<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Enfeksiyon Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/enfeksiyon-hastaliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Aids Belirtileri</title>
		<link>http://www.saglik.im/aidsin-belirtileri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/aidsin-belirtileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 16:16:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Aids]]></category>
		<category><![CDATA[Hiv enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Hiv Taşıyıcı Hastalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[Aidsin Belirtileri: HIV enfeksiyonunun nasıl ilerlediğini belirtmeden önce bazı noktalara değin­mekte yarar vardır. HîV enfeksiyonu bulaşmış kişi bu (virüsü yaşamı boyunca taşır ve bulaştırıcıdır. Virüs sürekli olarak ürer. Virüs üremesinin etkileri ise çok sonra belir­ginleşmeye başlar. Hastada belirti ve klinik bulgular ortaya çıktığında, HIV enfeksiyonunun belirti veren evresine girilmiş olur. Birincil enfeksiyon belirtileri olgu­ların çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p style="text-align: justify;"><strong>Aidsin Belirtileri:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">HIV enfeksiyonunun nasıl ilerlediğini belirtmeden önce bazı noktalara değin­mekte yarar vardır.<br />
HîV enfeksiyonu bulaşmış kişi bu (virüsü yaşamı boyunca taşır ve bulaştırıcıdır. Virüs sürekli olarak ürer. Virüs üremesinin etkileri ise çok sonra belir­ginleşmeye başlar. Hastada belirti ve klinik bulgular ortaya çıktığında, HIV enfeksiyonunun belirti veren evresine girilmiş olur.<br />
Birincil enfeksiyon belirtileri olgu­ların çok küçük bir bölümünde bulaş­madan hemen sonra ortaya çıkar. Virü­sün vücuda girmesinden sonraki 3-6 ay içinde akut enfeksiyon bulgu ve belirti­lerinden bağımsız olarak HlV’e karşı <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikorlar</a> oluşur. Virüsü alan kişide uzunca bir süre hiçbir belirti görülme­yebilir (belirtisiz enfeksiyon). Bazen ilk belirti yaygın <a href="http://www.saglik.im/lenf-bezleri/">lenf bezi</a> büyümesidir (lenfadenopati). Buna İngilizce terimle­rin kısaltılmasıyla oluşturulmuş LAS (lenf bezi büyümesi sendromu) ya da PGL (inatçı ve yaygın lenf bezi büyü­mesi) gibi adlar verilir.</p>
<p style="text-align: justify;">HIV enfeksiyonunun daha da ilerle­mesiyle hastalığın tipik belirtileri ortaya çıkar. Önce ağız boşluğunda kandida tü­rü mantar enfeksiyonları, dilde beyaz plaklar halinde çok küçük kabarcıklar, kilo kaybı, düşmeyen ateş, <a href="http://www.saglik.im/sac-ve-killar/">saç</a> dökülme­si, düşünsel işlevlerin zayıflaması, zona ve akciğer veremi görülebilir. Bu belirti ve hastalıkların tümüne birden “AİDS bağlantılı kompleks” (ARC-AIDS Rela-ted Complex) adı verilir.Daha ileri evrede fırsatçı enfeksi­yonlar, <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> ve ağır <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> bozukluklanyla ortaya çıkan <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> görülür. Buna “AİDS bunama komplek­si” (ADC-AIDS dementia complex) de­nir. Sonuçta hasta tükenme sendromu (Wasting Syndrome) adıyla bilinen dö­neme girer. Bu dönemde kilo kaybı en ileri aşamadadır.HIV enfeksiyonunun gidişi bazı la-boratuvar testleriyle izlenebilir. Bunla­rın başlıcaları şunlardır: Mutlak CD4+ lenfosit sayısı, CD4+ lenfosit yüzdesi, kanda virüs ve antijenlerinin varlığı, kanda p24-karşıtı antikorların varlığvve kanda beta-2-mikroglobülin düzeyi. Kanda CD4+ lenfositlerinin azalması, AiDS’in ilerlediğinin en duyarlı göster­gesidir.• Birincil enfeksiyon &#8211; Birincil <a href="http://www.saglik.im/yazi/hiv-enfeksiyonu/">HIV enfeksiyonu</a> çoğu kez belirtisizdir. Ama bulaşmadan sonraki 1-12 hafta içinde özgün olmayan bazı belirtiler gö­rülebilir. Ateş, terleme, fenalık duygu­su, yaygın <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> ağrıları, iştah­sızlık, bulantı, ishal, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">boğaz</a> ağrısı ve lenf bezi şişmeleri bu dönemin başlıca belirtileridir. Bazı hastalarda baş ağrısı, ışıktan rahatsız olma, zihin karışıklığı ve beyin zan zedelenmesi belirtileri de görülebilir. Olguların yüzde 30-50’sinde deride mononükleoz ya da ür-tikeri andıran kırmızı lekeler vardır. Bu belirtiler 2-3 hafta içinde kendiliğinden geriler. Çok seyrek olarak birincil en­feksiyon ensefalit (beyin iltihabı) ya da menenjitle (beyin zan iltihabı) ortaya çıkabilir. Muayenede boyun, artkafa ve kol-tukaltı lenf bezlerinde büyüme, deri dö­küntüleri ve seyrek olarak karaciğer ve dalakta büyüme saptanır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">Kan</a> tahlili lenfosit sayısının <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> (lenfopeni), eritrosit çökme (sedimantasyon) hızının yüksek, transaminaz ve <a href="http://www.saglik.im/alkali-fosfataz/">alkali fosfataz</a> enzimlerinin artmış olduğunu gösterir. Ayrıca CD8+ lenfosit sayısı görece yüksek, CD4+/CD8+ oranı tersine dön­müştür.Virüsün vücuda girmesinden genellikle 2 hafta sonra kanda p24 antijeni belirir. Aynı dönemde birincil enfeksi­yon belirtileri de görülmeye başlar. HlV’e karşı antikorlar ise bu aşamadan 1-3 ay sonra ortaya çıkar.Belirtilerin yalnızca AİDS hastalı­ğına özgü olmaması nedeniyle akut en­feksiyon evresi genellikle gözden ka­çar. İleride virüsü taşıdığı kesinleşen hasta bu dönemdeki belirtileri güçlük­le anımsar. Hastalığa aymcı tam ko­nurken mononükleoz, kızamıkçık, grip, sitomegalovirüs enfeksiyonları, hepatit, toksoplazmoz, ikinci evre <a href="http://www.saglik.im/frengi/">frengi</a> gibi hastalıklar göz önünde tu­tulmalıdır. Ayrıca lenfom ve lösemi gibi kötü huylu <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> hastalıkları da ayırıcı tanı açısından önem taşır. Doğ­ru tanının konabilmesi için hastadan çok ayrıntılı bilgi alınması ve olası bu­laşma etkenlerinin ortaya çıkarılması zorunludur.Kanda HTV’e karşı antikorların ge­lişmesi ve dolayısıyla kan testinin olumlu sonuç vermesi akut enfeksiyon belirtilerinin ortaya çıkmasından sonra­ya rastlar. Bu nedenle antikorların araş­tırılması, belirtiler kaybolduktan 4-6 hafta sonra yapılmalıdır.Birincil enfeksiyon belirtilerinin hastalığın gidişini belirlemek açısından çok önemli olmadığı söylenebilir. • Belirtisiz virüs taşıyıcılığı &#8211; Olgula­rın büyük bölümünde insanlar virüsü aldıkları ve bulaştıncı oldukları halde uzun süre hiçbir yakınmada bulunmaz­lar. Bu duruma belirtisiz taşıyıcılık (seropozitiflik) denir. Kişi normal ça­lışma ve toplumsal yaşamını sürdürür. Ama belirtisiz de olsa bu dönemde ya­pılacak laboratuvar araştırmaları hasta­da virüsün varlığını kanıtlayabilir. Bu aşamada hücresel bağışıklık sistemin­deki zayıflamayı gösteren CD4+ lenfo­sit değerinin düşmesi çok önemlidir.• Yaygın lenf bezi büyümesi (LAS) -HIV enfeksiyonunda sık görülen bir belirtidir. Nedeni başka hastalıklarla açıklanamayan, en az üç ay süren, ka­sıklar dışında vücudun iki ya da daha çok bölgesinde görülen yaygın lenf be­zi büyümesi AİDS’İ düşündürür. Büyü­me en sık koltukaltı ve boyun arkası lenf bezlerinde görülür. Yaygın lenf bezi büyümesinin hastalığın gidişinde kötüleşme belirtisi olmadığı artık anla­şılmıştır. Belirti vermeyen taşıyıcılarla LAS’lı taşıyıcılar arasında AiDS’e doğ­ru gidişte önemli bir fark gözlenmemiş­tir.Bununla birlikte yaygın lenf bezi büyümesi, HIV enfeksiyonunun çoğu kez ilk klinik belirtisi ve hastanın heki­me başvurmasının en önemli nedenidir. Bu durumda HIV enfeksiyonuna yol açabilecek etkenler dikkatle incelenme­li ve her koşulda kanda HlV’e karşı an­tikor araştırması yapılmalıdır. Hasta bulaşma tehlikesi yaratan etkenlerle karşılaşmamışsa bile lenf bezi şişmesi­ne yol açan öbür hastalıklarla birlikte, HIV enfeksiyonu da ayırıcı tanıda göz önünde bulundurulur. Kanında virüsü taşıdığı saptanan hastada lenf bezinden örnek almak (lenf bezi biyopsisi) ge­nellikle gerekmez. Ama büyüme kötü huylu tümör gelişimini düşündürecek kadar ileri düzeydeyse <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> yapıl­malıdır.• Belirtili dönem</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dönemde AİDS öncesi dönemde rastlanan AİDS bağ­lantılı <a href="http://www.saglik.im/kompleks/">kompleks</a> (ARC) ve AiDS’e işa­ret eden belirtiler görülür.HIV enfeksiyonu ilerledikçe en sık görülen belirti ağız boşluğunda genel­likle kandida türü mantar hastalığıdır. Hastalığın başlıca dört tipi vardır: Ya­lancı zarlı, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> sayısının artmasına bağlı olarak şişmeli, kızartılı ve dudak köşelerinde yara oluşumlu.Bunların içinde en sık görüleni ya­lancı zarlı kandida enfeksiyonudur. Kı­zarık ya da normal renkli ağız mukoza­sı üzerinde sarımsı ya da krem-beyaz renkli tabakalar biçiminde lezyonlar be­lirir. Bu tabakalar kaldırıldığında altta kırmızı, bazen kanayan mukoza görü­lür. Enfeksiyon daha çok yumuşak da­mak, bademcikler, dil sırtı ve dudak mukozasında görülmekle birlikte ağız boşluğunun her yerine yayılabilir.Enfeksiyonun şişmelere yol açan (hiperplastik) tipinde beyaz tabakalar mukozadan sıyrılamaz. Lezyonlar ge­nellikle dilin yan bölümlerinde, damak­ta ve ağız mukozasındadır.Hastalığın kızartılı (eritemli ya da atrofık) tipinde yaygın kızarıklıklar, da­ha ender olarak da damak ve dil sırtın­da lekeler ile ortaya çıkar. Bu lezyonla-nn rengi parlak kırmızıdan açık pembeye kadar değiştiğinden açık renkli ol­ması durumunda tanısı güçtür.<br />
Yaşlılarda kansızlık, dişlerin düz­gün kapanmaması, <a href="http://www.saglik.im/vitaminler/">vitamin</a> eksikliği gi­bi nedenlere bağlı olarak dudak kenar­larında yaralara rastlanabilir. Ama bu lezyonlarm gençlerde gözlenmesi HIV enfeksiyonunu düşündürmelidir. Ağız köşelerinde bıçak kesişi gibi çatlaklar ve beyaz tabakalı lezyonlar bu hastalı­ğın ilk belirtisi olabilir.ğızda kandida enfeksiyonu HIV enfeksiyonunun ilerlediğini gösteren çok önemli bir bulgudur. Ayrıca pneu-mocystis carinii asalağının yol açtığı Çok bulaşıcı bir zatürree gibi başka fır­satçı enfeksiyonların habercisidir.Ağız boşluğunda beyaz tabakalar oluşturan küçük çıkıntılar da HIV en­feksiyonunun tipik bir bulgusudur. Tıp­ta “villöz oral lökoplaki” adıyla bilinen bu lezyonlar hastada hiçbir yalanmaya yol açmaz. Hemen her zaman bir şerit gibi dilin çevresinde kain1. Yüzeyi be­yaz renkli ve ipliksi ince dikey çıkıntı­lar nedeniyle pütürlüdür. Bu oluşumlar mukozadan ayrılmaz. Olguların yüzde 85′inde lezyonlarm ortaya çıkmasından iki yıl sonra AİDS başlar. Bu orandan da anlaşılacağı gibi villöz oral lökopla­ki, AiDS’in gelişiminin önemli bir gös­tergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">HIV taşıyıcı hastalarda Herpesvirus varicella adlı virüsün yeniden etkinlik göstermesine sık rastlanır. <a href="http://www.saglik.im/sucicegi/">Suçiçeği</a> et­keni olan bu virüs yeniden etkinleşti­ğinde zonaya (Herpes zoster) neden olur. Zona AİDS hastalarının yüzde 10′undan fazlasında vardır. Bu hastalı­ğın yaygın biçimi az görülmekle birlik­te genellikle birkaç bölgede birden orta­ya çıkar.Yağlı deri iltihabında (yağlı <a href="http://www.saglik.im/egzama/">egzama</a> ya da seboreli egzama) kırmızı, kabuk­lu, kasıntısız lezyonlar görülür. Bazı hastalarda hafif gidişli olabilir, ama gö­ğüs, sut ve saçlı deride geniş alanlara yayılan ağır biçimleri de vardır.Hastalann büyük bölümünde HIV enfeksiyonu uzun süre belirtisizdir. Ge­ri kalan azınlıkta ise birincil enfeksiyo­nu izleyen aylar ya da yıllar içinde yay­gın belirtiler gözlenir. Hastalar çok ça­buk yorulduklarından, olağan günlük etkinliklerini azaltmak zorunda kaldık­larından yakınırlar. Yaygın gece terle­meleri yalnız hastalığın ileri evrelerinde değil, daha öncesinde de görülür. Vücut sıcaklığının uzun süre 38°C düzeyinde dolaşması ve aralıklı <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> dönemleri öbür yakınmalar arasındadır. Bu geneldüşkünlük önemli bir belirtidir; hastalı­ğın artık son aşamaya ulaştığını göste­rir.« <a href="http://www.saglik.im/verem/">Verem</a> HIV taşıyıcı hastalarda git­tikçe daha sık görülen bir hastalıktır. Özellikle <a href="http://www.saglik.im/yazi/uyusturucu/">uyuşturucu</a> bağımlıları ve Si­yahlar arasında yaygınlaşmaktadır. Hastalık genellikle eski bir verem oda­ğının yeniden alevlenmesi biçiminde ortaya çıkar. Birincil enfeksiyon olarak başladığı çok ender görülür. Bağışıklık sisteminin henüz büyük ölçüde yıkıma uğramadığı olgularda verem yalnız ak­ciğerlerde yerleşmiştir. Bağışıklık sis­teminin zayıfladığı ileri evrelerde ise akciğerlerde çok yaygın verem gelişir ve hastalık akciğer dışına da yayılır. Bu durumda AİDS tanısı hemen hemen ke­sindir.<br />
HIV enfeksiyonu kanla ilgili çeşitli bozukluklara yol açar. <a href="http://www.saglik.im/yazi/kansizlik/">Kansızlık</a> ve kanda trombosit sayısının azalması trombositopeni) buna örnektir. Özel­likle trombosit azlığı erken ortaya çıka­bilir ve uzun sürebilir. Bazı hastalarda klinik belirtiler vermekle birlikte ço­ğunlukla sessiz kain- ve bazı olgularda kendiliğinden geriler.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/aidsin-belirtileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>21</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grip</title>
		<link>http://www.saglik.im/grip/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/grip/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 00:47:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bulaşıcı Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=379</guid>
		<description><![CDATA[GRİP-İNFLUENZA: Ani olarak gelişen bir solunum sistemi infeksiyonudur. Grip hastalığının karakteristik belirtileri ani gelişen baş ağrısı, halsizlik, kas ağrısı ve ateş biçimindedir. Grip hastalığının etkeni “RNA” grubunun Ortomikso-virüs ailesinden “İnfluenza A”, “İnfluenza B’ ve “înfluenza C” adlı virüslerdir. İnfluenza A virüsüyle oluşan grip genellikle kış aylarında salgınlar biçiminde ortaya çıkar. Örneğin 1918 yılında dünyayı etkisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GRİP-İNFLUENZA:</strong></p>
<p>Ani olarak gelişen bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> sistemi infeksiyonudur. <a href="http://www.saglik.im/grip/">Grip</a> hastalığının karakteristik belirtileri ani gelişen <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">baş ağrısı</a>, halsizlik, <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ağrısı ve <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> biçimindedir. <a href="http://www.saglik.im/grip/">Grip hastalığı</a>nın etkeni “<a href="http://www.saglik.im/t-rna/">RNA</a>” grubunun Ortomikso-virüs ailesinden “İnfluenza A”, “İnfluenza B’ ve “înfluenza C” adlı <a href="http://www.saglik.im/yazi/virusler/">virüsler</a>dir. İnfluenza A virüsüyle oluşan <a href="http://www.saglik.im/grip/">grip</a> genellikle kış aylarında salgınlar biçiminde ortaya çıkar. Örneğin 1918 yılında dünyayı etkisi altına alan grip salgınında 20-40 milyon insan ölmüştür, İnfluenza B virüsü genellikle okul, kışla gibi toplu yaşanan yerlerde salgınlara yol açmaktadır, influenza C virüsünün yol açtığı griplere fazla rastlanmamaktadır.</p>
<p>İnfluenza virüsüyle bir kez karşılaşıldığında virüse karşı bağışıklık gelişir. Virüse karşı gelişen bağışıklık, onun sahip olduğu antijenlerden kaynaklanır. Ancak influenza virüsü, sahip olduğu <a href="http://www.saglik.im/antijen-2/">antijen</a>leri değiştirir. Farklı bir antijenik özelliğe sahip olan influenza virüsüyle karşılanan <a href="http://www.saglik.im/tumorlerin-organizma-uzerindeki-etkileri/">organizma</a>, daha önce grip olmuş olsa bile yeniden hastalanabilir. Çünkü karşılaştığı farklı antijenli virüse karşı bağışıklığa sahip değildir. İşte bu nedenle insanlar sık sık grip olabilirler. Virüs havadaki damlacıklar içinde <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yollarına girer. Virüs vücuda girdikten 18-36 saat sonra <a href="http://www.saglik.im/grip/">grip belirtileri</a>ne neden olur. Bunlar halsizlik, <a href="http://www.saglik.im/yazi/yuksek-ates/">yüksek ateş</a>, <a href="http://www.saglik.im/titreme/">titreme</a>, <a href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">yorgunluk</a>, kas ağrısı ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/bas-agrilari/">baş ağrıları</a>dır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">Boğaz</a> ağrısı, <a href="http://www.saglik.im/sirt-agrisi-neden-yaygindir/">sırt ağrısı</a>, aksırma, <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> akıntısı, gözlerde yaşarma, <a href="http://www.saglik.im/kizariklik/">kızarıklık</a>, kuru bir <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a>, <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştahsızlık</a> gibi belirtiler de hastalığın seyri sırasında ortaya çıkarlar.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3731" title="grip" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/grip.jpg" alt="" width="250" height="250" /></p>
<p>Hastalık ortalama olarak 7 gün sürer. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">Hastalık</a> kendi kendisiyle sınırlı kaldığı yani komplikasyon yaratmadığı sürece tehlikeli değildir. Kendi normal seyrini tamamlayıp iyileşir. Gribin en sık yol açtığı komplikasyon pnömonidir (<a href="http://www.saglik.im/zaturree/">zatürre</a>, <a href="http://www.saglik.im/zature/">zatürre</a>). Pnömoni ya virüse bağlıdır ya da grip nedeniyle zayıflayan organizmada <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">akciğer</a>lere yayılan <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteriler</a>e bağlıdır. Gelişebilecek olan diğer komplikasyonlar <a href="http://www.saglik.im/sinuzit/">sinüzit</a> ve <a href="http://www.saglik.im/orta-kulak-iltihabi-otitis-medya/">orta kulak iltihabı</a>dır. înfluenza virüsünün yol açtığı önemli bir komplikasyon daha vardır. Buna “Reye” sendromu denir. Bu durumda <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/beyin-hastaliklari/">beyin</a>de <a href="http://www.saglik.im/odem/">ödem</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/karaciger-hastaliklari/">karaciğer</a>de yağlanma görülür. Reye sendromuna diğer bazı virüs çeşitleri de yol açabilir. Hastalığın <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> riski yüksektir. Hamile kadınlarda grip geliştiğinde <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> tehlikesi de artar. Hastalığın özel bir tedavi yöntemi yoktur. Kullanılan antibiyotiklerin ne hastalığı iyileştirdiği, ne de doğacak komplikasyonları kesinlikle önlediği söylenebilir. <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">Antibiyotik</a> tedavisine komplikasyon belirdiğinde başlamak daha doğrudur. Hastaların 3-7 günlük bir yatak istirahatinde bulunmalarında, G ve <a href="http://www.saglik.im/b-grubu-vitaminleri/">B vitamini</a> ve günde 3-6 <a href="http://www.saglik.im/aspirin-ve-diger-salisilatlar/">Aspirin</a> almalarında ve kendilerini yormayıp üşütmemelerinde yarar vardır. Bunların dışındaki <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> ve önlemlerin gereksiz harcamalara yol açmaktan başka etkileri yoktur. Bazı influenza tiplerine karşı <a href="http://www.saglik.im/asilar/">aşılar</a> geliştirilmiştir. Bu <a href="http://www.saglik.im/asilar/">aşılar</a> yalnız belli virüs tipine karşı bağışıklık sağlarlar. Salgın yapan virüsle hazırlanan aşılar kişiyi o salgına karşı koruyabilmektedir.</p>
<p><strong>NEDENLERİ</strong><br />
