<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Kemik ve Eklem Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kemik-hastaliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Kemik Tümörleri</title>
		<link>http://www.saglik.im/kemik-tumorleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/kemik-tumorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 20:03:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İskelet Sistemi ve Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=261</guid>
		<description><![CDATA[KEMİK TÜMÖRLERİ Kemik dokusundan kaynaklanan bi­rincil iskelet tümörleri bütün tümörler gibi iyi ya da kötü huylu olabilir; ikincil tümörler ise başka organ ve dokulardaki .tümörlerin yayılması sonucu gelişir. Kötü huylu tümörün özellikleri şun­lardır: Büyüme ve gelişmesi sınırsızdır, vücudun bir bölgesinden cerrahi giri­şimle çıkarılsa bile yeniden ortaya çıka­bilir, kan ve lenf dolaşımıyla başka or­ganlara yayılıp metastaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KEMİK TÜMÖRLERİ<br />
<a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">Kemik</a> dokusundan kaynaklanan bi­rincil iskelet tümörleri bütün <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> gibi iyi ya da kötü huylu olabilir; ikincil tümörler ise başka organ ve  dokulardaki .tümörlerin yayılması sonucu gelişir.<br />
Kötü huylu tümörün özellikleri şun­lardır: Büyüme ve gelişmesi  sınırsızdır, vücudun bir bölgesinden cerrahi giri­şimle çıkarılsa bile  yeniden ortaya çıka­bilir, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> ve lenf dolaşımıyla başka or­ganlara yayılıp metastaz yapar,  yerleşti­ği dokuyu yıkıma uğratır, hücreleri nor­mal vücut hücrelerinin  hiçbirine benzemez, yerleştiği organın işlevine engel olsa bile  gelişimini sürdürür.<br />
İyi huylu tümörler bu özelliklerin hiçbirine sahip olmadığından kolayca  ayırt edilebilir. Sağlıklı hücreleri andı­ran ve ait olduğu <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> türüne uygun olarak farklılaşmış hücrelerden oluşur, yerleştikleri  organın işlevini engelleye­cek ölçüde büyümezler. Yineleme ve yayılma  eğilimleri az olmakla birlikte, anevrizmal kemik kisti gibi bazı iyi  huylu tümörlerin yineleme oranı yüksektir. Dev hücreli <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> gibi bazı iyi huylu tümörler de, sınırlı da olsa çevre lokuya  yayılırlar, ama uzak dokulara sıçramazlar.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-10143" title="kemik-tumoru" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2010/03/kemik-tumoru.jpg" alt="" width="182" height="250" /></p>
<p>BİRİNCİL TÜMÖRLER</p>
<p>İnsanda rastlanan tüm tümörlerin yüzde 5′ini oluşturan birincil <a href="http://www.saglik.im/kemik-tumorleri/">kemik  tümörleri</a> sıklık açısından <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">sindirim  sistemi</a> ve üre­me organı tümörlerinden sonra gelir.<br />
Tümörü oluşturan hücreler genellik­le tümörün kaynaklandığı sağlıklı  doku­nun yapısındadır. Bağdoku, kıkırdak ve kemikten türeyen kötü huylu  birincil tü­mörlerin hemen tümü sarkom olarak ad­landırılır ve sıklıkla  40 yaşından önce ortaya çıkar İyi huylu birincil tümörler – Kemik  yapısının bütünlüğünü bozduğunda ve mekanik direncini azalttığında bu  tü­mörler cerrahi girişimle çıkartılabilir; yerine aym hastadan alman ya  da önce­den başka bir canlıdan alınıp korunan kemik grefleri  yerleştirilebilir. Tedavi­de amaç kemiğin bütünlüğünün yeni­den  kazandırılmasıdır. İyi huylu kemik tümörlerinin başlıcalan, genellikle  el ve ayaklardaki uzun kemiklere yerleşen kondrom ya da enkondromlardır.  Ke­mik duvarının incelmesi nedeniyle ko­layca oluşan kırıklarla ortaya  çıkan kondromlar kiste benzese de, içinde sı­vı yerine ekmek içine  benzer bir madde vardır. Cerrahi girişimle dikkatle alın­dıktan sonra  ortaya çıkan boşluk başka bir kemikten alınan gref ile kapatılır.<br />
İyi huylu kemik tümörleri arasında, sıklıkla büyüme çağında, uzun  kemikle­rin metafizlerinde (kemiğin uca doğru genişleyen bölümü) çıkan  ve kıkırdak yapısındaki bir kabukla kaplı olan egzos-tozlar önem taşır.  Bunlar tek başına ya da birden çok olabilir; sıklıkla erkeklerde  görülür. Birden çok olanların kalıtsal ol­duğu ileri sürülmektedir.  Vücutta yaygın olarak yer alan çok sayıdaki egzostozun öteki organları  sıkıştırması Önemli bo­zukluklara yol açabilir. Birden fazla eg-zostoz  genellikle küçük yaşlarda görülür ve tek kol ya da bacakta biçim  bozuklu­ğuna ve kısalığa neden olabilir. Rahatsız­lık veren bütün  egzostozlar, cerrahi giri­şimle çıkarılmalıdır. Kemik fıbromu ke­miğin  korteks adı verilen en dış bölü­münde ya da bunun hemen altında  bağdokudan kaynaklanan iyi huylu bir tü­mördür. Büyürken kemiğin  kuılganlaş-masına neden olduğundan mutlaka çıkar­tılması gerekir. Diz  kemiklerinin metafi-zinde çıkanlar genellikle kendiliğinden geriler.  Kemik kisti gerçek bir tümör de­ğildir ve 20 yaşından önce, özellikle <a href="http://www.saglik.im/kol-kemigi-humerus/">kol kemiği</a> ve uyluk  kemiğinde ortaya çıkar.<br />
Büyürken kemiğin mekanik direncini azalttığından basit darbeler bile  kemik kı-nklanna neden olabilir. İçindeki kan ve serum içeren sıvı  boşaltıldıktan sonra ka-an boşluk aynı hastadan alman kemikle kapatılır.  Kimi zaman bu işlemin birkaç kez yinelenmesi gerekirse de, kesin  iyi­line sağlanır. Devhücreli tümör yavaş [İerler; içerdiği hücrelerin  tipik görünümüyle ayırt edilir. Epifiz (kemik ucu) kı­kırdağında,  eklemlerin yakınında çıkar; vakit kaybetmeden çıkarılıp yerine sağ­lıklı  bir kemik konması gerekir.<br />
Kötü huylu birincil tümörler – Bu tü­mörler şöyle sıralanabilir:  Osteosar-kom, kondrosarkom, fibrosarkom, dev hucreli sarkom,  miksosarkom, Ewing tümörü, retikülosarkom, anjiyosarkom, lenfosarkom,  liposarkom, plazmositom, kötü huylu lenfogranülom, kötü huylu nörinom.<br />
Hastalığın ilerleyişi kaynaklandığı dokuya (bağdokusu, kıkırdak, kemik  vb) göre değiştiğinden, olguların tü­münde farklı tedavi uygulanır. Bu  ne­denle, başarılı tedavi için tümörün yapı­sının iyi belirlenmesi ve  doğru tam konması gerekir.<br />
Tanı tek bir veriye dayanarak değil, aşağıdaki verilerin tümü birlikte  değer­lendirildikten sonra konmalıdır:<br />
•  Muayeneyle elde edilen veriler;<br />
•  laboratuvar bulgular;<br />
•  dıştan görünüm;<br />
•  tümörün mikroskopla incelenmesiyle elde edilen bulguları.<br />
Bu verilerin tümü, olguların yüzde 100′ünde kesin tanı konmasını  sağlayabi­lir.<br />
Tanının doğru olması en az üç ne­denle büyük önem taşır:<br />
1) Tedavide kol ya da bacağın kesilmesi ya da kesilmemesi bu verilere  bağlıdır;<br />
2)   aile bireylerine hastalığın gidişine ilişkin bir görüş vermeye  yarar;<br />
3)  kötü huylu tümörlerdeki tek iyileş­me olasılığı doğru ve erken tanı  ile bu­nu izleyen uygun ve hızlı bir tedavi sü­recidir.</p>
<p><strong>TÜMÖR METASTAZLARI </strong></p>
<p>Başka organlarda gelişen kötü huylu tü­mörlerin hemen hemen tümü,  iskelet sis­teminde yayılarak ikincil tümörler oluş­turabilir. İskelette  metastaz yapan tü­mörler genellikle <a href="http://www.saglik.im/epitel/">epitel</a> hücrelerinden oluşan  karsinomlardır; bunlar organları oluşturan hücrelerin (meme, prostat,  ak­ciğer, bağırsak, dölyatağı, tiroit vb) yapı ve özelliklerini  korurlar. Kılcal damar­larda oluşan küçük embolıler halinde kan yoluyla  kemik dokusuna ulaşan tü­mör hücreleri gelişmeye başlar ve ikin­cil  tümörü oluşturur. Bu kütlenin varlığı ancak kemiğin yapısını zayıflatıp  patolo­jik kırıklara neden olduğunda fark edilir.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong></p>
<p>Kötü huylu tümör tanısının konması her zaman idam fermam anlamına  gelmez. Tümörü olan hasta karşısında ya­pılabilecek en kötü şey, eldeki  tedavi yöntemlerinin etkisinden kuşkuya dü­şerek karamsarlığa  kapılmaktır. Daha önce de vurgulandığı gibi, erken tanı uygun tedaviye  olanak tanır; bu da ba­zen iyileşmeyi sağlayabilir. Kötü huylu tümör  tedavisinde var olan tüm yön­temler kullanıldığında yaşam süresi  uzatılır, hastanın genel durumu düzelir ve sıkıntısı hafifler; bütün  bunlar hasta­ya hastalığın tüm olanak ve araçlarla tedavi edildiği  duygusunu verir. Kötü huylu kemik tümörü tanısı konduktan sonra  uygulanan tedavi yöntemleri şun­lardır:<br />
• Tümörün bulunduğu kemiğin blok ha­linde çıkartılmasından sonra  anatomik özelliklerine olabildiğince yakın akrilik ya da metal <a href="http://www.saglik.im/protez/">protezler</a> ya da hastanın kendisinden alman (otojen) sağlıklı ke­mik grefleri,  başka bir insanın kemikle­rinden hazırlanan (homojen) ya da baş­ka  hayvan türlerinin kemiklerinden ha­zırlanan (heterojen) grefler  yerleştirilir. Bu girişim genellikle yalnız kötü huylu tümörlerde  uygulanır. Son yıllarda tü­mör nedeniyle kemiğin çıkartıldığı  ol­gularda, bu kemiğin yanı sıra kıkırdakla kaplı eklem ucunu da içeren  bir kemik grefi de nakledilmektedir. Burada amaç alman kemiği yerine  koymak ve yakın­daki eklemin işlevini olabildiğince sür­dürmektir.<br />
• Tümör ileri derecede kötü huyluysa, çevredeki yumuşak dokulara  yayılması­nı önlemek amacıyla bacak ya da kol zaman geçirmeden  kesilmelidir.<br />
• Y (gamma) ışınlarıyla tedavi (röntgen tedavisi, kobalt tedavisi) tek  başına ya da cerrahi tedaviyle birlikte, tümörün gelişimini durdurmak ve  vücuttaki tü­mör hücrelerini öldürmek için uygula­nabilir.<br />
Genellikle retikülosarkom Ewing tümörü dışındaki iskelet tümör­leri,  ışın tedavisine pek duyarlı değil­dir. Cerrahi tedavi ya da ışın  tedavisi tümör öldürücü ilaçların kullanıldığı kemoterapiyle birlikte  uygulanabilir. Bu ilaçlar tümör hücrelerinin gelişimi­ni ve üremesini  sağlayan <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> süreçlerini  bozarak tümörün gelişimini yavaşlatır.</p>
<p>Son olarak, tümörlerin tanı ve teda­visinin çeşitli güçlüklerle dolu  olduğu­nu belirtelim. Bu nedenle tümör tedavi­si de tıp alanında özel  bir uzmanlaşma­yı gerektirmektedir.</p>
<p><strong>Soru<br />
</strong></p>
<p><strong>Birincil <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> tümörlerinin toplam  sıklığı nedir?</strong></p>
<p><strong>Cevap</strong><br />
Kemikte en sık rastlanan kötü huylu birincil <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> olan  osteosarko-mun  görülme sıklığı düşüktür. Her yıl bir milyonda yaklaşık  iki kişi­de  görülür. Öte yandan, osteosarkomun yanı sıra iyi ya da kötü  huylu 35 tür  kemik tümörü, 50′den çok yumuşak <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> tümörü olduğu  düşü­nülürse, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/iskelet-sistemi-ve-hastaliklari/">iskelet   sistemi</a> tümörlerinin görülme sıklığının çok <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> ol­madığı  söylenebilir.</p>
<p><strong>Soru<br />
</strong></p>
<p><strong>İyi huylu tümörün özellikleri nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Cevap</strong><br />
Aile bireylerinde <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> görülmesi,  hastanın  cinsiyeti ve yaşı, tümörün yeri, belirtilerin süresi ve  türleri ile  röntgen filmindeki görünümü tü­mörün büyüme hızının  belirlenmesinde  yardımcı olabilir; tümörün dıştan görünüşü ve  mikroskopla incelendiğinde  görülen yapısı da yar­dımcı olur. Bazı  olgularda klinik ve radyolojik  görünüm o kadar has­talığa özgüdür ki,  tam koymak için mikroskopla  incelemek bile gerek­meyebilir. Ne var ki,  tümörün tipi ve iyi huylu  olup olmadığı kesin olanak mikroskopla  saptanmalıdır.</p>
<p><strong>Soru<br />
</strong></p>
<p><strong>KEMİK TÜMÖRLERİNDE İLK TANI NASIL KONUR?</strong></p>
<p><strong>Cevap</strong><br />
İskelet tümörlerinde tanı için en Önemli ilk bulgu kemiğin röntgen   fil­miyle elde edilir. Film, tümörün yol açtığı değişiklikleri gösteren   en iyi yöntemdir. <a href="http://www.saglik.im/hareket/">Hareket</a> sisteminin yumuşak  dokularının  tümörlerinde ise film tümüyle yararsızdır; klinik muayene  ve Öznel  belirtilerin de­ğerlendirilmesi sonucunda ön tam ortaya çıkar.  Daha  sonra bilgisayar­lı tomografi ve <a href="http://www.saglik.im/magnetik-rezonans/">magnetik rezonans</a> gibi ileri  görüntüleme teknikleriyle tam doğrulanır.</p>
<p><strong>Soru<br />
</strong></p>
<p><strong>KEMİK TÜMÖRÜNÜN BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></p>
<p><strong>Cevap</strong><br />
Tümöre özgü hiçbir bulgu yoktur; sıklıkla ağrı, kimi zaman da şişlik   görülür. Tümüyle sağlıklı çocuklar ya da gençlerde bu <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> bir  darbe, zorlama  ya da soğuğa bağlanır. Bu Özellikler kötü huylu <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> için  geçerlidir; iyi huylu tümörlerin büyük bir bölümünde belirti  saptanmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/kemik-tumorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osteoporoz</title>
		<link>http://www.saglik.im/osteoporoz/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/osteoporoz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 03:10:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=405</guid>
		<description><![CDATA[Kemik dokusu yoğunlu­ğunun azalması sonucunda iskelet siste­minin mekanik direncinin düşmesi ve buna bağlı olarak kırıklara eğilimin art­ması olarak tanımlanabilir. Yüksek tan­siyon gibi osteoporoz da bir hastalık değildir; yaşın ilerlemesiyle birlikte gö­rülme sıklığı artan ve önemli komplikasyonlara yol açabilen bir olgudur. Yüksek tansiyonda olduğu gibi osteoporozda da yaşlanmaya bağlı, başka bir deyişle fizyolojik etkenlerin önemli olduğu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kemik dokusu yoğunlu­ğunun azalması sonucunda <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/iskelet-sistemi-ve-hastaliklari/">iskelet siste­mi</a>nin mekanik direncinin düşmesi ve buna bağlı olarak kırıklara eğilimin art­ması olarak tanımlanabilir. <a href="http://www.saglik.im/tansiyon-yuksek-tansiyon/">Yüksek tan­siyon</a> gibi <a href="http://www.saglik.im/osteoporoz/">osteoporoz</a> da bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a> değildir; yaşın ilerlemesiyle birlikte gö­rülme sıklığı artan ve önemli komplikasyonlara yol açabilen bir olgudur. Yüksek tansiyonda olduğu gibi osteoporozda da <a href="http://www.saglik.im/kategori/yaslanma/">yaşlanma</a>ya bağlı, başka bir deyişle fizyolojik etkenlerin önemli olduğu, bunun yanı sıra cinsiyet, ırk, <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> gibi başka etkenlerle kişiye özgü nedenlerin de etkili olabileceği kabul edilir.</p>
<p><strong>GÖRÜLME SIKLIĞI </strong></p>
<p>Sanayileşmiş ülkelerde, nüfusun en be­lirgin özelliği toplumdaki yaş ortalama­sının artması ve buna bağlı olarak do­ğurganlığın düşmesidir.<br />
Nüfusun yapısının değişmesiyle toplumda sık görülen <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> da önemli ölçüde değişmiştir. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/enfeksiyon-hastaliklari/">Enfeksiyon hastalıkları</a> alt sıralara düşerken, günü­müzde artık kalp-damar hastalıkları, tü­mörler ve osteoporozun da içinde bu­lunduğu dokuların yıpranmasına bağlı hastalıklar ön plana çıkmıştır.<br />
<a href="http://www.saglik.im/osteoporoz/">Osteoporoz</a> Avrupa, ABD ve Japon­ya’da yaklaşık 75 milyon kişiyi etkile­mekte, bunların üçte birini menopozda­ki kadınların oluşturduğu ve hastaların büyük bölümünün yaşlı olduğu sanıl­maktadır. Yalnız ABD’de hastalık her yıl 1.300.000 <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> kırığına neden ol­maktadır; bunlardan uyluk kemiğinin boyun kırıkları yaşlılıktaki en yaygın sakatlık nedenidir. Osteoporozun neden olduğu olumsuzluklara uyluk kemiği boynunun kırıklarının yanı sıra omur kırıkları, omur ve eklem ağrıları, boy kısalması ve sakatlıklar da eklenmeli­dir. Öte yandan, başlangıcı ve gidişi ya­vaş ve sessiz olduğundan önemli sayıda olgu istatistiklere geçmemektedir.<br />
<a href="http://www.saglik.im/">Sağlık</a> istatistiklerinin çok düzenli olmadığı ülkelerde osteoporozun yay-gınlığıyla ilgili en önemli veriler, uyluk kemiği ve kalça kınğı başta olmak üze­re kol bacak kırıklarının sıklığıdır. Tür­kiye’de 65 yaş üzeri kırıkların yüzde 85′ini uyluk kemiği boyun bölgesi kı­rıkları oluşturur. Bu kırıklar genellikle evde düşme gibi çok hafif travmaları izleyen ileri derecede osteoporoza bağlı olarak gelişir.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-4872" title="osteoporoz" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/osteoporoz.jpg" alt="" width="256" height="192" />OSTEOPOROZ TİPLERİ</strong></p>
<p>• Birinci tip osteoporoz &#8211; Genellikle menopoz dönemindeki kadınlarda, kimi zaman erkeklerde de görülür; sıkışma kınğı sendromu terimi de kullanılabilir. Kemiklerin trabekül (kemik yapısını oluşturan kanalcıklar) yapısında yeni oluşan kemik dokusuyla yıkıma uğra­yan <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> arasındaki dengesizlik sonu­cunda hızlı bir kemik yitimi ortaya çı­kar. Öncelikle süngersi kemik alanı faz­la olan omur gövdelerinde görüldüğün­den sıkışmaya bağlı kırıklara ve eğril­melere neden olur. Ağrı, <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> kaybı, boyda kısalma ve sakatlık da görülebi­lir. Birinci tip osteoporoz 50-65 yaşla­rında başlar ve kadınlarda erkeklere oranla 6 kat daha yaygındır.<br />
• İkinci tip osteoporoz &#8211; Genellikle 75 yaşından sonra ortaya çıktığından yaşlı­lık osteoporozu da denir; kadınlarda er­keklere oranla iki kat fazla görülür. Özellikle kemiğin yoğun dış bölümün­de doku kaybı olduğundan yaşlılarda uyluk kemiği boynunda sık görülen kı­rıkların başlıca nedenidir. Uyluk kemiği kırıklarının görülme sıklığı oldukça yüksek olduğundan tıbbi ve toplumsal açıdan önemli bir sorun oluşturur.<br />
