<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; İç Hastalıklar</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/ic-hastaliklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Karın zarı iltihabı (Peritonit)</title>
		<link>http://www.saglik.im/karin-zari-iltihabi-peritonit/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/karin-zari-iltihabi-peritonit/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 19:32:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[İltihaplanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=254</guid>
		<description><![CDATA[KARIN ZARI İLTİHABI (PERİTONİT) Karın zan akciğer zan gibi iki kat­manlıdır ve özel bir salgısı vardır. Dış duvar katmanı karın boşluğunun iç yü­zünü döşer. İç organ katmanı ise karın­da bulunan iç organlan sarar.Bu organlardan bazılan kamın arka duvanna yaslanırken, bazıları duvardan uzakta, boşluğun ortasında yer alır. Bu yerleşimin bir sonucu olarak dış duvar kann zan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KARIN ZARI İLTİHABI (PERİTONİT)</strong><br />
Karın zan akciğer zan gibi iki kat­manlıdır ve özel bir salgısı vardır.  Dış duvar katmanı karın boşluğunun iç yü­zünü döşer. İç organ katmanı  ise karın­da bulunan iç organlan sarar.Bu organlardan bazılan kamın arka  duvanna yaslanırken, bazıları duvardan uzakta, boşluğun ortasında yer  alır. Bu yerleşimin bir sonucu olarak dış duvar kann zan bütünüyle  karnın ön duvanna bitişik durumdadır ve arka duvara yas­lanmış organlan  yaptığı kıvnmlarla sa­rar, daha sonra boşluğun ortasına yöne­lir ve iç  organ karın zan adıyla kann boşluğundaki bütün organlan örter. Böbrek,  pankreas, onikiparmakbağırsağının bir bölümü gibi karnın arka duva­nna  bitişik duran organlann yalnız ön ve yan yüzleri karın zanyla kaplı  oldu­ğundan bunlara kann zan gerisi organlan (retroperitonal) denir.  Kasığa yer­leşmiş idrar kesesi, döl yatağı, düz bağırsağın son bölümü ve  <a href="http://www.saglik.im/yazi/prostat/">prostat</a> gibi or­ganlar ise dış duvar kann zannın altın­da yer alan karın zan  dışındaki organ­lardır. Öte yandan, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> ve bağır­sakla bağlantılı organlar, mide, karaci­ğer, <a href="http://www.saglik.im/dalak/">dalak</a> ve yumurtalıklar  bütünüyle iç karın zanyla sanlıdır ve karın zan içi organlar olarak  adlandırılır.Kann duvarından değişik organlara uzanan kann zan, bir iç  organı örttükten sonra sırt sırta gelen iki katmanıyla bu organı kann  arka duvarına bağlayan as­kılar oluşturur. Örneğin mezenter  ince-bağırsak, mezokolon kalınbağırsak askı-sıdır. Bir organı başka bir  organa bağla­yan kıvnmlar ise gömlek (omentum) adıyla bilinir. Bu  oluşumlardan büyük gömlek incebağırsaklan sarar. Küçük gömlek ise <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ile  karaciğer arasında uzanır. Kıvnmlar lifsi bağdokuyla des­teklendiği  bölgelerde bağ adını alır.Dış duvar ve iç organ katmanları arasındaki  boşluğa kann zan boşluğu, daha yaygın olarak kann boşluğu denir. Ama  normal koşullar altında bu boşluk birbirlerine ve kann duvanna yaslanmış  iç organlarla sıkı sıkıya dolmuştur. Or-ganlan sararak komşularından  yalıtan karın zan katmanlarının çok kaygan ol­ması, iç organlann kendi  aralanndaki ve kann duvarıyla bağlantılı hareketle­rini kolaylaştırır.  Kann zan bu temel görevini kann zan katmanlannın kay­ganlığım sağlayan  özel bir sıvı salgıla­yarak yerine getirir.Siroz, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> yetmezliği, kapı toplar­damarında aşın basınç artması gibi bazı özel  durumlarda kann boşluğunda Önemli bir sıvı birikimi ortaya çıkar. Tıp  dilinde kısaca assit denen bu du­rumda bazen litrelerce sıvı  birikebilir. Ama kann boşluğunda sıvı birikimi ka­rın zanna özgü bir  bozukluktan değil dolaşım işlevini bozan hastalıklardan kaynaklanır.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4063" title="crhontopo" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/crhontopo.jpg" alt="" width="281" height="268" /><br />
<strong>KARIN ZARINDA GÖRÜLEN BAŞLICA HASTALIKLAR</strong><br />
Kann zanna özgü <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> iltihaplan­maya ya da tümöre bağlı olarak gelişir. Kann zarının sıvı  salgılayan hücrelerin­den kaynaklanan ve kann zan mezotel-yumu denen <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> başta olmak  üzere, doğrudan kann zanndaki dokulardan kaynaklanan <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> oldukça seyrek görülür.<br />
Başka yerlerden kaynaklanan tümör­lerin karın zanna sıçramasına ise daha  sık rastlanır. Bu durumda kann zan kar-sinomundan söz edilir ve karnı  boşlu­ğunda sürekli olarak kanlı bir sıvı biri­kimi vardır.<br />
Kann zannda en sık görülen hastalık,bu zarın iltihabıdır (peritonit).  Kann zan iltihaplan akut ve kronik olmak üzere ikiye aynlabilir: Akut  kann zan iltihabı hızlı gelişir, acil ve ciddi belirtiler göste­rir.  Kronik kann zan iltihabının gelişimi ise daha yavaştır. Akut kann zan  iltihabı ağır bir hastalıktır ve zamanında tanı ko-namazsa Ölümle  sonuçlanır.Akut karın zan iltihabında, iltihap­lanmanın yaygın mı yoksa  sınırlı mı ol­duğunu belirlemek çok önemlidir. Sı­nırlı kann zan  iltihabı, kann zannm be­lirli bir bölümünün iltihaplanmasıdır. Yaygın  kann zan iltihabında ise bu du­rum kann zannm tamamında görülür; bu  nedenle hastalık ileri derecede ağır gidişlidir ve acil tedavi  gerektirir.Olguların büyük bölümünde kann zan iltihabının nedeni,  herhangi bir yol­la kann zan boşluğuna ulaşan mikropla­rın bu zarda  enfeksiyona yol açmasıdır. Kann zanna yerleşen bir yabancı madde de  iltihabın gelişmesine neden olabilir. Örneğin, karaciğer ve dalak  yırtılması, <a href="http://www.saglik.im/dis-gebelik/">dış gebelik</a> gibi herhangi  bir nedenle ka­nn zan boşluğunda toplanan <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> iltiha­ba yol açabilir. Bu olgularda kann zaniltihabından çok, kann  zannm tahrişi ya da tepkisi söz konusudur. Klasik anlam­da kann zan  iltihabı mikropların neden olduğu bir iltihaplanmadır.Bunun başlıca  nedenleri arasında. bir yaranın varlığı, kann boşluğundakı bir organın  iltihabı ve olağan koşullar­da iç yüzeyinde mikrop bulunduran bir iç  organının delinmesi yer alır.• Bir yaranın varlığı  Olağan koşul­larda  aseptik, yani bütünüyle mikrop­suz olan kann zanna mikroplar nasıl  ulaşır? Mikroplar kann zanna bir darbe sonucunda kann duvannda oluşan  bir yaradan girebilir. Bu olasılık göz önüne alınarak, kann duvanndaki  bütün yara­lara kuşkuyla bakılmalıdır. Bu durum. özellikle çocuklarda,  kann ön duvannın ince olması ve esnek dokulardan oluş­ması nedeniyle  daha da Önem kazanır. Yaranın, yanlış bir yaklaşımla yalnızca deride  geliştiği sanılabilir. Oysa yara kann zarıyla bağlantılı olabilir. Bu  ne­denle bir yaranın kann duvarını aşma­dığından ve kann boşluğuna  yayılma-dığından emin olmak gerekir.Kann duvanmn delinmesine yol açan  yaralara bağlı olarak gelişen karın zan iltihabı, bağırsağın bir  bölümünün delinmesi nedeniyle ortaya çıkar. Böy­lece, fazlaca mikrop  taşıyan bağırsak içeriği karın boşluğuna geçer ve ağır bir mikropik kann  zan iltihabına neden olur. Bazı olgularda, bağırsak delinmese de, kann  duvanmn delinmesine yol açan cismin dış ortamdan taşıdığı mik­roplar  kann zarı iltihabına yol açar.• Karındaki bir iç organın iltihabı -Kann  zan iltihabı, akut apandisit ya da akut safrakesesi iltihabında (akut  kolesistit) görüldüğü gibi, iltihaplı, ancak delinmemiş bir iç organın  enfeksiyonu­nun yayılmasından kaynaklanabilir.Önce organın mukozasmda  başlayan iltihaplanma, buradan organın <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> taba­kasına ve daha sonra da bu  orgahın dış yüzeyini saran kann zanna yayılır. Bu duruma başlangıç  evresinde müdahale edilmezse iltihap kann zanna yerleşir. Ama bu yolla  ortaya çıkan kann zan il­tihabı görece yavaş geliştiği için, genel­likle  sınırlı bir <a href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">iltihaplanma</a> görülür.• Olağan koşullarda iç yüzeyinde mikrop bulunduran bir iç  organın delinmesi – Zamanında hızlı ve uygun bir tedavi uygulanmaması  durumunda hastayı kısa zamanda ölüme götüren ağır karın zan iltihaplan,  ileri derecede mikropik içerikli bir iç organın delinerek karın  boşluğuna açılmasına bağlı olarak gelişir. En sık görülen olgu, yay­gın  biçimde iltihaplanmış ve çürümüş apandisin delinmesidir. Bu durumda  apandiste biriken irin ve körbağırsağın içeriği karın boşluğuna  boşalarak ağır bir karın zan iltihabına yol açar.Öbür nedenler  şunlardır: Mide ülse­rinin delinmesi, bağırsak tifosuna bağlı olan  ülserlerden birinin delinmesi, tü­mörden kaynaklanan bağırsak  darlığın­dan ötürü delinme, bağırsağın bir parça­sının karın zan  kıvrımları içine girerek (invajinasyon) asılmasına bağlı olarak ya da  bağırsak dönmesi (volvulus) ne­deniyle bir bağırsak halkasının  boğul­ması sonucunda bağırsağın delinmesi. Safrakesesi iltihabı da  safrakesesinin yırtılmasıyla birikmiş olan irinin karın boşluğuna akması  sonucunda ka­rın zarı iltihabına neden olabilir.Mikroplar karın zarına  ulaştıkların­da bir dizi tepkiye neden olurlar. Kılcal damarlar  genişler. Sızmtı sonucunda önce berrak, sonra irinli ve hatta kokuş­muş  bir sıvı oluşur. Karın zarının iltiha­bı sınırlaması savunma gücüne  bağlıdır. Savunma gücü yüksekse çevresel lifsi yapışıklıklar oluşmasıyla  enfeksiyonun tüm karın zarına yayılması engellenir. Karın zarının  savunma gücü zayıfsa ya da mikroplar fazla saldırgansa, iltihap tüm karm  zarına yayılır; bu durumda çok ağır ve çok tehlikeli bir hastalık olan  akut yaygm karın zan iltihabı orta­ya çıkar.</p>
<p><strong>SINIRLI KARIN ZARI İLTİHABI</strong><br />
Sınırlı karm zan iltihabı temel olarak üç patolojik tabloyu İçerir:  İleo-çekal plastrone (ileum-körbağırsak zırhlı ilti­habı),  pelvi-peritonit ve diyaframaltı apse.• İleo-çekal plastrone  (ileum-körbağırsak zırhlı iltihabı) – Gerek irinli, gerek yaygın  iltihaplı akut apan­disitin yol açtığı bir komplikasyondur. Kann zarının  apandise yakın olan bölü­mü iltihaplanır ve kan basımına uğrar. Bunun  sonucunda bir sızıntı oluşur. Önce berrak lifli bir sıvı biçiminde olan  bu sızıntı sonra irinli bir hal alır. Eşza­manlı olarak, iltihaplanmayı  sınırlayan ve irinin tüm kann zanna yayılmasını önleyen yapışıklıklar  oluşur. Sonunda İrin koyulaşır ve yerini bağdokusu alır. İltihaplı  apandisi, körbağırsağı ve ileu-mun son halkalarını içine alan yapışkan  şeritlerden bir tür zırh oluşur. Belirtiler akut apandisit ile aynıdır;  hastalık ağır gidişlidir ve hemen tedaviye başlanma­sı gerekir. Ama acil  cerrahi girişim, ya-pışıklıklann, yırtılmasına ve iltihabın tüm kann  zanna yayılmasına yol açabi­leceğinden, tehlikelidir. Önce 15-20 günlük  güçlü bir <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> tedavisi  uygulandıktan sonra iltihaplı bölge cer­rahi girişimle çıkarılır.•   Pelvi-peritonit – Pelvi-peritoit ka­rm zarının <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">leğen</a> bölgesindeki (pelvis) bölümüyle sınırlı bir karın zan iltihabı­dır.  Dölyatağı,_tüpjerye yumurtalıkla­rın iltihaplanmasının bir sonucu olarak  bu hastalık daha çok kadınlarda görülür ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kadin-hastaliklari/">kadın  hastalıkları</a> kapsamına girer.Pelvi-peritonitin belirtileri, akut  apandisitin yol açtığı sınırlı kann zan iltihabının belirtileriyle hemen  hemen aynıdır. Bu nedenle bu iki biçimi birbi­rinden ayırmak güçtür.  Pelvi-peritonit tedavisi yüksek dozda güçlü antibiyotik verilmesine ve  buz torbası uygulaması­na dayanır Diyaframaltı apse  Bir başka sınırlı  kann zan iltihabı biçimi diyaframaltı apse olarak adlandınlır. Karnın,  üstteki diyaframla alttaki yatay kalınbağırsağın askısı arasındaki bir  noktasında sınırlı irin birikmesiyle ortaya çıkar. Diyafram­altı apse  sağda ya da solda olabilir. Sağ­daki diyaframaltı apse diyaframla  kara­ciğer arasında ya da karaciğerin altında ortaya çıkabilir.Apse,  kann zanndaki yapışıklıklarla sınırlanan ve irinli sızıntıyla birlikte  ge­lişen yerel iltihabi bir durumdur. Başka bir deyişle, irinle dolu  karın zan kesele­rinin oluşması söz konusudur. Sağ di­yaframaltı apse  daha çok, irinli bir saf­rakesesi iltihabına, bir karaciğer apsesi­ne ya  da apandisin karaciğeraltı gibi anormal bir yerde iltihaplanmasına  bağ­lı olarak, iltihabın kann zanna atlama­sıyla gelişen bir  komplikasyondur. Sol diyaframaltı apse ise  mide-onikipar-makbağırsağındaki bir ülserin delinme­sinden kaynaklanır.  Kann zanna boşa­lan mide içeriği, kann zanmn savunma mekanizması olarak  oluşturduğu yapı­şıklıklar tarafından tutulur ve bunun so­nucunda yaygın  bir kann zan iltihabı­nın ortaya çıkması Önlenir.Belirtiler,  başlangıçtaki hastalığa bağlı olarak ya aniden ya da yavaş ya­vaş ortaya  çıkar. Ama genellikle asıl hastalığa özgü belirtiler bunlan gölge­ler.  Diyaframaltı apse ateş, genel duru­mun bozulması, mideüstü ve böğürde  istemsiz kas kasılması ve bu bölgelerde ağn gibi belirtilerle kendini  gösterir. Hastalığın tedavisi cerrahi girişimle ap­senin boşaltılmasına  dayanır.<br />
