<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Ruhsal Hastalıklar &#8211; Sinir Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/ruhsal-hastaliklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Pikosomatik Hastalıklar</title>
		<link>http://www.saglik.im/pikosomatik-hastaliklar/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/pikosomatik-hastaliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 19:41:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=9026</guid>
		<description><![CDATA[Pikosomatik hastalıklar, nedeni ya da şiddeti ruhsal ve duygusal etmenlere bağlı bedensel hastalıkları belirten terim. Astım, egzama, mide ülseri gibi hastalıkların bir ölçüde ruhsal gerilim ve korkuların etkisiyle oluştuğu kabul edilir. Bedensel birer hastalık gibi tedavi edilen pikosomatik hastalıkların belirtileri, baskı ve gerilimlerin ortadan kalkmasıyla hafifleyebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pikosomatik hastalıklar, nedeni ya da şiddeti ruhsal ve duygusal etmenlere bağlı bedensel <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>ı belirten terim. <a href="http://www.saglik.im/yazi/astim/">Astım</a>, <a href="http://www.saglik.im/egzama/">egzama</a>, <a href="http://www.saglik.im/mide-ulseri/">mide ülseri</a> gibi <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a>ların bir ölçüde ruhsal gerilim ve korkuların etkisiyle oluştuğu kabul edilir. Bedensel birer hastalık gibi tedavi edilen <a href="http://www.saglik.im/pikosomatik-hastaliklar/">pikosomatik hastalıkların belirtileri</a>, baskı ve gerilimlerin ortadan kalkmasıyla hafifleyebilir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9228" title="Pikosomatik Hastalıklar" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/10/Pikosomatik-Hastalıklar-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/pikosomatik-hastaliklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikoz</title>
		<link>http://www.saglik.im/psikoz/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/psikoz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 19:30:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=9024</guid>
		<description><![CDATA[Psikoz hastaların yanlış saplantı ve kuruntulara kapılmalarıyla, gerçekle ilişkisi bulunmayan sesler duymaları ya da hayaller görmeleriyle yansıyan ciddi akıl ve ruh hastalıklarını belirten genel terim. Düşünce ve mantıktan uzak bu kuruntular hastanın günlük yaşantı ile etkiler; duyulan sesler, görülen hayaller, gerçekmiş gibi algılanır. Çeşitli uyuşturucular, bazı beyin hastalıkları gibi etmenler de psikozlara yol açabilir: Organik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Psikoz hastaların yanlış saplantı ve kuruntulara kapılmalarıyla, gerçekle ilişkisi bulunmayan sesler duymaları ya da hayaller görmeleriyle yansıyan ciddi <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/ruhsal-hastaliklar/">akıl ve ruh hastalıkları</a>nı belirten genel terim. Düşünce ve mantıktan uzak bu kuruntular hastanın günlük yaşantı ile etkiler; duyulan sesler, görülen hayaller, gerçekmiş gibi algılanır. Çeşitli uyuşturucular, bazı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/beyin-hastaliklari/">beyin hastalıkları</a> gibi etmenler de <a href="http://www.saglik.im/psikoz/">psikozlar</a>a yol açabilir: <a href="http://www.saglik.im/psikoz/">Organik psikozlar</a>. Bütün <a href="http://www.saglik.im/psikoz/">psikoz</a> durumlarının, bir uzman hekim tarafından, gerektiğinde hastane ortamında, tedavi edilmeleri gerekir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9232" title="Psikoz" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/10/Psikoz-274x300.jpg" alt="" width="274" height="300" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/psikoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bozuk Psikoloji Nelere Mal Oluyor</title>
		<link>http://www.saglik.im/bozuk-psikoloji-nelere-mal-oluyor/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/bozuk-psikoloji-nelere-mal-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 18:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=4977</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre herhangi bir sebepten dolayı hastaneye başvuran 4 hastadan 1 inin şikayetlerinin kaynağının psikolojik olduğu görülüyor. Peki biz şikayetimizin fiziksel yada psikolojik olduğunu nasıl anlayabiliriz? Stres belirtileri gösteren bireylerde kas ağrıları da görülmektedir. Stresin devamlılığıyla bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Yani ağrıların sürekliliği ve değişkenliği araksında psikolojik sorunlar yatıyor olabileceği sinyalini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya <a href="http://www.saglik.im/">Sağlık</a> Örgütü’nün verilerine göre herhangi bir sebepten dolayı hastaneye başvuran 4 hastadan 1 inin şikayetlerinin kaynağının psikolojik olduğu görülüyor. Peki biz şikayetimizin fiziksel yada psikolojik olduğunu nasıl anlayabiliriz?</p>
<p>Stres belirtileri gösteren bireylerde <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ağrıları da görülmektedir. Stresin devamlılığıyla bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Yani ağrıların sürekliliği ve değişkenliği araksında psikolojik sorunlar yatıyor olabileceği sinyalini veriyor.</p>
<p>Belirtilerin sesine <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">kulak</a> verilmelidir.</p>
<p>Siz ağrılarınızda şikayetçi olup doktor doktor gezerken aslında sorununuz psikolojik olabilir. Bu durumda sizin kendi kendinizin doktoru olmanız gerekecektir. Ağrıların sesine kulak verin.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4978" title="depresyon_stres3" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/05/depresyon_stres3.jpg" alt="" width="250" height="250" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/bozuk-psikoloji-nelere-mal-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ROMATOİT ARTRİT</title>
		<link>http://www.saglik.im/romatoit-artrit/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/romatoit-artrit/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 05:55:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deri (Cilt) Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[İltihaplanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[ROMATOÎT ARTRİT Kronik ve ilerleyici bir gidişi olan rom&#38;toit artrit bütün vücudu ilgilendi­ren bir hastalıktır. Bütün organlarda bu­lunan bağdokusunun iltihaplanmasına bağlı olarak gelişen bu hastalıkta en açık belirtiler eklem düzeyindedir. Bu­rada yerleşen bir sinovya (eklem içi döşeyici zar) iltihabı daha sonra ortaya çı­kan bütün eklem bozukluklarının hare­ket noktasını oluşturur. İltihabi süreç önce el ve ayak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ROMATOÎT ARTRİT</strong><br />
Kronik ve ilerleyici bir gidişi olan rom&amp;toit artrit bütün vücudu ilgilendi­ren bir hastalıktır. Bütün organlarda bu­lunan bağdokusunun iltihaplanmasına bağlı olarak gelişen bu hastalıkta en açık belirtiler eklem düzeyindedir. Bu­rada yerleşen bir sinovya (eklem içi döşeyici zar) iltihabı daha sonra ortaya çı­kan bütün eklem bozukluklarının hare­ket noktasını oluşturur. İltihabi süreç önce el ve ayak, daha sonra nöbetler halinde ilerleyerek el bileği, diz, omuz, ayak bileği ve dirsek eklemlerini etki­ler. Hastalık bulaşıcı değildir. Romatoit artritin temel lezyonu, bütün organlarda ve özellikle sinovya zarında, seröz buralarda (kasların birbirleri ve kemikler üzerinde kolayca kaymasını sağlayan içi sıvı dolu keseler), kemikte, kıkırdak­ta, kasta ve derialtında bulunan ve bir “destek” dokusu olan bağdokusunu et­kileyen iltihaplanmadır. Eklemi oluştu­ran bütün bölümler <a href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">iltihaplanma</a> süre­cinden etkilenir. Sinovya zan kalınla­şır, kırmızımsı ve pürtüklü bir hal alır; eklemde bulunan sinovya sıvısı belirgin ölçüde artar. Kemiklerin eklem başları, kemiğin direnç ve sağlamlığını koruma­sı için gerekli <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> içeriklerinin bir bölümünü yitirir. Böylece <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> yo­ğunluğunda bir azalma olur. Eklem yü­zeylerini örten kıkırdağın üstüne “ek­lem pannusu” denen anormal bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> tabakası yerleşir. Bu *abaka, hareketler­de belirgin biçimde kısıtlama ve engel­lemeye yol açarak, eklem yüzeylerinin pürüzsüzlüğünü ve kayganlığını bozar. Birbirine bitişik iki eklem yüzeyi üstün­de oluşan “pannus”, ilgili eklemin hare­ketlerinin bütünüyle durmasına yol aça­cak biçimde kaynaşabilir. Daha İlerle­miş olgularda, eklemin kaybolmasıyla birlikte iki eklem yüzeyi arasında ger­çek bir kemik köprüsü oluşumu ortaya çıkabilir (ankiloz). “Polipoit” olarak ta­nımlanan bir görünümle büyüme ve ço­ğalma eğilimi gösteren romatoit artritin iltihabi dokusu (granülasyon dokusu), kirişlerin zarlarını, seröz bursalan, peri-ostu (kemik dış zan), kirişleri ve kaslan etkileyerek eklemin dışında da oluşabi­lir. Sonuçta bütün bu dokuların görünü­mü ve direnci belirgin biçimde değişe­bilir.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Tıbbi ve bilimsel araştırmalardaki iler­lemelere karşın, romatoit artritin ortaya çıkmasına yol açan nedenler halen bi­linmemektedir. Oluşum mekanizmala-nyla ilgili olarak en geniş kabul gören varsayım, hastalığın eklemlere ve ek­lem sinovyasına karşı duyarlı hale gel­miş antikorların oluşumuna bağlı bir bağışıklık olayıyla ilgili olduğudur.<br />
