15′ini oluşturan teratomlar daha çok tek yumurtalıkta çıkar ve <a href="http://www.saglik.im/kist/">kist</a> yapısındadır. En sık görülen teratom dermoit kisttir. Duvarının bir bölü­mü deri dokusuyla örtülmüş bir kesecikten oluşan tümörün içinde krema benzeri, koyu bir madde bulunur. Kistin içini dolduran bu maddenin yapısında saç, kıl ya da kıkırdak parçalan, <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> ve hatta diş dokulan bulunabilip. Röntgen filmlerinde kemik ya da diş dokusunun saptanması dermoit kist tanısı konmasım sağlayabilir. Başka bir teratom tipi de yumurtalık struması olarak da adlandırılan ve tiroit hücrelerinden oluşan tümördür.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Yumurtalık disgerminomunun özellikleri nelerdir?</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Cevap</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong><br />
<a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">Yumurtalık</a> disgenninomu başından beri kötü huylu olan yumurtalık tümörlerinin yüzde 4′ünü oluşturur ve 16-22 yaşlarda daha sık görülür. Embriyondaki ilkel eşey bezinin farklılaşmamış hücrelerini taşıyan disgerminom, bi­çimsel olarak erbezinin seminom adlı tümörüne benzer. Özellikle sağ yumurtalık olmak üzere tek bir yumurtalık­ta çıkar ve genellikle portakal büyüklüğüne ulaşabilir. Tümörde san renkli kanama alanları görülür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebek</title>
		<link>http://www.saglik.im/tup-bebek-vucut-disinda-dollenme/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/tup-bebek-vucut-disinda-dollenme/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 05:27:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Döllenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1448</guid>
		<description><![CDATA[TÜP BEBEK (VÜCUT DIŞINDA DÖLLENME) ( döllenme ve embriyo transferi): Fallop borularının tıkanıklığına bağlı olan kısırlıklarda son yıllarda uygulanmaya başlanan henüz araştırma dönemini yeni geçmiş bir tekniktir. Bütün üreme fonksiyonları normal olan, ancak sadece spermle ovumun buluşmasının engellendiği kadınlarda vücudun dışında döllenme yapılır. Vücudun dışında döllenen ovum da 3-4 günlük bir gelişme aşamasından sonra rahim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>TÜP BEBEK (VÜCUT DIŞINDA DÖLLENME)</strong></span></span></p>
<p>( <a href="http://www.saglik.im/dollenme-fekondasyon/">döllenme</a> ve <a href="http://www.saglik.im/embriyo/">embriyo</a> transferi): Fallop borularının tıkanıklığına bağlı olan kısırlıklarda son yıllarda uygulanmaya başlanan henüz araştırma dönemini yeni geçmiş bir tekniktir. Bütün üreme fonksiyonları normal olan, ancak sadece spermle ovumun buluşmasının engellendiği kadınlarda vücudun dışında döllenme yapılır.</p>
<p>Vücudun dışında döllenen ovum da 3-4 günlük bir gelişme aşamasından sonra <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> içine yerleştirilerek, normal bir <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a> sağlanabilir. Kadının <a href="http://www.saglik.im/yumurtlama-ovulasyon/">yumurtlama</a> döneminde basit bir müdahaleyle, karın boşluğuna girilerek, yumurtlamak üzere olan yumurtalıktan, olgunlaşmış <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> hücresi alınır. Bu yumurta hücresinin, doğal koşullara uygun bir ortamda, bir tüp içinde erkek döl hücresi ile birleşmesi yani döllenmesi sağlanır .Yani kadının fallop borularında mekanik bir engel nedeniyle olamayan bu döllenme olayı, dışarda bir deney tüpü içinde yapılabilmektedir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9191" title="tüp bebek" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/12/tup-bebek.jpg" alt="" width="300" height="185" /></p>
<p>Belirli bir süre, yaklaşık 3-4 gün kadar bu dış ortamda gelişen döllenmiş ovum, yuvalanma olgunluğuna eriştiğinde, kadının rahim boşluğu içine yerleştirilerek gebelik başlatılır. Gebelik dönemi boyunca kadının rahi-minde gelişimini sürdüren bebek, gebelik süresi döllenmeyi engelleyen başka nedenlere örnek olarak nedeni belirlenemeyen kısırlıkları ve kadında, kocasının spermlerine karşı <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> varlığını gösterebiliriz.</p>
<p>Böyle kadınlarda fallop borusunda bir engel olmadığından, vücut dışında döllenen yumurta hücresi daha erken dönemde fallop borusu içine bırakılarak, oradan rahim içine gidip yerleşmesi sağlanabilir. Nedeni belirli olmayan kısırlıklarda sağlanan yumurtaların yaklaşık olarak % 40’ı vücut dışında döllenebilmektedir.</p>
<p><a title="tüp bebek aşamaları" href="http://www.saglik.im/tup-bebek-vucut-disinda-dollenme/"><span style="color: #ff0000;"><strong>Tüp Bebek Aşamaları</strong></span></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><a title="tüp bebek hakkında bilgi" href="http://www.saglik.im/tup-bebek-vucut-disinda-dollenme/"><span style="color: #ff0000;">Tüp Bebek Hakkında Bilgi</span></a></strong></span><span style="color: #ff0000;"><strong>lendirme</strong></span></p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2903407389367514083&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2903407389367514083&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a href="http://www.saglik.im/tup-bebek-vucut-disinda-dollenme/">Tüp bebek uygulaması</a>nda, başarısızlık olabileceği, çocuğun anormal olabileceği ve gebeliğin düşükle s unlanabileceği bilinen risklerdir. Ancak bu riskleri kabullenen kadınlarda tüp bebek uygulaması yapılmaktadır. Bu nedenle gebelik oluştuğunda da ilk üç aylık dönemde, çocuğun normal olup, olmadığı yapılan testlerle kontrol edilmektedir. Görüldüğü gibi, fallop borularının kapalı olması ya da başka bir nedenle döllenmenin engellendiği kısırlıklarda, diğer üreme fonksiyonları normalse <strong><a title="tüp bebek" href="http://www.saglik.im/tup-bebek-vucut-disinda-dollenme/"><span style="text-decoration: underline;">tüp bebek</span> </a></strong>uygulaması ile gebelik mümkündür. Ancak bugünkü aşamada bu uygulama ile çocuk sa-hibî olabilme şansı yaklaşık olarak % 3-10 arasındadır. Henüz ülkemizde uygulanmayan tüp bebek, dünyada sayılı merkezler tarafından uygulanmaktadır. Bu konuda bilgilerimizin artışı ve tekniğin geliştirilmesiyle, bu şansm daha da artacağı beklenen bir gerçektir. Bu şekilde umutsuzluğa düşen pek çok kısır <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> bebek sahibi olmaktadır. <a href="http://www.saglik.im/tup-bebek-vucut-disinda-dollenme/">Tüp bebek ile çocuk yapma</a> hakkında son gelişmeleri aşağıdaki videolardan edinebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/tup-bebek-vucut-disinda-dollenme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sezaryen (Sezeryan)</title>
		<link>http://www.saglik.im/sezaryen/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/sezaryen/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 02:37:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Yapma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1384</guid>
		<description><![CDATA[SEZARYEN (Sezeryan): Karın ön duvarının ve rahimin cerrahi yolla açılıp çocuğun karından doğurtulması işlemine sezaryen denilmektedir. Normalde bebek annenin dölyolundan (vagina, vajina) geçerek doğar (vaginal doğum). Aşağıda sezeryan doğum videolarını izleyebilir ve ayrıntılı olarak görebilirsiniz. Fakat bazı durumlarda annenin bu normal yolla doğum yapması sakıncalı, hatta olanaksız olur ya da bebeğin durumu tehlikededir, normal doğuma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SEZARYEN (Sezeryan)</strong></span>:</p>
<p>Karın ön duvarının ve rahimin cerrahi yolla açılıp çocuğun karından doğurtulması işlemine <a href="http://www.saglik.im/sezaryen/">sezaryen</a> denilmektedir. Normalde bebek annenin <a title="dölyolu, döl yolu" href="http://www.saglik.im/vagina-dolyolu/">dölyolu</a>ndan (<a title="vagina, vagina nedir" href="http://www.saglik.im/vagina-dolyolu/">vagina</a>, <a title="vajina, vajina nedir" href="http://www.saglik.im/yazi/vajina/">vajina</a>) geçerek doğar (vaginal doğum). Aşağıda <a title="sezeryan sezaryen videoları izle" href="http://www.saglik.im/sezaryen/">sezeryan doğum videoları</a>nı izleyebilir ve ayrıntılı olarak görebilirsiniz.</p>
<p>Fakat bazı durumlarda annenin bu normal yolla <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> yapması sakıncalı, hatta olanaksız olur ya da bebeğin durumu tehlikededir, <a title="normal doğum, doğum nedir" href="http://www.saglik.im/dogum/">normal doğum</a>a dayanamayacağına karar verilmiştir. Böyle durumlarda bebek, ameliyatla karından doğurtularak gerek anne ve gerekse bebeğin sağlığı korunmuş olur.</p>