<strong>YAYGIN KARIN ZARI İLTİHABI</strong><br />
Akut yaygın kann zan iltihabı, birkaç gün içinde Ölüme neden olabilecek  ka­dar ağır gidişli bir hastalıktır. Bütün ka­nn zanna yayılan  iltihaplanma sonucunda büyük miktarda irin birikir ve vücut hızla  zehirlenir.</p>
<p>Belirtiler hemen bütün şiddetiyle or­taya çıkar. Bütün karna çok  şiddetli bir ağn yayılır; ağn karna hafif bir baskıy­la daha da  şiddetlenir. <a href="http://www.saglik.im/kategori/kaslar/">Kaslar</a> gergin bir hal  ahr. <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">Nabız</a> çok hızlanır ve <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> çok yükselir. Hasta <a href="http://www.saglik.im/gaz/">gaz</a> ve  dışkı çıkaramaz, sürekli bir hıçkınk görülür. Bazen ba­ğırsağın bir  bölümünün delinmesiyle kann boşluğuna hava girmesinin sonu­cu olarak ya  da diyaframaltı apse olgu­larında karaciğer üzerine elle vurulması  sırasında normalde alınan tok ses kay­bolmuştur. Bütün bu bulgular  hastalığın ileri derecede ağır olduğunu ve hemen tıbbi müdahale  gerektiğini gösterir. Hastanın genel durumu, dolaşım yet­mezliğine bağlı  olarak giderek kötüle-şir. Gözler çukura kaçar, dil ve dudak­lar kurur,  <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> sivrilir ve cilt balmumu rengi alır. Bu belirtiler “peritonit yüzü”  denen görünümün tipik özellikleridir.Yaygın kann zan iltihabı tanısını  koymak, iltihabı oluşturan nedeni sap­tamaktan daha kolaydır. Ama  hastanın sindirim kanalıyla ilgili bir rahatsızlık geçirdiğinin  bilinmesi nedenin sapti masını kolaylaştırır. Hasta hemen h. taneye  kaldınlmah ve iltihap bütünü; yerleşmeden ameliyat edilmelidir. Aı  öncelikle iltihaba yol açan neden ara; rılmalıdır. Bir apandisite  bağlıysa ap dis alınmalıdır. Bir bağırsak halkası ( linmişse, ya bu  halka alınmalı ya mümkünse yırtık dikilmelidir.Kainin boş organlarının  delinme ne bağlı kann zan iltihabı olgulanm genel durum köklü bir cenahi  girişi] elvermeyecek kadar ağırsa, delik geç olarak dikilir ve köklü  cenahi girişil genel durum uygun olduğunda başvuı lur. Ameliyatla kann  zarından irin t şaltılır, antibiyotik ve sulfonamitler ı rilir, yara  kapatılır ve ameliyat son smda oluşacak irinin boşalması için 1 nn  boşluğuna bir akaç (dren) kon Ameliyattan önce, ameliyat sırasın ve  sonrasında antibiyotik veraı önemlidir. Belirtilerin başlamasına1 sonra  zaman geçtikçe hastayı kurları olanağı giderek azalır. Bundan ötürü  ken  tam ve vakit geçirmeden cerrahi rişimde bulunmak büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Soru</strong></p>
<p><strong>KARIN ZARI İLTİHABINA KİMLER YAKALANIR?</strong></p>
<p><strong>Cevap</strong></p>
<p>Erkekler mi, yoksa kadınlar mı daha fazla karın zarı iltihabına   yakala­nırlar?<br />
Kann zan iltihabının görülme sıklığı bakımından erkekler ile kadınlar   arasın­da bir fark yoktur.</p>
<p><strong>Soru</strong></p>
<p><strong>Karın zarının işlevleri nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Cevap</strong><br />
Karın zarı iç organlann birbirleri üstünde kaymasını sağlar. Aynca yan   geçir­gen bir zar olarak diyaliz yapabilecek, yani <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> ve  elektrolitler için  seçmeli davranabilecek özelliktedir. Kann zarının  ilaçlan, elektrolitli  çözeltileri, bak­teri ve toksik maddeleri emme  gücü de vardır.</p>
<p>﻿</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/karin-zari-iltihabi-peritonit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Safra ve Safra Taşları</title>
		<link>http://www.saglik.im/safra-taslari/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/safra-taslari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 20:22:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Sindirim Sistemi ve Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[SAFRA TAŞLARI Safra taşları, safrayı oluşturan maddelerin safrakesesinde çökmesiyle oluşur. Safrayı oluşturan bazı madde­lerin çökerek taş oluşturmasının ne­denlerini anlayabilmek için önce saf­ranın yapısı ve safrake sesinin işlevleri konusunda bilgi edinmek gerekir. SAFRA Safra suyun yam sıra safra asitleri, fosfolipitler, kolesterol, bilirubın gibi organik ve elektrolitler gibi organik [olmayan maddelerden oluşur.Safra asitleri bağırsakta kısmen yeIniden emilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SAFRA TAŞLARI</strong><br />
Safra taşları, safrayı oluşturan maddelerin safrakesesinde çökmesiyle oluşur. Safrayı oluşturan bazı madde­lerin çökerek taş oluşturmasının ne­denlerini anlayabilmek için önce saf­ranın yapısı ve safrake sesinin işlevleri konusunda bilgi edinmek gerekir.</p>
<p><strong>SAFRA</strong><br />
Safra suyun yam sıra safra asitleri, fosfolipitler, kolesterol, bilirubın gibi organik ve elektrolitler gibi organik [olmayan maddelerden oluşur.Safra asitleri bağırsakta kısmen yeIniden emilir ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla karaciğere [geri döner. Böylece bu maddelerin [dışkıyla vücuttan atılması sınırlanır.Normal bir insanın karaciğerinde [yapılan safradaki lipitlerin yüzde 15-|20'si fosfolipitlerden, yüzde 70 80'i safra asitlerinden, yaklaşık yüzde 8'i de kolesterolden oluşur. Safra lipitlerinin fiziksel - kimyasal özellikleri - <a href="http://www.saglik.im/kolesterol/">Kolesterol</a> suda ve yüzde 9O'ı <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> olan safrada çözünmez. Benzer biçimde fosfolipit molekülleri de suda çözünmeyen kristal bir yapı oluşturur. Buna karşılık safra asitleri molekülle­rinde hidrofil (suyu seven, emen) ve hidrofob (sudan kaçan) gruplar bulu­nur.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4055" title="safra kesesi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/kese-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p>Böylece "armdırıcı" bir özellik kazanan safra asitleri normalde suda çözünmeyen maddelerin çözünmesini sağlar. Safra asitleri molekülleri "mi­sel" adı verilen çok moleküllü küme lerle birleşme eğilimindedir. Misellerde safra asitleri moleküllerinin hidrofil bö­lümleri suya doğru, hidrofob bölümleri ise çok moleküllü kümenin içine doğru yönelir. Misellerin merkezi lipitlerin ve özellikle kolesterolün çözünmesine uy­gun özelliktedir. Fosfolipitler safra asit­leri kümelerinin aralarına yerleşerek misellerin boyutlarında büyümeye ne­den olur. Böylece "geniş" misellerin oluşmasmı ve kolesterolün daha kolay çözünmesini sağlarlar.osfolipitler ve safra asitleri koles­terolün safrada eriyik halde kalması için gerekli maddelerdir. Safranın çö-zünebilirlik derecesi kolesterol, safra asitleri ve fosfolipitlerin toplam mikta­rına değil, bunların göreli oranlarına bağlıdır.Normal koşullarda karaciğer hücre­lerinin salgıladığı safranın bileşimindeki safra asiti, fosfolipit ve kolesterol içeriği, kolesterolün kolayca çözünme­sine uygundur.</p>
<p>Taş oluşumunu kolay­laştırıcı (litojen) nitelikteki safra ise kolesterol fazlası içerir ve safrakese-sinde çökerek taş oluşumuna yol aça­bilir. Taş yapıcı safra salgılanması ka­raciğerin safra asitleri salgısının azal­masına ve safrayla aşın miktarda ko­lesterol atılmasına bağlıdır. Taş yapıcı safra salgılanmasını ko­laylaştıran duruıfllar  Taş yapıcı safra salgılanmasını ve kolesterol taş­larının oluşumunu kolaylaştıran birçok etken vardır.Kolesterollü safra taşı oluşumuyla yaş ve cinsiyet arasında kesin bir iliş­ki gözlenir. Safra taşı oluşumu çocuk­larda ender görülür; ergenlikten sonra özellikle de kızlarda sıklaşır ve doğur­gan çağdaki kadınlarda yüksek <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> düzeyine bağlı olarak belirgin olçüde artar.Fazla kalori ve <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> içeren be] sinler gelişmiş ülke insanlarında safra) taşlarının sık görülmesinin başlıca ne­denlerden biri olarak kabul edilir.<br />
Kimyasal katkı maddeleri içeren hazır yiyeceklerin yaygın tüketimi, özellikle genç ve-zayıf insanlarda kolesterol taşlarının oluşumunu kolaylaş­tıran etkenler arasında sayılmaktadır.</p>
<p><strong>SAFRA TAŞLARI</strong><br />
Safra taşlarım oluşturan başlıca mad­deler kolesterol, <a href="http://www.saglik.im/bilirubin/">bilirubin</a> ve başta kalsiyum tuzlan olmak üzere tuzlardır Taşların özellikleri bileşimlerine göre değişir.Ağırlıklı olarak ya da yalnızca ko­lesterolden oluşan taşlar oldukça sert, grisan renkli, yuvarlak ve biraz tane­ciklidir. Genellikle büyük boyutlu ve tek olur.<br />
Bilirubin (pigment) taşlan koyu renklidir. Siyah olanlan daha sert, kahverengi olanlan yumuşaktır. Kah­verengi taşlar safra yollannda bulu­nur. Safraya rengini veren bilirubin, alyuvarlardaki hemoglobinin karaci­ğerde parçalanmasıyla oluşur ve saf­rayla bağırsağa taşınarak dışan atılır.Bazı taşlar karışık yapıdadır ve de­ğişik oranlarda kalsiyum, bilirubin ve kolesterol içerir. Bunlar en sık görü­len safra taşlarıdır. Koyu renklidirler. Her zaman çok sayıda bulunurlar.</p>
<p>Karışık taşlar piramit biçiminde ve içer­diği <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> miktanyla orantılı sert­liktedir. Safrakesesini tümüyle doldu­racak kadar çok miktarda birikebilir­ler. Bu durumda safrakesesi fıjminde petekli bir görünüm saptanır.Safra taşlan, safra akışını engelle­yerek safrakesesi koliği denen ağnh krizlere yol açar. Bu tür krizlerin baş­lamasında safrakesesinin kasılmasını uyaran aşın yemek ya da aşın yağlı <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> etkili olabilir. Taş safrakese­si duvarım zedeleyerek safrakesesinin kasılmasına yol açabilir. Böylece saf­rakesesi içinde durmakta olan taş ha­rekete geçebilir.Taş safrakesesinin boynuna ya da safra yollarına doğru <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> eder ve ulaştığı noktalarda <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> spazmlan biçiminde tepkiye yol açar. Tıkanma ne­deniyle safra akışı engellenir; ani ve şiddetli <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> ortaya çıkar.</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Safrakesesinde kolik dışındaki belirti­lerle kolik belirtileri arasında bir ay-nm yapmak gerekir. Safra taşı çoğu insanda hiçbir belirtiye yol açmaz ve here safra taşı başlangıçta uzun süre sessiz kalır. Taşın varlığı birçok olgu­da başka organların radyolojik ya da ultrasonografik incelemesi sırasında ya da karındaki bir cerrahi girişimde rast­lantıyla saptanır.Kolik dışındaki safra taşı belirtileri basit kronik safrakesesi iltihabını (ko-lesistit) andırabilir.Belirtiler bazen anlaşılmaz ve önemsenmez. Hastada <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştahsızlık</a> ya da iştahla yemeğe başladıktan hemen sonra tokluk duygusu ve yiyeceğe kar­şı isteksizlik görülebilir. Yemekten sonra şişkinlik duygusu, <a href="http://www.saglik.im/gaz/">gaz</a> çıkarma ve sindirim güçlüğü safra taşlarının başlıca belirtileridir.<br />