Henüz yapısı bilinmeyen bir etken (bakteri ya da virüs olabilir) sinovya zarının <a href="http://www.saglik.im/plazma/">plazma</a> hücrelerini <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> üret­meye yöneltir ve bunlar hastalık etkeni­ne (antijen) bağlanır. Gene bilinmeyen bir nedenle antijen-antikor bileşinini yabancı kabul eden vücut bir “romatoit faktör” üreterek tepki gösterir.<br />
Kanda ve sinovya sıvısında bulunan bu romatoit faktör, “yabancı” antikor-antijen bileşeni için bir antikordur; anti­jen-antikor etkileşimi akyuvarları uya­rarak fagositozu (yutup yok etme) sağ­lar. Buna, romatoit artritteki <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> lez-yonlarmın gelişmesine neden olan en­zim serbestleşmesi eşlik eder.<br />
<a href="http://www.saglik.im/romatoit-artrit/">Romatoit artrit</a> görünümü ortaya çıktığı zaman, gerek hastalann kanında, gerek etkilenen eklemlerin sinovya sı­vısında “romatoit faktör”ün varlığının belirlenmesi, yukanda sözü edilen var­sayımı doğrular. Buna karşılık romatoit faktör subakut bakteriyel endokardit (bakteri kökenli <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> iç zarı iltihabı) ve öbür kronik enfeksiyon olgularında da bulunur ve enfeksiyonun başarılı biçim­de tedavi edilmesinin ardından yok olur.Romatoit artritin çoğu kez belirli ruhsal özellikleri olan kişilerde görül­düğü ve ruhsal gerilimin arttığı durum­larda ortaya çıktığı ya da ağırlaştığı yo­lundaki gözlemler, birçok hekimi bu hastalığın belirgin bir psikosomatik ni­teliği olduğunu düşündürmeye yönelt­miştir. Bu varsayım dünyanın birçok yerinde çeşitli araştırmaların yapılması­na yol açmıştır; bu araştırmaların çoğu, romatoit artritin en azından kısmi bir psikosomatik hastalık olabileceğini göstermiştir.<br />
<strong>GÖRÜLME SIKLIĞI</strong><br />
Artritis deformans, kronik ilerleyici” po-liartrit gibi adlarla da bilinen romatoit artrit oldukça yaygın bir hastalıktır. Nü­fusun yüzde 1-3′ü arasında bir bölüm bu hastalığa tutulur; kadınlarda tutulma ora­nı erkeklere göre üç kat daha yüksektir; en çok 20-40 yaşları arasında ortaya çık­makla birlikte, her yaşta görülebilir.<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Hastalık genellikle sinsi bir biçimde başlar ve hastanın genel durumu kısa sürede bozulur. Yorgunluk, iştahsızlık, <a href="http://www.saglik.im/zayiflama/">zayıflama</a> ve yaygın bir kırıklık hali gö­rülür. Eklem ağrılarının ortaya çıkması, hastalarca travma, heyecan, üşütme gibi belirgin bir olguya bağlanır. Ama bu tür etkenler hastalığın doğrudan nedenleri değildir; yalnızca ortaya çıkmasını ko­laylaştırıcı öğelerdir. Daha sonra sinsi ve ilerleyici bir biçimde eklem bozuk­lukları başlar. Az ya da çok yaygın, be­lirsiz ağrılar, hafif bir ateş, sabahlan kalkınca hareketlerde görülen belli bir zorlanma hastalığın ilk belirtilerini oluşturur.<br />
Genel bozuklukların ortaya çıkması üzerine, romatoit artrit olasılığı düşünü­lerek, bu yönde İncelemelere başlanır. Genellikle önce küçük eklemler, özel­likle de proksimal interfalanjeal (par­makların küçük kemiklerinin arasındaki üst eklemler) ve metakorpo falanjeal <a href="http://www.saglik.im/yazi/eklemler/">eklemler</a> (parmakla, tarak kemikleri arasındaki eklemler) hastalığa yakala nır. Daha ileri evrede hastalık el, ayak bilekleri ve diz gibi büyük eklemleri de etkiler. Hastalığa sık yakalanan bir baş­ka bölüm boyun omurları arasındaki eklemlerdir. Romatoit artritin tipik bir Özelliği eklemlerin (her iki bilek, her iki diz) iki yanlı ve simetrik olarak tu­tulmasıdır. Hastalığın akut evresinde tutulan eklemler şiş görünürler. Genel­de iğ biçiminde olan bu şişlik çok ağn verir ve ağn en küçük bir dokunmayla artar. Hasta ağnyî şiddetlendirecek her­hangi bir hareketten kaçınır; istese bile eklemi bir sınırın ötesinde <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ettir­mesi olanaksızdır. Özellikle sabah yeni uyanmış ya da bir süre dinlenmiş hasta­larda belirgin olan bu durum iki meka­nizmanın etkisiyle açıklanır: Eklem ha­reketlerini gerçekleştiren kaslann kasıl­ması ve kaslann kemiğe yapıştığı fib-röz (lifsi) bölümü oluşturan kirişlerin kısalması. Birinci mekanizma akut ev­rede daha belirgindir. Kasılma savun­manın bir <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleks</a> mekanizmasıdır; mer­kez <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> ağrıyı fark edince, eklemi hareketsiz kılan bir <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> kasılması-j m emreder. Bu, kişinin istemli hareketij dışında olur. Eklemleri denetleyen ka larrn en güç-lüleri fleksörler (öne katla-J yıcılar) olduğundan, eklem fleksiyonda’ (önkol, avuçiçi yönünde kolun üstüne kıvrılmış, bacak kama çekilmiş) hare-1 ketsiz kalır. Bu konum, denetlenmez ve düzeltilmezse, geriye dönüşü olmayan konum kusurlarına ve daha sonra biçim bozukluklanna yol açabilir. Romatoit artrit nöbetlerle seyreder. Görece sakin dönemlerde eklemlerde bir zarar oluş­maz. Bunları şiddetli ağrıyla belirlenen akut nöbetler izler. Bu dönemde eklem şişer, genel durum bozulur ve her akut nöbette eklemde daha fazla hasar olu­şur. Hastalık ölüme götürmez; birkaç yıl sonra ilerleyici evre söner, akut nö­betler yinelenmez. Bazı durumlarda ağır sakatlıklara yol açabilen eklem ha-sarlan ve biçim bozukluklan kalır. En ağır değişiklikler el ve ayakların küçük eklemlerinde olur. Kemikler arası kas­lar erir, el bir istiridye kabuğu görünü­mü alır, parmaklar küçük parmak yönü­ne döner. Eklemlerde çıkıklar ve kısmi Çıkıklar ^görülür. Radyolojik inceleme­de parmak ve tarak kemiklerinin uçları­nın ağır yıkımlara uğramış olduğu gö­rülür. İltihaplı dokuyla çevrili kirişler esneklik ve sağlamlıklannı yitirirler; biçimi bozulmuş kemiklerin yüzeyleri­ne sürekli sürtünme sonucunda kopar­lar. Böylece biçimsel ve işlevsel bozul­ma ağırlaşır.Yukanda betimlenen tablo hastalı­ğın ne kadar korkutucu olduğunu açık­ça göstermektedir. Olguların büyük bö­lümünde görüldüğü gibi, romatoit artrit özellikle gençlik döneminde hastanın yaşamım ciddî bir biçimde etkiler.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Romatoit artrit bilinen görünümleriyle aya çıkıp geliştiğinde kolay tanınır, stalığın eklemlerde başlaması, daha ellerde görülmesi, belirtilerin iki “yanlı ve simetrik olması, parmaklarda biçim bozukluğu ve eğrilmelerin ortaya çıkması, aradaki iyileşme dönemlerine karşın nöbetler halinde ilerlemenin gö­rülmesi tipik özelliklerdir. Bütün bunlar hekime söz konusu artrit tipini düşün­dürür.<br />
Laboratuvar incelemeleri tanıyla il­gili sorunları aydınlatır: Çoğu zaman <a href="http://www.saglik.im/yazi/kansizlik/">kansızlık</a> görülür, nöbetler sırasında al­yuvarların çökme hızında (sedimantas­yon) artış vardır, sinovya sıvısı genel­likle bulanıktır ve hücresel elemanlar bakımından zengindir. Uygun serolojik jestlerle, bu hastaların serumunda roma-&gt;it etkenin saptanması Özellikle önem­lidir. Radyolojik inceleme de Önemlidir; hastalığın ilerlemesiyle eklem yıkımına ilişkin bulgular artar.<br />
<strong>GİDİŞİ</strong><br />