• Üçüncü tip osteoporoz &#8211; İlaç tedavi­si (heparin, antibiyotikler, kortikosteroitler), iç salgı sistemi hastalıkları (şe­ker, akromegali, <a href="http://www.saglik.im/hipertiroidizm/">hipertiroidizm</a> vb) ve bütün vücudu etkileyen hastalıklardan (kan kanseri, lenfom, kötü huylu tümör­ler, Akdeniz kansızlığı, <a href="http://www.saglik.im/askorbik-asit-c-vitamini/">C vitamini</a> ek­sikliği, kronik <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/karaciger-hastaliklari/">karaciğer hastalıkları</a> vb) sonra ortaya çıktığından ikincil osteo­poroz adı verilir.</p>
<p><strong>NEDENLERİ</strong></p>
<p>İnsan vücudunda kemik yapımı ile yıkı­mı arasında kurulu bir denge vardır. Bu denge 30 yaşına kadar yapım yönünde ağır basar. Bu dönemden sonra kemik dokusunda her yıl yüzde bir dolayında azalma görülür. Kütlesi belirli bir sını­rın altına düşen kemikler sıradan meka­nik basmca dayanamaz hale gelir ve en küçük darbe karşısında bile kırılabilir. Osteoporozda kemikteki yıkım süreci artar, kemiğin kütlesi tehlikeli düzeyin altına iner ve kemik kendiliğinden kırı­labilir.<br />
Osteoporozu hazırlayan en önemli etkenlerden biri, otuz yaş dolayında ke­mik kütlesinin azalmaya başlamasıdır. Kadınlarda başka bir önemli hazırlayıcı etken, menopoz döneminde <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> hormonu salgısının hızla azalmasıdır.<br />
Menopozdaki kadınlarda kemik kütlesi hızla kaybolur; 30 yaşlarındaki kadın­larda kemik kütlesinin erkeklere göre yüzde 10-20 oranında daha az olması bu tabloyu ağırlaştırır. 50-70 yaş ara­sındaki kadınlarda trabeküler (kemik yapışım oluşturan kanalcıklar) kemik yapısının oldukça fazla olduğu süngersi kemiklerde (omurlar) osteoporoz ol­dukça yaygındır. Omurlar vücudun ağırlığı altında ezildiğinden belirgin bir <a href="http://www.saglik.im/travma/">travma</a> olmasa da kırılabilir. Kırıklar, ağrı, boy kısal­ması ve sakatlığa yol açar. Erkekte kemik dokusu kaybı daha yavaş bir süreç izler ve geç ortaya çı­kar. Daha çok süngersi kemiklerde gö­rülen doku kaybı ancak 60-90 yaşların­da belirgin hale gelir. Süngersi kemiğin ince yapısında değişiklikler olur; ke­mik kütlesindeki azalmaya göre meka­nik dirençteki azalma daha çoktur. Di­rencin azalması ve kemiğin ince yapısı­nın değişmesi sonucunda ikinci tip os­teoporoz görülür. İkinci tip osteoporoz­da tanklar sıklıkla çevrel kemiklerde, özellikle döner kemik ve uyluk kemiği boynunda görülür. Kendiliğinden kırık­lar çok enderdir; genellikle yaşlılarda denge bozukluğu, görme kusuru, ref­lekslerde yavaşlama nedeniyle sık rast­lanan düşmeler sonucunda kırıklar gö­rülür. ikinci tip osteoporozun gelişim sü­reci <a href="http://www.saglik.im/kategori/yaslanma/">yaşlanma</a> süreciyle yakından İlişki­lidir; tek bir sistemdeki gerilemenin be­lirleyici olduğu söylenemez. Burada et­ken olan değişikliklerden başlıcaları cinsiyet <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormonlar</a>ı ile <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a>sıyla ilgili çeşitli <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a>ların daha ak salgılanması, vücudun hareket­liliğinin ve yerel uyarıcı etkenlerin azalmasıdır.</p>
<p><strong>RİSK FAKTÖRLERİ</strong></p>
<p>Başlıca risk faktörleri iskelet gelişimi sırasında kemik kütlesinin yetersiz ge­lişmesi, erken yaşta âdetten kesilme, bedensel etkinliğin az olması, <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> bakımından yetersiz beslenmedir.<br />
Gelişme döneminde kemiklerde olu­şan <a href="http://www.saglik.im/mineraller/">mineral</a> kütlesi kalıtsal etkenlerce belirlenir; özellikle mekanik ve beslen­me ile İlgili olanlar başta olmak üzere çevresel etkenlerin de olumlu rolü vardır. Gelişimin sonunda kemik kütlesinin ulaştığı nicel ve nitel değer “kemik küt­lesi doruğu” olarak adlandırılan ve iler-ki yıllarda osteoporoz gelişiminde belir­leyici olan bir etkendir. Kemiğin erime hızını belirleyen etkenlerin karşısında kemik kütlesi doruğunun öneminin ay­dınlatılması gerekir. Kemik kütlesi doruk noktasına ulaş­tıktan sonra, kadınlarda menopozdan sonraki yıllara kadar değişiklik görül­mez. Doğurgan dönemde belirgin ke­mik yitimine yol açan süreçler ikincil osteoporoz nedenleridir. Kendiliğinden ya da her iki yumurtalığın alınması so­nucunda erken yaşta âdetten kesilme os­teoporoz tehlikesini artırır. Bedensel et­kinliğin azalmasından kaynaklanan os­teoporoz kemik dokusunu uyaran meka­nik etkinin azalmasına bağlı olarak âdetten kesilmeden önce de ortaya çıka­bilir. Ama genelde bedensel etkinliğin ve mekanik uyanların azalması yaşlılık­ta sinir ve <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> sistemindeki gerilemeye özgüdür; bu durum bazı olgularda ke­mik kütlesinin kaybına belirgin bir kat­kıda bulunur.<br />
Besinlerle yetersiz kalsiyum alımı yaşamın öteki dönemlerine oranla me­nopozdan sonra daha çok önem taşn. Bu dönemde kalsiyum bakımından zen­gin besinlerin daha az alınması eğilimi­nin yanı sıra olumsuz koşullara uyum yeteneğinin azalması da önemli rol oy­nar.<br />
Bu etkenlerin hiçbiri tek başına ke­mik kütlesinde hastalık düzeyinde yiti­me yol açmasa da, tehlikeyi artırabilir.</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong></p>
<p>Menopozdan sonra görülen osteoporozda en önemli öznel belirti ağrıdır. Sut ve bel bölgesinde, daha ender olarak da boyunda görülür. Kalsiyum dengesinde yitimin daha önde olduğu ilk evrelerde <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> çok şiddetli olabilirse de daha son­ra hafifler ve böyle sürer.<br />
Bu evrede çekilen filmler iskeletteki mineral yitimini ortaya koymadığından ağrırım şiddetli olduğu dönemlerde, yanlışlıkla <a href="http://www.saglik.im/yazi/omurga/">omurga</a> artriti ya da <a href="http://www.saglik.im/artroz/">artroz</a> gibi tanılar konabilir. Nevrite benzer ağrılar çok ender ortaya çıkar.<br />
<a href="http://www.saglik.im/yazi/kirik/">Kırık</a> en önemli klinik belirtilerden biridir. En çok omur, uyluk kemiği boynu ve bileklerde görülür. Küçük bir travmanın yol açtığı kırıklar kimi za­man çok az sayıda öznel belirtiyle orta­ya çıkabilir.<br />
Biçim bozuklukları osteoporozun geç dönemlerinde görülür. Hemen hiç­bir zaman kol ve bacaklarda rastlan­maz, daha çok omurgayı tutar ve bu özelliğiyle osteomalaziden (erişkinde kemik yumuşaması) ayırt edilir. Omur­gadaki biçim bozukluklarında iki önemli Özellik görülür:</p>
<p>1-Boy kısalması.<br />
2-Sırt omurlarında kamburlaşma so­nucunda göğüs kafesinin yay biçimini alarak bozulması. Kamburlaşma, <a href="http://www.saglik.im/menopoz-adetten-kesilme/">meno­poz</a>dan sonraki osteoporozun en önemli klinik belirtisidir ve hastaya belirgin bir görünüm verir. Kısalan gövde kol ve bacaklarla orantısızdır. Hastanın görü­nümü giderek maymuna benzer. Kimi zaman omurga kenarları böğür çıkıntı­larına yaklaşarak üst üste gelebilir ve karın derisinde derin, enine kıvrımların oluşmasına neden olur.<br />
Omurganın eğrilmesiyle 10 cm’den fazla boy kısalması <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> işlevlerini bozabilir.<br />
TANI<br />
Osteoporoz tanısı uzun süre klinik ve radyolojik verilere dayanmıştır. Özellik­le bilek, omur ya da uyluk kemiğinde ti­pik bir kırık ya da bir kemiğin kalsiyum içeriğinin büyük ölçüde azaldığının gö­rülmesi önemli ipuçlan verir. Osteopo-rozu düşündüren öteki klinik belirtiler ise giderek artan <a href="http://www.saglik.im/yazi/kamburluk/">kamburluk</a> ile sutta ve belde ağrıdır. Bu bulgular hastalığın geç dönemlerinde ve iskeletteki kalsiyumun önemli bir bölümü yitirildiğinde ortaya çıkar. Dolayısıyla hastalığın başlangıç evresinde, yani sakatlığın önlenebile­ceği aşamada fark edilmez. Bu durum, erken önlem almayı engeller.<br />
Son 15 yılda osteoporoz tanısı, ke­mik yoğunluğunu ölçen daha ince yöntemlerin kullanılmasıyla önemli ölçüde kolaylaşmıştır. Bilgisayarlı kemik mi­neral yoğunluk ölçümü ile <a href="http://www.saglik.im/bilgisayarli-tomografi/">bilgisayarlı tomografi</a> tam için en uygun yöntemler­dir. En önemli araştırma bölgeleri, oste-oporoza bağlı kırıkların en belirgin ol­duğu uyluk kemiği boynu ve bel omur­larıdır. Bununla birlikte, iskeletin tümü İncelenmelidir. Bilgisayarlı kemik mi­neral yoğunluk ölçümü yöntemi kemik-lerdeki mineral yoğunluğunun değerlen­dirilmesinde, geleneksel yöntemlerden daha üstündür. Öte yandan yeni tam yöntemlerinin kullanılması, röntgen fil­minin yerini tutamaz. Özellikle aktif os-teoporoz tanısında, omurlardaki biçim değişikliklerini görmek ve zaman için­deki gelişimim izlemek açısından çok yararlı olan röntgen filmi klinik tablo­nun yorumunu güçleştiren Öteki eklem bozukluklarının da değerlendirilmesini sağlar.<br />
Osteoporozun tipinin doğru belir­lenip değerlendirilmesi de çok önem­lidir. Böylece osteömalazi (erişkinde kemik yumuşaması) ya da ikincil os-teoporoz ile ayırıcı tanı yapılabilir. Dolayısıyla birincil osteoporozdan kuşku duyulduğunda hastanın öyküsü dikkatle alınmalı, böylece <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> alışkanlıkları, bedensel etkinlik, kul­landığı ilaçlar ve menopozun başlan­gıcına ilişkin bilgi edinilmelidir. Ay­rıca, kalsiyum metabolizmasıyla ilgili laboratuvar incelemeleri de yapılmalı­dır. Bu veriler, doğru tanı koymak ka­dar tedaviyi planlamak için de zorun­ludur.<br />
AYIRICI TANI<br />
Olguların büyük bölümünün birincil os-teoporoz olmasma karşılık, tanı konur­ken başka hastalıklara ya da kemikleri eriten ilaçlara bağlı ikincil osteoporoz olasılığı önemle değerlendirilmelidir. Öyküyle ilgili verilerin dikkatle toplan­ması, olguların hemen tümünde ikincil osteporozun dışlanmasını sağlar.<br />
Birincil <a href="http://www.saglik.im/kemik-tumorleri/">kemik tümörleri</a> osteopo­rozdan kolaylıkla ayırt edilebilir. En sık görülen kemik tümörü olan osteosar-kom, daha çok kemik büyümesinin hızlı olduğu çocukluk ve ergenlik dönemle­rinde görülür. Öteki kötü huylu tümör­ler ise Özellikle orta yaşlarda görülür.<br />
İyi huylu tümörlerin en sık görülen bi­çimleri özellikle erkeklerde ergenlik döneminde ortaya çıkar.<br />
İyi huylu <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> kural olarak ke­mik ağrısına neden olmazsa da, tutulan bölgedeki biçim bozukluğu ya da hasta­lığa bağlı bir kırık sonucunda ağrı görü­lebilir. Çekilen filmlerde bu tür kırıklar osteoporoza bağlı kırıklardan kolayca ayırt edilebilir.<br />
Son olarak, kemik tümörlerinin is­keletin tek bir bölümünü tuttuğunu, öte­ki kemiklerin yapısının sağlam ve mi­neral içeriğinin de normal olduğunu vurgulamak gerekir. Oysa osteoporoz iskelet sisteminin tümünü etkileyen bir hastalıktır.<br />
İkincil durumlarda tablo oldukça farklıdır. Kemik öteki organların birin­cil tümörlerinin sıklıkla yayıldığı bir dokudur. <a href="http://www.saglik.im/tumor-hucrelerinin/">Tümör hücreleri</a> kemik doku­suna genellikle <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla ulaşır ve kemik iliğinin en yoğun olduğu alanlar­da gelişir. Omurga, ikincil tümörlerin en sık yerleştiği bölümdür.<br />
Kemiklere en çok yayılım yapan tü­mörler meme, prostat, akciğer, idrar ke­sesi, <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> ve tiroit kanserleri ile me-lanomlar, lenfom ve kan kanserleridir. Tümörün birincil odağı her zaman bi­linmediğinden ya da belirtisiz Alabildi­ğinden ve hastanın tek yakınması ke­mik ağnsı olduğundan osteoporozdan ayırt edilmesi zor olabilir. Yayılım odaklarının yaptığı ağn çok tipiktir; şiddeti değişmez, dinlenmeyle hafifle­mez, aksine geceleri daha da artar.<br />
Çekilen filmlerde erken evrede önemli değişiklikler görülmez, ama kuşku üzerine yapılacak bilgisayarlı to­mografi ya da <a href="http://www.saglik.im/magnetik-rezonans/">magnetik rezonans</a> ince­lemesi çok küçük <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> odaklarını bile görüntüleyebildiğinden, doğru tam için yol göstericidir.<br />
TEDAVİ<br />
Modern tıp, hastalıklardan korunmaya giderek daha fazla önem vermektedir. Bu eğilim özellikle menopoz sonrası ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/yaslilik/">yaşlılık</a> osteoporozu için geçerlidir. Os-teoporozun ağır olduğu ve hastalığa bağlı kırıkların görüldüğü olgularda bi­linen tedavi yöntemlerinden hiçbiri is­kelet yapısını ve işlevini normale dön-düremez.<br />
iskeletin tümünde mineral kütlesi te­davinin ilk 2-3 yılında yılda ancak yüz­de 2-3 oranında yerine konabilir; teda­vinin daha sonraki yıllarında aynı oran­da artış sağlanamayabilir. Omurga gibi bazı kemiklerde tedaviye yanıt daha hızlı ve belirgindir. İskeletteki genel mineral kaybının yüzde 30′dan fazlası hiçbir olguda yerine konamaz.<br />
Günümüzde kemik kütlesinin yıllar­ca değişmemesini ya da yılda en fazla yüzde 1 oranında azalmasını sağlamak başarılı bir sonuç olarak kabul edilir. Hastalığın giderek kötüleşen doğal gidi­şinde, tedavi edilmeyen olgularda yılda yüzde 2-4 kadar mineral kaybı görülür. Bu oranın düşürülmesi tedavinin başarı­lı olması için yeterlidir.<br />
Bu düşünceler doğrultusunda, kırık tehlikesini önlemek için tedaviye olabil­diğince erken başlamak gerekir.<br />
Günümüzde kemik yıkımını azaltan ya da osteoblastlan (kemik yapıcı hüc­reler) uyararak yeniden kemik oluşumu­nu hızlandıran iki temel tedavi yöntemi uygulanmaktadır. Bazı yöntemler ise her iki yönde de etkili olabilir.<br />
• Kalsiyum tuzları &#8211; Çeşitli kalsiyum tuzlarının verilmesinin özgül bir tedavi olarak kabul edilebilip edilemeyeceği tartışılmaktadır. Yeterli kalsiyum tuzu dozunun sağlıklı iskelet İçin gerekli ol­duğu bilinmekle birlikte, besinlere ek olarak kalsiyum tuzlarının alınmasının tedavi edici etkisi kesin değildir. Ama genel olarak koruyucu bir etkisi olduğu kabul edilir. Çünkü hastanın âdetten ke­sildiğinde kemik kütlesinin iyi durumda olması, kırık eşiğine gelene değin uzun bir süreyi güvence altına alır.<br />
Genç ve sağlıklı bir kişinin günde en az 800 mg kalsiyum alması gerekir; bu değer <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a> ve <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> verme dönemle­rinde artar. Ayrıca ileri yaşlarda ya da bazı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> hastalıklarında bağırsağın emilim gücü azaldığından kalsiyum ge­reksinimi artar. Kalsiyum içeriği yük­sek besinlerce zengin bir beslenmenin yanında, yaşlılık osteoporozunda ayrıca kalsiyum içeren ilaçlar da verilmelidir. Bu kişilerde emüim eksikliği ön plan­dadır. Menopoz sonrası osteoporozda ise kalsiyum içeren ilaçlar daha az ya­rarlıdır. Bu ilaçların yan etkisi olmadı­ğından günlük tedavi uygulamalarında, kalsiyum tuzu içeren ilaçlar yaygın bir biçimde kullanılmaktadır.<br />
• Östrojen hormonları &#8211; Bu <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> lann eksikliğinin kadınlarda menopo; sonrası osteoporozun temel nedenlerin­den biri olduğu uzun süredir bilinmek­tedir.<br />
Östrojen hormonları ağızdan ya da şırınga edilerek verilebilir. Son zaman­larda jöle, krem ya da vücuda yapışan bant biçiminde, deri yoluyla vücuda verilebilen ve östradiyol içeren ilaçlar kullanıma sunulmuştur. Özellikle ya­pıştırma bandı biçimindeki ilaçlar ya­vaş ve sabit bir hızla kana geçer; bu da yumurtalıklardan fizyolojik östrojen salgılanmasına en çok benzeyen yön­temdir. Deri yoluyla verilen östrojen karaciğerde işlemden geçirilmediğin­den, ağız yoluyla kullanılan ilaçlara gö­re çok daha <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> günlük dozlar yeterli olmaktadır.<br />
Östrojenlerin menopoz sonrasındaki kemik kaybını önlediği, bu etkinin orta­ya çıktığı süreç ne olursa olsun, kesin­likle kanıtlanmıştır. Bu tedaviye ne ka­dar erken başlanır ve ne kadar uzun sür-dürülürse o ölçüde başarılı sonuçlar el­de edilmektedir. Menopoz sendromu te­davisinde östrojen kullanımı, menopoz sonrası osteoporozun önlenmesi için ilk uygulanan yöntemdir. Bununla birlikte, başta dölyatağı tümörleri olmak üzere tehlikeli yan etkileri dikkatle değerlendirilmelidir; bu nedenle kullanım güve­nilirliği sınırlıdır. DÖlyatağı tümörü teh­likesini azaltmak için progesteronlarla birlikte kullanılmalıdır. Genel nüfusta meme tümörü görülme sıklığı zaten yüksek olduğundan meme tümörü tehli­kesi daha çoktur. Günümüzde bütün ka­dınlara menopoz döneminde koruyucu Östrojen tedavisi uygulama düşüncesi­nin geçerliliği tartışılmaktadır. Bu açı­dan bedensel yapı, yaşam ve beslenme alışkanlığı, kemik kütlesinin miktarı ve kalsiyum kayıp hızı açısından osteopo-roz tehlike grubunda olan kadınlar üze­rinde yoğunlaşmak daha doğru görün­mektedir.<br />
Hormon tedavisinin uygulanabilece­ği en uzun süre ya da tedavinin kesile­ceği yaş henüz açıkça belirlenememiş­tir. Ama östrojenin yukarıda belirtilen sakıncaları nedeniyle yalnızca menopo­zun başlangıç dönemlerinde ve meno­poz sendromunun geliştiği kişilerde kullanılması daha doğrudur.<br />
Başlangıç dönemini aşmış, yerleşik osteoporoz olgularında östrojen tedavisinin yararlı olup olmadığı henüz tar­tışmalıdır ve her olgu için gerekip ge­rekmediği değerlendirilmelidir. Öteki tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu durumlarda ve daha genç hastaların ya­rarlanma olasılıkları daha yüksek oldu­ğundan kullanılabilir.<br />
Başka ilaçlarla birlikte kullanılması yararlıdır; kimi zaman gerekli de olabi­lir. Özellikle kalsiyum ve <a href="http://www.saglik.im/d-vitamini/">D vitamini</a> türevleri, besinlerle alınan kalsiyumun yetersiz olduğu durumlarda, orta yaşlı kadınlarda ve bağırsakta emilim yeter­sizliği olan hastalarda kullanılabilir.<br />
• Kalsitonin &#8211; Osteoporozun doğal gi­dişini yavaşlatma ve kimi zaman geri döndürmede etkili olduğu kanıtlanmış­tır. Kullanım güvenilirliğinin yüksek olması nedeniyle menopoz sonrası ve yaşlılık osteoporozunun tedavisinde en önemli ilaçlardan biri haline gelmiştir. Ayrıca koruyucu tedavide ve var olan hastalığın tedavisinde etkisi kanıtlan­mıştır. Menopozun ilk yıllarında <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/iskelet-sistemi-ve-hastaliklari/">iskelet sistemi</a> dışında da olumlu etkileri olan östrojenin daha geniş bir kullanım alam j olmakla birlikte, sonraki yıllarda ilk kullanılacak <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> kalsitonindir. Bu olgu­larda östrojen kullanımı giderek daha az etkili olur ve hastanın uyum göster­mesi zorlaşır. Kalsiyum ve D vitamini eksikliğinden kuşkulanılan bütün olgu­larda kalsitonin bu maddelerle birlikte kullanılabilir.<br />