<p><a title="sezaryen sezeryan ameliyatı" href="http://www.saglik.im/sezaryen/">Sezaryen ameliyatı</a>nda, karın boşluğu açılarak, <a title="rahim, rahim nedir" href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a>e varılır, <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> bebeğin çıkabileceği kadar kesilir, bebek doğurtulur. Bir bebeğini <a title="sezeryan" href="http://www.saglik.im/sezaryen/">sezeryan</a> ile doğurmuş olan kadınlar, genellikle daha sonraki doğumlarını da sezaryenle yapmak durumunda kalırlar. Fakat bu her zaman böyle olmaz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sezaryeni gerektiren durumlardan bazıları şunlardır:</strong></p>
<p>1) <a title="plasenta, plasenta nedir" href="http://www.saglik.im/plasenta-hormonlari/">Plasenta</a>nın rahim ağzına yakın olarak yapışmış olması<br />
2) Bebeğin rahim içindeki durumunun normal vaginal doğuma engel olması.<br />
3} <a href="http://www.saglik.im/dogum-sancisi/">Doğum sancısı</a> sırasında, bebeğin yaşamının tehlikeye girmesi.<br />
4) Gebe kadının yakın zamanda, <a title="üreme organları" href="http://www.saglik.im/yazi/ureme-organlari/">üreme organları</a>na ilişkin bir ameliyat geçirmiş olması.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/sezaryen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>62</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik Hamilelik Testi</title>
		<link>http://www.saglik.im/gebelik-testleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/gebelik-testleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 04:33:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Döllenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=635</guid>
		<description><![CDATA[GEBELİK TESTLERİ Gebeliği olabildiğince erken sapta­yabilmek, her dönemde insanları ilgi­lendirmiş, bu amaca yönelik birçok ça­lışma yapılmıştır. Eski Mısırlılar bile gebeliği saptamak için bazı yöntemlere başvururlardı. Bunlardan birinde kadına süt ve karpuz karışımı verilir, kadın bu­nu yediğinde kusarsa gebe olduğu ka­bul edilirdi. Sonraki çağlarda da bilim­sellikten ve güvenilirlikten uzak daha birçok gebelik testi uygulanmıştır. Bugün kadın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="gebelik testleri testi" href="http://www.saglik.im/gebelik-testleri/"><strong>GEBELİK TESTLERİ</strong></a></p>
<p>Gebeliği olabildiğince erken sapta­yabilmek, her dönemde insanları  ilgi­lendirmiş, bu amaca yönelik birçok ça­lışma yapılmıştır. Eski  Mısırlılar bile gebeliği saptamak için bazı yöntemlere başvururlardı.  Bunlardan birinde kadına <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> ve karpuz karışımı verilir, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> bu­nu  yediğinde kusarsa gebe olduğu ka­bul edilirdi. Sonraki çağlarda da  bilim­sellikten ve güvenilirlikten uzak daha birçok <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a> testi  uygulanmıştır.</p>
<p>Bugün kadın vücudunda yalnızca gebelik durumunda üretilen bazı  mad­delerin bulunduğu bilinmektedir. Kan­da ve idrarda bu maddelerin  saptanma­sına dayalı gebelik testlerinin de güve­nilirliği çok  yüksektir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4706" title="gebelik-hamilelik-testi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/04/gebelik-hamilelik-testi-300x280.jpg" alt="" width="300" height="280" /></p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="343" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#090909" /><param name="src" value="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdBSlpPWxI=" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="343" src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdBSlpPWxI=" allowfullscreen="true" wmode="window" bgcolor="#090909"></embed></object></div>
<p><strong>GEBELİK HORMONU (HCG)</strong></p>
<p>Gebelikte gerçekleşen birçok fizyolojik değişiklikle birlikte bazı  hormonların salgılanması da artar. Etene (plasenta) oluşmaya başlayınca,  gebeliğe özgü bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> olan HCG (Human  Chorionic Gonadotropin/însan Koryonik Gona-dotropin) salgüanmaya başlar.</p>
<p>Bu hormonun görevi embriyonu bir süre desteklemektir. Bunu da san  cis­min (corpus luteum) canlı kalma süresi­ni uzatarak yerine getirir.  Yumurtlama­ya birlikte yumurtalıkta oluşan san ci­sim, <a href="http://www.saglik.im/dollenme-fekondasyon/">döllenme</a> gerçekleşmezse bir süre sonra yok olur. Gebelik durumunda ise HCG  salgüanmaya başlar. HCG döllen­meden 8-10 gün sonra kanda belirir; 60-80  gün sonra kandaki en yüksek dü­zeyine ulaşarak idrara da geçer.  Gebeli­ğin 150. gününe değin bu düzeyde kal­dıktan sonra gittikçe azalır  ve doğum­dan kısa bir süre sonra kaybolur. Kanda ve İdrarda HCG’nin  kolayca saptanmasını ve miktarının Ölçülmesini sağlayan yöntemler  vardır. Bu hormo­nun saptanması kadının gebe olduğunun en güvenilir  kanıtıdır. Bazı çok en­der durumlarda kadın gebe olmamasına karşın  kanında HCG saptanabilir. Ama bu bir hastalık durumudur ve hekim  ta­rafından tedavi edilmelidir.</p>
<p><strong>GEBELİK TESTLERİ</strong></p>
<p>Gebelik sırasında salgılanan HCG’yi saptama yöntemlerinin  bulunmasından sonra <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> sanayisi  laboratuvara gitme­den evde de uygulanabilecek testler ge­liştirmeye  yöneldi. Böylece hiçbir yere başvurmadan, ev ortamının gizliliği içinde  gebelik testi yapma olanağı doğdu. İlk kişisel <a title="gebelik testi" href="http://www.saglik.im/gebelik-testleri/">gebelik testi</a> 1971′de  Hol­landa’da geliştirildi ve kadınların yoğun İlgisini çekti.</p>
<p>Kolayca uygulanan kişisel <a href="http://www.saglik.im/gebelik-testleri/">hamilelik testleri</a> de  gene HCG hormonunun sap­tanmasına dayanır. Ama bu testlerde HCG hormonu  kandan çok daha kolay elde edilen bir madde olan idrarda sap­tanır.  Gerek kolaylığı ve güvenilirliği, gerekse eczanelerden salın alınarak  ev­de tek basma uygulanabilmesi nedeniy­le bu tür testler yaygın olarak  kullanıl­maya başlamıştır.</p>
<p>İnsan koryonik gonadotropin hor­monunu bağlama özelliği olan  madde­ler, bu hormonun varlığında idrarda gözle görülür bazı  değişikliklere, örneğin renk değişimine yol açar. Bu bağlayıcı maddeler <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> yapısındadır ve HCG’ye özgü olduklanndan bu hor­monla karşılaşınca  hemen onunla birle­şir. Bu birleşmenin görüntüsü ise testin özelliğine  göre değişir. Örneğin Boehringer-Mannheim yönteminde HCG karşıtı <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikorlar</a> bir bant yüzeyine dizi­lidir; bu bant idrara batınlır ve idrarda HCG  varsa antikorlarla birleşme sonu­cunda rengi değişir. Böylece kadının  gebe olduğu anlaşılır. Bazı testlerde bandın üzerinde renk değişikliği  yerine iki belirgin çizgi oluşur. Bazı testlerde » de bant yerine bir  çubuk kullanılır.</p>
<p><strong>UYGULAMA ZAMANI</strong></p>
<p>Kişisel gebelik testlerinin pozitif (olum­lu) sonuç verebilmesi için,  bir litre id­rardaki gonadotropin miktarının en az 50-100 uluslararası  birime ulaşmış ol­ması gerekir. Döllenme gerçekleşmişse genellikle âdet  gecikmesinin ilk günün­den başlayarak testin pozitif çıkmasını  sağlayacak kadar HCG idrara geçer. Ama gebelik testi daha erken, yani  he­nüz gecikme olmadan yapılırsa idrarda­ki HCG miktan <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> olacağından alı­nan sonuç yanıltıcıdır.</p>
<p><strong>UYGULAMA BİÇİMİ</strong></p>
<p>Testi sabah idranyla uygulamak en doğ­rusudur. Sabah idrarında HCG  oranı yüksek olduğundan test daha doğru so­nuç verecektir. Test  kutusunda Özel bir kap varsa idrar onun içine, yoksa temiz ve kuru bir  başka kaba boşaltılır. Daha sonra test kutusundaki açıklamalara gö­re  idrar HCG karşıtı antikorlarla uygun işlemden geçirilir ve belirtilen  süre ka­dar beklenir. Sonuç test kutusunun üze­rindeki açıklamalara göre  değerlendiri­lir. Gebelik olup olmadığı testin tipine göre renk  değişikliğine ya da test çubu­ğu üzerindeki başka değişikliklere  bakı­larak anlaşılır.</p>
<p>Herhangi bir değişiklik görülmezse idrarda HCG olmadığı sonucuna  varılır, ama negatif sonuç almması durumunda test birkaç gün sonra  yinelenmelidir. Aynca bazı testlerde hiçbir değişiklik görülmemesi  gebelik anlamına geldiğinden sonuçlan test kutusundaki açık­lamaya göre  değerlendirmeye dikkat edilmelidir</p>
<p><strong>TESTİN GÜVENİLİRLİĞİ</strong></p>
<p>Kutu üzerindeki açıklamalara tam ola­rak uyulması koşuluyla testin  sonuçlan güvenilirdir. Yukanda da belirtildiği gi­bi test âdet  gecikmesinin birinci gününNegatif sonuç alınmışsa ve birkaç gün sonra  hâlâ âdet kanaması görül­mezse test yinelenmelidir. Sonucun ge­ne  negatif çıkması durumunda idrar ör­neği bu kez bir laboratuvarda, daha  du­yarlı gebelik testleriyle incelenmelidir.</p>
<p>Gebelik olmadığı kesinleştiği halde âdet görmeme (amenore) durumu  varsa zaman geçirmeden bir uzman hekime görünmek gerekir. Gebelik  testinin ya­lancı pozitif sonuç vermesine ise çok ender rastlanır.  Örneğin bir düşük ya da kürtajdan kısa süre sonra uygulanan test,  idrarda hâlâ bir miktar HCG bu­lunduğu için pozitif sonuç verebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/gebelik-testleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vulva</title>