Yıllar boyunca birbirini izleyen nöbet­ler sonucunda eklemlerdeki yıkım bir yandan ankiloza (eklemin donması) doğru ilerlerken, öbür yandan çok be­lirgin biçim bozuklukları gelişir ve has­talığa tutulan bölgede işlev bozuklukla­rı ortaya çıkar. Örneğin artrit kalça ve diz eklemini ağır biçimde etkilediğinde yürüyüş aksar. Hastalığın ilerlemesi er­ken ve uygun bir tedaviyle yavaşlatıla-bilir, ama bütünüyle durdurulamaz. Hastalığın gidişini etkileyen birçok et­men vardır. Artritli hastaların yüzde 50’si hastalığın başlangıcından 10 yıl sonra bile bütünüyle normal bir yaşam sürdürebilir. Buna karşılık öbür yüzde 50’si hastalıktan önemli ölçüde etkile­nir ve bunların bir bölümü yatağa bağlı hale gelir.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Romatoit artritin farklı biçimlerinin olu­şu, hastalığın kronik ve sorunlu gelişimi, hastalığa tutulan kişilerin yaş, cinsi­yet ve toplumsal durum farklılıkları, bütün hastalar için uygun olabilecek ge­nel bir tedavi programını oluşturmayı güçleştirmektedir. Bu nedenle, uygun zamanda uygun tedavinin yürütülme­sinde, deneyimli bir hekimin çok önem­li payı vardır. Bununla birlikte her ol­gunun tedavisinde izlenen bazı genel kuralları belirleme olanağı vardır. Ge­lişme evresindeki romatoit artritin teda­visi beslenmeyle ilgili <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> kuralları­nın gözetilmesine, <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> kesici ve iltihap giderici ilaçların kullanımına ve eklem işlevini korumaya yönelik ortopedik Önlemlerle fizik tedavi uygulamalarına dayanır. Alevlenme dönemleri sırasında kesin yatak istirahatı gereklidir. Eklem işlevinin daha iyi korunması için hasta­nın ruhsal dengesi de çok önemlidir; tu­tulduğu hastalığın kronik ilerleyici Özelliğinin ve ilaçların bu hastalığın te­davisinde sınırlı *bir etkisi olduğunun bilincinde olan hasta biçim bozuklukla­rının yerleşmesini önlemek ve eklem iş­levlerini olabildiğince korumak için he­kimle işbirliğine girmelidir. Hastanın yaşam koşullan elveriyorsa, sıcak ve kuru iklimli bir bölgede yaşaması Öne­rilir. <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">Beslenme</a> rejimi <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> ve vita­min bakımından zengin olmalıdır. Tıb­bi tedavi ağrı kesici-iltihap giderici (analjezik-antienflamatuar) etkisi olan ilaçlara (asetilsalisilik asit, pirazolon, fenilbütazon, altın tuzu türevleri) ve sitostatik (hücre içindeki alerjik reaksiyo- ? nun immünpatolojik süreçlerini ya da hücrenin çoğalmasını engelleyici) ilaç-^&gt; lara (sıtma karşıtı, <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> karşıtı ilaçlar &gt; vb) dayanır.                                         t<br />
Bazen çok iyi sonuçlar verebilen bu $ ürünler, olguya göre seçilir ve tedavir eden hekimin deneyimlerine ve hasta- * nın değişik tepkilerine göre farklı bile­şimlerle kullanılabilir. Oldukça ağır olabilen ikincil komplikasyonlan önle­me açısından, ürünlerin sürekli hekim ve laboratuvar denetimi altında kulla­nılmasına özen gösterilmelidir. Tıbbi^ tedavi her zaman “eklemlerin işlevsel tedavisi” İle birlikte yürütülür; bu teda­vinin amacı iltihaplı eklemleri işlevsel bir konumda tutmak ve olabildiğince hareketliliklerini korumaktır.İşlevsel tedavi sık sık masaj kürleri­nin uygulanmasına, kasların elektrikle uyarılmasına, etkilenen eklemlere aktif ve pasif hareketler yaptırılmasına daya­nır (aktif hareketler hastanın kendi yap­tığı; pasif olanlar ise bir başkasının güç uygulayarak hastanın eklemine yaptır­dığı hareketlerdir). Bir eklemde biçim bozukluğunu ya da ankilozu (eklemin donması) Önlemek, düzeltmekten daha . kolaydır. Bu bakımdan, nöbetler sıra­sında biçim bozukluğu gelişimini önle­yerek eklemi doğal konumda tutan alçı atellerle, hareket açıklığım pasif hare­ketlerle koruyacak esnek ve yaylı orto­pedik aygıtlar kullanılır.Lezyonlann ilerlemesi ve tıbbi te­davilerin artık hiçbir sonuç vermemesi durumunda cerrahi tedaviye yönelmek kaçınılmaz olur. Cerrahi tedavi hem hastalığın ilerleyici ve yıkıcı eğilimini durdurmaya yönelik koruyucu, hem de bozulan eklemi düzeltici ve ona olabil­diğince fazla işlev becerisi vermeye yönelik (rekonstrüktif) girişimlere da­yanır. Hastalığın son evresinde ağır bi­çim bozuklukları ve işlevi engelleyici ağrılar, hastanın ısrarla cerrahi çözüm istemesine yol açar. îlk aşamadaki giri­şim, iltihabı süreçlerin kaynağı, ağrı­nın ve eklemle ilgili bütün yıkıcı sü­reçlerin nedeni olan sinovyanın cerrahi olarak çıkarılmasına dayanır. Sinovek-tomi denen bu girişim kuramsal olarak bütün eklemlere uygulanabilir. Ama diz ve dirsek gibi eklemlerde kolay; bi­lek, ayak, kalça, omur eklemleri gibi anatomik olarak karmaşık ve ulaşılma­sı güç bazı eklem bölgelerinde ise güç­tür.<br />
İkinci aşamadaki girişim ise doğru­dan, işlevsel açıdan bozulmuş bir ekle­min kemik bölümüne yöneliktir. Bu, ek­lemi işlevsel bir durumda dondurarak ağrıları yok etme (bilek artrodezi; bilek 2. sıra kemikleri ile el tarak kemikleri arasındaki eklemi ya da daha ender ola­rak bilek 1. sıra kemikleri ile döner ke­mik arasındaki eklemi dondurma); kalı­cı bir eğriliği (deviasyon) düzeltme (kalça ve diz deviasyonu için uyluk ke­miği ya da kaval kemiği osteotomisi [ameliyatla kemiğin bir parçasının çıka­rılması ya da kemik eklenmesi] ya da bozulmuş ekleme bir işlev vermeye yö-nelİk artroplasti [bozulmuş eklem yü­zeylerini protezle değiştirme]) biçimin­de olabilir.<br />
<strong>RUHSAL TEDAVİ (PSİKOTERAPİ)</strong></p>
<p>Birçok romatoit artrit olgusunda ruhsal tedavinin de olumlu etkileri olmuştur. Biçim bozukluğuna yol açan bu kronik ve ağniı hastalığın, hastanın bütün kişi­liğini, yaşamını, alışkanlıklarını, ilgile­rini ve insan ilişkilerini etkilediğini göz önüne almak gerekir. Anlaşılabilir bir savunma mekanizması olarak, hasta içi­ne kapanır ve insan ilişkilerini en aza indirerek toplumsal yaşamdan uzaklaşır. Bu nedenle romatoit artritli bir has­tanın psikolojik desteğe duyduğu ge­reksinim çok açıktır. Psikolojik destek yalnızca hekim ve psikoterapisti değil, hastanın aile bireylerini de ilgilendirir.) Psikolojik yardımla hastanın huzurlu ve etkin bir yaşam sürdürebileceği inana] güçlendirilebilir.</p>
<p>.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/a17.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3688" title="a17" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/a17.jpg" alt="" width="286" height="211" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Romatoit artriti olan ekleme doğrudan kortizon enjeksiyonu nasıl  yapı­lır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Eklemin seçilen noktası özenle dezenfekte edildikten sonra uygun bir  iğney­le ekleme kortizonlu preparat verilir. Hastanın 12-24 saat boyunca  enjeksi­yon yerinde bir şişlik ve ağrıda bir artış fark edilebileceğini  bilmesi ve bun­dan kaygı duymaması gerekir. Çünkü şişlik bir ya da en  fazla iki gün içinde gerileyecektir. Aynı eklemde yeniden tedavi için en  az 3-4 ay</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Romatoit artrit tedavisinde kortizonun yeri nedir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Kortizon yalnızca en ağır olgularda verilmelidir. Kullanım ağız yoluyla  ol­malıdır. Tedavi genellikle uzun süreli olduğundan, etkili olan en <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> doz­la sürdürülmelidir. Uzun süre kortizon verilmesi, uzun dönemde  enfeksiyon­lara direncin azalması, <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ülseri, yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> ve şeker gibi bir dizi yan etkiye yol açabilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Hastalık kalıtsal olarak geçer mi?</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Cevap</span><br />
</strong><br />
Romatoit artriti olan hastaların aileleri üzerinde yürütülen çalışmalar,  şimdi­ye değin hastalığın kalıtsal geçişiyle ilgili veriler ortaya  koymamıştır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Romatoit artrit neden sistemik bir hastalık olarak tanımlanır?</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Romatoit artritin sistemik bir hastalık sayılmasının nedeni, genel ve iç  or­ganlarla ilgili belirtilerin yanı sıra eklemlerle ilgili belirgin  iltihabi olaylarla da ayırt edilmesidir. Genel belirtiler kırıklık, <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> ve kilo  kaybıdır. îç organ­larla ilgili hastalık belirtileri İse plevradan  (akciğer zarı) perikarta (kalp dış zan), dalaktan karaciğere kadar bütün  İç organları ilgîlendİrebüir. Başlangıç­ta eklem hastalığı iki yanlı,  simetrik ve ilerleyici bir biçimde el ve ayak par­maklarının küçük  eklemlerini tutar.<br />
Eklem hastalığı aşamalı olarak kötüleşir ve kronikleşme eğilimi  gösterir; be­lirtilerin alevlendiği ve iyileştiği dönemler birbirini  izler; eklem biçim bo­zuklukları ve bunlara bağlı <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> kayıpları ortaya çıkar.</p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 4528px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">
<p>Romatoit artrit neden sistemik bir hastalık olarak tanımlanır? v *<br />
Romatoit artritin sistemik bir hastalık sayılmasının nedeni, genel ve iç  or­ganlarla ilgili belirtilerin yanı sıra eklemlerle ilgili belirgin  iltihabi olaylarla da ayırt edilmesidir. Genel belirtiler kırıklık, <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> ve kilo  kaybıdır. îç organ­larla ilgili hastalık belirtileri İse plevradan  (akciğer zarı) perikarta (kalp dış zan), dalaktan karaciğere kadar bütün  İç organları ilgîlendİrebüir. Başlangıç­ta eklem hastalığı iki yanlı,  simetrik ve ilerleyici bir biçimde el ve ayak par­maklarının küçük  eklemlerini tutar.<br />