Kalsitoninin kullanımını en çok kı­sıtlayan etken enjeksiyon biçiminde kullanılma zorunluluğudur. Özellikle uzun süreli tedavilerde, hastanın tedavi­ye uyumu güçleşebilir. Ama son za­manlarda <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> spreyi gibi yeni biçim­ler kullanılarak başarılı sonuçlar alın­mıştır. İlk hücum dozu enjeksiyonla ve­rildikten sonra idame tedavisinde burun spreylerine geçilmektedir.<br />
Tedavide görülen en önemli yan et­kiler deri ve ellerde kızarma, ısınma ve kimi zaman soğumadır. Bunları sıklık sırasına göre bulantı, <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> ve <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> ile kırıklık ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/bayilma/">bayılma</a> izler. Yüksek dozda verildiğinde idrar söktürücü etkisi de vardır. Yüzün ve ellerin kızarması <a href="http://www.saglik.im/yazi/alerji/">alerji</a> olarak yorumlanırsa da, alerji çok ender görülür.<br />
Yan etkiler büyük ölçüde doza bağ­lıdır, ama uygulanan kalsitonin tipinin de önemi olabilir. Hormon fizyolojik dozlarda kullanıldığında yan etkiler çok azalır; olguların yüzde 60′ında yan etki­lerin yüksek doz uygulanmasında gö­rüldüğü belirlenmiştir. Kadınlarda is­tenmeyen etkiler çok daha yaygındır. Kalsitonin burun yoluyla verildiğinde, bozuklukların daha az görüldüğü bildi­rilmiştir.<br />
Bu durum hormonun burun yoluyla daha düşük dozlarda emilmesine bağlı­dır. Belirtiler hastaya çok rahatsızlık verse de hiçbir tehlike yaratmaz. Kalsi­toninin uzun süreli kullanımına bağlı zehirleyici etki bildirilmemiştir.<br />
• D vitamini &#8211; Bugünkü bilgiler D vi­tamini ve türevlerinin menopoz sonra­sında kemik kaybım azaltmada Önemli bir etkisi olmadığım göstermektedir. Gene de kemik sağlığının korunması için belli dozda D vitamini gerektiği unutulmamalıdır.<br />
Bu nedenle, özellikle yaşlı hastalar­da orta düzeyde D vitamini ya da türev­lerinin, öteki ilaçlarla birlikte verilmesi osteoporoz tedavisinin başarısını artırır. Yaş ilerledikçe besinlerle kalsiyum alı<br />
mı ve bağırsaklardan kalsiyum emilimi azalır; D vitamini türevleriyle verildi­ğinde i4e bağırsaklardan emilim artar.<br />
D vitamininin değişik organlar üze­rinde doğrudan olumsuz etkisi olmadı­ğından tedavide <a href="http://www.saglik.im/yazi/zehirlenme">zehirlenme</a> olasılığı, kandaki kalsiyum düzeyinin yükselmesi (hiperkalsemi) ve idrarla atılan kalsi­yum miktarının artması (hiperkalsüri) tehlikesine bağlıdır. Kan kalsiyumunun yükselmesi çok ciddi bir komplikasyon-dur, ölüme yol açabilir. D vitamini ze­hirlenmesi, aşırı dozların uzun süre (bir ay ya da daha çok) alınmasından sonra yavaş yavaş gelişir; hastanın kendi ken­dine ilaç kullanması ya da D vitamini içeren ilaçlar alması bu tabloyu ağırlaş­tırabilir.<br />
D vitamini zehirlenmesinde böbrek taşlan ve/ya da böbrek yetmezliği, bu­lantı, kusma, kabızlık, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> durmasına değin varabilen ritim bozukluktan ile zihinsel yavaşlama, uyku eğilimi, delir-yum ve koma görülür. Başka belirtiler olmadan hiperkalsemi ve hiperkalsüri gibi orta derecede zehirlenme belirtile­rinin ortaya çıkması, D vitamininin ke­silmesi, kalsiyum oram düşük bol sıvı alınması (günde 2-4 litre), kalsiyum oranı düşük (süt ürünleri içermeyen) beslenme ve kalsitonin uygulaması dı­şında özel bir tedavi gerektirmez. Daha ağır zehirlenmeler hastanede tedavi edilmelidir.<br />
• <a href="http://www.saglik.im/sodyum-2/">Sodyum</a> flüorür &#8211; Menopoz sonrası ve yaşlılık osteoporozunun tedavisinde sodyum flüorür kullanımı henüz değer­lendirilmekte olan deneysel bir tedavi­dir. Bilinen sonuçlar, kemik kütlesi üze­rinde olumlu bir etkisi olduğunu göster­mekle birlikte, olguların yaklaşık yüzde 20-35′inde mide-bağırsak sistemiyle ek­lemler ve çevresini tutan yan etkiler gö­rülmektedir. Sodyum flüorür <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> mu­kozasını tahriş eder, mide ağnsı, bulan­tı, kusma ve bazı olgularda <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">ülser</a> gelişimine neden olabilir. Flüor tedavisinde ayak ve ayak bileği ile ender olarak diz­de ağnlar ortaya çıkabilir. Bu tablonun mikroskopik düzeyde kırıklar ile gerçek kırıklara bağlı olduğu sanılır. Tablo 4-6 hafta içinde iyileşmeye başlar, kimi za­man aym hastada birkaç kez yineleye­bilir ve günlük yaşamı önemli ölçüde engeller.<br />
Sodyum flüorür ile osteoporoz teda­visinin, ancak daha önce omurlan kırı­lan ve yeni kırıklar açısından yüksek tehlike grubunda yer alan ve ilk uygula­nan tedaviye yanıt vermeyen birkaç ol­gu ile sınırlı olduğu görülmektedir. Da­ha önce uyluk kemiği kınğı olan hasta­larda flüor tedavisi kesinlikle uygulana­maz. İlaç her zaman yüksek doz kalsi­yum (günde 1.000-1.500 mg) ve D vita­mini ile birlikte verilmelidir. Tedavi ya­kın denetim gerektirdiğinden ancak ba­zı merkezlerde uygulanabilir.<br />
• Bifosfonatlar &#8211; Bu ilaçlar kemik kaybına güçlü bir biçimde engel oldu­ğundan Paget hastalığı, tümörlere bağlı osteoliz (bölgesel kemik erimesi) ve hiperparatiroidizm gibi kemik metaboliz­ması hastalıklarında başanyla kullanı­lır; aynca menopoz sonrası osteoporozdan korunmada ve tedavide de uygula­ma alanı bulurlar.<br />
Bifosfonatlar ağızdan ve enjeksiyon yoluyla verilir; ağızdan alındığında en­der olarak mide-bağırsak sistemi bo­zukluklarına (bulantı, kusma, ishal) ne­den olurlar. Bifosfonat tedavisinin çok daha ciddi bir yan etkisi, mineralizas-yon bozukluklannm gelişmesidir; uzun süre yüksek dozda kullanıma bağlı olan bu durum kınk tehlikesinin artmasıyla birlikte osteomalaziye (erişkinde kemik yumuşaması) neden olabilir. Bifosfo-natlann bir olumlu yanı da ucuz olmalarıdır; çevrimsel tedavilerde ve öteki ilaçlarla birlikte kullanılmalan için da­ha kapsamlı ve yaygın araştırmalar ge­rekmektedir.<br />
• Fizik tedavi &#8211; Osteoporozda sıklıkla ultrason gibi fizik tedavi yöntemleri önerilse de, bunlann <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a>yı hafifletmek dışında yaran yoktur.<br />
Osteoporozun en önemli belirtile­rinden olan kınklarda uygun bir süre hareketsiz kalmak gerekse de, hareket etmek osteoporozdan korunma ve teda­vi açısından en etkili yöntemlerden bi­ridir. ABD’li ve Sovyet astronotlar ile paraplejili (belden aşağısını etkileyen <a href="http://www.saglik.im/kac-tip-felc-vardir/">felç</a>) ve tetraplejili (her iki kol ve ba­cakta görülen felç) hastalar üzerinde yapılan araştırmalar, kemiğin <a href="http://www.saglik.im/mineraller/">mineral</a> kütlesinin kaybında hareket eksikliği­nin ne denli önemli olduğunu ortaya koymuştur. Aynı zamanda atletler üzerinde yapılan deneyler antrenman ön­cesindeki değerlere oranla, antrenman sonrasında kemik yoğunluğunda an­lamlı artışlar olduğunu göstermiştir. Düzenli olarak yapılan beden hareket­lerinin mineral kayıp sürecini önleme ve gidermede etkili olduğu kabul edi­lir. Bu programlar kineziterapi (hare­ket tedavisi) programının olumlu so­nuçlarını artırabilir<br />
Alkol ve sigarayı bırakmanın ke­mik kaybını ve kırıkları önlediği yo­lunda kesin kanıtlar olmamakla birlik­te, bu tür kötü alışkanlıkların beslenme üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle osteoporoz yönünden risk faktörleri ol­duğu unutulmamalı, bu alışkanlıklar bırakılmalıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Tırnaklarla ilgili değişiklikler <a href="http://www.saglik.im/osteoporoz/">osteoporoz</a> belirtisi olabilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Tırnaklarda <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> bozukluğuna bağlı değişiklikler görülebilirse de, bunlar tipik osteoporoz işareti değildir. Tırnak iskeletten tümüyle farklı bir dokudur; ama <a href="http://www.saglik.im/hipertiroidizm/">hipertiroidizm</a> gibi iç salgı sisteminden kaynaklanan ya da vi­tamin yetersizliğine bağlı bazı osteoporoz türleri tırnaklarda bozukluklara neden olduğundan tırnak dokusu yu­muşar ve kolayca kırılır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Andropozun osteoporozu kolaylaştırıcı etkisi var mıdır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Kadınlarda menopozla <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> hormonunun eksilmesi osteoporoza yol açtığı gibi, erkekte de erkeklik hormo­nu eksikliği aşın <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> kaybına neden olabilir. Son zamanlarda bu tip tablolar testosteron hormonu verilere başarıyla tedavi edilmiştir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Soru</span><br />
</strong></p>
<p><strong>İleri derecede hareketsizlik ostoeporoz nedeni olabilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Evet. Yatalak hastalarda, uzun süre yatağa bağımlı kalan ya da çok hareketsiz bir yaşam sürdüren kişilerde yaşa bağlı olmadan, yani cinsiyet hormonları etkin olduğu halde, ileri derecede yaygın <a href="http://www.saglik.im/osteoporoz/">osteoporoz</a> gelişebilir. Kınk ya da başka nedenlerle bir kol ya da bacağın alçıya alınması ya da hareketsiz kılınması da osteoporoza yol açar. Bu durumda yalnızca söz konusu kol ya da bacaktaki kemikleri etkileyen bölgesel osteoporoz görülür. Hareketsizlikten kaynaklanan yaygın ya da bölgesel osteoporoz herhangi bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavisi gerektirmeden, yalnız­ca egzersiz uygulamasıyla bütünüyle ortadan kalkar.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Soru</span><br />
</strong></p>
<p><strong>Değişik <a href="http://www.saglik.im/osteoporoz/">osteoporoz</a> türleri var mıdır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Osteoporozda birçok tablo görülebilirse de, en çok iskeletin tümünü etkileyen biçimleri, Özellikle kadınlarda menopoz sonrasmda ve İleri yaşta ortaya çıkar. Sudeck hastalığı gibi yalnız bir bölgede görülen biçimler; tiroit hastalıkları ya da <a href="http://www.saglik.im/bobrekustu-bezi/">böbreküstü bezi</a> işlev artışı gibi iç salgı sistemi hastalıklarına bağlı olanlar; şeker hastalığına bağlı olanlar; iskorbüt gibi <a href="http://www.saglik.im/vitaminler/">vitamin</a> yetmezliklerine bağlı olanlar.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Soru</span><br />
</strong></p>
<p><strong>Uzun süreli kortizon tedavisi <a href="http://www.saglik.im/osteoporoz/">osteoporoz</a> nedeni olabilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Cushing hastalığında böbreküstü bezinin aşın kortizon hormonu yapması sonucunda osteoporoz gelişmesi gibi, benzer etkili maddelerin (sentetik kortizon) uzun süre verilmesi kemiklerde ağır <a href="http://www.saglik.im/mineraller/">mineral</a> yitimine neden olabilir ve kendiliğinden kırıklar oluşabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/osteoporoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Raşitizm</title>
		<link>http://www.saglik.im/rasitizm/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/rasitizm/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 19:37:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İskelet Sistemi ve Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[RAŞİTİZM Eskiden savaşlardan hemen sonraki yıllarda soluk yüzlü, kırılgan görünüm­lü, çarpık, deforme bacaklı, küçük ve öne dpğru çıkık göğüslü çocuklar görü­lürdü. Bunlar raşitik yani çocuklukları­nın ilk yıllarında raşitizme yakalanan ve zamanında uygun biçimde tedavi edilmeyen çocuklardı. İyileşmişlerdi ama, hastalığın kalıcı izlerini taşıyor­lardı. Raşitizmin en basit ve en yaygın biçimi olan sütçocuğu raşitizmi yaşa­mın ilk yirmi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>RAŞİTİZM</strong><br />
Eskiden savaşlardan hemen sonraki yıllarda soluk yüzlü, kırılgan görünüm­lü, çarpık, deforme bacaklı, küçük ve öne dpğru çıkık göğüslü çocuklar görü­lürdü. Bunlar raşitik yani çocuklukları­nın ilk yıllarında raşitizme yakalanan ve zamanında uygun biçimde tedavi edilmeyen çocuklardı. İyileşmişlerdi ama, hastalığın kalıcı izlerini taşıyor­lardı. Raşitizmin en basit ve en yaygın biçimi olan sütçocuğu raşitizmi yaşa­mın ilk yirmi ayında ortaya çıkar; vü­cudun büyüme evresindeki bölümleri­ni, özellikle de göğüs, kol ve bacakla­rın uzun kemikleri gibi doğumdan son­ra kısa zamanda gelişen organları etki­ler.<br />
Birkaç aylık, az yiyen ve zor büyü­yen bir çocuğun raşitik olması güçtür. Oysa çok <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> içen, hızla büyüyen ve halk arasında “gürbüz çocuk” olarak tanımlanan çocukların hastalığa yaka­lanma olasılığı daha fazladır. Bu gür­büz görünümün altında raşitizmin ilk belirtileri gizlenir. Bu belirtiler genel­likle rastlantısal olarak sıradan bir kontrol sırasında ortaya çıkar. Raşitiz­min ilk belirtileri kafatasının arka kesi­minde yumuşaklık, göğüs kemiğiyle kaburgaların birleştiği yerde küçük yumrular ve kaslann gevşekliğidir. Ra­şitik çocuğun kasları yeterince geliş­memiştir; bebekken başını yataktan kaldıramaz, oturabilecek kadar büyü­düğünde de tek başına oturamaz. Aktif raşitizmin ilk belirtileri özellikle iske­lette ve iskeletin ilk aylarda daha hızla büyüyen kesimlerinde görülür.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9501" title="rasitizm" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/rasitizm-300x223.jpg" alt="" width="300" height="223" />Raşi­tizm gerçek bir hastalıktan çok orga­nizmanın <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> ve <a href="http://www.saglik.im/fosfor/">fosfor</a> kullanım bozukluğudur. Kalsiyum ve fosfor in­san vücudunun yapısında, özellikle de iskeletin oluşumunda çok önemli bir role sahiptir. Başlangıçta direnci az bir madde olan kıkırdaktan oluşan kemik­ler zamanla <a href="http://www.saglik.im/mineraller/">mineral</a> birikmesi sonucu sertleşir; matriks (yatak) işlevi gören birincil kıkırdak dokusunun ortasında, apatit denen bir madde birikir. Kalsi­yum ve fosforun bileşiminden oluşan bu madde kemiğe sert bir yapı kazan­dırır. Organizma kemikleşme denen bu süreçte kullanılan kalsiyum ve fosforu dış dünyadan yiyecekler aracılığıyla sağlar. Bunlar bağırsağa ulaştıklarında, emilmeleri, yani onları kemiklere taşı­yacak olan kana geçmeleri için D vita­mini gereklidir.<br />
<strong>D VİTAMİNİNİN İŞLEVİ</strong><br />
Doğada yumurta, süt ve bazı balıklarda (morina, orkinos, sardalya, yılanbalığı vb) yaygın olarak bulunan D vitamini, provıtamm olarak, yani etkin olmayan biçimde, insan derisinde de vardır. D vitamininin etkin hale dönüşümü, gü­neş ışığmdaki morötesi ışınların cilt üzerine doğrudan etkisiyle gerçekleşir. Organizmanın ürettiğinin yanı sıra ge­rek gıda maddelerinden, gerek yapay olarak <a href="http://www.saglik.im/vitaminler/">vitamin</a> haplarından alman D vi­tamini bağırsaklarda kalsiyum emilimi-ni uyanr, fosforu bağlı olduğu organik bileşiklerden ayırarak serbest hale geti­rir ve kemikte apatit biçiminde birleşik olarak bulunan fosfor ve kalsiyum biri­kimini kolaylaştırır. Bütün bunlar kalsi­yum, fosfor ve D vitamininin, kemikte kalsiyum birikmesi, yani kıkırdağın sertleşip kemiğe dönüşmesi için vazge­çilmez olduğunu göstermektedir. Yaşa­mın ilk aylarında çocuğun ağırlığı artar, boyu uzar ve dölütsel yaşam sırasında annenin vücudundan elde edilip birikti­rilen kalsiyum ve fosfor depolarının kullanılmasıyla <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> yapısı güçlenir. Ama depolanmış olan fosfor ve kalsi­yum bir süre sonra tükenir. Bundan sonra sütle birlikte <a href="http://www.saglik.im/d-vitamini/">D vitamini</a> alınmaz­sa ya da iklimsel (örneğin sis) ve çevre­sel (güneş almayan nemli evlerde ya­şam) nedenlerle çocuğun cildindeki D vitamini etkin hale dönüşemezse, sütün içerdiği D vitamini (litrede yaklaşık 30 mg) bağırsaklardan emilemez; dolayı­sıyla kemikte kalsiyum birikemeyeceği için kemik yapısı güçlenemez. Böylece bebek raşitik olur.<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Raşitizmin belirtileri üçüncü aydan ön­ce belirgin hale gelmez. Çocuğun gür­büz bir görünümü olabilir; iştahla yer ama çok huzursuzdur, sık sık ağlar ve geceleri rahat bir biçimde uyumaz. Cil­di çok hassastır ve üstüne parmakla ha­fifçe basıldığında kırmızı çizgiler orta­ya çıkar. Baş Özellikle <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> sıra­sında ve uykuda çok terler. Baş eller arasına alınıp hafifçe bastırıldığında, esnek ve dirençsiz bir masa tenisi topu­na dokunuyormuş gibi hissedilir; orta­ya çıkan bu erken belirtiye kraniyota-bes (kafatası kemik dokusunun anormal biçimde yumuşaması) denir. Başın, özellikle yastıkla teması olan bölümle­rinin sürekli terlemesi nedeniyle <a href="http://www.saglik.im/sac-ve-killar/">saçlar</a> dökülür ve küçük bir saçsız alan ortaya Çıkar. Göğüs kafesindeki lezyonlar ise daha geç görünür hale gelir. Kaburga, göğüs kemiği ve omurlardan oluşan göğüs kafesi, çan biçimini alır, Pectus corınatus (kuş göğsü) olarak bilinen bozukluk göğüs kafesinin üst kısmının kenarlarından bastırılması sonucu gö­ğüs kemiğinin dışarı fırlaması ve uçları serbest olan 11. ve 12. kaburgaların ba­ğırsak kıvrımları tarafından dışarı ve yukarı itilmesinden kaynaklanır. <a href="http://www.saglik.im/gaz/">Gaz</a> ile dolu <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> kıvrımları karnı şiş ve hacimli bir hale getirir ve göğüs kafesi­nin alt kısmına huni görünümü verir. Göğüs kemiğinin her iki kenarında par­makla hissedilebilen küçük çıkıntılar vardır; bunlar kaburgaların ön uçların­daki kıkırdakdokunun büyümesi sonu­cu oluşmuştur. <a href="http://www.saglik.im/kas/">Kas</a> direnci az olduğun­dan çocuk oturduğunda bel kemiği öne eğilir ve kamburumsu bir eğrilik olu­şur. Raşitizmin en son belirtileri kol ve bacaklarda ortaya çıkar: 11-12. aya doğru, el ve ayak bileklerinde bileziğe benzeyen düğümler oluşur; bunlar uzun kemiklerin uçlarının (epifiz) kü­çük bir kürek biçiminde genişlemesin­den kaynaklanır Raşitik süreç, uygun bir tedavi ile durdurulmazsa, çocuk <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> etmeye ve yürümeye başladığında, zayıf ve güçsüz olan bu kemikler eğrilir ve hat­ta ufak bir darbe sonucu kırılabilir. Bü­tün bu belirtiler, daha önemsiz öteki bazı işaretlerle birlikte çocuğa raşitik tiplere (habitus rachiticus) özgü bir gö­rünüm kazandırır. Küçük hastalar so­luktur; yaşıtlarına göre daha geç yürür, çok çabuk yorulur, sık sık soğuk algın­lığı ve gribe yakalanırlar. Göğüsteki bi­çim bozukluğu nedeniyle soluk alıp vermeleri zorlaşır ve buna bağlı olarak akciğer hastalıklarını (bronş-akciğer il­tihabı, bronşit) daha ağır yaşarla/. Ço­cuğun çok çabuk hasta olmasıyla pani­ğe kapılan anneler, özellikle kışın, ço­cuğu olabildiğince evde tutar, güneşli günlerde bile dışarı çıkarmazlar. Böy­lece zaten zayıf olan morötesi ışınlar hiçbir biçimde cilde ulaşmaz ve D vita­mininin bireşimi sağlanamaz. Sonuçta kısır bir döngü oluşur: Raşitizmin teda­visi için D vitamini gereklidir, ama hastalık çocuğu “kırılgan” hale getire­rek açık havaya çıkmasını, yani D vita­minini etkin hale getiren güneş ışığından yararlanmasını engeller.