		<link>http://www.saglik.im/vulva-kanseri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/vulva-kanseri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 20:51:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1302</guid>
		<description><![CDATA[Kadın üreme organlarının en dış bölümü olan vulva, üreme organlarının dıştan görülebilen bölümüne verilen addır. 10 ayrı bölümden meydana gelir: 1) “Venüs Tümseği” (Mons veneris, Mons pubis}, 2)”Büyük dudaklar” (dış dudaklar, Labia majora), 3) ‘ ‘Küçük dudaklar” (iç dudaklar, Labia minora), 4) “Klitoris (bızır), 5) “Vestibül”, 6) “Vagina deliği”, 7) “Kızlık zarı” (himen), 8 ) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın üreme organlarının en dış bölümü olan vulva, üreme organlarının dıştan görülebilen bölümüne verilen addır.</p>
<p>10 ayrı bölümden meydana gelir:</p>
<p>1) “Venüs Tümseği” (Mons veneris, Mons pubis},<br />
2)”Büyük dudaklar” (dış dudaklar, Labia majora),<br />
3) ‘ ‘Küçük dudaklar” (iç dudaklar, Labia minora),<br />
4) “Klitoris (bızır),<br />
5) “Vestibül”,<br />
6) “Vagina deliği”,<br />
7) “Kızlık zarı” (himen),<br />
8 ) “Üretra dış deliği [Meatus externus),<br />
9)Skene kanalları,<br />
10) “Vulvovaginal bezler” (Bartholin bezleri)</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4411" title="daigramofvulvaranatomy" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/daigramofvulvaranatomy-300x191.jpg" alt="" width="300" height="191" /></p>
<p><strong>VULVA KANSERİ</strong>: Kadının üreme organlarında rastlanan <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> içinde sıklık bakımından dördüncü sırayı <a href="http://www.saglik.im/vulva-kanseri/">vulva kanseri</a> almaktadır. Bilindiği gibi üreme organlarının en sık rastlanan diğer üç kanseri <a href="http://www.saglik.im/rahim-agzi/">rahim ağzı</a> (serviks uteri) kanseri, <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> kanseri ve <a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">ovaryum</a> (yumurtalık) kanseridir. Üreme organlarındaki kanserlerin % 2-3 kadarı vulva kanserleridir. Vulva kanseri, özellikle yaşlı kadınların hastalığı olarak, klinik Özellik taşımaktadır. Hastalık 70 yaşındakilerde sıklık bakımından doruğa ulaşmaktadır. Vulva kanserlerinin çok büyük bir bölümü “Skuamöz hücreli kanser” tipindendir ve az da olsa “Adenokarsinom” denilen salgı bezi kanseri de gelişebilmektedir. Vulvanın herhangi bir bölgesinde <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> gelişip yayılabilir. Vulva kanserlerinde başlangıçta hafif bir kabarıklık, sertleşme ve <a href="http://www.saglik.im/kasinti/">kaşıntı</a> bölgesine rastlanır. Bu bölgede küçük bir <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">ülser</a> de gelişebilir. Ülser çevresinde şişlik de gelişebilmektedir. Bu tablo önemsenmediğinde, sözü geçen değişiklikler tüm vulvaya yayılmaktadır. Vulvadaki ülser genişledikçe ve kanser daha derinlere yayıldıkça şiddetli bir <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> gelişmektedir. Bu gibi durumlar, ağrı kesici ilaçlara gereksinim doğuracak kadar ağrılı olabilmektedir.Tedavi olarak genellikle cerrahi yöntemler önerilmektedir. Işın tedavisinin yeterli bir sonuç sağladığı görüşü, tıp çevrelerinde destek bulmamıştır.</p>
<p><strong>VULVA VE DÖLYOLU TÜMÖRLERİ VULVA KARSİNOMU</strong></p>
<p>Kadında dış cinsel organlara vulva de­nir. Yayılmacı vulva karsinomu kadın­lara Özgü kötü huylu tümörlerin yüzde 4′ünü oluşturur ve genellikle ileri yaş­larda ortaya çıkar. Hastaların ortalama yaşı 65′tir; bunların yüzde 60′tan fazlası 50. yüzde 25′i 70, yüzde 10′u da 80 yaşın üzerindedir. Bu nedenle yüksek tan­siyon, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/seker-hastaligi/">şeker hastalığı</a> ve <a href="http://www.saglik.im/sismanlik/">şişmanlık</a> da çoğu kez vulva kanserine eşlik eder.</p>
<p><strong>Nedenleri</strong></p>
<p>Vulva karsinomunun nedenleri arasında vulva kaşıntısına bağlı yaralar, kasık lenfogranülomu, frengi, <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">leğen</a> bölgesine ışınım uygulanması, arsenikÜ böcek ilaçlan ve podofilin gibi kimyasal mad­delerin etkisiyle sürekli örselenmeler İleri sürülmüştür. Özellikle genel <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> ve temizlik kurallarına dikkat etmeyen­lerde vulva karsinomuna sık rastlanır. <a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-iliski/">Cinsel ilişki</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> travmalarının et­ken olmadığı anlaşılmaktadır, çünkü ev­lilerle bakireler arasında vulva kanserine yakalanma sıklığı bakımından fark yok­tur. Aynı durum demir ve B12 vitamini eksikliği, kozmetik alerjileri ve geçmişte vulva kaşıntısının tedavisinde kullanılan türden ışmım için de geçerlidir.<br />
Tek basma ya da birlikte birçok et­kenin kansere yol açtığı söylenebilırse de kesin bir neden ileri sürmek olanak­sızdır. Ama genç kadınlarda insan pa-pillom virüsü (HPV tip 6) enfeksiyonuyla in situ durumdaki (kendi doğal yerinde, çevreye yayılmamış) ya da he­nüz yayılmaya başlamış vulva karsino­mu arasında anlamlı bir ilişki olduğu sanılmaktadır. Ayrıca dış cinsel organ­larda siğile benzer kabartılar olan kondilom tipi virüs hastalıklarıyla kötü huylu vulva tümörleri arasında görülme sıklığı açısından bir koşutluk vardır.</p>
<p><strong>Yatkınlığa Yol Açan Lezyonlar </strong></p>
<p>Karsinom öncesinde en sık görülen de­ğişimler şunlardır:<br />
• Gevreme (Kraurosis) &#8211; Başlıca kli­nik özellikleri vulvada derinin kuruyarak incelmesi, kılların dökülmesi ve do­ku gerilemesidir. Vulva yüzeyi düzleşmiş, sarı-gri bir renk almış, derialtı yağ dokusu ortadan kalkmıştır. Bu durum vulva ağzında daralma nedeniyle cinsel ilişkide ağrıya (disparöni) yol açar. Vulva kuruması menopoz dönemindeki kadınlara özgü <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> eksikliğine bağlanmaktadır. Ama <a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">yumurtalık</a> işlevi normal genç kadınlarda da görülmesi bu mon etkisine yeterli yanıt vermemesin­den kaynaklanmaktadır.<br />
• LÖkoplaki &#8211; Karsinom Öncesinde en sık görülen lezyondur. Düz ya da kaba­rık bir katman görünümünde, değişik bi-Çİm ve büyüklükte, sedef rengindedir; tek ya da birden çok olabilir; küçük du­dakların iç ya da dış yüzeyine yerleşmiş ve mukozaların yüzeyiyle sınırlı bir olu­şumdur. En çok 40- 50 yaş arasındaki ve menopoz dönemindeki kadınlarda görü­lür. Örseleyici uyaranların sürekli etkisi­ne bağlı olduğu sanılmaktadır. Kanser­leşme riski 3-5 yıl içinde yüzde 5 dola­yındadır.<br />
• Kronik liken (lichen scîerosus e at-rophicus) &#8211; Vulvada şiddetli kaşıntı ya­pan kronik bir deri hastalığıdır. Deride aşın keratin birikimiyle beyaz renkli, üzeri yassı kabarıklar oluşur. Bu olu­şumlar vulva ve makat çevresindedir. Arkada üçüncü kuyruksokumu omuru­na, yanlarda kalça oluğuna kadar yayılır.<br />
• Kondilom &#8211; Siğile benzer küçük olu­şumlardır. Çeşitli biçimleri vardır. Aşın keratinli, saplı, çok sayıda konik kondi­lom ya da sapı geniş tabanlı, sedef renk­li, bir ya da birkaç tane rozet görünümlü kondilom biçiminde olabilir. Bazen de vulva derisinin ve mukozasının üstünde lökoplakiye benzer oluşumlar biçiminde ortaya çıkar, ama bu oluşumların içinde ince damarlar vardır.<br />
Belirtileri<br />
Vulvadaki lezyonlar kaşıntıya, ağrılı bir rahatsızlık duygusuna ve yanmaya yol açar. Ama bu belirtiler yalnızca kötü huylu oluşuma özgü değildir, in situ du­rumundaki karsinomun klinik olarak kendine özgü bir görünümü yoktur. Ge­nellikle deriden hafifçe kabarık, kenar­ları düzensiz, yavaş yayılan bir oluşum­dur. Mukozaya yerleşenlerin rengi şarap kırmızısı, yüzeyi kadife gibidir; deride-kiler ise beyaz renkli, yüzeyi egzamalı ya da ülserli olur. Olguların üçte birinde lezyon aşın pigmentlidir; vulvadaki pig­mentli değişimlerin en sık rastlanan ikinci nedeni in sttu karsinomdur. Ço­ğunlukla küçük dudaklarda gelişir ve çok odaklıdır. Hastalann hemen hepsin­de bundan başka belirti görülmez. Bazı hastalar kaşıntıdan yakınır. Kötü huylu bir değişim olan <a href="http://www.saglik.im/paget-hastaligi/">Paget hastalığı</a> genel­likle <a href="http://www.saglik.im/egzama/">egzama</a> görünümünde kırmızı renkli tek bir plak gibidir. Büyük du­dakların derisi üstünde yer alır; ağnsız ve kaşıntılıdır, yavaş ilerler. Siğilimsi karsinom ağız boşluğu, <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> delikleri, gırtlak, yemek borusu, deri gibi vulva-dan başka dokularda da görülebilen bir tümördür. Karnabahar gibi düzensiz yü­zeyli, beyaz renkli, 1-5 cm çapındadır; genellikle büyük dudaklarda gelişir. Di­kensi hücreli yayılmacı karsinom baş­langıç evresinde küçük bir ülseri andı­rır. Belirgin kenarlan vardır ve kısmen kabukla kaplıdır. Tümörde çizgi biçi­minde kanama olabilir ve üstünde en­feksiyon gelişebilir. Kanama ve ağn za­manla artar. Dikensi hücreli karsinom hastalann yüzde 75′inde vulvamn ön bölümündedir; bunlann yüzde 6O’ı bü­yük dudaklarda, yüzde 30′u <a href="http://www.saglik.im/klitoris-bizir/">klitoris</a> başı ve küçük dudaklarda, geri kalanı da döl-yolu girişinde bulunur. Hastalann yüzde 25′inde ise karsinom vulva dudaklan bağı denen deri kıvrımmdadır. Bartholin bezi karsinomu başlangıçta kapsüllüdür. Tanı genellikle ileri evrede konur; çün­kü dışandan güç fark edilen bir yerdedir ve hastalar utandıklanndan doktora baş­vurmakta gecikirler.<br />