Eklem hastalığı aşamalı olarak kötüleşir ve kronikleşme eğilimi  gösterir; be­lirtilerin alevlendiği ve iyileştiği dönemler birbirini  izler; eklem biçim bo­zuklukları ve bunlara bağlı <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> kayıpları ortaya çıkar.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/romatoit-artrit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PARKİNSON HASTALIĞI</title>
		<link>http://www.saglik.im/parkinson-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/parkinson-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 15:49:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=434</guid>
		<description><![CDATA[PARKİNSON HASTALIĞI Parkinson hastalığı görece yavaş, ritmik bir titremeyle kendini belli eder. Titremeyle birlikte ekstrapiramidal sis­teme bağlı kaslarda katılaşma, istemli hareketlerde yavaşlama ve konuşma güçlüğü görülür KALITIM Hastaların yaklaşık yüzde 10-15′inin ai­lesinde Parkinson hastalığına yakalan­mış başka bireyler de bulunur. Ama hastalığın kalıtsal olduğunu gösteren kesin bulgu yoktur. Hastalığın gelişi­minde yapısal bir yatkınlığın Önem taşı­dığı düşünülmektedir, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p>PARKİNSON HASTALIĞI<br />
<a href="http://www.saglik.im/parkinson-hastaligi/">Parkinson hastalığı</a> görece yavaş, ritmik bir titremeyle kendini belli eder. Titremeyle birlikte ekstrapiramidal sis­teme bağlı kaslarda katılaşma, istemli hareketlerde yavaşlama ve konuşma güçlüğü görülür</p>
<p><embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-1902247523889943655&#038;hl=tr&#038;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"> </embed></p>
<p><strong>KALITIM</strong><br />
Hastaların yaklaşık yüzde 10-15′inin ai­lesinde Parkinson hastalığına yakalan­mış başka bireyler de bulunur. Ama hastalığın kalıtsal olduğunu gösteren kesin bulgu yoktur. Hastalığın gelişi­minde yapısal bir yatkınlığın Önem taşı­dığı düşünülmektedir, ama hastaların büyük bölümünde hastalığa özgü gene­tik bir neden belirlenememiştir.<br />
Araştırma sonuçlan Parkinson has­talığının edinilmiş bir hastalık olduğu­nu ve ortaya çıkışında çevresel etkenle­rin çoğu kez belirleyici rol oynadığım düşündürmektedir.<br />
ÇEVRESEL ETKENLER<br />
Parkinson sendromunun olası nedenleri arasında başlıca üç çevresel etken üze­rinde durulur. Bunlar virüsler, travma­lar ve zehirlerdir.<br />
•  <a href="http://www.saglik.im/yazi/virusler/">Virüsler</a> &#8211; Birçok virüs insanda mer­kez sinir sistemine zarar verir. Virüs kökenli beyin iltihabı (virüs ensefaliti) olgularında da sık sık Parkinson hastalı­ğına benzer bir klinik tablo ortaya çı­kar. Bununla birlikte günümüze değin yapılan testler hastalığın enfeksiyonla geçtiğini doğrulamamıştır.<br />
• Travmalar &#8211; Parkinson hastalarının büyük bölümünün geçmişinde kafa travmalarına rastlanır, ama kafa trav-malarıyla hastalık arasında dolaysız bir neden-sonuç ilişkisi henüz kurulama­mıştır. Travmanın beyindeki bazı yapıla­ra zarar verdiği ve <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> kaybı kritik dü­zeye ulaştığında Parkinson hastalığının ortaya çıkabileceği düşünülmektedir.<br />
• Çevredeki zehirler &#8211; Parkinson hastalığının çevdeki bir zehirden kay­naklanabileceği kuramı son dönemler­de Önem kazanmıştır. Bunun bir nede­ni 1980′lerin başında ABD’nin Cali-fornia eyaletinde <a href="http://www.saglik.im/yazi/uyusturucu/">uyuşturucu</a> bağımlı­ları arasında görülen, MPTP adlı mad­deye bağlı Parkinson hastalığı “salgı­nı “dır.<br />
MPTP, laboratuvannda uyuşturucu madde üreten bir kimyacının MPPP ad­lı uyuşturucu maddeyi bireşimlerken is­temeden elde ettiği katışık bir yapay uyuşturucudur. ABD’nin batı kıyısında <a href="http://www.saglik.im/eroin/">eroin</a> yerine bu tür kimyasal maddeleri kullanan birçok uyuşturucu bağımlısı vardır.</p>
<p>Bunlardan MPTP bulaşmış MPPP kullanan bir grup insanda geriye dönüşü olmayan ve Parkinson hastalığı­na çok benzeyen bir sendrom gelişmiş­tir. Sendromun Parkinson hastalığından tek farkı hızlı başlayıp çok şiddetli seyretmesidir.<br />
MPTP vücutta sinirleri etkileyen MPP+ adlı zehre dönüşür. Bu zehir Parkin­son hastalığında beyin ve sinirlerde oluşan zedelen­menin aynısına yol açar.<br />
Maymunlara şırıngayla MPTP verildiğinde Parkin­son hastalığının ortaya çık­tığı görülmüştür. Buna da­yanarak yeni ilaçların etki­sini maymunlar üzerinde değerlendirmeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır.<br />
MPTP’nin geniş bir çev­reye yayılma olasılığı çok düşüktür. Buna karşılık kimyasal açıdan ona ben­zeyen ve hastalık yapıcı etkileri aynı olan maddeler Parkinson hastalığına yol açabilir. En güçlü olasılık, Parkin­son hastalarının beyin biyokimyasında-ki bir bozukluğun MPTP’ye benzer tok-sik maddelerin üretilmesiyle sonuçlan­dığıdır.</p>
<p>BELİRTİLERİ<br />
Belirtisiz başlaması ve birçok başka sınır sistemi hastalığıyla kanştrnlabil-mesi nedeniyle Parkinson hastalığının tanısı güçtür. Pek çok durumda hasta­lık belirgin klinik işaretlerin ortaya çıkmasından yıllar önce başlamıştır. Hastanın yakın çevresindeki dikkatli kişiler genellikle yıllardır var olan ve hastalığın işaretleri kabul edilebilecek ani, ilginç davranış değişikliklerini, olağandışı <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ve duruşları anım­sayabilirler.<br />
Birçok hasta başlangıçta halsizlik, <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> ya da ruhsal çöküntü (depresyon) gibi Parkinson hastalığına Özgü olma­yan bozukluklardan yakınır.<br />
Hekimde genellikle Parkinson kuş­kusu yaratan bulgu, bir elin parmakla­rında görülen kaba ve yavaş titremeler­dir. <a href="http://www.saglik.im/titreme/">Titreme</a> genellikle olağan bir tıbbi kontrol ya da küçük bir cerrahi girişim gibi hastaneye kaldırılmayı gerektiren durumlarda fark edilir.<br />
Parkinson hastalığı hemen her za­man vücudun tek tarafında başlar. Has­ta dikkatle sorgulandığında el hareket­lerinde gerçek titremelerden birkaç ay önce belli belirsiz güçlüklerin ortaya çıktığı saptanır.<br />
Hastalık hareket güçlüğüne, hare­ketlerin gittikçe daha sınırlı hale gelme­sine ve bir hareketten öbürüne geçişin belirgin ölçüde zorlaşmasına yol açar.<br />
Hareket yavaşlaması (bradikinezi) adı verilen bu sorunun başka yansıma­ları da vardır. Tipik olarak hastanın yü­zü maske gibi ifadesiz ve duyarsızdır; göz hareketleri yavaşlamış, konuşma monotonl aşarak düzensizleşmiş, mi­mikler azalmıştır. Yürürken kollarını sallayamaz, bacaklarını sürür ve kısa adımlar atar. Bazı hastalarda hiç titreme bulunmayabilir. Bu olgularda gittikçe artan hareket bozuklukları yanlışlıkla yaygın (multipl) skleroza ya da beyin tümörüne bağlanabilir. Hasta sürekli öne doğru eğik durur. Dik duruşu koru­ma ve vücudu dikleştirme refleksleri bozulduğundan sık sık düşer. Bunlar yerleşmiş Parkinson hastalığının işaret­leridir.<br />
Parkİnsonlu hastanın gövdesi katı­dır. Özellikle yürümeye başlayacakken, sanki harekete geçmesi engelleniyor-muş gibi güçlük duyar. Bir kez başla­dıktan sonra kısa, ama yavaşlamayan, tam tersine gittikçe hızlanan adımlarla yürür. Gövdesi, kendi kütleçekim mer­kezinin ardından koşuyormuşçasma daha fazla öne eğilir. Hastanın harekete geçmesi gibi durması da zordur; bir kez yürümeye başladığında bazen bir engel­le karşılaşana değin duramaz. Hasta ge­ri geri yürürken de aynı sorunlar ortaya çıkar. Parkinson hastalığında sık görü­len bir olay bradikineziyle çelişkiliymiş gibi görünen hızlı harekettir (paradok­sal kinezi). Hasta olağan hareketlerin büyük bölümünü yavaş yaparken, Örne­ğin koşma gibi bazı hareketleri şaşırtıcı bir hızla gerçekleştirir.<br />
Titremenin ritmi yavaş (saniyede 4-6 kez), salınımları geniştir. Biçimi hep aynı kain-. Daha çok kol ve bacaklarda görülür; bazen baş, dudak ve dile yayı­lır. Başparmakla işaretparmağının para sayar gibi hareket ederek titremesi ti­piktir. Bazı olgularda titreme ve <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> sertliği vücudun yalnız bir tarafında gö­rülür ya da daha belirgin olur.</p>
<p>Parkinson titremesi dinlenme halin­de ortaya çıkan titremenin tipik bir ör­neğidir; hasta dinlenirken ortaya çıkar ve hareket ederken hafifler. İnce, duyar­lı hareketler titremenin belirmesine ya da artmasına yol açar. Dolayısıyla hasta örneğin el becerisi gerektiren hareketle­ri yapamaz ya da zor yapar. Enerjik ha­reketler sırasında ise titreme kaybolur.<br />
Hastanın konuşması belirgin biçim­de bozulmuştur. Sabit bakışları ve mas­ke yüzü konuşurken değişmez ya da çok az değişir. Sesi Her zaman mono­tondur, genellikle zor işitilir, iniş çıkış­ları yoktur. Ama konuşmada da para­doksal kineziye benzer aykırılık gözle­nir. Cümlenin başlangıcında yavaş olan konuşma gittikçe hızlanır ve son söz­cükler anlaşılmaz mırıltı halinde çıkar. Konuşmada bir başka tipik bozukluk da bir sözcük ya da cümlenin üç, dört ya da daha çok kez arka arkaya yinelenme-sidir. Yazı titrek ve genellikle küçüktür.</p>