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Raşitizmin birinci nedeni, gerek bes­lenme, gerek ciltte ortaya çıkan D vitamini yetersizliğidir. Yaşamın ilk aylarında sütle alınan D vitamini oranı gerçekten azdır ve 400 ünite dolayında olan günlük gereksinimi bile karşıla­maz. Hem anne, hem de inek sütünde 1 litrede bulunan D vitamini miktarı 10-70 ünite arasında değişir. Bu du­rumda morötesi ışınlar provitamini etkisiz hale getirmezse, sütçocuğu kısa süerde vitamin yetersizliğiyle karşı karşı­ya kalır. Raşitizmin hafif biçimlerinde, çocuğu güneşe çıkarmak yeterlidir; böylece hastalık hiçbir iz bırakmadan kendiliğinden iyileşebilir. Kemiklerde kalsi­yum birikmesi için vazgeçilmez olan D vitaminini eksik alan her çocuğun, özellikle de hızlı bir büyüme gösterenlerin raşitizme yakalanması kaçınıl­mazdır. Bu nedenle raşitizme hızlı bü­yüyen ve erken doğmuş çocuklar ara­sında daha sık rastlanır.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Eskiden tedavi amacıyla verilen mori-ı «a karaciğeri yağına göre içimi çok da-kolay olan vitamin haplarının geliş-rilmesi koruyucu tedavi uygulamasını )k kolaylaştırmıştır. İnek sütüne göre Isiyumdan yana daha zengin olan ıe sütü alan sütçocuklanna bile D lini verilmelidir. Raşitizm kendi gına ağır bir hastalık değildir; genel­le çok hafif biçimlerde ortaya çıkar çocuğu güneşe çıkarmakla iyileştirilebilir. Ama belirgin İskelet lezyonlan-mn geliştiği ağır olgularda çocuğa yüksek dozda D vitamini verilmesi ge­reklidir. Bir kerede verilen ve “hücum dozu” denen 600 bin ünite (15 mg) D vitamini raşitizmi durdurur ve kemik­lerde hemen kalsiyum birikmesini sağ­lar. İlacın verilmesinden birkaç gün sonra, ayak ya da kol filmi çekildiğin­de bu kemiklerin eski şeffaflıklarını kaybedip, daha sert hale geldikleri gö­rülür. Çocuğun genel durumu da iyile­şir, daha canlı ve sakin hale gelir. Ken­dini daha güçlü hissederek oturmaya ve yürümeye çalışır. Ama en azından iyileşmenin başlangıç evresinde, hâlâ güçsüz olan bacakları vücudun ağırlığı altında kolayca eğrilip biçim bozuklu­ğuna uğrayabileceğinden, yürümesini engellemek gerekir. Çok ağır olgular­da, tedavinin kötü yürütüldüğü ya da geç başlandığı durumlarda, tam iyileş­me olasılığı azdır; çocuk çarpık bacak­lı, kamburca sırtlı, dar ve küçük gö­ğüslü olacaktır. Bu biçim bozuklukları sekiz ya da on yaşına doğru özel bir ortopedik tedaviyle düzeltilebilir. Gü­nümüzde gerek çocuk hekimine daha sık başvurulduğundan, gerek sütçocu-ğunun beslenmesini vitaminlerle zen­ginleştirme alışkanlığı yaygınlaştığın­dan raşitizme, özellikle de ağır biçim­lerine daha az rastlanmaktadır.<br />
Zamanında ve doğru bir tedaviyle, uzunca bir zamanda da olsa, gerek kol ve bacaklardaki eğrilikler, gerek göğüs kafesindeki biçim bozuklukları düzel­tilebilir. Doğru bir tedavide ilaçlar, kaslara direncini yeniden kazandırmak için yapılan masajlarla, tuzlu <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> ban-yolanyla, ıspanak, havuç, kereviz gibi yeşil <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">sebzeler</a> ve yumurta, süt, peynir gibi kalsiyumdan yana zengin besinler içeren dengeli bir beslenmeyle destek­lenmelidir.<br />
<strong>RAŞİTİZME BAĞLI KASILMA NÖBETLERİ</strong><br />
Raşitizmin iyileşme evresinde kalsi­yum hızla kemiklere yerleşir ve buna bağlı olarak kandaki kalsiyum miktarı azalır. Kalsiyumun, kemiklerde mine-ralleşmeyi sağlamasının yanı sıra, or­ganizmada çok önemli başka etkileri vardır. Bunların başında kas ve sinir uyarımlarının düzenlenmesi gelir. Ra­şitizm tedavisi kötü yapılırsa, yani hastaya D vitaminiyle birlikte kalsi­yum verilmezse kandaki kalsiyum çok kısa bir sürede emilir ve kemiklerde kullanılır; bunun sonucunda kalsiyum kas uyarımlarım frenleme işlevini ye­rine getiremez. Sonuçta raşitizme bağ­lı tetani ya da raşitizmin iyileşme krizi denen istem dışı kasılmalar ortaya çı­kar; bu kasılmalar özellikle kol ve ba­caklarda belirgindir. Elin kasılması ve parmakların bükülmesiyle el “ebe eli” denen bir görünüm almıştır; ayak par­makları tabana doğru kıvrılmıştır ve ayak gergindir. Bazen kasılmalar bü­tün vücuda yayılabilir ve çocuk bilin­cini kaybedebilir. Bu aşırı uyarılabilir-lik durumunda, özellikle de bir ağlama nöbeti sırasında gırtlak kasları aşın de­recede kasılabilir; çocuk soluk almak için büyük bir çaba harcarken, gergin ve acı çeker bir görünüm içindedir. Hava normalden daha dar bir geçitten geçmek zorunda olduğundan düdüğe benzer bir ses çıkar. Raşitizme bağlı tetani daha çok ilkbaharda görülen mevsimsel bir hastalıktır; bunun nede­ni kış aylarında yerleşen hastalığın ilk­baharda iyileşmeye başlamasıdır. Raşi­tizme bağlı tetani D vitamininin “hü­cum dozu”na kalsiyum eklenerek önle­nebilir. Kas ve sinirlerin aşırı uyarımı halinde D vitaminiyle birlikte kalsi­yum verilirse emilim kolaylaşır ve has­tanın durumu normalleşir. Bunun yanı sıra beslenme düzeni de değiştirilmeli, çocuk bir gün boyunca yalnızca çorba gibi hafif bir yiyecekle beslenmelidir.<br />
<strong>KORUYUCU TEDAVİ</strong><br />
Koruyucu tedavi <a href="http://www.saglik.im/yazi/hamilelik/">hamilelik</a> sırasında başlamalıdır. Anne adayı <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> önce­sinde çocuktaki kalsiyum depolarının yeterince dolabilmesi için beslenmesi­ne süt, yumurta, peynir gibi kalsiyum­dan yana zengin maddeleri eklemeli­dir. Büyük olasılıkla anne sütündeki kalsiyum ve fosfor inek sütüne göre bağırsaklarda daha kolay emildiği için anne sütüyle beslenen çocuklar arasın­da raşitizme daha az rastlanır. Ama yalnızca anne sütüyle beslenen çocuk­lara dışardan D vitamini verilmezse ra­şitik belirtiler ortaya çıkabilir. Bunun nedeni sütteki kalsiyumun büyümeyi hızlandırması sonucu sütle alınan D vi­tamininin organizmanın gereksinimini karşılayamaz hale gelmesidir.<br />
Anne sütüyle beslenemeyen çocuk­larda ise hazır mamalara dördüncü ay­dan başlayarak <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">sebze</a> çorbası, <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> sarısı, peynir ve yeşil sebzeler gibi gı­da maddeleri eklenmelidir. Dengeli beslenme kadar önem taşıyan bir başka konu da çocuğun açık havaya ve güne­şe çıkarılmasıdır. Ciltteki D vitamini­nin etkin hale dönüşmesini sağlamak için, çocuk kış aylarında dışarı çıkarılırken soğuktan korunacak, ama morö­tesi ışınların cilde ulaşmasını engelle­meyecek biçimde giydirilmelidir. Ha­va güneşli ve sıcak olduğunda ise ço­cuğa evde pencerenin önünde güneş banyosu yaptırılmalıdır; ama cam mo­rötesi ışınlan engellediğinden güneş banyosu sırasında pencereler açık tu­tulmalıdır.<br />
Bu Önlemlerin yanı sıra, çocuğa küçük dozlarda D vitamini verilmeli­dir. Bir zamanlar raşitizme karşı ön­lem olarak, tadı çok kötü olduğundan çocukların içmeyi reddettikleri morina karaciğer yağı verilirdi. Günümüzde içimi kolay vitaminlerin geliştirilme­siyle koruyucu tedavi büyük ölçüde kolaylaşmıştır.<br />
<strong>D VİTAMİNİ FAZLALIĞI</strong><br />
Raşitik ya da yalnızca az yiyen iştah­sız bir çocuğu ele alalım. Çocuğa teda­vi amacıyla kısa aralıklarla yüksek dozda D vitamini (400 bin-600 bin ünite) verilmektedir. Başlangıçta bir şey olmaz; ama verilen vitamin toplam olarak 2 milyon üniteyi geçtiğinde D vitamini zehirlenmesi ortaya çıkar. Ze­hirlenmenin ilk belirtisi çocuğun ye­mek yemeyi reddederek yalnızca su iç­mek istemesidir. Gece de susuzluk çe­ken çocuk, sık sık idrar yapma isteği duyar ve süt içmeyi kesinlikle redde­der. Bu belirtilere genellikle bulantı, bazen de <a href="http://www.saglik.im/kabizlik-kgnstipasyon/">kabızlık</a> eşlik eder. Bazen bu belirtilerin ortaya çıkmasından Önce kısa bir <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> evresi görülür. Çocuğun gözlerinin çevresinde halkalar belir­miştir, yüzü soluktur, ateşi vardır ve kilo kaybeder. Bütün bu belirtilerin nedeni kandaki kalsiyum fazlalığıdır. Kandaki kalsiyum düzeyi Ölçülürse belirgin bir biçimde yükselmiş oldı görülür; ayrıca idrarda kalsiyum ve bümin bulunur. Kalsiyum böbrekleı birikebilir.<br />
Başlıca etkisi kalsiyumu hareke geçirmek ve kemiklere yollamak ol D vitamini, şimdi neden bu tür beliı lere yol açmaktadır? Bunun nedeni vitamininin kemiklerde kalsiyum bH kimini artırmasının yanı sıra ker lerden kalsiyumun ayrılmasına da den olmasıdır. Yüksek doz vitamiı rin etkisiyle kemik kalsiyuma tümüyj doymuş olduğundan, kemik dokus nun reddettiği kalsiyumların kana ge mesiyle kalsiyum kemikten ayrılma başlar ve kandaki kalsiyum dm yükselir. D vitamini verilmesi heme kesilirse hasta 1-2 hafta içinde noı le döner.<br />
<strong>D VİTAMİNİNE DİRENÇLİ RAŞİTİZM</strong><br />
“Raşitizm” terimi D vitamininin yeter* siz alınmasını ya da üretilmesini ifade etmenin Ötesinde, kandaki kalsiyum düzeyi düştüğünde ortaya çıkan belir­tileri de anlatmak için kullanılır. Belir­tileri basit sütçocuğu raşitizmine çok yakın olmakla birlikte, normal dozlar­da D vitamini verilmesinin etkili ol­madığı olgular vardır. Bunlar D vita­minine dirençli raşitizm olgularıdır. Burada hastalığın nedeni vitamin ek­sikliği değil, böbreklerden aşırı kalsi­yum atılması ya da bağırsak mukoza­sından kalsiyum emiliminin azalması­dır; birinci durum <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> raşitizmi gi­bi olgularda, ikinci durum ise uzun sü­ren bağırsak iltihaplarında ya da bazı sindirim kanalı hastalıklarında ortaya çıkar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Raşitizm ve benzer <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> tam olarak iyileştirilebilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Raşitik çocuklarda ortaya çıkan iskelet bozuklukları belirli bir zaman geçtikten sonra düzeltilemez. Erişkinlerde <a href="http://www.saglik.im/d-vitamini/">D vitamini</a> eksikliğine bağlı ortaya çıkan ve osteomalazi olarak adlandırılan <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> yumuşaması ise D vitaminle-riyle tedavi edilebilir; tedavi sonucunda kalsiyumdan yoksun kemik yatağı hızla kalsiyumla dolar ve böylece röntgen filmlerinde görülen ve “yalancı kınk” denen çizgiler ortadan kalkar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/rasitizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polisitemi</title>
		<link>http://www.saglik.im/polisitemi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/polisitemi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 07:09:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=9099</guid>
		<description><![CDATA[Kanda çok aşırı sayıda alyuvarlar bulunması. Yüzün, ve deride aşırı kızarıklık, kaşıntılara ve Tromboz eğilimine yol açar. Bazı tümörlere ya da uzun süren hipoksi durumuna (akciğer hastalıkları) eşlik edebilir. Başka bir hastalıktan kaynaklanabileceği gibi, belirli bir hastalığa bağlı olmayabilir. Çoğunlukla orta yaş hastalıklarındandır. Hücre sayısının çoğalmasından dolayı, kanın yoğunluğu artar, kişide kolay bir biçimde tromboz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanda çok aşırı sayıda <a href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">alyuvarlar</a> bulunması. Yüzün, ve <a href="http://www.saglik.im/deri/">deri</a>de aşırı <a href="http://www.saglik.im/kizariklik/">kızarıklık</a>, <a href="http://www.saglik.im/kasinti/">kaşıntı</a>lara ve <a href="http://www.saglik.im/tromboz-ve-trombus/">Tromboz</a> eğilimine yol açar. Bazı <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a>lere ya da uzun süren hipoksi durumuna (<a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">akciğer hastalıkları</a>) eşlik edebilir. Başka bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a>tan kaynaklanabileceği gibi, belirli bir hastalığa bağlı olmayabilir.</p>
<p>Çoğunlukla orta yaş <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>ındandır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">Hücre</a> sayısının çoğalmasından dolayı, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a>ın yoğunluğu artar, kişide kolay bir biçimde tromboz ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">da­mar</a> tıkanmaları meydana gelir. Hastanın yü­zü kırmızı bir şekle bürünür ve <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamarlar</a> gergin­leşir. <a href="http://www.saglik.im/polisitemi/">Polisiteminin tedavisi</a>, hasta­dan kan alarak ve <a href="http://www.saglik.im/kemik-iligi/">kemik iliği</a>ne yerleşip, <a href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">alyuvar</a>ların yapılmasını engelleyen radyoaktif <a href="http://www.saglik.im/fosfor/">fosfor</a> vermektir.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-9101 alignleft" title="polisitemi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/10/polisitemi-300x227.jpg" alt="polisitemi" width="300" height="227" /><br />
<a href="http://www.saglik.im/polisitemi/">Polistemi</a> bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum hastalığı</a> değildir, sonradan meydana gelir ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kemik-hastaliklari/">kemik hastalıkları</a>ndan biridir. Bütün <a href="http://www.saglik.im/kan-hucreleri/">kan hücreleri</a>nde (<a href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">eritrosit</a>, lökosit, trombosit) aşırı bir üretim olur. Çok ender görülen bir hastalıktır, çoğunlukla erkeklerde ortaya çıkar ve kırk yaşın altında ender gözlenir. Sebebi tam olarak belli değildir.</p>
<p>Polistemi yavaş yavaş gelişim gösterir, çoğunlukla 50-60 yaşlarından sonra akut myelojenik <a href="http://www.saglik.im/kan-kanserleri-losemiler/">lösemi</a>ye zemin hazırlayabilir. Kanın yoğunlaşmasındaki yükseliş (akışkanlığının azalması) ve trombositlerin sayısında oluşan artış bir inme ya da kalp krizilerine sebebiyet verebilir. Bazı hastalarda trombositlerin <a href="http://www.saglik.im/pihtilasma/">pıhtılaşma</a> yetenekleri azaldığından, <a href="http://www.saglik.im/kanamalar/">kanamalar</a> görülebilir. Riskli gruplar tam olarak belli olmamakla birlikte, yahudilerde daha sık meydana geldiği görülmüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/polisitemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Romatizma</title>
		<link>http://www.saglik.im/romatizma/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/romatizma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 19:24:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=9022</guid>
		<description><![CDATA[Romatizma, kesin bir anlamı bulunmayan, eklemlerde ya da sinirlerde çoğunlukla biçim bozukluklarının eşlik ettiği ağrılarla yansıyan çeşitli hastalıklar için kullanılan tıp terimi. Romatizma diye nitelenen hasta hastalıklarının çoğu, aslında çeşitli nedenlerden kaynaklanan eklem iltihaplarıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Romatizma, kesin bir anlamı bulunmayan, eklemlerde ya da sinirlerde çoğunlukla biçim bozukluklarının eşlik ettiği ağrılarla yansıyan çeşitli <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> için kullanılan tıp terimi. <a href="http://www.saglik.im/romatizma/">Romatizma</a> diye nitelenen hasta <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a>larının çoğu, aslında çeşitli nedenlerden kaynaklanan eklem iltihaplarıdır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9261" title="Romatizma" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/08/Romatizma-223x300.jpg" alt="" width="223" height="300" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/romatizma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ROMATOİT ARTRİT</title>
		<link>http://www.saglik.im/romatoit-artrit/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/romatoit-artrit/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 05:55:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deri (Cilt) Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[İltihaplanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[ROMATOÎT ARTRİT Kronik ve ilerleyici bir gidişi olan rom&#38;toit artrit bütün vücudu ilgilendi­ren bir hastalıktır. Bütün organlarda bu­lunan bağdokusunun iltihaplanmasına bağlı olarak gelişen bu hastalıkta en açık belirtiler eklem düzeyindedir. Bu­rada yerleşen bir sinovya (eklem içi döşeyici zar) iltihabı daha sonra ortaya çı­kan bütün eklem bozukluklarının hare­ket noktasını oluşturur. İltihabi süreç önce el ve ayak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ROMATOÎT ARTRİT</strong><br />