Grip hastalığının etkeni olan virüs türü, bazı özelliklerine göre üç tipe ayrılır. A, B ve C harfleriyle tanımlanan bu tip­ler de kendi içlerinde alt tiplere ayrıl­maktadır.Büyük salgınlara yol açarak toplum sağlığını tehdit eden en önemli virüs A tipidir. Eskiden beri bütün yeryüzünde yaygın biçimde ortaya çıkan salgınlar­dan A tipi virüslerin sorumlu olduğu kabul edilmektedir, Bu açıdan C tipi vi­rüsler daha az önem taşır. B tipi ise yal­nız yerel salgınlar yapma özelliği gösterir. Grip hastalığının bu derece yaygın sı hem virüsün kolay bulaşabilmesine, hem de vücudun bağışıklık siste­mini hazırlıksız yakalayan <a href="http://www.saglik.im/antijen-2/">antijen</a> yapı­sındaki değişkenliğe bağlıdır. Bu ne­denle vücutlarına giren virüsü etkisiz kılacak uygun antikoru bulunmayan ki­şiler kolayca grip hastalığına yakalanır­lar. Grip virüslerinin temel özelliği, be­lirli ve değişmez bir yapılarının olmayı­şıdır. Ayırt edici Özelliklerini sürekli değiştirerek yeni bir biçim kazanır, böylece hazırlanan aşılan etkisiz kılan yeni yeni salgınlara neden olurlar. Grip salgınları hemen her zaman, başka bir ülkeden gelen kişi ya da kişilerin taşıdı­ğı yeni bir virüs alt tipinin, bu virüse karşı bağışıklığı bulunmayan topluluğa bulaşmasıyla başlar. Yurtiçi ve yurtdışı gezilerinin son derece yoğunlaştığı gü­nümüzde virüsün yayılması da büyük ölçüde kolaylaşmış, eskiden 7-10 yılda bir görülen pandemiler artık hemen her kış görülmeye başlamıştır.Grip virüsünün neden hızla değişim gösterdiği bilinmemektedir. Bir görüşe göre sınırlı sayıda virüs küçük insan top­luluklarında klinik belirti vermeden do­laşımını sürdürmekte, sayılan kendileri­ne karşı koyan <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> düzeyinin üzerine çıkıp salgına yol açacak ^ölçüde artana değin ortamda sürekli olarak bulunmak­tadır. 1957 ve 1977′ deki pandemilere aynı virüsün neden olduğunun belirlen­mesi, bu görüşü desteklemektedir.<br />
Grip salgınları daha çok kış aylarında görülür. Virüs insandan insana doğrudan solunum yoluyla bulaşmakta ve soğuk, solunum yollarındaki yerel savunma me­kanizmalarım zayıflatarak hastalığın ya­yılmasını kolaylaştırmaktadır.Virüsler, aynı zamanda toksik (zehir­leyici) özellikler de taşıdığından, solunum sistemi dışında yayılma ve üreme eğilimi göstermeseler bile, çeşitli organ­larda birçok rahatsızlığın ortaya çıkması­na neden olabilirler. Daha önce herhangi bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> rahatsızlığı bulunmayanlarda bi­le, morarma, kalp atımlarının hızlanması ve düzensizleşmesi ile birlikte <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> ba­sıncının düşmesine yol açabilirler. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-sistemi-ve-hastaliklari/">Solunum sistemi</a> belirtileri ise <a href="http://www.saglik.im/yutak-farinks/">yu­tak</a>, <a href="http://www.saglik.im/soluk-borusu-iltihabi-nedenleri-nelerdir/">soluk borusu</a> ve bronş mukozası <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a>lerindeki kirpiksi uzantıların virüs tarafından yıkıma uğratılması sonucu gelişir. Bu nedenle hastalığın ateşli ev­resinin sonuna doğru, soluk borusu ve <a href="http://www.saglik.im/brons-akciger-iltihabi-bronkopnomoni/">bronş iltihabı</a> görülür. Bu da <a href="http://www.saglik.im/gogus-kemigi-sternum/">göğüs ke­miği</a> arkasında yanma duyumu ve inat­çı bir Öksürükle ortaya çıkar. Hücrele­rin kirpiksi uzantılarını yeniden geliştir­mesi için en azından 2-3 haftalık bir sü­re gerekir. Bu nedenle <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> düştükten ve gribin akut evresinden sonraki bir­kaç hafta boyunca son derece inatçı bir kuru <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> sürer.<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Grip solunum yollarıyla (burun, boğaz, gırtlak, soluk borusu ve bronşlar) sınırlı yerel ve genel belirtiler vererek ortaya çıkar. Hastalığın <a href="http://www.saglik.im/kulucka-suresi/">kuluçka</a> evresi çok kı­sadır; 1-3 gün içinde bazen de bulaşma­yı izleyen ilk 24 saatte tamamlanabilir. Başlıca belirtileri arasında birden başla­yan titreme, baş dönmesi, baş ağrısı, ışığa karşı duyarlılık; kaslarda, eklem­lerde ve kemiklerde yaygm <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> ve birden yükselen ateş (39°C-40°C) sayıla­bilir. Hasta birkaç saat sonra kendini kı-mıldayamayacak ölçüde yorgun ve hal­siz hisseder. İlk 2-3 gün içinde <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştah</a> kaybı ve <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> görülür. Daha sonra yaygın bir <a href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">iltihaplanma</a> başlar. Boğaz kırmızıdır. Gırtlak ile soluk borusuna doğru yayılan bir yanma duyusu algıla­nır. Burunda akıntı, gözyaşı salgısında artış, ses kısıklığı, inatçı ve kuru bir ök­sürük, göğüs kemiği arkasında öksürük­le artan ağrı başlar.Bu durum 2-3 gün, bazen daha da uzayarak bir hafta kadar sürer. Bu süre­nin sonunda ateş birden düşer. Tüm ya­kınmalar (baş ağrısı, kas ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> ağrı­ları, kusma, <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştahsızlık</a> vb) azalır. Hasta gene de çok yorgun ve bitkindir. Gücü yavaş yavaş yerine gelir. Bazen kan çizgileri bulunan balgamla birlikte ök­sürüğün biraz daha sürdüğü görülür. Yalm bir seyir izleyen grip tiplerinde hiç iz kalmadan iyileşme gerçekleşir. Ama hasta bir ay kadar halsizlikten ya­kınabilir. Öte yandan salgınlar sırasında grip çok hafif biçimde geçiştirilebilir. Yatmaya gerek kalmadan atlatılan, ate­şin çok az yükseldiği ya da hiç yüksel­mediği bir bitkinlik dönemi yaşanır. Hasta çoğu kez bu durumu basit bir so­ğuk algınlığı olarak kabullenir.<strong><br />
EN AĞIR GRİPLER</strong><br />
Salgınlar sırasında bazı çok ağır durum­lar da görülebilir. Ağır dolaşım ve solunum güçlüğü, <a href="http://www.saglik.im/yazi/zehirlenme">zehirlenme</a> tablosu, zor fark edilen çok hızlı <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">nabız</a> alımlarıyla birlikte hızla ilerleyen hastalık, özellikle daha önce kalp ya da solunum sistemi hastalığı olanlarda, yaşlılarda ve ağır hastalığı olanlarda Ölümle sonuçlanabi­lir. Bunun yanı sıra daha az olarak belir­li bir sistemdeki belirtilerle ortaya çıkan gripler de görülebilir. Örneğin Öncelikle sindirim sisteminin etkilendiği olgularda iştah tamamen kesilmiş, dil beyazlaş-mıştır. Kusma, ishal, bağırsaklarda şiş­kinlik ve yaygın <a href="http://www.saglik.im/karin-agrisi-2/">karın ağrıları</a> ortaya çı­kar. Akciğerlere ilişkin ağır belirtiler yaygın göğüs ağrıları, güçlükle <a href="http://www.saglik.im/yazi/balgam/">balgam</a> çıkarılan inatçı ve ağrılı öksürük, kanlı balgam, ileri derecede solunum zorluğu ve bazen kalp-dolaşım yetmezlikleridir. Kalbe ilişkin ağır belirtiler ise <a href="http://www.saglik.im/kalp-kasi/">kalp kası</a> ve kalp dış zan iltihapları biçiminde or­taya çıkar. Sinir sisteminin etkilendiği durumlarda beyin iltihabına bağlı derin uyku (koma uykusu) ya da taşkınlık du­rumu görülebilir. Kanamalı belirtiler de­ri ve mukozada yaygın <a href="http://www.saglik.im/kanamalar/">kanamalar</a> biçi­minde görülür. Çocuklarda ise gırtlak il­tihabı ortaya çıkar. Bu da gırtlakta tıka-yıcı bir “yalancı krup”a (yalancı difteri) yol açabilir. Akut akciğer iltihabı gelişir­se bol balgam, genel durumda kötüleş­me ve solunum yetmezliği görülür.<br />
<strong>KOMPLİKASYONLAR</strong><br />
Başlıca komplikasyonlar pnömokok, sta-filokok ve streptokok gibi bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlardır. Bunlar normal durumda solunum yolları mukozasında hastalığa yol açmadan saprofit (çürükçül) olarak yaşar ve virüsün vücudun savun­ma sistemini zayıflatmasından yararlana­rak hastalık etkenlerine dönüşürler.<br />
Genel olarak ateşin yeniden yüksel­mesi, nefes darlığı, mukuslu ya da kö­püklü balgamla birlikte yoğun Öksürük gibi belirtiler görülür. Bunlar hastalığın başında değil, iyileşme evresinde ortaya çıkan bronş-akciğer iltihabı belirtileri­dir. İyileşme evresinde vücudun kendini toplamasına fırsat verilmezse ortaya çı­karlar. Daha ağır bir komplikasyon ise gribin başlangıcında görülen son derece hızlı ve ağır gidişli akciğer iltihabıdır.Bu komplikasyon grip virüsüne bağ­lı birincil akciğer iltihabı (birincil grip pnömonisi) ya da virüs enfeksiyonuna eklenen ikincil <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> enfeksiyonuna bağlı (ikincil grip pnömonisi) olabilir. İkincil grip pnömonisinde, bronş ağa­cında daha önce oluşan virüs lezyonlan ve balgamın varlığı, bakterilerin üreme­sini kolaylaştırır. Bu olgularda gribin yol açtığı <a href="http://www.saglik.im/yazi/yuksek-ates/">yüksek ateş</a> akciğer iltihabını maskeleyerek doğru tam ve tedavinin gecikmesine neden olur.<br />
Gribin başlangıç evresinde solunum güçlüğü, <a href="http://www.saglik.im/gogus-agrisi/">göğüs ağrıları</a> ve Öksürükle birlikte kanlı balgam varsa, akciğer ilti­habından kuşkulamlmahdır.Yaşlılarda ve kronik hastalığı olan­larda vücut direncinin zayıf olması ne­deniyle bronş-akciğer iltihabı odaklan her İki akciğere yaygm biçimde dağılır ve ağır solunum zorluğuyla birlikte sey­reden bir klinik tabloya yol açar. Hasta oturur konumda, solgun, korku dolu, morarmış, soğuk terler döken ve inatçı bir öksürüğün pençesinde kıvranır du­rumdadır. Bu aşamaya gelindiğinde hastalık ölümle sonuçlanabilir.Belirtilerin bu kadar şiddetlenmedi­ği durumlarda, zaman zaman ağırlaşıp hafifleyen hastalık 2-3 haftanın sonun­da İyileşmeye yüz tutar. Ateş düşmekİe birlikte nabız hızlıdır ve bitkinlik sürer. Genel durumu pek değişmeyen hasta sanki hiç iyileşemeyecekmiş korkusuna kapılır. Öte yandan yataktan erken kalkma, normal etkinliklere çabuk dö­nüş, hastalığın kolayca yeniden alevlen­mesine neden olur. Gribin öteki komp-likasyonlan <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">kulak</a> iltihabı, üstçene ve alm kemiği sinüslerinin iltihabı, <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> iltihabı, ender olarak da irinli eklem il­tihabıdır. Daha önce değinildiği gibi, yaygm akciğer ya da kalp kası iltihap­lanmasına bağlı olarak gelişen kalp has­talığı oldukça sık görülür.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Kendine özgü klinik belirtileri ve geli­şimiyle yaygm bir salgın biçiminde or­taya çıkan gribin tanısı çok kolaydır. Bu durumda grip tanısına varmak he­men hiçbir zaman yanıltıcı olmaz.<br />
Ama genellikle kış aylarında salgınlara bağlı olmadan tekil olgular halinde ortaya çıkan nezle ve ateşin gripten kay­naklığını söylemek çok zordur. Solunum yollarında ortaya çıkan bütün virüs kö­kenli <a href="http://www.saglik.im/yazi/enfeksiyonlar/">enfeksiyonlar</a> için grip adının kul­lanılması belirli bir virüsün sorumlu ol­duğu grip hastalığını belirsizleştirerek yanlış anlamalara yol açmaktadır.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Hastalığı en kolay biçimde atlatabilmek için sindirimi kolay ve sıvı ağırlıklı bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> ile kesin olarak yatakta din­lenme yoluna gidilmelidir.<br />
Grip belirtilerine karşı ateş düşürücü ve ağrı kesiciler oldukça sık kullanılır. Bunlar hastalığın gidişini değiştirme­mekle birlikte hastayı önemli ölçüde ra­hatlatır. Antibiyotik ve sülfamitler an­cak hekimin Önerisiyle ve olası bir bak­teri enfeksiyonunu önlemek ya da teda­vi etmek amacıyla kullanılmalıdır.<br />
C vitamini tedavi edici olmaktan çok, koruyucu bir etki yapar. Gene ya­kınmaları azaltmak için, mikrop öldürü-cü ve iltihap giderici gargaralar, burun damlaları, öksürüğü yatıştırıcı şuruplar, sinir sistemini ve kalbi destekleyecek uyarıcılar kullanılabilir. Kusma, <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> gibi ek belirtiler de, gene uygun ilaçlar kullanılarak tedavi edilir.<br />
İyileşme evresinde çok dikkatli ve sakirıırnh olmalı, komplikasyonlan ve yinelemeleri Önlemek için yatakta din­lenmeyi uzatmalı, vücudun tam olarak sağlığına kavuşması için besleyici ve bol çeşitli yiyecekler tüketilmelidir.<br />
<strong>KORUNMA</strong><br />
Grip son derece bulaşıcı olduğundan genel korunma önlemleri çoğu zaman yetersiz kalır. Bulaşma, hastaların ök­sürmesi ve hapşırması sonucu havaya saçılan damlacıklar yoluyla gerçekleşir. Böylece toplu taşıma araçlarında, halka açık yerlerde, okullarda, çalışma ortam­larında ve evlerde herkes bu damlacık­lara hedef olabilir.<br />
Kuşkusuz çevre koşullarına dikkat etmenin de önemli bir yaran vardır. Bunlar arasında soğuktan korunma, ter­lemeye neden olacak ölçüde kalın gi­yinmekten kaçınma, alkollü içkiler gibi vücudu yıpratan kötü alışkanlıklardan uzak durma, iyi beslenme, aniden sı­caktan soğuğa çıkmama, sık sık hava­landırılan ve nem oram uygun ortamlar­da bulunma sayılabilir. Salgın dönemle­rinde, eğlence yerleri ve büyük toplan­tılar gibi çok sayıda insanın bir araya geldiği yerlerde bulunmamak olası bu­laşmaları önlemeye yarayacaktır.Hastaya bakan kişi, kişisel temizli­ğine büyük özen göstermeli, özellikle yüz ve el temizliğine dikkat etmelidir. Ayrıca sık sık tuzlu ılık <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> ile ağız ve boğazım temizlemesi yararlı olur.<br />
<strong>AŞILAR</strong><br />
En geçerli korunma, salgın yapan virü­sün etkisizleştirilmiş örneklerini içeren aşıyı yaptırmakla sağlanır. Her yıl çeşit­li ülkelerin <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> bakanlıkları Dünya Sağlık Örgütü’nün uyanları doğrultu­sunda, olası bir salgından sorumlu olabi­lecek virüs tipine ilişkin bilgi verir. Bu bilgilerden yola çıkan ilaç yapımcılan, ölü virüs içeren aşılar üretirler. Aşı, kas içine ya da deri altına uygulanır ve eriş­kinlere bir kez, 12 yaşından küçük ço­cuklar ile daha önce hiç <a href="http://www.saglik.im/asilar/">aşı</a> olmamış ki­şilere bir ay ara ile iki kez yapılır. Etkin virüs tipi yeniyse, aşının herkese İki doz uygulanması önerilmektedir.<br />
Aşıyla elde edilen korunma oram yüzde 60-80 arasında değişir. Korunma süresi 3 aydır. Aşının yalnız gribe karşı etkili olduğu, başka solunum yolu has­talıklarım önlemeyeceği bilinmelidir. Türkiye’de grip aşısının yapılmasına ilişkin yasal bir yükümlülük bulunmasa da, aşağıdaki özellikleri taşıyanların komplikasyon tehlikesine oldukça açık olmalan nedeniyle gribe karşı aşılan­malarında büyük yarar vardır.</p>
<p>•   Özellikle yurtlarda ya da yaşlılar evinde kalan 65 yaşını aşmış kişiler;<br />
•  başta kalp-solunum yetmezliği olmak üzere kalp-damar ya da akciğer hastalı­ğı olanlar;<br />
•   şeker hastalığı, tümör, kronik böbrek ya da <a href="http://www.saglik.im/karaciger-yetmezligi/">karaciğer yetmezliği</a> olanlar;<br />
• hastanelerin yoğun bakım birimlerin­de yatanlar;Aşının kızarma, şişme, ağn gibi ye­rel yan etkileri oldukça sık görülür (yüzde 30-50). Daha az olarak da ateş, fenalık hissi ve döküntü gibi genel be­lirtiler ortaya çıkabilir.Grip aşısı, akut hastalığı olanlar ile <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> proteinlerine karşı alerjisi bu­lunanlarda kesin olarak uygulanmama­lıdır. Buna karşılık <a href="http://www.saglik.im/yazi/hamilelik/">hamilelik</a> aşıya en­gel oluşturmaz.</p>
<p><strong>Grip virüsü vücudu nasıl etkiler?</strong></p>
<p>Virüs vücuda solunum yoluyla girer. Solunum yolları epiteli üzerinde üreye­rek <a href="http://www.saglik.im/epitel/">epitel</a> hücrelerinin ölümüne neden olur. Böylece virüse karşı organizma­nın verdiği tepkiye bağlı olarak yerel belirtiler ortaya çıkar. Sık sık virüsün yıkıma uğrattığı solunum yollarında biriken sıvı ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> ar­tıkları üzerine yerleşen <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteriler</a> bütün bronş ağacına yayılır.</p>
<p><strong>Grip ölüm nedeni olabilir mi?</strong></p>
<p>Grip her yıl az da olsa, ölüme yol açmaktadır. Ayrıca çok sayıda ölümlerin görüldüğü ağır salgınlar da ortaya çıkabilir. 1957′deki “Asya gribi” ve 1968′de bu gribin “yaygın” şekli binlerce insanın ölümüne neden olmuştur. Yalnız ABD’de bu salgınlarda ölen hasta sayısı 100 bin dolayındadır. Daha büyük bir grip felaketi 1918-19′da yaşanmıştır, “ispanyol gribi” adıyla tanınan bu pande-mi (dünya ölçeğinde salgın) 25 milyon kişinin ölümüne neden olmuştur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Hastalığa en çok hangi yaşlarda yakalanılır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Hastalık her yaşta görülür. Ama özellikle ailede birkaç çocuk bulunuyorsa 2-4 yaşlannda ya da çocuğun anaokulu ve okula başlama dönemi olan 5-6 yaşında yaygındır. Hastalığın görülme sıklığı 7 yaşından sonra hızla düşer ve 40 yaş dolayında gene artar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Gribin bulaşmasını ve yayılmasını kolaylaştıran etkenler nelerdir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
<a href="http://www.saglik.im/grip/">Grip</a> salgınlarının ortaya çıkmasını ve bulaşmayı kolaylaştıran nedenler arasın­da her şeyden önce ısı değişimleri yer alır. Özellikle aşın ısıtılmış bir ortamdan (ev, büro, okul, taşıma araçları) soğuk bir ortama geçilmesi çok tehlikelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/grip/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nezle ve Soğuk Algınlığı</title>
		<link>http://www.saglik.im/soguk-alginligi-ve-nezle/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/soguk-alginligi-ve-nezle/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 22:14:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bulaşıcı Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=503</guid>
		<description><![CDATA[SOĞUK ALGINLIĞI VE NEZLE Soğuk algınlığı ve grip sık sık birbi­riyle karıştırılan iki ayrı hastalıktır. Her iki hastalığın da etkeni virüslerdir. Bazı belirtilerinin benzer olmasına karşın gribi, birçok tipi bulunan belirli bir vi­rüsün yol açtığı hastalık olarak tanımla­mak daha doğru olur. SOĞUK ALGINLIĞI YADA VİRÜS NEZLESİ Soğuk algınlığı çeşitli virüslerin etken olduğu bir üst solunum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SOĞUK ALGINLIĞI VE NEZLE</strong><br />
Soğuk algınlığı ve <a href="http://www.saglik.im/grip/">grip</a> sık sık birbi­riyle karıştırılan iki ayrı hastalıktır. Her iki hastalığın da etkeni virüslerdir. Bazı belirtilerinin benzer olmasına karşın gribi, birçok tipi bulunan belirli bir vi­rüsün yol açtığı hastalık olarak tanımla­mak daha doğru olur.</p>
<p><strong>SOĞUK ALGINLIĞI</strong> <strong>YADA VİRÜS NEZLESİ</strong><br />
Soğuk algınlığı çeşitli virüslerin etken olduğu bir üst <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yollan enfeksi­yonudur. Bu <a href="http://www.saglik.im/yazi/virusler/">virüsler</a> hastanın <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> ve aksırığı ile çevreye yayılan damla­cıklar yoluyla bulaşır. Özellikle kış ay­larında sık görülen soğuk algınlığı, bu­run deliklerinin üst bölümünde ve ge­nizde kuruluk, yanma hissi, kaşıntı, hapşırma ile başlar. Çok geçmeden sulu ve saydam, daha sonra sarımsı ve koyu kıvamlı olabilen <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> akıntısı görülür. <img class="alignleft size-medium wp-image-3729" title="00115939" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/00115939-257x300.jpg" alt="" width="257" height="300" />Burun mukozasındaki şişmeye bağlı olarak burun tıkanıklığı gelişebilir.</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1410258666435693911&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1410258666435693911&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a title="halsizlik, halsizlik nedenleri sebepleri" href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">Halsizlik</a>, ürperirle, <a title="baş ağrısı" href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">baş ağrısı</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ağrıları gibi genel belirtilere bazen 38°C’yi geçen <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> eşlik edebilir. <a title="soğuk algınlığı" href="http://www.saglik.im/soguk-alginligi-ve-nezle/">Soğuk algınlığı</a>, so­lunum yollarında örselenmeye bağlı olarak göğüste yanma hissi ve kuru ök­sürüğe de yol açabilir. Öbür belirtiler arasında ses kısıldığı, gözlerde ve ge­nizde <a href="http://www.saglik.im/kizariklik/">kızarıklık</a> sayılabilir. Genellikle ateş birkaç gün içinde düşerken, tam iyileşme için geçen süre de bir haftayı pek aşmaz.</p>
<p>Soğuk algınlığında hastalığın baş­langıç yeri olan burun boşluğu, mukoza denen ve üst katmanında havayı süzen kirpiksi uzantıların bulunduğu özelleş­miş <a href="http://www.saglik.im/epitel/">epitel</a> hücreleriyle döşenmiştir. Bu kirpiksi uzantılar mukus salgısıyla bir­likte bir çeşit temizlik işlevi görür. Bu­run delikleri içindeki <a href="http://www.saglik.im/sac-ve-killar/">kıllar</a> burna giren iri toz taneciklerini tutar. Burun kılları­nı aşan tanecikler ise genize kadar uza­nan ve düzenli bir dalgalanma hareketi yapan kirpiksi uzantılar tarafından tutulurak dışarı doğru süpürülür. Epitel hücreleri aynı zamanda mukoza yüzeyininin nemli kalmasını sağlar.Burun mukozasının alt katmanında değişik görevler üstlenen hücreler ve <a title="salgı bezleri" href="http://www.saglik.im/salgi-bezleri-salgi-guddeleri-glandlar/">salgı bezleri</a> yer alır.</p>