<p>Sık rastlanan belirtiler arasında yağ­lanma, tükürük salgısının artması, inatçı <a href="http://www.saglik.im/kabizlik-kgnstipasyon/">kabızlık</a> ve ayak parmaklarında kramp­lar yer alır. Muayenede hekim tarafın­dan hareket ettirilen özellikle bilekteki sertleşmiş <a href="http://www.saglik.im/kategori/kaslar/">kaslar</a> aynı anda değil, kesik kesik aşamalar halinde gevşer; buna dişli çark belirtisi denir. Ayrıca boyun­da hareketin bütün evrelerinde eşit bir direnç saptanır.Ruhsal bozukluklar genellikle hafiftir. Kavramada yavaşlama, dikkatte azalma, bunaltı (anksiyete), hastalık hastalığı (hipokondri) ve ruhsal çökün­tü görülebilir. Hezeyan ve <a href="http://www.saglik.im/bilinc/">bilinç</a> bula­nıklığı ortaya çıkabilir. Ama bunların ileri yaşlarda ortaya çıkan başka beyin hastalıklarının ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> sertliğinin de belirtileri olması ayırıcı tanıyı güçleşti­rir.</p>
<p>TANI<br />
Parkinson hastalığı tanısı ne kadar er­ken konursa, hasta için o kadar yararlı­dır. Böylece gereksiz yere hastaneye kaldırılma, yanlış tam ve tedavi gibi hastanın güvenini sarsan durumlar ön­lenir. Ayrıca erken tedavi hastalığın beklenen gidişini olumlu etkileyebilir. Parkinson hastalığına çok benzeyen bir dizi sendrom farklı tedavi gerektirir. Parkinson benzeri denen bu sendromlar yalnızca özel laboratuvar incelemele­riyle kesin olarak tanınabilir. Hastanede tedavi yalnızca böyle bir durumdan kuşku duyulduğunda Önerilir.<br />
Hareketlerde yavaşlama (bradikine-zi) kesin tam açısından en önemli belir­tidir. Hareketlerde yavaşlama yoksa Parkinson hastalığından söz edilemez.<br />
Hareketsiz durduğunda ve örneğin ellerini uzattığında kaba titremeler gö­rülen, kol ve bacaklarında kasları hafif katılaşmış olan, ama hareketleri yavaş­lamış olmayan hastalarda nedeni bilin­meyen kötü gidişli titreme söz konusu­dur. Genellikle yürüme bozukluğu olan, ayaklarını sürükleyerek yüreyen, ama el işlevleri tam ve yüz ifadeleri normal olan yaşlı kişilere de yanlışlıkla Parkinson hastalığı tanısı konabilir.</p>
<p>Oysa bu hastalarda kronik beyin iskemisi (böl­gesel kansızlık) ya da beyinde küçük enfarktüs odaklan olabilir.<br />
Simetrik hareket yavaşlaması, kas­larda katılaşma, hafif titreme görülen ve L-Dopa (levodopa) ilacıyla iyileş­meyen hastalarda bilgisayarlı beyin to­mografisi ya da <a href="http://www.saglik.im/magnetik-rezonans/">magnetik rezonans</a> in­celemesi gereklidir. Böylece cerrahi yolla tedavi edilebilen ikincil Parkinson hastalığı olasılığı dışlanabilir. Beyin ka­rıncıklarında aşırı beyin-omurilik sıvısı birikmesi (hidrosefali) ve beyindeki dört önemli sinir düğümü olan bazal gangliyonlarda ya da alın lobunda tü­mör gelişmesi bu tür ikincil Parkinson durumlarına yol açabilir.</p>
<p>İLAÇLARIN ETKİSİ<br />
İlaçlara bağlı <a href="http://www.saglik.im/parkinson-sendromu/">Parkinson sendromu</a> özel­likle yaşlı ve zayıf düşmüş kişilerde sık görülür. Parkinson nedeni olan ilaçların başında baş dönmesinin tedavisinde de kullanılan proklorperazin gelir. Bu <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> fenotiyazin grubundandır.<br />
Psikoza karşı kullanılan başlıca ilaçlann yanı sıra Parkinson sendromuna yol açabilen bir başka ilaç da metoklo-pramittir. Bu ilaç çeşitli üst sindirim sis­temi hastalıklarında kullanılır.</p>
<p>TEDAVİ<br />
Tanıyı izleyen ilk iki-üç yıl boyunca Parkinson hastaları iyi denebilecek du­rumdadırlar. Herhangi bir tedaviye ge­rek duymadan rahat bir yaşam sürdüre­bilirler. Hastanın durumu uzun süreli günlük ilaç tedavisini gerektirecek ka­dar kötüleşince bazı genel ilkeler dikka­te alınmalıdır.<br />
Her şeyden önce uygulanacak teda­vinin her hasta için farklı olacağı unu­tulmamalıdır. Standart dozajlar ya da tedavi düzenleri yoktur; her olgunun özellikleri dikkatle değerlendirildikten sonra en iyi ilaç dengesine ancak dene­yerek ulaşılabilir. Tedaviye başlamadan önce hastalığın tipini ve belirtilerin ağırlığını saptamak gerekir. Örneğin tit­remenin önem taşıdığı, buna karşılık belirtilerin hafif ve ilerleme eğiliminin az olduğu bir Parkinson hastasının teda­visi daha başlangıçta hareketleri bozul­muş, kasları katılaşmış ve belirtileri git­tikçe ağırlaşan bir hastanın tedavisinden çok farklı olacaktır.</p>
<p>Hastanın yaşı da hekimin tedavi ko­nusundaki kararını etkileyebilir. Parkin­son hastası gençse genellikle bütün et­kinliklerini sürdürmek isteyecektir. Böyle bir hastayla karşı karşıya kalan hekim ilaçlardan en fazla ölçüde yarar­lanma karan verebilir. Bu olgularda te­davi uzun yıllar süreceğinden, zaman içinde artırma payı bırakmak ve ileride tedaviye bağlı komplikasyonların orta­ya çıkmasını önlemek için <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> doz­larla başlamak gerekir. Geç başlayan Parkinson hastalığında da yüksek doz kullanmanın başlıca sakıncası özellikle otonom <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> ve zihinsel işlev­lerle ilgili yan etkilerin sık görülmesidir.</p>
<p>Önemli olan, hastanın yaşı ve seçi­len ilaç ne olursa olsun, tedavide en yüksek dozun değil, en düşük etkili do­zun kullanılmasıdır. Dolayısıyla tedavi­ye düşük dozlarla başlamak, aşamalı olarak dozu artırarak yeterli bir yanıt al­mak uygundur. Hastalarda çok belirgin iniş çıkışlar ve dayanılmaz yan etkiler görülebilir. Bu olguların birçoğunda, hareket yeteneğini azaltacak bile olsa sorunları hafifletmek için ilaç dozlarını düşürmek doğru olur. İlaç tedavisinde gözetilen bazı temel ilkeler şunlardır:<br />
• Hastadaki olumlu ya da istenmeyen yan etkileri belirli bir ilaca bağlamanın güçlüğü nedeniyle olanaklar elverdiğin­ce tedavi tek bir ilaçla yapılır.<br />
•  <a href="http://www.saglik.im/bilinc-bulanikligi/">Bilinç bulanıklığı</a> ve varsanılar (halü-sinasyon) gibi yan etkilerin görülme tehlikesini artırması ve Parkinson has­talığında zaten sık rastlanan bunamayı kolaylaştırması nedeniyle antikolinerjik ilaçlan kullanmaktan olabildiğince ka­çınılmalıdır.</p>
<p>•  İlaç seçiminde hastalığın evresine bağlı olarak çeşitli ilaçlann belirtiler üzerindeki etkisi de göz önüne alınma­lıdır.<br />
• Hastalık saptandığında belirtiler ge­nellikle başlangıç evresindedir. Bu du­rumda Parkinson hastalığına özgü teda­viyi hemen başlatmakla olabildiğince geciktirmek arasında zor bir seçim yap­mak gerekir. Bazı uzmanlar birkaç yıl­lık tedaviden sonra ortaya çıkan komp-likasyonlar nedeniyle L-Dopa (levodo-pa) tedavisine geç başlamaktan yanadır. Buna karşılık son klinik kanıtlara ve MTPT zehirlenmesine bağlı Parkinson sendromuyla ilgili deneysel verilere ba­kılarak L-Dopa’nm geç yan etkileri ile hastalığın doğal gidişi karşılaştırılmış ve hastalık ilerledikçe kronik ilaç alımından daha ağır bir tablo oluştuğu sonucuna vanlmıştır. Bu nedenle bazı uz­manlar hastalığa özgü tedaviye erken başlanmasını önermekte, en olumlu ya­nıtın alınabileceği dönemde hastanın bu tedaviden yoksun bırakılmaması ge­rektiğini vurgulamaktadır.</p>
<p>UZUN DÖNEMLİ TEDAVİ<br />
Levodopa tedavisine karşın hastalığın ilerlemesi durmaz ve ilacın belirtileri denetleyici etkisi aşamalı olarak azalır. Levodopanın etki süresi görece kısa, üç-dört saat kadardır; etkili olabilmesi İÇİn de gittikçe daha yüksek dozda ve­rilmesi gerekir. Tedavi süresi uzadıkça belirtileri tümüyle ortadan kaldıracak kadar etkili bir doza ulaşmak güçleşir.</p>
<p>Bu durum hareketle ilgili belirtiler­de değişken dalgalanmalara yol açar. Hasta normde yakın bir hareket yetene­ğiyle Parkinson hastalığına özgü belirti­ler arasında gidip gelir. Hastada görü­len bu göreli iyilik-kötülük dönemleri­ne “on-off sendromu” adı verilir.Uzun süreli levodopa tedavisi ge­nellikle göreli iyilik dönemlerinde dal­galanır ve sıçrar gibi istemsiz hareketle­re yol açar. “On-off sendromu” levodo-panın daha sık ve düşük dozda verilme­si, beslenmede levodopanın beyne ulaşmasını engelleyen proteinlerin sınırlan­ması, levodopayla birlikte ya da onun yerine bromokriptin ya da amantadin gibi ilaçların kullanılmasıyla bir süre için denetim altına alınabilir.<br />
Bütün bu önlemler yalnızca geçici bir iyileşme sağlar ve genellikle uzun dönemde etkisiz kalır.</p>
<p>Günümüzde bu sorunu çözmek için eskiden <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> Önleyici olarak kullanı­lan apormorfin adlı ilacın derialtına uy­gulanması, aynı zamanda kanda dopa-min alıcılarını engelleyerek bu madde­nin beyne ulaşmasını sağlayan domperi-donun da ağızdan verilmesi önerilmek­tedir.</p>
<p>AİLENİN ROLÜ</p>
<p>Günümüzde Parkinson hastalığı belirti­lerinin giderilmesinde kullanılan çok sayıda ilaç vardır, ama gene de doğru ve etkili tedavi için ilaç dışında bazı ön­lemler gerekir. Tam kesinleştikten son­ra hekim, hastayla ailesine dürüst ve ay­rıntılı bir açıklama yapmalıdır. Kronik bir hastalık gerçeğini göğüslemek ve bu gerçekle yüz yüze gelmek genellikle in­sanları sarsar. Bu dönemde hekimin öneri ve yardımları çok büyük önem taşir.<br />
