<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Erkek Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/erkek-hastaliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Varikosel</title>
		<link>http://www.saglik.im/varikosel/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/varikosel/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 06:19:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=554</guid>
		<description><![CDATA[VARİKOSEL Spermatik kordondaki toplardamarların genişleyip kıvnmlaşmasıyla varise dönüşmeleri durumuna ‘Varikosel’ denir. Genellikle 20-30 yaşlarında ve bekarlarda ortaya çıkmaktadır. Skrotum derisinde, kıvrımlı varisleşmiş damarlar görülür. Çoğu vakada herhangi bir yakınma ortaya çıkmaz. Bazı vakalarda ise ağrı gelişebilir. Gerektiğinde ameliyatla varisler çıkartılabilir. Varikoselin kısırlık nedenleri arasında Önemli yeri vardır. Spermatik toplardamarlann (ersuyu kordonu toplardamarlaıının) genişleme­siyle ortaya çıkar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>VARİKOSEL</strong></span></p>
<p>Spermatik kordondaki toplardamarların genişleyip kıvnmlaşmasıyla varise dönüşmeleri durumuna ‘Varikosel’ denir. Genellikle 20-30 yaşlarında ve bekarlarda ortaya çıkmaktadır. Skrotum derisinde, kıvrımlı varisleşmiş damarlar görülür. Çoğu vakada herhangi bir yakınma ortaya çıkmaz. Bazı vakalarda ise <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> gelişebilir. Gerektiğinde ameliyatla <a href="http://www.saglik.im/varis/">varisler</a> çıkartılabilir. Varikoselin <a href="http://www.saglik.im/kisirlik-nedenleri/">kısırlık nedenleri</a> arasında Önemli yeri vardır.</p>
<p>Spermatik toplardamarlann (ersuyu kordonu toplardamarlaıının) genişleme­siyle ortaya çıkar. Başka hastalıklara bağlı olarak toplardamarlarda yukarıya doğru kan akımının engellendiği ve özellikle sol böbrekte tümörün yol açtı­ğı semptomatik (belirtisel) varikoselden farklıdır. Hastalık hemen her zaman sol tarafta görülür. Bacaklarda görülen va­rislerde olduğu gibi, toplardamar doku­sundaki hatalı oluşumun ardından orta­ya çıkar.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-10470" title="varikosel" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/08/varikosel-260x300.jpg" alt="" width="260" height="300" />Hastalık genellikle pleksus pampiniformisin (ersuyu kordonu top­lardamar ağı) Ön grubuna yerleşir. Daha çok sol tarafta görülmesinin nedeni, bu taraftaki spermatik toplardamarın sağ taraftakinden farklı olarak doğrudan böbrek toplardamarına ağızlaşmasıdır. Burada herhangi bir kapakçık sistemi bulunmamaktadır. Kendi başına ağır bir hastalık olmayan varikosel, daha çok genç erkeklerde görülür ve ayakta dura­rak iş yapan kimselerin karşılaştığı bir meslek hastalığı niteliğini taşır.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/hareket/">Hareket</a> edildiğinde ağrı ve ağırlık duyulur, ha­reketlerde zorlanma meydana gelir.Varikosel, tanısı kolay konabilen bir hastalıktır. Hasta ayakta dururken, er-bezi torbasının (skrotum) elle yoklan­ması sırasında yumuşak kıvamda, es­nek ve ağrısız toplardamar paketleri ele gelir. Hasta yatar duruma geldiğinde bu bulgular azalır. Söz konusu paketler ço­ğunlukla skrotumun yüzeyel toplarda­marlarının varisleriyle birlikte bulunur. Tabloya ağrı, ağırlık hissi, hareketlerde zorlanma gibi işlevsel belirtiler eşlik eder.Hastalığın gidişi değişkenlik göste­rir.</p>
<div style="background-color: #090909; width: 425px;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="343" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#090909" /><param name="src" value="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdHRlZEWhI=" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="343" src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdHRlZEWhI=" allowfullscreen="true" wmode="window" bgcolor="#090909"></embed></object></div>
<p>Bazı olgularda hastalık çok hızlı bi­çimde kötüleşir. Bazı durumlarda ise daha başlangıç döneminde iyi gidişli-dir. Hastalığın gidişme ve hastanın mesleğine göre uygun bir tedavi planı oluşturulur.Varikoselin ilerlemeyen olgularında suspansuvarla (aşıcı bağ) erbezi torba­sının yukarı kaldırılması yeterli olabil­mektedir. Öbür olgularda ise cerrahi gi­rişim önerilir. Özellikle <a href="http://www.saglik.im/yazi/sperm/">sperm</a> sayısının ve hareketinin olumsuz etkilendiği ol­gularda cerrahi girişim kesinlikle gerek­lidir. Aksi durumda <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisirlik/">kısırlık</a> görülebilir. Erbezinde önemli ölçüde hasar ortaya Çıktıktan sonra cerrahi girişimin yaran olmaz. Bu nedenle erken cerrahi girişim önerilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SIK SORULAN SORULAR</strong></span></p>
<p><strong>Varikosel her zaman bir kısırlık nedeni midir?</strong><br />
Hayır. Tam anlamıyla döl verebilen varîkosellı erkekler vardır. Ama çocuğu olmayan kişilerin büyük bir bölümünde varikoselİn bulunduğu gözlenmiş ve bunun cerrahi yolla çıkarılmasından sonra <a href="http://www.saglik.im/dollenme-fekondasyon/">döllenme</a> sıvısının (ersuyu) yapısın­da bir düzelme meydana gelmiştir; yani döllenme için yeterli sayıda spermin oluştuğu saptanmıştır.</p>
<p><strong>Doğumsal olmayan <a href="http://www.saglik.im/varikosel/">varikosel</a> olguları var mıdır?</strong><br />
Sağ testiste bir varikosel görüldüğünde, genellikle yakın zamanda ortaya çı­kan ve yukarıdan aşağıya toplardamar akımını engelleyen bir bozukluk oldu­ğu sonucuna varılır. Çünkü sağ testiste doğumsal varikosel çok ender görülür. Doğumsal olmayan varikosele spermatik toplardamarın (ersuyu kordronu top-ladaman) alt anatoplardamara döküldüğü yerdeki bir tıkanma neden olur. Alt anatoplardamardaki tıkanma başlı basma damarsal nedenlerden kaynaklanabi­leceği gibi, böbrekteki <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> hücrelerinin böbrek toplardamarına ve alt ana­toplardamara yayılmasıyla ya da kanserli kütlenin damara baskı yapmasıyla da meydana gelebilir. Yakın zamanda ortaya çıkan her varikosel olgusunda, Özellikle varikosel sağ taraftaysa urografı (İdrar yollan radyografisi) çekilme­lidir. Böylece hastalığın ikincil nedenleri giderilmiş olur.</p>