İncelemeler<br />
Doğru tanı ve sınıflama için yapılması gereken çeşitli incelemeler vardır. Önce jinekolojik muayene yapılır ve karsino­mun boyutuyla kasık lenf bezlerindeki olası büyüme belirlenir. Kazıma yoluyla <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> örneği alınarak hücreler incelenir. Tetrasiklinle flüoresans testi ya da meti­len mavisiyle boya testi uygulanır. Ye­rel anesteziyle kolposkopik büyütme al­tında <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> yapılır. Kesin tanı için vul­vadaki bütün değişimlerin kesilip alın­ması gerekir. Kuruma ve lökoplaki tipi değişimlerde boya testleri dışında kol-poskopi ve biyopsi uygulanmalıdır. (Metilen mavisi testi aşınmış ve nedbe dokusu oluşmuş bölgelerde sonuç ver­mez; in situ karsinomu olan hastalann yalnızca üçte ikisi teste yanıt verir.) Ülserleşme görülen bütün oluşumlara bi­yopsi yapılmalıdır. Kötü huylu oluşum-lann ayırt edilmesi için laboratuvar in­celemeleri de gerekir.<br />
Ayırıcı Tanı<br />
Vulva karsinomu Bartholin bezi kistin­den (iyi huylu ter bezi tümöründen (hidroadenom), deri yumrularından (dermatofibrom), frengiden, herpes enfeksiyonundan, kondilomdan (özellikle siğilimsi karsinom), kasık Ienfogranülo-mundan ve lökoplakiden ayırt edilmeli­dir. Ayıncı tam her zaman kolay değil­dir. Örneğin kasık lenfogranülomuyla yayılmacı karsinom birlikte bulunabil­mektedir. Başka bölgelerden kaynakla­nan kötü huylu tümörlerin vulvaya sıç­raması ve idrar kesesi ya da düzbağırsak karsinomunun yayılması da ayırıcı tanıda dikkate alınmalıdır. ~&gt; ^ «*- &gt;’i&#8217;m^<br />
Gidişi ve Komplikasyonlar<br />
Dikensi hücreli yayılmacı vulva karsi-nomu yavaş bir yerel gelişim gösterir.<br />
Yerel yayılma siyek, dölyolu, düz-bağırsak ve apışarasına (perine) doğru­dur. Bölgesel lenf düğümlerine yayılma sık görülür ve erken başlar; tam kondu­ğunda hastaların yüzde 50’sinde kasık lenf düğümlerine metastaz vardır. Kar-sinomun çapı ne kadar büyükse, yayıl­ma olasılığı da yüksektir.<br />
Uzağa yayılma ise çok ender ve an­cak ileri evrede görülür. Tedavi edilme­yen karsinom bütün apışarası düzeyine yayılır; dölyoluyla düzbağırsak ve idrar kesesi arasında fistüller, bacaklarda len-födem oluşur. Hasta kanser kaşeksisi (şiddetli zafiyet, bitkinlik) ya da kana­ma nedeniyle ölür. Çapı 1 cm’den kü­çük olan ve derinliği 5 mm’yi geçmeyen dikensi hücreli yayılmacı vulva karsino-mu hiçbir zaman lenf düğümü metastazı yapmaz. Siğilimsi karsinomda lenf dü­ğümüne yayılma görülmez.<br />
Kanserin yinelemesi birincil karsi lıdır. Geniş çıkarılmayla (rezeksiyon) tedavi edilen in situ karsinom ve Paget hastalığında yineleme sık görülür; has­talık cerrahi girişimin sınırlarında bu­lunmamasına karşın buralarda yineler ve özellikle Paget hastalığında gizli odaklarda da ortaya çıkar. Yayılmacı karsinomda yineleme erken ya da geç olabilir. Erken yinelerse aynı yerde (cerrahi girişimin nedbesi üstünde ya da çevresindeki deride) ya da bölgede (kasıktaki metastazh lenf düğümlerin­de) ortaya çıkar. Her iki durumda da yi­neleme cerrahi girişimin yeterince kök­ten olmamasından ve girişim sırasında karsinomlu hücrelerin yayılmasından kaynaklanır.<br />
Tedavi<br />
• Genel ilkeler &#8211; Bütün evrelerde tek tedavi cerrahi girişimdir. Hastanın ge­nel durumunun cerrahi girişime elver­mediği koşullarda bile, bunların olabil­diğince düzeltilmesinden sonra birincil tümörün çıkarılması Önerilir.<br />
• Cerrahî girişim &#8211; Vulvada bütün kanser öncesi değişimler sıkı kontrol al­lında tutulmalıdır. Genç kadınlarda cer­rahi girişime karar verilirken bunun es­tetik değişiklik, dölyolu daralması ve cinsel uyumsuzluk gibi sorunlara yol açabileceği göz önüne alınmalıdır. Ameliyat edilen hastanın düzenli ve dikkatli kontrolü yapılmalıdır. Ameli­yattan sonra genel sağlık ve temizlik kurallarına titizlikle uyulması, ayrıca lenfödemin önlenmesi si gerekir. Yeniden <a href="http://www.saglik.im/kanserlesme/">kanserleşme</a> olasılı­ğı bulunduğundan düzenli kontrol beş yıldan sonra da sürdürülmelidir.<br />
• Işın tedavisi (radyoterapi) &#8211; Vulva karsinomunun birincil tedavisinde deri­den emilen radyoterapinin yeri yoktur, çünkü bu karsinom ışınıma duyarlı de­ğildir. Ayrıca ışınım deriye, bağırsağa ve idrar yollarına zarar verir, vulva ilti­habına (vulvit) yol açabilir. Lenf düğü­mü metastazları bulunduğunda da ışın tedavisi cerrahiye ek bir yarar sağlamaz.<br />
•  İlaç tedavisi (kemoterapi) &#8211; Başka bir tedavi olanağının kalmadığı, ilerle­miş evre dışında <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavisi uygulan­maz. Genellikle dölyatağı boynu karsi-nomunda kullanılan ilaçlar seçilir. Has­taların ancak yüzde 10 kadarında nes­nel düzelme sağlanır.<br />
• Yeniden kanserleşmelerin tedavisi-Aynı yerde yineleyen karsinomun teda­visinde cerrahi girişime, elektrikle yak­maya, soğuk cerrahisine (kriyoşirurji) ya da laser cerrahisine başvurulur, Işın tedavisi birincil tümördeki kadar bile etkili değildir, çünkü daha önceki cerra­hi girişim nedeniyle kanm dokuları bes­lemesinde değişiklikler ortaya çıkmış­tır. Kasıktaki yinelemeler olabildiğince cerrahi yoldan tedavi edilir. Cerrahi gi­rişim yapılamazsa ışm tedavisi uygula­nır; ama kasıkta yineleyen karsinomlar genellikle tedavi edilemez.<br />
•  Komplikasyonların tedavisi &#8211; Ameli­yat sonrası dönemde kötü huylu olmayan başlıca Üç komplikasyon ortaya çıkar:<br />
a) Dölyatağının ve dölyolu duvarla­rının sarkması &#8211; Tek tedavi dölyolu ve dölyatağının cerrahî girişimle alınması­dır. Ama hastanın yaşı ve daha olan hastalığı dikkatle değerlendirilip gerekli Önlemler alınarak dölyoluna özel bir aygıt yerleştirilebilir; peser a .-nen bu aygıt destek işlevi görür.<br />
b) Lenfödem &#8211; Sık görülür. Lenf sı­vısının ve <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> kanının birikme­sine, ayrıca ameliyat sonrası trombofle-bite (toplardamarda pıhtı ve iltihap) bağlıdır. Karsinomun leğen bölgesinde yineleyip yinelemediği her zaman kont­rol edilmelidir.<br />
c) Dölyoîu daralması &#8211; Ender görü­lür ve yalnızca genç kadınlarda sorun oluşturur. Cinsel uyumsuzluğa yol aç­ması çözümü güç bir sorun yaratır.<br />
Beklenen Gidişi &#8211; - -v (Prognoz)<br />
Vulvamn cerrahi girişimle alınması yo­luyla tedavi edilen in situ karsİnom, ba­zal hücreli karsinom ve siğilimsi karsi-nom çok iyiye gider. Beş yıl sonunda sağ kalma oram yüzde 100′dür. Yayıl­macı karsinomun gidişi ise birincil tü­mörün yerine, yayılmasına ve tedaviye bağlıdır. Lenf düğümlerine yayılmamış ve uygun biçimde tedavi edilmiş tümör­lerde beş yıl sonunda sağ kalma oram yüzde 75-90 arasındadır; kanser lenf düğümlerine yayılmışsa bu oran yüzde 25-30′a düşer. Organın korunduğu cer­rahi girişimle birlikte ya da tek basma uygulanan ışm tedavisi sonucunda beş yıllık sağ kalma oram genel olarak yüz­de 20′nin altındadır. Klitoris karsinomu-nun gidişi daha kötüdür.<br />
DÖLYOLU KARSİNOMU<br />
Kötü huylu birincil dölyolu tümörleri kadınlara özgü kötü huylu tümörlerin yüzde 1-2’sini oluşturur. Bunların yakla­şık yüzde 95′i dikensi hücreli yayılmacı karsinomdur; çok ender görülen in situ karsinom genellikle dölyatağı boynu in situ karsinomuyla birlikte ortaya çıkar.<br />
Dikensi hücreli karsinom tipik ola­rak 50 yaşm üzerinde, en çok da 56-65 yaş arasında görülür. Oluşumunu kolay­laştırdığı bilinen tek etken, sarkmayı hafifletici bir önlem olarak dölyoluna peser yerleştirilmiş olmasıdır. Dikensi hücreli karsinom gelişen hastaların yüz­de 10-15′i daha önce peser kullanmıştır. Leğen bölgesine ışınım uygulanmasının etkisi ise kesin değildir.<br />
Belirtileri<br />
Dölyolu karsinomunun belirtileri dölya­tağı boynu karsinomuna benzer. Ülserli bir alandaki kanama ilk belirtiyi oluştu­rur. Kanamayla aynı zamanda cinsel iliş­ki sırasında ağrı ve beyaz <a href="http://www.saglik.im/akinti/">akıntı</a> (lökore) ortaya çıkabilir. İdrar kesesi boynu ve si­yek yakın olduğundan idrar yollarıyla il­gili belirtiler de sık görülür. Hastaların yüzde 60′ından fazlasında dikensi hücre­li karsinom ülserli biçimde ortaya çıkar. En sık görüldüğü yer dölyolunun arka duvarı ve üst bölümüdür. Karsinom ol­guların yüzde 55′inde dölyolunun üst, yüzde 15′inde orta, yüzde 30′unda da alt bölümündedir. Tanıda gecikilmesinin başlıca nedenleri hastaların ileri yaşta ol­maları, cinsel açıdan aktif olmamaları ve düzenli muayene edilmemeleridir İncelemeler<br />