Hasta, bedensel durumu elverdiği öl­çüde etkinliklerini sürdürmeye özendi­rilmelidir. Aile, hastayı aşırı koruyarak ona düşkün bir insan gibi davranmama­lı, cesaret vererek desteklemelidir.</p>
<p><strong>Tedaviden Sonra İnsanların Görüşleri</strong></p>
<p><embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=7680988999445150669&#038;hl=tr&#038;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"> </embed></p>
<p><embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=7751595854583465424&#038;hl=tr&#038;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"> </embed></p>
<p><embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1283559635503776917&#038;hl=tr&#038;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"> </embed></p>
<p><embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=8318704014937055137&#038;hl=tr&#038;fs=true" style="width:400px;height:326px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"> </embed></p>
<p>BELİRTİLERE YÖNELİK TEDAVİLER<br />
Ruhsal çöküntü, kabızlık, yağlanma, kas krampları ve uykusuzluk için aynca Özel tedavi gerekebilir. Parkinson hasta­lığına bağlı ruhsal çöküntü ilaç tedavisi­ne iyi yanıt verir. Ruhsal çöküntüye karşı kullanılan ilaçların Parkinson has­talığına karşı da hafif bir etkisi vardır.<br />
Parkinson hastalığı ve tepkisel dep­resyonu olan hastalarda psikoterapi de yararlı olur.</p>
<p>Kas krampları akşam saatlerinde ve­rilen kinin sülfatla ve yatmadan önce yapılan basit kas esnetme hareketleriyle tedavi edilebilir.<br />
Yağbezlerinin etkinliğindeki artış, hastanın yüz ve ahunda derinin yağlan­masına yol açar; bazen gerçek bir sebo-reik dermatit ortaya çıkar.<br />
Derideki yağlanma genellikle basit bir sorundur; yüzü her gün uygun bir sabunla yıkayarak denetim altına alına­bilir. <a href="http://www.saglik.im/yazi/akne/">Akne</a> tedavisinde kullanılan bazı sabunlar iyi sonuç verebilir. Ağır der­matit olgularında özel losyonlar ve şampuanlar yararlı olabilir.</p>
<p>FİZYOTERAPİ<br />
Parkinson hastalığı olan kişinin rehabi­litasyonunda karşılaşılan ilk sorun psi­kolojiktir. Ruhsal çöküntünün ve bazı yönleriyle hareket bozukluğunun dene­timinde hastada bir ilaç tedavisinden başka bir yolla güdü ve amaç yaratıl­masının katkısı vardır. Bu arada Par­kinson hastalığında hareket ve davra­nışların felçten çok, bir <a href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">yorgunluk</a> du­rumuna benzediği unutulmamalıdır.<br />
İkinci sorun, Parkinson sendrornu-nu felç gibi başka merkez sinir sistemi hastalıklarından ayıran öğrenme güçlüğüdür. Hasta istemli bir etkinlikle hare­ketlerini denetleyebilir ve duruş deği­şikliklerini düzeltebilir; ama otomatiz­mini kaybetmiştir. Yanı edinilmiş bir dizi hareket kalıbı değil, hareketin ken­diliğinden olma Özelliği ortadan kalk­mıştır. Oysa fiziksel egzersiz insanın becerilerini seçici olarak geliştirir; yazı makinesi kullanmak da, piyano çalmak da parmakları çalıştırır, ama birincisini bilmek ikincisini öğrenmeyi kolaylaştırmaz.<br />
Parkinson hastalığında birlikte gö­rülen iki zihinsel değişiklik, yani ruhsal çöküntü ve bunama pek çok tartışmaya konu olmaktadır. Bunların hastalıkla ilişkisi, örneğin hastalığın ilerlemesine ve farklı tiplerine özgü etkenlere, ayn­ca uzun süreli ilaç kullanımına ne ölçü­de bağlı olduğu tartışılmaktadır. Ama Öğrenme ilkelerinin temel alınacağı bir yeniden eğitim programında bu iki bo­zukluğun önemi tartışmasız çok büyük­tür.<br />
Fiziksel egzersizin yararlan şöyle özetlenebilir:<br />
• Kas gerginliği dengesizliğinden kay­naklanan biçim bozukluğunun, özellik­le de bacaklardaki duruş ve yürümeyi bozan değişikliğin düzeltilmesinde etki­lidir. İlaç tedavisinin başarısız olduğu ya da belirtiyi ağırlaştırdığı bu noktada fizyoterapi yararlı olur.<br />
• Dengenin sağlanmasına yardımcı olur. Levodopa tedavisinin başlangıcın­da hareket bozulduğuyla ilgili belirtiler birbirinden ayrışır ve hasta duruşunu düzeltemeden önce hareket girişiminde bulunur. Bu evrede sık görülen düşme­ler tedaviden iyi sonuç alınmasını zor­laştırır.<br />
• Bunlardan sonra hastanın kişisel uya­ranlardan, özellikle de görsel nitelikte olanlardan daha çok yararlanmasına ça­lışılır. Örneğin hasta kapıdan geçerken hareketsiz kalırsa, gözlerini uzak bir noktaya dikerek bu engelden kurtulabi­lir. Benzer biçimde ayaklarım yere ça­kılmış hissettiğinde gözlerini yerdeki “engel”e dikerek ya da gövdesini biraz döndürerek yürümeye başlayabilir.<br />
• Hareketlerindeki eksikliğin “meka­nik” yapısını anlamak hastanın bu güç­lüğü aşmaya yönelik yöntemleri öğren­mesine yardım eder. Hasta hareket ya­vaşlamasını gidermek için kol ve bacak­larını kaldıraç ve yük gibi kullanabilir.<br />
Parkinson hastalığı olan insan genel­likle gerçek yeteneklerinin altında bir etkinlik düzeyinde yaşar. Hastanın ilaca bağımlılığını artırmak yerine bu yetene­ğini anlamasını sağlamak gerekir. Bu konu tedavinin bilinen komplikasyonla-nnın önlenmesinde de önem taşır. Bir­çok hastada eğitimin ilaçlarda hiçbir de­ğişildik yapılmadan işlevsel ilerlemeye yol açtığı görülmüştür.</p>
<p>CERRAHİ TEDAVİ<br />
Levodopanın kullanılmaya başlamasıy­la Parkinson hastalığı tedavisinde cerra­hi yaklaşımlara ilgi çok azalmışın-. Ge­ne de beynin talamus bölgesinde küçük lezyonlar üretmek için kullanılan son­dalar dinlenme sırasında tek taraflı şid­detli titreme görülen ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen az sayıda hastada yarar­lıdır.<br />
Son yıllarda dölütün sinir hücreleri­nin nakliyle hayvanlarda Parkinson has­talığından kaynaklanan davranışsal ve biyokimyasal bozukluğun gerilediğinin gösterilmesiyle cerrahi yöntemlere ye­niden ilgi doğmuştur.<br />
BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)<br />
20. yüzyılın ikinci yarısında Parkinson hastalarının yazgısında olumlu gelişme görülmüştür. Var olan ilaçların akılcı bir biçimde kullanılması hastanın ya­şam süresini uzatabilmektedir. Levodo­pa kullanılmaya başlamadan önce Par­kinson hastalığında* yaşam beklentisi ortalama dokuz yıl, <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> oranı da nor­malin üç katı kadardı.Levodopa tedavisi, ortalama ömrü iki yıl uzatmış, özellikle erken Ölümleri önlemiş ve asıl Önemlisi Parkinson has­talığıyla yaşamın niteliğini yükseltmiş­tir.</p>
<p>Gene de Parkinson hastalığı gerek hasta ve ailesi, gerekse aile hekimi ve nörolog için hâlâ bilinmeyenlerle dolu­dur. On yıllık hastalıktan sonra hastanın günlük yaşamını zorlaştıran bir düşkün­lük söz konusu olabilir. Hareket bozuk­luğunun konuşma, yürüme, el becerisi, yemek yeme, yıkanma ve giyinme üze­rinde olumsuz etkileri vardır. Gece ya­takta dönme ve kalkma, bacak ve sut ağrıları büyük sorun yaratabilir. Ayrıca gece sık idrar yapma gereksinimi uyku­yu ve dinlenmeyi önemli ölçüde aksata­bilir. Hastalığın geç evrelerinde hasta yavaş ve zor yürümeye başlar; sık sık kendini yere çivilenmiş gibi hisseder; geri geri ve öne doğru yürüme girişim-teri sık sık düşmeye yol açar. Genellik­le zihinsel sorunları da vardır. Bir dü­şünceden öbürüne hızla geçmede güç­lük çeker. Bununla birlikte ağır bunama durumu ender görülür.Parkinson hastalığının nedeni yakın gelecekte aydınlatılamasa da, tedavide­ki gelişmeler sayesinde hastaların ya­şam beklentisinde belirgin bir iyileşme sağlanabilir.</p></div>
<p><a title="Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag" href="http://www.kimya.tc/kategori/hastaliklar/ruhsal-hastaliklar/"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/parkinson-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BUNALTININ ÇOCUK VE ERİŞKİNLERDE GÖRÜLEN BİÇİMLERİ FARKLI MIDIR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/bunaltinin-cocuk-ve-eriskinlerde-gorulen-bicimleri-farkli-midir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/bunaltinin-cocuk-ve-eriskinlerde-gorulen-bicimleri-farkli-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 07:58:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Bunaltının çocuk ve erişkinlerde görülen biçimleri farklı mıdır? Erişkinlerde bunaltı ve bunaltı nev­rozu belirtilerini tanımak görece da­ha kolaydır. Eri’şkinde kişilik geliş­mesi tamamlanmış olduğundan, “olağan” dışı sapmaları ayırt etmek zor değildir. Oysa çocuklarda kişilik gelişmesi sürmekte olduğundan ola­ğanlık ve nevroz arasındaki smır be­lirsizdir. Bazı psikiyatrlar çocukta orta şiddetteki bunaltı nevrozunun çocuğun hızlı toplumsal (aile, okul) ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bunaltının çocuk ve erişkinlerde görülen biçimleri farklı mıdır?<br />