<p><strong>Varikosel neden <a href="http://www.saglik.im/yazi/testis/">testis</a> lezyonlarma yol açar?</strong><br />
<a href="http://www.saglik.im/varikosel/">Varikosel</a> İç spermatik toplardamarda kanın geri kaçmasına bağlı olarak erbe­zi torbasında kan toplanmasına yol açar ve bir ısı artışına neden olur. Bu ısı artışı zararlı bir etki yaratır. Ayrıca böbreküstü bezlerinden gelen katekolaminler ve steroit hormonları gibi zehirli ürünlerin yukarıdan aşağıya akması testis dokusunda lezyonlara neden olabilir.</p>
<p><strong>Doğumsal varikosel nasıl tedavi edilir?</strong><br />
Tıbbi tedavi yalnızca bozulmuş damarlanmanın kronik <a href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">iltihaplanma</a> ve ağn gibi etkilerini azaltmaya yarar. Cerrahi tedavi ise spermatik toplardamarın bağlanması ve en yüksek noktadan kesilmesi yoluyla böbreklerden spermatik toplardamara gelen <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> akımının engellenmesini sağlar. Böylece testisten geri kaçan <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> kanının atılması İçin başka bir yol açılır ve <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> toplar­damar kanının spermatik toplardamara geçişi engellenir. Cerrahi girişime an­cak spermatik toplardamarlara akımın yan yollardan geçtiğinin deneylerle be­lirlenmesinden sonra başvurulur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/varikosel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prostat Tümörleri</title>
		<link>http://www.saglik.im/prostat-tumorleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/prostat-tumorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 05:24:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=459</guid>
		<description><![CDATA[PROSTAT TÜMÖRLERİ Erkek tireme organlarından biri olan prostatın yapı ve işlevlerini etkileyen bozukluklar prostat hastalığı adı altında toplanır. Bunlar arasında en önemli yeri tutan prostat tümörleri erkeklerde çok sık görülen hastalıklar arasında yer alır.Elli yaşın üzerindeki erkeklerin yak­laşık yüzde 60′ında, 70 yaşın üzerinde­kilerin ise yüzde 95′inde prostat adeno-mu (iyi huylu prostat büyümesi) vardır. Sık görülmesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>PROSTAT TÜMÖRLERİ</strong><br />
Erkek tireme organlarından biri olan prostatın yapı ve işlevlerini etkileyen bozukluklar <a href="http://www.saglik.im/yazi/prostat/">prostat</a> hastalığı adı altında toplanır. Bunlar arasında en önemli yeri tutan <a href="http://www.saglik.im/prostat-tumorleri/">prostat tümörleri</a> erkeklerde çok sık görülen <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> arasında yer alır.Elli yaşın üzerindeki erkeklerin yak­laşık yüzde 60′ında, 70 yaşın üzerinde­kilerin ise yüzde 95′inde prostat adeno-mu (iyi huylu prostat büyümesi) vardır. Sık görülmesine karşın hastalarda kli­nik yakınmaya neden olan prostat bü­yümesinin oranı çok daha azdır. İyi huylu prostat büyümesi olan erkeklerin yüzde 5-10 kadarında siyek (üretra) darlığının giderilmesi için cerrahi giri­şim gerekmektedir.Bilinmeyen nedenlerden dolayı prostat büyümesi Siyah ırkta daha er­ken yaşta ortaya çıkmaktadır. Kuzey Avrupa ve Amerika’da, Akdeniz, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerine göre daha sık görülür. <a href="http://www.saglik.im/prostat-kanserleri/">Prostat kanseri</a> de (prostat adenokarsinomu) erkeklerde çok sık görülen kötü huylu bir tümör­dür. Erkek <a href="http://www.saglik.im/yazi/ureme-organlari/">üreme organları</a> ve boşaltım sisteminde en sık karşılaşılan tümörle­rin başında yer alır. Aynı zamanda 50 ile 70 yaşları arasındaki erkeklerde or­taya çıkan <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> arasında görülme sıklığı bakımından ikinci sırayı alır. Prostat kanserinin erken tanısı için dü­zenli hekim kontrolü önem taşır. Bu ne­denle 45 yaşın üzerindeki her erkek yıl­da bir kez düzbağırsak (rektum) yoluy­la parmakla prostat muayenesi yaptır­malıdır.<br />
<strong>İYİ HUYLU PROSTAT</strong> <strong>BÜYÜMESİ YA DA PROSTAT ADENOMU</strong><br />
Siyek çevresindeki prostat bezinin iyi nucu büyümesi, idrar kesesi çıkışında değişik derecelerde tıkanmaya neden toplanması sonucu şiş­meye, idrar kesesinde taş oluşumuna ve böb­rek işlevlerinde azal­maya neden olabilir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3763" title="prostat" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/prosta7.jpg" alt="" width="268" height="216" /><br />
<strong>Nedenleri </strong></p>
<p>İyi huylu prostat büyümesinin ne­denleri tam olarak bilinmemekte, ama yaşın ilerlemesiyle birlikte <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> den­gesinde ortaya çıkan değişimlere bağlı olduğu düşünülmektedir. Sıklığı bu ka­dar yüksek olduğu için prostat büyüme­sinin bir hastalık değil, yaşlanmaya bağlı normal bir süreç olduğu da ileri sürülmüştür. Androjen ve <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> hor­monlarının prostat büyümesinde rol oynadığı sanılmaktadır. Bazı araştırma­cılara göre, testosteronun biyolojik açı­dan etkin bir <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> ürünü olan 5 alfadihidrotestosteron, prostatın siyek çevresinde bulunan bölümündeki nodüllerde birikmekte ve yol açtığı uyarıyla buradaki bez hücrelerini aşın çoğalma­ya itmektedir.Prostatla birlikte bağ ve destek do­kusu da büyür. Bu dokuların büyüme­sinde erbezi ve böbreküstü bezlerinden salgılanan <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojenler</a> etkili olabilir. Östrojen ve androjen hormonlarının karşılıklı etkileşimi aşağıda sıralanan sonuçları doğurabilir: 1) Bez ve destek dokularının çoğalmasını doğrudan uyarabilirler.</p>