Kronik ve ilerleyici bir gidişi olan rom&amp;toit artrit bütün vücudu ilgilendi­ren bir hastalıktır. Bütün organlarda bu­lunan bağdokusunun iltihaplanmasına bağlı olarak gelişen bu hastalıkta en açık belirtiler eklem düzeyindedir. Bu­rada yerleşen bir sinovya (eklem içi döşeyici zar) iltihabı daha sonra ortaya çı­kan bütün eklem bozukluklarının hare­ket noktasını oluşturur. İltihabi süreç önce el ve ayak, daha sonra nöbetler halinde ilerleyerek el bileği, diz, omuz, ayak bileği ve dirsek eklemlerini etki­ler. Hastalık bulaşıcı değildir. Romatoit artritin temel lezyonu, bütün organlarda ve özellikle sinovya zarında, seröz buralarda (kasların birbirleri ve kemikler üzerinde kolayca kaymasını sağlayan içi sıvı dolu keseler), kemikte, kıkırdak­ta, kasta ve derialtında bulunan ve bir “destek” dokusu olan bağdokusunu et­kileyen iltihaplanmadır. Eklemi oluştu­ran bütün bölümler <a href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">iltihaplanma</a> süre­cinden etkilenir. Sinovya zan kalınla­şır, kırmızımsı ve pürtüklü bir hal alır; eklemde bulunan sinovya sıvısı belirgin ölçüde artar. Kemiklerin eklem başları, kemiğin direnç ve sağlamlığını koruma­sı için gerekli <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> içeriklerinin bir bölümünü yitirir. Böylece <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> yo­ğunluğunda bir azalma olur. Eklem yü­zeylerini örten kıkırdağın üstüne “ek­lem pannusu” denen anormal bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> tabakası yerleşir. Bu *abaka, hareketler­de belirgin biçimde kısıtlama ve engel­lemeye yol açarak, eklem yüzeylerinin pürüzsüzlüğünü ve kayganlığını bozar. Birbirine bitişik iki eklem yüzeyi üstün­de oluşan “pannus”, ilgili eklemin hare­ketlerinin bütünüyle durmasına yol aça­cak biçimde kaynaşabilir. Daha İlerle­miş olgularda, eklemin kaybolmasıyla birlikte iki eklem yüzeyi arasında ger­çek bir kemik köprüsü oluşumu ortaya çıkabilir (ankiloz). “Polipoit” olarak ta­nımlanan bir görünümle büyüme ve ço­ğalma eğilimi gösteren romatoit artritin iltihabi dokusu (granülasyon dokusu), kirişlerin zarlarını, seröz bursalan, peri-ostu (kemik dış zan), kirişleri ve kaslan etkileyerek eklemin dışında da oluşabi­lir. Sonuçta bütün bu dokuların görünü­mü ve direnci belirgin biçimde değişe­bilir.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Tıbbi ve bilimsel araştırmalardaki iler­lemelere karşın, romatoit artritin ortaya çıkmasına yol açan nedenler halen bi­linmemektedir. Oluşum mekanizmala-nyla ilgili olarak en geniş kabul gören varsayım, hastalığın eklemlere ve ek­lem sinovyasına karşı duyarlı hale gel­miş antikorların oluşumuna bağlı bir bağışıklık olayıyla ilgili olduğudur.<br />
Henüz yapısı bilinmeyen bir etken (bakteri ya da virüs olabilir) sinovya zarının <a href="http://www.saglik.im/plazma/">plazma</a> hücrelerini <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> üret­meye yöneltir ve bunlar hastalık etkeni­ne (antijen) bağlanır. Gene bilinmeyen bir nedenle antijen-antikor bileşinini yabancı kabul eden vücut bir “romatoit faktör” üreterek tepki gösterir.<br />
Kanda ve sinovya sıvısında bulunan bu romatoit faktör, “yabancı” antikor-antijen bileşeni için bir antikordur; anti­jen-antikor etkileşimi akyuvarları uya­rarak fagositozu (yutup yok etme) sağ­lar. Buna, romatoit artritteki <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> lez-yonlarmın gelişmesine neden olan en­zim serbestleşmesi eşlik eder.<br />
<a href="http://www.saglik.im/romatoit-artrit/">Romatoit artrit</a> görünümü ortaya çıktığı zaman, gerek hastalann kanında, gerek etkilenen eklemlerin sinovya sı­vısında “romatoit faktör”ün varlığının belirlenmesi, yukanda sözü edilen var­sayımı doğrular. Buna karşılık romatoit faktör subakut bakteriyel endokardit (bakteri kökenli <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> iç zarı iltihabı) ve öbür kronik enfeksiyon olgularında da bulunur ve enfeksiyonun başarılı biçim­de tedavi edilmesinin ardından yok olur.Romatoit artritin çoğu kez belirli ruhsal özellikleri olan kişilerde görül­düğü ve ruhsal gerilimin arttığı durum­larda ortaya çıktığı ya da ağırlaştığı yo­lundaki gözlemler, birçok hekimi bu hastalığın belirgin bir psikosomatik ni­teliği olduğunu düşündürmeye yönelt­miştir. Bu varsayım dünyanın birçok yerinde çeşitli araştırmaların yapılması­na yol açmıştır; bu araştırmaların çoğu, romatoit artritin en azından kısmi bir psikosomatik hastalık olabileceğini göstermiştir.<br />
<strong>GÖRÜLME SIKLIĞI</strong><br />
Artritis deformans, kronik ilerleyici” po-liartrit gibi adlarla da bilinen romatoit artrit oldukça yaygın bir hastalıktır. Nü­fusun yüzde 1-3′ü arasında bir bölüm bu hastalığa tutulur; kadınlarda tutulma ora­nı erkeklere göre üç kat daha yüksektir; en çok 20-40 yaşları arasında ortaya çık­makla birlikte, her yaşta görülebilir.<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Hastalık genellikle sinsi bir biçimde başlar ve hastanın genel durumu kısa sürede bozulur. Yorgunluk, iştahsızlık, <a href="http://www.saglik.im/zayiflama/">zayıflama</a> ve yaygın bir kırıklık hali gö­rülür. Eklem ağrılarının ortaya çıkması, hastalarca travma, heyecan, üşütme gibi belirgin bir olguya bağlanır. Ama bu tür etkenler hastalığın doğrudan nedenleri değildir; yalnızca ortaya çıkmasını ko­laylaştırıcı öğelerdir. Daha sonra sinsi ve ilerleyici bir biçimde eklem bozuk­lukları başlar. Az ya da çok yaygın, be­lirsiz ağrılar, hafif bir ateş, sabahlan kalkınca hareketlerde görülen belli bir zorlanma hastalığın ilk belirtilerini oluşturur.<br />
Genel bozuklukların ortaya çıkması üzerine, romatoit artrit olasılığı düşünü­lerek, bu yönde İncelemelere başlanır. Genellikle önce küçük eklemler, özel­likle de proksimal interfalanjeal (par­makların küçük kemiklerinin arasındaki üst eklemler) ve metakorpo falanjeal <a href="http://www.saglik.im/yazi/eklemler/">eklemler</a> (parmakla, tarak kemikleri arasındaki eklemler) hastalığa yakala nır. Daha ileri evrede hastalık el, ayak bilekleri ve diz gibi büyük eklemleri de etkiler. Hastalığa sık yakalanan bir baş­ka bölüm boyun omurları arasındaki eklemlerdir. Romatoit artritin tipik bir Özelliği eklemlerin (her iki bilek, her iki diz) iki yanlı ve simetrik olarak tu­tulmasıdır. Hastalığın akut evresinde tutulan eklemler şiş görünürler. Genel­de iğ biçiminde olan bu şişlik çok ağn verir ve ağn en küçük bir dokunmayla artar. Hasta ağnyî şiddetlendirecek her­hangi bir hareketten kaçınır; istese bile eklemi bir sınırın ötesinde <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ettir­mesi olanaksızdır. Özellikle sabah yeni uyanmış ya da bir süre dinlenmiş hasta­larda belirgin olan bu durum iki meka­nizmanın etkisiyle açıklanır: Eklem ha­reketlerini gerçekleştiren kaslann kasıl­ması ve kaslann kemiğe yapıştığı fib-röz (lifsi) bölümü oluşturan kirişlerin kısalması. Birinci mekanizma akut ev­rede daha belirgindir. Kasılma savun­manın bir <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleks</a> mekanizmasıdır; mer­kez <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> ağrıyı fark edince, eklemi hareketsiz kılan bir <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> kasılması-j m emreder. Bu, kişinin istemli hareketij dışında olur. Eklemleri denetleyen ka larrn en güç-lüleri fleksörler (öne katla-J yıcılar) olduğundan, eklem fleksiyonda’ (önkol, avuçiçi yönünde kolun üstüne kıvrılmış, bacak kama çekilmiş) hare-1 ketsiz kalır. Bu konum, denetlenmez ve düzeltilmezse, geriye dönüşü olmayan konum kusurlarına ve daha sonra biçim bozukluklanna yol açabilir. Romatoit artrit nöbetlerle seyreder. Görece sakin dönemlerde eklemlerde bir zarar oluş­maz. Bunları şiddetli ağrıyla belirlenen akut nöbetler izler. Bu dönemde eklem şişer, genel durum bozulur ve her akut nöbette eklemde daha fazla hasar olu­şur. Hastalık ölüme götürmez; birkaç yıl sonra ilerleyici evre söner, akut nö­betler yinelenmez. Bazı durumlarda ağır sakatlıklara yol açabilen eklem ha-sarlan ve biçim bozukluklan kalır. En ağır değişiklikler el ve ayakların küçük eklemlerinde olur. Kemikler arası kas­lar erir, el bir istiridye kabuğu görünü­mü alır, parmaklar küçük parmak yönü­ne döner. Eklemlerde çıkıklar ve kısmi Çıkıklar ^görülür. Radyolojik inceleme­de parmak ve tarak kemiklerinin uçları­nın ağır yıkımlara uğramış olduğu gö­rülür. İltihaplı dokuyla çevrili kirişler esneklik ve sağlamlıklannı yitirirler; biçimi bozulmuş kemiklerin yüzeyleri­ne sürekli sürtünme sonucunda kopar­lar. Böylece biçimsel ve işlevsel bozul­ma ağırlaşır.Yukanda betimlenen tablo hastalı­ğın ne kadar korkutucu olduğunu açık­ça göstermektedir. Olguların büyük bö­lümünde görüldüğü gibi, romatoit artrit özellikle gençlik döneminde hastanın yaşamım ciddî bir biçimde etkiler.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Romatoit artrit bilinen görünümleriyle aya çıkıp geliştiğinde kolay tanınır, stalığın eklemlerde başlaması, daha ellerde görülmesi, belirtilerin iki “yanlı ve simetrik olması, parmaklarda biçim bozukluğu ve eğrilmelerin ortaya çıkması, aradaki iyileşme dönemlerine karşın nöbetler halinde ilerlemenin gö­rülmesi tipik özelliklerdir. Bütün bunlar hekime söz konusu artrit tipini düşün­dürür.<br />
Laboratuvar incelemeleri tanıyla il­gili sorunları aydınlatır: Çoğu zaman <a href="http://www.saglik.im/yazi/kansizlik/">kansızlık</a> görülür, nöbetler sırasında al­yuvarların çökme hızında (sedimantas­yon) artış vardır, sinovya sıvısı genel­likle bulanıktır ve hücresel elemanlar bakımından zengindir. Uygun serolojik jestlerle, bu hastaların serumunda roma-&gt;it etkenin saptanması Özellikle önem­lidir. Radyolojik inceleme de Önemlidir; hastalığın ilerlemesiyle eklem yıkımına ilişkin bulgular artar.<br />
<strong>GİDİŞİ</strong><br />
Yıllar boyunca birbirini izleyen nöbet­ler sonucunda eklemlerdeki yıkım bir yandan ankiloza (eklemin donması) doğru ilerlerken, öbür yandan çok be­lirgin biçim bozuklukları gelişir ve has­talığa tutulan bölgede işlev bozuklukla­rı ortaya çıkar. Örneğin artrit kalça ve diz eklemini ağır biçimde etkilediğinde yürüyüş aksar. Hastalığın ilerlemesi er­ken ve uygun bir tedaviyle yavaşlatıla-bilir, ama bütünüyle durdurulamaz. Hastalığın gidişini etkileyen birçok et­men vardır. Artritli hastaların yüzde 50’si hastalığın başlangıcından 10 yıl sonra bile bütünüyle normal bir yaşam sürdürebilir. Buna karşılık öbür yüzde 50’si hastalıktan önemli ölçüde etkile­nir ve bunların bir bölümü yatağa bağlı hale gelir.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Romatoit artritin farklı biçimlerinin olu­şu, hastalığın kronik ve sorunlu gelişimi, hastalığa tutulan kişilerin yaş, cinsi­yet ve toplumsal durum farklılıkları, bütün hastalar için uygun olabilecek ge­nel bir tedavi programını oluşturmayı güçleştirmektedir. Bu nedenle, uygun zamanda uygun tedavinin yürütülme­sinde, deneyimli bir hekimin çok önem­li payı vardır. Bununla birlikte her ol­gunun tedavisinde izlenen bazı genel kuralları belirleme olanağı vardır. Ge­lişme evresindeki romatoit artritin teda­visi beslenmeyle ilgili <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> kuralları­nın gözetilmesine, <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> kesici ve iltihap giderici ilaçların kullanımına ve eklem işlevini korumaya yönelik ortopedik Önlemlerle fizik tedavi uygulamalarına dayanır. Alevlenme dönemleri sırasında kesin yatak istirahatı gereklidir. Eklem işlevinin daha iyi korunması için hasta­nın ruhsal dengesi de çok önemlidir; tu­tulduğu hastalığın kronik ilerleyici Özelliğinin ve ilaçların bu hastalığın te­davisinde sınırlı *bir etkisi olduğunun bilincinde olan hasta biçim bozuklukla­rının yerleşmesini önlemek ve eklem iş­levlerini olabildiğince korumak için he­kimle işbirliğine girmelidir. Hastanın yaşam koşullan elveriyorsa, sıcak ve kuru iklimli bir bölgede yaşaması Öne­rilir. <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">Beslenme</a> rejimi <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> ve vita­min bakımından zengin olmalıdır. Tıb­bi tedavi ağrı kesici-iltihap giderici (analjezik-antienflamatuar) etkisi olan ilaçlara (asetilsalisilik asit, pirazolon, fenilbütazon, altın tuzu türevleri) ve sitostatik (hücre içindeki alerjik reaksiyo- ? nun immünpatolojik süreçlerini ya da hücrenin çoğalmasını engelleyici) ilaç-^&gt; lara (sıtma karşıtı, <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> karşıtı ilaçlar &gt; vb) dayanır.                                         t<br />
Bazen çok iyi sonuçlar verebilen bu $ ürünler, olguya göre seçilir ve tedavir eden hekimin deneyimlerine ve hasta- * nın değişik tepkilerine göre farklı bile­şimlerle kullanılabilir. Oldukça ağır olabilen ikincil komplikasyonlan önle­me açısından, ürünlerin sürekli hekim ve laboratuvar denetimi altında kulla­nılmasına özen gösterilmelidir. Tıbbi^ tedavi her zaman “eklemlerin işlevsel tedavisi” İle birlikte yürütülür; bu teda­vinin amacı iltihaplı eklemleri işlevsel bir konumda tutmak ve olabildiğince hareketliliklerini korumaktır.İşlevsel tedavi sık sık masaj kürleri­nin uygulanmasına, kasların elektrikle uyarılmasına, etkilenen eklemlere aktif ve pasif hareketler yaptırılmasına daya­nır (aktif hareketler hastanın kendi yap­tığı; pasif olanlar ise bir başkasının güç uygulayarak hastanın eklemine yaptır­dığı hareketlerdir). Bir eklemde biçim bozukluğunu ya da ankilozu (eklemin donması) Önlemek, düzeltmekten daha . kolaydır. Bu bakımdan, nöbetler sıra­sında biçim bozukluğu gelişimini önle­yerek eklemi doğal konumda tutan alçı atellerle, hareket açıklığım pasif hare­ketlerle koruyacak esnek ve yaylı orto­pedik aygıtlar kullanılır.Lezyonlann ilerlemesi ve tıbbi te­davilerin artık hiçbir sonuç vermemesi durumunda cerrahi tedaviye yönelmek kaçınılmaz olur. Cerrahi tedavi hem hastalığın ilerleyici ve yıkıcı eğilimini durdurmaya yönelik koruyucu, hem de bozulan eklemi düzeltici ve ona olabil­diğince fazla işlev becerisi vermeye yönelik (rekonstrüktif) girişimlere da­yanır. Hastalığın son evresinde ağır bi­çim bozuklukları ve işlevi engelleyici ağrılar, hastanın ısrarla cerrahi çözüm istemesine yol açar. îlk aşamadaki giri­şim, iltihabı süreçlerin kaynağı, ağrı­nın ve eklemle ilgili bütün yıkıcı sü­reçlerin nedeni olan sinovyanın cerrahi olarak çıkarılmasına dayanır. Sinovek-tomi denen bu girişim kuramsal olarak bütün eklemlere uygulanabilir. Ama diz ve dirsek gibi eklemlerde kolay; bi­lek, ayak, kalça, omur eklemleri gibi anatomik olarak karmaşık ve ulaşılma­sı güç bazı eklem bölgelerinde ise güç­tür.<br />
İkinci aşamadaki girişim ise doğru­dan, işlevsel açıdan bozulmuş bir ekle­min kemik bölümüne yöneliktir. Bu, ek­lemi işlevsel bir durumda dondurarak ağrıları yok etme (bilek artrodezi; bilek 2. sıra kemikleri ile el tarak kemikleri arasındaki eklemi ya da daha ender ola­rak bilek 1. sıra kemikleri ile döner ke­mik arasındaki eklemi dondurma); kalı­cı bir eğriliği (deviasyon) düzeltme (kalça ve diz deviasyonu için uyluk ke­miği ya da kaval kemiği osteotomisi [ameliyatla kemiğin bir parçasının çıka­rılması ya da kemik eklenmesi] ya da bozulmuş ekleme bir işlev vermeye yö-nelİk artroplasti [bozulmuş eklem yü­zeylerini protezle değiştirme]) biçimin­de olabilir.<br />
<strong>RUHSAL TEDAVİ (PSİKOTERAPİ)</strong></p>
<p>Birçok romatoit artrit olgusunda ruhsal tedavinin de olumlu etkileri olmuştur. Biçim bozukluğuna yol açan bu kronik ve ağniı hastalığın, hastanın bütün kişi­liğini, yaşamını, alışkanlıklarını, ilgile­rini ve insan ilişkilerini etkilediğini göz önüne almak gerekir. Anlaşılabilir bir savunma mekanizması olarak, hasta içi­ne kapanır ve insan ilişkilerini en aza indirerek toplumsal yaşamdan uzaklaşır. Bu nedenle romatoit artritli bir has­tanın psikolojik desteğe duyduğu ge­reksinim çok açıktır. Psikolojik destek yalnızca hekim ve psikoterapisti değil, hastanın aile bireylerini de ilgilendirir.) Psikolojik yardımla hastanın huzurlu ve etkin bir yaşam sürdürebileceği inana] güçlendirilebilir.</p>
<p>.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/a17.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3688" title="a17" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/a17.jpg" alt="" width="286" height="211" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Romatoit artriti olan ekleme doğrudan kortizon enjeksiyonu nasıl  yapı­lır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Eklemin seçilen noktası özenle dezenfekte edildikten sonra uygun bir  iğney­le ekleme kortizonlu preparat verilir. Hastanın 12-24 saat boyunca  enjeksi­yon yerinde bir şişlik ve ağrıda bir artış fark edilebileceğini  bilmesi ve bun­dan kaygı duymaması gerekir. Çünkü şişlik bir ya da en  fazla iki gün içinde gerileyecektir. Aynı eklemde yeniden tedavi için en  az 3-4 ay</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Romatoit artrit tedavisinde kortizonun yeri nedir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Kortizon yalnızca en ağır olgularda verilmelidir. Kullanım ağız yoluyla  ol­malıdır. Tedavi genellikle uzun süreli olduğundan, etkili olan en <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> doz­la sürdürülmelidir. Uzun süre kortizon verilmesi, uzun dönemde  enfeksiyon­lara direncin azalması, <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ülseri, yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> ve şeker gibi bir dizi yan etkiye yol açabilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Hastalık kalıtsal olarak geçer mi?</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Cevap</span><br />
</strong><br />