<p>Bu hücreler burna dışarıdan giren yabancı maddelere yö­nelik bağışıklık tepkilerinde rol oynar. <a title="salgı bezi" href="http://www.saglik.im/salgi-bezleri-salgi-guddeleri-glandlar/">Salgı bezi</a>nin ürettiği burun salgısı (sümük) hafif asit yapısındadır ve <a href="http://www.saglik.im/lizozomlar/">lizozom</a> adı verilen mikrop öldürücü tanecikler içerir. Bu nedenle burun sal­gısı mikroorganizmaların üremesini engeller. Burun yoğun bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> ağına sa­hiptir. Burun mukozasındaki geçirgen kılcal damarlar genişleyip daralabilir. Bunlar, burna giren havanın nemlendirilmesini sağlar. Burundaki küçük top­lardamarların başlıca görevi İse burna giren havanın sıcaklığını ayarlamaktır.</p>
<p>Burundaki sinirlerin ve sinir uçları­nın başlıca önemi koruyucu <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleks</a> ha­reketlerinden kaynaklanır. Örseleyici maddelere karşı aksırma ve burun sal­gısı oluşur. Sempatik sinirler damar sistemini uyarır ve damarların büzül­mesini sağlar. Parasempatik sistem ise mukoza bezlerini uyarır ve damarları biraz genişletir. Sinirsel uyarıların yanı sıra iltihaplandırıcı maddeler ve örsele­yici etkenler de mukusun salgısını artı­rır.Soğuk algınlığında, burun tıkanıklı­ğına neden olacak kadar mukoza şişme­si ve salgı artışıyla birlikte burun muko­zası iltihabı söz konusudur. Bu durum rinit ya da yaygın adıyla <a title="nezle" href="http://www.saglik.im/soguk-alginligi-ve-nezle/">nezle</a> olarak bilinir. <a title="iltihaplanma" href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">İltihaplanma</a> aksırma, burun içinde örselenme, koku duyusu kaybı ve burun tıkanıklığı gibi belirtilere yol açar. Genellikle gözlerde kızarma, göz kapaklannda hafif şişlik gibi belirtiler de görülür. Enfeksiyon dışında kimya­sal örselenme ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/alerji/">alerji</a> gibi etkenlerin burun mukozasında yol açtığı iltihap­lanma ise soğuk algınlığından bağımsız bir biçimde gelişebilir.Soğuk algınlığında burun mukozası­na ulaşan virüsler, burada çoğalarak hastalık yapıcı etkilerini gösterir. So ğuk, örseleyici tozlar, hava kirliliği, alerjik durumlar ve genel bağışıklığın azalması gibi burun mukozasının direncini azaltan koşullar virüslerin burna yerleşmesini kolaylaştırarak soğuk al­gınlığında etkili olur.</p>
<p>Soğuk algınlığının <a href="http://www.saglik.im/kulucka-suresi/">kuluçka</a> dönemi genellikle 24-48 saattir. Hastalığın ilk gününde hastanın soğuk algınlığını bu­laştırma olasılığı çok yüksektir. Soğuk algınlığı iyileştikten sonra virüse özgü bağışıklık kazanılır. Ama soğuk algınlı­ğına yol açan çok sayıda virüs bulundu­ğundan aynı kişi yıl boyunca farklı vi­rüslerle birkaç kez soğuk algınlığına yakalanabilir.Soğuk algınlığında hastanın kanında akyuvar sayısı azalabilir (lökopeni) ve idrarında <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> bulunabilir (proteinü-ri). Gargara yapılan suda virüs üreyebi­lir ve enfeksiyondan 2 hafta kadar son­ra hastanın kanında virüse karşı oluş­muş <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikorlar</a> görülebilir. Soğuk algın­lığı kendiliğinden iyileşebilir ya da bak­teri enfeksiyonlarının eklenmesiyle za­türree (pnömoni), akut sinüs iltihabı (si­nüzit), <a href="http://www.saglik.im/ortakulak-iltihabi/">ortakulak iltihabı</a> ve <a title="bronşit" href="http://www.saglik.im/akut-bronsit/">bronşit</a> gibi <a title="hastalıklar" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>a yol açabilir. Bu nedenle özellikle ağır geçen soğuk algınlıkların­da dikkatli olmak gerekir.Virüs ya da <a title="bakteriler, bakteri nedir" href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a>lerin etken oldu­ğu birçok enfeksiyon hastalığı da sıra­dan bir soğuk algınlığı gibi başlayabilir.</p>
<p><a title="kızamık" href="http://www.saglik.im/kizamik/">Kızamık</a>, <a title="kızıl" href="http://www.saglik.im/kizil/">kızıl</a>, <a title="tifo" href="http://www.saglik.im/tifo/">tifo</a>, bruselloz (Malta humması) ve <a title="çocuk felci" href="http://www.saglik.im/poiiomiyelit-cocuk-felci/">çocuk felci</a>nin başlangı­cında <a title="soğuk algınlığı belirtileri" href="http://www.saglik.im/soguk-alginligi-ve-nezle/">soğuk algınlığı belirtileri</a> gözle­nir. Bu nedenle soğuk algınlığının gidişi iyi izlenmeli ve herhangi bir ağırlaşma görüldüğünde hekime başvurulmalıdır.Soğuk algınlığında <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> kullanımı genellikle yararsızdır. Erken dönemde alınmaya başlandığında bazı ilaçlar <a title="nezle belirtileri" href="http://www.saglik.im/soguk-alginligi-ve-nezle/">nezle be­lirtileri</a>ni hafifletici etki gösterir. <a title="c vitamini" href="http://www.saglik.im/askorbik-asit-c-vitamini/">C vita­mini</a>nin vücut direncini artırarak soğuk algınlığında yararlı olduğu ileri sürülmüşse de bu konuda kesin kanıtlar yok­tur. Bileşiminde burun tıkanıklığını gi­deren mukus çözücü maddelerin, <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> kesici, ateş düşürücü ve burun salgısını azaltan maddelerin bulunduğu ilaçlar hastanın yakınmalarını hafifletir. Aynı biçimde burna ilişkin yakınmaları hafif­leten damlalar, boğazda kuruluk ya ağ­rıyı gideren pastiller, solunum yollarını nemlendirici buğular ve öksürük kesici şuruplar yarar sağlayabilir. Çorba ve ıh­lamur gibi ılık içecekler de hastanın du­rumunda bir rahatlama sağlar. Soğuk algınlığında hastalığa <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteriler</a> eklenmemişse <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> kullanılmamalıdır.</p>
<p>Çünkü <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotikler</a> virüslere karsı et­kili değildir. Ateşin 4 günden fazla sür­mesi, öksürükle birlikte sarı yeşil renkli <a href="http://www.saglik.im/yazi/balgam/">balgam</a> çıkarılması ve kanda akyuvar artışı hastalığa bakterilerin eklendiğini gösterir. Ayrıca kronik bronşit gibi bir solunum yolu enfeksiyonu olanların so­ğuk algınlığına yakalanmaları duru­munda koruyucu olarak antibiyotik ve­rilebilir.Sık soğuk algınlığına yakalanan hastalarda bu durumu kolaylaştırıcı et­kenlerin ortadan kaldırılması önemlidir. Çocuklarda adenoit (geniz bademcikle­ri), erişkinlerde burun orta bölmesi eğ­riliği (deviasyon) ve burun içindeki do­kuların aşırı büyümesi, soğuk algınlığı­na yatkınlık nedenidir.</p>
<p><strong>BAKTERİ NEZLESİ</strong></p>
<p>Streptokok, stafılokok, ve pnömokok gibi bazı bakteriler burun boşluğuna yerleşebilir ya da solunan havayla bur­na girebilir. Soğuk algınlığı örselenme nedeniyle burun boşluğundakı dokula­rın savunma gücünü azalttığında, bu bakteriler burun mukozasında çoğalabi­lir.Bakterilerin burun içinde çoğalma­sı, zarar verme etkinlikleriyle birleşti­ğinde <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> nezlesine neden olur. Bu durum, basit soğuk algınlığı sonrasında gelişen tipik bir komplikasyon olarak ortaya çıkabilir.<br />
Soğuk algınlığından farklı olarak, bakteri nezlesinde aksırma nöbetleri da­ha seyrektir. Burun salgısı koyu kıvam­lı ve irinlidir. Işıklı bir alet olan rinoskop yardımıyla burun içme bakıldığın­da, burun mukozasının kızarmış) şiş ve yoğun salgı ile örtülü olduğu saptanır. Mikroskopta burun salgısının mukoza hücreleri, bakteriler, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> damarlarından gelen akyuvarlar ve mukoza salgıbezle-rinin ürettiği mukustan oluştuğu görü­lür.Genel belirtiler hafif olabilir. Ama burun orta bölmesi eğriliği ve adenoit büyümesi gibi nezleyi kolaylaştırıcı ya­pısal bozukluklar varsa iltihap birkaç hafta sürebilir.İltihabın burun boşluğuna komşu olan sinüslere ve başka bölgelere yayılması sonucu bakteri nezlesi çeşitli komplikasyonlara yol açar.</p>
<p><strong>VAZOMOTOR NEZLE</strong></p>
<p>Soğuk algınlığında belirtilerin etkeni virüslerdir. Genellikle çiçektozları (polen­ler) başta olmak üzere, vücudun bazı maddelere karşı duyarlılık kazanması sonucu ortaya çıkan alerjik nezleye bir sonraki başlık altında yer verilmiştir. Bu maddelerin burun mukozasıyla te­ması bir antijen-antikor tepkimesine yol açar. Histamin ya da histamin benzeri maddeler hücrelerden açığa çıkar ve bu­na bağlı olarak hapşırma nöbetleri, bu­run tıkanması, bol, sulu burun akıntısı ı gibi belirtiler ortaya çıkar.<br />
Vazomotor terimi genel olarak oto­nom <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> kökenli damar hareketleri için kullanılır.</p>
<p>Alerjik nezleye benzeyen Özellikleri olan, bu nedenle yalancı alerjik nezle adıyla da bilinen vazomotor kökenli nez­le, bu hastalığa yatkınlığı olan kişilerde görülür. Vazomotor nezle, özellikle so­ğuktan sıcağa çıkma, gaz, toz ya da örse­leyici duman gibi etkenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı olgularda adet gör­me, gebeliğin ilk ayları, <a title="menopoz" href="http://www.saglik.im/menopoz-adetten-kesilme/">menopoz</a>, <a title="tiroit hormonları hormonu" href="http://www.saglik.im/tiroit-hormonlari/">tiroit hormonu</a> fazlalığı gibi içsalgı sistemin­deki değişiklikler, <a title="otonom sinir sistemi" href="http://www.saglik.im/otonom-sinir-sistemi/">otonom sinir sistemi</a>­ne ilişkin denge bozuklukları, <a title="karaciğer yetmezliği" href="http://www.saglik.im/karaciger-yetmezligi/">karaciğer yetmezliği</a>, yerel enfeksiyon ve hafif <a title="şeker hastalığı" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/seker-hastaligi/">şeker hastalığı</a>na bağlı <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> bo­zuklukları ve heyecanlanma gibi ruhsal uyaranlar vazomotor nezlede rol oynar.Bu nezle tipine yatkınlığı olan kişi­lerin burnunda vazomotor <a title="refleksler" href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleksler</a>in belirgin olduğu ve alerjik bir uyarı bu­lunmadığı zaman bile histamin ya da histamin benzeri maddelerin açığa çık­tığı, buna bağlı olarak klinik belirtilerin görüldüğü kabul edilir.Belirtiler alerjik nezledekilere ol­dukça benzer: Saydam ve bol miktarda burun salgısının yanı sıra <a title="burun tıkanması, burun tıkanıklığı" href="http://www.saglik.im/burun-tikanikligi/">burun tıkanması</a> ve aksırık nöbetleri görülür.</p>
<p>Vazomotor nezlede nöbetlerin dü­zensiz oluşu alerjik nezleyle ayrıcı ta­nıya yardımcı olur. Bu nöbetler birkaç dakikadan birkaç saate değin sürebilir ve değişken aralıklarla yinelenir. Öbür ayırt edici özellikleri arasında nöbetlere yol açabilecek alerjen işlevi gören çiçektozları ya da başka maddelerden ba­ğımsız gelişmesi ve alerji testlerine olumsuz yanıt vermesi sayılabilir. Te­davisi soğuk algınlığında olduğu gibi belirtilere yöneliktir.</p>
<p><strong>ALERJİK NEZLE</strong></p>
<p>Alerjik nezle burun mukozasında şiş­me, kızarma, kaşınma ve aksırık nöbet-leriyle kendini belli eden bir hastalıktır. En sık rastlanan alerjik durumdur. So­lunum yollanyla alınan alerjenlerin ya­nı sıra besinlerle alınan alerjenler de alerjik nezleye yol açabilir. Alerjik nez­le, hastayı son derece rahatsız eder. Öğ­rencilerin okula, çalışan insanların işle­rine gidememesine neden olur. Genel­likle çocuklarda ve gençlerde görülür. Yaklaşık olarak hastaların üçte birinde 10 yaşından önce ortaya çıkar. Erkek­lerde en çok 10-19, kadınlarda ise 20-30 yaşlan arasında görülür.Alerjik nezlenin saman nezlesi gibi akut ve kısa süreli biçimleri ve mev­simsel ya da yineleyen nezle adıyla bi­linen kronik biçimleri vardır.</p>
<p>Bazı has­talarda ikisine birden rastlanabilir. Akut alerjik nezle, alerjik nezlenin en sık rastlanan biçimidir. Genellikle okul çağlannda ve 50 yaşın altındaki erişkin­lerde görülür. Ağızdan soluma ve bu­runda kızarıklık gibi hastalığa eşlik eden belirtilere rastlanabilir. Alerjik nezlenin ortaya çıktığı kişilerin ailesin­deki öbür bireylerde de alerjik durumla­ra oldukça sık rastlanır. Görülme sıklığı havada çiçektozlarının uçuştuğu bahar ve yaz aylarında artar. Ağaç çiçektozları baharda ortaya çıkan belirtilerden, ot­su bitkilerin çiçektozları bahar ve yaz aylarındaki belirtilerden, mantar sporları ve küfler ise sonbaharda ortaya çıkan belirtilerden sorumludur. Sonuç olorak alerjik nezle, etken maddeye bağlı ola­rak yıl boyunca görülebilir.</p>
<p>Başlıca belirtileri, çiçektozlarının yoğun olduğu günün erken saatlerinde ortaya çıkan aksmk, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, genizde yanma, Öksü­rük, göz ve kulakları ilgilendiren belirti­lerdir. Ayrıca yorgunluk, ruhsal çökün­tü, tat ve koku duyusu kaybı, <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştahsızlık</a> gibi çeşitli belirtilere rastlanabilir. Mua­yenede burun mukozasının kızarık ve şiş, burnun tıkalı olduğu, burun salgı­sında bol miktarda eozinofil (bir tür ak­yuvar), serumda yüksek düzeyde E tipi immünglobulin bulunduğu saptanır.Saman nezlesi günün erken saatle­rinde bütün şiddetiyle ortaya çıkar. Ak­şam saatlerinde havanın serinlemesiyle birlikte havadaki çiçektozu hareketleri en alt düzeye iner. Alerjik nezle olgula­rı her zaman saman nezlesi mevsiminde ortaya çıkmaz. Alerji öyküsü olan kişi­lerde genel nezle belirtileri yılın herhan­gi bir öneminde görülebilir.</p>
<p>Hastanın duyarlı olduğu ev tozu, hayvan tüyü, küf, duman, tozlar, çeşitli <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">sebze</a> protein­leri gibi alerjenler hastalığa neden ola­bilir. Bu durumda kronik alerjik nezle söz konusudur.Kronik nezlede de akut nezle belirti­leri görülür. Bu hastalarda sinüzite bağ­lı baş ağrısı olabilir. Sürekli olarak bu­run arkasından genıze doğru akıntı, bu­rada bakterilerin üremesine uygun bir ortam yaratarak sık sık üst solunum yo­lu enfeksiyonlarına yol açabilir.Alerjik nezleye bakteri enfeksiyonu eklenirse burun akıntısı sarımsı yeşil bir renk alır. Ortaya çıkabilecek belirtiler­den olan burun polipleri, burun ve sinüs mukozasına ince bir sapla bağlı <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> dam­lası görünümünde oluşumlardır. Tek ya da kümeler halinde bulunabilirler. Kan damarlarının genişlemesi, <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> şişme­si, histamine bağlı tepkimeler polip olu­şumunda önemli etkenlerdir.</p>
<p>Alerjik Nezlenin Oluşum MekanizmasıBurun boşluğunu çevreleyen mukoza altında bulunan <a href="http://www.saglik.im/mast-hucreleri/">mast hücreleri</a> (heparin, histamin gibi maddelerin oluşum ve depolanmasıyla ilgili bir çeşit bağ-doku hücreleri), alerjenlerle temasın yüksek olduğu dönemlerde epitel yüze­yine göç eder. Mast hücrelerinin üze­rinde bulunan E tipi immünglobulinle-re alerjenler bağlanınca, bu hücreler­den çeşitli aracı maddeler salgılanır. Aracı maddeler antijen-antikor tepki­mesine yol açar. Bu aracı maddelerin başlıcalan histamin, nötrofil kemotak-tik faktör (NCF), eozinofil kemotaktik faktör (ECAF-A), trombosit uyarıcı faktör ve prostaglandinlerdir. Hista­min, burundaki erken belirtilerin ortaya çıkmasında etkilidir.Histaminin açığa çıkmasına bağlı olarak burunda duyarlı sinir uçlarının uyarılmasıyla gelişen refleksler sonu­cunda aksırık, parasempatik refleks ha­reketine bağlı salgı artışı ve histaminin damar geçirgenliğini yükseltmesiyle mukozada şişmeye bağh burun tıkanıklı­ğı oluşur. Histaminin bu etkileri çok hız­lı ortaya çıkar. Mukozanın zamanla uyaranlara karşı aşın duyarlılık kazanma alerjik nezlenin Önemli bir özelliğidir.</p>
<p><strong>Tanı</strong><br />
Hastanın geçmişinde alerjik nezle kınmaları vardır. Klinik belirtilerin yanı sıra rinoskopi (burun boşluğunun alet görerek incelenmesi) ve sinüs filmi tanıya yardımcı olur. Laboratuvar incelenmesi olarak deri testleri, serumda E tip <a title="immünglobulin" href="http://www.saglik.im/immun-globulin/">immünglobulin</a> ölçümü ve eozinofil sa yımı gibi testler uygulanabilir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Hastalar yakındıkları belirtilerden an önce kurtulmak istediklerinden, davide yeğlenen ilaçlar antihistaminik-1 ler ya da burun tıkanıklığı ve akıntıyı, gideren ilaçlardır. Bu tedaviden yanıt] alınamadığında steroitlere, <a href="http://www.saglik.im/sodyum-2/">sodyum</a> krc moglikata, bazen de alerjene karşı özel olarak hazırlanan aşılarla duyarsızlaştır­ma tedavisine başvurulur. Bu arada alerjenlerden sakınılması gerçek anlam­da korunma sağlayacağından, deri test­leriyle saptanacak alerjenler ortamda uzaklaştırılmalı ya da bu maddelerde uzak durulmalıdır.</p>
<div style="width: 465px;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100%" height="355" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="src" value="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=1008837" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="100%" height="355" src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=1008837" allowfullscreen="true" wmode="window" bgcolor="#000000"></embed></object></div>
<p><strong>Komplikasyonlar</strong><br />
Tam ve düzenli uygulandıklarında aler­jik nezleye yönelik tedavilerden yete­rince iyi sonuç alınabilir.<br />
Alerjik hasta, ilk başarısız tedavi gi­rişiminden sonra tedaviden Vazgeçme­melidir. Tedavi edilmeyen alerjik nezle kronikleşir ve bir süre sonra hastalık belirtileri süreklilik kazanır. Alerjik nezle iyi tedavi edilmezse solunum yol­larında komplikasyonlara yol açabilir. Bunlardan başhcalan kronik sinüzit, kronik burun-yutak iltihabı, burun poli­pi ve bronş astımıdır.Günümüzde bu tip komplikasyon­lar önlenebilmektedir. Alerjik hastalık­lara yatkınlığı olduğu saptanan çocuk­larda alerjen maddelerin araştırılması ve bunların ortamdan uzaklaştırılması gerekir</p>
<p>.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Burun damlaları ve spreyleri zararlı mıdır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
<a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Damar</a> büzücü <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> spreyleri ya da damlalar ve buğu solunması be­lirtileri geçici olarak hafifletebilir. Soğuk algınlığı nedeniyle burun mukozası tüylerinin etkinliği azaldığından yerel damar büzücüler, belirtileri hafifletmesine karşılık iyileşmeyi geciktirir. Küçük çocuk­larda adrenalin türevlerini içeren damar büzücü ilaçlar kullanılma­malıdır. Çünkü bu tür ilaçlar merkez sinir sisteminde zararlı etkilere yol açar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Burun damlaları ve spreyleri zararlı mıdır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
<a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Damar</a> büzücü <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> spreyleri ya da damlalar ve buğu solunması be­lirtileri geçici olarak hafifletebilir. Soğuk algınlığı nedeniyle burun mukozası tüylerinin etkinliği azaldığından yerel damar büzücüler, belirtileri hafifletmesine karşılık iyileşmeyi geciktirir. Küçük çocuk­larda adrenalin türevlerini içeren damar büzücü ilaçlar kullanılma­malıdır. Çünkü bu tür ilaçlar merkez sinir sisteminde zararlı etkilere yol açar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/soguk-alginligi-ve-nezle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keneler</title>
		<link>http://www.saglik.im/keneler/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/keneler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 04:10:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bulaşıcı Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Virüsler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1100</guid>