<p>2) Östrojenler, androjenlerin etkisini güçlendirebilir ya da yapımını artırabilir.</p>
<p>3) Östrojenler hipofız bezi­nin prolaktin salgısını uyararak bu hor­monun prostatı etkilemesine yol açabi­lir.</p>
<p>4) Androjen-östrojen ilişkisindeki bir dengesizlik prostat büyümesine ne­den olabilir.Prostat tümörlerine ilişkin birçok ayrıntı henüz açıklığa kavuşmamıştır. Ama ilerleyen yaşla birlikte erkek ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> üreme hormonlarının (östrojen ve androjen) miktarı arasındaki dengesiz­lik, prostat büyümesinde kesinlikle önemli bir etkendir.</p>
<p><strong>Belirtileri</strong><br />
Prostat büyümesine bağlı olarak idrar kesesi çıkışının giderek daralması, id­rar yapmayla kesenin yeterince boşalmamasına ve çabuk dolmasına yol açar. Bu durum sık idrar yapma ve ge­celeri 2-5′ten çok idrar yapmak için kalkma gibi sonuçlar doğurur. İşeme sırasında idrar akımında azalma ve kesilmeler görülür. Hasta idrar kesesinin tam boşalmadığını duyumsar. İşeme sı­rasındaki duraklamalara ek olarak so­nunda bir süre damla damla idrar gelir. İdrar kesesinin aşın dolmasına • bağlı idrar kaçırma durumu ortaya çıkabilir. Tıkanma sonucu aşırı idrar birikimi <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> yetmezliğine ve kanda <a href="http://www.saglik.im/ure/">üre</a> artı­şına (üremi) neden olabilir. Ayrıca uzun süreli tıkanmalar, kese duvarında kalınlaşmaya ve girintiler oluşmasına yol açar.Makattan parmakla muayenede prostatın esnek ve büyümüş olduğu fark edilir. Ama bu yolla muayenede ölçülen büyüklük yanıltıcı sonuçlar ve­rebilir. Prostat muayene sırasında kü­çük bulunsa bile, tıkanmaya yol aça­cak ölçüde büyümüş olabilir. Prostatın içinden geçen siyek ve idrar kesesin-deki yüzeysel <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamarlar</a> üzerine gelen baskı sonucunda oluşan <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> biri­kimi, idrar yapma sırasındaki basınç artışıyla birlikte bu damarların patla­masına, dolayısıyla <a href="http://www.saglik.im/idrarda-kan/">idrarda kan</a> bulun­masına (hematüri) yol açabilir. Bu du­rum acil cerrahi girişim gerektirebile­cek bir komplikasyondur. İşeme sırasında yanma, <a href="http://www.saglik.im/titreme/">titreme</a> ve ateş, prostat büyümesi olan bir hastada idrar yolu enfeksiyonu bulunduğunu gösterir.İdrar kesesinde idrar birikmesi, uzun süre hareketsiz oturma, soğukta kalma, <a href="http://www.saglik.im/yazi/uyusturucu/">uyuşturucu</a> maddeler, antikoli-nerjik ve adrenerjik ilaçlar ve alkol alı­mı gibi durumlar, prostat büyümesi olan bir hastada tam tıkanma krizlerine neden olabilir. Karnın alt bölümünün muayenesinde idrar kesesi ele gelir; kesenin üzerine parmakla vurularak yeri ve büyüklüğü saptanabilir. Tam ya da kısmi tıkanmaya bağlı idrar biri­kiminin uzaması ilerleyici böbrek yet­mezliği ve üremiyle sonuçlanır.<br />
İyi huylu prostat büyümesinin kli­nik gidişi üç evreye ayrılabilir: Birinci evrede hastanın yakınmaları sık idrar yapma, gece idrara kalkma, idrar yap­ma sırasında zorlanma, idrar akım hı­zında azalma, idrarın kesintili ve so­nunda damla damla gelmesidir. Bu ev­rede hasta karın kaslarını kasarak idrar kesesini tam olarak boşaltabilir. Birin­ci evredeki belirtiler alkol alımı, kabız­lık, soğukta uzun süre oturmaya bağlı olarak prostatta kan toplanması sonucu kötüleşir. Yeterli <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ve sıcaklık ise belirtileri hafifletir. İkinci evrede idrar kesesi, boşaltım kaslarının tıkan­ma karşısında yetersiz kalması nede­niyle gevşer ve tam olarak boşalamaz.Bu evrede her idrar çıkarmadan sonra fcesede en az 50 mi idrar kalır. Hasta­nın sık idrara gitme, gece idrara kalk­ma gibi yakınmaları artarak sürer. Üçüncü evrede kesenin dolmasından sonra idrarın idrar borularından yukarı doğru yükselerek böbreklerde de top­lanması sonucunda böbrek havuzu ve çanakları belirgin biçimde genişler (hidronefroz). Böbrek işlevleri azalır. Kanda üre yavaş yavaş yükselir ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/bobrek-yetmezligi/">böbrek yetmezliği</a> ortaya çıkar. Günü­müzde hastalığın ilerlemesi, geliştirilen tanı ve* tedavi yöntemleri sayesinde ge­nellikle birinci ve ikinci evrede kal­maktadır.Prostat büyümesinde idrar kesesi kasları ve sinirlerinin yavaş ilerleyen bu sürece uyum sağladığı olgularda, hasta­nın yakınmaları çok azdır. Bazen hiçbir bozukluk fark edilmez.<br />
<strong>Tanı</strong><br />
İdrar kesesi çıkışında tıkanmaya neden olan İyi huylu prostat büyümesi, klinik belirti ve bulgulara dayanan ayrıntılı bir inceleme gerektirir. Tanıda ilk baş­vurulan yöntem hastanın diz-dirsek ko­numuna getirilerek makattan parmakla muayenesidir. Bu işlem sırasında pros­tatın boyutları, yüzeyinin durumu, kı­vamı ve çevresine yapışık olup olmadı­ğı değerlendirilir. Normal bir prostat kestane iriliğindedir ve yüzeyi pürüz­süzdür. Muayenede şiş ve duyarlı bir prostatın bulunması prostat iltihabım düşündürür. Taş gibi sert, yüzeyi pü­rüzlü ve biçimsiz gelişmiş prostat kar­şısında karsinom ya da seyrek görülen prostat taşlarından kuşkulanılır.İyi huylu prostat büyümesi olan hastaların yüzde 30-50 kadarında pros­tata özgü <a href="http://www.saglik.im/antijen-2/">antijen</a> (PSA) düzeylerinde hafif bir artışa rastlanır. Bu artış prosta­tın büyüklüğüne bağlıdır.<br />