Kızartmalar safra taşına bağlı sindi­rim güçlüğünü artıran ve yüksek oran­da yağ içermeleri nedeniyle safra kesesinin kasılmasını uyaran besinlerdir. Yemekten sonra sağ kaburga yayının altında hafif ağrıların ortaya çıkması hekimin tanı koymasını kolaylaştırır.</p>
<p><strong>TANI</strong><br />
Sa. isi hastalığının tanısında kul-lanılaı iki temel yöntem radyografi ve ultrasonografidir.<br />
Radyolojik inceleme yapılmadan bir önceki gece hastaya safrakesesinde toplanan ve safrayı X ışınlarıyla görü­lebilir hale getiren bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> verilir. Er­tesi gün çekilen filmde (kolesıstografi) safra taşlan görülebilir; ayrıca safrake-sesinin biçimi ve işlevi incelenebilir. İyi tedavi edilmemiş bir safrakesesi il­tihabı safrakesesinin sertleşmesine yol açabilir. Bu durumda safrakesesi küçü­lür, duvarları sertleşir ve safra depola­ma işlevini yitirir. Ama safra artık saf-rakesesine girmediğinden kolesistogra-fide görülemez. Safranın safrakesesine girişini bir taşın tıkamasıyla da aynı durum ortaya çıkar.<br />
Gerek bu durumda, gerekse daha önce safrakesesi alınmış kişilerde saf­ra yollarında taştan kuşkulanıldığında safrayı bütün yolu boyunca görülebilir hale getirecek iyotlu bir maddenin da­mar içine verilmesinden sonra radyo­lojik inceleme (kolanjiyografi) yapıl­malıdır.</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8821278561700516031&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8821278561700516031&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Bu yöntemle çekilen film kuşkulu sonuç verirse ya da safra yol­larını göstermezse bazı uzmanlaşmış merkezlerde uygulanan “ters yönde” kolanjiyografiye başvurulabilir. Bu yöntemde onikiparmakbağırsağına ka­dar sokulan gastroduodenoskop adlı aygıtla ana safra kanalının <a href="http://www.saglik.im/pankreas/">pankreas</a> kanalıyla birleşip onikiparmakbağırsa­ğına açıldığı yere ulaşılır. Buradan bir sondayla girilerek, röntgen filminde görülen (radyoopak) sıvı safra akışı­nın tersi yönünde ana safra kanalına şırınga edilir. Bu sıvı geriye doğru safra yollarında ilerler.Ultrasonografi ağrısız ve uygulan­ması kolay bir incelemedir. Sanlık bu­lunan ve <a href="http://www.saglik.im/karaciger-yetmezligi/">karaciğer yetmezliği</a> nede­niyle kontrast maddeyle <a href="http://www.saglik.im/kolesistografi/">kolesistografi</a> yapılamayan hastalarda da uygulana­bilir. Ayrıca radyasyon gerektirmedi­ğinden gebe kadınlarda herhangi bir sorun yaratmaz. Ama safra taşlarının X ışınlannı geçirip geçirmediği ve bu­na bağlı olarak cerrahi girişim yerine tıbbi tedaviye uygun olup olmadığı ultrasonografiyle anlaşılamaz. Ultraso­nografi safra taşından kuşku duyuldu­ğunda yapılacak ilk incelemedir. Taş görülürse taşın yapısının ve uygulana­cak tedavinin belirlenmesi için kole­sistografi yapılır.</p>
<p><strong>SAFRA KOLİGİ</strong><br />
Safra koliğinde sağ kaburga yayının altında aniden ortaya çıkan, omza, sır­ta ve göğsün sağ yansına yayılabilen şiddetli ağn görülür. Ağrı batıcı özel­liktedir ve hasta hareket ettikçe artar. Bunu genellikle <a href="http://www.saglik.im/bulanti-kusma/">bulantı</a> ve safralı kus­ma izler. Daha da halsiz düşen hasta­nın ateşi hızla yükselir. Muayane eden hekimin ağnlı bölgeye dokunması bile ağrıyı dayanılamaz hale getirir.’<br />
Safra koliği hekimin girişimiyle kı­sa sürede denetim altına alınabilir. Hekime başvurulmazsa ağrı saatlerce sü­rebilir.Ani şiddetli ağnyı izleyen günlerde, gözlerde <a href="http://www.saglik.im/sarilik/">sarılık</a> ortaya çıkabilir. îdrar normalden koyu, dışkı ise daha açık renk alabilir. Sağlıklı kişilerde sindirim sırasında, karaciğer dışı safra yolların­daki hareketler çok düzenlidir; safrake­sesi kasılıp içindeki safrayı bağırsakla­ra doğru iterken ana safra kanalının so­nunda yer alan Oddi büzgen kası gev­şer ve safranın bağırsağa akmasına izin verir. Oysa taşın neden olduğu zedelen­meden sonra safrakesesiyle birlikte büzgen kas da kasılır. Safra dışarı aka-madığından basmç artar ve bunun so­nucunda karaciğerin daha sonraki <a href="http://www.saglik.im/safra-salgisi/">safra salgısı</a> da engellenir. Gözlerde sanlık ve açık renk dışkı gibi belirtiler safra yolu tıkanmasına bağlıdır.<br />
Dışlanın açık renkli olmasının ne­deni bağırsağa akan ve dışkıyla çıkan bilirubinin çok azalmasıdır. Buna kar­şılık bilirubin kana kanştığmdan daha sonra idrarda yoğunlaşmasıyla idrar rengi koyulaşır ve özellikle gözakında sarılık belirir.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong><br />
1972′ye değin safra taşı için hekimle­rin önerdiği tek tedavi safrakesesinin (ve taşların) cerrahi girişimle alınma-sıydı. Günümüzde kolesterol taşı olan birçok hasta ameliyat istemediği ya da edilemediği için başka yöntemlerle te­davi edilmektedir.Tıbbi tedavi hastaya her gün kenodezoksikolik ve ursodezoksikolik asi-tin verilmesinden oluşur. Kenodezok-sikolik asit insan safrasında, ursode­zoksikolik asit ise ayı safrasında bulu­nan safra asitlerindendir. Yukarıda be­lirtildiği gibi kolesterol taşlarının olu-Şumu safranın aşm kolesterol içerme­sine ve/ya da safra asitlerinin yetersiz­liğine bağlıdır.<br />
Kenodezoksikolnc ve ursodezoksi­kolik asit verilmesiyle safranın bileşi­mindeki safra asitleri artar. Böylece safra, taşı oluşturan kolesterolü çöze­rek yavaş yavaş atabilecek duruma ge­lir. Çözünme süreci taşın boyutlarına bağlı olarak yavaş ve aşamalıdır. Orta­lama süre 1-2 yıl arasında değişir. Bü­yük taşların çözünmesi daha çok za­man alır, ama en kısa çözünme süresi 6 ay kadardır. Safra taşlarında tıbbi te­davinin başarı olasılığı büyük ölçüde hekimin bu tür tedavi için hasta kabul ölçütlerine bağlıdır. Hastanm safrake­sesi aç karnına iyi doluyor ve yemek­ten sonra düzenli boşalıyorsa, safrake-sesinde de X ışınlarını geçiren koleste­rol taşlan varsa kenodezoksikolik/ ursodezoksikolik asit tedavisinden iyi sonuç alınır.</p>
<p>Hastaların büyük bölümünde safra asitiyle tedavi sorun yaratmaz. Az sayı­da hastada, Özellikle tedavinin ilk gün­lerinde İshal gibi geçici belirtiler ortaya çıkabilir. Ana safra kanalında taş, saf-rakesesİnde irin birikmesi (ampiyem), mukuslu sıvı birikmesi (hidrops) ve <a href="http://www.saglik.im/kanserlesme/">kanserleşme</a> gibi komplikasyonlarda bu tip tedavi uygulanmaz; acil cerrahi giri­şimle sorunun ilerlemesi önlenir. Çün­kü ampiyem karın zarı iltihabına (peri­tonit), ana safra kanalının taşla tıkan­ması safra göllenmesine bağlı sarılığa ve gittikçe artan zehirlenmeye, safrake­sesi kanseri de kanserin başka organla­ra yayılmasına yol açabilir.<br />
İlaçların dikkatli ve düzenli olarak alınmasına karşın tıbbi tedavi her za­man etkili olmamakta, birçok kişi bun­dan yarar görmemektedir. Bunda psi­kolojik etkenlerin de rolü vardır. Et­kinliklerinin azaldığı duygusuna kapıl­mak ve sürekli perhiz yapmak bazılarının ruhsal durumunu olumsuz etkile­mektedir. Ayrıca bu tip tedaviyle taş tümüyle erişe de yüzde 40 olasılıkla iki yıl içinde yeniden oluşmaktadır.</p>
<p>Son yıllarda safrakesesınin içine dışarıdan yerleştirilen bir tüp aracılı­ğıyla bazı özel ilaçlar verilerek taşla­rın doğrudan eritilmesi yoluna da gi­dilmektedir. Tedavi süresi (birkaç gün) safra asitiyle tedavi süresinden çok daha kısa ve ^başarı oram daha yüksektir. Ama hastanın safrası taş yapıcı özelliğini koruduğu için yinele­me olasılığı gene yüksektir.İlaç tedavisinin başarısız kalması, çeşitli komplikasyonlann ortaya çık­ması ve kötü huylu <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> gelişmesi gibi olasılıklar nedeniyle birçok hasta­da safrakesesinin cerrahi girişimle almması yoluna gidilir.Safrakesesi safranın depolandığı organdır. Organizma için yaşamsal önemi yoktur ve almması fazla bir so­run yaratmaz. Cerrahi girişim de ol­dukça basittir. Tanının konmasından sonra ameliyat ne kadar erken yapılır­sa o ölçüde kolaylaşır.</p>
<p>Çünkü zaman geçtikçe safrakesesi ve çevresindeki organlar arasında ya­pışıklıklar oluşarak cerrahi girişimi zorlaştırır. Ameliyattan sonra hasta normal yaşamma dönebilir; beslen­meyle ilgili katı kısıtlamaları kaldıra­rak sağlıklı her insan gibi yaşayabilir. Ameliyat teknik açıdan basittir, ama yapışıklıkların bulunması ve safra yol­larında sık rastlanan yapısal bozukluklar nedeniyle bazen komplikasyonlar ortaya çıkabilir.Ameliyat sonrasında genellikle dü­zenli iyileşme görülür ve 10-12 gün sonra hasta iyileşmiş kabul edilir. Cer­rahi girişimin ana safra kanalını da kapsadığı durumlarda, buraya yerleşti­rilen Özel tüp yaklaşık 15 gün sonra alınır. Hastaneden çıkan hasta olağan günlük etkinliklerine dönebilir.Bazı hastalar ameliyattan sonra ameliyattan öncekilere benzer çeşitli belirtilerden yakınır. Bazen aylarca süren bu durum, “safrakesesi alınması sonrası sendromu” olarak adlandırılır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">Sinir sistemi</a> düzensizlikleri olanlarda daha sık görülen bu sendrom, safra yollarının ve bağırsağın, safrakesesi­nin yokluğuna uyum sağlama çabasına bağlıdır. Zamanla hafifler; özellikle de perhize dikkat edilmesi, sindirime yar­dımcı ve safra salgısını artırıcı ilaçla­rın kullanılmasıyla bir süre sonra ge­çer.</p>
<p>Son yıllarda <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> taşlan gibi safra taşlanm da ses üstü (ultrason) dalgalardan yararlanarak parçalama olanağı doğmuştur. Taşlar mekanik olarak ya da laser ışınlarıyla da kırıla-bilmektedir. Ayrıca klasik cerrahi dı­şında endoskopik (laparoskopik) safra­kesesi ameliyatı yöntemi geliştirilmiş­tir. Bu işlemde göbek ve karın duvarı­na açılan iki delikten içeri sokulan laparoskop aracılığıyla safrakesesi çıka­rılmaktadır. Hasta ertesi gün evine dö-nebilmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Çocuklarda taş olabilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap </strong></span><br />
Evet, ama bu ender görülen bir durumdur. Çocuklarda safra taşlannt? hemen her zaman yalnızca safrakesesinde rastlanır. Pigmentli taşlarla (bilirubin taşlan) <a href="http://www.saglik.im/kolesterol/">kolesterol</a> taşlarının görülme sıklığı yaklaşık aynı­dır. Taş olan çocuklann büyük bölümünde hastalığa yatkınlık yaratan başka koşullar da (örneğin hemoliz) vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/safra-taslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sistit</title>
		<link>http://www.saglik.im/sistit/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/sistit/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 07:48:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=500</guid>
		<description><![CDATA[SİSTİT Sistit, idrar yollarını ilgilendiren bir­çok hastalıkla birlikte görülebilir. Çok sık ortaya çıkması hastalığın önemini artırmaktadır. NEDENLERİ Olguların büyük bir bölümünde etken bağırsak kökenli mikroplardır. Enfeksi­yon zamanında tedavi edilmezse, hasta­lık böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilir. Sık sistit geçiren hastalarda aynı mikrop, tedaviye karşın, yeniden etkinleşebileceği gibi, başka tür bakteri­ler de yinelemelerden sorumlu olabilir. Sık yineleyen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SİSTİT</strong><br />