		<description><![CDATA[Keneler: yaklaşık 35 000 türü bulunan eklembacaklı takımı {Acarı ya da Acarina). Çoğunun boyu 1 mm’den küçük olduğu için, öbür eklembacaklıların sığamaya-cağı yerlerde rahatlıkla yaşayan keneler takımı üyeleri genellikle karada yaşarlarsa da, su altında yaşayan türleri de vardır. Türlerin çoğu insan sağlığına ya da ürünlere zararlı böceklerdir. Keneler takımı üyelerinde örümcek ve yengeç gibi eklembacakîılardaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Keneler:</strong> yaklaşık 35 000 türü bulunan eklembacaklı takımı {Acarı ya da Acarina). Çoğunun boyu 1 mm’den küçük olduğu için, öbür eklembacaklıların sığamaya-cağı yerlerde rahatlıkla yaşayan <a href="http://www.saglik.im/keneler/">keneler</a> takımı üyeleri genellikle karada yaşarlarsa da, <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> altında yaşayan türleri de vardır. Türlerin çoğu insan sağlığına ya da ürünlere zararlı böceklerdir. Keneler takımı üyelerinde örümcek ve yengeç gibi eklembacakîılardaki tipik gövde yapısının ön ve arka bölümleri, anagövdeyle kaynaşmış ve ortaya sekiz kısa bacaklı, <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> biçiminde bir gövde çıkmıştır. Dişiler ile erkekler arasında görünüş açısından büyük bir fark olmamakla birlikte, dişiler biraz daha iridir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-3727" title="kene_o" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/kene_o-228x300.jpg" alt="" width="228" height="300" /></p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2227829543258733729&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2227829543258733729&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Çiftleşme sırasında erkekler, sperma keselerini ağızlarına alarak dişilere aktarırlar.Yaşama biçimleri birbirinden çok farklı olan keneler takımı üyelerinin bazıları yeşil bitkileri yer, bazıları pamuk ürünlerine ve meyvelere zarar verir, bazılarının larvaları insan dahil omurgalılarda asalak yaşar ve uyuz, vb. çeşitli hastalıkları taşırlar. Türlerin çoğu, bir besin kaynağından öbürüne gitmek için, böceklerden ya da kuşlardan yararlanırlar.Omurglılarda asalak yaşayan türler, omurgalının üstünde sürekli kalmaz, yalnızca karınlarını doyuracakları zaman gelip, çengel biçimindeki ağızlarıyla, deriyi delerek <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> emer, bir yandan da kanın pıhtılaşmasını Önleyen bir madde salgılarlar. Kutikulaları esnek olduğundan, kanı emdikçe şişer, sonunda kanla dolu, oval bir kesecik görünümü alır, yeterince beslendikten sonra, yere düşüp, bir süre dinlenir ve kabuk değiştirirler.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="Metacafe_1431555" /><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/1431555/kirim_kongo_kanamali_atesi.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345" src="http://www.metacafe.com/fplayer/1431555/kirim_kongo_kanamali_atesi.swf" allowfullscreen="true" wmode="transparent" name="Metacafe_1431555"></embed></object><br />
<span style="font-size: xx-small;"><a href="http://www.metacafe.com/"></a></span></p>
<p>Yeniden <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> gereksinimini, bazen bir yıl ya da bir yıla yakın bir süre sonra duyar, o zaman yeniden kan emecek bir omurgalı bulmak için bitkilere tırmanıp beklemeye başlarlar. Çiftleşme, kanını emdikleri omurgalının üstünde gerçekleşir. Dişiler, beslenme süreleri bitip yere düştükten sonra, muma benzer yumurta yığınlarını dökerler. Yumurtadan yeni çıkan 6 bacaklı kurtçuklar, 8 bacaklı yetişkin <a href="http://www.saglik.im/keneler/">kene</a> evresine geçmeden önce iki kez kan emer,her kan emişte bir başka omurgalının asalağı olurlar. Bazı bölgelerde, keneler, hayvanlara, hattâ insanlara bazı önemli hastalıkları taşırlar. Ayrıca, koyun kenesi, koyun ve sığırlarda ciddi rahatsızlıklara yol açar. Bir hayvana çok sayıda kene y apıştığındaysa, kendileri hastalığa yol açarlar: Kene felci.Hangi tür keneler Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına neden olur?</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="Metacafe_1382874" /><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/1382874/bu_kene_de_ld_r_yor.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345" src="http://www.metacafe.com/fplayer/1382874/bu_kene_de_ld_r_yor.swf" allowfullscreen="true" wmode="transparent" name="Metacafe_1382874"></embed></object><br />
<span style="font-size: xx-small;"><a href="http://www.metacafe.com/"></a></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<div>
<p><strong>Bilinen başka <a href="http://www.saglik.im/keneler/">kene</a> tipleri var mıdır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span></p>
<p>On binden fazla cins ve yapıda akar ve kene vardır. Çok ender de olsa, kedi (Sarcoptes minör), at (Sarcoptes equi) ve köpek (Sarcoptes ca-nis) akarları da insana bulaşabilir. At akarından insana bulaşan <a href="http://www.saglik.im/uyuz-gale/">uyuz</a> daha çok veterinerler, ahır personeli ve jokeylerde görülür; bunların bacaklarında kabartılı ve kesecikli lezyonlar yapar.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/keneler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tiroit Tümörleri</title>
		<link>http://www.saglik.im/tiroit-tumorleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/tiroit-tumorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 15:01:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=533</guid>
		<description><![CDATA[TİROİT TÜMÖRLERİ Kana verdiği hormonlarla içsalgı sisteminde çok önemli işlevler üstlenen tiroit bezi, az hastalanan organlar ara­sında yer alır. Ama tiroit hastalıklarının yaklaşık binde 15′ini kötü huylu tiroit tümörleri (tiroit kanseri) oluşturmakta­dır. Kötü huylu tiroit tümörlerine iliş­kin istatistik veriler arasında Önemli farklar dikkat çeker. Genel bir değer­lendirme içinde bu tür tümörlere olduk­ça seyrek rastlandığı söylenebilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TİROİT TÜMÖRLERİ</strong><br />
Kana verdiği hormonlarla içsalgı sisteminde çok önemli işlevler üstlenen tiroit bezi, az hastalanan organlar ara­sında yer alır. Ama tiroit hastalıklarının yaklaşık binde 15′ini kötü huylu <a href="http://www.saglik.im/tiroit-tumorleri/">tiroit tümörleri</a> (tiroit kanseri) oluşturmakta­dır. Kötü huylu tiroit tümörlerine iliş­kin istatistik veriler arasında Önemli farklar dikkat çeker. Genel bir değer­lendirme içinde bu tür tümörlere olduk­ça seyrek rastlandığı söylenebilir. Ama görülme sıklığı bazen ülkeden ülkeye, hatta bölgeden bölgeye büyük ölçüde değişir. Guatr sıklığının yüksek olduğu bölgelerde ve ülkelerde kötü huylu tiro­it tümörlerinin görülme oranı çok daha yüksektir. Bu oran örneğin Avusturya ve İsviçre’de 100 bin kişide 12-19′a ka­dar çıkar.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3721" title="888" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/888.jpg" alt="" width="250" height="175" /><br />
<a href="http://www.saglik.im/tiroit-kanseri/">Tiroit kanseri</a> her yaşta görülmekle birlikte, orta yaşlarda sık, ileri yaşlarda daha sık ortaya çıkar. Erkeklerde daha seyrek rastlanmasına (her 2-3 kadına karşı 1 erkek) karşılık, daha kötü bir gelişme gösterir. Bazı olgularda kadın­ların yaşama süresi erkeklerinkirıden 5 kat uzundur,<br />
Tiroit tümörleri dört gruba ayrılabi­lir: Adenomlar, birincil tiroit kanserleri, tiroitten kaynaklanan lenfomlar ve tiro-ite sıçrayan tümörler.<br />
<strong>„  NEDENLERİ</strong><br />
Öbür tümörlerde olduğu gibi, tiroit tü­mörlerinin de doğrudan hangi etkenler­den kaynaklandığı bilinmemektedir. Ama yatkınlık sağlayan ya da ortaya çı­kışı kolaylaştıran bazı etkenler belirlen­miştir.<br />
• Kötü huylu tiroit tümörü olan gençle­rin yüzde 30-50’sine, <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> dışı hasta­lıklardan ötürü baş, boyun ya da göğüs bölgesine ışın tedavisi uygulanmıştır. Işın tedavisini izleyen 30 yıl boyunca tiroit dokusunda <a href="http://www.saglik.im/kanserlesme/">kanserleşme</a> olasılığı bulunmakla birlikte, erişkinlere uygula­nan ışın tedavisinin kanser oluşumuna çok daha az etki yaptığı sanılmaktadır.</p>
<p>• Tedavi amacıyla kullanılan yüksek doz İyot 131′in özellikle çocuklarda ti­roit tümörüne yol açtığı düşünülmekte­dir.<br />
• Hipofiz bezinin salgıladığı tiroit uya­rıcı bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> olan tirotropinin (TSH) uzun süre kanda yüksek düzeyde bulun­ması, doğrudan <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> oluşumuna ne­den olmasa bile kötü huylu tiroit tümör­lerinin hızlı gelişiminde etkili olabilir. Bu nedenle özellikle guatrın eşlik ettiği tireotoksikoz (Graves-Basedow hastalı­ğı) gibi <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavisine çok dirençli ol­gularda, TSH düzeyinin yükselmesine yol açan İlaçlarla uzun süreli tedaviden kaçınmak gerekir. İnsanlarda kullanılan dozların çok üstünde bile olsa, bu teda­vinin farelerde tiroit adenokarsinomla-nna neden olduğu kanıtlanmıştır.<br />
• Kadınlarda ve özellikle <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a> döne­minde, <a href="http://www.saglik.im/ostrojenler/">östrojen</a> hormonlarının etkisiyle tiroit tümörlerinin daha kolay ortaya çıktığı düşünülmektedir.<br />
• Tiroit kanseri ile basit nodüllü guat­rın coğrafi dağılımı arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bu noktada “soğuk” olarak nitelenen basit bir tiroit nodülü-nün zamanla dönüşüme mi uğradığı, yoksa kötü huylu tümörün başlangıçtan beri bağımsız bir gelişme mi gösterdiği sorusu önem kazanır. Çünkü birinci olasılık kabul edilirse basit guatr ile kanser etkeninin aynı olduğu sonucuna varılır. Ama bu yaklaşım uzmanlar ara­sında pek yandaş bulmamıştır.<br />
<strong>BELİRTİLERİ </strong><br />
Tiroit görece yüzeysel ve doğrudan in-celenebilen bir organdır. Ama tümör genellikle guatrlı tiroitte ortaya çıktı­ğından gözden kaçabilir. Tiroit işlevle­rinin değiştiğine ilişkin klinik belirtiye rastlanmayan kişilerde ve seyrek olarak tireotoksîkozlu hastalarda da <a href="http://www.saglik.im/sintigrafi/">sintigrafi</a> incelemesiyle bulunan, Özellikle tek “soğuk” nodul kötü huylu tiroit tümörü­nün başlıca belirtisi olabilir. Bu sintig­rafi sonucu tümörün kötü huylu olduğu­nu gösteren yeterli bir kanıttır.<br />
Yayılma özelliği az olan tümörlerde kanserin ne Ölçüde ilerlediği, ikincil kanser odaklatma (metastazlarına) göre belirlenir. Tümörün kemik, iç organ ve lenf düğümlerine sıçradığını gösterecek belirtiler genellikle tiroitin elle muaye­nesi sonucu anlaşılamaz. Önceden belir­lenen bir tiroit nodulunun büyümesi ve sertliğinin artması, kötü huylu tümörün Önemli bir göstergesi sayılabilir. Ayrıca yıllardır ilerlemeyen bir tiroit nodülü de kötü huylu olabilir.<br />
Tiroit şişliğinin kötü huylu olduğu­nu gösteren işaretler arasında, boyun bölgesinde ağrı, ses telleri felci, solu­num güçlüğü nöbetleri ile birlikte hırıl­tılı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> ya da yutma güçlüğünün ortaya çıkması sayılabilir. Bunlar kötü huylu bir tümörün tiroit çevresindeki dokulara olan etkisini gösterir. Genel­likle ilerlemiş olgularda, seyrek de olsa, tiroitin biçimini bozan düzensiz, sert bir hacim artışı görülür; tiroit ile derindeki <a href="http://www.saglik.im/dokular/">dokular</a> arasında yapışıklık oluşur.Boyunda her zaman sert olmayan büyümüş bir lenf düğümünün saptan­ması, guatrlı ya da elle muayenede tiroi-ti normal görünen kişilerde kötü huylu bir tümörün ilk belirtisi olabilir.Salgı yapan bir tümördeki kötü huylu gelişimin ilk işareti, kafatası kemikleri başta olmak üzere kemiklerdeki şişliktir. Bu durumda genellikle bir tümör metas­tazı söz konusudur. Kötü huylu tiroit tü­mörleri olan kişilerde, özellikle de genç­lerde, kötü huylu gelişimin genellikle İlk işareti, solunum dışında ve herhangi bir tiroit belirtisi olmadan rastlantıyla sapta­nan sınırlı ya da yaygm bir akciğer me­tastazıdır. Bu durumda büyük sayılabile­cek tek nodul ya da birçok küçük nodul söz konusudur ve ortaya çıkan hastalık tablosu <a href="http://www.saglik.im/verem/">verem</a> ile karışabilir.<br />
<strong>İNCELEMELER</strong><br />
Tiroit tümörü olan hastaların yaklaşık yüzde 60′ında karşılaşılan hastalık tab­losu iyi huylu nodüllü guatrı olan has­talardan pek farklı değildir. Seyrek gö­rülen medüller karsinom (epitel hücre­lerinden gelişmiş karsinom) tiplerinde tanı açısından belirleyici önemi olan kalsitonin hormonu düzeyinin saptan­ması, öbür incelemelerle birlikte bu tip tiroit şişliği olan hastalarda tümör riski­ni değerlendirmeye yarar. Sintigrafi ta­nıya yardımcı aletli incelemelerin ba-şmda yer alır. Bu incelemeyle olguların yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan “sıcak”, yani hormon salgılayan nodüller belirlenir. Sıcak nodüllerin kötü huylu olma olasılığı çok düşüktür (yüzde 3). Sintigrafide “soğuk” görülen, yani hor­mon salgılamayan nodüllerin kötü huy­lu olma olasılığı ise yüzde 10 dolayın­dadır.<br />
İyi huylu soğuk nodüllere İnce iğ­neyle <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> uygulanır. İnce iğne bi­yopsisi yerel komplikasyon ve biyopsi sonrası metastaz olasılığını en aza indi­rir. Ama bu yolla güvenilir tanı için ye­terli miktarda <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> toplanamayabilir ve kötü huylu adenokarsinom ile iyi huylu adenom arasında kesin ayrım ya­pılamayabilir. İnce iğne biyopsisi dene­yimli bir uzman tarafından yapıldığında olguların yaklaşık yüzde 70′ inde yeter­li <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> alınır.Sonografinin tanı açısından pek ya­rarı yoktur. Bu yöntem yalnızca katı içerikli nodülle, sıvı içerikli nodul ara­sında ayrım yapılmasını sağlar. Ama ince iğne biyopsisi derin nodüllerin ye­rini kesin biçimde saptamaya yardımcı olabilir. Tümörde tutulma düzeyi yük­sek olan sezyum-131 ve talyum-201 gi­bi radyoaktif ilaçlarla sintigrafi, sağlıklı sonuç vermediğinden, genel bir incele­me olarak önerilmez. Doğrudan boyun bölgesine yönelik radyolojik inceleme yararlı olabilir. Örneğin soluk borusuna olan baskı bu yolla saptanabilir.Tiroit tümörünün kötü huylu olduğu kesinleştikten sonra göğüs filmi, sintig­rafi ve radyolojik incelemeyle iskelet sisteminin taranması, ayrıca birincil tü­mörün cerrahi tedavisi ve tiroitin alın­masından sonra iyot-131 vererek bütün vücut sintigrafisinin alınması, uygula­nacak başlıca incelemeler arasındadır.Tanı ve tedaviden sonraki izleme sü­recinde, tiroit tümörlerinin biyolojik be­lirteçlerinin kandaki düzeyi önem taşır. Bu belirteçlerin başlıcaları iyodotiroglo-bülin (Tg), kalsitonin (CT) ve Özgün ol­gularda karsinoeınbriyonik antijendir (CEA). Kanda normal tireoglobülin de­ğeri 1-30 ng/ml (ng: nanogram [bir gra­mın milyarda biri]) arasındadır. Bu de­ğerler kötü huylu tiroit tümörlerinin varlığına bağlı olarak ve bazı başka tiro­it hastalıklarında da artar. İyodotiroglo-bülin değerlermdeki yükselme tanıya yardımcı olabilirse de, bu belirtecin önemi Özellikle girişimin başarısının de­ğerlendirilmesinde ve ameliyat sonrası durumun izlenmesinde ortaya çıkar. Ti­roitin alınmasından ve kalan doku par­çalarının radyoaktif iyotla yıkıma uğra-tılmasından sonra kanda iyodotiroglo-bülin bulunması, hastalığın yinelediği ya da sürdüğü biçiminde değerlendirilir. Medüller karsinomda kalsitonin düzey­leri genellikle 0,2 ng/ml’yi aşar. Daha <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> değerler tiroit dışı tümörlerde, ayrıca birincil ya da ikincil hiperparati-roidizme bağlı hıperkalsemide (kanda <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> düzeyinin yüksek olması) gözlenir. Karsinoembriyonik antijen, genellikle medüller karsinomun göster­gesidir. Cerrahi tedaviden sonra bu be­lirtecin düzeyindeki değişme, girişimin başarısı bakımından büyük önem taşır.<br />
Söz konusu belirteçler hem tanı, hem de tümörlerle ilgili düzenli kont­roller sırasında saptanmalı, sıntigrafıyle tiroglobülin incelemesi birlikte yapıl­malıdır. Belirteçlerin olağan değerleri­ne dönmemesi vücutta kötü huylu hüc­relerin kaldığını gösterir. Belirteçlerin yükselmesi durumunda yineleme olası­lığı vardır ve incelemeler derinleştırıl-melidir.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Sintigrafi ve öbür ön incelemelerin tü­mör kuşkusunu doğrulaması durumunda, tanının kesinleşmesini beklemeden kötü huylu bir tümörü varsaymak yerin­de olur. Hücre incelemesi cerrahi giri­şim sırasında alman parça üstünde yapı­lır.<br />
Tiroitin çevresine belirgin bir baskı yapması ve sert şişkinlikler taşıması du­rumunda kötü huylu tümör tanısı nere­deyse kesinleşmiş demektir. Şişlik tü­möre bağlı değilse, kronik tiroidit (tiroit iltihabı) söz konusu olabilir. Metastaza rastlanmazsa ve kronik tiroidit olasılığı vaı^sa, biyopsi ya da cerrahi girişim sıra­sında alman hücrelerin incelenmesiyle tam konabilir. Kronik tiroiditin de teda­vi yolu cerrahi girişimdir.Yerel ya da genel iltihap belirtileri olmadan tiroitin bir bölümünün hızla büyüyüp sertleşmesi durumunda ve özellikle yapılan sintigrafi incelemesi “soğuk” nodul sonucu verdiğinde kötü huylu tümör olasılığı güçlenir. Ender durumlarda iltihaplanmaya bağlı olma­sa bile bu tip sınırlı şişlikler, kötü huylu tümör yerine subakut tiroiditten kay­naklanabilir. Bu olgularda iğne biyopsi­si tanıya yardımcı olabilir.<br />
Geçmişte sanılanın tersine, Graves-ı’ Basedow hasalığıyla birlikte görülen nodul kötü huylu olabilir. Bu durumda sintigrafi incelemesi genellikle soğuk nodul sonucu verir. Ama hem kötü huy-tlu, hem “sıcak” nodüller de vardır. özellikle gençlerde iltihaplanmaya bağlı olarak tiroitte büyümeye ve bo­yunda kütle oluşumuna rastlanabilir. Ama bu kütleler elle muayenede sapta­namayan bir tiroit tümörü metastazı olabileceği için, biyopsiyle alınan hüc­relerin incelenmesi gerekir.<br />
Çocukluğunda baş-boyun bölgesine ışın tedavisi uygulanmış gençlerde, bir belirti bulunmasa bile sinsi akciğer me­tastazları olup olmadığım anlamak için <a href="http://www.saglik.im/gogus-filmi/">göğüs filmi</a> alınmalıdır.<br />
<strong>GİDİŞİ VE KOMPLİKASYONLAR</strong><br />
Yerel olarak kanser, boyundaki doku katmanları boyunca ilerleyerek yemek ve soluk borularına yayılır. İlerlemiş evrelerde tümör boyundaki büyük da­marları ve sinirleri de etkiler. Akciğer­ler ve kemikler tümörün sıçrayabileceği başlıca uzak organlardır. Karaciğer, böbrek, beyin ve deri metastazlarına daha seyrek rastlanır.<br />
Hücreleri ileri düzeyde farklılaşmış tümörlerde hastanın yaşama süresi on yıl kadar olabilir. Ama uzak organlarda metastazın görüldüğü birçok olguda hastalık uzun bir duraklama evresinin ardından hızla ilerleyip ölümle sonuç­lanmaktadır.<br />
İlerlemiş evrede en sık görülen komplikasyonlar aşağıda sıralanmıştır:<br />
• Gırtlak felcine bağlı ses kaybı.<br />
• Soluk borusuna yayılmaya bağlı so­lunum güçlüğü.<br />
• <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">Kemik</a> metastazına bağlı kırıklar.<br />
• Tümörün akciğerlere yayılmasına bağlı solunum yetmezliği; daha önce ışın tedavisi uygulanmışsa gelişen akci­ğer fibrozu (bağdoku artışı) durumu ağırlaştırır.<br />
<strong>BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)</strong><br />
Sık görülen farklılaşmış, seyrek görü­len farklılaşmamış hücreli tümörlerin gidişleri değişiktir. Farklılaşmamış kar-sinomlarda ortalama iki yıl içinde <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> görülür. Kesecik (folikül) ya da meme­cik (papilla) biçiminde sıralanmış tü­mör oluşumlarının görüldüğü adenokar sinom tiplerinde yaşama süresi 20-30 yıl, hatta daha uzun olabilir. Özellikle adenokarsinom olgularında ilk beş yıl­da yüzde 85-90′ı bulan sağ kalma oranı, on yılda genellikle yüzde 70′in üstünde­dir. Uygulanan tedavi tipinden bağım­sız olarak 30 yaşın altındaki erişkinler-” de, bu tip tümör hastalıkları çok iyi bir gidiş gösterir. Daha sonraki yaşlarda hastalığın gidişi zamanla kötüleşir. Ka­dınlardaki gidiş erkeklere göre daha iyi­dir. Ama genç yaşta, ister erkek ister <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> olsun, lenf düğümü ve akciğer metastazları bile görülse hastalığın gi­dişi çok iyidir.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong><br />
Temel tedavi, cerrahi girişimle tümö­rün çıkarılmasıdır. Tümörün bir ya da her iki lobda bulunmasına, kapsüle olan yayılımına, çevrede metastazlı lenf düğümlerinin olup olmadığına gö­re tiroitin kısmen ya da bütünüyle çı­karılmasına karar verilir. Bu girişimi izleyen 3-4 hafta içinde tiroit hormonu eksikliği (hipotiroidizm) belirginleşir. Hipofizden salınarak tiroitı uyaran ti-rotropin (TSH) adlı hormon farklılaş­mış tümörlerin cerrahi girişimle uzak­laştırılmasından sonra geride kalan sağlıksız hücreleri etkileyerek hastalı­ğın yinelemesine yol açabilir. Bu nedenle hormon tedavisi hipotiroidizmı düzeltmenin yanı sıra olası yinelemele­re karşı koruyucu bir işlev görür. Fark­lılaşmış tümörü olan hastalarda, cerra­hi girişimden 20-30 gün sonra iyot-131 ile genel vücut sintigrafisi yapılarak olası metastazları araştırmak gerekir.<br />