<a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Damar</a> içine verilen kontrast mad­denin böbreklerde süzülerek idrar boru­larına ve idrar kesesine geçmesi sıra­sında çekilen filmlerde (intravenöz ürografi) idrar borularının idrar kesesi­ne giren son bölümünün balık oltasma benzer bir görünüm aldığı saptanır. Bu görünümün nedeni, büyüyen prostatın idrar kesesini yukarı doğru itmesi sonu­cunda idrar borusunun keseye girerken kıvnlmasıdır. Gene intravenöz (damar yoluyla) ürografide idrar kesesi taba­nında prostat büyümesine uygun bir düzensizlik görülür. Uzun süreli tıkan­malarda idrar borularının genişlediği ve böbreklerin şiştiği saptanır. İdrar yaptıktan sonra çekilen idrar kesesi fil­minde kesenin içinde idrar kaldığı gö­rülür. Hasta idrar çıkardıktan sonra ult-rasonografi İncelemesi yaparak ya da spnda takarak kese içinde kalan idrar miktarı ölçülebilir. İlerlemiş olgularda idrarın sonda takılarak boşaltılmasıyla böbrek işlevlerinde düzelme sağlan­makta ve idrar yolu enfeksiyonları ön­lenmektedir.İdrar kesesinin sistoskop adı veri­len araçla incelenmesi, prostat büyük­lüğünün saptanmasına ve hastanın du­rumuna en uygun cerrahi girişim yolu­nun belirlenmesine yardımcı olur. <a href="http://www.saglik.im/sistoskopi/">Sistoskopi</a> ayrıca idrar kesesi boynunda kasılma, kronik prostat iltihabı ve tı­kanmaya yol açabilen başka durumlar ile prostat büyümesi arasında ayırıcı ta­nı yapılmasını sağlar. Ama sistoskopi, ancak kesin tedaviye karar verilen has­talarda uygulanmalıdır. Çünkü prostat büyümesi olanlarda sistoskopi gibi gi­rişimler tıkanma, <a href="http://www.saglik.im/travma/">travma</a> ve enfeksiyon riskini artırır. Kanda üre ve <a href="http://www.saglik.im/kreatinin/">kreatinin</a> ölçümleri, tam idrar tahlili, idrar yap­maya başladıktan bir süre sonra alman örnekte <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> üreme ve antibiyogram durumu değerlendirilip tedavinin bu verilere göre düzenlenmesi yararlıdır.<br />
<strong>Tedavi</strong><br />
Tıkanmaya idrar yolu enfeksiyonunun ya da kanda üre artışının eşlik etmesi durumunda böbrek işlevini düzeltmeye yönelik tıbbi tedavi uygulamaya başla­nır. Hasta tıkanmayı artıran antikoli-nerjik ve adrenerjik ilaçlar alıyorsa, bunlar kesilir ve enfeksiyon tedavi edi­lir. îlerİ derecede tıkanma sonucu idrar kesesi aşırı dolmuşsa, sonda takılarak ya da idrar kesesinin ön duvarından iğ­neyle girilerek idrar kesesi boşaltılır.Kronik tıkanması olan ve idrar kese­si aşırı gerilmiş hastalarda boşaltma iş­levi yavaş yapılmalıdır. Hastalarda id­rar yapma güçlüğünü azaltan ya da prostatı küçülten bazı ilaçlar denen­mektedir.Prostat büyümesinin kesin tedavisi cerrahidir. İdrar yolundan girerek pros­tatın alınması günümüzde prostat büyü­mesinde uygulanan temel cerrahi yön­temdir. Bu yöntemin başlıca üstünlükle­ri, karında keşi gerektirmemesi, girişim sonrası komplikasyonların az oluşu ve iyileşme süresinin kısalığıdır. Daha bü­yük prostatların ise karın duvarından kesiyle girilerek çıkarılması gerekir. Her tür girişimden sonra hastaya birkaç gün sonda takılır. Ameliyat sonrasında hastanın cinsel işlevlerinde genellikle bozulma olmaz. Prostat darlığını balon­la giderme yöntemi ise henüz deneme aşamasındadır.<br />
<strong>PROSTAT KANSERİ</strong><br />
Prostat kanseri (prostat adenokarsino-mu) 50 yaşın üzerindeki erkeklerde sık görülen kötü huylu bir tümördür. Bu hastalığın en sık görüldüğü ülke olan ABD’de her yıl 122 bin prostat kanseri olgusu saptanmaktadır. Doğu ülkelerin­de ise prostat kanserine oldukça seyrek rastlarur.<br />
Tümörün çıkış yeri çoğunlukla pros­tat bezindeki orta lobun arka bölümü­dür. Tümör, başlangıç evresinde sert ve çevresinden ayn bir nodul biçimindedir. Daha sonra sert ve düzensiz şişlikler ha­linde bütün prostata ve prostatın çevre­sindeki yapılara yayılır. Sonunda pros­tat çevresindeki dokulara yapışık bir du­ruma gelir. Sperma keseciklerine, siye­ğe, seyrek olarak idrar kesesi ve kalın­bağırsağa yayılabilir. Prostat kanserinde tümörlerin yüzde 95′i adenokarsinom yapısındadır ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> dokusunda dü­zenli yapı ve boyda hücreler görülür.<br />
<strong>Nedenleri</strong><br />
Prostat kanserinin nedenlerine İlişkin kesin bir bilgi yoktur. Klinik belirtileri ortaya çıkmasından çok sonra başlar. İyi huylu prostat büyümesi ile birlikte görülebilir. Ama bu durumun her iki tür hastalığın da yaşlı erkeklerde sık görül­mesinin bir sonucu olduğu, iyi huylu prostat büyümesi ile prostat kanseri ara­sında nedensel bir ilişki bulunmadığı düşünülmektedir.<br />
Prostat kanserinin görülme sıklığı yüz binde 30 dolayında olmakla birlik­te, ırklar arasında büyük ölçüde değişir. Yaş, ırk, içsalgı sistemi ve çevre, hasta­lığın oluşumundaki dört ana etken ola­rak kabul edilebilir. ABD’de beyaz er­keklerde yüz binde 40 ‘a çıkan görülme sıklığı, aynı ülkedeki Siyahlar’da daha yüksektir. Japonya’da sıklık yüzbinde 3-4, Çin ve Hong Kong’da yüz binde l’dir. ABD’ye göç etmiş Japonlar’da sıklık artmakta, amâ hiçbir zaman be­yaz ABD’ liler arasındaki düzeye erişmemektedir.<br />
Erbezlerinin çıkarılması, Östrojen verilmesi ya da bu iki girişimin birlikte uygulanması, sıçrama yapmış prostat kanserinin ilerlemesini durdurur. Er-bezleri önceden çıkarılmış erkeklerde bu hastalığın hiç görülmemesi, tümör oluşumunda androjenlerin rol oynadığı­nı düşündürmektedir.Çevresel etkenlerin de prostat kan­serinde rolü olabilir. Kadmiyum sanayi­sinde çalışan işçiler arasında sıklığın arttığı bildirilmiştir. Kadmiyum, steroit hormonların metabolizmasında ve pros­tat hücrelerinin işlevinde önemli rol oynayan çinkonun yerini kolayca alabilir. Kentlerde yaşayanlarda prostat kanse­rinden <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> oranı kırsal kesime göre daha yüksektir. Öte yandan cinsel yolla bulaşan hastalıkların ve cinsel yaşamın prostat kanserinde etkili olduğunu gös­terecek anlamlı bir ilişki bulunamamış­tır.</p>