Sistit, idrar yollarını ilgilendiren bir­çok hastalıkla birlikte görülebilir. Çok sık ortaya çıkması hastalığın önemini artırmaktadır.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Olguların büyük bir bölümünde etken <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> kökenli mikroplardır. Enfeksi­yon zamanında tedavi edilmezse, hasta­lık böbrekleri de etkileyecek biçimde yayılabilir. Sık <a href="http://www.saglik.im/sistit/">sistit</a> geçiren hastalarda aynı mikrop, tedaviye karşın, yeniden etkinleşebileceği gibi, başka tür bakteri­ler de yinelemelerden sorumlu olabilir. Sık yineleyen enfeksiyonlarda idrar kültürü uygulanmazsa, <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> teda­visi genellikle başarısız kalır. Daha sey­rek olarak, sıradan mikroplar dışında, kadınlarda özellikle Chlamydia cinsi mikroorganizmalar) ve <a href="http://www.saglik.im/verem/">verem</a> basili de sistite neden olabilir.Bakteriler idrar kesesine şu yollar­dan ulaşabilir:<br />
<strong>•  Dışardan, aşağıdan yukarıya, dölyata-ğı aracılığıyla;</strong><br />
<strong>•  böbrek ve idrar yollan aracılığıyla, yukardan aşağıya;</strong><br />
• yakın dokulardaki enfeksiyon odakla­rından lenf yoluyla (kolit, apandisit, er­keklerde prostat, kadınlarda üreme yol­ları iltihabından).Sistitin ortaya çıkması için idrar ke­sesinde mikropların bulunması zorunlu­dur, ama başka etkenlerin de sürece ka­tılması gerekir. Bu etkenler arasında, <a href="http://www.saglik.im/yazi/prostat/">prostat</a> büyümesi ya da idrar kesesi fel­ci nedeniyle idrar kesesinde sürekli bir miktar idrar kalması; gebelik; soğuk; dölyatağı sarkmasından sonra bazı or­ganlarda <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> birikmesi ya da yakın or­ganların taşlar, idrar sondası vb etkisiy­le yaralanması sayılabilir. Yetersiz te­mizlik koşullan, bedensel hareketliliğin azlığı, <a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-iliski/">cinsel ilişki</a> de kolaylaştıncı rol oynayabilir.</p>
<p><strong>GÖRÜLME SIKLIĞI</strong><br />
Kadınlarda siyek daha kısa, akut ve kronik üreme sistemi iltihaplan daha sık olduğundan, akut, subakut ve kro­nik sistit daha yaygın görülür. Kadmla-nn en az yüzde 20’si yaşamlan boyunca en az bir kez sistite yakalanır. Çocukluğun ilk döneminde ve sonrasında dış cinsel organ enfeksiyonları (vulva ve dölyolu iltihaplan) sonucunda akut sis­tit ya da piyelonefrit gelişebilir.Yaş ve cinsiyet, hazırlayıcı etkenler­dir; idrar kesesinde, prostat büyümesine bağh olarak idrar göllenmesi, erişkin ve ilerlemiş yaştaki erkeklerde sistit gelişi­mine neden olur. Kadınlarda ise hasta­lık, gebelikte daha sık görülür.<br />
<strong>BELİRTİLERİ </strong></p>
<p>Hastalığın başlıca belirtisi sık idrar yap­ma ve bu sırada duyulan <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> ile yanma­dır. Ağrı ve yanma genellikle idrar yap­tıktan sonra da sürer ve bazen makat ve kasık bölgelerine yayılır.<br />
Ağır olgularda İdrar bulanık ve kötü kokuludur, bekletildiğinde iltihap hüc­relerinden oluşan sarı-yeşil bir çökelti bırakır; kanamalı olgularda ise kan çıp­lak gözle görülebilir. Akut sistite yük­sek <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> eşlik edebilir.<br />
Çocukluk ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/yaslilik/">yaşlılık</a> döneminde hastalık dikkatle ele alınmalıdır. Çocuk­larda, birçok olguda belirtisiz seyreden hastalık, <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> işlevlerinin bozulması­na yol açıp uzun süre etkili olabilir; ge­nel durumu ve büyümeyi olumsuz etki­ler. Çeşitli <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> sorunlarının ortaya çı­kabildiği yaşlılık döneminde ise idrar yollan enfeksiyonları genel durumun kötüleşmesine yol açabilir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4053" title="sistit" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/utogenital.jpg" alt="" width="150" height="188" /><br />
<strong>GİDİŞİ</strong><br />
Hastalığın gidişi, etken olan mikrobun tüfüne, aynca önceden var olan bozuk­luklara (taş, idrar göllenmesi, tümör, divertifcül, verem vb) bağlıdır. Önce­den idrar kesesi iltihabını kolaylaştırıcı etkenlerin bulunması, bir yandan bu et­kene yönelik uygun tedaviyle akut nö­betin geçmesine izin verirken, bir yan­dan da yinelemelere yol açabilir (yine-leyici sistit). Birincil akut sistit olgula­rında hasta genellikle birkaç gün için­de iyileşir. Akut biçimden kronik türe geçiş, İyi tedavi edilmeyen olgularda ve saptanamayan ya da tedavi edileme­yen bir kolaylaştırıcı etken bulundu­ğunda görülür.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Her koşulda idrar kesesi iltihabının, id­rar kesesi ya da genel <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bobrekler-ve-idrar-yollari-hastaliklari/">idrar yolları</a> has­talıklarına eşlik edip etmediği saptan­malıdır. Yani hastalığın idrar &gt; olları sis­teminin başka hastalıklanna bağlı ya da onlann komplikasyonu olarak ortaya çı­kıp çıkmadığı belirlenmelidir. Ürografi <a href="http://www.saglik.im/idrar-tahlili/">idrar tahlili</a> ve idrar kültürü, hastalığın türünün saptanmasını sağlar.<br />
Olağan tedavilere yanıt vermeyen ve yineleyen tüm olgularda veremden kuşkulanılmalı ve bu olasılığa yönelik kültür incelemeleri yapılmalıdır.<br />
Bütün kanamalı sistitlerde, Özellikle idrarda bol kan varsa ve öznel belirtiler iyileştiği halde kanama sürüyorsa, idrar kesesinde iyi ya da kötü huylu bir tü­mör olabileceği düşünülmelidir.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Akut sistit olgularında Öncelikle idrar yollanna etkili temizleyiciler ya da an­tibiyotikler uygulanmalıdır. Hastalar genellikle hekime başvurmadan kendi­leri <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> alır. Ama iltihap giderici ilaçla­rı kullanmadan önce, antıbiyogram ve idrar kültürü yapılması için idrar örneği alınmalıdır. İncelemenin sonucu bekle­nirken idrar yolu enfeksiyonlanna etkili olan ilaçlar alınabilir. Daha sonra bun­lar, antıbiyogram sonucuna göre gere­kirse değiştirilir.Genellikle beslenmeye ilişkin kısıt­lamalar önerilir. Bazı besinlerin (baha­rat, alkollü içkiler, bira, soslar) idrar yollan mukozası üzerinde yıpratıcı et­kisi olduğu görüşü yaygındır. Bu önlem enfeksiyonla mücadelede yeterli değil­se de, göz ardı edilmemelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/sistit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mide Tümörleri</title>
		<link>http://www.saglik.im/mide-tumorleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/mide-tumorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 07:01:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=335</guid>
		<description><![CDATA[MİDE TÜMÖRLERİ Erkeklerde 100 binde 30, kadınlarda 100 binde 20 oranında gorulur Elli yaşın üzerindeki kişilerde iştah ve kilo kaybı durumunda mide kanserinden kuşkulanıl-malıdır Geçen 30 yıl içinde görülme sık­lığı bazı ülkelerde çok azalmış (ABD), bazı ülkelerdi ise artmıştır NEDENLERİ Otekı kanserlerdekı gibi mide kanserine yol açan nedenler de bilinmemektedir, ama mide kansen riskini artırdığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MİDE TÜMÖRLERİ</strong><br />
Erkeklerde 100 binde 30, kadınlarda 100 binde 20 oranında gorulur Elli yaşın üzerindeki kişilerde <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştah</a> ve kilo kaybı durumunda <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> kanserinden kuşkulanıl-malıdır Geçen 30 yıl içinde görülme sık­lığı bazı ülkelerde çok azalmış (ABD), bazı ülkelerdi ise artmıştır<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Otekı kanserlerdekı gibi mide kanserine yol açan nedenler de bilinmemektedir, ama mide kansen riskini artırdığı bili­nen çeşitli etkenler vardır Bunlar şöyle sıralanabilir: Yapısal-kalıtsal etkenler* Ailesinde <a href="http://www.saglik.im/mide-kanseri/">mide kanseri</a> olan bireylerde risk 5 kat daha yüksektir Tanhte en ıyı bilmen ailevi olgu, babacı ve uç kardeşi gibi mide tümöründen ölen Napoleon Bona-parte’tır. Mide kanserine <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> grubu  olan kişilerde, omkıpannakbağırsağı ül­serine ise O grubundakilerde daha’-sık rastlandığı gözlenmiştir.<br />
<img class="alignleft size-medium wp-image-4057" title="mide" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/as-300x166.jpg" alt="" width="300" height="166" /> • Kronik atrofik mide iltihabı.• Polipler, iyi huylu tümörlerdir, ama tüm sindirim kanalında olduğu gibi kö­tü huylu tümörlere dönüşebilirler.vresel etkenler mide kanserinde önemlidir. Bunun tipik bir örneği, ana­yurtlarında yaşayan Japonlar’da mide kanserinin sık olmasına karşın, ABD’ye göç etmiş Japonlar’da sık görülmemesi­dir; çünkü <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> alışkanlıklarına bağlı olarak ABD’de bu hastalık belir­gin biçimde gerilemektedir.Mide ülserinin kansere dönüştüğü “yolundaki varsayım çok tartışmalıdır. İstatistiklere göre <a href="http://www.saglik.im/mide-ulseri/">mide ülseri</a> olanların çok küçük bir bölümünde <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> geliş­mektedir. Ama bunlann önemli bir bö­lümü, <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> dokusu üzerinde ortaya çıkmış ülserli bölgeler olabilir. Bir baş­ka deyişle, söz konusu olan, ülserin kansere dönüşmesi değil, <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">ülser</a> görünü­mündeki kanser olgularıdır.Mide kanserinin etkilediği bölge­ler &#8211; Mide kanserinin en sık görüldüğü mide bölümleri mide kapısı (pilor) ve mide kapısı önüdür (prepilor). Sık etki­lenen bir bölge de küçük eğriliktir (cur-vaîura minör). Son evrede olduğu gibi kanser büyük ölçüde yayıldığında, tü­mörün başlangıç yerini kesin biçimde saptamak olanaksızdır. Tümörün üç gö­rünümü olabilir. Bunlar en sık olanın­dan en az görülene doğru skiröz, veje-tan ve jelatinöz ya da mükoz biçimler­dir. Skiröz ya da sert yapılı kanser, mi­de kapısı ya da mide kapısı önü bölge­sinde ortaya çıkıp mide duvarına yayı­lır. Mide duvarı kaim, sert, kırılgan bir duruma gelir. Skiröz biçimde midenin İÇİ dolduğunda mide boşluğu, daralmış, esnek olmayan bir tüp gibi görünür.Vejetan ya da yumuşak tip, mantar ya da karnabahar görünümünde etli bir kütle biçimindedir ve mide boşluğuna doğru gelişir. Üzerinde <a href="http://www.saglik.im/nekroz/">nekroz</a> ve ülser­ler oluşarak delinme olasılığı vardır.En seyrek olanı jelatinöz tiptir. Tü­mör kütlesinin jelatini andıran parlak görünümünden ötürü bu adla anılır.<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Erken tam için yararlı başlangıç bulgu­ları yoktur. Tümör belli bir büyüklüğe ulaştığında hastayı hekime başvurmaya yönelten belirtiler ortaya çıkar. O za­mana değin iştahlı olan ve yediklerini kolayca sindiren hasta, iştahının azaldı­ğını, et ve yağlara karşı tiksinti duydu­ğunu fark eder. Aşırı sigara içen tirya­kiler bile sigaraya karşı isteksizlik du­yarlar. Ayrıca sindirim bozuklukları ortaya çıkar. Öğünlerden sonra ağırlık duygusu, sindirim güçlüğü, bulantı, kusma, genellikle mide bölgesinde Öğünlerle bağlantılı ya da bağlantısız bir <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> baş gösterir.Hastalığın daha ileri evresinde orta­ya çıkan bir başka belirti hematemezdir (mideden kan gelmesi). Bu durum tü­mör kütlesinde kanama olduğunu gös­terir. Bazen mide kanseri, ilk olarak dikkati sindirim sistemine çekmeyen belirtiler gösterebilir. Bunlar halsizlik, giderek artan zayıflama, cildin soluk san bir renk arması, ateş, <a href="http://www.saglik.im/yazi/kansizlik/">kansızlık</a> gibi genel belirtilerdir.<br />