Erişkinlerde bunaltı ve bunaltı nev­rozu belirtilerini tanımak görece da­ha kolaydır. Eri’şkinde <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisilik/">kişilik</a> geliş­mesi tamamlanmış olduğundan, “olağan” dışı sapmaları ayırt etmek zor değildir. Oysa çocuklarda kişilik gelişmesi sürmekte olduğundan ola­ğanlık ve nevroz arasındaki smır be­lirsizdir. Bazı psikiyatrlar çocukta orta şiddetteki bunaltı nevrozunun çocuğun hızlı toplumsal (aile, okul) ve bedensel gelişimi dikkate alındı­ğında normal ve işlevsel bir durum olduğu görüşündedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/bunaltinin-cocuk-ve-eriskinlerde-gorulen-bicimleri-farkli-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BUNALTI İLE KORKU ARASINDA NE FARK VARDIR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/bunalti-ile-korku-arasinda-ne-fark-vardir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/bunalti-ile-korku-arasinda-ne-fark-vardir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 07:56:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[Bunaltı ile korku arasında ne fark vardır? Bunaltı kişinin yaklaştığına inandı­ğı, ama tanımadığı bir tehlike karşı­sındaki duygusal gerginliğidir. Kor­ku ise gerçek bir tehlikeye karşı ve­rilen duygusal yanıttır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bunaltı ile korku arasında ne fark vardır?<br />
Bunaltı kişinin yaklaştığına inandı­ğı, ama tanımadığı bir tehlike karşı­sındaki duygusal gerginliğidir. Kor­ku ise gerçek bir tehlikeye karşı ve­rilen duygusal yanıttır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/bunalti-ile-korku-arasinda-ne-fark-vardir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PANİK VEYA KORKU NÖBETLERİ BUNALTI BELİRTİLERİ MİDİR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/panik-veya-korku-nobetleri-bunalti-belirtileri-midir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/panik-veya-korku-nobetleri-bunalti-belirtileri-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 07:55:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Panik ya da büyük korku nöbetle­ri bunaltı belirtisi midir? Panik nöbeti bunaltının en ağır biçi­midir. Ölüm ve delirme korkusunun yanı sıra genellikle nefes darlığı, çarpıntı, aşırı terleme, bütün vücutta felç duygusu gibi fiziksel belirtilerle birlikte ortaya çıkar. Birçok olguda özellikle göğüste olmak üzere yay­gın ağrılar görülür. Kalp krizini dü-şündürebilen bu ağrılar birkaç daki­ka ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Panik ya da büyük korku nöbetle­ri bunaltı belirtisi midir?<br />
Panik nöbeti bunaltının en ağır biçi­midir. Ölüm ve delirme korkusunun yanı sıra genellikle nefes darlığı, çarpıntı, aşırı terleme, bütün vücutta felç duygusu gibi fiziksel belirtilerle birlikte ortaya çıkar. Birçok olguda özellikle göğüste olmak üzere yay­gın ağrılar görülür. <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Kalp</a> krizini dü-şündürebilen bu ağrılar birkaç daki­ka ya da birkaç saat sürebilir ve bir iki gün içinde yavaş yavaş geriler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/panik-veya-korku-nobetleri-bunalti-belirtileri-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERGİNLİK NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/gerginlik-ne-zaman-ortaya-cikar/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/gerginlik-ne-zaman-ortaya-cikar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 07:53:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[Gerginlik (stres) ne zaman ortaya çıkar? Gerginlik, organizmanın yeniliklere uyum göstermesinin gerektiği ya da ruhsal-bedeıısel dengeyi bozabile­cek bedensel ve duygusal gerilimle­rin sürekli etkisinde kaldığı durum­larda gelişir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerginlik (stres) ne zaman ortaya çıkar?<br />
Gerginlik, organizmanın yeniliklere uyum göstermesinin gerektiği ya da ruhsal-bedeıısel dengeyi bozabile­cek bedensel ve duygusal gerilimle­rin sürekli etkisinde kaldığı durum­larda gelişir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/gerginlik-ne-zaman-ortaya-cikar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BUNALTI NEVROZU</title>
		<link>http://www.saglik.im/bunalti-nevrozu/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/bunalti-nevrozu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 07:52:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[BUNALTI NEVROZU Bunaltı (anksiyete) terimi psikiyatri­de çoğu kez kavram karışıklığına yol açacak biçimde kullanılır. Bunun başlı­ca nedeni bu terimin herkesin paylaştığı kesin bir tanımının olmamasıdır. Bunaltı dış dünyadaki gerçeklerden kaynaklanmayan ciddî bir tehdit edilme duygusuyla ilişkilidir. Bu duygu insa­nın bedeninde^ sinir sisteminde ve zi­hinsel yaşamında bazı tipik belirtilerle ortaya çıkar. Bunaltının korkuya benzer yanlan vardır; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p>BUNALTI NEVROZU<br />
Bunaltı (anksiyete) terimi psikiyatri­de çoğu kez kavram karışıklığına yol açacak biçimde kullanılır. Bunun başlı­ca nedeni bu terimin herkesin paylaştığı kesin bir tanımının olmamasıdır.<br />
Bunaltı dış dünyadaki gerçeklerden kaynaklanmayan ciddî bir tehdit edilme duygusuyla ilişkilidir. Bu duygu insa­nın bedeninde^ sinir sisteminde ve zi­hinsel yaşamında bazı tipik belirtilerle ortaya çıkar. Bunaltının korkuya benzer yanlan vardır; insan geleceğini sandığı bir kötülüğün acısını çeker ve bunu bi­linçaltında yaşanmış deneyimlerle bü­tünleştirir. Ama korkuda dışarıdan ge4 len gerçek ve nesnel bir tehlike söz ko­nusuyken bunaltıda tehlike kişinin ken­disinden kaynaklanır; dışarıdan bakıldı­ğında herhangi bir açıklaması, görünür hiçbir tehlike yoktur.</p>
<p>DIŞ TEHLİKELERE<br />
YANIT OLARAK<br />
BUNALTI<br />
Bunaltıyı belirleyen öğeler bireyseldir. Bunaltının nedenleri arasında bazı <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisilik/">kişilik</a> özellikleri ve derin iz bırakan gerilimler önemli yer tutar. Ama bunlar yeterince açık betimlemeler değildir ve kesin kli­nik, bulgulardan çok akılcı kavramsal modellere dayandırılmıştır. Kuşkusuz bunaltının fizyolojik ve nesnel yönleri, korkuda görülenlerden çok farklıdır.<br />
“Bunaltı çağı” olarak adlandırılan günümüz ile geçmiş arasındaki tek ay­rım bugün yaşamın daha gerilimli ve hareketli olması değildir. Zamanımızın karmaşık tehlikeleri karşısında insanla­rın artık anında, etkili ve yalm davra­nışsal tepki göstermemeleri de önemli bir farktır. Bütün bunları dikkate ala­rak, uygulamada büyük önem taşıyan iki noktaya değinmek gerekir.<br />
Birincisi, tanı sorunudur. Hastanın öyküsündeki tipik duygusal bozuklukların ve bunlara bağlı belirtilerin tanına-mamasıyla bunaltı gözden kaçabilir. Öte yandan bunaltının beden ve sinir sistemindeki belirtileri asil hastalıkmış gibi yorumlanabilir. Bazen bunaltı be­lirtileri hasta tarafından dile getirilemez ve birbiriyle çelişkili birçok klinik ince­leme yapılması gerekebilir. Bazen de bunaltı daha derindeki ağır ruhsal ve organik hastalıkları örtmeye yarar.<br />
İkincisi, bunaltı birçok durumda ki­şinin belirli uyaranlara ve dış tehlikele­re karşı gösterdiği, tümüyle normal ve yerinde bir duygusal tepki de olabilir.<br />
Normal olarak bunaltı bir güçlüğü aşmak, gidermek ve sonunda sorun ol­maktan çıkarmak için kişinin bir silah gibi kullandığı davranışlardır. Bu biçi­miyle de nevrotik bir bozukluğa işaret eden anksiyete nevrozundan farklı ola­rak genellikle olumsuz değil, kişinin ol­gunlaşma süreci için gerekli, çok Önem­li bir öğedir. Çocuğun davranışları, ki­şiliğini de önemli ölçüde etkileyen eriş­kinlerin istekleri doğrultusunda gelişir ve yapılanır. Bu süreçte çocuk yeterin­ce sevgi ve onay (güven, destek) gör­mezse bunaltı için elverişli bir ortam yaratılır.<br />
Bunaltı hoş bir olay değildir ve her birey.ruhsal savunma mekanizmalarını kullanarak bu duygudan kaçınmaya ça­lışır. Bu mekanizmaların kullanılması her zaman bir hastalığa işaret etmez; Özellikle genç yaşlarda kişilik gelişimi­ni belirleyen tepkilere neden olur. Bu­naltı bir tehlikeye yanıt olarak ortaya çıkar. Sorun bu tepkinin normal mi, yoksa hastalık niteliğinde mi olduğunu belirleyebilmektir.<br />
Bunaltının şiddeti ve süresi gibi özellikleri belirdiği duruma uygun dü­şüyorsa, bunun organizmanın dış uya­ranlara yanıt vermesini sağlayan nor­mal ve temel bir tepki olduğu söylene­bilir. Bu tür bir tepki bireyin kendini savunarak yaşamım sürdürmesi açısın­dan çok işlevseldir. Oysa birçok olguda bunaltı normal ölçüler dışında, koşul­larla uyumsuz ve hastalık niteliğinde bir duygusal tepki olarak belirir. Bu du­rumda fiziksel rahatsızlıklara da neden olabilir.<br />