<p><strong>Belirtileri</strong><br />
Prostat kanseri yavaş ilerler ve hiçbir belirti vermeyebilir. Hastalığın ileri ev­relerinde idrar kesesi çıkışında tıkanma, kanlı idrar ve irînb’ idrar gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Leğen, kaburga ve omur kemiklerine sıçrama, <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> ağrı­larına yol açabilir. Makattan parmakla muayenede prostatın taş gibi sert ve yü­zeyinin pürüzlü oluşu ya da üzerinde nodüller bulunması kötü huylu prostat tümörünü düşündürür. Prostat kanseri bölgesel ve uzak lenf bezlerine, deri al­tına ve kemik iliğine de sıçrayabilir. Hastada kilo kaybı gibi genel belirtiler görülebilir.- Prostat veremi, granülomatoz (tanecikli) prostat iltihabı ve prostat taşlan gibi hastalıklar ayıncı tamda göz önünde bulundurulmalıdır.<br />
Tanı<br />
Parmakla makat (anüs) yolundan mua­yenede elde edilen bulgular prostat kar-sinomunu düşündürebilir. Tanı için si­yek, kann ya da rektumdan girip, ultra-sonografı görüntüsünden yararlanarak prostat biyopsisi yapılabilir. Alman do­ku parçasının incelenmesi kesin tanıya yardımcı olur. Kanda prostat kökenli yüksek <a href="http://www.saglik.im/asit-fosfataz/">asit fosfataz</a> değerleri ve kemik dokularının taranması metastazlan, yani tümörün öbür organlara geçerek oluş­turduğu ikincil tümör odaklarını göste­rebilir.<br />
Düzbağırsaktan yapılan ultrasonog-rafı incelemesi, bilgisayarlı tomografi, <a href="http://www.saglik.im/magnetik-rezonans/">magnetik rezonans</a> görüntülemesi, tüm beden kemik sintigrafisi, kanda prostat tümörüne Özgü belirteçlerin aranması, tamda yarar sağlayan yöntemlerdir. Prostat ultrasonografısi prostat kanseri tanısında parmakla yapılan muayenede elde edilemeyen bilgiler verir. Elle mu­ayenede fark edilemeyen küçük tümör­ler <a href="http://www.saglik.im/ultrasonografi/">ultrasonografi</a> yardımıyla saptanabi­lir; tümörün yeri, biçimi ve büyüklüğü belirlenebilir. Aynca prostat kapsülü­nün bütünlüğü, tümörün sperma kese­cikleri gibi çevre dokulara yayılması değerlendirilir; tümörün tedaviye yanıtı izlenir. Ultrasonografi ile prostat taşla-n, kronik prostat iltihabı ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> ara­sında her zaman ayıncı tanı yapılama­yacağım belirtmek gerekir. Ultrasonog­rafi sonuçlan mutlaka parmakla prostat muayenesi ve laboratuvar verileriyle birlikte değerlendirilmeli, kuşkulu du­rumlarda biyopsiye başvurulmalıdır.Ürografi incelemesiyle idrar kese­sinde idrar birikmesi, idrar borulannın durumu ve idrar kesesi tabanında tü­mör yayılmasına ilişkin bilgiler elde edilir.<br />
<a href="http://www.saglik.im/bilgisayarli-tomografi/">Bilgisayarlı tomografi</a> ve magnetik rezonans tümörün büyüklüğüne ilişkin bilgi vermekle birlikte, tümörlerin be­lirlenmesinde her zaman sağlıklı sonuç vermez.Göğüs filminde tümörün akciğer ve kaburga metastazlan olup olmadığı araştınlır.Tüm beden kemik sintigrafisi, ke­mik metastazlarını göstermede en du­yarlı yöntem sayılır. Ama prostat kan­seri metastazlanmn birçok başka hasta­lıktan ayırt edilmesinde etkisizdir.Prostat kanserinin kandaki özgün belirteçleri prostat kaynaklı asit fosfa­taz ve prostata özgü antijendir (PSA). Bu maddeleri belirlemek için kullanı­lan inceleme yöntemleriyle erken ve ilerlemiş evredeki prostat kanseri sap­tanabilir. Asit fosfataz ve PSA düzey­leri başanlı bir tedaviyle düşüş göste­rirken, yineleme durumunda gene yük­selir. Serum* PSA düzeyleri iyi huylu prostat büyümesi Olan hastalann yüzde 30-50’sinde belirli bir artış gösterir. Görülme yüzdesi prostatın boyutlan ve tıkanmanın derecesine bağlıdır. Prostat kanseri olanların yüzde 25-92’sinde tümörün hacmine bağlı olarak PSA yüksektir. PSA, prostat kanseri­nin gidişinde tedaviye alınan yanıtın izlenmesi açısından en duyarlı belir­teçtir. Ama PSA’ nın erken tanıdaki güvenilirlilik derecesi henüz incelen­mektedir.<br />
<strong>Tedavi</strong><br />
Prostatı bütünüyle çıkarılan ya da ışın tedavisi uygulanan hastalarda on yıl ya­şama oram yüzde 65′e yaklaşmaktadır. Köklü cerrahi girişim ve ışın tedavisine yanıt vermeyen tümörlerde uzun süreli hormon tedavisi ya da erbezlerinin çı-kanlmasıyla hastalık yüzde 85 oranında denetim altına alınabilmektedir. Prostat adenokarsinomunda hormon tedavisi, erkek eşey hormonlarının tümörün geli­şimini kolaylaştırdığı, kadın eşey hor-monlanmn ise bu gelişimi engellediği varsayımına dayanır. Gerçekten östro-jen homonunun uzun süre ağız yoluyla düzenli olarak verilmesi pek çok olgu­da klinik düzelme sağlar, genellikle tü­mör kütlesini küçültür ve .kemik metas­tazlarını geriletebilir.<br />
tleri evredeki tümörlerde, denetimi güç idrar yolu enfeksiyonlarına sık rast­lanır. Bu enfeksiyonlarda <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> seçimi, idrar kültürü sonucuna göre ya­pılmalıdır.<br />
Tümörün ilerlemesine bağlı olarak idrar yollannda kanama, kemik metas-tazlanna bağlı kırıklar görülebilir. Tü­mör kuyruksokumu bölgesinde omurili­ğe baskı yapıyorsa ışm tedavisi yarar sağlayabilir. Tümörün kemik iliğine ya­yılmasına bağlı olarak hastada <a href="http://www.saglik.im/yazi/kansizlik/">kansızlık</a> görülebilir.<br />
Prostatın tamamen çıkanlmasına bağlı yan etkilerin başında cinsel ikti­darsızlık ve idrar kaçırma gelir. Ameli­yat sırasında ölüm oranı düşüktür. Işın tedavisinde kansızlık, ishal, ağrılı idrar yapma, deri altında bağdoku gelişimi gibi yan etkiler görülebilir. Uzun dönemde ortaya çıkan siyek darlığının ise düzenli aralıklarla genişletilmesi gere­kebilir. Östrojen hormonlarının yan et­kileri vücutta <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> ve tuz tutulması, me­melerde büyüme, karaciğer işlevlerinin bozulması ve damar tıkanıklığıdır.<br />
<strong>Gidişi</strong><br />