Değişik yayıhmlar (metastaz) sık görülür ve erken evrede ortaya çıkar. Mide kanseri, örneğin pankreas, yemek borusu, kalınbağırsak gibi yalan organ­lara lenfler aracılığıyla doğrudan yayı­lıp değişik lenf bezlerine yerleşebilir. Tümörün sol köprücük kemiğinin üs­tünde yer alan lenf bezlerine sıçraması (Virckow gangliyonu) tipik bir belirti­dir. Kanla yayılarak özellikle karaciğe­re sıçrayabilir. <a href="http://www.saglik.im/tumor-hucrelerinin/">Tümör hücreleri</a> karın zarına ve yumurtalıklar gibi karın zan içindeki organlara da yayılabilir.İncelemeler &#8211; Klinik belirtiler mide hastalığını düşündürür, ama kesin tanı için bunlar yeterli değildir. Özellikle ki­şinin yaşı ilerlemişse kanserden kuşku­lanılır. Ancak laboratuvar incelemele­riyle kesin tanı konabilir. Ağızdan bar­yum verildikten sonra radyolojik ince­leme yapılır.Doğrudan midenin içini görmeyi sağlayan gastroskopi, çok yararlı bir in­celemedir. Bu inceleme sırasında, özel­likle kuşkulu olgularda mikroskopik in­celeme için bir <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> parçası ve ucun­da fırça olan plastik sondalar kullanıla­rak mide mukozasından dökülen hücre­ler kolayca alınabilmektedir. Bu yönte­min hastaya hiçbir zaran yoktur.Tedavi &#8211; Tanı konduktan sonra za­man kaybetmeden mide ve çevresinde­ki <a href="http://www.saglik.im/lenf-bezleri/">lenf bezleri</a> alınmalıdır. Kuskusuz bu işlem, tümör yakın organlara fazla ya-yılmamışsa yapılabilir. Tümör yayılmışsa, hastalığın gidişi cerrahi yolla en­gellenemez. Olguların büyük bölümün­de ameliyat karan, karnı açıp tümörü inceledikten sonra verilir. Tanı zama­nında konmuşsa, cerrahi tedaviyle sağ kalma yüzdesi yüksektir. Hasta, giri­şimden sonra 5-10 yıl daha yaşayabilir. Mide rezeksiyonu, midenin tümünün ya da bir bölümünün alınıp kalan bölü­müyle bağırsağın jejunum bölümünün ağızlaştınlmasmdan oluşur. Tümörü al­mak için uygulanan cerrahi girişimin (mide rezeksiyonu) ardından bozukluk­lar ortaya çıkabilir. Bunlar “erken ye­mek sonrası (postprandial) sendrom” ve “geç yemek sonrası sendrom” olarak ikiye ayrılır. Ayrıca kalan mide parça­sında mide iltihabı ya da <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">peptik ülser</a> görülebilir.<br />
<strong>ERKEN YEMEK SONRASI SENDROM</strong><br />
Doğrudan mide kanseriyle ilişkili olma­yan ve her mide ameliyatından sonra görülebilen bu sendrom, yemeklerden hemen sonra ortaya çıkar. • Hızlanmış geçiş (dumping) sendro-mu &#8211; Belirtiler: Sindirim bozuklukları (karnın üst bölümünde gerginlik, bulan­tı, geğirme, ishal), vazomotor bozukluk­lar (sıcak basması, terleme), ruhsal du­rumda değişiklikler (halsizlik, uyukla­ma, baş dönmesi), kalp-dolaşım yet­mezliği işaretleri (kalp ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> hızı­nın artması, bayılma).<br />
Bu sendromun nedeni, alınan yiye­ceklerin kalan mide parçasında yeterin­ce tutulmayıp midenin cerrahi yolla bağlandığı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> parçasına hızla dol-masıdır. Bu olayın sinirsel, ozmotik dengeye bağlı ve bağırsaktan salgılanan iktif maddelerle ilgili olduğu sanılmak-.adır. Ozmotik etki, bağırsak kanalına »ecen yoğun besin içeriğinin ozmotik ienge farkı nedeniyle kandaki sıvıları çekmesidir. Humoral etki, kan damarla-ını genişleten ve ani <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> düşmesi-ıe neden olan vazoaktif maddelerin bradikinîn ve serotonin gibi aminler) )ağırsaktan kana salgılanmasına daya-ur. Midesi çıkarılan hastaların yalnızca ‘üzde 1-2’sinde görülen bu sendrom, »tonom sinir sisteminin aşın tepkisine &gt;ağlı olabilir. Tedavi için az ve sık öğünler halinde beslenmek ve yemek­lerden sonra bir süre sırtüstü yatarak dinlenmek gerekir.<br />
• Küçük mide sendromu &#8211; Kalan mide parçasının gerilmesi, anastomoz (mide ile bağırsağın ağızlaştınlması) düzeyin­deki kasılmalar nedeniyle yemek akışı­nı engeller. Hasta karnın üst bölümünde gerginlik, bulantı, besinlerin yan sindi­rilmiş olarak ağza geri gelmesi ve kus­madan yakınır; <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> hemen rahatlama sağlar.• Getirici {affereni) halka sendromu -Mideden bağırsağa besin akımının en­gellenmesine bağlı olarak getirici bağır­sak parçasında besinler birikir; safra ve <a href="http://www.saglik.im/pankreas/">pankreas</a> salgıları burada göllenir. Daha sonra bunlar, gerilen götürücü (efferent) bağırsak parçasına geçer. Ardından be­sinler kalan mide boşluğuna geri boşa­lır. Belirtiler sağda kaburga altında ve karnın üst bölümünde ağrı ile erken bir şişkinlik duygusudur. Hasta, kusunca rahatlar.<br />
<strong>GEÇ YEMEK SONRASI SENDROM</strong><br />
Kanda şeker düşüklüğüne (hipoglisemi) bağlı olarak Öğünlerden 2-3 saat sonra ortaya çıkar. Belirtileri halsizlik, yor­gunluk, titreme, terleme, <a href="http://www.saglik.im/carpinti/">çarpıntı</a> ve bi­linç bulanıklığıdır. Hipoglisemi, bağır­sakların alman şekeri çok hızlı emmesi­ne tepki olarak aşın insülin salgılanma­sına bağlıdır. Tedavide çok şekerli be­sin alımı kesilir.<br />
<strong>MİDE İLTİHABI (GASTRİT) VE ÜLSER</strong><br />
Midede cerrahi bir girişimin ardından ortaya çıkabilen iki duruma değinmek gerekir. Ameliyat edilen midede iltihap ve bağırsağın mideye birleşen bölü­münde peptik ülser görülebilir. Bunla­rın belirtileri öteki mide iltihabı ve ül­ser olgularına benzer, ama şiddeti deği­şebilir. Tedavi öteki mide iltihabı ve peptik ülser olgulannmkiyle aynıdır. Bağırsakta niçin ülser oluştuğu henüz anlaşılmamıştır. Bu, mide-bağırsak ağızlaştmlmasından sonra olguların küçük bir yüzdesinde ortaya çıkan bir komplikasyondur. Jejunum duvarıyla sürekli İlişkide olan mide asiti burada büyük rol oynar. Belirtiler onikipar-makbağırsağı ülserine benzer, ama ağ­rıları daha şiddetlidir ve öğünlerden 3-4 saat sonra başlar. Tıbbi tedaviyle so­nuç alınmazsa, yeni bir cerrahi girişim gerekir.Mide iltihabının ameliyat sonrasın­da ortaya çıkma nedeni de tam olarak anlaşılmış değildir. Yapısal etkenlerin ülserin ve mide iltihabının ortaya çık­masını kolaylaştırdığı kesindir. Modem  <a href="http://www.saglik.im/gastroskopi/">gastroskopi</a> teknikleri, mide iltihabının ortaya çıkmasında ameliyat sonrasında mukozamn yüzeyindeki ipek dikiş ka­lıntılarının da etkili olduğunu göster­mektedir. Dikişler, tahriş edici bir uya­ran oluşturarak mide iltihabına neden olur. İltihap belirtileri, ancak dikiş nok­talan birkaç ay içinde kendiliğinden yok olunca ya da bunlar endoskopla ke­silip alındıktan sonra ortadan kalkar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/mide-tumorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SAFRA KESESİ TÜMÖRLERİ</title>
		<link>http://www.saglik.im/safra-kesesi-tumorleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/safra-kesesi-tumorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jul 2008 20:30:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1601</guid>
		<description><![CDATA[SAFRAKESESİ TÜMÖRÜ Otopsi sonuçlarına göre safrakesesi tü­mörünün görülme sıklığı yüzde 0,02 ile yüzde 0,60 arasında değişir. Olguların yüzde 0,2-5′ine kolosistektomi (safrake­sesinin ameliyatla alınması) uygulanır. Safrakesesi tümörleri bütün tümörlerin ise yüzde 4′ünü oluşturur ve sindirim sistemi tümörleri arasında altıncı sırada yer alır. Olguların yüzde 90′dan çoğun­da safra taşlarının varlığı saptandığın­dan safrakesesi taşı başlıca nedensel et­men olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SAFRAKESESİ TÜMÖRÜ</strong><br />
Otopsi sonuçlarına göre safrakesesi tü­mörünün görülme sıklığı yüzde 0,02 ile yüzde 0,60 arasında değişir. Olguların yüzde 0,2-5′ine kolosistektomi (safrake­sesinin ameliyatla alınması) uygulanır. Safrakesesi tümörleri bütün tümörlerin ise yüzde 4′ünü oluşturur ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">sindirim sistemi</a> tümörleri arasında altıncı sırada yer alır. Olguların yüzde 90′dan çoğun­da safra taşlarının varlığı saptandığın­dan safrakesesi taşı başlıca nedensel et­men olarak kabul edilmiştir. Kadınlarda 55 yaşın üstünde ve <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> tedavisi görmüş olma, şişmanlık, safranın bileşi­minin değişmesi, <a href="http://www.saglik.im/lipoproteinler/">lipoprotein</a> metaboliz­masında değişiklikler kolaylaştırıcı et­menler olarak kabul edilir. Araştırma­lar, safrakesesi taşma seyrek rastlanan topluluklarda (Bantu) safrakesesi tü­mörlerinin görülme sıklığının da <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> olduğunu göstermiştir. Safrakesesi taşı­nın çok sık görüldüğü toplumlarda (Amerika Yerlileri) ise tümöre rastlan­ma oranı oldukça yüksektir.<br />
<strong>Belirtileri</strong><br />
Belirtiler genellikle daha önce geçirilmiş bir safrakesesi hastalığına (safrakesesi taşı ya da iltihabı) bağlı olarak ortaya çı­kar. Hastalığın başlangıç evresinde alda­tıcı bir gidiş görülebilir (iştahsızlık, bu­lantı, kusma, kilo kaybı). Karnın sağ üst bölgesinde, arkaya doğru yayılan ve ge­celeri artan <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> oldukça tipik bir belirti­dir. Hastalığın gidişi süresince şiddetim artırır. Olguların yüzde 60′ında giderek ilerleyen ve inatçı bir <a href="http://www.saglik.im/sarilik/">sarılık</a> ortaya çı­kar; bunun yanı sıra hemen her zaman <a href="http://www.saglik.im/kasinti/">kaşıntı</a> görülür. Sabit bir bulgu olmama­sına karşın karaciğer büyümesine olduk­ça sık rastlanır (yüzde 20-70).Ameliyat öncesinde, olguların en çok yüzde 5′ine doğru tanı konabilir. Kesin tanı konması ancak ameliyat sıra­sında ya da otopside olanaklıdır. Sarılı­ğa yakalanmayan hastalarda, safrakese­si röntgeninde organın tapı dolmaması, varsa ışm geçirmez taşların görülmesi ve duvarın kireçlenmesine bağlı görün­tüler tanı konmasına yardımcı olur (bu sonuncusu hastaların yüzde 25′inde kanserle birlikte görülür). Ultrason saf-rakesesinin içi ve çevresiyle safra yolla­rının doğru bir görünümünü verir. Uz­manlar bu yolla doğru bir tanı koyabi­lir. En anlamlı laboratuvar verisi, kan­daki alkalin fosfataz düzeyindeki artış­tır; bunun yanında tıkanma sarılığına özgü tipik biyokimyasal değişiklikler de görülür (kanda <a href="http://www.saglik.im/bilirubin/">bilirubin</a> artışı, en­zim tablosunun değişmesi).Gidişi ve Komplikasyonlar<br />
Tanı aşamasında olguların yüzde 65′in den çoğunda karaciğere doğrudan bir ya­yılma görülür. Erken evresinde yayılma ana safra kanalına, mideye, onikipar-makbağırsağına, incebağırsağa ve kalın­bağırsağa doğru bir yol izleyebilir. Tü­mör lenf dolaşımıyla onikiparmakbağır-sağma ve karın zarı arkasındaki lenf dü­ğümlerine sıçrar. Akciğer, kemik, böbre­küstü bezi gibi uzak bölgelere yayılma karaciğer ve kapı toplardamarlarından <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> aracılığıyla olur. En sık görülen komplikasyonlar safrakesesinin suyla dolması, akut kesesinin irinle dolması, safrakesesi içine kanamalar, safrakesesi ile <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ya da onikiparmakbağırsağı arasında oluşan fıstüller, kalınbağırsakta metastazlardır Beklenen Gidişi (Prognoz) Safrakesesi kanseri genellikle kötü ve umutsuz bir gidiş izler. Köklü bir ame­liyatın uygulandığı olgularda beş yıl ya­şam süresi yüzde 5′i geçmez. İyileşme çok seyrek görülür. Tedavi amacıyla tü­mörün bütünüyle çıkarılmasına yönelik ameliyatlar yüzde 10-50 oranmda ölümle sonuçlanır..</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/safrakesesiez5iu5.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3928" title="safrakesesiez5iu5" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/safrakesesiez5iu5-300x227.jpg" alt="" width="300" height="227" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/safra-kesesi-tumorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MIDE-ON İKİ PARMAK BAĞIRSAĞI</title>
		<link>http://www.saglik.im/mide-onikiparmak-bagirsagi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/mide-onikiparmak-bagirsagi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 06:48:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=332</guid>
		<description><![CDATA[MIDE-ONÎKİPARMAK BAGIRSAGI Hastalık, raide ve onıkıparmakba-ğırsağının bir ya da daha çok bolumun-de görülebilir Mukozayla sınırlı kalabi­leceği gibi, duvarı delecek kadar da dennleşebılır Oldukça sık gorulur, ingil­tere’ye ait verilere göre, erişkin kadınla­rın yüzde 2’sınde, erkeklerin de yüzde 6’smda ülser görülmekte, ayrıca 45-53 yaş grubundaki erkeklerin yüzde 10′u bu hastalığa yakalanmaktadır Gerek hastanın ruhsal yapısını, gerek çalışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MIDE-ONÎKİPARMAK BAGIRSAGI</strong><br />