“Normal bunaltı” ile “hastalık dere­cesinde bunaltı” arasındaki sınırı belir­lemek olanaksız değilse de çok zordur. Klinik açıdan bunaltının şiddeti çok de­ğişebilir. Çok hafif ve orta şiddette ol­gularda bunaltı “normal” sayılabilir, ama zamanla çok ilerleyerek hastalık ölçülerine de varabilir. Bu aşamaların sonunda ayrıca ciddi bedensel sorunlar gelişebilir. Normal ile hastalık derece­sinde bunaltı ayrımında .temel alınacak ve olguların çoğunda geçerli olabilecek dört ölçüt önerilebilir:<br />
•  Bunaltının şiddeti, sıklığı ve süresi.<br />
•  Bunaltıyı yaratan olayın ciddiliği ile_ bunaltı tepkisinin şiddetinin birbirine denkliği.<br />
• Bunaltının yol açtığı fiziksel rahatsız­lığın derecesi.<br />
•  Normal alışkanlıklardaki bozulmanın (örneğin belli yerlerden kaçma, sıradan işleri yapamama) derecesi.<br />
HASTALIK<br />
DERECESİNDE<br />
(PATOLOJİK) BUNALTI<br />
İnsan bunaltıyı kendi denge ve uyumu­na yönelik bir tehlike biçiminde algıla­dığından bilinçli ya da <a href="http://www.saglik.im/bilincdisi/">bilinçdışı</a> olarak bir dizi savunma sürecini başlatır. Bu­naltı belirtileri bu durumun nedeniyle karşılaştırılamayacak kadar şiddetliyse ve savunma mekanizması yetersiz kalan kişi bu belirtileri denetlemeyi başara­mazsa bunaltı nevrozundan söz edilir. <a href="http://www.saglik.im/bunalti-nevrozu/">Bunaltı nevrozu</a> en basit, en az karma­şık nevroz türüdür. Ama bunaltı nevro­zu tanısının konabilmesi için önce bü­tün öbür bunaltı nedenlerinin araştırılıp elenmesi gerekir.<br />
Bunaltı nevrozunun görüldüğü in­sanların çoğunda bazı ortak kişilik özel­liklerine rastlanır. Bunlar genellikle bu­naltıya eğilimli, çocukluk ve ergenlik çağlan güvensizlik içinde geçmiş, aile­den gelen korkulan bulunan kişilerdir. Bunaltıda kişilik yapısı çok önemlidir; bunda kalıtsal öğeler kadar özellikle an­ne babanın yeterince eğitici olmadığı durumlarda büyüme çağında edinilmiş davranış biçimlerinin de belirleyici etki­si vardır.<br />
Kişilik özelliği olarak bunaltıya yat­kınlık bütün bunaltı nevrozu hastaların­da açıkça görülür.<br />
Bazı psikanaliz okulları bunaltının olası nedenleri arasında <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> travma­sının da önemli bir yer tuttuğunu savunur. Hatta bazı araştırmacılara göre do­ğum anı, özellikle ailesel yatkınlığı olan bireylerde ciddi sonuçlara yol açan psikolojik bir <a href="http://www.saglik.im/sok/">şok</a> yaratabilir. Doğum travmasının yaşam boyu üstesinden ge­linemez ve Freud’a göre doğum anı, bi­reyin ilk bunaltı deneyimidir.<br />
BUNALTININ ÖZNEL RUHSAL BELİRTİLERİ<br />
•  Korku<br />
•  tç sıkıntısı<br />
•  Gerginlik<br />
•  Tehlike beklentisiyle duyulan korku<br />
•  Aşın kaygı ve aşın uyanıklık<br />
•  Sabırsızlık ve huzursuzlu (yerinde duramama)<br />
•  Çabuk yorulma<br />
•  Dikkatin çabuk dağılması<br />
•  Bellek bozuklukları<br />
•  Uykusuzluk<br />
BELİRTİLERİ<br />
Bunaltı nevrozu çeşitli biçimlerde orta­ya çıkabilir. Belli bir durumda, belirti nesnelerle karşılaşıldığında ya da hiçbir görünür neden olmadan belirebilir. B. tür nevroz belirtilerinin sıklığı, şiddet ve özellikleri kişilik yapısına bağlı ola­rak bireyden bireye değişir.<br />
Bunaltı nevrozunda bedensel (soma­tik) ve ruhsal (psikolojik) kökenli ol­mak üzere iki ayn türden belirtilere rastlanır. Belirti ne kadar özgül, yam sı­nırlan belirgin ve kesin ise o kadar bü­yük bir olasılıkla organik kökenlidir. Buna karşılık dağınık ve betimlenme*: güç belirtilerin ruhsal kaynaklı olduğı. düşünülür.<br />
Bunaltı duygusal düzeyde korku. güvensizlik, huzursuzluk, hafif uyarıla­ra aşın yanıt verme ve saldırganlık git* belirtilerle ortaya çıkar. Düşünsel dü­zeyde hasta mantık yürütme ve dikkati­ni yoğunlaştırmada güçlük çeker. Be­densel bozukluklar arasında ise baş dönmesi gibi sinir sistemini ilgilendiren belirtilere, deriyle ilgili olarak avuç içi, ayak tabanı ve koltukaltı terlemeleriyle <a href="http://www.saglik.im/solgunluk/">solgunluk</a> ya da ani yüz kızarmasına, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> atışlarının hızlanması gibi kalp-damar sistemi bulgularına, sindirim sis-leminde <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> bulantısı, ishal,, <a href="http://www.saglik.im/kabizlik-kgnstipasyon/">kabızlık</a> gibi yakınmalara, <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> sisteminde hare­ket düzensizliklerine, ayrıca sık idrara çıkma gibi boşaltım sistemi belirtilerine rastlanır.<br />
Utangaç ve güvensiz kişilik yapısıy­la bağlantılı olarak geceleri kâbus gör­me, idrar kaçırma ve <a href="http://www.saglik.im/blefarospazm-tik/">tik</a> biçiminde bo­zukluklar ortaya çıkabilir. Bunaltının kronikleşmiş olduğu kişilerde ise genel­likle uyuma zorluğu, derin uyuyamama ve kâbus görmeden başlayarak ruhsal kaynaklı bedensel (psikosomatik) hasta­lıklara kadar varabilen belirtiler görü­lür.<br />
Bu olgularda bunaltının uyarıcı işa-!ret vermek biçimindeki işlevsel yararı ; artık kalmamıştır. Kişi akılla bağdaşmayan amaçsız işler yapmaya başlar. Ayrıica <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> ve delirme korkularıyla besle­nen derin bir kaygı içindedir.<br />
BUNALTI KRİZLERİNİN ÖZELLİKLERİ<br />
Bunaltı krizi, gündüz ya da gece gelebi­len, birkaç dakikadan birkaç saate ka­dar, hatta bazen daha fazla sürebilen, aynı gün ve gece içinde yineleyebilen nöbettir. Titreme, terleme ve ağlamayla birlikte hastada şiddetli panik görülür. Bazen bunlara görsel varsamlar (halüsi-nasyon) ve ani ölüm korkusu da eşlik eder. Göğüs kafesinde sıkışma duygu­suyla birlikte “hava açlığı” belirir. Hasta sık soluk almaya başlar. Sonunda kanda <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> düzeyi düşer ve parmaklarda, ellerde ve ağız çevresinde duyarlılık be­lirir. Kas gerginliğine bağlı ağrılarla, ka­fa arkası ve alında duyulan inatçı baş ağrılarına sık rastlanır. <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">Baş ağrısı</a> akşa­ma doğru artarak bütün başa yayılır. Ki­şinin <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> ve sinir sistemiyle il­gili yapısal yatkınlıkları dışında bu bo­zuklukları ortaya çıkaran etkenler ikiye ayrılabilir. Bunlardan dış etkenler aile ve toplum kökenlidir. Kişinin aile çevresinde ve toplum içinde yaşadığı çok olumsuz ve acı veren deneyimler bunal­tının başhca dış etkenlerini oluşturur.<br />
tç etkenler ise ruhsal çatışmalardan kaynaklanır. Doyucuru biçimde çözüle­meyen ya da durdurulamayan ruhsal ça­tışmalar, kişide sevgisiz kalma, öz dene­timini yitirme, ekonomik çökme (iflas) gibi çok çeşitli korkulara neden olur.<br />
AYIRICI TANI<br />
Bunaltı hem bedensel, hem de ruhsal ni­telikli birçok hastalıkla kanştırılabilir. Dolayısıyla ayırıcı tanı bütün bu olası­lıkların araştırılmasını gerektirir. Vücu­dun herhangi sistemini ilgilendiren ra­hatsızlık belirtilerinin nedenleri ayrıntılı incelemeler yapılarak ortaya çıkarılma­lıdır. Yukarıdaki açıklama anımsanacak olursa şiddetli panikle birlikte görülen bunaltı krizi belirtileri önemli ölçüde miyokart enfarktüsünü taklit edebilir.<br />
Ayrıca ruhsal çöküntü (depresyon) sendromu da belirgin bir bunaltıyla or­taya çıkabilir.<br />
TEDAVİ<br />
Bunaltı nevrozunun temeline inen teda­vi ile bunaltı krizi tedavisi arasında ay­rım yapmak gerekir.</p>
<p>BUNALTININ ÖZNEL FİZİKSEL BELİRTİLERİ<br />
İstemsiz kas hareketleri<br />
Terleme<br />
Ağız kuruması<br />
Titreme<br />
Çarpıntı<br />
Göğüste sıkışma<br />
Hava açlığı<br />
Baş dönmesi ve “dağılma”<br />
duygusu<br />
Bedensel yorgunluk<br />
Bulantı<br />
“Boğaz düğümlenmesi”<br />
İştahsızlık<br />
<a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">Sindirim sistemi</a> bozuklukları<br />
Sık sık idrara çıkma<br />
Gerginliğe bağlı baş ağrısı<br />
Çeşitli fiziksel hastalık belirtileri<br />
Bunaltı Çözücü İlaçlar: Öneriler ve Önlemler<br />
Bunaltı çözücü ilaçlar miyasteni (kas zayıflığı) hastalığında kesinlikle kul­lanılmamalıdır.<br />
Kronik <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yetmezliği olanlarda çok dikkatle kullanılmalıdır. Yaşlılarda karaciğer ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/bobrek-yetmezligi/">böbrek yetmezliği</a> tehlikesi nedeniyle <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> dozlar­da verilmelidir. Yaşlı hastada yüksek dozlar zihin karışıklığının artmasına ve beyin ödemine yol açabilir.<br />
İlacın görece yüksek dozlarda verildiği durumlarda fiziksel ve ruhsal ba­ğımlılığın gelişip gelişmediği sık aralıklarla kontrol edilmelidir. Bunaltı çözücü ilaçlar cinsel dürtülerin zayıflamasına yol açabilir. Bunaltı­nın öncelikle cinsel sorunlardan kaynaklandığı durumlarda kullanılmaları uygun değildir. *<br />
Yatıştırıcılar <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla anne adayından bebeğe geçtiği için gebelikte kul­lanılmaları sakıncalıdır.<br />
Ruhsal çöküntü olgularında yalnızca bunaltı çözücülerin kullanılması doğru değildir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/bunalti-nevrozu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