Karsinomun doğru sınıflanduıhnası için anestezi alanda jinekolojik muayene, kolposkopi, Schiller testi ve Pap testi vazgeçilmez incelemelerdir. (Bu testler dölyatağı boynunda olumsuz sonuç ver­melidir.) Belirgin lezyonlar ya da Schil­ler testinde iyotla boyanmayan (kanserli) bölgeler belirlendiğinde kolposkopik bü­yütme altında dölyolu biyopsisi yapılır. Kanserin dölyatağı gövdesine yayılma olasılığını dışlamak için dölyatağı içi ka­zıma, ayrıca lenfografi, <a href="http://www.saglik.im/sistoskopi/">sistoskopi</a> ve <a href="http://www.saglik.im/rektoskopi/">rektoskopi</a> uygulanır. Tanı tablosunu ta­mamlamak için idrar yollan, göğüs ve kontrast maddeyle kalınbağırsak filmi Çekilir.<br />
Ayırıcı Tanı<br />
Birincil dölyolu karsinomu öncelikle şunlardan ayırt edilmelidir:<br />
•  Başka yerlerden kaynaklanan ve döl­yoluna sıçrayan tümörler (endometri-yum, dölyatağı boynu ya da yumurtalık karsinomu).<br />
• Yakın bölgelerden kaynaklanan ve dölyoluna yayılan tümörler (dölyatağı boynu, Bartholin bezi, vulva, düzbağır-sak, idrar kesesi ya da siyek karsinomu), Ayırıcı tanıda frengi, endometnyoz ve yakıcı madde lezyonlan olasılıkları da dikkate alınır.<br />
Karsinomun dölyolundan kaynaklan­dığını belirlemek için birincil tümörün dölyatağı boynu ve gövdesinde bulun­madığı kanıtlanmalı, kolposkopi ve döl­yatağı içi kazıma olumsuz sonuç verme­lidir.<br />
Gidişi ve Komplikasyonlar<br />
Dölyolu karsinomu önce vulvaya, idrar kesesine ve düzbağırsağa yayılır. Bölge­sel lenf düğümlerine yayılma da erken evrede görülür.<br />
<a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">Tümör</a> dölyolunun üst bölümündey-se yayılması dölyatağı boynu karsino­muna benzer. Buna karşılık dölyolunun orta ve alt bölümlerindeyse yayılma vul­va karsinomunu andırır; kanser önce ka­sık lenf düğümlerine, daha sonra leğen bölgesi lenf düğümlerine yayılır. Lenf yayılması birincil tümörün yayılmasıyla doğrudan bağlantılıdır.<br />
Dölyolu karsinomu genellikle ilk te­daviyi izleyen iki yıl içinde aynı yerde yineler. Uzak organlara yayılması seyrek görülür ve ileri evrelerde ortaya çıkar.<br />
Tedavi<br />
Tedavi deriden emilen yüksek enerjili radyoterapiye ve radyumlu iğne ya da çubuklarla uygulanan küriterapiye daya­nır. Dölyolunun dölyatağı ve lenf dü-ğümleriyle ya da leğen bölgesi dokula­rıyla birlikte çıkarıldığı çok radikal cer­rahiye ancak ışm tedavisinin başarılı ol­madığı hastalarda başvurulur. İlaç teda­visi tek başına etkili değildir; seçilen ilaçlar dölyatağı boynu karsinomunda kullanılanlara benzer. Tedavi karsino­mun yerine, boyutlarına, yayılma derin­liğine ve bölgesel lenf düğümlerinin et­kilenmesine göre belirlenir.</p>
<p>Beklenen Gidişi (Prognoz)</p>
<p>Dölyolu karsinomu olan hastaların iyi­leşme olasılığı radyoterapi yöntemlerin­deki ilerlemeler sonucunda artmıştır.<br />
Hastalığın beklenen gidişi açısından en önemli etken tümörün boyutudur. Küçük boyutlu (1-2 cm) karsinomlarda hastaların beş yıl sonunda sağ kalma oranı yüzde 60′ın üzerindedir, ama ileri evrelerde bu oran önce yüzde 30′a, daha sonra da yüzde 10′a düşer.</p>
<p><strong>VULVAYA AİT KISIRLIK NEDENLERİ:</strong></p>
<p>Vulvadaki bir bozukluk, genellikle <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisirlik/">kısırlık</a> yakınmasından önce. bir gelişim bozukluğu olarak yakınmalarla kendini gösterir. Diğer bir deyimle, böyle bir hastanın kısırlıktan önceki ilk yakınması adet görememe ya da cinsel birleşme yapamama gibi farklı belirtilerdir. Vulvanın böyle bozukluklarına örnek olarak himenin (kızlık zarı) kapalı oluşunu gösterebiliriz. Himeni kapalı olan bir genç kız ilk olarak adet görememekten yakınmaktadır. Eğer bu genç kız evli ise cinsel birleşme yapamamaktan dolayı hekime başvurabilir; gayet doğal olarak kısırlık sorunu ikinci plandadır.</p>
<p><strong>VULVOVAGİNAL BEZLER &#8211; BARTHOLİN BEZLERİ:</strong> Bartholin bezleri (vulvovaginal bezler), <a href="http://www.saglik.im/yazi/vagina/">vagina</a> deliğinin iki yanına yerleşmiş olan iki bezdir. Buraya gonore mikrobu ve diğer mikroplar kolayca bulaşabilir. Bartholin bezleri mukus salgılarım birer kanalla vestibüle boşaltırlar. Mukus özellikle cinsel birleşme sırasında psikolojik ve fiziksel uyarılarla salgılanır ve vagina girişini nemlendirir, kayganlaştırır.</p>
<p><strong>PRURİTUS VULVA (VULVA KAŞINTISI):</strong>Herhangi bir nedenle vulvada kaşıntı olabilir. Vulvada kaşıntıya yol açan ve bazen kadını çok rahatsız eden nedenler aşağıda sıralanmıştır:</p>
<p>1) İdrar yollarına ilişkin sorunlar: İdrarda şeker çıkması (şeker hastalığında), idrarda iltihap bulunması ve idrar kaçırma gibi nedenler vulvayı tahriş ederek kaşıntıya yol açarlar.</p>
<p>2)  Vaginal akıntılar: Herhangi bir nedenle olan vaginal <a href="http://www.saglik.im/akinti/">akıntılar</a> uzun süre devam ederse tahrişe ve sonunda kaşıntıya neden olurlar.</p>
<p>3}Anüs (makat) ile ilgili sorunlar:Hemoroid ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> parazitleri de vulvada kaşıntıya neden olan etkenlerdendir. Özellikle küçük kız çocuklarında bağırsak parazitleri sıklıkla vulvada kaşıntı oluştururlar.</p>
<p>4) Deri hastalıkları: Lökoplaki, kondilomata akü-minatum, liken sklerosus gibi hastalıkların yanında bit ve <a href="http://www.saglik.im/uyuz-gale/">uyuz</a> da kaşıntı nedenlerindendir. Bunlardan başka şıklıkla görülen bir kaşıntı nedeni de allerjik reaksiyonlardır. Pubis bölgesine uygulanan hijyenik maddeler [intim sprey) de bazen tahrişe yol açarak kaşıntıya yol açarlar.</p>
<p>5) Psikosomatik etken: Birçok kadında da kaşıntı nedeni belirli bir organik hastalık olmayıp, tümüyle psikolojik kökenlidir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/vulva-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Östrojenler</title>
		<link>http://www.saglik.im/ostrojenler/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/ostrojenler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 03:52:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri ve İncelemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/ostrojenler/</guid>
		<description><![CDATA[Kadının asıl cinsiyet hormonudur ve salgıladığı asıl doku yumurtalıklardır (ovaryum). Bunun dışında böbreküstü bezinden ve plasentadan (son, eş) da östrojen salgılanır. Östrojenler kimyasal yapı olarak “Steroid”lerdir ve ön maddeleri asetat ve kolesteroldür. 17-Beta-Östradiol, Östriol ve Östron olmak üzere başlıca üç çeşit östrojen bulunur. Yukarıdaki çizelgede, asetattan östrojenlerin üretilme aşamaları özetlenmiştir: Östrojenler karaciğerde metabolize edilirler ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadının asıl cinsiyet hormonudur ve salgıladığı asıl <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> yumurtalıklardır (ovaryum). Bunun dışında böbreküstü bezinden ve plasentadan (son, eş) da <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> salgılanır.</p>
<p>Östrojenler kimyasal yapı olarak “Steroid”lerdir ve ön maddeleri asetat ve kolesteroldür. 17-Beta-Östradiol, Östriol ve Östron olmak üzere başlıca üç çeşit östrojen bulunur. Yukarıdaki çizelgede, asetattan östrojenlerin üretilme aşamaları özetlenmiştir: Östrojenler karaciğerde metabolize edilirler ve bir bölümü safrayla, bir bölümü de idrarla vücut dışına atılır. Östrojenlerin salgılandığı asıl yapı yumurtalıklardan <a href="http://www.saglik.im/folikul-stimulan-hormon-folikul-uyarici-hormon-fsh/">folikül</a>lerdir. Foliküllerin “Te-ka interna” tabakasındaki hücreler ve “Zona granüloza” tabakasındaki granüloza hücreleri östrojen salgılarlar. Ancak granüloza hücrelerinin asıl salgısı <a href="http://www.saglik.im/progesteron/">progesteron</a> hormonudur. Teka internadaki hücreler hazırlanan bu progesteron-dan östrojenleri üretebilirler. Östrojen salgılanması için gerekli uyarı, beynin “Adenohipofiz” bölgesinden salgılanan “Folikül Stimulan Hormon” (FSH) aracılığıyla <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla yumurtalığa (Ovaryum) gelir, FSH salgılanması ise beynin “Hipotalamus” bölgesinden salgılanan “Folikül uyarıcı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> serbestleştirici faktör” (FSH-RF) adlı bir hormon tarafından uyarılır. Kandaki <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojenler</a> belli bir düzeye eriştiğindey-se FSH-RF salgısı ve buna bağlı olarak da FSH ve dolayısıyla östrojen salgısı azalır. Östrojen azaldığındaysa FSH-RF salgısı artar. Böylece vücutta uygun bir östrojen dengesi sağlanır. Östrojenlerin geniş bir etki alanları vardır; bunları ayrı ayrı inceleyelim. Fallop borularına etki: Östrojenler fallop borularının iç yüzeyini örtmekte olan siliah <a href="http://www.saglik.im/epitel/">epitel</a> hücrelerinin silia hareketlerini çoğaltır, buralardaki salgıyı ve buradaki kasların kasılabüme yeteneklerini arttırır. Bütün bu olaylar ise fallop borusuna giren yumurtanın (Ovum), erkek cinsiyet hücresiyle (Spermadit) birleşme olasılığım yükseltir. Rahime (Uterus) etki: Östrojenler rahimin iç yüzünü örten “Endometrium” tabakasının kalınlaşmasına, kan damarlarının ve salgı bezlerinin büyüyüp çoğalmasına yardım eder. östrojenler <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> kaslarının (Miyometrium) kasılabüme yeteneklerini çoğalttığı gibi, onların “Oksitosin” hormonuna olan duyarlılıklarını da arttırır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4876" title="ostrojenler" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/ostrojenler-229x300.jpg" alt="" width="229" height="300" /></p>