Farklılaşmamış ya da medüller kar-sinomu olan hastalarda sintigrafi ince­lemesine gerek bulunmadığından, hor­mon tedavisi daha erken başlayabilir.<br />
Tiroit tümörleri ışınlamaya fazla duyarlı olmadığından, ışın tedavisi an­cak yardımcı bir tedavi yöntemidir. Ameliyat edilemeyen bütün birincil tü­mörlerde ve köklü bir cerrahi girişim uygulanan farklılaşmamış tümörlerde ,bu yönteme başvurulabilir. İlaç tedavi­si, cerrahi tedavi ve ışın tedavisine du­yarlı olmayan yaygın tümörlerde uy­gulanır. Olgulann yaklaşık yüzde 35-50’sinde olumlu yanıt elde edilmekte­dir.Değişik tedavi türlerinin yan etki­leri arasında hipotiroidizmin yanı sıra, tiroit dokusunun bütünüyle alındığı gi­rişimlerden sonra yüzde 4-10 dolayın­da kalıcı hipoparatiroidizm (kanda kalsiyum miktarının normal düzeyde kalmasını sağlayan paratiroit hormon eksikliği) görülebilir. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">Kan</a> ve idrarda­ki kalsiyum düzeyleri saptanarak hastaya göre değişen biçim ve dozlarda kalsiyum ile <a href="http://www.saglik.im/d-vitamini/">D vitamini</a> verilmesiyle hipoparatiroidizm denetim altına alı­nabilir. Rekürent sinirlerin (alt gırtlak sinirleri) cerrahi girişimden etkilen­mesine bağlı olarak, olguların yakla­şık yüzde 1-3′ünde geriye dönüşü ol­mayan biçimde ses kaybı ve konuşma] güçlüğüne yol açan felç ortaya çıkar.; Ama bu durum tümörün yayılması ve baskısından kaynaklanan bir kompli-kasyon da olabilir. Işın tedavisi derial­tı bağdokusu artışına (fibroz), bu da seyrek olarak boyun hareketlerinin kı­sıtlanmasına ve yutma güçlüğüne yol açabilir.</p>
<p>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/tiroit-tumorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolera</title>
		<link>http://www.saglik.im/kolera/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/kolera/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 06:47:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bulaşıcı Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=286</guid>
		<description><![CDATA[KOLERA Kolera, akut ve bulaşıcı bir enfeksi­yon teriye bağlı olarak görülür. İshal ile uı sıvı ve tuz kaybı sonucunda gelişen belirtilerle (kas krampları, bayılma) ortaya çıkar. Kolera, ince barsakta kolera vibriyonu (Vibrio cholerae) adlı bakterinin yol açtığı bulaşıcı enfeksiyon hastalığı. Barsakların kenarına tutunarak çoğalan, ama dokulara yayılmayan kolera vibriyonun ürettiği toksin, hastanın aşırı ölçüde su [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KOLERA</strong></p>
<p>Kolera, akut ve bulaşıcı bir enfeksi­yon teriye bağlı olarak görülür. İshal ile uı sıvı ve tuz kaybı sonucunda gelişen belirtilerle (kas krampları, bayılma) ortaya çıkar.</p>
<p>Kolera, ince barsakta kolera vibriyonu (Vibrio cholerae) adlı bakterinin yol açtığı bulaşıcı enfeksiyon hastalığı. Barsakların kenarına tutunarak çoğalan, ama dokulara yayılmayan kolera vibriyonun ürettiği toksin, hastanın aşırı ölçüde su yitirmesine neden olur: Su ‘ yitimi bazen hastayı birkaç saat içinde öldürecek kadar çok olabilir. Hastaların dışkısıyla kirlenmiş besinlerle ve sularla bulaşan <a href="http://www.saglik.im/kolera/">kolera</a>nın tedavisi, su ve elektrolit yitiminin giderilmesi için <a href="http://www.saglik.im/sodyum-2/">sodyum</a>, <a href="http://www.saglik.im/sodyum-ve-klor/">klor</a>, sodyum bikarbonat ve gerektiğinde damar yoluyla elektrolit sıvıları (fizyolojik serum) verilmesine dayanır. Ayrıca, antibiyotikler verilerek ishalin süresi kısaltılır; dolayısıyla da çevreye bulaşma tehlikesi azaltılır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-8733" title="kolera" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/kolera-300x188.jpg" alt="" width="300" height="188" /></p>
<p><strong>YAYILMA</strong><br />
Kolera, <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> koşullarının çok kötü olduğu ortamlarda yayılır. İnsandan insana bulaşma en çok hasta insanların dışkılarıyla kirlenmiş suyun kullanılmasıyla, daha az olarak aynı yolla kirlenmiş besinlerin (süt, meyve, sebze, tatlılar, kabuklu hayvan) yenmesi ve sineklerin koleralı dışardaki bakterileri besinlere taşımala gerçekleşir. En Önemli bulaşma lu içme ve kullanma suyudur.Kolera bakterisi 56°C’de 30 dakika kaynar <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> içinde ise birkaç dakikada olur. Güneş ışınlan da mikrobu birkaç saat içinde öldürür. Bu <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> antisep­tiklere, özellikle alkole karşı çok duyar­ladır: organik bir maddenin yokluğuna, klor ve <a href="http://www.saglik.im/potasyum-2/">potasyum</a> permanganatla kolayca parçalanabilir.<br />
Dışkıda canlı kalma süresi ısıya ve başka mikropların varlığına bağlıdır. Su semde canlı kalma süresi ise, mikrobun so\una, ısıya, tuz miktarına ve güneş ışınlarının yoğunluğuna bağlı olarak birkaç günden yaklaşık iki haftaya ka­dir değişebilir.Asitli yiyecekler ve sebzelerde hızla ia\bolduğu halde, mikroplar <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> ve süt : erimlerinde, tatlılarda, pişmiş meyve-rde, hamurlu yiyecekler ve haşlanmış ‘pirinçte yaklaşık dört hafta kadar canlı kalabilir.Hastalar ortalama 1-2 haftada hasta etkenini dışkılarıyla atarlar. En çok tışılan konu ise olası sağlıklı taşıyıcı-rdır. Aslında Vibrio cholerae gerçek kronik taşıyıcılığa izin verecek ka-uzun yaşamaz, ama klinik belirti vermeyen olgularda yaklaşık 15 gün boyunca mikroplar dışkıyla atılır.Ağız yoluyla alınan <a href="http://www.saglik.im/kolera/">kolera</a> mikrobu asit salgısına karşın mideyi geçerek in-cebağırsağa ulaşır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">Bağırsak</a> içeriği mik­ropların beslenmesi için çok uygun bir ortam sağladığından, mikroplar burada hızla çoğalarak kısa sürede büyük sayı­lara ulaşır. Mikroplar bağırsak duvarına girmezler, bağırsak boşluğunda yaşar ve bağırsak epiteli üzerinde ince bir tül oluştururlar. Mikropların bağırsakta sal­gıladığı zehirli maddeler hızlı ve aşın sı­vı yitirilmesine neden olur. Sıvı kaybı, günde 30 litreye ulaşâ*bilir. Karmaşık bir süreç izlemesine karşın, hastalığın en önemli belirtisi olan ağır ishal, kısa sü­rede önemli tuz (sodyum, potasyum) kaybına neden olur</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Kısa süren <a href="http://www.saglik.im/kulucka-suresi/">kuluçka</a> dönemi birkaç saat ile birkaç gün arasında (1-5 gün, ortala­ma 48 saat) değişir. Hastalık birdenbire başlar; fenalaşma, kann ağnlan, karın­da şişlik ve <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> görülür. En tipik be­lirtiler “soğuk evre” adı verilen evrede görülür: Sulu, renksiz, pirinç suyuna benzer bulanıklıkta, içinde küçük par­çacıklar halinde bağırsak mukoza sıy-nntılan ile çok miktarda mikrop bulu­nan dışkılama başlar. 1-3 günde 50-100 kez bu tür dışkılama gerçekleşir. Bulan­tı ve zorlama olmaksızın şiddetli fışkır­ma biçiminde kusma görülür. Saatte bir litreyi aşabilen aşırı sıvı kaybı vücudu susuz bırakır. <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">Kalsiyum</a> ve potasyum kaybı sonucunda, ağrılı klonik kasılma­lar biçiminde <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> krampları başlar. Hastada aşın susuzluk, aşırı <a href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">yorgunluk</a> ile bazen soğuk ve yapışkan b&gt;r terleme görülebilir. İdrar çıkanlması Önemli öl­çüde azalır, bazen tamamen durabilir.Özellikle çocuklarda sıkça beyin za-n tahrişine bağlı belirtiler görülür.Karın içeri doğru çöker, <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">nabız</a> çok hızlanır; <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> (kan basıncı) bazen ölçülemeyecek kadar düşer. Makattan ölçülen vücut ısısı normal, hatta yük­sekken, koltukaltından yapılan ölçümde ısının 33°C’ye kadar düştüğü gözlenir. Kanda <a href="http://www.saglik.im/ure/">üre</a> miktarı giderek artar ve yük­sek değerlere ulaşır.Hastalık oldukça hızlı ilerler; ağır olgularda belirtiler 5-12 saat içinde teh­likeli boyutlara varır.Hastalık birkaç saat ya da 2-3 gün içinde ölümle sonuçlanabilir. En önem­li Ölüm nedenleri şok, asidoz (kanda ve vücut sıvılannda asillik düzeyinin yük­selmesi) ve <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> yetersizliğidir.<br />
<strong>BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)</strong><br />
Hastalığın beklenen gidişi uygulanan sıvı tedavisinin etkisine bağlıdır. Yeter­li tedavi uygulanan olgularda <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> ora­nı düşüktür (yaklaşık yüzde 1-5): ama tedavi yetersiz kaldığında ölüm oranı yüzde 50-70′e yükselir. Çoğunlukla gözden kaçabilen hafif olgular buluna­bileceğinden hastalığın gidişinin değer­lendirilmesi zordur. Genelde en ağır ol­gular salgının başlangıcında görülür, daha sonra olgu sayısı giderek azalır. Hastalık beş yaşm altındaki çocuklarda daha ağır sonuçlara yol açar.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
İki aşamada uygulanan tedavi, yoğun ve hızlı sıvı ve elektrolit kaybının karşı­lanmasına dayanır. Birinci aşamada hastaya <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> yoluyla mümkün olduğu kadar hızlı bir biçimde ve büyük mik­tarlarda sıvı verilmelidir. Bu miktar ye­tişkinlerde iliç 15 dakikada 1 litre, ardın­dan her 30-45 dakikada 1 litredir. Has­tanın vücut sıvıları normale dönünceye değin bu tedavi sürdürülmelidir. Genel­likle başarılı bir sonuç elde etmek İçin yaklaşık 3 saat içinde 5 litreden fazla sı­vı verilmesi gerekir.Daha sonra tedavinin ikinci aşama­sına geçilir. Bu aşamada tedavi <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> kesilİnceye kadar uygulanmalıdır. Bu te­davinin amacı, dışkıyla yitirilen sıvıyı karşılamaktır. Sıvı hem damar yoluyla, hem de <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> sondasıyla verilebilir. Çok ağır olgularda mide sondasından sıvı verilmesiyle damar yoluyla verilen sıvı miktarı yüzde 80 azaltılabilir.Verilecek sıvıların içeriği çok Önem­lidir. <a href="http://www.saglik.im/sodyum-2/">Sodyum</a> klorür ve sodyum bikar­bonat mutlaka verilmelidir. Potasyum en azından erken evrede pek gerekme­yebilir. Kalsiyum ya da <a href="http://www.saglik.im/magnezyum-ma/">magnezyum</a> ise gerekli değildir.Hastalığın çocuklardaki gidişi çok ağırdır. Bu nedenle çocuklarda tedaviye daha çok Özen gösterilmelidir. Verilen sıvının miktarında ya da bileşiminde yanlışlık yapılırsa çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir. Sıvı ve elektrolit mikta­rı, çocuğun kilosuna, atılan dışkı ve elektrolit miktarına, kandaki asit deği­şikliklerine göre dikkatle hesaplanmalı­dır.Yetişkin hastalardan farklı olarak, çocuklarda potasyumun ağız yoluyla verilmesinin büyük önemi vardır.Sıvı tedavisinde, aşın sıvı yüklen­mesini (ödem, akut akciğer ödemi, kon-jestif [kan göllenmesine bağlı] <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> yet­mezliği, <a href="http://www.saglik.im/bilinc/">bilinç</a> bulanıklığı) Önlemek için, çocuk ya da yetişkin bütün hastalar dikkatle gözetim altında tutulmalı, boyun toplardamarlarının dolgunluğu de-netlenmeli, kalp ve akciğerler sık sık dinlenmeli, hastanın vücut ağırlığındaki değişmeler izlenmelidir.Tetrasiklinler ile yapılan <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> tedavisi de çok yararlıdır. Bu yolla is­hal süresi, atılan dışkı miktarı ve çıkarı­lan bakteri sayısı azaltılır. Tetrasiklinle-rin ağız yoluyla verilmesi daha uygun­dur. Antibiyotik tedavisine, kusma ön­lendikten sonra başlamak gerekir; bu da sıvı tedavisine başladıktan üç saat son­rasına denk düşer.Kusma dışında başka bir olay bes­lenmeyi etkilemediğinden bu konuda fazla katı davranmak gereksizdir. Gü­nümüzde genellikle hastalara ne isterse yemesi önerilmektedir; gerçekten de normal beslenmeye dönebilmek için is­halin kesilmesini beklemek çok akılcı değildir.<br />
<strong>KORUNMA</strong><br />
Koleradan korunma, kuşkulu olguların bulunması, bunların klinik ve bakteri­yolojik olarak hasta olup olmadıkları­nın kanıtlanması ve hastaların <a href="http://www.saglik.im/karantina/">karantina</a> altına alınması önlemlerine dayanır. Hastalar, ancak 24 saat arayla üç kez alman dışkı kültürlerinde mikrop üre-mezse bütünüyle iyileşmiş kabul edile­bilir. Koleralılarla ilişkide bulunan kişi­ler için karantina süresi beş gündür. Bir kolera olgusu saptandıktan sonra, ne­denlere yönelik zincirleme araştırma için bütün olanaklar kullanılmalıc Kolera salgını sonrasında birkaç ay yunca, bölgede görülen bütün ishal gulan bakteriyolojik açıdan inceler lidir. Çevre, kullanılan eşyalar ve 02 likle de hastalıkla ilişkili maddeler gun yöntemlerle dezenfekte edilmeli. Besinlerin ve suların denetimi, sinel le savaş, dışkıların uygun bir biçü ortadan kaldırılması başta gelen önlelerdir.Hafif, ayakta tedavi edilen hast nn da, olası yayıcı olmalarından Öteki tıpkı ağır olgulardaki gibi karantiı alınmaları çok önemlidir.Ölü kolera mikrobuyla hazırlî ve kas içine verilen <a href="http://www.saglik.im/asilar/">aşılar</a> bağışı sağlama yeteneğini çok kısa sürede rir. Kolera salgınlarının sık ortaya çı ğı azgelişmiş kırsal alanlarda geniş san topluluklarını kısa sürelerle aşıte girişimi büyük uygulama zorluklan ratmakta ve yapılan büyük harcama karşın yetersiz kalmaktadır. Bunun rine basit biçimde hazırlanan tuz-şeker karbonat karışımlarının riskli bölgede yaygın olarak dağıtılması ve salgı ortaya çıkmasıyla hemen içilecek çimde hazırlanması çok daha etkili nuçlar vermektedir. Böylece hast etkin bir tedavi uygulanmakta, en dan soğuk devreye girmeden hastane ulaştırılmaları sağlanmaktadır. Düı Sağlık Örgütü de koleranın sık görük ğü bölgelerde bu girişimleri destek mektedir. Öte yandan koleraya çok daha uzun süreli aşıların geliş mesi İçin yoğun çabalar vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/kolera/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tiroit İltihabı (Tirodidit)</title>
		<link>http://www.saglik.im/tiroit-iltihabi-tiroidit/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/tiroit-iltihabi-tiroidit/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 14:54:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[İltihaplanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=531</guid>
		<description><![CDATA[TİROİT İLTİHABI (TİROİDİT) Tiroit bezinin iltihaplanmasıyla or­taya çıkan tiroidit akut, subakut ve kro­nik biçimlerde görülebilir. AKUT TİROİDİT Ender rastlanan bir hastalık olan akut tıroidit daha çok kadınlarda görülür. Bu iltihaplar enfeksiyon kaynaklı olanlar ve olmayanlar (mikropsuz ya da aseptik) biçiminde ikiye ayrılabilir. Enfeksiyon kaynaklı iltihaplar bula­şıcı hastalıklar sırasında, hastalık etkeni bakteri ya da virüslerin kan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TİROİT İLTİHABI (TİROİDİT)</strong><br />
Tiroit bezinin iltihaplanmasıyla or­taya çıkan tiroidit akut, subakut ve kro­nik biçimlerde görülebilir.<br />
<strong>AKUT TİROİDİT</strong><br />
Ender rastlanan bir hastalık olan akut tıroidit daha çok kadınlarda görülür. Bu iltihaplar enfeksiyon kaynaklı olanlar ve olmayanlar (mikropsuz ya da aseptik) biçiminde ikiye ayrılabilir.<br />
Enfeksiyon kaynaklı iltihaplar bula­şıcı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> sırasında, hastalık etkeni <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> ya da virüslerin <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla ti-roite ulaşarak burada enfeksiyona yol açmasıyla oluşabilir. Bu tür tiroiditler <a href="http://www.saglik.im/tifo/">tifo</a> ve bruselloz (Malta humması) gibi hastalıklar, stafılokok, streptokok ve pnömokok gibi bakterilerin kanda ço­ğalması ya da <a href="http://www.saglik.im/grip/">grip</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kabakulak/">kabakulak</a> gibi virüs enfeksiyonları sırasında ortaya çı­kabilir. Virüs kaynaklı tiroidit, bakteri kaynaklı iltihaplardan daha sık görülür. Olguların büyük bölümünde etkeni be­lirlemek güçtür ve tiroit enfeksiyonun görünürdeki ilk odağıdır. Bu evrede ya­pılan kan incelemesinde az miktarda bakteri ya da virüse rastlanır.<br />
Akut tiroidite yol açan mikoorganizmalar, bu salgıbezine kan yolundan başka boyun bölgesindeki yaralanmalar yoluyla dış ortamdan ya da akut diş en­feksiyonlarında, bademcik, yutak, soluk borusu ve boyun bölgelerindeki enfek­siyonlarda olduğu gibi iltihaplı komşu organlardan geçebilir.<br />
Mikropsuz tiroidit ise tiroit hastalık­larının radyoaktif <a href="http://www.saglik.im/iyot-i/">iyot</a> ya da röntgen ışınları ile tedavisi sonrasında ya da yüksek dozda tirotropin (TSH) verilme­sine bağlı olarak gelişir. Daha ender gö­rülmekle birlikte boynun darbe sonucu zedelenmesi de tiroidite neden olabilir.Tiroitin yoğun bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> ağıyla kap­lı olması, bir yandan enfeksiyon etken­lerinin kan yoluyla bu organa kolayca ulaşabilmesini, Öte yandan da enfeksi­yonlara karşı çok dirençli olmasını sağ­lar. Tiroitteki kan akışının hızlı olması sayesinde vücudun savunma sistemleri hemen harekete geçerek bağışıklık ya­nıtını hazırlar. Böylece hastalık etkeni hızla tiroitten uzaklaştırılır.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3723" title="tiroit" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/889.jpg" alt="" width="250" height="175" /><br />
<strong>Belirtileri</strong><br />
Akut troit iltihabından kaynaklanan bir­çok belirti vardır. Ama tiroit ağır bir enfeksiyon sonucu iltihaplanmışsa has­tanın genel durumu bozuk olduğundan bu belirtiler gözden kaçabilir.<br />
Hasta, tiroit bölgesindeki batıcı ağ­rılardan yakınır. Genellikle kulak, ense ve kollara yayılan bu <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> başın özellik­le geriye doğru <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ettirilmesi, yut­kunma ve öksürme sırasında daha da şiddetlenir.<br />
Bazen, özellikle de hastalığın irinli biçimlerinde yutma güçlüğü, ağnya yol açan <a href="http://www.saglik.im/nefes-darligi/">nefes darlığı</a> ve ses kaybı görüle­bilir. Bu belirtilere yol açan neden şiş­miş tiroitin ya da apse kütlesinin yemek ve soluk borularına yaptığı baskıdır.<br />
Tiroit bezindeki şişme bakışımlı (si­metrik) ya da bakışımsız (asimetrik) olabilir. Birinci durumda her iki lob, ikinci durumda ise loblardan yalnızca biri şişer. Tiroit bezinin Üzerindeki de­ride hafif <a href="http://www.saglik.im/kizariklik/">kızarıklık</a> ve sıcaklık artışı görülebilir. Tiroit bezinin elle muaye­nesi hastaya ağrı verir.<br />
Bu belirtilere ek olarak iltihaptan kaynaklanan genel belirtiler göze çar­par. Bunların başlıcalan, bazen <a href="http://www.saglik.im/titreme/">titreme</a> nöbetleriyle gelen yüksek ateş, baş ağ­rısı, <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştah</a> kaybı, yaygın <a href="http://www.saglik.im/eklem-agrisi/">eklem ağrıları</a> ve alyuvar çökme hızında (sedimantas­yon) artıştır. Tiroit bezindeki işlevsel bozukluğun bir göstergesi olabilecek <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> kaynaklı belirtilere ise genel­likle rastlanmaz. Ama bazen hastalığın başlangıcında hafif ve geçici bir tireo-toksikoza (hipertiroidızmin en sık görü­len tipi) rastlanabilir.<br />
Tiroit sintigrafisinde iltihaplı tiroit bölgelerinde radyoaktif iyotun tutulma düzeyinin azaldığı görülür. Tiroit sintigrafîsinden elde edilen verilerin dü­zelmesi, iyileşmeye işaret eder. iyileş­me süresi olguya göre değişir.<br />
<strong>Gidişi</strong><br />
Ateşli dönemin süresi olgudan olguya farklılık gösterir. Hasta doğru tedavi edilmezse ateşli dönem 3-4 hafta sürer. Hastalığın akut biçimi tedavisiz de iyi­leşebilir. Ağrıların geçmesinden sonra 2-3 ay ve hatta daha uzun bir süre tiroit şiş kalabilir. Tiroit sintigrafisi verileri genellikle birkaç hafta içinde normale döner.<br />
<strong>Tedavi</strong><br />