Hastalık, raide ve onıkıparmakba-ğırsağının bir ya da daha çok bolumun-de görülebilir Mukozayla sınırlı kalabi­leceği gibi, duvarı delecek kadar da dennleşebılır Oldukça sık gorulur, ingil­tere’ye ait verilere göre, erişkin kadınla­rın yüzde 2’sınde, erkeklerin de yüzde 6’smda <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">ülser</a> görülmekte, ayrıca 45-53 yaş grubundaki erkeklerin yüzde 10′u bu hastalığa yakalanmaktadır Gerek hastanın ruhsal yapısını, gerek çalışma yaşamını uzun sure etkilemesi nedenıyle ülser, buyuk toplumsal önem taşıyan bir hastalıktır. <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">Düşük</a> gelir düzeyindeki gençler arasında daba yaygın olan on-ikiparmakbağırsağı ülseri, <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ülseri­ne oranla 3-12 kez daha sık görülür.<br />
NEDENLERİ<br />
Peptik ülserin (mide ve/ya da onikipar-makbağırsağı ülsen) nedenlerine ve te­davisine ilişkin bilgilerde son birkaç yılda köklü değişiklikler olmuştur.<br />
Eskiden hastalığın tek nedeninin mi­denin aşırı asit salgılaması olduğu sanı­lırken bugün hem mide iltihabı, hem de mide ve onikiparmakbağırsağı ülserleri­nin oluşumunda bir bakterinin rol oyna­dığı görüşü ağırlık kazanmaktadır. Heli-cobacter pylori adı verilen bu bakteriye <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">peptik ülser</a> hastalarının büyük çoğun­luğunun mide mukozalarında rastlan­mıştır. Araştırmalar asit ketleyici ilaç­larla tedavi edilen hastalarda H. pylori enfeksiyonunun sürmesi durumunda peptik ülserin çoğunlukla yinelediğini göstermektedir. Buna karşılık antibiyo­tik tedavisiyle <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> enfeksiyonunun ortadan kaldırıldığı durumlarda H. pylori yeniden üremeden ülser yineleme­mektedir.Hastalığın nedenleri arasında ailesel yatkınlık da sayılabilir. Ülserli kişilerin birinci dereceden akrabalarında hastalı­ğın gelişme olasılığı, başka kişilere gö­re üç kat fazladır; erkeklerde ise bu teh­like iki kat daha artmaktadır.Kişinin zayıf yapılı (astenik), anjiyospastik, <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> duyarlı, bunaltı­ya eğilimli olması yıllarca çok önem­senmiştir. Oysa günümüzde bu koşullar daha az önem taşımakta ve hastalığın nedeni olmaktan çok, sonucu kabul edilmektedir.Günümüzde ülserden sorumlu tutu-lan etkenlerin en önemlisi sigara duma­nıdır. Sigara dumanı ülserin nedbeleş-mesini önleyip yeniden açılmasını ko­laylaştırır. Romatizma ilaçlan da kana­ma olasılığını artırdığından aynı ölçüde tehlikelidir.<br />
Beslenmeyle ilgili ve ruhsal etkenler artık önemini yitirmiştir. Günümüzde mide-bağırsak uzmanı hekimler hastanın beslenmesini tümüyle normalleştirme eğilimindedir, hatta tok karnına kahve ve çok az alkole bile izin verilmektedir.Peptik ülserin tek nedene bağlı ol­madığı, saldırgan etkenlerle mide mukozasının koruyucu etkenleri arasındak duyarlı dengeyi bozabilen öğelerin bir araya gelerek hastalığı ortaya çıkardığı kabul edilmektedir. Sağlıklı kişide pep­sin ve hidroklorik asit gibi mukoza ya pısına zarar veren maddeler mukoza ör­tüsüyle yakın ilişkidedir, ama mukoza­nın da güçlü bir savunması vardır.<strong> Mide mukozasının başlıca savı etkenleri şunlardır:</strong><br />
• Mukus üretimi. Mide yüzeyine yapı-J şan mukus katmanı, mide duvarlarını»! pepsin ve hidroklorik asitin yıkıcı etki-j sinden korur. Ülserlilerin mide salgılan’ üzerinde yapılan son çalışmalar, üreti­len mukus miktarında azalma olduğa gibi, mukusun duvarları koruyucu etki-, sini azaltan bir nitelik değişimine uğra-| dığım da ortaya koymuştur.• <a href="http://www.saglik.im/mide-salgisi/">Mide salgısı</a> ketleyicilerinin üretimi.] Olağan koşullarda onikiparmakbağırsa-ğına kimus (midede Öğütülmüş gıdalar) geldiğinde, mide salgılarını ketieyen enterogastron adlı bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> salgılanır. Bu hormonun üretimi azaünca hidroklo­rik asit üretiminde artış görülür.• Midenin normal kanlanması. Mide atardamarlanndaki doğumsal ya da edin-sel bozukluklar, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> akımını azaltarak: j mukozanın savunma gücünü düşürür.Vücudun başka dokularında hızh : ilerleyen onanm süreci, ülser oluştuktan sonra midede çok güç gerçekleşir, çün­kü ortamın asitliği onarımı engeller. Bu nedenle peptik ülser ancak uzun sürede iyileşebilen kronik bir hastalıktır.<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Peptik ülser bazen hafif ve özgül olma­yan belirtilerle sessizce seyredip, sonra ani ve şiddetli bir kanama ya da delin­meyle akut bir tabloya dönüşür.Belirtiler ülserin yerine göre değişir, Bunların en Önemlisi olan ağn, hastala­rın çoğunda tek belirtidir. Gerek mevsi­me bağlı olarak (genellikle ilkbahar ve sonbaharda), gerek gün içinde belirli aralıklarla yinelemelerin ortaya çıkması ipik bir özelliktir. Mide ülserinde öğünlerden sonra ağırlık duygusu göz-enir; daha sonra gerçek ağn başlar ve ‘dört zamanlı ritim” (öğün-iyileşme-ığrı-iyileşme) gerçekleşir.Onikiparmakbağırsağı ülserinde ise ığrı aç kamına ya da Öğünlerden birkaç aat sonra başlar ve daha çok kramp bi-imindedir. Bunda “üç zamanlı ritim” öğün-iyileşme-ağn) gözlenir. Mide-ınikiparmakbağırsağı ülserinin en belir-in özelliği, yemekten sonra ya da alka-maddelerin alınmasıyla ağrının hafif-îmesi ya da geçmesidir. Ağrının yeri pik olarak karnın ortası, göbeğin üstü-ür. Ülserin yerine göre çeşitli dokulara ayılma olabilir: Sağ böğür, sut, iki anda son kaburgalar boyunca ve ender larak da göğüs kemiğinin arkası.Ağrı nokta ya da kramp biçiminde labilir; bazen yanma duygusu, geğirti, ilantı, açlık ya da doygunluk duygusu î hipoglisemi (kan şekeri düşmesi) blosuna benzeyen bir fenalaşma ağn-ı eşlik eder. Ağrıya karşın <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştah</a> nor-aldir, ama bazen <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> görülür.Açlık, sigara, alkol, ruhsal gerginlik, ser yapıcı ilaçlar ve aşırı yemek yeme, lirtilerin ağırlaşmasına neden olur. sineklerin az miktarda yenmesi ve asit derici ilaçlar ise hastayı rahatlatır. Günümüzde ülser hastasının niçin n duyduğu henüz açıklanamamıştır, ıceleri mide asitinin ülser alanında ıkta kalan sinir liflerini tahriş ettiği rsayılırdı, oysa günümüzde bu liflerin anlara duyarsız hale geldiği bilinmek-ür. Ağn ülserin asitle temasına bağlıdır; bu durum engellendiğinde ortadan kalkmaktadır. Ülsere bağlı komplikasyonlar gelişmemişse seyrek olarak kus­ma, sıklıkla da asitli salgının ağza geri gelmesi (regürjitasyon) görülür. Bir baş­ka yaygın belirti olan kabızlık, az ye­mek yenmesine, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> hareketlerini uyarmayan besinlerin alınmasına (bun­lar mide kasılmalarını uyanp ağn verir) ve bazen de sürekli bağırsak kasılması (hipertonik kabızlık) durumuna bağlıdır.</p>
<p><strong>TANI</strong><br />
En önemli tanı aracı mide-incebağırsak filmidir. Ülserin varlığının en dolaysız ve kesin bulgusu olan “niş” (çukurluk), her zaman gösterilemez.Radyolojik inceleme kadar önemli bir başka tanı aracı da gastroduodenos-kopidir. Endoskop aygıtı yaklaşık 1 cm çapında esnek bir borudur; mide ve oni-kiparmakbağırsağına sokulduğunda mukoza durumunun ve varsa ülserin doğrudan görülmesini sağlan<br />
Endoskopi aygıtlanmn en son mo­dellerinde (videoskopi) aygıtın ucunda elektronik bir TV kamerası da bulunur. Böylece incelenen organ (mide, bağır­sak) doğrudan görüntülenebilir. Aygıt, objektif işlevi gören ve odaklanan gö­rüntüyü mikroişlemciye yansıtan bir mercekten oluşur; buradan görüntü bir videoişlemciye aktanlarak televizyon ekranına yansıtılır. Endoskopi, hekimin hem incelediği organı ekranda doğrudan görmesini, hem de tanıyı son dere­ce kolaylaştıran renkli görüntüden ya­rarlanmasını sağlar. Videoskopi, optik lifli endoskopide <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> görülen kusurları (X ışınlanılın sarartıcı etkisi; optik lif­lerden bazılanmn kınlmasına bağlı ola­rak görüntüde siyah noktalar oluşur) or­tadan kaldırır. Böylece daha doğru bir tedavi yöntemi seçilebilir.Son yıllarda peptik ülserle ilişkili olduğu anlaşılan H. pylori adlı bakteri­nin midedeki varlığını saptamaya yöne­lik testler de geliştirilmiştir.<br />
<strong>KOMPLİKASYONLAR</strong><br />
Kanama, delinme ve uzun dönemde ge­lişebilen darlık gibi komplıkasyonlar ortaya çıkmazsa, ülser yalnızca sıkıntı veren bir hastalık olarak görülebilir. Ül­ser mide duvannda uzun süre değişme­den kalabilir, bazen yavaş ilerleyen bir onanm süreci görülebilir, ama genellik­le derinleşme eğilimindedir. Bu da komplikasyonlann temel nedenidir. Mi­de duvannda bulunan küçük ya da bü­yük birçok: kan damanmn ülsere yakın uçları tıkanır ve ülser ilerlediğinde açılsalar da kanama görülmez.Ama hızlı gelişen ülserler dokuda tı­kanmamış bir damara, özellikle atarda­mara rastladığında <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> duvannı aşın­dırarak kanamaya neden olabilir. Kana­ma, genellikle aşın <a href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">yorgunluk</a> ya da bol miktarda yiyecek ve içecek alındıktan sonra, çoğunlukla gece başlar. Hasta uykudan uyanır, yorgunluk, baş dönme­si, esneme, renkte solma, <a href="http://www.saglik.im/bulanti-kusma/">bulantı</a> ve is­hal görülür. Bir litrenin onda biri kadar kanama olması dışkının siyah renk al­ması için yeterlidir. Kusarak parlak kır­mızı renkte ya da “kahve telvesi”ne benzer siyahlıkta bir kütle çıkarılabilir.Siyah kusmuk, midenin hidroklorik asitiyle karışmış olan kandır. Solukluk, aşırı terleme, güç azalması ve nabzın hızlanmasıyla birlikte <a href="http://www.saglik.im/yazi/bayilma/">bayılma</a> görülebi­lir. Hastayı hareketsiz yatırıp hemen he­kim çağırmak ya da hastaneye götür­mek gerekir.ide delinmesi de kanamaya benze­yen bir sürecin sonunda gelişir. Ülser derinleşerek mide duvarının bütün kat­larını yıkıma uğratır ve gerçek bir delik oluşturur. Mide delinmesi belirtileri de aniden ortaya çıkar. Kanama öncesinde belirtiler şiddetlenebilir ya da “sarsıntı ağrısı” denen değişken şiddette bir be­lirti görülebilir. Hasta, vücudu sarsıldı­ğında, örneğin, arabada giderken mide­sinde şiddetli bir ağn duyabilir. Daha sonra, hiçbir ön belirti olmadan karnın üst bölümünde “bıçak saplanmış gibi” çok şiddetli bir ağn duyar. Ülserin mide duvarında açtığı delikten mide içeriği dışarı çıkar ve karın zarına ulaşınca şid­detli tahriş sonucunda karın ağrısına ne­den olur. Bu aşamada <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> görülmez. <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">Tansiyon</a> normal, karın ön duvarı ise çok Sert ve gergindir; ama en belirgin bulgu ağrıdır. Bu aşamada hastanın he­men hastaneye kaldırılması gerekir; anında cerrahi girişim yapılmazsa 24-48 saat içinde innli kann zan iltihabı denen çok ağır bir hastalık tablosu geli­şir<strong><br />
ÜLSER VE KANSER</strong><br />
<a href="http://www.saglik.im/mide-ulseri/">Mide ülseri</a> ile <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> arasındaki ilişki ^tartışmalıdır. Günümüzde yaygın görüş, mide ülserinin ender olarak (yüzde 1,5′ten az) kötü huylu tümöre dönüştüğü, ülserin başlangıcında her iki yönde de ge­lişme olasılığının bulunduğu ve hastalığın kötü gidişil olarak nitelenemeyeceğidir.<br />