<p>Oksitosin hormonu <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> olayı ya da cinsel birleşme sırasında rahim kaslarını, emzirme sırasında ise <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> kanalları çevresindeki düz kasları kasılmaya yöneltir.</p>
<p>Östrojenlerin etkisiyle rahim boynundaki (Cervbc uteri) salgı bezlerinden elastik, saydam bir mukus salgılanır, Bu mukus kuruyup, mikroskopla incelendiğinde “Fern-like” denilen ve eğreltiotu-na benzeyen bir görüntüye sahiptir. Bu görüntü vücuttaki Östrojen egemenliğinin kanıtıdır. Vaginaya etki: Östrojen etkisiyle vaginanın iç yüzeyini örten mukoza tabakası kalınlaşır. Buradaki hücrelerin glikojen yoğunluğu artar. Bilindiği gibi bu glikojenin vaginada normal olarak bulunan “Döderlein basilleri” tarafından laktik asitle parçalanmasıyla, vaginanın içi hafif asit bir ortama dönüşür. Bu asit ortam ise vaginayı bazı mikrobik <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>a karşı korur. <a href="http://www.saglik.im/vulva/">Vulva</a>ya etki: Östrojenler <a href="http://www.saglik.im/ergenlik-olgunluk-bulug-puberta/">ergenlik</a> çağında büyük ve küçük dudakların ve <a href="http://www.saglik.im/klitoris-bizir/">klitoris</a>in büyümesini sağlarlar.</p>
<p>Meme dokusuna etki: Östrojenler süt kanallarının çoğaltıp gelişmesine neden olurlar. Ancak sütün asıl hazırlandığı süt bezlerinin oluşmasını sağlayamazlar. Bunun için progesteron ve laktotrop hormon (LTH, <a href="http://www.saglik.im/prolaktin/">Prolaktin</a>) adlı iki ayrı hormonun etkisi gereklidir.</p>
<p>Genel etkiler: östrojenler kemiklerin olgunlaşmasını hızlandırırlar. Bn da kızların daha hızlı boy atmalarına ve erkeklere oranla daha kısa olmalarına neden olur. Östrojenler büyüme hormonunun etkisini de azaltırlar. Özellikle <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">leğen</a> (<a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">Pelvis</a>) ve omuz kemiklerini etkileyip, deri altına daha fazla yağ birikmesine yol açarlar. Böylelikle omuzların dar, kalçaların geniş ve yuvarlak olmasını sağlayarak dış hatların kadınsı görünüme dönüşmesini sağlar. Koltukaltı ve pubis kıllarının gelişmesinde de Östrojenlerin önemli katkısı vardır. Östrojenlerin merkezi <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a>ni de etkileyerek, kadınsı davranışların gelişmesine yol açtıkları düşünülmektedir. Östrojen fazlalığı vücutta tuz ve <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> tutulmasına da yol açar. Tiroit bezi ve <a href="http://www.saglik.im/bobrekustu-bezi/">böbrek üstü bezi</a> <a href="http://www.saglik.im/hormonlar/">hormonlar</a>ının kanda taşınmasını sağlayan bazı özel <a href="http://www.saglik.im/proteinler-nedir/">proteinler</a>in karaciğerdeki üretimleri östrojen etkisiyle çoğalır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/ostrojenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erken Doğum (Prematüre Doğum)</title>
		<link>http://www.saglik.im/erken-dogum-premature-dogum/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/erken-dogum-premature-dogum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2008 04:41:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1395</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği gibi normal bir hamileliğin süresi 40 hafta kadardır. Bu sürenin sonunda vücut ağırlığı yaklaşık 3500 gr olan bir çocuk doğar. Ancak bazı hamilelikler normal süreden daha erken sonlanabilmekte ve erken doğum durumları ortaya çıkabilmektedir. Hamileliğin 28-37. haftaları arasında olan doğumlar “erken doğum” “prematüre doğum” adını alır. Bazen de normal gebelik süresi sonundaki doğumlarda ise [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği gibi normal bir hamileliğin süresi 40 hafta kadardır. Bu sürenin sonunda vücut ağırlığı yaklaşık 3500 gr olan bir çocuk doğar. Ancak bazı hamilelikler normal süreden daha erken sonlanabilmekte ve erken <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> durumları ortaya çıkabilmektedir. Hamileliğin 28-37. haftaları arasında olan doğumlar “erken doğum” “<a title="prematüre doğum" href="http://www.saglik.im/erken-dogum-premature-dogum/">prematüre doğum</a>” adını alır. Bazen de normal <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a> süresi sonundaki doğumlarda ise normal sınırların altında bir ağırlığa sahip çocuklar doğmaktadır. Bu çocuklara “Düşük kilolu çocuklar” denilmektedir. Dölütün (fetus) anne rahiminde normal bir hızla gelişmesine karşın, hamileliğin zamanından erken son bulmasıyla <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> kilolu bir çocuk doğabilir. DÖlütün büyüme hızının yavaşlaması nedeniyle zamanında yapılmış bir doğuma karşın, çocuk düşük kiloyla doğabilir. Bu iki durum, bir arada da bulunabilir.<img class="alignleft size-full wp-image-10191" title="hamile_bebek_anne_karni" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/hamile_bebek_anne_karni.jpg" alt="" width="250" height="250" /></p>
<p>Hamileliğin 28-37. haftaları arasında doğan çocuklara “Erken doğmuş”, “Prematür”, “Preterm” çocuklar denir. Hamileliğin 20-28. haftaları arasında doğan çocuklaraysa, “İmmatür çocuklar” denir. Hamileliğin 20. haftasından önce son bulması ya da doğan çocuğun 500 gr’da daha hafif olması durumuna ise “<a title="düşük" href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">Düşük</a>” (<a title="abortus" href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">Abortus</a>) denilmektedir. Vücut ağırlığı 2500 gr’dan aşağı olarak doğan çocuklar “Düşük kilolu çocuklar” olarak adlandırılır.</p>
<p><a title="erken doğum" href="http://www.saglik.im/erken-dogum-premature-dogum/">Erken doğum</a>lar, hamileliklerin % 5-10′unda görülmektedir ve yeni doğan ölümlerinde baş sırayı almaktadır.</p>
<p>Hormonal yetersizlik, yetersiz beslenme, psikojenik etkenler, annenin <a title="kadın üreme organları" href="http://www.saglik.im/kadin-ureme-organlarinin-gelisimi/">kadın üreme organları</a>na ait bazı bozukluklar (rahimin bölmeli olması gibi) annenin kronik hastalıkları {kronik <a title="hipertansiyon, hipertansiyon belirtileri tedavisi" href="http://www.saglik.im/hipertansiyon/">hipertansiyon</a>, kronik <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> ve <a title="böbrek hastalıkları" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bobrek-hastaliklari/">böbrek hastalıkları</a>, <a title="diyabet" href="http://www.saglik.im/sekersiz-diyabet-diabetes/">diyabet</a> vb.), <a title="zehirlenme" href="http://www.saglik.im/yazi/zehirlenme">zehirlenme</a>ler, <a title="çoğul gebelik" href="http://www.saglik.im/cogul-gebelik-ikiz-ucuz-gebelikler/">çoğul gebelik</a>, sonun erken ayrılması, <a title="tümörler" href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a>, büyük cerrahi girişimler gibi çeşitli etkenler erken doğuma neden olarak gösterilmektedir. Doğum genellikle, <a href="http://www.saglik.im/yazi/hamilelik/">hamilelik</a> sonuna erişmeden, <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> kasılmalarının belirmesi ile başlar. Bazen bu noktada <a title="ağrı" href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a>lar durdurulur, hamilelik bir süre daha sürdürülebilir. Ama genellikle bu kasılmalar sonucu <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> kesesi yırtılarak doğum başlar, o zaman da erken doğum kaçınılmazdır. Prematüre bebekler ise 1000-1250 gram ağırlığında, boy uzunluğu 47 cm’nin altında, baş çevresi 33 cm, göğüs çevresi 30 cm’nin altındadır. Bebeğin başı vücuduna oranla büyük ve derisi kırmızıdır. Hiçbir sistemi tam olarak gelişmemiştir. Genellikle uyku hali vardır. Çok titiz bir bakım gerektirir. <a title="solunum sistemi" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-sistemi-ve-hastaliklari/">Solunum sistemi</a>, dolaşım ve <a title="vücut sıcaklığı" href="http://www.saglik.im/yazi/vucut-sicakligi/">vücut sıcaklığı</a>nın çok dikkatle ayarlanması gerekir. (<a title="gebelik testi" href="http://www.saglik.im/gebelik-testleri/">Gebelik Testi</a>)</p>
<p>Erken doğumda ana ilke, başlayan doğumun durdurularak zaman kazanılmasıdır. Daha sonra gerekli tıbbi tedavi uygulanır. Erken doğumlar gerçek <a title="doğum sancısı sancıları" href="http://www.saglik.im/dogum-sancisi/">doğum sancısı</a>yla başlarlar. Ancak bunların yalancı doğum sancılarından ayırt edilmeleri gerekir. Dr. Landesman, erken doğumla sonuçlanacak doğum sancılarının şu iki özelliğe sahip olduğunu ileri sürmektedir: 1) Sancılar en az 10 dakikada bir belirlemeye başlar ve 2) Her bir sancı 30-90 saniye kadar sürer.</p>