Prostat kanseri hemen her zaman yavaş gelişen bir tümördür. Başlangıcından makattan parmakla muayenede saptana­bilecek boyutlara gelinceye kadar geçen sürenin 2-5 yıl olduğu sanılmaktadır. Bu gözlem 50 yaşından sonra başka ne­denle ölen erkeklere yapılan otopsi so­nucu yüksek oranda prostat kanserine rastlanmasıyla da doğrulanmıştır. Bu nedenle hastalık ileri evrelerinde tedavi­ye yanıt vermeyip gerilemese bile yavaş ilerler. Gene de bazı hastalarda ilerleyen, tedaviye yanıt vermeyen ve akciğerlere sıçrayan tümörler bulunabi­lir.Prostat kanseri klinik olarak beş ev­reye ayrılabilir: T0 evresinde parmakla muayenede herhangi bir bulgu yoktur. Tl evresinde makattan parmakla mua­yenede küçük nodüller fark edilir. T2 evresinde parmakla muayenede prostat üzerinde çok sayıda tümör odağı sapta­nır, ama kanser kapsül dışına çıkma­mıştır. T3 evresinde tümörün prostat kapsülünü aştığı parmakla muayenede fark edilebilir. T4 evresinde ise kanser uzak organlara sıçramıştır.<br />
Farklı istatistikler değişik sonuçlar vermekle birlikte, cerrahi girişimden sonra beş yıl yaşayan hasta oranı yüzde 90, 10 yıl yaşayan hastaların oram yüz­de 65 dolayındadır. 15 yıl yaşayanların oranı ise yüzde 40-45′tir. Uygun za­manda yapıldığında yoğun ışın tedavisiyle de benzer yaşama oranlan eldeB edilmektedir. 10 yıllık yaşam süresi  öncelikle tümörün prostat kapsülü dışı­na yayılıp yayımlamasına bağlıdır. Ye-yılım yoksa bu oran yüzde 60-70, varsu (T3) yüzde 35-40′tır. Bölgesel olara! ilerlemiş (T3), ama uzak organlara ya­yılmamış olgularda belirtilere yönelikköktenci olmayan bir tedavi yolu ile beş yıllık yaşama oram yüzde 40 dola­yındadır. İleri evrede uzak organlara sıçramış olgularda (T4) beş yıllık sağkalım oram yüzde 15-25′tir. Genel ola­rak hastalığın gidişi hastanın yaşma bağlı olmamakla birlikte, farklılaşmış hücrelerden oluşan tümörler tedaviye daha iyi yanıt verir. Hormon tedavisiyle uzun süreli iyileşme (6 aydan fazla) sağlanan ve ilerlemiş evredeki tümörün birden çok hormon tedavisine yanıt ver­diği olgularda yaşama oranı çok daha yüksektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/prostat-tumorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hemofili Hastasına Cerrahi Girişimler Uygulanabilir Mi?</title>
		<link>http://www.saglik.im/hemofili-hastasina-cerrahi-girisimler-uygulanabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/hemofili-hastasina-cerrahi-girisimler-uygulanabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Aug 2008 10:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[Hemofili hastasına cerrahi girişimler uygulanabilir mi? Hemofilili bir hasta ameliyata alınmadan önce, hastalığından kaynak­lanabilecek tehlikeleri önleyici bir tedavi görmelidir. Bu tedavi uygu­lanmazsa cerrahi girişim sonrası kanama riski çok yüksektir ve kana­ma girişim sırasında değil, birkaç saat sonra ortaya çıkar. Girişim sıra­sında kan kaybı ve hemostaz (kanamanın durdurulması) normal görü nür. Bu gelişme pıhtılaşma bozuklukları olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hemofili hastasına cerrahi girişimler uygulanabilir mi?</strong><br />
Hemofilili bir hasta ameliyata alınmadan önce, hastalığından kaynak­lanabilecek tehlikeleri önleyici bir tedavi görmelidir. Bu tedavi uygu­lanmazsa cerrahi girişim sonrası kanama riski çok yüksektir ve kana­ma girişim sırasında değil, birkaç saat sonra ortaya çıkar. Girişim sıra­sında <a href="http://www.saglik.im/yazi/kan-kaybi/">kan kaybı</a> ve hemostaz (kanamanın durdurulması) normal görü nür. Bu gelişme <a href="http://www.saglik.im/pihtilasma/">pıhtılaşma</a> bozuklukları olan kişilerin ameliyat sonra­sı kanamalarına özgü bir durumdur. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">Kan</a> derinlere yönelir ve derin kan oturmalarına neden olur..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/hemofili-hastasina-cerrahi-girisimler-uygulanabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEMOFİLİ İYİLEŞEBİLEN BİR HASTALIK MIDIR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/hemofili-iyilesebilen-bir-hastalik-midir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/hemofili-iyilesebilen-bir-hastalik-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 10:25:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=194</guid>
		<description><![CDATA[Hemofili iyilesebilen bir hastalık mıdır? Hemofili henüz bütünüyle iyileştirilebilen bir hastalık değildir. Ama tedaviyle denetim altına alınabilir. Erken tam ve tedavi, kas ve eklem içine olan kanamaların ortaya çıkaracağı sorunların önlenmesini, has­tanın yaşamı sırasında gerekli olabilecek cerrahi girişimlerde aşırı ka­namanın engellenmesini sağlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hemofili iyilesebilen bir hastalık mıdır</strong>?<br />
<a href="http://www.saglik.im/hemofili/">Hemofili</a> henüz bütünüyle iyileştirilebilen bir hastalık değildir. Ama tedaviyle denetim altına alınabilir. Erken tam ve tedavi, <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ve eklem içine olan kanamaların ortaya çıkaracağı sorunların önlenmesini, has­tanın yaşamı sırasında gerekli olabilecek cerrahi girişimlerde aşırı ka­namanın engellenmesini sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/hemofili-iyilesebilen-bir-hastalik-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hemofili</title>
		<link>http://www.saglik.im/hemofili/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/hemofili/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 10:19:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=192</guid>