Ülser değerlendirmesinde önemli olan, iltihabı ve tümoral dokuların er­ken dönemde ayırt edilmesidir. Bu aynmda klinik tablonun özellikleri pek kolaylık sağlamaz. Aynı biçimde, has­tanın yaşı, belirtilerin süresi, ağnnm özellikleri, iştah azalması ve <a href="http://www.saglik.im/zayiflama/">zayıflama</a> da ayırıcı tanı açısından çok önemli de­ğildir. Yemeklerden sonra karnın üsi bölümünde az da olsa şişkinlik duyul ması, <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştahsızlık</a> ve bulantı gibi belirti lerin gidişinin değişmesi daha anlamlıdır. Kesin tanı ancak radyoloji, gastros-kopi, biyopsi, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> ve salgı inceleme­leri sonucunda konulur.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Helicobacter pylori üzerine yapılan araş­tırmalar peptik ülserde bu bakteri enfek­siyonunun rolünü ortaya koymakla bir­likte, asit ketleyici ilaçlar hâlâ tedavide yaygın olarak kuUanılmaktadır. Ama bi­linen tedavi yöntemleri her zaman olum­lu sonuç vermez. Bunun nedeni peptik ülserin, hazırlayıcı nedenlerin ortadan kalkmasıyla hemen iyileşmemesidir; yi­nelenme oram da yüksektir. Peptik ülse­rin akut evresi, genel önlemler ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> te­davisiyle iyileşebilir. Genel önlemler arasında İlk sırada dinlenme gelir. Ruh­sal açıdan en az 20-30 gün süreyle hu­zurlu bir dinlenme dönemi ve düzenli bir yaşam, hasta için çok yararlıdır.<br />
<strong>BESLENME</strong><br />
H2 alıcı karşıtı ilaçların (H2 reseptör an-tagonistleri) kullanıma girmesinden ön­ce ülser tedavisinde egemen olan yakla­şım, beslenmenin uygun biçimde sınır­landırılmasıyla midenin “işlevsel din-lenme”sim” sağlamaktı.Sınırlı <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> programlarında te­mel amaç, serbest mide asilini proteinli besinlerle tamponlamak ya da yağlı be­sinlerle asit salgısını engellemektir.Ama artık sınırlı beslenme program­larının bilimsel bir temeli olmadığı kabul edilmektedir. Midenin 24 saatlik asit sal­gısı açısından, özel beslenme programla­rı ile normal beslenme arasında önemli bir fark gösterilememiştir. Ayrıca süt ve süt ürünlerine dayak beslenmenin, kan li­pit düzeyi bozukluğu, süt-alkali sendro-mu gibi <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> bozuklukları tehli­kesi getirdiği, hastanelerde uygulanan beslenme programlarına oranla ülser nedbeleşmesini daha olumsuz etkilediği ve asit salgısını artırdığı saptanmıştır.Gece yatmadan önce kahvaltı yap­ma ya da iki saat arayla azar azar ye­mek yeme gibi öneriler eski önemini yi­tirmiştir. Daha çok işlenmemiş besinle­re ağırlık verilmektedir. İşlenmemiş buğday ve pirinç içeren besinlerle soya-fasulyesi, bakla, dan gibi tahıllara, tü­kürük salgısını artırmaları, mide asilinin onikiparmakbağırsağına geçişini yavaşlatmaları, safra tuzlarını bağlamaları ve yapılarındaki bir maddenin mukoza ör­tüsünü koruyucu etkisi nedeniyle bes­lenmede önem verilmesi önerilir.Beslenmeyle ilgili başka öneriler arasında en akılcı olanı, normal kalorili, nitelik açısından dengeli, doğal besinler-ce zengin ve günde üç öğüne bölünmüş bir programdır. Midenin asit salgısını artırdığı kesin olan kafeinden arıtılmış ya da işlenmemiş kahve, çay gibi me-tilksantin türevleriyle yoğunlaştırılmış sıvı <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> ürünlerinden özellikle uzak durmak, hiç değilse bunları çok az al­mak ya da aç kamına almamak gerekir.• Alkol  Alkollü içkilerin akut mide iltihabında asit salgısını artırarak mide­ye zarar verdiği kamtlanmışsa da, oni-kiparmakbağırsağı ülseri üzerinde doğ­rudan etkisi olduğunu gösteren bir bul­gu elde edilmemiştir.Tersine, az miktarda alkolün iyileş­meyi olumlu etkilediği ya da ülserin yi­nelemesini geciktirdiği gözlenmiştir.• Sigara dumanı  Sigara dumanının peptik ülser gelişimi üzerindeki etkisi kesin olarak saptanmıştır. Çeşitli araştır­malar günde 10 taneden fazla sigara içenlerde iyileşme olasılığının azaldığı­nı, yineleme tehlikesinin ve komplikas-yonlann arttığım göstermektedir. Sük-ralfat gibi koruyucu bileşikler ve asit salgısını azaltan güçlü ilaçlar bile sigara­nın zararlı etkilerini önleyememektedir.<br />
Günümüzdeki bilgiler, hiçbir ilacın sigara içen hastalarda anlamlı bir yarar sağlayamadığım göstermektedir; peptik ülseri olan ve sigara içen hastalara en yararlı öneri sigarayı bırakmalarıdır,<br />
<strong>TIBBİ TEDAVİ</strong><br />
<strong>Tıbbi ülser tedavisinin amaçlan:</strong><br />
•  Kısa erimde: Ağrıyı hafifletmek ve ülserin hızla nedbeleşmesini sağlamak.<br />
•  Uzun erimde: Yinelenme ve kompli-kasyonlan önlemek.Bu amaçlara ulaşmak için üç saldır­gan etken (asidopepsin, safra, <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteriler</a> [Helicobacter pylori gibi]) ile bunların karşısında incebağırsak mukozasının savunma süreçleri arasında bir denge­nin sağlanması gerekir. Kuşkusuz, günümüzde onikipar-makbağırsağı ve daha az ölçüde mide ülserlerinin tedavisinde asıl amaç, 24 saatlik asit salgısının, özellikle de gece gerçekleşen salgılamanın uzun erimde denetim altına alınmasıdır.Peptik ülserin iyileşmesi ile asit sal­gısının azalması arasında doğrudan ba­ğıntı olduğu kanıtlanmıştır.• Asit gidericiler  Asit giderici ilaç te­davisinden amaç, mide içindeki hidro-klorik asit yoğunluğunu ve onikiparmak bağırsağının asit yükünü azaltmaktır.<br />
Bikarbonat (sodyum ve kalsiyum) ya da <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> karbonat içeren ilaçla­rın kesin bîr tampon etkisi varsa da, güçlü yan etkileri (metabolik alkaloz ve kan kalsiyumu yükselmesi ile birlikte ilaç kesildikten sonra Sşırı asit salımmı) nedeniyle bunlar kullanılmaz.Klinik uygulamada en çok magnez­yum ve alüminyum hidroksit bileşikle­rinden oluşan asit gidericiler kullanılır. Bunlar tek başına ya da birlikte kulla­nıldıklarında olumlu bir tampon etki gösterir; bağırsaklardan emilimleri ise oldukça azdır.Onikiparmakbağırsağı ülseri konu­sundaki klinik deneyler, uygun ilaçların <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> kesici etkileri yanında 4 6 haftada nedbeleştirici bir etkileri de olduğunu göstermiştir. Bu etki başta simetidin ol­mak üzere H2 alıcı karşıtlarıyla (H2 re­septör antagonistleri) sağlanan sonuca yakındır. Mide ülseriyle ilgili deneyle­rin sonuçlan ise sınırlıdır.Önerilen dozlarda asit giderici ilaç­lara iyi uyum gösterilir. <a href="http://www.saglik.im/magnezyum-ma/">Magnezyum</a> hidroksit içeren bileşiklerde ishal, alü­minyum hidroksitin egemen olduğu ürünlerde ise <a href="http://www.saglik.im/kabizlik-kgnstipasyon/">kabızlık</a> görülebilir.Alüminyum hidroksit ayrıca bağır­saklardan fosfat emiliiyle etkinleşir ve fosfat içeriği düşük bir beslenme sürdü­ren hastalarda, <a href="http://www.saglik.im/mineraller/">mineral</a> metabolizmasın­da değişiklikler (kalsiyum ve fosfor) ile <a href="http://www.saglik.im/osteoporoz/">osteoporoz</a> (kemik dokusunun yoğunlu­ğunun azalması) ve osteomalaziye (eriş­kinde <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> yumuşaması) neden olabi­lir. Alüminyum emilirni olasılığı da is­tenmeyen bir durumdur. Araştırmaların henüz tamamlanmamış olmasına ve so­nuçlarını yorumlamadaki güçlüklere kar­şın, eldeki veriler düşük dozda alümin­yum içeren ilaçlarla kısa süreli (4 hafta) bir tedaviden sonra bile vücutta alümin­yum birikimi olduğunu düşündürmekte­dir. Alüminyum bileşikleri başta olmak üzere, bazı asit giderici ilaçlar başka bazı ilaçlarla birlikte verilince, bu ilaçların emilimiyle etkinleşir. Örneğin, antibiyo­tiklerin (tetrasiklin gibi), digoksin grubu <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> ilaçlarının, <a href="http://www.saglik.im/havale/">havale</a> nöbetlerini önle­yici ilaçların, iltihap bastına ilaçların vücutta kullanılabilirliğini azaltırlar. • H2-ahcı karşıtları (H2 reseptör an­tagonistleri)  Mide hücrelerinin çeşitli uyaranlara (histamin, gastrin, asetilko-lin) yanıtını engelleyen H2 -alıcı karşıtı ilaçların etkili ve seçici biçimde kulla­nılması, onikiparmakbağırsağı ülserinin tedavisinde devrim yaratmıştır.Sonuçlara ilişkin geniş ölçekli bir de­ğerlendirmede, H2-ahcı karşıtı ilaçların 8-12 hafta kullanıldığında yüzde 84′ten yüzde 88′e kadar değişen oranlarda ned­beleştirici etki gösterdiği t görülmüştür. Değişik H2-alıcı karşıtı ilaçlar arasında ise anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.En sık görülen yan etkiler mide-bağırsak sistemiyle ilgili olanlardır: İs­hal (yüzde 1), bulantı ve kusma (yüzde 0,8) gibi. Ayrıca, özellikle yaşlı hasta­larda ya da karaciğer ve <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> işlevle­rinde bozukluk olanlarda çok seyrek olarak <a href="http://www.saglik.im/bilinc-bulanikligi/">bilinç bulanıklığı</a> (her 100 bin kişide yaklaşık 1,1 olgu), uyku eğilimi, baş dönmesi görüldüğü bildirilmiştir.Simetidinin, özellikle uzun süre yüksek dozda verildiği Zollinger-Ellison sendromu olgularındaki bir yan etkisi, erkek hastalarda erkeklik hormo­nunu (androjen) baskılayarak meme bü­yümesine (jinekomasti) ve cinsel ikti­darsızlığa yol açmasıdır.Bir başka ilaç da kîsa süre önce kul­lanıma sunulan omeprazoldür. Bu ila­cın 20 mg’lik tek dozu 24 saat süreyle bazal ve uyarılmış asit salgısını ketleyebilecek güçtedir.Omeprazolün onikiparmakbağırsağı ülserini tedavi edici etkisi kanıtlanmış­tır. Günde 20 mg’lik bir dozla, 4 hafta içinde olguların yüzde 96’sında iyileş­me görülür. Günde 40-60 mg’lik dozlar­la nedbeleşme hızlandığından ek bir ya­rar sağlanır; bu oran 15 günlük bir teda­vide yüzde 100′e ulaşabilir.İlacın ağrı üzerinde belirgin bir etki­si vardır; günde 20 60 mg arasında de­ğişen dozlarla, Öznel belirtiler 24-72 sa­at sonra tümüyle yok olmaktadır.Omeprazolün bugüne değin önemli yan etkileri bildirilmemiştir. Bu ilaca bağlı olduğu düşünülen ve çok az görü­len bozukluklar şunlardır: Deri dökün­tüleri, bulantı, kusma, ishal, baş dönme­si ve karın ağrısı.• Antibakteriyel ilaçlar  Mide ve in-cebağırsak mukozasındaki iltihabı sü­reçlerde Helicobacter pylori’nin olası etkisinin bulunması, onikiparmakbağır­sağı ülserinin tedavisinde <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> kullanımmı gündeme getirmiştir.Peptik ülser tedavisinde antibiyotik kullanımıyla ilgili sorunlar henüz çözül­memiştir. Günümüzde yalnızca antibi­yotiklere dayalı bir peptik ülser tedavisi­nin anlamlı olmadığı kabul edilmekte­dir. Ama ülser tedavisinde kullanılan ilaçlarla birlikte antibiyotik alınması ül­serin yineleme olasılığını azaltmaktadır.<br />
<strong>PRATİK YAKLAŞIM</strong><br />
<strong>Etkin peptik ülseri olan bir hastanın çöz­mesi gereken başlıca sorunlar şunlardır:</strong><br />
<strong>•  Tedaviye ne zaman başlanacağı;</strong><br />
<strong>•  hangi ilacın kullanılacağı;</strong><br />
<strong>•  ilacın dozu</strong>;</p>
<p>• ne kadar süreyle kullanılacağı.Kuramsal olarak tedavi, ancak kesin ülser tanısı konduktan sonra başlar. Oni-kiparmakbağırsağı ülserinde kesin tanı çift kontrastlı film ve mide-onikipar-makbağırsağı endoskopisi, (iç görüntüle­me), mide ülserinde ise endoskopi ve bi­yopsi ile konur. Kesin tanıya değin öz­nel Minik belirtiler, asit giderici ilaçlar kullanarak denetlenebilir. Yalnız bazı özgül olgularda, kesin tanıyı beklerken doğrudan tedaviye başlanabilir.Hangi ilacın kullanılacağına karar vermek kolay değildir. Ülser hastalığının çeşitli nedenleri tek tip tedaviye izin ver­mez. Gerek saldırgan etkenleri azaltan (salgıyı, özellikle H2 -alıcı karşıtlarını) gerek mide ve onikiparmakbağırsağı mukozasının savunma yeteneğini artıran ilaçlar için olumlu görüşler bildirilmiştir.Ağrıyı hızla ortadan kaldırmaları, hızlı iyileşme sağlamaları, kolay kulla­nılmaları ve hastaların iyi uyum göster­meleri nedeniyle H2 -alıcı karşıtı ilaç­larla omeprazol başarılı bir tedavi açı­sından belirli üstünlükler taşır.Tüm tıbbi tedavi yöntemlerinin ba­şarısız kalması, ağrı şiddetinin azalma­ması ve komplikasyon gelişmesi, cerra­hi girişim gerektirebilir.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/chakras.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-4059" title="chakras" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/chakras-241x300.jpg" alt="" width="241" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/mide-onikiparmak-bagirsagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİDE  ONİKİPARMAKBAGIRŞAGI İLTİHABI (GASTRODUODENÎT)</title>