<p>Rahim boynunun genişlemeye başlaması da bir diğer erken <a href="http://www.saglik.im/dogum-sancisi/">doğum sancısı</a> belirtisidir. Erken doğumun gerçekleştirilmesine ya da bir süre geciktirilmesine doktor karar verir. Geciktirme için en sık başvurulan önlem, yatak istirahatidir. Bunun yanında, rahim kasılmalarını bir dereceye kadar önleyici ilaçlar da başlangıç halinde bir erken doğumu geciktirmekte yararlı olmaktadır. Böyle zamanından önce başlayan doğum ağrılarını durdurma işlemlerine “Tokoliz” denir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/erken-dogum-premature-dogum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Embriyo</title>
		<link>http://www.saglik.im/embriyo/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/embriyo/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2008 07:17:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Döllenme]]></category>
		<category><![CDATA[Seçtiklerimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2538</guid>
		<description><![CDATA[Döllenmiş yumurtaya, geçirdiği ilk aşamalar döneminde verilen ad. Döllenmeden hemen sonra yumurta 2 eşit parçaya, daha sonra da bu parçalar yeniden 2′ye bölünerek 4 hücreye dönüşür. Bölünme böylece sürüp, 8,16,32 hücreli aşamaların sonunda, hücrelerden oluşan bir küme ortaya çıkar. Bu evreden sonraki aşamalar hayvandan hayvana farklılık göstermekle birlikte, genellikle hücrelerin yapraklar biçiminde katlandığı gözlenir. Embriyo [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Döllenmiş yumurtaya, geçirdiği ilk aşamalar döneminde verilen ad. Döllenmeden hemen sonra <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> 2 eşit parçaya, daha sonra da bu parçalar yeniden 2′ye bölünerek 4 hücreye dönüşür. Bölünme böylece sürüp, 8,16,32 hücreli aşamaların sonunda, hücrelerden oluşan bir küme ortaya çıkar.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-10584" title="embriyo" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/10/embriyo-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=7576230766065661242&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=7576230766065661242&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Bu evreden sonraki aşamalar hayvandan hayvana farklılık göstermekle birlikte, genellikle hücrelerin yapraklar biçiminde katlandığı gözlenir. <a href="http://www.saglik.im/embriyo/">Embriyo</a> geliştikçe, hücreler özelleşip farklılaşmaya başlar ve deri, karaciğer, sinir gibi farklı <a href="http://www.saglik.im/dokular/">dokular</a> oluşur. Embriyo besin gereksinimini ya yumurtadan ya da memelilerde olduğu gibi anneden eten yoluyla ulaşan kandan sağlar. Gelişmekte olan embriyo, hayvanların çoğunda ya annenin bedeninde ya da sert kabuklu bir yumurtanın içinde, enfeksiyonlardan ve mekanik zararlardan korunur. însanda embriyo sekiz haftayı aştıktan sonra dölüt diye adlandırılır; bu aşamada önemli organlarının tümü oluşmuştur.</p>
<p>Embriyonun gelişmesi, türünün kökenini ve evrimini de yansıtır. Sözgelimi insan embriyosu gelişirken balık gibi solungaçlı ve kuyruklu aşamalar geçirir. Daha sonra bu özellikleri yitirir ve dölüt, minyatür bir insan görünümü alır. İnsan dahil, bütün memelilerin embriyoları anne bedeninden alınıp başka bir dişinin bedenine yerleştirilebilir; hattâ aynı işlem, yumurta beden dışında döllendikten sonra da yapılabilir. Embriyonun gelişmesi sesötesi yöntemlerle gözlenip, gelişme bozuklukları doğumdan önce saptanabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/embriyo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahim (Dölyatağı &#8211; Uterus)</title>
		<link>http://www.saglik.im/rahim-dolyatagi-uterus/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/rahim-dolyatagi-uterus/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 20:55:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1307</guid>
		<description><![CDATA[RAHİM (DÖLYATAĞI &#8211; UTERUS):Gebelik süresince bebeğin yerleşip ve gebeliğin sonunda da bebeğin doğumunu sağlayan organdır. Mesaneyle rektumun arasmda ve dölyolunun üstünde yer alır. Ters çevrilmiş bir armuta benzer. Doğurmamış kadınlarda 5-6 cm uzunluğunda, 4 cm genişliğinde ve 40-50 gr ağırlığındadır. Doğum yapmış kadınlardaysa 6.5-7 cm uzunluğunda, 5 cm genişliğinde ve 60-70 gr ağırlığmdadır. Görüldüğü gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p>RAHİM (DÖLYATAĞI &#8211; UTERUS):Gebelik süresince bebeğin yerleşip ve gebeliğin sonunda da bebeğin doğumunu sağlayan organdır. Mesaneyle rektumun arasmda ve dölyolunun üstünde yer alır. Ters çevrilmiş bir armuta benzer. Doğurmamış kadınlarda 5-6 cm uzunluğunda, 4 cm genişliğinde ve 40-50 gr ağırlığındadır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">Doğum</a> yapmış kadınlardaysa 6.5-7 cm uzunluğunda, 5 cm genişliğinde ve 60-70 gr ağırlığmdadır. Görüldüğü gibi <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> ilk gebelikten sonra biraz büyür. Adetten kesilmeden (menopozdan) sonra ise biraz küçülür. <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">Gebelik</a> süresince bebeğin gelişimine paralel olarak büyüyen rahim, gebeliğin sonlarında hemen hemen bütün kar in boşluğunu doldurur. Doğuma yakm dönemde ağırlığı yaklaşık bir kiloya ulaşır. Doğumdan sonraysa, yaklaşık olarak 10 gün sonra, eski durumuna döner. İnsan vücudunda rahimden başka bir organda bu özellik yoktur.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9335" title="DÖLYATAĞI" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/08/DÖLYATAĞI-300x205.jpg" alt="" width="300" height="205" /></p>
<p>Rahim (<a href="http://www.saglik.im/rahim-dolyatagi-uterus/">uretrus</a>), büyük bir bölümü kastan oluşmuş bir organdır. Dış yüzünden içe doğru 3 tabakadan yapılmıştır. Dışta bir zar tabaka (perimetrium), ortada en kalın bölümünü oluşturan <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> tabakası (miyometrium) ve en içte de kadındaki periyodik hormonal değişimlere yanıt veren ve gebelikte bebeğin yerleşip geliştiği tabaka {endometrium) vardır.</p>
<p>Özel bir yapısı olan kas tabakası, gebeliğin ilerlemesine paralel olarak gelişir ve gebeliğin sonunda da düzenli ve kuvvetli kasılmalarla bebeğin doğumunu sağlar. Gebelik boyunca yumuşak bir biçimde bebeğin gelişimine ayak uydurur, dışardan gelen darbelere karşıysa sertleşerek bebeği korur. Bebeğin rahim içindeki yaşamı sona erince de düzenli aralıklarla kasılarak bebeğin dışarı atılmasını, yani doğumunu sağlar. Rahimin doğum sırasındaki bu kasılmaları anne tarafından ağır olarak hissedilir ve doğum ağrıları adını alır. Rahimin bu gevşekliği ya da kasılmaları hipofiz <a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">yumurtalık</a> ve plasenta [son, eş) tarafından salgılanan hormonlarla yönetilir. Rahimin en içte bulunan tabakası olan rahim iç zarı yani “endometrium” kadınlarda her ay görülen periyodik hormonal değişikliklere göre, kalınlık, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> sistemi ve bez yapısında değişiklik gösterir. Başka bir deyimle bu tabaka her ay gebelik için hazırlık yapar ve gebelik oluşmadığındaysa, gelişen bu <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> yine hormonal değişimlerin sonucu dışarı atılır, işte bu olay kadınların adet görmesidir. Gebelik oluştuğundaysa yine hormonal etkilerle, daha fazla gelişir ve ilk gebelik günlerinde bebeğin yerleşmesini, yani yuvalanmasını ve beslenmesini sağlar.</p>
<p>Bu durumda, hamile bir kadın, gebeliği boyunca adet görmez. Bazı hamile kadınlar gebelik süresi boyunca adet görebilir. Bazıları birkaç ay, bazıları da tüm gebeliği süresince adet görebilir. Bu halk arasında “üste görme” adım alır. Bu: endometrium tabakasının sağlıklı olması düzenli adet görmek ve gebelik oluşumu için en önemli etmenlerden biridir. <a href="http://www.saglik.im/kurtaj-kuretaj/">Kürtaj</a> adı verilen işlem, rahimin bu tabakasının kazınmasını tanımlar. Kürtaj, eğer bu tabakadan daha derin tabakaları kapsarsa ya da mikroplu bir ortamda yapılırsa, bu tabakanın bozulmasına karşılıklı yapışmasına neden olarak, kadının adet görmemesine ve kısırlığa yol açar. Kürtajın en önemli tehlikesiyse, özellikle 2-3 aydan sonraki gebeliklerde rahimin delinmesidir. Bu durumda sonuç kötü olup, hastanın ölümüne yol açabilir.</p>