Hastalığın tedavisinde antibiyotiklerden yararlanılır. Kortikoit (kortikosteroitler) tedavisinin iyileşme sürecini kısaltıp kisaltmadığı tartışmalıdır. Ama yineleme­leri önlemek amacıyla kortikoit tedavi­sine uzunca bir süre (40-60 günj devam edilir. Tiroit hormonlarının dışardan ve­rilmesi de yararlı olmaktadır. Böylece iltihaplı dönemin uzamasına ve hastalı­ğın yinelemesine yol açtığı düşünülen tirotropinin (TSH) hipofizce salgılan­ması baskı altına alınır. Cerrahi girişim yalnızca tiroit bezinde apselerin oluştu­ğu durumlarda uygulanır.<br />
<strong>QUERVAIN TİROİDÎTİ</strong><br />
Ender rastlanan bir subakut tiroit iltiha­bı olan Quervain tiroiditi, daha çok eriş­kin kadınlarda görülür. Hastalığın ge­nellikle üst <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yolu hastalıklarıyla birlikte görülmesi, virüs kaynaklı oldu­ğunu düşündürmekte, ama nedeni tam olarak bilinmemektedir.<br />
Hastalık genellikle titreme nöbetle-riyle gelen ateş, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> atımlarının hızlan­ması, tiroit bölgesinde şiddetli ağn ve bezde tek yanlı şişme ile başlar. Tiroit­teki şişliğin çevre organlara baskı yap­ması sonucu yutma güçlüğü, boğulma hissi ve ses kaybı görülür. <a href="http://www.saglik.im/ates/">Ateş</a> antibi­yotiklerle düşürülemez. Hastalığın be­lirtileri 2-3 ay boyunca değişmeden sü­rer. Bu belirtiler daha sonra genellikle hiçbir iz bırakmadan kaybolur.<br />
Hastalığın bu uzun seyri, akut baş­langıca karşın tartışmalı bir biçimde su­bakut olarak nitelenmesine neden ol­muştur. Tanının kesinleştirilmesi için klinik tabloya dayanan değerlendirme­lere ek olarak tiroit biyopsisi yararlı olabilir.<br />
Hastalığın tedavisinde akut tiroiditte de kullanılan kortikoitlerden yararlanı­lır.<br />
<strong>KRONİK TİROİDİT</strong><br />
Tiroitin küçülmesi, sertleşip esnekliğini yitirmiş bağdoku artışına bağlı olarak yoğunluğunun artması ve sonunda <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> gerilemesine (atrofi) uğramasıyla basit ya da irinli tiroiditler kroniklesin Bun­ların dışında nedeni tam olarak bilinme­yen bazı özgün kronik tiroiditlere de rastlanır.<br />
<strong>Haşimoto Tiroiditi</strong><br />
Haşimoto hastalığı adıyla da tanınan ve oldukça az rastlanan bir kronik tiroit il­tihabı olan Haşimote tiroiditi, genellik­le kadınlarda (olguların yüzde 9O’ı), en çok da 40-60 yaş arasında görülür.<br />
Haşimoto tiroiditi vücudun tiroite karşı <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> üretmesiyle oluşan, özba-ğışıklık bozukluğuna bağlı bir hastalık­tır. Vücudun neden kendine karşı anti­kor ürettiği bilinmemektedir.<br />
Hastalık genellikle hafif belirtiler vererek başlar. Sinsi başlayan ve ağn* ilerleyen hastalık çoğu kez rastlantısal olarak saptanır. Muayene sırasında bo­yunda değişik boyutlarda şişlik belirle­nebilir. Genellikle tiroitin her iki lobu da aynı oranda şişer. Ama bir lobun da­ha çok şiştiği durumlara da rastlanabi­lir. Tiroitin çok büyüdüğü durumlarda bu kütle yumrulu bir görünüm alabilir. Kütlenin kıvamı, içindeki bağdoku miktarına bağlı olarak değişir. Hastada ağn yakınması olmadığı gibi bu kütleye dokunmak da ağrıya yol açmaz. Ama bazen boyun bölgesinde sıkıntı veren bir dolgunluk duyumsanır. Şişen tiroi­tin komşu organlara yaptığı baskıdan kaynaklanan yutma zorluğu ve ses de­ğişikliği gibi belirtilere de genellikle rastlanmaz.Genel belirtiler düzensiz hafif ateş, halsizlik ve eklem ağrılarıdır. Hastalı­ğın başlangıcında tiroit hormonlannın daha çok salgılanmasına bağlı belirtiler bulunsa da, hastalığın ilerlemesiyle hor­mon üretimi önemli ölçüde azalır ve <a href="http://www.saglik.im/hipotiroidizm/">hipotiroidizm</a> belirtileri görülür. Bu du­rum, hastalık başladıktan uzun süre sonra da ortaya çıkabilir.Tiroite karşı üretilen özantikorlarni kanda saptanması tanıya yardımcı oluıJ Aynca doku incelemesi ve bağışıklık* biyolojisine yönelik araştırmaların (flü-oresans tekniğiyle antikor aranması) yapılmasını sağlayan <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> tanıda önem taşır.<br />
Tedavi için hastaya kortikoitler ve­rilir. Kortikoit tedavisi aralıklı olarak uzun bir süre uygulanmalıdır. Tiroit hormonlarının yararlı etkisi görülmüş­tür. Aynca akut durumlarda ışm tedavi­sinden ve bağışıklık sistemim baskıla­yan ilaçlardan yararlanılabilir. Cerrahi tedavi yalnızca boyundaki kütlenin aşı­rı büyüyerek çevre organlara baskı yap­tığı ya da kötü huylu <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> kuşkusu uyandıran olgularda uygulanır.<strong><br />
Riedel Tiroiditi</strong><br />
Ender rastlanan bir başka kronik tiroidit tipi de gene daha çok kadınlarda (olgu­ların yüzde 80′i) ve genellikle 30-40 yaşlar arasında görülen Riedel tiroiditidir.Hastanın tiroitinde orta büyüklükte, tahta sertliğinde, başlangıçta tek yanlı olan ve zamanla öbür loba da yayılan bir kütle vardır. Bu sert bağdoku yavaş yavaş bütün organı sararak bezin işlev­lerini bütünüyle engelleyebilir. Aynca, oluşan kütle çevre dokularla soluk bo­rusu, yemek borusu, <a href="http://www.saglik.im/yutak-farinks/">yutak</a> ve gırtlak si­nirlerine baskı yaparak yutma güçlüğü, nefes darlığı, ses değişmesi, ses telleri­nin iltihabına bağlı ses değişmesi ve hatta ses kaybma yol açar. Çoğu za­man, hastanın kendini kötü hissetmesi­ne yol açacak genel belirtiler yoktur. Ama zamanla hipotiroidizm belirtileri görülebilir.Tiroitteki kütlenin baskısı sonucu <a href="http://www.saglik.im/yutma-guclugu/">yutma güçlüğü</a> ve nefes darlığı gibi be­lirtiler ortaya çıkıyorsa cenahi girişim uygulanır. Hipotiroidizm belirtileri ise hastaya tiroit homıonlan verilerek teda­vi edilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>irinli tiroit iltihabı nedir?</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span></p>
<p>Tiroiditin seyrek görülen bir tipidir. Tiroitte oluşan apselerle ortaya çıkar. <a href="http://www.saglik.im/agri/">Ağrı</a> ve ateşle birlikte hastanın genel durumu belir­gin biçimde bozulur. Tedavi edilmeyen olgularda tiroit şişkinliği hamur kıvamını alır ve elle muayenede yüzen bir cisim duy­gusu verir. Bu aşamada tiroit üzerindeki deri kızarmış, iltihaplanmış ve alttaki dokulara yapışmıştır. Apse fistüller aracılığıyla deri katmanlarını geçerek dışarıya açılır. Boynun her iki yanında tiroit büyümesine eşlik eden şişlikler çevre lenf bezlerinin bü­yümesi sonucu oluşur ve tanı bakımından önem taşır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/tiroit-iltihabi-tiroidit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EKINOKOK ENFEKSİYONU</title>
		<link>http://www.saglik.im/ekinokok-enfeksiyonu/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/ekinokok-enfeksiyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 09:21:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[EKINOKOK ENFEKSİYONU Ekinokok enfeksiyonu Echinococ-cus,granulosus denen tenya ailesinden bu asalağın yumurta evresinde insan vücuduna girmesi, daha sonra yaşam çevrimini sürdürerek değişik organlar­da bir ya da daha çok kistin gelişmesiy­le ortaya çıkan bir hastalıktır. Karaci­ğer, ekinokok kistlerinin en çok rastlan­dığı organdır. EKİNOKOKUN YAŞAM ÇEVRİMİ Ekinokok erişkin evrede genellikle kö­peklerin bağırsağında bulunur. Uzunlu­ğu ortalama 0,5 cm kadardır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EKINOKOK ENFEKSİYONU</strong><br />
<a href="http://www.saglik.im/ekinokok-enfeksiyonu/">Ekinokok enfeksiyonu</a> Echinococ-cus,granulosus denen tenya ailesinden bu asalağın <a href="http://www.saglik.im/yumurta/">yumurta</a> evresinde insan vücuduna girmesi, daha sonra yaşam çevrimini sürdürerek değişik organlar­da bir ya da daha çok kistin gelişmesiy­le ortaya çıkan bir hastalıktır. Karaci­ğer, ekinokok kistlerinin en çok rastlan­dığı organdır.<br />
<strong>EKİNOKOKUN YAŞAM ÇEVRİMİ </strong><br />
Ekinokok erişkin evrede genellikle kö­peklerin bağırsağında bulunur. Uzunlu­ğu ortalama 0,5 cm kadardır. Çoğu za­man yüzlerce ya da binlercesi birden köpeğin <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> duvarına sıkıca tutun­muş olarak yaşar. Vücutları baş, kısa bir boyun ve proglotit ya da şerit denen üç parçalı gövde bölümünden oluşur. Baş bölümünde dört vantuz (çekmen) ve iki sıra halinde çengeller vardır. Bu tutunma organları aracılığıyla bağırsak duvarına kolayca yapışırlar. Temel ola­rak üreme sistemini içeren proglotitler en küçüğü önde, en büyüğü arkada yer alacak biçimde dizilmiştir.Arka uçta şişkin bir torbayı andıran en büyük proglotit 500 dolayında yumur­ta taşır. Yumurtayı saran kabuğun içinde altı köşesinde birer çengel taşıyan embri­yon bulunur. Köpeğin dışkısıyla sürekli dışarı atılan yumurtaların sayısı 15 gün­de toplam 600′e ulaşabilir. Toprakta, su-ida ve bitkiler üstünde haftalarca canlılı-’ğını yitirmeyen ekinokok yumurtaları koyun, sığır ve insan gibi ara konaklara ağız yoluyla bulaşır. Ara konağm midesindeki asit salgısı yumurtanın kabuğunu ritir ve larva açığa çıkar. Embriyon ya­pısını koruyan larva <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ya da bağırsak duvarını delerek <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> dolaşımına girer, kapı toplardamarı yoluyla karaciğere ula­şır ve karaciğerin kılcal damarlarına yer­leşir. Karaciğer engelini aşan larvalar gene dolaşım sistemini kullanarak alt ana toplardamara, daha sonra sağ kulakçık ve karıncıktan akciğer atardamarlarına, buradan da akciğer kılcal damarlarına geçer. Akciğer engelini aşabilen larvalar ise büyük dolaşıma katılıp vücudun her organına yerleşebilir. Ama en sık yerleş­tikleri organlar karaciğer ve akciğerdir.<br />
Karaciğer ya da akciğer kılcal da­marlarında kalan larva, çengellerini yi­tirerek <a href="http://www.saglik.im/kist-hidatik/">kist hidatik</a> denen içi sıvı dolu bir keseciğe donuşur. Birkaç ay içinde ceviz büyüklüğüne ulaşan kıstın çapı zamanla 10 cm’yi aşabilir. <a href="http://www.saglik.im/kist/">Kist</a> bir du­varla sınırlıdır. İçinde hıdatik olarak bi­linen berrak, renksiz, <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> gibi saydam bir sıvı bulunur. Kist duvarı iki katmandan oluşur. Dışta Üst üste dizili çok ince yaprakçıklardan oluşan kütikula yer alır. İçteki katman çimlenme zan olarak bilinir. Aynca kistin çevresini konak canlının yabancı kütleye tepki olarak geliştirdiği bağdoku katmanı sarar.Çimlenme zarının iç yüzeyinden çok sayıda küçük kapsül gelişir. İnce bir sap­la zara bağlı olan bu kapsüller zamanla kopar ve hıdatik sıvının içine düşer. Kapsüller de son konağın sindirim siste­mine girdikten sonra proglotitleri ürete­cek olan embriyomu halde çengelli eki-nokok başlan bulunur. Kapsüller içer­dikleri embriyonsu başlarla birlikte hida-tik sıvının dibinde “hidatik kum” denen birikintiyi oluşturur. Kapsül duvarı aynı zamanda yeni yavru kistleri oluşturan bir çimlenme keseciğidir.insanın yanı sıra koyun, sığır ve do­muz da ekinokoklann ara konağıdır. Kesilen bu hayvanlarda ekinokok en­feksiyonu varsa karaciğer ve akciğerle­rin kistlerle dolu olduğu açıkça görülür. Kesilen hayvanlarda yavru kistler ana kistlerin dışında geliştiğinden hastalıklı organlarda kistler çok sayıda olabilir. Köpekler atılan hasta organlan yerse kistleri de sindirim sistemlerine almış olur. Köpeğin bağırsaklarında açığa çı­kan ekinokok gelişerek erişkin biçimini alır. Ama bu bulaşma köpekte çok sey­rek görülen <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> dışında bir bozukluğa yol açmaz. Ara konak insan olunca vü­cutta gelişen kistlerin sayışma, yerine ve büyüklüğüne göre değişen ağırlıkta ekinokok enfeksiyonları ortaya çıkar.<br />
<strong>BULAŞMA YOLLARI</strong><br />
Ekinokok enfeksiyonlarının özellikle ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı bölgelerde daha yaygın olmasının nede­ni, giriş bölümünde verilen bilgilerden kolayca anlaşılabilir.Çoban ve köylüler kist hidatikli ko­yun organlarını yiyerek ekinokok taşı­yıcısı duruma gelen köpeklerle yakın ilişki içindedir. Bu durum ekinokokla­nn insanlara bulaşma olasılığım artırır. Kirli suların içilmesi, üstünde yumurta­ların bulunduğu ve yeterince yıkanma­mış <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">meyve</a> ya da sebzelerin yenmesi başlıca bulaşma yollandır. Ama çoban­lar ve hayvan bakıcılannın bazı alışkan­lıklarından kaynaklanan bir başka bu­laşma yolu daha vardır. Yumurtayla do­lu proglotitlerden bin köpeğin makat bölgesine takılarak şiddetli kaşıntıya neden olur ve hayvan bu rahatsızlık ve­rici durumdan kurtulmak için burnunu anüsüne sürterek kaşır. Kaşıma sırasın­da asalaklar makat bölgesinden burna geçer. Böylece köpek sahiplen arasında oldukça yaygın görülen köpeğin burnu­nu öpme, el ve yüzü yalamasına izin verme ya da insanların tabağından ye­mek yedirme alışkanlıklan bilinçsizce bir bulaşma yoluna dönüşür.<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Larvaların yerleştiği başlıca organlar ka­raciğer ve akciğerdir. Ekinokok enfeksi­yonları bu organlarda gelişir. Bu bölüm­de genel bir bakış açısıyla kist hidatikten kaynaklanan yerel fiziksel bozuklukların yanı sıra kistin nasıl bir gelişim süreci izlediği ve bu süreçlerin vücut üzerinde nasıl bir etki yaptığı incelenecektir.<br />
Hidatik kist çeşitli biçimlerde geli­şebilir. Ender olarak kist canlılığını yi-tinr ve tedaviye gerek kalmadan iyileş­me gerçekleşir. Bu durumda kireç bağ­layan kist duvarı çekilen filmlerde ko­layca görülür. Bir başka olasılık da kis­tin kendiliğinden ya da bir yaralanma sonucunda yırtılmasıdır. Yırtılan kistin içindekiler vücut sıvılarının bulunduğu bir boşluğa ya da geliştiği organa yayı­labilir. Bu durum ölümle sonuçlanabi-len anafilaktik <a href="http://www.saglik.im/sok/">şok</a> (ikinci kez karşılaşı­lan bir antijene karşı şiddetli <a href="http://www.saglik.im/yazi/alerji/">alerji</a> tepkişi) yaratacak ölçüde tehlikelidir. Ba­zen <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteriler</a> içine girip üredikleri say­dam kist sıvısını irinleştirir ve böylece kist bir apseye dönüşür.Ekinokoka karşı organizma alerji-bağışıklık tepkimesi biçiminde yanıt ve­rir. Kanda eozinofil türü akyuvarların sayısı artar ve bunların bütün akyuvar­lar içindeki oranı yüzde 20-25′i bulur. Vücutta ekinokoka karşı gelişen anti­korların araştırılması tanıya yönelik in­celemelerin temelini oluşturur.<br />
<strong>KARACİĞER EKİNOKOK ENFEKSİYONU</strong><br />
Ekinokok yumurtasının kabuğunun sin­dirim sisteminde erimesinden sonra açı­ğa çıkan larvalar incebağırsak duvarını delerek kan dolaşımına katılır. Kapı toplardamarı yoluyla karaciğere gelerek kılcal damarlara yerleşir ve daha önce belirtildiği gibi gelişimini sürdürerek kiste dönüşür. Kistin ilk gelişim evrele­rinde yalnızca taşıyıcı olan hasta yerel ya da genel bir rahatsızlık duymaz.<br />
Hidatik kist belli bir büyüklüğe ula­şınca, hastalık belirtileri görülmeye başlar ve hasta ancak bu aşamada heki­me başvurmak gereği duyar. Görülen belirtiler kistin kütlesel varlığına bağlı olarak yerel ya da kist sıvısına karşı vü­cutta gelişen antijen-antikor tepkimesi­ne bağlı olarak geneldir.<br />
<strong>YEREL BELİRTİLER</strong><br />
En önemli yerel belirtiler sağda, kabur­gaların aşağısındaki bölgede dolgunluk duyumu ve sürekli ağrıdır. Bu bölgede­ki <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> karaciğeri saran zarın gerilme­sinden kaynaklanır. Aynca karaciğerde­ki kistin gelişim yönüne göre değişen başka belirtiler de görülür. Kist karaci­ğerin üst, alt ya da ön bölümlerine doğ­ru gelişebilir. Gelişimini ortada sürdü­rerek organı dengeli bir biçimde büyüt­tüğü olgulara da rastlanabilir. • Göğse doğru gelişme- Kist yukarıya doğru büyürse göğüs bölgesinde duyum-sanan belirtiler Öne çıkar. Çünkü diyaf­ramın sağ yansı ile birlikte sağ akciğerin alt lobu da yukarıya doğru itilir. Özellik­le sağ akciğerin ezilen alt lobu <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> işlevini aksatır. Sonuçta hasta sağ akci­ğer tabanında bir ağırlık duyumsar. Ay­rıca akciğer zan zedelenmesine bağlı olarak <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> de görülebilir. Hekim sağ akciğer tabanına denk düşen bölge­de solunum İşlevinin azaldığını ya da bütünüyle ortadan kalktığını saptayabilir • Karna doğru gelişine- Kist aşağıya doğru büyürse karnın elle muayenesin­de yuvarlak, düz, ağrısız ve büyümüş safrakesesi ya da böbrekle kanştırılabi-Ien bir kütle algılanır. Kist karaciğerin alt yüzüne doğru geliştiğinden alt ana-toplardamara baskı uygulayarak bacak­ların <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> dolaşımını engelleye­bilir ve bacaklarda ağrılı şişlikler oluşa­bilir. Bazen de kapı toplardamarını sı­kıştırarak* asit oluşumuna, yani karın zan boşluğunda sıvı birikmesine yol açabilir. Kist hidatiğin safra yollarına baskı uygulaması sonucunda staz sanlı­ğı denen ve safra yollanndan kan dola­şımına safra kaçağı olmasından kay­naklanan belirgin bir sanlık ortaya çı­kar. Kist hidatik karaciğerdeki varlığını bazen ilk kez staz sanhğıyla belli eder.• Öne doğru gelişme- Kist Öne doğru büyürse hastanın sağ kaburgalarının aşağısında kalan bölgede belirgin bir şişlik görülür. Ağrısız, sert ve esnek, olan bu şişliğin sınırlan belirgin, yüzeyi ise düzdür. Ortada gelişme- Ekinokok kisti kara­ciğerin ortasında gelişirse, karaciğerde dengeli bir büyüme görülür. Böyle bir kist taşıyan karaciğeri, <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> nedeniyle büyüyen bir karaciğerden elle muayene ederek ayırt etmek olanaksızdır.<br />
<strong>GENEL BELİRTİLER</strong><br />
Kesin tanı koymak için kistten vücuda geçen bazı maddelere karşı vücutta geli­şen aşın duyarlılık tepkilerini iyi değer­lendirmek gerekir. Bunlar kaşıntı, <a href="http://www.saglik.im/urtiker/">ürtiker</a> döküntüleri ve <a href="http://www.saglik.im/odem/">ödem</a> gibi genel belirti­lerdir. Ama alerji kaynaklı belirlilerin te­mel olarak kistin parçalanması durumun­da ortaya çıkacağı unutulmamalıdır.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Ekinokok kisti çoğu kez kolay tanınır. Hastanın geçmişine ilişkin bilgilerin bü­yük önemi vardır. Bu görüşme sırasında hastanın koyun ve köpeklerle bir arada bulunup bulunmadığı anlaşılabilir. Da­ha önce de belirtildiği gibi hastalık ge­nellikle çobanlarda ya da koyun ve kö­peklerle uzun süre birlikte olan insan­larda görülür.<br />
Gene yukanda sözü edilen anafilak-tik belirtilerin bulunması, laboratuvar testleri de olumlu (pozitif) sonuç verirse büyük Önem kazanır. Özellikle kanda eozinofil türü akyuvarların oranının yüz­de 8-10′a ulaşması ekinokok enfeksiyo­nu olasılığını güçlendirir.<br />
Eskiden tanı için Casoni alerjik deri testinden yararlanılırdı. Bu test deri içi­ne az miktarda hidatik sıvı verilerek uy­gulanıyordu.Bir başka özgün bağışıklık tepkime­si de Ghedini-Weinberg testiydi. Hasta­nın serumunda, hidatik sıvı <a href="http://www.saglik.im/antijen-2/">antijen</a> ola­rak kullanılıyor, bu sıvıya karşı “komp-leman fiksasyonu” ilkesi uyannca has­tanın vücudunda gelişmiş <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikorlar</a> aranıyordu. Günümüzde ise hastanın kanında ekinokok enfeksiyonu etkenine karşı özgün antikorlan saptayan dolaylı hemagglütinasyon ve ELISA testleri kullanılmaktadır. Bu testler öncekilere göre çok daha duyarlı ve tam için çok daha güvenilir sonuçlar verir.Karın filmi çekilmesi de kesin tam için yararlı olabilir. Yapılan incelemede kist duvarında <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> birikimine rast­lanması ekinokok enfeksiyonunu dü­şündürür. Karaciğer ekinokok enfeksi­yonunun tanısı için çölyak atardaman olarak da bilinen kann anaatardaman-nın arteriyograflsi çok yararlıdır. Bu yöntemle karaciğer atardamarının kara­ciğer içindeki dallanması incelenir. Bir kist varsa dallar bu bölgede kıvrım ya­parak uzaklaşmış biçimde görülür. Ama oldukça zahmetli ve riskli bir girişim olan <a href="http://www.saglik.im/arteriyografi/">arteriyografi</a> yerine günümüzde da­ha çok <a href="http://www.saglik.im/ultrasonografi/">ultrasonografi</a> ve bilgisayarlı vü­cut tomografisinden yararlanılmaktadır.<br />
<strong>KOMPLÎKASYONLAR</strong><br />