		<link>http://www.saglik.im/mide-onikiparmakbagirsagi-iltihabi-gastroduodenit/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/mide-onikiparmakbagirsagi-iltihabi-gastroduodenit/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 06:32:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[İç Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[MİDE-ONİKİPARMAKBAGIRŞAGI İLTİHABI (GASTRODUODENÎT) Gastroduodenit olarak da adlandı­rılan bu hastalık, mide ve onikipar-makbağırsağı mukozasında görülen akut ya da kronik gidişli iltihabi bir süreçtir. Görülme sıklığı giderek art­maktadır. Hızla, ayaküstü yenen sıcak yemekler, Öğünlerden sonra yeterli dinlenme süresinin olmaması, sağlık koşulları göz ardı edilerek hazırlan­mış yiyecek maddeleri gibi çeşitli et­kenler mideyi zorlar. Böylece mide, bazen bu aşırı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MİDE-ONİKİPARMAKBAGIRŞAGI İLTİHABI (GASTRODUODENÎT)</strong><br />
Gastroduodenit olarak da adlandı­rılan bu hastalık, <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ve onikipar-makbağırsağı mukozasında görülen akut ya da kronik gidişli iltihabi bir süreçtir. Görülme sıklığı giderek art­maktadır. Hızla, ayaküstü yenen sıcak yemekler, Öğünlerden sonra yeterli dinlenme süresinin olmaması, <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> koşulları göz ardı edilerek hazırlan­mış yiyecek maddeleri gibi çeşitli et­kenler mideyi zorlar. Böylece mide, bazen bu aşırı yüklenmeye karşı şid­detli tepki gösterir. Kişinin genel du­rumu, <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisilik/">kişilik</a> yapısı ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> ola­nakları da hastalığın ortaya çıkmasın­da etken olduğundan, hastalık ruhsal ve toplumsal açılardan da Önem taşır. Hastalığın aşın ruhsal gerginliğe, çe­şitli ilaçlara, kişisel yatkınlığa ve pek çok mikrobik ve bağışıklık sistemiyle ilgili nedenlere bağlı olan çeşitli bi­çimleri vardır.Son yıllarda mide-onikiparmakba-ğırsağı iltihabı olgularının büyük bölü­münden, mide mukozası bezleri çukur-lanndaki asitli ortamda çoğalan, spiral biçimindeki bir <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> {Helicobacîer pylori) sorumlu tutulmaktadır.<br />
<strong>AKUT MİDE ONİKİPARMAK BAĞIRSAĞI İLTİHABI</strong><br />
En sık ve yaygın akut biçimi sindirim güçlüğüdür. Aşın beslenme, sindirimi zor ve tahriş edici maddelerin alınması, fazla alkol ya da çok soğuk içecekler sonrasında midenin çalışması çok yavaşlayabilir. Mide duvarında Ödem ge­lişir ve bu bölgeye gelen <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> akımı ar­tar. Güzel bir yemeğin ardından keyif yerine “mide ağnsı”nın neden olduğu sıkıntı duyulur.Hastalık, mideüstü (epigastrium) bölgesinde ilerleyici özellikte bir ağır­lık ve gerginlik duygusunun yanı sıra genel bir kırıklıkla başlar. Susama, ağızda kuruma ve kötü koku, dilde paslanma olur. Yiyecek düşüncesi bile rahatsızlık verir. <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">Baş ağrısı</a> yaygındır, <a href="http://www.saglik.im/bulanti-kusma/">bulantı</a> giderek artar. Hasta genellikle kendi deneyimleriyle bu belirtileri ta­nır. Kusabilirse, birkaç saat içinde dü­zelir; yoksa rahatsızlıklar birkaç gün sürebilir. Bazen <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> aralıksız sürer ve aşırı mide hareketlerinin yatıştınl-ması için hekime başvurmak gerekir. Sonraki günlerde hafif besinler alınmalıdır. Sindirim güçlüğü çok şiddet­liyse bir-iki gün hiçbir şey yememek, yalnızca <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">meyve</a> suyu ve şekerli, açık çay gibi hafif gıdalar almak gerekecek­tir.Akut mide-onikiparmakbağırsağı il­tihabının aır biçimleri de vardır. Aşın-malı (erasiv) mide iltihabında (gastrit) mide mukozasında yüzeysel aşınma-lezyonlan görülür ve genellikle asetil-salisilik asit (aspirin), iltihap giderici (grip ilaçlan vb) ve kortizon grubu ilaçların alınmasından sonra gelişir. Flegmonlu (apseli) mide iltihabında mide duvarında irin birikir. Kostiklere bağlı mide iltihabı ise asit (hidroklorik, sülfürik, nitrik vb) ya da alkali (soda) maddelerin alınmasından sonra mide mukozasının büyük ölçüde yıkıma uğ­raması sonucunda gelişir; mide delin­mesi ve kann zan iltihabına (peritonit) yol açabilir.<br />
Bu mide iltihabı tablolarında alına­cak ilk önlem, sorumlu olduğu düşünü­len İlacın hemen kesilmesidir. Mikrobik bir neden saptanmışsa, uygun antibiyo­tiklerle tedavi gerekir.<br />
<strong>KRONİK MİDEONÎKİPARMAK BAĞIRSAĞI İLTİHABI</strong><br />
Kronik mide-onikiparmakbağırsağı ilti­habı daha çok ruhsal gerginlik içinde olan ve otonom <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> değişken kişilerde görülür. Başlıca nedenleri mu­koza örtüsünü tahriş edici yiyecekler, düzenli diş bakımının yapılmaması, yi­yecekleri iyi çiğnemeden ya da çok sı­cak, içecekleri ise çok soğuk yutma alışkanlığı; aşın alkol alımı, ayrıca gut, şeker, hipertiroidizm, <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> yetmezli­ği, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> ve safrakesesi iltihaplan gi­bi hastalıklardır.Hazırlayıcı nedenlerin sürekli etkisi sonucunda oluşan iltihabi sürecin, özba-ğışıkhk tepkimelerine bağh olduğu kabul edilir. Özellikle kronik mide iltihabı yü­zeysel <a href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">iltihaplanma</a> gibi ilerleyici bir en­feksiyondur ve midede <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> gerilemesi­ne (atrofi) neden olur. Belirtiler bazen de­ğişkendir, ama sürekli oluşları nedeniyle halsizlik ve sıkıntıya yol açarlar. Mide il­tihabı (gastrit) hastalan sabah ağızlarında kötü bir tat ve bazen bulantı ile uyanır; bazı zamanlar da aç karnına kusarlar. İş­tah normal ya da azalmış olabilir; azaldı­ğında lezzetli yiyeceklerle <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştah</a> açmaya çalışmak bazen ters tepki yapabilir.<br />
Bağırsak işlevleri düzensizdir, ge­nellikle <a href="http://www.saglik.im/kabizlik-kgnstipasyon/">kabızlık</a> görülür. Sonunda be-sın alımının azalmasıyla hasta zayıfla­maya başlar. Günün büyük bölümünün besinleri sindirme çabasıyla geçmesi, kişinin ruhsal durumunu da olumsuz et­kiler. Mide iltihabı hastalan genellikle ruhsal çöküntü içinde, mutsuz ve hu­zursuz kişilerdir.olan ve otonom sinir sistemi değişken kişilerde görülür. Başlıca nedenleri mu­koza örtüsünü tahriş edici yiyecekler, düzenli diş bakımının yapılmaması, yi­yecekleri iyi çiğnemeden ya da çok sı­cak, içecekleri ise çok soğuk yutma alışkanlığı; aşın alkol alımı, ayrıca gut, şeker, hipertiroidizm, böbrek yetmezli­ği, bağırsak ve safrakesesi iltihaplan gi­bi hastalıklardır.Hazırlayıcı nedenlerin sürekli etkisi sonucunda olşan iltihabi sürecin, özba-ğışıkhk tepkimelerine bağh olduğu kabul edilir. Özellikle kronik mide iltihabı yü­zeysel iltihaplanma gibi ilerleyici bir en­feksiyondur ve midede doku gerilemesi­ne (atrofi) neden olur. Belirtiler bazen de­ğişkendir, ama sürekli oluşları nedeniyle halsizlik ve sıkıntıya yol açarlar. Mide il­tihabı (gastrit) hastalan sabah ağızlarında kötü bir tat ve bazen bulantı ile uyanır; bazı zamanlar da aç karnına kusarlar. İş­tah normal ya da azalmış olabilir; azaldı­ğında lezzetli yiyeceklerle iştah açmaya çalışmak bazen ters tepki yapabilir.<br />
Bağırsak işlevleri düzensizdir, ge­nellikle kabızlık görülür. Sonunda be-sın alımının azalmasıyla hasta zayıfla­maya başlar. Günün büyük bölümünün besinleri sindirme çabasıyla geçmesi, kişinin ruhsal durumunu da olumsuz et­kiler. Mide iltihabı hastalan genellikle ruhsal çöküntü içinde, mutsuz ve hu­zursuz kişilerdir.Menetner hastalığı olarak da bilinen hıpertrofik mide iltihabı bir başka tur oluşturur Bu hastalık, mideye beyin kıvrımlarına benzer bir gorunum veren kıvrımların oluşumuyla kendini göste­rir. Kişisel belirtiler kronik atrofîk mide iltihabına benzer; genel durum sürekli kotuleşır, mide boşluğuna mukoza örtü­sünden <a href="http://www.saglik.im/plazma/">plazma</a> albumını yitimi (protein yitirilmesi sendromu) ozgun bir olgu­dur.<br />
Mide mukozasındaki kıvrımların be­lirgin biçimde kalınlaşması, röntgen filminde tumor olarak algılanabilir ya da <a href="http://www.saglik.im/peptik-ulser/">ülser</a> tipi lezyonlarla kanştinlabılır<br />
<strong>İNCELEMELER</strong><br />
Tanı açısından en değerli mceleme yön­temi gastroskopıdır, ama kronik mide iltihabı (gastrit) olgularında mide filmi de yararlı bilgiler verirTanıda en yararlı yöntem, gastrokopık nicelemede alınacak mide mukozası biyopsisi örneğinin mikroskopla incelenmesidir Mide ve onıkıparmakbağırsağı ulse-rı ile tümörleri arasında ayırıcı tanı önem taşır<br />
<strong>HEKİMLE İŞBİRLİĞİ</strong><br />
Kronik mide iltihabının tedavisi uzun zaman gerektirir Hastalığın ozgun ne­deni bulunursa, sorun çözülmüş demektir. Ama çoğu olguda sorumlu etkenin saptanması zaman gerektirir. Bu durum­da hekimin önerilerine dikkatle uyulma­lıdır.<br />
Beslenmeye sınırlama getirmenin yaran tartışmalıdır; ama besinlerin ya­vaş yenmesi ve iyi çiğnenmesi gerekir, aynca yemeklerde aşınya kaçmamak önemlidir. Öğle ve akşam yemeğinde çok yiyip iki öğün arasında aç kalmak-tansa hafif ve sık öğünler halinde bes­lenmek, midede asit üretiminin <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> düzeyde kalmasını sağlar.Yaygın inanışın tersine, bira, kolalı içecekler ve kahveye oranla <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> midede asit salgısını daha çok uyarır. Alkol de mide salgısını fazla uyaran bir madde değildir. Ama alkol oram yüksek içki­ler, mide mukozasında akut mide nöbet­lerine neden olabileceğinden özellikle hastalığın akut evrelerinde alınmamalı­dır.Kahve, kafeini alınmış olsa bile, mi­de salgısını uyararak mide ağnsını artı­rır; ama kahvenin mide iltihabı ya da ül­seri tehlikesini artırdığı söylenemez.Sonuçta beslenme açısından doğru olan, yüzeysel Bir yaklaşım gibi görün­se de, hastaya onu rahatsız eden, yakın­malarını artıran yiyecek ve içeceklerden uzak durmasını öğütlemektir. Mide ilti­habının (gastrit) gelişmesini ve ağırlaş­masını kolaylaştıran sigaradan kaçın­mak da önemli bir tıbbi önlemdir.Beslenmenin sınırlandınlmasıyla birlikte bazı ilaçların kullanılması, özel­likle asit salgısının arttığı olgularda, mi­denin salgı işlevlerindeki değişiklikler­den kaynaklanan bozuklukların ve ağnmın hafifletilmesini sağlayabilir.Aşın asit salgısıyla seyreden mide iltihabında belirtilere yönelik tedavide önerilen ilaçların en önemlisi, asit gide­ricilerdir (antiasitler). <a href="http://www.saglik.im/sodyum-2/">Sodyum</a> bikarbo­nat, <a href="http://www.saglik.im/magnezyum-ma/">magnezyum</a> tuzu ve <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> kar­bonatın eşit oranlarda karışımı önerile­bilir; bu oranlar kabızlık (magnezyum tuzu artmlır) ya da <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> (kalsiyum kar­bonat artınhr) durumuna göre değiştiri­lir. Piyasada değişik formüllü birçok <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> bulunmaktadır.Spazm çözücü ve mide-onikipar-makbağırsağı hareketlerini düzenleyici ilaçlar da yararlıdır. Yiyecekler basit ol­malıdır; alkol ve kahvenin yanı sıra baş­ka amaçla verilen ilaçlardan sakınılma-lıdır. Mide salgısını uyardıklarından, at-rofık mide iltihabında alkol ve kahve belirli miktarda verilebilir..</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/saglika.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-4061" title="saglika" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/saglika.jpg" alt="" width="100" height="67" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/mide-onikiparmakbagirsagi-iltihabi-gastroduodenit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