<p>Rahim anatomik olarak 3 bölüme ayrılır. Yukarıda olan bölümü aynı zamanda rahimin en geniş ve en büyük bölümü olup, rahim cismi (Korpus uteri) adını alır. Aşağıda dölyolunda görülen ve rahimin dar ve küçük bölümü ise rahim ağzı, boynu (Serviks uteri) adını alır. Bu iki bölümün arasındaki birleşim yeriyse geçit [îstmus uteri) olarak adlandırılır. Çocukluk döneminde, rahim ağzı, rahim cisminin 2 katı uzunluğundadır. Normal yetişkin bir kadmdaysa bu oran tersine dönmüştür, yani rahim ciâmi, rahim ağzının 2 katıdır. Bazen yetişkin kadınlarda da, rahim çocukluk döneminde olduğu gibi değişmeden kalır. Yetişkin bir kadında böyle bir uterus bulunması durumunda, “infantil uterus” terimi kullanılır. Bu, hormonal yetmezlik sonucu bir gelişim bozukluğudur. Normalde rahimin cismiyle ağzı arasında öne doğru yaklaşık 100 derecelik bir açı bulunur. Bir başka deyimle rahim öne. doğru devrilmiş (antef-leksiyon) durumdadır. Bunun aksi durumsa rahimin arkaya doğru dönük (retrofleksiyon) olmasıdır, yani uterus öne doğru bükük olacağına arkaya doğru bükülmüştür. Bu duruma halk arasında rahim tersliği, rahmin arkada olması, rahmin ters dönmüş olması gibi adlar verilir. Bu durumun yakınma nedeniyse ameliyatla düzeltilebilir. Rahim, öteki bütün iç organlarda olduğu gibi, karın boşluğu içindeki normal, yerini birtakım bağlarla sağlar. Halk arasında “kordon” adı verilen bu bağlar, kısmen kas, kısmen <a href="http://www.saglik.im/bag-dokusu/">bağ dokusu</a> ve kısmen de karm içzarından yapılmıştır. Bu bağlarla rahim normal yerini korur. Gebelik sırasında bu bağlar rahimin büyümesine uyum göstererek, rahimle birlikte büyürler ve doğumdan sonra yeniden rahimle birlikte küçülerek, eski biçimlerine dönerler.</p>
<p>Bu bağlar doğum sırasında rahmin kasılması ve bebeğin dışarı itilmesinde destek görevi yaparlar. Rahim, adeta bu bağlardan destek alarak, bebeğin dışarı itilmesini sağlar, aksi halde bu bağlar olmasaydı, doğum sırasında rahim bir şapka gibi bebeğin tepesinde toplanırdı. Ardarda yapılan fazla sayıdaki doğumlar, <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> koşullarının kötü olması gibi etmenler, bu bağların işlevim zamanla bozarak görevlerini engellerler. Bu durumda rahim normal yerinden aşağı doğru sarkar, bu aşağı kaymanın en ileri derecesi rahimin vulvadan dışarı çıkmasıdır. Rahimin dışarı çıkması bazı yakınmalara yol açar. Halk arasında “kordon düşüklüğü” ya da “kordonların gevşekliği” olarak adlandırılan bu durumda kadınlar, bel ve kasık ağrılarından, en önemlisi de idrarlarını tutamamaktan yakınırlar. Tedavisi ameliyatla sağlanır. Rahimin bağlarının görevlerinden biri de rahimin öne doğru dökük kalmasını sağlamaktır. Bu kordonun (yuvarlık bağ) normalden uzun ya da gevşek olması durumunda rahim arkaya doğru döner. Rahim ağzında sümüğe benzer bir salgı {müküs) yapan salgı bezleri vardır. Yine rahim ağzının iç tarafında bazı kıvrımlar bulunur, kıvrımlar dışar-daki mikropların rahim içine girmesini engellerler. Bunun yanında salgılanan müküs, mikropların rahim içine girmesini engelleyen öteki önemli bir etmendir. Gebelik döneminde bu müküs salgısı bir tıkaç gibi rahim ağzının kapatarak, gebelik boyunca bu durumunu korur. Doğuma yakın dönemde, doğum ağırlarıyla birlikte dışarı atılır. Buna halk arasında “Nişan bozulması” denir ve doğumun başladığının bir kanıtı olarak kabul edilir. Bu müküs salgısının yapısı ve kıvamı, kadının periyodik hormonal değişikliklerine göre farklılık gösterir. <a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-iliski/">Cinsel ilişki</a> sırasında erkek döl hücreleri (sperm) bu müküsü geçerek rahim içine ulaşırlar. Bu müküsün yapısal bozukluğu, erkek döl hücrelerinin rahim içine girmesini engelleyerek <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisirlik/">kısırlık</a> nedeni olabilir.</p>
<p>Rahim ağzının önemli görevlerinden biri de gebelik boyunca rahim ağzını kapalı tutmaktır. Gebelik süresinin sonundaysa doğum ağrılarının’ (rahim kasılmalarının) etkisiyle açılmaya başlarlar. Rahim ağzının tam olarak açılmasıyla rahim içindeki bebek dölyoluna gelir, oradan da dışarı çıkarak doğum gerçekleşir. Bazı durumlarda, örneğin doğum, <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> ve kürtajlar sırasında rahim ağzında yırtıklar oluşur. Bu yırtıklar gebelik sırasında rahim ağzının tam kapanmasına engel olur. Rahim ağzının iyi kapanamadığı böyle durumlarda rahim içindeki bebek genellikle 4-5 aylıkken düşer. Bu durum, ardı sıra olan düşüklerin bir nedenini oluşturur. Böyle hastaların rahim ağızları ameliyatla düzeltilebilir ya da genellikle gebelik boyunca kapalı kalmasını sağlayan müdahalelerle düşükler önlenir ve gebeliğin sürekliliği sağlanır.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/rahim-dolyatagi-uterus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Loğusalık Sorunları</title>
		<link>http://www.saglik.im/logusauk-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/logusauk-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 09:53:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın ve Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Hamilelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2503</guid>
		<description><![CDATA[LOĞUSALIK SORUNLARI: Doğumdan sonraki ilk 6 hafta {40 gün) loğus allık dönemi adını alır. Doğumu izleyerek başlayan ve ilk birkaç gün giderek azalarak süren, kasıklara yayılan, adet ağrılarına benzer sancılar normal olup şiddeti kişiden kişiye değişir. Bu ağrılar, doğumdan sonra rahim içinde açılan damar ağızlarının kapanması ve rahimin küçülmesi için gerekli olan kasılmaların sonucunda oluşan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LOĞUSALIK SORUNLARI: Doğumdan sonraki ilk 6 hafta {40 gün) loğus allık dönemi adını alır. Doğumu izleyerek başlayan ve ilk birkaç gün giderek azalarak süren, kasıklara yayılan, adet ağrılarına benzer sancılar normal olup şiddeti kişiden kişiye değişir. Bu ağrılar, doğumdan sonra <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> içinde açılan <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> ağızlarının kapanması ve rahimin küçülmesi için gerekli olan kasılmaların sonucunda oluşan fizyolojik bir olaydır.</p>
<p>Loğusalık döneminin başka bir önemi fizyolojik olayı da loğusalık akıntısıdır (lochia). Doğumdan sonra yaklaşık 4-6 hafta kadar süren bu akıntı, mikroplar için çok uygun bir ortamdır. Mikroplardan korunmak için kullanılan petlerin [bezlerin) mikropsuz olması gerekir. Bunun için eczanelerden alınan petler ya da kızgın ütü ile iyice ütülenmiş bezlerin kullanılması yeterlidir. Bu önlemler, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> sırasında <a href="http://www.saglik.im/epizyotomi/">epizyotomi</a> yapılmış olanların dikişlerine de mikrop bulaşmasını önleyecektir.</p>
<p>Emzirme ile ilgili sorunlar: Doğumu izleyen 3-k gün içinde <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> gelmeye başlar. Emzirme sırasındt başhca iki önemli sorun vardır:</p>
<p>1. Memelerin sertleşmesi ve ağrıması: Bu durum memelerde süt birikmesi sonucu olup, fazla sütün boşaltılması gerekir. Süt mikroplar için çok uygun bir ortam olduğundan, bu durumun sürekliliği kolaylıkla meme iltihaplarına yol açar. Sütün boşalmasının yeterli olmayışı sonucu memede dolgunluk ve ağrının yanında 38°’ye kadar yükselen <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> de görülür, sütün boşaltılması ile bu yakınmalar geriler. Sütün boşaltılması için aşağıdaki yöntem yararlıdır. Temiz bir kap ya da tas içine dayanılabilecek sıcaklıkta <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> konur, içine küçük iki havlu konur, bu havlular sırayla dolgun meme üzerine uygulanır. Bu işleme yaklaşık 20 dakika kadar devam ettikten sonra bebek emzirilir ve hemen arkasından memelerde kalan fazla süt eczaneden alınan bir pompa ile boşaltılır. Pompa ile boşaltılırken elle, memelerin sağılması ile yardım edilmelidir. Bu arada meme başlarının çok temiz tutulmasına dikkat etmeli ve memeler bir tülbent ya da eşarp yardımıyla boyuna aşılmalıdır.</p>
<p>2. Meme başı çatlakları: Meme başı ç. tlaklan emzirme güçlüğüne ve dolayısıyla süt birikimine neden olduğu gibi, kolaylıkla mikrop kaparlar. Bu durumu önlemek için meme başlarına antiseptik bir pomat sürülmeli ve üzerine mikropsuz bir bez kapatılmalıdır. Emzirme zamanı ise bu pomat karbonatlı su ile silindikten sonra bebeğe verilmelidir. Emzirmeden sonra da yeniden aynı pomat sürülüp, kapatılmalıdır.</p>
<p>Meme başı çatlakları ya da meme başının içe çöküklüğü gibi emzirmeyi güçleştiren durumlarda, eczaneden alınacak bir meme başı yardımıyla emzirme sağlanabilir ya da süt pompa yardımıyla sağılarak, kaşıkla ya da biberonla bebeğe verilir. Loğusalık döneminde doktora başvurulması gereken durumlar:</p>
<p>1. Kanamanın sürmesi</p>
<p>2.   Ateşin 38° ya da daha yüksek olarak bir günden fazla sürmesi</p>
<p>3. Loğusalık akıntısının pis kokulu olması</p>
<p>4.   Normalde 4-6 hafta kadar sürmesi gereken loğusalık akıntısının ilk günlerde kesilmesi</p>
<p>5. Doğumdan sonra rahmini giderek küçülmeme-si. Genellikle 10 gün içinde eski büyüklüğüne erişir</p>
<p>6.  Memelerdeki dolgunluk, sertlik, kızarma, <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> ve 38°C ya da daha yüksek ateş</p>
<p>7.  Bacakların genellikle birinde şişlik, kızarıklık, ağrı ve ateş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/logusauk-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