Karaciğer ekinokok enfeksiyonu ender olarak asalağın kendiliğinden ölmesiyle sona erer. Yol açtığı ikincil hastalık ve bozukluklar ise ölümcül olabilir. Kistin mikroplanması ve yırtılması başlıca komplikasyonlan oluşturur. <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">Bakteri</a> üre­mesine bağlı olan mikroplanma kisti bîr apseye dönüştürür. Bu da ateşe, karaci­ğer bölgesinde şiddetli ağnya, kann kas­larının kasılması gibi belirtilere yol açar. Hidatik kist içeriği daha çok kann zan ya da <a href="http://www.saglik.im/yazi/akciger-zari/">akciğer zarı</a> boşluklarına ya­yılacak biçimde yırtılır. Bu durumda ortaya çıkan anafîlaktik şok hastanın yaşamım tehlikeye sokabilecek Ölçüde ağır olabilir.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Hidatik kist cerrahi girişimle tedavi edi­lir. Kistin çevresinde vücudun tepki olarak geliştirdiği bağdoku katmanı da alınmalıdır. Çok büyük kistlerde çevre karaciğer dokusunun çıkarılması gere­kebilir.<br />
Kistlerin tam olarak temizlenemedi ğİ durumlarda yeni gelişen kistler daha kapsamlı cerrahi girişimleri gerektire­bilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Petekli ekinokok tedavi edilebilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Bu ekinokok karaciğerde çok bölmeli bir <a href="http://www.saglik.im/kist/">kist</a> oluşturur. Petekli denmesinin nedeni de budur. Kistin, sınırları belirgin bir kapsül içinde olmaması ve tü­mör gibi <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> İçinde yayılma göstermesi cerrahi girişimi güçleştirir. Bu ne­denle cerrahi girişim ancak zorunlu ve enfeksiyonun çok ilerlediği durumlar­da yapılır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Soru</span><br />
</strong></p>
<p><strong>Petekli ekinokok nasıl ortaya çıkar?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Enfeksiyon hemen her zaman karaciğere yerleşir. Karaciğerde kolik tipinde <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> nöbetleri, deride sanlık ve karaciğer büyümesi görülür. Kesin tanı karaci­ğer dokusundan alınan parçanın incelenmesiyle konabilir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Soru</span><br />
</strong></p>
<p><strong>Petekli (alveoler) <a href="http://www.saglik.im/ekinokok-enfeksiyonu/">ekinokok enfeksiyonu</a> nedir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
İnsana köpekten bulaşan ekinokoka çok benzemekle birlikte ayrı bir türün ne­den olduğu enfeksiyondur. Bu hastalığın etkeni olan ekinokokun son konağı tilki, ara konağı ise evcil hayvanlar yerine tarlafaresi gibi kemiricilerdir. Has­talığın insanlara bulaşması avlanan tilkilerin derisi yüzülürken ya da bu hasta­lık etkenini taşıyan tilkilerin dışkısı ile kirlenmiş <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">sebze</a> ve meyvelerin çiğ ola­rak yenmesiyle rastlantı sonucu gerçekleşir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/ekinokok-enfeksiyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MENENJİT</title>
		<link>http://www.saglik.im/menenjit/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/menenjit/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 18:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=323</guid>
		<description><![CDATA[MENENJİT Menenjit, beyin ve omuriliği saran zarların Cmeninks) ve özellikle en içte yer alan ıncezar (pia mater) ile onun üs­tünde yer alan Örümceksizarın (araknoit) iltihabıdır. İltihaplanma bu iki zar ara­sında yer alan örümceksizar altı aralıkta­ki beyin-omurilik sıvısında da görülür. Örümceksizar altı aralığı beyin ve omuriliği kesintisiz biçimde çevreler. Bu yüzden beyin zarını aşmayı başaran enfeksiyon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MENENJİT</strong><br />
Menenjit, beyin ve omuriliği saran zarların Cmeninks) ve özellikle en içte yer alan ıncezar (pia mater) ile onun üs­tünde yer alan Örümceksizarın (araknoit) iltihabıdır. İltihaplanma bu iki zar ara­sında yer alan örümceksizar altı aralıkta­ki beyin-omurilik sıvısında da görülür.<br />
Örümceksizar altı aralığı beyin ve omuriliği kesintisiz biçimde çevreler. Bu yüzden beyin zarını aşmayı başaran enfeksiyon etkeni, son derece ince olan aralık boyunca yayılan bir enfeksiyona yol açar. Ayrıca beyin boşluğu ile be­yin zan arasında birleştirici yollar bulunması nedeniyle enfeksiyon beyin ka­rıncıklarına da ulaşır. Bu ilerlemenin sonucunda iltihap beyin zan ile beyin-omurilik sıvısı dışında kafa sinirlerinin köklerine, omurilik sinirlerine, incezar altındaki beyin ve omurilik dokularına da yayılır.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Bakterilerle oluşan menenjitlerin yakla­şık yüzde 90′ında etken mikroorganiz­ma meningokok (Neisseria meningiti-dis) ve pnömokoktur (Streptococcus pneumoniae). Haemophüus influenzae, stafilokoklar ve bazı başka streptokoklar ile çeşitli <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteriler</a> de <a href="http://www.saglik.im/menenjit/">menenjit</a> etkeni­dir. Bunlar erişkinlerde ender olarak hastalığa yol açar. Ama Haemophüus influenzae 4 yaşın altındaki çocuk ve bebeklerde en önemli menenjit etkeni­dir. Başta <a href="http://www.saglik.im/kabakulak/">kabakulak</a> virüsü olmak üzere birçok virüs menenjitin etkenleri arasındadır. Günümüzde azalmakla birlikte vereme bağlı olarak da menenjit görüle­bilir. Özellikle göllerde yüzen kişilerde Naegleria foyvleri adlı amip türünün bu-laşmasıyla ortaya çıkan menenjit ender görülmekle birlikte ölümcüldür. Öte yandan bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde, Özellikle AİDS hastalarında maya grubu mantarlardan Cryptococcus neoformans menenjit etkeni olarak git­tikçe daha sık görülmektedir.<br />
<strong>ENFEKSİYONUN</strong> <strong>KAYNAĞI VE YAYILMASI</strong><br />
Meningokoklann kaynağı menenjit has­talan ve daha da sık olarak hastalık be­lirtisi vermeyen taşıyıcılardır. İyileşme dönemindeki hastalar, meningokoklan 2-3 haftadan daha uzun bir süre taşıma-dıklanndan hastalığın yayılmasında önemli rol oynamazlar. Bu nedenle sağlıklı taşıyıcılar meningokokların bulaş­ması açısından daha büyük tehlike yara­tır. Bu kişiler, iyileşme dönemindeki hastalarla aynı süre boyunca enfeksiyo­nu bulaştırabilirler. Ama sağlıklı taşıyı­cıların sayıca çok daha fazla olması, kı­sa bulaştmcılık dönemine karşın önemli bir tehlike yaratır.Bulaşma hemen hemen yalnızca ha­vaya yayılan mikroplu damlacıklar yo­luyla gerçekleşir. Hastanın öksürük, hapşırma, konuşma gibi etkinlikleri sı­rasında çevreye saçtığı damlacıkları so­lunum yollarına alan sağlıklı kişiler en­feksiyona yakalanabilir. <a href="http://www.saglik.im/burun/">Burun</a> ve <a href="http://www.saglik.im/yutak-farinks/">yutak</a> yoluyla vücuda giren enfeksiyon etkeni­nin ilk ve en sık rastlanan belirtisi, so­ğuk algınlığında görüldüğü gibi burun-yutak iltihabıdır. Ardından mikropların <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla beyin zarlarına ulaşması so­nucu menenjit ortaya çıkar.Pnömokok ve Haemophîlus influen-zae kan yolu dışında kafatası tabanının ön kısmında yer alan etmoit (kalbursu) kemikten geçerek beyne giden koku si­niri liflen yoluyla da beyin zarına ulaşa­bilir.Bunların dışında bazı bakteriler bel ponksiyonu (belden <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> alma), sinir sis­temine yönelik cerrahi girişimler, derin yaralanmalar ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> kırıkları yoluyla doğrudan* beyin zanna ulaşarak ya da kemik, beyin, omurilik, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">kulak</a> ve masto-it enfeksiyonlarının ardından menenjite yol açabilir.<br />
<strong>YAYILMASI</strong><br />
Beyin-omurilik menenjiti bütün dünya­da görülmekle birlikte ıhman iklimlerde daha yaygındır. Meningokok menenjiti burun ve yutak yoluyla bulaşan öbür <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> gibi kış sonu ile ilkbahar ba­şında daha çok görülür. Bu etkene bağlı hastalık belirli bir bölgede tekil olgular ya da belirli bir bölgede salgınlar halin­de ortaya çıkabilir. Salgınlar daha çok kışla, yatılı okul gibi kapalı ve toplu ya­şanan ortamlarda görülür. Geniş toplu­lukları etkileyen yaygın salgınlar sey­rektir. Hastalık en sık bir yaş dolayında­ki bebeklerde görülür. Dört yaşından sonra azalan görülme sıklığı askere alı­nan erkekler arasında gene artar. Hae-mophilus influenzae menenjitleri ise da­ha çok bir yaş altındaki bebekler arasın­da yaygındır.</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Menenjitler, “meninks sendromu” adı altında toplanan bir grup belirtiye yol açan ateşli hastalıklardır. Bu belirtilerin bazıları kafaiçi basıncındaki artışa, bir bölümü de omurilik sinir köklerinin ör­selenmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Beyin kabuğu da (korteks) hastalıktan etkilenebilir. Bazı belirtilere otonom si­nir sistemindeki bozukluklar eşlik eder. Meninks sendromunun başlıca belirtile­ri aşağıda sıralanmıştır.<br />
• Bıçak saplanıyormuş gibi duyumsa-nan ya da büyük bir ağırlık veren şid­detli ve sürekli baş ağrısı. Zaman za­man şiddetini daha da artırır.<br />
•  Çoğunlukla aç kanuna görülen, ye­meklerle ilgisi olmayan, karın ağnsı ve <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> bulantısı olmadan başlayan fışkır­ma biçiminde kusma.•  Bebeklerde bıngıldakların şişip dışa doğnı bombeleşmesi.<br />
• Ense ve sırtta kaslardaki kasılmaya bağlı sertlik. Ense sertliği olan hastalar­da kafa, çenenin göğüs kemiğine değ­mesini sağlayacak biçimde istemli ola­rak bükülemez. Muayenede bu duru­mun yanı sıra omurganın göğüs hiza­sındaki sertliğini belirlemek için oturtu­lan hastanın ellerini bir yere dayama­dan dik oturamadığı görülür.asta genellikle yan yatıp bir baca­ğım karnına doğru çeker. Rahatlamak için zorunlu olarak girilen bu duruma “tüfek tetiği” konumu denir. Daha ağır olgularda opistotonus görülür. Bu du­rumda sut ve baldır kaslannm kasılma­sı sonucu vücut yay gibi gerilmiş, yere yalnız baş ve ayaklar değmektedir. Ka­rın kaslannm kasılması nedeniyle kann kayık biçimini almıştır.Bazı hareketlerin uyardığı ağrılı <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> refleksleri. Örneğin hasta bacaklarını gererek oturamaz. Başı öne doğru eğil­diğinde bacaklarını birden büker. Mua­yene sırasında bacak gergin tutularak kalçaya doğru bükülür. Sağlıklı kişi­lerde sorun çıkarmadan gerçekleştiri­len bacak bükme hareketi bu hastalarda şiddetli ağn nedeniyle yanda kesilir. Ama bu belirti yalnız menenjite özgü değildir ve siyatik gibi başka hastalık­larda da görülebilir. Baş yana döndürül­meye çalışıldığında ise hasta, bir omu-zunu aniden Öne atar.<br />
• Süreklilik göstermeyen bazı harekete bağlı belirtiler beyin ve çevrel sinirlerin de hastalıktan etkilendiğini gösterir. Bunlar arasında havale, titreme, tek kas gruplannda kasılma, <a href="http://www.saglik.im/istemsiz-hareketler/">istemsiz hareketler</a> ve özellikle beyin tabanını etkileyen menenjitlerde bazı kafa sinirlerinden kaynaklanan felç sayılabilir.<br />
• Omurilik sinir kökleriyle çevrel sinir­lerin etkilenmesine bağlı duyu bozuk-luklan görülür. Genellikle duyarlılığın artması biçiminde ortaya çıkan bu bo­zukluklar arasında, ışığa karşı aşın duyarhlık (fotofobi), işitme duyusunun anormal biçimde güçlenmesi, yüksek seslere karşı aşın duyarlılık ve ayrıca baş dönmesi sayılabilir.• Nedeni tam olarak bilinmeyen oto­nom <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> belirtilerinden bir bö­lümü, örneğin <a href="http://www.saglik.im/kabizlik-kgnstipasyon/">kabızlık</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> atımla­rında yavaşlama (bradikardi) vagus si­nirinin uyarılmasına bağlı olarak gelişir. Normal soluma düzeni uzun süre soluk alamama nöbetleriyle kesilir. Deride parmağı bastırıp çektikten 30-60 saniye sonra kırmızı çizgiler belirebilir. Bunlar birkaç Öakika kadar deride kalır.<br />
• Elektroensefalografide- (EEG) beyin dokusunun yaygın biçimde etkilenmesi­ne bağlı olarak, özgün olmayan değişik­likler görülür.• Ruhsal bozukluk belirtileri, komaya kadar varabilen uyuma eğilimi ya da huzursuzluk ve taşkınlıkla seyreden bi­linç bulanıklığıdır.• Kafaiçi basıncının önemli ölçüde arttı­ğı olgularda göz gerisine sıçrayan belirti­ler göz körnokta (papilla) ödemine kadar varabilen bozukluklara yol açabilir.• Akut ve subakut biçimlerde hastalık etkenine göre Özellikleri değişen <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> ortaya çıkar<br />
<strong>İNCELEMELER</strong><br />
Bel ponksiyonu (belden su alma) beyin zarları iltihabının kesin tanısında büyük önem taşır. Bu yöntemde bel hizasından omuriliğe iğne sokarak beyin-omurilik sı­vısı alınır. İltihaba bağlı olarak bu sıvının miktarı ve yoğunluğu artmış, görünümü değişmiştir. Sıvının irin nedeniyle say­damlığını yitirerek bulanıklaşması, albü-minin artarak çökelmesine bağlı bulanık­lık, albumin-globülin oranının değişmesi, glikozda azalma, akyuvarlarda artış ve menenjit etkeni mikroorganizmaların var­lığı, beyin-omurilik sıvısının incelenme­siyle elde edilebilen değerli bilgilerdir.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Yukarıda söz edilen belirtilere rastlan­dığında kolayca menenjit tanısı konabi­lir. Ama hafif baş ağrısı, halsizlik, hafif ense sertliği ve nedeni açıklanamayan davranış değişiklikleri gibi belirtilerin görüldüğü ilk evrelerde hastalığın tanınması zorlaşabılir. * ^<br />
Tanıda karşılaşılan bir başka güç­lük, beyin ve omuriliğin hastalık tablo­sunu değiştirecek ölçüde iltihaptan etki-lenmesidir.<br />
Şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, ge­nellikle ateş ve meninks sendromunun bütün öbür belirtileriyle birlikte kendini belli eden örümceksizar altı (subarak-noit) kanamanın menenjitten ayırt edil­mesi önemlidir.Beyin omurilik sıvısının incelenme­siyle örümceksizar altı kanama ve me­nenjit arasında ayrım yapılır. Örümcek­sizar altı kanamada beyin-omurilik sıvı­sı belirgin ölçüde kanlıdır. Bu sıvıdaki kanın İğne ile girilirken mi, yoksa örümceksizar altı kanamaya mı bağlı olduğunu anlamak için alman sıvı üç ayrı tüpe konur. Sıvının her üç tüpte de kanlı olması ve içindeki kanın pıhtılaş-maması örümceksizar altı kanamanın bir göstergesidir.Daha az olarak menenjitle kanşnnla-bilen hastalıklar arasında boyun kasları iltihabı, boyun-ense nevraljileri, <a href="http://www.saglik.im/yazi/omurga/">omurga</a> iltihapları, sertzar (dura mater) dışında apse, birincil hidrosefali (beyin karıncık­larında aşırı beyin-omurilik sıvısı birik­mesi), beyin apsesi, tetanos, araknoidit (Örümceksizar iltihabı), beyin karıncık­ları ve omurilik iç kanalını örten epen-dim adlı zarın iltihabı sayılabilir. Özel­likle subakut ve kronik olgularda <a href="http://www.saglik.im/beyin-tumorleri/">beyin tümörleri</a> de benzer belirtiler verir. Ama bu tümörlerin beyinle ilgili önemli belir­tilere yol açması, yavaş gelişmesi ve yüksek ateşe neden olmaması gibi özel­likleri ayırıcı tamda kolaylık sağlar.Hastanın yaşma bağlı olarak tanıya yönelik başka incelemeler de yapılır: Yenidoğanlarda ve <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> bebeklerinde me­nenjit tanısı koymak güçtür. Hastalık bebeklerde basit bir <a href="http://www.saglik.im/hazimsizlik/">hazımsızlık</a> ya da sıradan <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">sindirim sistemi</a> rahatsızlıkları biçiminde kendini gösterebilir. Bu yaş­larda menenjitin en Önemli belirtisi bın­gıldaklarda şişkinliktir. Ama bunun gö­rülmediği durumlar da olabilir. Menen­jitten kuşkulanıldığında mutlaka hemen beyin-omurilik sıvısı alınmalıdır. Beyin-omurilik sıvısının incelenmesi sayesin­de gerçek menenjit ile aşııı su kaybı ve yüksek ateşe bağlı beyin zarlarının örse­lenmesi sonucu ortaya çıkan menenjizm arasında kesin ayrım yapılır.<br />
<strong>HASTALIĞIN GİD|Şİ VE YİNELEMESİ</strong><br />
Hastalığın gidişi bakımından değişiklik gösteren biçimleri vardır. Çok hızlı ge­lişen (fulminant) biçimler arasında me-ningokoklarla oluşan, <a href="http://www.saglik.im/morarma/">morarma</a> ve dola­şım şoku yaratan menenjit ile komaya yol açan menenjit sayılabilir. Akut bi­çim virüs ve <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> kaynaklı menenjit­lerin büyük bölümünü içerir. Tüberkü­loz menenjiti subakut biçime, <a href="http://www.saglik.im/frengi/">frengi</a> ve kriptokok (Cryptococcus neoformans) denen mantarın yol açtığı menenjitler ise kronik biçime örnektir.İlaçların, özellikle de antibiyotikle­rin kullanılması hastalığın gidişini he­men değiştirir.Günümüzde tüberküloz menenjiti ile bakteri kaynaklı öbür menjitlerde et­kene yönelik tedavi yapılarak yüksek oranda iyileşme sağlanmaktadır.Kronik menenjitlerde geç evre komplikasyonlannın ortaya çıkabilmesi nedeniyle hastalığın gidişine ilişkin ön­ceden kesin bir şey söylenemez. Beyin-omurilik sıvısı dolaşımındaki bozuk­luklar, beyin zarı boşluklarında çökelti oluşmasıyla tıkanmaya kadar varabilir. Sonuçlar, tıkanmanın oluştuğu yere gö­re değişir. Omurilikteki bir tıkanmada, beyin zarlarından kaynaklanan belirti­ler ön plandadır. Ama tıkanma yerinin altından alınan beyin-omurilik sıvısı saydamdır, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> ya da bakteri içer­mez. Öte yandan, karıncıktan alman sı­vı incelendiğinde menenjite ilişkin be­lirtiler saptanır. Omurilikteki tıkanma­lar hidrosefali, sara, körlük, zihinsel gelişimde gerilik gibi ağır sonuçlar do­ğurur.<br />
TEDAVİ<br />
Tıbbın bulaşıcı hastalıklara karşı sağla­dığı önemli ilerlemelere karşın, bakteri­lerle oluşan menenjitlerde hastalığın olası gidişi tanının zamanlamasına ve tanı ile tedavi arasmda geçen süreye bağlıdır. Geçen saatlerin bile büyük önem taşıdığı bu süreçte yüksek ateş, baş ağrısı, zihinsel bozukluklar gibi be­lirtiler karşısında kalan hekim, birkaç saat içinde hastalık tanısını koyup teda­viye başlamalıdır. Uygun <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> se­çimi için gerekli olan laboratuvar testle­rinin hemen sonuç vermemesi nedeniy­le, menenjitlerin büyük çoğunlukla me-ningokok ve pnömokok kaynaklı oldu­ğu kabul edilip tedavi buna göre düzen­lenir. İlaç ve antibiyotik seçiminde iki temel nokta göz Önünde tutulmalıdır: Hastalık etkeninin ilaca duyarlılığı ve ilacın hem kana, hem de beyin-omurilik sıvışma geçme düzeyi.<br />
İzoniazit ve sülfamitler beyin-omurilik sıvışma oldukça yüksek bir oranda geçerek kandaki oranlarına ya­lan bir düzeye ulaşabilirler. <a href="http://www.saglik.im/penisilinler/">Penisilin</a> büyük moleküllü olması nedeniyle sağ­lıklı beyin-omurilik zarını geçerek be­yin-omurilik sıvışma ulaşamaz. Ama il-tihaplanmasıyla_ geçirgenliği artan zar, yeterli düzeyde olmasa bile penisilin geçişine izin verir. Öte yandan, penisi­lin sinir sistemini olumsuz etkilediği için beyin-omurilik sıvısı içine belden iğne sokarak verilemez. Beyin omurilik sıvısına <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> miktarlarda geçen strep­tomisin ise doğrudan omurilik içine uy­gulanabilir. Streptomisinin, beyin-omurilik sıvısında ulaştığı düzey, kanda ulaştığı düzeyin 10′da l’i kadardır.<br />
Menenjitli hastalar, içinde bulun­dukları tehlikeli durumdan ötürü yoğun bakım birimlerinde tedavi altına alın­malıdırlar. Burada dolaşım ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> sistemleri sürekli denetim altında tutu­larak yabancı cisim yutma, şok, beyin Ödemi gibi tehlikelere karşı önlem alınabilir. Meningokoklara bağlı menen­jitte hastanın yanı sıra aile bireyleri ve önlem almadan hastaya yaklaşan kişi­ler de incelenmelidirler. Bu kişilere ko­ruyucu önlem olarak iki gün boyunca her 14 saatte bir ağızdan 600 miligram <a href="http://www.saglik.im/rifampisin/">rifampisin</a> verilir. Bir yaşın altındaki çocuklarda vücut ağırlığının her kilo­gramı için 5 miligram, 1-12 yaş arasın­da ise 10 miligram rifampisin, iki gün süreyle 12 saatte bir verilir. Antibiyotik tedavisine başladıktan 24 saat sonra meningokok menenjiti bulaşıcı Özelli­ğini yitirir.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/menenjit.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3734" title="menenjit" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/menenjit-300x284.jpg" alt="" width="300" height="284" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/menenjit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LEPTOSPİROZ</title>