		<description><![CDATA[HEMOFİLİ Kalıtsal bir hastalık olan hemofili ıamayla ortaya çıkan hastalıkların de bilinen en eski örneğidir. KALITIMLA GEÇİŞİ Hemofîlinin aynı ailenin birbirini izle-kuşaklannda çok daha sık olarak (»örülmesi, kalıtsal özelliğinin fark edilmeşini sağladı. Hastalığın erkeklerde görülmekle birlikte sonraki kuşaklara kadınlar tarafından taşındığını belgele­yen tarihsel bir Örnek olarak İngiltere kraliçesi Victoria verilebilir. Bu krali­çenin soyağacı incelendiğinde, hastalığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HEMOFİLİ</strong><br />
Kalıtsal bir hastalık olan <a href="http://www.saglik.im/hemofili/">hemofili</a> ıamayla ortaya çıkan hastalıkların  de bilinen en eski örneğidir.<br />
<strong>KALITIMLA GEÇİŞİ</strong><br />
Hemofîlinin aynı ailenin birbirini izle-kuşaklannda çok daha sık olarak (»örülmesi, kalıtsal özelliğinin fark edilmeşini sağladı. Hastalığın erkeklerde görülmekle birlikte sonraki kuşaklara kadınlar tarafından taşındığını belgele­yen tarihsel bir Örnek olarak İngiltere kraliçesi Victoria verilebilir. Bu krali­çenin soyağacı incelendiğinde, hastalığı birçok Avrupa kraliyet ailesine taşıdığı görülür.<br />
Hemofili yalnızca erkekleri etkiler. Hastalığın taşıyıcısı olan kadınlarda ise hiçbir belirti görülmez. Çünkü hemofili hastalığı X eşey (cinsiyet) kromozo­munda bulunan bozuk bir genden kay­naklanır. Bu durumu açıklamak için bi­reyin erkek ve dişi olmasını belirleyen <a href="http://www.saglik.im/kromozom/">kromozom</a> yapışma bakmak gerekir. Eşeysel özellikleri belirleyen iki eşey kromozomu vardır. Bunlara X ve Y kromozomları denir. Dişilerde iki X, er­keklerde bir X ve bir Y kromozomu bu­lunur. Dişide aşey kromozomlarından birinde bozuk bir gen bulunsa bile ikin­ci kromozomunun sağlıklı geni sayesin­de hastalık belirtileri ortaya çıkmaz. Bu durumda dişi yalnızca hastalığı taşır ve daha sonraki kuşağa aktarır. Erkekte ise hemofili özelliği taşıyan X kromozomu tek olduğundan Öbür kromozomla den-gelenemez. Bu nedenle hastalık kaçınıl­maz biçimde ortaya çıkar. Dişilerde her iki X kromozomunda da hemofiliye yol açan bozuk genin bulunması durumun­da ise, hasta ya Ölü doğar ya da doğ­duktan çok kısa bir süre sonra ölür.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Hemofili önemsiz bir darbenin yarattığı sıyrıktan vücut dışına ya da bir yara oluşmasa bile yumuşak dokuya ve özellikle eklem içine aşırı ölçüde kanamay­la kendini belli eder.<br />
X kromozomunda kanın <a href="http://www.saglik.im/pihtilasma/">pıhtılaşma</a> sürecinin normal biçimde gelişmesi için zorunlu bir gen bulunduğu sanılmakta­dır. Erkeğin X kromozomunda pıhtılaş­madan sorumlu sağlam bir gen yerine, bozuk bir gen varsa hemofiliye özgü pıhtılaşma bozuklukları ortaya çıkar.Sağlıklı bir kişide çeşitli <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> ze­delenmeleri sonucu başlayan kanama üç mekanizmanın kendiliğinden devre­ye girmesiyle durur: Damar kaslarının kasılması, zedelenmiş bölgede trombo-siîlerin toplanması ve yaralı bölgeyi ka­patan bir pıhtının oluşması.Pıhtının oluşması karmaşık bir sü­reçten geçerek gerçekleşir. Bu süreç sa­yesinde plazmada bulunan fibrinojen adlı bir protein, başta tromboplastin ol­mak üzere çeşitli etkenlerin devreye girmesiyle yapı değiştirerek fibrine, ya­ni pıhtıyı oluşturan proteine dönüşür. Pıhtılaşma sürecinde yer alan <a href="http://www.saglik.im/plazma/">plazma</a> proteinlerine pıhtılaşma faktörleri de­nir. Bu faktörleri belirtmek için kulla­nılan sayılar Romen rakamlarıyla yazı­lır.Kanda <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> oranlarda bulunan bir­çok madde tromboplastinin oluşumuna katkıda bulunur. Bunlardan biri olan faktör VIII hemofilili hastaların kanın­da bulunmaz. Bu <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> antihemofilik globülin (AHG) ve antihemofilik A fak­törü adlarıyla da tanınır.<br />
Aslında hemofili terimi, nedenleri farklı olmasma karşın, aynı belirtilerle seyreden iki hastalığı kapsar. Bunlardan daha sık görülen hemofili A’da faktör VIII bulunmazken, daha az rastlanan hemofili B’de antihemofilik B faktörü olarak da bilinen faktör IX eksiktir.Hemofilide en belirgin özellik kolayca ortaya çıkan kanamalardır. <a href="http://www.saglik.im/kanamalar/">Kanamalar</a> doğumdan birkaç gün sonra bile ortaya çıkabilir ve yenidoğan için ölümcül bir tehlike oluşturur.Bazen bebek yürümeye başlayana değin her şey normal görünür. Ama bu dönemden sonra çok hafif darbeler ya da küçük kazalarda bile <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> oturmaları (hematom) ya da büyük morluk ve çü­rükler (ekimozj ortaya çıkar.Bu yaşta kanamalar genellikle ağız ya da <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> yaralanmalarına bağlıdır. Daha büyük çocuklarda diş çekiminden ya da bademcik ameliyatından sonra büyük ölçüde <a href="http://www.saglik.im/yazi/kan-kaybi/">kan kaybı</a> görülür. Bunlar hemofilinin ilk belirtisi olabilir.Kanama dalak, karaciğer, bağırsak, <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> ve beyin gibi iç organlara ve sık sık görüldüğü gibi eklem içine (hemart-roz) olabilir. Diz ekleminde kan biri­kintisine oyun çağındaki çocuklarda ol­dukça sık rastlanır. Yinelenmesi duru­munda eklem yüzeylerinde Önemli bo­zukluklara neden olarak bu eklemlerin hareketlerini büyük Ölçüde kısıtladığı ve daha ileri evrede eklem hareketini bütünüyle ortadan kaldıran kaynaşmaya (ankiloz) yol açtığı için çok tehlikeli bir gelişmedir.Belirtilerin ağırlığı, hastanın genetik yapısmca belirlenen plazmadaki faktör VIII eksikliğinin derecesine bağlıdır. Ağır hemofili olguları, ilk çocukluk ça­ğında beyin kanamaları ya da açılan ya­ralardan aşın kan kaybı nedeniyle ölümle sonuçlanabilir. Boyun bölgesine rastlayan küçük darbelerin başlattığı <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> içine aşırı kanamalar, üst <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yollarına baskı yapacak ölçüde kan top­lanmasına ve sonuçta boğularak ölüme yol açabilir.