Romatoit artriti olan hastaların aileleri üzerinde yürütülen çalışmalar,  şimdi­ye değin hastalığın kalıtsal geçişiyle ilgili veriler ortaya  koymamıştır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Romatoit artrit neden sistemik bir hastalık olarak tanımlanır?</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Romatoit artritin sistemik bir hastalık sayılmasının nedeni, genel ve iç  or­ganlarla ilgili belirtilerin yanı sıra eklemlerle ilgili belirgin  iltihabi olaylarla da ayırt edilmesidir. Genel belirtiler kırıklık, <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> ve kilo  kaybıdır. îç organ­larla ilgili hastalık belirtileri İse plevradan  (akciğer zarı) perikarta (kalp dış zan), dalaktan karaciğere kadar bütün  İç organları ilgîlendİrebüir. Başlangıç­ta eklem hastalığı iki yanlı,  simetrik ve ilerleyici bir biçimde el ve ayak par­maklarının küçük  eklemlerini tutar.<br />
Eklem hastalığı aşamalı olarak kötüleşir ve kronikleşme eğilimi  gösterir; be­lirtilerin alevlendiği ve iyileştiği dönemler birbirini  izler; eklem biçim bo­zuklukları ve bunlara bağlı <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> kayıpları ortaya çıkar.</p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 4528px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">
<p>Romatoit artrit neden sistemik bir hastalık olarak tanımlanır? v *<br />
Romatoit artritin sistemik bir hastalık sayılmasının nedeni, genel ve iç  or­ganlarla ilgili belirtilerin yanı sıra eklemlerle ilgili belirgin  iltihabi olaylarla da ayırt edilmesidir. Genel belirtiler kırıklık, <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> ve kilo  kaybıdır. îç organ­larla ilgili hastalık belirtileri İse plevradan  (akciğer zarı) perikarta (kalp dış zan), dalaktan karaciğere kadar bütün  İç organları ilgîlendİrebüir. Başlangıç­ta eklem hastalığı iki yanlı,  simetrik ve ilerleyici bir biçimde el ve ayak par­maklarının küçük  eklemlerini tutar.<br />
Eklem hastalığı aşamalı olarak kötüleşir ve kronikleşme eğilimi  gösterir; be­lirtilerin alevlendiği ve iyileştiği dönemler birbirini  izler; eklem biçim bo­zuklukları ve bunlara bağlı <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> kayıpları ortaya çıkar.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/romatoit-artrit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PAGET HASTALIĞI</title>
		<link>http://www.saglik.im/paget-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/paget-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 14:44:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=419</guid>
		<description><![CDATA[Paget hastalığı ya da mikrobik ol­mayan “biçim bozucu kemik iltihabı” anlamına gelen adıyla osteitis defor-mans, kronik bir kemik hastalığıdır. Kemfk dokusunda dönüşümlü olarak yıkım ve yapım evreleriyle ilerler. Bu süreç içinde Önce kalsiyum kemik do­kusundan ayrılarak kemiğin yumuşa­masına yol açar. Bu yıkım sürecinin ar­dından gelen yapım evresinde kemik dokusunda aşın biçimde biriken kalsi­yum kemiğin kalınlaşmasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Paget hastalığı ya da mikrobik ol­mayan “biçim bozucu <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> iltihabı” anlamına gelen adıyla osteitis defor-mans, kronik bir kemik hastalığıdır. Kemfk dokusunda dönüşümlü olarak yıkım ve yapım evreleriyle ilerler. Bu süreç içinde Önce <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> kemik do­kusundan ayrılarak kemiğin yumuşa­masına yol açar. Bu yıkım sürecinin ar­dından gelen yapım evresinde kemik dokusunda aşın biçimde biriken kalsi­yum kemiğin kalınlaşmasına ve biçimi­nin bozulmasına neden olur.<br />
NEDENLERİ<br />
Hastalığa yol açan nedenlerle ilgili pek çok kuram ileri sürülmüş, ama hiçbiri kesin olarak doğrulanamamıştır. Bu ko­nuda tutarlı bir görüşü ilk kez İngiliz he­kim James Paget öne sürmüştür. Paget 1876′da hastalığın kemikte mikrobik ol­mayan <a href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">iltihaplanma</a> sonucu ortaya çıktı­ğını belirtti. Hastalığın bu özelliğini vurgulamak için de “osteitis deformans” adını kullandı. Ama 1960′Iarda iltihap­lanma kuramını çürüten önemli çalışma­lar yapıldı. Öne sürülen başka bir yakla­şım ise <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> kuramıydı. Bu da hastalı­ğa tutulan kemiklerde damarlanmanm artmış olduğunun görülmesinden kay­naklanıyordu. Ama damarlarıma hastalı­ğın nedeninden çok sonucuydu. 1950′ lerde bağışıklık kuramı önem kazanmış­tı. Bunun nedeni Paget hastalığına yaka­lanan kişilerde özbağışıklık bozukluğu­na bağlı tiroit iltihabının da sık görül-mesiydi. Bu kuram fazla yandaş bulma­dı ve bu iki durumun rastlantısal olarak bir araya geldiği sonucuna varıldı. Has­talığın <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> salgılayan bezlerin genel bir bozukluğundan kaynaklanabileceği de ileri sürüldü. Bu kuram Paget ile pek çok salgıbezini etkileyen bir hastalığın birlikte görülmesinden kaynaklanıyor­du. Ama bu kuram da pek fazla ilgi gör­medi. <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">Tümör</a> kuramı ise hastalığın ba­zen osteosarkom gibi kötü huylu bir tü­möre dönüşebilmesine dayanıyordu. Ama hastalığın son derece yavaş ilerle­mesi ve genellikle bir bölgede sınırlı kalması, araştırmacıların bu kurama kuşkuyla bakmalarına yol açarken, bir-Çok soru yanıtsız kalmayı sürdürdü.<br />
Paget hastahğı aynı ailenin bireyleri arasında oldukça sık bir biçimde ortaya Çıkar. Bu durum hastalığın kalıtsal et­kenlere bağh olabileceğini düşündür­müştür. Temel olarak kollajen denen lif-si proteinlerin yapımındaki kalıtsal bir bozukluktan kuşkulanılmaktadır. Ama hastalık aile içinde kuşaklar arasında de­ğil, aynı kuşağm bireyleri arasında yay­gındır. Üstelik yerel Paget olgularında kollajen bozukluklan hastalıklı bölgeyle sınırlı kain”.<br />
Günümüzde araştırmacılar virüs ku­ramına daha çok önem vermektedir. Bu kurama göre hastalık, merkez sinir siste­minde de görüldüğü gibi, <a href="http://www.saglik.im/kulucka-suresi/">kuluçka</a> döne­mi uzun süren bir virüs enfeksiyonuna bağh olarak gelişir.<br />
YAYILMASI<br />
Paget hastalığının görülme sıklığı coğ­rafi bölgelere göre değişmektedir. Ülke­den ülkeye önemli farklar ortaya çıkabi­lir. Fransa, İngiltere ve Almanya’da İs­kandinav ülkelerine göre daha sık görü­lür. Hindistan ve Japonya’da, aynca Af­rika ve Orta Doğu ülkelerinde az rastla­nır. ABD’nin kuzey ve güney kesimleri arasında sıklık açısından farklılıklar var­dır. Ama Siyahlar ile beyazlar aym oranda hastalığa yakalanmaktadırlar.<br />
Hastalık belirtileri genellikle 40 ya­şından sonra görülür. Yaşla birlikte gö­rülme sıklığı artmaktadır. “Pagetli aile­lerde” hastalığın yayüımı dikey değil ya­tay, yani aynı kuşağın bireyleri arasında­dır. Bu da hastalığın enfeksiyon kaynak­lı olduğu yolundaki görüşü destekler.<br />
Hastalığın yayılımına yönelik araş­tırmalar daha çok çevresel bir etkeni dü­şündürmekte ve virüs kuramını doğrula­yacak sonuçlar vermektedir.<br />
ANATOMİK BOZUKLUKLAR<br />
Hastalık yerel ve genel olarak iki tipe aynlabilir. Genel olan da bütün iskeleti etkilemez. En çok birkaç kemikte ortaya çıkar. Hastalık özellikle <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">leğen</a> kemiğin­de ortaya çıkar. Bunu sıklık sırasına gö­re uyluk kemiği, kafatası, kaval kemiği,kuymksokumu bölgesindeki omurlar, sut omurları, köprücük kemiği ve kabur­galar izler. Hastalık ender olarak bilek, el ve ayakların küçük kemiklerinde de görülebilir. Kemik yıkımı evresinde ke­miğin erimesi son derece hızlıdır. Yıkım süreci yalmzca birkaç kemiği ilgilendir­mesine karşın bütün iskelette <a href="http://www.saglik.im/mineraller/">mineral</a> metabolizması çok hızlanır. Radyoaktif kalsiyumun damar yoluyla verilmesin­den sonra yapılan incelemede, kemikler­de kalsiyumun normalden 10-20 kat da­ha fazla yenilendiği görülür.<br />
Kemiğin erime süreci, mineral yapı­nın yanı sıra <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> dolgu maddesini de etkiler. Kemik yıkım evresinde, pirolin ve hidroksipirolin gibi protein dolgusun­da yer alan bazı aminoasitlerin idrarla aşırı miktarda atıldığı saptanmıştır. Ek­silen kemik dokusunun yerini bağdoku alır. Yoğun bir damar ağıyla kaplı olan bu dokuya kalsiyum tuzlan çökmesiyle yeni bir kemik dokusu oluşur. Yeniden oluşan kemik dokusu normal yapısını yitirmiştir ve “Pagetli kemik” olarak ad­landırılır. Bunlarda önemli ölçüde biçim bozukluğu ortaya çıkar. Paget dokusun­da bulunan yoğun damar ağı, biçim bo­zukluğu dışında kalan birçok belirtiden sorumludur. Gelişen küçük <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> (arteriyol) ve kılcal damarlar toplarda­marlarla kalbe dönen kanın artmasına ve kalpten birim zamanda pompalanan ka­nın normalin 2-3 kat üstünde olmasına yol açar. Böylece <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> aşın hareketli bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> dinamiğiyle karşılaşır. Bu durum ti-roitin aşın çalışmasına ya da atardamar-toplardamar arasındaki fistüllere bağlı olarak kan dolaşımının hızlanmasına benzer. Hızlı kan dolaşımı zamanla kalp ve dolaşım yetmezliğine yol açabilir.<br />
BELİRTİLERİ<br />
Hafif ve sınırlı belirtilerin görüldüğü pek çok olguda <a href="http://www.saglik.im/paget-hastaligi/">Paget hastalığı</a> son dere­ce sessiz seyreder ve başka bir nedenle yapılan radyolojik incelemede ya da bir kan tahlilinde <a href="http://www.saglik.im/alkali-fosfataz/">alkali fosfataz</a> miktannın aşın miktarda yükseldiği görülerek orta­ya çıkarılabilir.<br />
Bazı hastalar ise kemiklerinde önem­li ölçüde şişme ya da biçim bozukluğu görerek hekime başvururlar. Hastalığa ait lezyonların bulunduğu bölgede kan akımının artması, hastaya rahatsızlık ve­ren bir sıcaklık duyumuna yol açabilir. Bu sıcaklık hekimin elle muayenesi sıra­sında açıkça fark edilebilir.<br />
Hastalıklı bölgedeki ağrı, Paget has­talığından çok buna bağlı olarak gelişen eklem bozulması (artroz) ya da hastala­rın yüzde Tinden azında görülen osteo-sarkom (kötü huylu kemik tümörü) ne­deniyledir.<br />
Paget hastalarında inatçı baş ağrısı, baş dönmesi, işitme kaybı, görme bo­zuklukları, <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve felç gibi sinirsel bozuk­luklar oldukça sık ortaya çıkar. Baş ağ­rısı kafatasının genişlemesine ve biçim bozukluğuna bağlıdır. İşitme kaybına hem ortakulaktaki kemikçiklerin ve sal­yangoz bölgesinin hastalanması, hem de VTII. kafa çiftinin geçtiği işitme deliği­nin kalınlaşmış kemik tarafından sıkıştı-nlması neden olur. Önemli bir sinirsel komplikasyon ise, kafatası tabanının bu hastalıktan etkilenip biçim bozulmasına uğrayarak beyin köküne baskı yapma­sıyla ortaya çıkar.<br />
Kemikteki biçim bozukluklan hasta­lığın başlangıç evresinde görülmez. Da­ha sonra yüz kemiklerinde de aşın bü­yümeye bağlı bozulmalar görülebilir. Üstçene kemiğinin de hastalıktan etki­lenmesi yüzün görünümünü önemli öl­çüde değiştirir. Kaval ve uyluk kemikle­ri dışa ve öne doğru bükülür.<br />
Damar bozukluklan genellikle has­talanan kemik bölgesinde oluşur. Deri­nin sıcaklığı artar. Kan basıncındaki dalgalanmaları ölçen osilometre değer­leri normalden belirgin biçimde sapar. Kan akımı artar. Ödem ve aşın terleme görülür. Damar bozukluklan birden çok kemiği etkileyen Paget hastalığında or­taya çıkar. Bu olgularda önceden belir­tildiği gibi artan damar ağı kalp yetmez­liğine yol açabilir.<br />
Hastalık sırasında birbirini izleyen alevlenme ve kısmi ya da tam düzelme evreleri görülür. Ama bu evrelerin süre­si çok değişkendir. Paget hastalığının yol açtığı komplikasyonlar, yani ikincil <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> birden çok kemiğin etkilen­diği durumlarda daha belirgindir. Bazen hastalık bir kemikten zamanla iki-üç, hatta birçok kemiğe yayılabilir. Bu da hastalığın virüs kökenli olabileceği gö­rüşünü desteklemektedir.<br />
KOMPLİKASYONLAR<br />
Paget hastalığının yol açtığı başlıca komplikasyonlar, patolojik kırıklar, ikincil artrozlar, sinirsel bozukluklar, kalp-dolaşım bozukluklan ve metabo­lizma bozukluklandır. *<br />
• Patolojik kırıklar &#8211; Paget hastalan-mn en az yüzde 6, en çok yüzde 3 Tinde görülür. Bu kırıklar hasta kemiğin di-rencindeki azalmadan kaynaklanır. Ge­nellikle kemik yıkımının görüldüğü ev­rede ortaya çıkarlar. Önce bir çatlak, sonra tam bir <a href="http://www.saglik.im/yazi/kirik/">kırık</a> oluşur. Çok küçük kınklann birleşmesiyle gelişen çatlak, kemiğin dışbükey yüzünde, yani en çok yük altında kalan bombeli bölümde gö­rülür.<br />
•  İkincil <a href="http://www.saglik.im/artroz/">artroz</a> &#8211; Özellikle kalça, diz ve omuz eklemleri etkilenir. Paget hastalığından kaynaklanan kalça eklemi bo­zukluğunda osteofit denen dikensi ke­mik çıkıntıları çok belirgin değildir. Pa-get hastalığında kalça eklemi bozukluğu çok erken evrede gelişerek <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> kısıt­lamasına yol açabilir.<br />
• Sinirsel komplikasyonlar &#8211; Çok çe­şitlidir. Hastalık hem çevrel sinir sistemi­ni, hem de merkez sinir sistemini etkile­yebilir. Bunlar sinir ve damarların meka­nik baskı altmda kalması sonucu ortaya çıkar. İlk sekiz kafa çiftinden kaynakla­nan bozukluklar, bu sinirlerin içinden geçtikleri kemik kanal ya da deliklerinde baskıya uğramalarından kaynaklanır. Ör­neğin görme sinirinde erimenin (atrofî) nedeni, göz dibi toplardamarlarında ke­mik baskısı sonucu kan akımının engel­lenmesi ve buna bağlı olarak <a href="http://www.saglik.im/korluk/">kör</a> nokta­da kan birikmesidir. Çok sık görülen işit­me bozuklukları ise ya içkulak yolunda, VIII. kafa çiftine bir baskı (sinirsel sağır­lık) ya da ortakulaktaki kemikçiklerin Paget hastalığına yakalanması (iletim ti­pi sağırlık) sonucu ortaya çıkar. Paget hastalığına bağlı olarak kafatası tabanın­da oluşan bozukluklar genellikle belirti vermez. Ama bazen kafanın arka bölü­mündeki basit bir ağrıdan, <a href="http://www.saglik.im/serebellum-beyincik/">beyincik</a> ya da piramidal sisteme ait ağır bozuklukla­ra, hatta tam bir bunamaya kadar varan belirtiler ortaya çıkabilir. Bu tip bozuk­luklar, soğancık ve beyincik köprüsünün baskı altında kalmasına, beyin tabanın­daki ortak <a href="http://www.saglik.im/yazi/omurga/">omurga</a> atardamarında daral­maya, kafatası sinirlerinin çekilmesine, beyin-omurilik sıvısı akışının engellen­mesi sonucu gelişen beyin yan kanncık-lanndaki basınç artışına bağlı olarak beynin zarar görmesinden kaynaklanır. Omurilik daha çok sut bölgesinde baskı­ya uğrar. Bu baskı giderek artar ve kasıl­mayla birlikte her iki kol ya da bacakta parapareziye (kısmi felç) kadar ilerler.<br />
• Kalp-dolaşım komplikasyonları -Daha önce de belirtildiği gibi kalbin pompaladığı kan miktarı artar. Dinlen­me durumundayken, dakikada yaklaşık 6 İt olmas^ gereken kan atım hacmi 13,5 lt’ye kadar çıkar. Büyük <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> yükse­lir, kalp büyür, kalpte ileti bozuklukları ve <a href="http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/">kalp yetmezliği</a> gelişir.<br />
• Tümör gelişimi &#8211; Paget hastalığına yakalananların yüzde l’inde ortaya çıkar. Görülme sıklığı ileri yaşlarda artar. Sar­kom daha çok erkeklerde ve birden çok kemiğin tutulduğu olgularda görülür. Hastalığa tutulmuş pek çok farklı kemik­te aynı anda sarkom ortaya çıkma olasılı­ğı da bulunmaktadır. Klinik olarak sar­kom, <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> belirtilerinin daha da şiddet­lenmesiyle kendini gösterir. Teknesyumw’la (TC99) yapılan <a href="http://www.saglik.im/sintigrafi/">sintigrafi</a> incele­mesinde, radyoaktif maddeyi aşırı tutan Paget dokusuyla, az tutan sarkom doku­sunu ayırt etmek olasıdır. Görülme sıklı­ğı şuasına göre fibrosarkomu, bağdoku kökenli histiyositom, kondrosarkom, re-tikulum hücreli sarkom ve devhücreli sarkom izler. Paget hastalığı sürecinde ortaya çıkan sarkomun gidişi, birincil sarkomlardan çok daha kötüdür ve du­rum ileri yaşlarda daha da ağırlaşır. Bu <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> ilaçların yanı sıra yüksek doz kalsitonin tedavisine de yanıt vermez.<br />
• <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">Metabolizma</a> bozuklukları &#8211; En çok<br />
kanda <a href="http://www.saglik.im/urik-asit/">ürik asit</a> yükselmesi biçiminde ortaya çıkar. Bu durum <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> kaynaklı bir nedene bağlı olarak da gelişebilir. Kanda ürik asit artışı hastalığın derece­sine bağlı olup kemik erimesinin ortaya çıktığı evrede görülür. Bazen gerçek gut nöbetleri ortaya çıkabilir.<br />
Özellikle kemiğin yıkıma uğradığı evrede idrarda önemli ölçüde artan kal­siyum, idrar yollarında çökerek taş oluş­masına ve idrar yollarında taşa bağlı bo­zuklukların ortaya çıkmasına yol açar. Taş oluşumu şiddetli böbrek sancılarına neden olabilir.<br />
TANI<br />
Paget hastalığı tanısı klinik, laboratuvar, radyoloji ve sintigrafi incelemelerine dayanılarak konur. Klinik tanıya ilişkin bulgular “Belirtileri” bölümünde ayrıntı­lı biçimde yer almaktadır.<br />
Laboratuvar incelemeleri hastalığın gidişini denetlemede çok önemli bir rol oynar. Kemik yapımının hızlandığı ev­rede kandaki alkali fosfataz düzeyi çok yükselir. Çeşitli organik fosfatlardan fosfat iyonlarını ayırma işlevi gören bu enzimin kandaki düzeyi, hastalığın baş­langıç evresinde yüksek değildir. Buna karşılık idrarda hidroksiprolin düzeyi normalin 20 kat üstüne çıkar ve 24 saat­lik idrardaki miktarı 1-2 gr’ye kadar ula­şır. Serumdaki prolinoaminopepsidaz miktarı da önemli bir göstergedir. Bu <a href="http://www.saglik.im/enzimler/">enzim</a> kemikteki yapım-yıkım sürecinin hızlandığı bütün hastalıklarda yükselir.<br />
Dinamik testler arasında kan kalsiyu­munu yapay olarak düşürme testi sayıla­bilir. Sağlıklı kişilerde kalsitonin uygula­masının ardından kan kalsiyumundaki düşme 100 mi serumda yüzde 0,6 mg’yi geçmezken Paget hastalığı olanlarda bu düşüş çok daha hızlı ve belirgindir.<br />
Kemiklerin radyolojik incelemesi ta­nı için çok önemlidir. Hastalığın derece­si, içinde bulunduğu evre ve yaygınlığı bu incelemeyle anlaşılabilir. Çekilen filmler hastalığın farklı evrelerini yansı­tan süreçleri ortaya koyar. Kemik eri­mesi evresinde radyolojik bulgular çok belirsizdir. Yüz kemiklerinde ve uzun kemiklerin kenarlarında sınırları belir­gin, yuvarlak, bölgesel kemik erimesi (osteoliz) görülür. Daha sonra kemik yapım süreçleri devreye girince radyo­lojik inceleme bulguları belirginleşir. Yeni kemiğin gelişimi birtakım aşırı ge­lişmiş şerit biçiminde kemik kümeleriy-le bunların arasına yerleşmiş ve radyolojik olarak siyah görüntü veren bağdo­ku oluşumlarını içerir. Ortaya çıkan yapı çekilen fümelerde son derece tipiktir ve “atılmış pamuk” olarak tanımlanacak bir biçimde görülür. Yeni oluşan kemiğin yapısı son derece kaba ve biçimsizdir.<br />
Kafatasında da kemiklerin görünü­mü değişmiştir. Genel olarak ovalleşme ve kenarlarda pamuksu görüntünün yanı sıra, belirgin kemik kalınlaşmalarından ötürü kafatası bölümlere ayrılmış gibi görünür. Taban kemiklerinde de az ya da çok hastalığın izlerine rastlanabilir. Özellikle orta kafa çukurunda aşırı ke­mik oluşumu ortaya çıkar. Bu bozukluk­lar, kaçınılmaz olarak kafa sinirlerinin kafatasından çıktıkları delikleri de etki­leyerek sinir kökenli ağrılara neden olur. Hastalığın yeniden kemik oluşumu evre­sinde radyolojik olarak saydam görünen alanlar bütünüyle kaybolur. Bu özellik­ler yüz kemikleri ve omur gövdesinde ortaya çıkar. Omurların bu durumu ba­zen <a href="http://www.saglik.im/prostat-kanserleri/">prostat kanseri</a> gibi kemik oluşu­muyla seyreden metastaz lezyonlanyla Paget hastalığı lezyonlarım birbirinden ayırt etmeyi zorlaştırır.<br />
Kemik sıntıgrafisİ de Paget hastalığı­nın tanısında önemli bir rol oynar. Elde edilen veriler özgül olmamakla birlikte, en azından hastalık kanıtı olarak değer­lendirilebilir. Öte yandan <a href="http://www.saglik.im/kemik-iligi/">kemik iliği</a> sintigrafısi yeni ve düzensiz kemik do­kusu yayılımı nedeniyle gelişimi geri kalmış kemik iliği dokusunun radyoaktif maddeyi, kemik dokusundan daha az ve daha erken tuttuğunu göstererek tanıya yardımcı olabilir.<br />
****** AYIRICI TANI’ ^<br />
Kemikte yapım-yıkım süreçlerini bozan başka bazı hastalıkların da bulunması nedeniyle ayırıcı tanı önemlidir. Bu has­talıkların başlıcalan kemiklere sıçrama yapan prostat, meme, akciğer ve böbrek kanserleridir. Radyolojik inceleme ayırı­cı tanıya büyük ölçüde yardımcı olur. Bu hastalıklarda aşırı kemik oluşumu ortaya çıkmaz. Ayrıca kemik dış katma­nında kalınlaşma ve kemikte biçim bo­zuklukları yoktur. Artan kemik yoğun­luğu içinde lifsi yapılar görülmez. Kan tahlillerinde <a href="http://www.saglik.im/asit-fosfataz/">asit fosfataz</a> düzeyi yüksek çıkar. Bu madde Paget hastalığında da artabilir. Ama <a href="http://www.saglik.im/yazi/prostat/">prostat</a> kanserinde artış çok daha belirgindir ve geliştirilen labo-ratuvar yöntemleri sayesinde prostat kö­kenli asit fosfataz ayırt edilebilmektedir.<br />
TEDAVİ<br />
Öncelikle bütün Paget hastalarının teda­viye gereksinim duymadıklarını belirt­mek gerekir. Hastanın yakınmaları yok­sa, yalnız radyolojik bulgulardan ve al­kali fosfataz düzeyinin yükselmesinden yola çıkarak Paget tedavisine girişilmez. Tedaviye başlamak için ağrı, sinirsel bozukluklar ve başka komplikasyon-ların bulunması gerekir. Seçilen tedavi girişimi tamamlandıktan sonra hastalı­ğın gelişimi dikkatle izlenir. • Tıbbi tedavi &#8211; Bu tedavi hormonla ve hormon dışı olarak ikiye ayrılabilir.<br />
Hormon tedavisi kalsitonin uygula­masıyla yapılır. Kalsitonin domuzdan elde edildiği ve yeterince saflaştıncı yöntemlerin bilinmediği dönemlerde kullanılırken birçok yan etkiye yol açı­yordu. Bu nedenle çok geçmeden kulla­nımdan kaldırıldı. Daha sonra saflaştır­ma yöntemlerinde büyük gelişmeler el­de edildi ve kalsitorıinin yapay olarak bireşimlenmesi sağlandı.<br />
Günümüzde kullanılabilen kalsito-ninler aşağıda sıralanmıştır: Domuzdan elde edilen kalsitonin, yapay sombalığı kalsitonini, değiştirilmemiş yapay yi-lanbalığı kalsitonini, yapay insan kalsi­tonini, karbokalsitonin ya da molekül yapısı değiştirilmiş yapay yılanbalığı kolsitonini.<br />
Tedavide en çok sombalığı kalsito­nini, yılanbalığı kalsitonini ve korbokal-sitonin kullanılır. Kullanım dozları 1-3 aylık bir tedavi süresi için günde 50-100 ünitedir. Daha uzun süre kullanılması etkisini azalttığı İçin sakıncalıdır. Bu te­davi genellikle çok olumlu sonuçlar ver­mektedir. Radyolojik inceleme sonuçla­rında uzun süreli olumlu etkinin yanı sı­ra olguların yüzde 90′ında ağrılar da hızla kaybolmaktadır.<br />
Önerilen tedavi düzeni: Üç ay bo­yunca iğneyle kas içine sombalığı kalsi­tonini kullanılacaksa günde 50-100 üni­te, karbokalsitonin kullanılacaksa 40 ünite, değiştirilmemiş yılanbalığı kalsi-toni kullanılacaksa 50-100 ünite kalsito­nin verilir. Hormon iğne yerine <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> yoluyla aeorosol biçiminde de uygula­nabilir.<br />
Kalsitorıinin el ve yüzde kızarma, bulantı, kusma, ishal, sık idrar yapma (tedavi edilen olguların yüzde 30′u) gibi yan etkileri vardır. Ayrıca ilacın tedavi edici etkisine karşı direnç gelişmesi ve klinik düzelme döneminin kısa sürmesi (ender olarak bir yıldan fazla) gibi sa­kıncalarından ötürü difosfonatlar kulla­nılmaya başlamıştır. Bunların ağrı kesi­ci etkileri, kalsitoninlere göre daha az olmasına karşın, daha uzun ve daha ke­sin bir klinik düzelme sağlamaktadır. Düzelme dönemi ilacın kesilmesinden sonra 12-24 aya değin uzayabilir. Kalsi­tonin ile difosfonatın birlikte kullanımı daha da etkili olmaktadır.<br />
Tümörlere karşı kullanılan aktinomi-sin D ve mıtramisin gibi antibiyotiklere Paget hastalığının tedavisinde de yer ve­rilmektedir. Ama bulantı, kusma, kana­ma eğiliminin artması, zehirli maddele­re bağlı gelişebilecek karaciğer iltihabı ya da ölümcül <a href="http://www.saglik.im/kalp-kasi/">kalp kası</a> iltihabı gibi yan etkiler bu ilaçların kullanımını önemli ölçüde azaltmıştır.<br />
• Cerrahi tedavi &#8211; İleri boyutlara ula­şan kemik bozuklukları cerrahi girişim­leri de gündeme getirir. Özellikle kalça kemiklerinde ortaya çıkan bozukluklar Paget hastalığmdaki başlıca cerrahi giri­şim konusudur. Kalça eklemi yerine tam <a href="http://www.saglik.im/protez/">protez</a> takılması son derece olumlu sonuçlar vermektedir.           )<br />
Sinirsel komplikasyonların cerrahi tedavisinde arka kafa çukurundaki bas­kıyı kaldırıcı girişimler ile omiriliğe ve sinir köklerine olan baskıyı kaldırmak amacıyla omurlara laminektomi (omur­ların arka bölümündeki ince kemik yapı­nın kesilerek çıkarılması) uygulanabilir.<br />
Hastalığın kötü huylu tümörlerle bir­likte görüldüğü durumlarda köklü cerra­hi girişimlerin yapılması gerekebilir. Ama bu girişim yaşama süresini önemli ölçüde uzatmamaktadır. Ortalama yaşa­ma süresi 15 ay dolayındadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/paget-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı</title>
		<link>http://www.saglik.im/sirt-agrisi-neden-yaygindir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/sirt-agrisi-neden-yaygindir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 18:05:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[İskelet Sistemi ve Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=303</guid>
		<description><![CDATA[Genel Bilgi Öncelikle “sırt” terimiyle tanımlanan bölgenin sınırları iyi bilinme­lidir. Omurga boyun, sırt ve bel olarak üç bölgeye ayrılır. Sırt böl­gesi, kaburgalar tarafından önemli ölçüde hareketsiz tutulduğundan serttir. Sırt ağrısı terimi ise daha çok bel bölgesi için kullanılır. Bel boyun gibi, omurganın oldukça hareketli bir bölgesidir. Omurganın hareketli bölgeleri aşınma ve yaralanmalara daha açık olduğundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Genel Bilgi</strong><br />
Öncelikle “sırt” terimiyle tanımlanan bölgenin sınırları iyi bilinme­lidir. <a href="http://www.saglik.im/yazi/omurga/">Omurga</a> boyun, sırt ve bel olarak üç bölgeye ayrılır. Sırt böl­gesi, kaburgalar tarafından önemli ölçüde hareketsiz tutulduğundan serttir. <a href="http://www.saglik.im/sirt-agrisi-neden-yaygindir/">Sırt ağrısı</a> terimi ise daha çok bel bölgesi için kullanılır. Bel boyun gibi, omurganın oldukça hareketli bir bölgesidir. Omurganın hareketli bölgeleri aşınma ve yaralanmalara daha açık olduğundan sırt ağrısı olarak adlandırılan <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrılar</a> en çok bu bölgelerde ortaya çı­kar.</p>
<p><strong>Her zaman film çektirmek gerekli midir?</strong><br />
Evet. Çünkü <a href="http://www.saglik.im/sirt-agrisi-neden-yaygindir/">sırt ağrıları</a> basit bir romatizmaya ya da zorlanmaya bağlı olabileceği gibi, bir türlü geçmeyen ağn başka hastalıklara da bağlı olabilir. Röntgen filmi omurlar, <a href="http://www.saglik.im/yazi/eklemler/">eklemler</a> ya da disklerde ortaya çıka­bilen bu hastalıktan gösterebilir.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/sirtagrisi.jpg"><img src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/sirtagrisi.jpg" alt="sirtagrisi" title="sirtagrisi" width="343" height="257" class="alignleft size-full wp-image-8997" /></a></p>
<p><strong>Kaplıca tedavileri yararlı, mıdır?</strong><br />
Omurganın ağnya neden olan bazı rahatsızlıklarında kaplıca tedavi­sinden yararlanılır. Buna karşılık, bu tedavi yöntemi bazı belirtilerin daha da kötüleşmesine yol açar, ya da hiç yarar sağlamaz. Nemli ısı­nın ağnlann artmasına neden olduğu durumlarda kuru ısı uygularım? ;ı gerekir.</p>
<p><strong>SIRT OMURLARININ ÖZELLİKLERİ (TORASİK OMURLAR &#8211; DORSAL OMURLAR) </strong>: Göğüs kafesi hizasında bulunan bu omurların sayısı 12′dir. Bu omurlar hem birbirleriyle hem de kaburga kemikleriyle eklemleşmişlerdir. Sırt <a href="http://www.saglik.im/omur-kemiklerinin-ortak-ozellikleri/">omur</a>larının gövdeleri boyun omurlarınınkinden daha büyüktür. Çünkü bu omurlar daha fazla vücut ağırlığı taşımak durumundadırlar.Bu omurların gövdelerinin her iki yanında, arkaya yakın bir bölgede üstte ve altta birer tane olmak üzere dört tane <a href="http://www.saglik.im/eklem-agrisi/">eklem</a> yüzeyi bulunur. Bunların üstte bulunanlarına “Kaburga üst çukuru”, alttakilere ise “Kaburga alt çukuru” denir. Bu eklem yüzeyleri aslında tam olmayıp yarımdırlar. Bir sırt omurunun “Üst kaburga çukuru” ve bir üstteki omurun “Alt kaburga çukuru”yla bu iki omur arasında bulunan omurlar arası diskin dış-yan kenarı, bir araya gelip kendi düzeylerindeki <a href="http://www.saglik.im/kaburgalar-kosta/">kaburga</a>nın “Kaburga başı” için bir “Tam eklem” yüzeyi oluştururlar. <a href="http://www.saglik.im/sirt-omurlarinin-torasik-omurlar-dorsal-omurlar-ozellikleri/">Sırt omurları</a>nın enine çıkıntılarının ön yüzlerinde birer küçük eklem yüzeyi bulunur. Bu eklem yüzeyi bu seviyedeki kaburganın “Kaburga tümsekçiği” ile eklemleşir. Omurun enine çıkıntısının ön yüzündeki bu eklem yüzeyine “Fovea kostalis transversalis”denir. 11 ve 12 numaralı sırt omurlarına “Fovea kostalis trasversalis” denir. 11 ve 12 numaralı sırt omurlarının “Fovea kostalis transversalis’leri yoktur. Aynı zamanda bu son iki omurun gövdelerinde sağ ve solda olmak üzere iki “Tam eklem” yüzeyi vardır. Onuncu sırt omurunun alt kaburga çukurları bulunmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/sirt-agrisi-neden-yaygindir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LUMBAGO VE DİSK FITIĞI</title>
		<link>http://www.saglik.im/lumbago-ve-disk-fitigi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/lumbago-ve-disk-fitigi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 18:04:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[LUMBAGO VE DİSK FITIĞI Erişkinlerin pek çoğunda sık sık kol ya da bacaklara yayılan boyun ve bel ağrıları görülür. Bu ağrıların çoğu omurlar arası disklerin bir ya da birka­çında ortaya çıkan değişikliklere bağlı­dır. Bu rahatsızlıkların nedenini daha iyi anlayabilmek için, omurgayı ve içinde yer alan sinir dokusunu oluştu­ran başlıca yapıların anatomi ve işlevle­rini anımsamak gerekir: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LUMBAGO VE DİSK FITIĞI<br />
Erişkinlerin pek çoğunda sık sık kol ya da bacaklara yayılan boyun ve <a href="http://www.saglik.im/bel-agrilari/">bel ağrıları</a> görülür. Bu ağrıların çoğu omurlar arası disklerin bir ya da birka­çında ortaya çıkan değişikliklere bağlı­dır. Bu rahatsızlıkların nedenini daha iyi anlayabilmek için, omurgayı ve içinde yer alan sinir dokusunu oluştu­ran başlıca yapıların anatomi ve işlevle­rini anımsamak gerekir:<br />
• Omurlar arası disk, lifsi ve esnek bir oluşumdur. Omurların gövde bölümü­nü birbirinden ayırır; çeşitli hareketler sırasında omurgayı hedef alan darbele­ri dağıtıp etkisizleştirerek bir amorti­sör yastıkçığımn işlevini görür. Sağ­lam kabuk bölgesi bağdoku yapısında­dır. Eşmerkezli dizilmiş ve sepet örgü­sü gibi iç içe geçmiş ince katmanlar­dan oluşan lifsi halka ile sıvımsı, şiş­kin, yumuşak, süngersi yapıda, omur­ganın hareketleriyle yer ve biçim de­ğiştirerek amortisör işlevi gören bir çe­kirdekten oluşur.<br />
•  Omurların üst üste binmesiyle oluşan <a href="http://www.saglik.im/yazi/omurga/">omurga</a> kanalı, içinde sert madde kılıfı­nın yer aldığı bir geçit oluşturur. Bu kı­lıfın içindeki omurilik ikinci bel omuru­na kadar iner; daha aşağıda ise bel ve sağrı sinirlerinin atkuyruğu (cauda equ-ina) adı verilen kökleri yer alır. Bunlar omurlar boyunca aşağı yönelerek omur­ga kanalından dışarı çıkar ve bacak sini­ri, siyatik sinir gibi bacaklara giden baş­lıca sinirleri oluşturur. Omurga kanalı­nın enine kesiti incelendiğinde kanalın duvarlarını, önde omur gövdelerinin uzun arka bağ ile örtülü arka yüzlerinin ve omurlar arası disklerin; arkada omur­ların lammaları ile iki lamina arasında gerili olan san bağın; yanlarda küçük omurlar arası eklemlerle sinir kökleri­nin çıktığı bağlantı kanallarının oluştur­duğu görülür. Omurga kanalının bütün yüzeyleri, beynin çevresinde olduğu gi­bi, duyu sinirlerinden oluşan yoğun bir yapıyla (omur içi sinir ağı) örtülü oldu­ğundan omurlar son derece duyarlı ya­pılardır.<br />
• Bütün sinir kökleri, beyin-omurilik zarının oluşturduğu keseden çıktıkları yerden, omurganın dışına çıktıkları bağ­lantı kanallarına varıncaya kadar bulun­dukları düzeydeki omurlar arası diskin yanlarıyla temas ederler.<br />
Omurlar ve disklerin yerleşimi göz önünde tutulursa disklerden kaynakla­nan ağrıların, disklerin aşınması ya da yaşam boyu sürekli oluşan ufak zede­lenmeler ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/yaslanma/">yaşlanma</a> sonucu ortaya çı­kan yıkım süreçleri nedeniyle oluştuğu söylenebilir. Bu süreçler sıklıkla omur­ganın daha hareketli olduğu bölgelerde ortaya çıktığından bel ve boyun bölge­sinde daha sık <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> duyulur.<br />
Çocuklar ve gençlerde omurlar ara­sı diskler son derece esnek olduğundan ve iyi işlev gördüğünden bu tür bozuk­luklara hiç rastlanmaz. 30 yaşından sonra lifsi halkanın direnci azalır, <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> yıkımı başlar ve halka yarılır; içerdiği sıvıyı henüz yitirmeyen hareketli yu­muşak çekirdek bu yarıktan dışarı çıka­rak fıtıklaşabilir (disk fıtığı). İleri yaş­larda yumuşak çekirdek içerdiği sıvıyı yitirerek kurur, esnekliği kalmaz, yu­muşatıcı özelliği iyice azalır; böylece lifsi halka, omur gövdesinin kanatların­dan dışarı doğru taşar. Kimi zaman da, artroza bağlı olarak omur gövdesinin uçlarında osteofit ya da “gaga” adı ve­rilen dikensi <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> çıkıntıları oluşur (bak. Artroz; Cilt 2: Hastalıklar). Her iki durumda da omurlar arası disk ar­kaya kayarak omurga kanalının içine girer ve buradaki sinir dokularına zarar verebilir. Disk fıtığında, yerinden ka­yan disk, beyin-omurilik zarını aşarak omurga kanalından çıkan sinir kökle­rinden biri üzerinde basınç yapar. Dis­kin aşınan arka yüzeyi ve kenarları ye­rinden kaydığmda ise yambaşındaki si­nir dokuları hafif ve mekanik bir etkiy­le örselenir. Bu durumların tümünde ağrılar mekanik nedenlerle ortaya çı­kar. Disk fıtığında bir ya da birden faz­la sinir kökünün ezilmesi yalnız sinir kökünün yakın çevresinde değil, bu kökten çıkan sinirlerin dağıldığı daha uzak bölgelerde de (kol, bacak vb) ağ­rılara neden olur. Diskin öne doğru kayması ya da yıkıma uğraması sonu­cunda bu bölgede omurga kanalı içinde yer alan duyu sinirleri ağı yer yer zede­lenir; çok şiddetli ağrılar ve bu bölge­deki <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> demetlerinde şiddetli kasılma­lar (kontraktür) ortaya çıkar.<br />
LUMBAGO<br />
Her iki cinste de çok sık görülür. Sık­lıkla 20-25 yaşından sonra olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilir. Bel ya da bel-sağn bölgesinde başlayarak zaman za­man kalçanın arka yüzeyine yayılır. Vücudun tek ya da her iki yamnda da görülebilir. Sağlıklı bireylerde genellik­le ağırlık kaldırma gibi ani bir zorlanma sonucunda ya da vücudun ters bir hare­ketinden sonra ortaya çıkabilir. Ağrı çok şiddetli ve batıcıdır, en ufak bir ha­reketle, hatta, <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> ya da hıçkırıkla şiddetlenir. Omurganın iki yanında bu­lunan kaslar, özellikle bir yandakiler daha fazla olmak üzere, şiddetle kasıla­rak omurganın ve vücudun boydan bo­ya bir yana doğru bükülmesine neden olur; hasta bu durumu değiştirecek hiç­bir <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> yapamaz. Omurganın iki ya­nındaki kasların basınç altında kalması ya da darbe yemesiyle çok şiddetli ağrı­lar ortaya çıkar. Bu aşamada yapılan muayenede bacaklara giden sinirlerin köklerinin örselendiğine ya da ezildiği­ne ilişkin hiçbir belirti bulunamaz. Ağ­rılar bir süre sonra kendiliğinden geçer, disk fıtığıyla ya da buna benzer ağır bir tabloyla ilgisi yoktur. Böyle bir olgu bel omurları arasındaki disklerin birin­de bir bozukluk olduğunu ve zorlanma ya da bir hareketten sonra, bel kasların­da da <a href="http://www.saglik.im/zayiflama/">zayıflık</a> varsa, diskin aniden omurga kanalına doğru kayabileceğini gösterir.<br />