Çocuk büyüdükçe hastalığının bi­lincine varır ve kazaları olabildiğince azaltmak için hareketlerini denetleme­yi öğrenir. Genellikle çocukluk döneminin ilk yıllarım aşan hastalar uzun bir yaşam sürebilir. Ama hastalığın za­man içinde nasıl bir gelişme gösterece­ği önceden kestirilemez. Örneğin en­feksiyonlar kanama eğilimini artırabi­lir. Belirtilerde zaman zaman döngüsel bir değişim görülebilir. Yani tehlikeli sayılacak darbelerden sonra az ya da belirsiz kan kaybının görüldüğü döne­mi, neredeyse kendiliğinden başlayan şiddetli kanamaların görüldüğü dönem izler.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Hemofilili küçük bir hastanın ailesin­den hastalığın ağırlığını gizlemek kuş­kusuz doğru değildir. Ama çocuklarının ölüme mahkûm olmadığını, onun nor­mal sayılabilecek bir yaşam sürdürebi­leceğini de belirtmek gerekir.Kanamaları denetim altına ^İmak için plazma, taze kan ya da bulunma­yan pıhtılaşma faktörünü yoğunlaştırıl­mış halde vererek eksikliği giderme te­davisi yapılır. Eksik olan faktör kana­manın başlamasıyla birlikte, olabildi­ğince çabuk bir biçimde hastaya veril­melidir. ABD ve İskandinavya gibi ba­zı ülkelerdeki hemofili hastalarına ka­nama durumunda yapacakları öğretil­miştir. Bu hastalar kanamanın ilk belirtileri ortaya çıkınca, en yakın <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> merkezine gitmeden önce kendi damar­larına yoğunlaştırılmış plazmayı verir­ler.Son yıllarda, faktör VIII’i yeterli miktarda elde etmenin zorluğu göz önü­ne alınarak, genetik mühendisliği tek­nikleri yardımıyla bu maddenin yapay olarak üretilmesine çalışılmaktadır. Başka bir yol da, desmopressın gibi ba­zı ilaçlar kullanarak hemofilili hastada faktör VIII üretimini uyarmaktır. Günü­müzde uygulanan tedaviler, gerek dış Çekimi gibi küçük cerrahi girişimlerin, gerek büyük ameliyatların kanama riski olmadan yapılmasına olanak sağlamak­tadır.Ayrıca <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> ve eklem lezyonlarını önlemek ya da düzeltmek için ortopedik tedavi gerekir. Hemofilili hastanın ruh­sal ve bedensel açıdan sağlıklı olarak gelişmiş olması toplumdan soyutlanma­ması bakımından büyük önem taşır. Eklem içine kanamaların sürekli yi­nelenmesine bağlı olarak gelişen kronik eklem hastalığı hemofilinin en tehlikeli komplikasyonlanndan bindir. Çünkü dizlerin biri ya da her ıkısı hastanın ha­reketlerini önemli ölçüde sınırlayacak duruma gelebilir.Sağlık hizmetlerinin yeterli düzeye ulaşması, yoğunlaştırılmış plazmanın hastalara zamanında ve düzenli olarak verilmesi hemofilinin yol açtığı bu tür komplikasyonları önleyecek ya da en aza indirecektir. Ama günümüzde, di­zinde kronik eklem hastalığı olan he­mofili hastalarının sayısı oldukça kaba­rıktır. Bu durumun ortaya çıktığı hasta­ların bir bölümünde smovyektomi be­lirgin bir iyileşme sağlar. Smovyektomi eklem yüzeyini örten eklem sıvısı (sınovya) zarının cerrahi girişimle alınmasıdır. Eklem sıvısını salgılayan ve yır­tılma ya da örselenme sonucunda he­mofilıh hastada gelişen eklem hastalığı­nın başlıca sorumlusu olan bu zarın alınması sayesinde bazı hastalar <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> yeteneklerini yemden kazanarak nor­mal yaşamlarım sürdürebilmektedirler.<br />
Çocukluk çağmda akıllıca seçilen oyuncaklar, oyunların ve hareketlerin özenle yönlendirilmesi, kazalara ve dar­belere karşı etkin birer koruyucu önlem olabilir.Okul çağında küçük hemofili hasta­ları normal sınıflara devam etmeli, ola­ğan hiçbir etkinlikten uzak tutulmama­lıdırlar. Bu çocukların, arkadaşları kar­şısında eziklik duymaları her durumda önlenmelidir. Çocuklar zamanla hasta­lıklarının getirdiği kısıtlamalara alışa­cak ve bu durumu göz onune alarak yaşama biçimi ve etkinliklerini düzenleye-ceklerdir.Hemofili hastalarının zekâ düzeyi genellikle ortalamanın üstündedir.<br />
<strong>HEMOFİLİ VE DİŞ HEKİMİ</strong><br />
Hemofilili hastaların dişleri genellikle çürüktür. Bu durum aşağıda sıralanan nedenlerden kaynaklanır:<br />
• Hemofilili hasta diş hekiminden çeki­nir. Ağrıdan ve dişine uygulanacak giri­şimlerden sonra ortaya çıkabilecek ka­namalardan korkar.<br />
• Diş hekimi de kendi adına hemofilili hastadan korkar. Karşısında tedavisi ge­cikmiş ve oluşabilecek kanamalar nede­niyle sorunlu bir hasta vardır. Oysa he­kime erken başvurulması durumunda sorunlar daha kolay çözülecektir.<br />
• Diş hekimine olabildiğince geç gitme eğilimi dişin çekilmesinden başka çıkar yol bırakmaz. Durumu iyice kötüleşen dişin çekilmesi iki sonuca yol açabilir: Her <a href="http://www.saglik.im/dis-cekimi/">diş çekimi</a> için hemofilili hastaya kanamaları önleyici tedavi uygulanması ve hastanın genellikle hastaneye yatırıl­ması.<br />
Erken yaşlarda çok sayıda dişin çe­kilmesi diş bütünlüğünün bozulmasına neden olur. Bu da ağız görünümünün bozulması, etkin çiğneme hareketlerinin yapılamaması, sesin istendiği biçimde çıkarılamaması gibi psikolojik ve işlev­sel sorunlara yol açar.<br />
Diş ve dişeti hastalıklarının önlen­mesi, hemofilili hastalarda ayrı bir önem kazanır. Diş sağlığı için temel ön­lemler aşağıda belirtilmiştir:<br />
• Genellikle tablet biçiminde fiüorür kullanılması. Bu flüor bileşikleri anne­ye hamileliği sırasında, çocuğa ise 14 yaşına değin verilmelidir. Giderek geli­şen diş minesini sağlamlaştırma özelliği taşıyan flüor, bu özelliği sayesinde çü­rüklerin oluşmasını önler.<br />
•  Küçük yaştan başlayarak doğru bes­lenme. Doğru <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> mineral, vita­min ve <a href="http://www.saglik.im/protein/">proteinler</a> bakımından zengin olan et, süt, yumurta, peynir, balık gibi besinlerin dengeli ve düzenli biçimde alınmasıdır. Bu besinler kalsiyumca da zengindir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/hemofili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