Bu bölgede omurganın içinde yer alan yoğun duyu sinirleri ağmın zede­lenmesi ağrıların çok şiddetli olmasına yol açar.<br />
Akut lumbago tedavisinde Ük ön­lem, hastanın yatakta dinlenmesinin sağlanmasıdır. Isı ve masaj örselenmeyi daha da artırarak yakınmaların şiddet­lenmesine neden olduğundan bu dö­nemde kesinlikle uygulanmaz. Buna karşılık ağrı kesici, kas gevşetici ve ilti­hap giderici ilaçlar oldukça yararlıdır.<br />
Ayrıca bel-sağn bölgesinde aşamalı olarak ortaya çıkan bazı ağrılar hiçbir zaman akut dönemdeki kadar şiddetli olmasa da kimi zaman yıllarca sürebilir. Bu ağrılar yaşam boyu belirli dönemler­de kimi zaman oldukça hafif zorlanma­lar sonucunda şiddetlenebilir; birkaç gün süren bu dönemler yerini zamanla hastanın artık alıştığı sürekli ağrı ile bel bölgesinde güçsüzlüğe bırakır. Kronik bel ağrıları, yıkıma uğrayan bir diskin ya da <a href="http://www.saglik.im/artroz/">artroz</a> nedeniyle oluşan sert bir halkanın sürekli olarak omurga kanalı­nın içine doğru kayması ve omurganın içindeki sinir ağının aralıksız Örselen­mesi sonucunda ortaya çıkar. Omurlar arası diskin lifsi halkası doku yıkımı sı­rasında daha dirençsiz ve daha az esnek olduğundan, diskin yırtılmadan arkaya doğru kaymasına neden olabilir.<br />
Kronik bel ağrılarında yıkıma uğ­rayan diskin mekanik etkisinin yanı sı­ra başka etkenler de Önem taşır. Bun­lardan bazıları sırt ve bel kaslarının güçsüzlüğü ile hastanın kilo almasıdır. Daha yaygın görülen diskopatide bel bölgesinin röntgen filmlerinde omur­lar arası aralıkta daralma ya da diskin omurlara değen kenarlarında artroza bağlı kemiksi bir halka görülür; bu de­ğişiklikler güçlü ve gergin kasları olan bireylerde herhangi bir rahatsızlığa yol açmaz. Omurganın çevresindeki <a href="http://www.saglik.im/kategori/kaslar/">kaslar</a> güçsüzleştiğinde ya da şişman­lama gibi nedenlerle bu kasların omur­gaya hareket sağlaması için harcaması gereken güç arttığında, omurga ve kaslar arasındaki dengesizlik nedeniy­le zamanla kronik bel ya da boyun ağ­rısı oluşur.<br />
Kronik bel ağrısının tedavisinde Ön­celikle ilaçlar ve fizik tedaviye başvuru­lur. Diskteki doku yıkımını önlemek, başka bir deyişle, diskin işlevini yükle­necek bir amortisör bulmak olanaksızdır. Bir yandan omurgadaki sinir doku­larının örselenmesini gidermek amacıy­la iltihap giderici ve ağn kesici roma­tizma ilaçlan kullanılır; öte yandan, beslenmeyi düzenleyerek, romatizma, <a href="http://www.saglik.im/osteoporoz/">osteoporoz</a> (kemik dokusunun yoğunlu­ğunun azalması) ya da menopoza bağlı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> dengesizliği gibi özel durumla­rın tedavisi gibi önlemlerle belirtilerin giderilmesi amaçlanır. Bunun için başta masaj olmak üzere fizik tedavi uygu­lanması ve yürüyüş, yüzme, jimnastik, kayak ve tenis gibi sporların günlük ya­şamın bir parçası haline getirilmesi ge­rekir.<br />
Bel ağrısının bir an önce iyileşmesi için en az 24 saat yatak istirahatı uygu­lanmalıdır. Bu dönemin hemen ardın­dan aşamalı olarak hareketlere geçilme­li ve özellikle kalçaya yük bindirilme­melidir. Ağn nöbeti genellikle 48-72 saat sürer; ağn kaybolduktan sonra bir daha ne zaman ortaya çıkacağı belli ol­maz. Ağnyı azaltmak için akut dönem­de ağrılı bölgeye sıcak havlu ya da sı­cak <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> torbası koyulabilir. Hastanın sert bir yüzeyde yatması, Örneğin, yatağının altma tahta konması ya da yastıksız yat­ması önerilir. Ağnyı hafifletmek için aspirin gibi ağn kesiciler alınabilirse de bunların iyileşmeyi hızlandırmadığı unutulmamalıdır.<br />
Bel ağnlannın nasıl önlenebileceği­ni bilmek de önemlidir. Bel ağnsı ge­nellikle otururken ya da hareket eder­ken vücut pozisyonunun hatalı olmasın­dan kaynaklanabilir. Yinelenmemesi için çok basit olduğu halde çok da ko­lay unutulan önlemlerin uygulanması yeterlidir:<br />
•   Otururken sırt dimdik tutulmalı ve bütün yüzeyiyle iskemlenin arkalığına dayanmalı, ayaklar da yere basmalıdır.<br />
•  Masada yazı yazar ya da çalışırken masaya elden geldiğince yakın oturul-malıdır.<br />
•  Uzun süre araba kullanırken belle koltuk arasına bir yastık konmalıdır.<br />
DİSK FITIĞI<br />
Diskteki lifsi halka yırtılınca, gerginli­ğini koruyan yumuşak çekirdek omurga hareketlerinin etkisiyle dışarı doğru iti­lir, başka bir deyişle fıtıklasın Diskin fıtıklaşan bölümü nohut ya da zeytin kadar olabilir. Diskin en zayıf olduğu yan ve arka bölümleri fıtıklaştığında, disk omurga kanalının içindeki sinir köklerine baskı yapar.<br />
Disk fıtığında sinir köklerinin eritil­mesi sonucunda fıtığın uzağındaki bir bölgede belirtiler görülebilir. Sinir kö­künü, elektrik düğmesinden ampule<br />
uzanan bir elektrik kablosuna benzete­biliriz; elektrik düğmesi açıldığında et­kisi ampulün bulunduğu bölgede, yani elektrik kablosunun ucunda görülür. Disk fıtığının neden olduğu bel, bacak, boyun ve kol ağrıları da, fıtığın yer aldı­ğı bölgedeki sinir köklerinin etkilediği bölgelerde ortaya çıkar. Aşağıdaki Ör­nek, bu mekanizmanın kolay anlaşılma­sını sağlayabilir. Dördüncü ve beşinci bel omurları ya da beşinci bel omuru ile sağrı kemiği arasındaki diskin fıtığında ağn bel-sağn bölgesinden kaynaklanır, siyatik sinirinin etkilediği bölgelere, kalça ile uyluğa ve bacağın arka ya da dış yüzüne yayılır,” ayak parmaklarına uzanır.<br />
Ağn, yanma ya da elektrik çarpma­sını andırır, öksürük, hıçkırık gibi sini­rin gerilmesine neden olan hareketlerle artar. Kimi zaman, ağrının yanı sıra ayakta karıncalanma ya da soğuma da ortaya çıkar. ‘*&gt;• “”^<br />
Disk fıtığı tanısı yalnız nörolojik muayene ile konabilir. Ezilen sinir kö­künde duyu ve hareket lifleri bulundu­ğundan, kol ya da bacakta sinirin dağı­lım alanında kalan bölgede duyu bozuk­luğu ve kaslarda güçsüzlük olup olma­dığının araştırılması gerekir. Böylece reflekslerde bir bozukluk, belirli bir kas grubunda güçsüzlük ya da deride sınır­ları oldukça belirli bir bölgede duyu kaybı ortaya çıkabilir.<br />
Disk fıtığı normal olarak röntgen filmlerinde görülmez. Miyelografi adı verilen yöntemle, sertzar (dura mater) kesesine kontrast madde verilerek kese içine fıtıklaşan diskin neden olduğu bi­çim bozukluğu saptanabilir. Bu yöntem­le, fıtığın hangi omurlar arasında oldu­ğu da belirlenebilir. Aynca <a href="http://www.saglik.im/bilgisayarli-tomografi/">bilgisayarlı tomografi</a> ve <a href="http://www.saglik.im/magnetik-rezonans/">magnetik rezonans</a> gibi ileri görüntüleme yöntemlerine başvu­rulabilir.<br />
Tanısı konup fıtığın yeri saptan­dıktan sonra başlıca tedavi yöntemi cerrahi girişimdir. Bel fıtığı ameliyatı son derece basit bir girişimdir; fıtıkla­şan disk tümüyle çıkarıldığından sinir kökleri üzerindeki baskı ortadan kal­kar. <a href="http://www.saglik.im/fitiklar/">Fıtık</a> omurga kanalının içinde ol­duğundan diske ve sinir köküne ko­layca ulaşmak için omurun epifizinin (kemik ucu) bir parçası çıkartılarak cerrahi girişimden sonra omurganın ortopedik bir vücut korsesinin yardı­mıyla bir ay kadar hareketsiz tutulma­sı gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/lumbago-ve-disk-fitigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KÜREK KEMİĞİ &#8211; ÜST KOL KEMİĞİ PERİARTRİTİ</title>
		<link>http://www.saglik.im/kurek-kemigi-ust-kol-kemigi-periartriti/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/kurek-kemigi-ust-kol-kemigi-periartriti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 17:24:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=295</guid>
		<description><![CDATA[KÜREK KEMİĞİ &#8211; ÜST KOL KEMİĞİ PERİARTRİTİ Omuz insan vücudunun en hareketli eklemidir. Omuz hareketlerinin çeşitlili­ğini kürek kemiği-üst kol kemiği ekle-miyle birlikte bir dizi eklemin birlikte çalışması sağlar. Bu eklemler bir bütün olarak işlevsel omuz kavşağmı oluştu­rurlar ve “omuz kavşağı eklemleri” adı­nı alırlar. Omzun yaralanma (travma) sonucu oluşan sakatlık yapıcı ağrılı has­talıklarının yaklaşık yüzde 9O’ı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p>KÜREK KEMİĞİ &#8211; ÜST KOL KEMİĞİ PERİARTRİTİ<br />
Omuz insan vücudunun en hareketli eklemidir. Omuz hareketlerinin çeşitlili­ğini kürek kemiği-üst <a href="http://www.saglik.im/kol-kemigi-humerus/">kol kemiği</a> ekle-miyle birlikte bir dizi eklemin birlikte çalışması sağlar. Bu <a href="http://www.saglik.im/yazi/eklemler/">eklemler</a> bir bütün olarak işlevsel omuz kavşağmı oluştu­rurlar ve “omuz kavşağı eklemleri” adı­nı alırlar. Omzun yaralanma (travma) sonucu oluşan sakatlık yapıcı ağrılı has­talıklarının yaklaşık yüzde 9O’ı kiriş, bursa (yastıkçık) eklem kapsülü gibi ek­lem çevresi yapılarındaki bozukluklar­dan kaynaklanır ve hepsi birden omuz periartriti başlığı altında toplanır. Peri-artritin görülme sıklığı yüksektir: Eriş­kin nüfusun yaklaşık yüzde 3-8′i geçici işlev yitinıiyle sonuçlanabilen ağrılı omuz sendromuna yakalanır ve bazıla-rmda kalıcı işlev bozuklukları oluşabi­lir.<br />
Omuz periartritinin insanlığın evri­me ödediği bir bedel olduğuna İlişkin görüş, hastalığın özellikle omuz ekle­minde görülmesinin nedenleriyle İlgili genel kabul gören açıklamadır. Bir baş­ka deyişle insanın evrim sürecinde bir dayanma organı olmaktan çıkıp tutucu, yakalayıcı bir organa dönüşen kol, ke-mik-kas sistemine baskı yapıcı bir dizi Özellik kazanmıştır. Kol, gövde boyun­ca dinlenme konumunda bulunduğun­da, eklem kapsülü ve kürek kemiğinden çıkıp üst kol kemiği başı çevresine ya­pışan <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> kirişleri üzerine ağırlığından kaynaklanan bir çekme gücü uygular. Ayrıca kolun başta dışa açılma olmak üzere öteki hareketlerinde, aynı kirişler üst kol kemiği başı ile akromiyo-korakoit kemer (omuz çıkıntısı [akro-miyon] &#8211; gagamsı çıkıntı kemeri) ara­sında oluşan baskı gücünün etkisinde kalır.<br />
OMUZ KAVŞAĞI EKLEMLERİ<br />
Eklemlerde art arda yerleşen ve değişik şiddette periartrit tablolarına yol açan hastalık süreçlerini anlamak için, omuz kavşağı eklemlerini oluşturan yapılan ve işlevlerini iyi incelemek gerekir.<br />
Bölgenin kemikleri kürek kemiği, köprücük kemiği ve üst kol kemiğidir. Kürek kemiği ile üst kol kemiği kürek-üst kol kemikleri eklemini; köprücük kemiği ile kürek kemiği de akromiyon (omuz çıkıntısı)-kÖprücük kemiği ekle­mini oluştururlar.<br />
Bu iki eklemin yanı sıra akromiyo-korakoit kemerden oluşan “üst kol kemiği üstü eklem” de işlevsel açıdan ikinci bir omuz eklemi kabul edilmeli­dir. Akromiyo-korakoit kemer akromi-yon (omuz çıkıntısı) ve korakoit (ga­gamsı) çıkıntılardan oluşur (kürek ke­miğinden uzanan iki <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> çıkıntı ile bunları birleştiren güçlü bağ). Akromi­yo-korakoit kemer kürek kemiği-üst kol kemiği ekleminin üzerinde yer alarak, üst kol kemiği başını korur ve dışa doğ­ru hareketliliğini sınırlar.<br />
Üst kol kemiği üzerindeki eklemin boşluğunda çeşitli eklem çevresi yapı­ları bulunur: Bunlar akromiyon altı-deltoit altı bursa, dikenüstü (supraspi-natus) kası ile kirişi, kürek kemiği-üst kol kemiği eklemi kapsülü ve iki başlı kasın uzun başıdır. Kolun dışa açılma hareketinin geı-çekleşmesi için üst kol kemiği büyük çıkıntısının akromiyo-korakoit bağın al­tından kayması gerekir. Bu çıkıntıya di­kenüstü kasının kirişi yapışır. Çıkıntı­nın akromiyo-korakoit bağın altından geçmesi ve aradaki dokuların baskıya uğramaması için, kusursuz bir kas eş­güdümü ile üst kol kemiği başının bir dönme-alçalma hareketi yapması ve yu­muşak dokuların sağlıklı olması gerek­lidir.<br />
Bu koşullar gerçekleşmezse, kolun her dışa açılma hareketi üst kol kemiği başı ile akromiyo-korakoit kemer ara­sında yer alan yapılan baskıya uğratır. Değişiklikler dar bir “kritik bolge”de gerçekleşir. Bu bölgenin filmlerinde hastalığa özgü <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> yıkımı belirtileriy­le kireç çökmesi belirtilerine yol açan bozukluklar gözlenir. Kritik bölgeye uygulanan mekanik baskı ve kemik <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> dolaşımları ile kas atardamar dolaşımlan arasında oluşan anastomoz-lar (ağızlaşma) sonucunda gelişen yerel dolaşım nedeniyle lezyonlar çok şiddet­lenir. Dolaşım lezyonlan, şeker hastalan gibi dolaşım sistemi bozukluğu olan kişilerde kiriş iltihaplarının daha sık gö­rülmesine neden olur.<br />
KLİNİK TABLO<br />
Kürek kemiği-üst kol kemiği periartriti başlığı altında, bazen tek başına da gö­rülebilen ama daha çok, zincirleme bir biçimde birçok eklemi etkileyen hasta­lıklar yer alır: 1) Doku yıkımıyla seyre­den kiriş iltihabı ve dikenüstü kasında kireçlenme; 2) deltoit altı bursa iltihabı; 3) kapsül çevresi iltihabı.<br />
• Kiriş iltihabı (tendonit) &#8211; Dikenüstü kası kirişinin baskı yapıcı etkisi allında bu kasın doku yıkımına uğramasına ve yerel olarak <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> tuzları çökmesine neden olan süreç, yıllar boyunca Özgül bozukluklara yol açmadan belirtisiz ge­lişebilir. Bu evrede çekilen filmlerde, rastlantı sonucunda kiriş düzeyinde ki­reçlenme belirtileri gözlenebilir. Ama hastalığın bu aşamasında, bir bölümü zaten yıkıma uğramış olan ve buna bağ­lı olarak zorlama ya da aşırı çalışma sonrasında işlevsel açıdan yetersiz du­ruma gelen kiriş şiddetli ağnlara neden olabilir.<br />
Omzun elle muayenesi, ağrının üst kol kemiği başı yakınında ve tam olarak dikenüstü kası kirişinin yerleştiği büyük çıkıntı düzeyinde şiddetli olduğunu gös­terir. Dinlenme ve <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> kesici ilaçlar ge­nellikle birkaç gün içinde ağrıyı hafifle­tir. Daha ender de olsa, bazı olgular be­lirtisiz olabilir. Kiriş iltihabı, olguların büyük bir bölümünde iyileşme ve alev­lenmelerle kronikleşmeye doğru gider.<br />
• Bursa iltihabı &#8211; Bursalar, içleri si-novya sıvısıyla dolu, ince duvarlı yas-tıkçıklardır. Eklem içinde çok önemli bir yerleşimleri vardır ve <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> sıra­sında komşu yapılar arasındaki sürtün­meyi en aza indirgerler. Omuz kavşağı eklemlerinde özellikle çok sayıda se-rumlu (seröz) bursa bulunur, ama kiriş iltihaplan en çok deltoit altı-akromiyon altı bursada görülür. Bu, deltoit kasın (omzu dıştan örten ters dönmüş üçgen biçimindeki büyük kas) altına yayılan büyük bir bursadır ve kürek kemiğinin akromiyon çıkıntısının (omuz çıkıntısı) altına doğru bir dal verir. Deltoit altı bursanın etkilenmediği kiriş iltihabı pek görülmez. Deltoit altı bursanın duvarla­rında gelişen <a href="http://www.saglik.im/kronik-iltihap/">kronik iltihap</a> çevre doku­lara yapıştığı için serumlu bursalara öz­gü kayganlığın yok olmasına neden olur. Klinik olarak bursamn iltihaplan­ması ağrının deltoit bölgeye ve kol bo­yunca yayılmasına yol açar. Ağn sürek­lidir ve yavaş yavaş kısmi eklem katı­laşması gelişir. Kireçlenme sonucu or­taya çıkan parçacıklar şişme evresinde bursanın alt kısmının yırtılmasına ne­den olacak ölçüde aşınma yapabilir. Bursa boşluğunu kireçlenmiş parçacık­lar doldurur ve batıcı bir ağn ile omuz­da hareketsizlik ortaya çıkar. Kronik ki­riş iltihabı biçimlerinde, iltihabi süreç­lerin eklem’çevresine yakın yapılara ya­yılması, kürek kemiği-üst kol kemiği eklemi kapsülünün etkilenmesine ve yapışıklığa yol açan bir kapsül çevresi iltihabının gelişmesine neden olabilir.<br />
• Yapışıklık yapan kapsül çevresi il­tihabı &#8211; Omuz kapsül çevresi iltihabı, başlangıçta derin ve sürekli bir ağn ile etkin ve edilgin hareketleri sınırlayan bir katılaşma ile ortaya çıkar. Daha son­ra hastalık belirginleştikçe “donmuş omuz” adıyla bilinen tablo yerleşir: Ağ­rı hafifler, ama katılık artarak kürek ke­miği-üst kol kemiği eklem hareketleri neredeyse bütünüyle engellenir. Aynca özellikle deltoit kasta doku gerilemesi gelişebilir.<br />
Kapsül çevresi iltihabı, kiriş iltihabı sonucunda gelişebileceği gibi, omuz ya­ralanmalarından sonra da görülebilir. Bazen de miyokart enfarktüsü, kronik akciğer hastalıkları, boyun-omuz send-romu gibi omuz dışı hastalıkların komp-likasyonu olarak ortaya çıkar. Kapsül çevresi iltihabının özellikleri, yerel ya da <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleks</a> tipte ağn ile eklemin ağnyı azaltmaya yönelik hareketsizliğidir.</p>
<p>İNCELEMELER<br />
Çekilen filmlerde belirti olmaması peri-artrit tanısını dışlamaz; eklem çevresin­de kireçlenme odaklan bulunması kuş­kulu periartrit olgulannda tam açısın­dan önem taşır. Kireçlenme odaklan yalnızca dikenüstü kası kirişi çevresiyle sınırlı olabilir ya da bursanın yırtıldığı olgularda deltoit altı kas çevresine yayı­labilir. Kronik kiriş iltihabı olgulannda üst kol kemiği başında kemik erimesi<br />
(kemik dokusunda kalsiyum kaybı; os-teoporoz) görülür, büyük çıkıntı bölge­sinde ise sertleşme (skleroz) ve girintili çıkıntılı bir görünüm vardır.<br />
TEDAVİ<br />
Akut nöbet tedavisinde başlangıçta ek­lemin dinlenmeye alınması ile İltihap önleyici ve ağn kesici ilaçlar verilmesi yeterlidir. Belirtiler iyileşmeye başlarsa erken evrede omuz hareketlerine izin verilebilir. Edilgen hareketlerden önce diyatermi aygıtıyla yerel ısı tedavisi ya­pılabilir ya da başka kısa dalga fizik te­davi yöntemleri uygulanabilir. Başlan­gıç tedavisi etkisiz’kalırsa ve ağn 48-72 saat sonra da şiddetini koruyorsa, pro-kain tipi bir anestetikle (ağn giderici ilaç) birlikte yerel hidrokortizon türevi <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> enjeksiyonu düşünülebilir.<br />
Yapışıklık yapan kapsül çevresi ilti­habında tek etkili tedavi, yerel ağrının Şiddetli olduğu ya da hastanın omzunu hareketsiz tuttuğu kronik hastalıklarda erken omuz hareketleridir. “Eklem don-ma”sı gelişen olgularda aylar içinde, yerel kortizon ve anestetik enjeksiyonu ile ısı uygulaması ve edilgen hareket egzersizleri yararlı olabilir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/kurek-kemigi-ust-kol-kemigi-periartriti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