		<link>http://www.saglik.im/leptospiroz/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/leptospiroz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 18:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=301</guid>
		<description><![CDATA[LEPTOSPÎROZ Leptospiroz bazı hayvanlardan geçen bir enfeksiyondur ve etkeni leptospira adlı bakterilerdir. İnsanda kan yoluyla yayılan bir enfeksiyona neden olur; bu­nu, değişik organlarda yerleşim gösteren ikinci evre izler. Böbrek, karaciğer, be­yin zarı gibi yapılardaki yerleşimler, has­talığın değişik klinik tiplerini oluşturur. NEDENLERİ Leptospira, çapı 0,1 mikron olan, uzun­luğu ise yaşadığı ortamın koşullarına göre büyük değişiklikler gösterebilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p><strong>LEPTOSPÎROZ</strong><br />
<a href="http://www.saglik.im/leptospiroz/">Leptospiroz</a> bazı hayvanlardan geçen bir enfeksiyondur ve etkeni leptospira adlı bakterilerdir. İnsanda <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla yayılan bir enfeksiyona neden olur; bu­nu, değişik organlarda yerleşim gösteren ikinci evre izler. Böbrek, karaciğer, be­yin zarı gibi yapılardaki yerleşimler, has­talığın değişik klinik tiplerini oluşturur.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Leptospira, çapı 0,1 mikron olan, uzun­luğu ise yaşadığı ortamın koşullarına göre büyük değişiklikler gösterebilen (2-15 mikron ya da daha çok) bir mik­roorganizmadır. Birbirine yakın çok sa­yıda ince kıvrımdan oluşur ve uçları ti­pik olarak çengel biçiminde kıvrılmış-tır. Kıvrılma hareketleriyle ilerler.<br />
Leptospiranın fiziksel ve kimyasal etkenlere direnci azdır. Yaşadığı ortamın kuruması, 50°C sıcaklık, donma, hafif dezenfektanlar, ölmesi için yeterlidir.Hastalık yapıcı leptospiralar, dış or­tamda <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> ve çamur gibi koşullarda bir ay ya da biraz daha uzun süre yaşayabilir. Ama çoğunlukla Ömürleri daha kısadır.<br />
<strong>BULAŞMA YOLLARI</strong><br />
[Yabanıl ve evcil hayvanlarda çeşitli sptospiroz biçimleri görülür. Hastalık, ısanlara her zaman hayvan enfeksi Dnlanndan bulaşır. Besin zinciriyleayvandan hayvana geçen enfeksiyon, ısanda rastlantı sonucu ortaya çıkar.sptospiroz çok sayıda hayvan türünde jörülebilir. Ender olarak bazı hayvan ağır bir hastalık geçirdikten sonraşıyıcı olurlar. Bazıları ise hiçbir zarar görmeden tüm yaşamları boyunca lep spiralan taşıyabilir. Başlıca doğal ta-^yıcılar kemiriciler, özellikle fare ve yanlardır. Çoğunlukla evcil hayvanlar töpek, domuz, kedi, at, inek, öküz, koyun) ile birçok yabanıl hayvan türü de (tilki, kirpi, şempanze, kuyruksüren, bazı uçan hayvanlar) taşıyıcı olabilir.Böbrek havuzu ve idrar yolları, lep-tospiralann gelişimi için en uygun or­tamdır. Vücuttan da idrar yoluyla atılır­lar. Dış ortamda dirençleri azdır, uzun süre yaşayabilmeleri için bazı toprak, su ve iklim koşullan (sıcak-nemli ik­lim, 25°C-30°C kadar sıcaklık, havada yüksek oksijen oranı) gereklidir.Leptospiralar genellikle bataklık su­larda, bazı bitkilerin (pirinç, şekerkamı­şı, keten) yetiştirilmesine elverişli top­raklardaki sularda ve madenlerdeki ça­murda bulunur.Elleriyle ayaklan mikroplu suların içinde uzun süre kalarak pirinç tarlala­rında çalışan işçiler, enfeksiyona kolay­ca yakalanır. Sağlıklı, ama sürekli su içinde kaldığından yumuşamış olan de­riden ya da derideki küçük sıyrıklardan leptospiralar vücutla girebilir. Pirinç tarlalarında çalışanların dışında kanal ve kanalizasyonlarda çalışanlarda, tatlı-su balıkçılannda ve akarsularda yıka­nanlarda da leptospiroz görülebilir.Hastalığın sıklıkla görüldüğü bir başka grup ise leptospira çıkaran hay-vanlan, yani domuzlan yetiştirenlerdir. Köpeklerle ilişki sonucu bulaşma daha enderdir; at ve öküzlerden bulaşmaya ise yok denecek kadar az rastlanır. Lep­tospiralar çoğunlukla deriden vücuda girmekle birlikte, konjunktiva ve (ır­mak sulan içildiğinde) ağız yoluyla da bulaşabilirler.<br />
Kazayla suya düşen insanlann solu­num ve sindirim yollanna denetim dı­şında bol su girdiğinden mukoza yoluy­la leptospira bulaşması kolaylaşır. Bu durumda hastalık kapma olasılığı yük­sektir. Yüzücüler arasında da en çok serbest stilde, yani ağza su girmesine neden olacak biçimde yüzenlerde en­feksiyon görülür.</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Hastalığın çok çeşitli belirtileri vardır; bazıları ağır, bazılan ise hafif ve iyi gi-dişli birçok klinik tablo bilinir. En iyi bilinen iki biçimi karaciğer ve <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> hastalığıdır; bunlann bulunması tanıya götürücü değer taşır. Ama karaciğerin etkilenmesine bağlı sanlık ya da böbrek bozukluğu ile ilgili .belirtilerin bulunma­dığı pek çok olgu da vardır. Klinik belir­tiler iki ana başlık altında toplanabilir: Sanlıklı leptospiroz (yüzde 10-30) ve sarılıksız leptospiroz (yüzde 70-90).<br />
<a href="http://www.saglik.im/kulucka-suresi/">Kuluçka</a> süresi, enfeksiyon etkeni­nin üreme hızına, enfeksiyonun bulaşma yoluna ve hastayla ilgili etkenlere bağlı olarak değişir. Bu süre genellikle 5-15 gündür; en çok 3-20 gün arasında deği­şebilir.<br />
Kuluçka dönemi genellikle belirtisiz seyreder. Olgulann üçte birinde hafif bir genel kırıklık ve halsizlik görülebilir. • <a href="http://www.saglik.im/ates/">Ateş</a> - Hastalığın başlangıcı, etken olan bütün leptospira türlerinde aynıdır: Ani olarak ağır septisemi (kana <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> yayılması) belirtileriyle başlar. Ateş birkaç saat içinde şiddetli titremeyle birlikte 39°C-40°C'ye yükselir. Buna şiddetli baş ağrısı, uykusuzluk, <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ve eklem ağnlan, genel halsizlik, şiddetli terleme, iştahsızlık, bulantı, kusma, kan basıncında düşme, yüzde kızarnia, dilde paslanma ve kenarlarında kızarma gibi belirtiler eşlik eder.<br />
Ateşin hastalığa özgü bir gidişi yok­tur. Genellikle arada azalsa da belirli bir yükseklikte kain"; bazen kan zehirlenme­si belirtileri geçici iyileşme gösterebilir. Beşinci ve yedinci günde ateşin nöbet biçiminde düşmesi, leptospiroz olasılığı­nı düşündürmelidir. Bunu birkaç saat ile 1-2 gün arasında değişen kısa bir ateşsiz dönem izler. Sonraki dönemde ateş, baş­langıçtaki kadar olmasa da yüksektir. Ama ateşin gidişi her olguda aynı değil­dir. Düşmesi bazen birkaç gün sürebilir. Olguların büyük bölümünde ateş 10-14 gün, hafif biçimlerde 2-3 gün sürer. Has­talık etkeni çok yavaş Ürediği ve ateş ha fif yükseldiği için gözden kaçabilen ha­fif olgular da vardır.<br />
rm Kas ağrıları (miyalji) - Hastalığın başlangıcında ortaya çıkan kas ağrıları, şiddeti ve belirli kasları etkilemesi nede­niyle en önemli belirtilerden biridir; sa-nlıksız biçimlerde tanı açısmdan büyük Önem taşır. Hastalık etkeninin kana ya­yıldığı dönemde Özellikle önemli olan kas ağrıları, hastalık belirtilerinin ortaya çıkması ve ateşin düşmesinden sonra ge­çer. Bütün vücuda yayılmakla birlikte en çok bel, ense ve karında şiddetlidirler. <a href="http://www.saglik.im/hareket/">Hareket</a> ve basınç da ağrıları artırır.<br />
•  Beyin zarı tahrişi belirtileri - Bütün olgularda başlangıçtan beri şiddetli <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">baş ağrısı</a> bulunur; tahlillerde belirlenmese de bu, beyin zarlarının etkilendiğini gösterir. Beyin zarında tahriş belirtileri her zaman tam olarak ortaya çıkmaz. Bazen hiç klinik belirti yoktur. O za­man hastalık, beyin-omurilik sıvısından (BOS) leptospiraların ayrıştırılması ve sıvıdaki değişikliklerle saptanabilir. Be­lirtiler geçici ve hafif de olsa, seröz bir <a href="http://www.saglik.im/menenjit/">menenjit</a> (beyin zarı iltihabı) tablosunu kanıtlamaya yeter.<br />
•   Karaciğerin etkilenmesi - Önceden sanılanın tersine, insandaki leptospiroz-da her zaman <a href="http://www.saglik.im/sarilik/">sarılık</a> bulunmaz, olgula-rm yalnız küçük bir bölümünde görülür. Sarılık gelişme oranı, ülkenin koşullarına, etken olan leptospira türüne, hasta­nın yaşadığı ortama ve Özellikle iyi gi-dişli sanlıksız olgular içinde tanı koyu-labilenlerin sayısına göre değişir. Kara­ciğerdeki değişiklikler ancak ayrıntılı incelemelerle kanıtlanabilecek kadar hafif de olsa, sanlıksız gidişil olguların büyük bir bölümünde karaciğer etkilen­miştir. Karaciğer elle muayenede ge­nellikle hafif ağrılı ve biraz büyümüş bulunur.<br />
Olguların küçük bir bölümünde sa­rılık, hastalığın 5-6. gününde ortaya çı­kar; başlangıcı genellikle ateşin düştü­ğü döneme denk gelir. Deri bu günlerde <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> genişlemesi nedeniyle turuncu renk almıştır, bu durum genellikle alev ya da nar rengi olarak tanımlanır.<br />
• Böbrek belirtileri - Böbreklerle ilgi­li belirtiler sıklık ve özellik açısından leptospira enfeksiyonunun temel bulgu­ları olarak kabul edilir. Genellikle fazla şiddetli olmayan belirtilerle ortaya çı­kan akut bir nefroz söz konusudur; bu durum çok seyrek olarak ağır ve ölüm­cüldür. Böbrek bozulmasının çeşitli de­recelerde belirtileri gözlenebilir. Ödem ve yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> bulunmaması, has­talığın en önemli özelliğidir. Olguların büyük bir bölümünde böbreklerin etki­lenmesi, birkaç gün içinde ortadan kay­bolan bu belirtilerle kendini göstermeye başlar. Ağır biçimlerde ise idrar yoğun­luğunda anlamlı bir azalma, ayrıca idrar miktarında azalma (olgun) ya da azote-minin artmasıyla birlikte tam bir idrar durması (amiri) görülür, İdrarda leptos­pira bulunması 6-7. günden başlayarak saptanabilir. İyi gidişli biçimlerde, de­ğişken bir dönemden sonra idrar yeni­den normale döner. Ağır olgularda ise hasta üremik komaya girerek birkaç gün içinde ölebilir.• Kalp-dolaşım sistemi belirtileri -Leptospira enfeksiyonu az ya da çok belirgin bir kan basıncı düşmesine ne­den olur. <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">Nabız</a> yumuşaktır ve sıklığı ateşin gidişiyle uyum göstermez.Kalp kası da hafif biçimde etkilenir. Ek atımlarla (ekstrasistol) birlikte <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> atım düzeninde bozukluklar görülür. Zehirlenmenin önde olduğu enfeksiyon belirtileriyle seyreden bir miyokardi: (kalp kası İltihabı) tablosuna çok ender rastlanır.Yüksek tansiyon bütün hastalık do­nemi boyunca ve iyileşme döneminde de sürer. Olguların büyük bir bölümün­de elektrokardiyografide önemli bir de­ğişiklik saptanmaz.• Kanama belirtileri - Hastalık özel­likle Akdeniz bölgesinde sıklıkla kon-junktiva ve ağtabaka kanamalan ile or­taya çıkar. Özellikle belirtilerin şiddetli olduğu ağır olgularda küçük odaksal kanamalar, derialtı ve derin dokularda hematomlar (kan oturması), makattan siyah kan gelmesi (melena), mideden kan gelmesi (hematemez), âdet dışı ka­nama düzensizlikleri (metroraji), beyni ve beyin zan (meninks) ya da <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> sistemi kanamalan gelişebilir.• Göz değişiklikleri - Genellikle hafif, iyi huylu ve hastalığa özgü değişiklikler­dir. Konjunktivanın küçük ve orta da­marlarının genişlemesiyle gelişen kıza­rıklık, kılcal damarlar da genişlediğinde yüze tipik bir görünüm verir. Konjunkti-va altı <a href="http://www.saglik.im/kizariklik/">kızarıklık</a> çok erken gelişir ve 5-7 gün içinde geriler. Hasta yanma duygu* su, gözyuvarlarında hafif ağn, sulanma ve ışığa karşı aşırı duyarlılıktan yakımr.Ender olarak iridosiklit (iris ve kir­piksi cisim iltihabı), üveit (uvea iltiha­bı) ya da irit (iris iltihabı) gibi daha ağır <a href="http://www.saglik.im/yazi/enfeksiyonlar/">enfeksiyonlar</a> görülebilir.• Deri-mukoza değişiklikleri - Lep-tospiralann salgıladığı zehirli maddele­rin etkisiyle küçük damarlarda genişle­me görülebilir.Hastanın yüzü kızarmıştır, mukoza­larda hafif kanlanma artışı, konjunktiva-da şişme, deride ise kızarıklık bulunur. Genellikle olgulann yüzde 10'unda <a href="http://www.saglik.im/kizil/">kızıl</a> ya da kızamığa benzeyen yaygın bir dö­küntü ortaya çıkar; bu bazen sırt, omuz­lar ve boyunda lekelerle sınırlı olabilir. Döküntü, hastalığın 2-3. gününde başlar ve birkaç saat içinde hızla geriler.En sık (olgulann yüzde 30'unda) görülen deri belirtilerinden biri de, du­daklardaki uçuk enfeksiyonudur.• Solunum sistemi değişiklikleri - Ol­gulann yaklaşık yüzde 50'sinde yutak-gırtlak bölgesinde kızarma, sıklıkla da belirli bir özelliği olmayan, sıradan mikroplara bağlı hafif bir bronşit görülür. Bronş-akciğer enfeksiyonlan ender olarak gelişir ve bu enfeksiyonlann çok azında etken leptospiralardır. Leptospi-rozda gelişen akciğer değişikliklerinin önemli özelliği, solunum ağacından kan gelmesidir (hemoptizi). • <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">Sindirim sistemi</a> değişiklikleri - İş­tahsızlık, bulantı, <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> sık görülür. Dil genellikle düzleşmiş ve kenarları kı­zarmıştır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">Bağırsak</a> hareketlerindeki de­ğişikliklerin belirli bir düzeni yoktur, bazen ishal, bazen de <a href="http://www.saglik.im/kabizlik-kgnstipasyon/">kabızlık</a> görülür.</p>
<p><strong>KLİNİK BİÇİMLER</strong><br />
Karaciğer, böbrek ve beyin zarlanndaki ilerleyici değişikliklere bağlı olarak lep-tospiroz karaciğer-böbrek iltihabı, böb­rek hastalığı, ya da lenfositer (lenfositle­rin egemen olduğu) beyin zan iltihabı tablolan oluşturabilir. Çeşitli leptospira türleri, bölgeden bölgeye değişen üreme hızlan, iklim, ortam ve hastanın vücut koşullan, yalnızca hastalığın gidişini ve şiddetini değil, enfeksiyonun klinik belir­tilerini saptamak açısından da önemlidir. • Karaciğer - böbrek iltihabı biçim­leri - Hastalık ağır bir enfeksiyon tablo­su ve genel durumda şiddetli bozulmay­la başlar. Şiddetli baş ve kas ağnlan gö­rülür. Olguların yansında ateş iki aşa­malı bir gidiş gösterir ve 10-14. güne doğru hafifleyerek düşer. Beşinci güne doğru değişken bir şiddette sanhk orta­ya çıkar; gözaklarının hafif sararmasıy-la sınırlı olabileceği gibi, 1-2 gün içinde hızla şiddetlenebilir. Böbrek değişiklik­leri, olgulann büyük bölümünde idrar tahliliyle ortaya konabilen hafif bozuk­luklar ya da kan azot düzeyinde belirgin bir artış biçimindedir.<br />
Kanama bozuklukları hafif <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> kanamalan, konjunktiva ya da dişeti ka­namaları ve hafif derialtı kanama odak-lanyla sınırlıdır; daha ender olarak id­rarda çıplak gözle saptanabilen kan gö­rülebilir. Başlangıçtan beri şiddetli olan ağır sinirsel değişiklikler, <a href="http://www.saglik.im/tifo/">tifo</a> belirtileri, çılgınlık hali, ajitasyon, erken ve şiddet­li sanlık, kan azot düzeyinin hızla art­ması, belirgin idrar azalması ya da tam idrar durması ile seyreden az sayıda ol­gu görülmüştür. Bunlar ölümcül sonuç veren kötü gidişil biçimlerdir. Ölüm, hastalığın ilk gününde kalp-dolaşım sis­teminin iflası sonucunda ya da 7-10. gü­ne doğru üremi ile gerçekleşir.• Beyin zarı iltihabı - Sekiz-on gün süren iyi gidişli bir hastalık gibi başlar. Leptospirozlara özgü genel enfeksiyon belirtileri, bazen de belirgin beyin zan iltihabı bulgularıyla ortaya çıkar. Bu belirtiler çok ender olarak hafif şiddet­tedir. Bazı olgular çok hafif ve kısa sü­reli olduğundan dikkati çekmeyebilir.Dalak genellikle büyük, karaciğer normal boyutlardadır. Genellikle böb­rek işlevlerinde hafif bir bozulma var­dır. Sanlık pek görülmez. Bu biçimle­rin özelliği, ateşin düşmesi ve beyin za-n iltihabı bulgulannm hafiflemesiyle birlikte vücut sıcaklığının iki aşamalı gidişi ve ateş yeniden yükselirken has­talığın da yeniden alevlenmesidir.• Böbrek hastalığı - Yalnız böbrek bo­zukluklarının Ön planda olduğu leptospi-roz olgulan ender görülür ve özellikle nedenlerine yönelik veri olmadığında ta­nı konması güçtür. Böbreklerdeki deği­şiklikler nefron boıtıcuklannı ve böbrek dokusunu etkiler. Buna <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> içinde ka­namalara yol açan bir böbrek iltihabı da eklenebilir. Hastalık tipik olarak zehir­lenme ve enfeksiyon belirtileriyle başlar, birkaç gün sonra nefron borucuklan ve böbreklerdeki belirtilere İdrar ve kanama belirtileri de eklenir. Kan basıncı yüksel­mesi ve ödem, kural olarak yoktur. Çok ender olarak tedaviye dirençli idrar dur­ması ile birlikte hasta ağırlaşır ve birkaç saat içinde üremi gelişir; iyileşmeye yüz tutan biçimlerde birkaç gün sonra aşamalı olarak yeniden idrar çıkarılır, kan azot düzeyi ve idrar normallesin Kural olarak kalıcı doku yıkımı olmadığından, böbrek işlevi de tümüyle normale döner. • Sarılıksız ateşli biçimler - özellikle Avrupa'da en sık görülen biçimlerdir ve değişik ülkelerde değişik adlarla anılır­lar. Çeşitli ülkelerde klinik tablo ve ana özellikleri aynı olmakla birlikte, enfek­siyon etkeni ve çevre koşullarına bağlı olarak bazı değişiklikler gösterebilirler.<br />
Almanya'da hastalık etkeni Leptos-pıra grippo-typhosa Feldfieber (tarla ateşi) ya da Schlommfieber (çamur ate­şi) diye bilinir. Bunlar çamurlu topı ak­larda çalışan köylüleri etkiler ve genel­likle salgına neden olur. İtalya'da son yıllarda pirinç tarlalarında çalışan işçi­lerin aşılanması hastalığın sıklığını be­lirgin ölçüde azaltmışsa da, leptospiroz hemen hemen her zaman pirinç tarımıy-la bağlantılı olmuştur. Türkiye'de lep­tospiroz olgulannın büyük bölümü Ka­radeniz Bölgesi'nde görülmektedir.<br />
Sanlıksız ateşli biçimlerin özelliği karaciğer, böbrek ve beyin zan bozuk-luklan olmadan, gribe benzer belirtilerle ortaya çıkmalarıdır. Ateş aniden başlar; olağan çalışmasını sürdüren işçi bu du­ruma şaşırır. Ateş birkaç saatte en yük­sek düzeye ulaşır ve kısa iyileşme dö­nemleri dışında hastalığın sonuna değin yüksek kalır. Daha hafif gidişli olgular­da (yaklaşık yüzde 25) ateş birkaç gün boyunca 38°C'nin biraz üstünde kalır.En yaygın belirti olan baş ağrısı erken başlar ve olguların yüzde 25'inde beyin zarının belirgin biçimde etkilendiği görü­lür. Olguların yüzde 70'inde şiddetli kas ağrılarının bulunması tanıyı kolaylaştırır.<br />
Hasta konjunktivalannda kızarma ve yanma duyusu tanımlar; çok tipik bir yüz görünümü vardır. İştahsızlık, yutakta kı­zarıklık, genellikle hafif bronş yakınma­ları görülür. Karaciğer ve böbrek belirti­leri kural olarak bulunsa da çok şiddetli değildir. Olguların yaklaşık yansında ka­raciğer hafifçe büyümüştür ve elle mua­yenede hafif ağrılıdır. Kanda <a href="http://www.saglik.im/bilirubin/">bilirubin</a> düzeyi hafifçe artar, idrarda ürobilin, al-bümin, silindir ve alyuvar görülür.Hastalık 8-12 gün içinde iz bırakma­dan geçer. İyileşme dönemi uzundur ve yoğun bir halsizlik vardır.Son derece hafif gıdişli, çok kısa sü­reli belirtilerin muayenede fark edilme­diği biçimler de sık görülebilir.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Karaciğer-böbrek belirtileriyle ortaya çıkan ağır biçimlerin tanısı kolaydır. Ancak sarılık öncesi evrede, başka ge­nel hastalıklardan (tifo ateşi, sepsis [kanda bakteri üremesine karşı tepki] vb) ayırt edilmesi güç olabilir, »ı Daha az tipik belirtilerle ortaya çı­kan biçimlerde ayırıcı tanı çok güçtür. Basit karaciğer iltihabıyla başlayan lep-tospirozda en büyük güçlük, viral hepa-tit ile ayırıcı tanı konmasıdır.<br />
Sarılıksız biçimlerin en önemlilerin­den olan leptospiroz kökenli beyin zarı iltihabı, beyin-omurilik sıvısının berrak olmasıyla, özellikle viral ve başlangıç evresindeki <a href="http://www.saglik.im/verem/">verem</a> kökenli beyin zan il-tihaplanna benzer.Yalancı <a href="http://www.saglik.im/grip/">grip</a> biçimini gripten, yalan­cı romatizmal belirtilen de gerçek roma-tizmal hastalıktan ayırt etmek gerekir.Kesin tanı doğrudan mikroskop ve kültür incelemeleri ile dolaylı testlere (bağışıklık testleri) dayanır.Doğrudan mikroskopik inceleme, kanda leptospira bulunan evrede kana, enfeksiyonun ikinci haftasından sonra da idrar ve beyin-omurilik sıvısına uygula­nır. Ama tanı açısından çok önemli de­ğildir. Tanıya götürücü inceleme yönte­mi, alman örneğin (kan, beyin-omurilik sıvısı, idrar, böbrek <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> örneği) uy­gun besiyerlerine ekilmesidir. Hastalığın erken evresinde kesin tam sağladığından kan kültürünün büyük Önemi vardır.Bağışıklık testleri çok kullanılır ve önemli yararlar sağlar. Ama bu testlerle ancak hastalığın 7-8. gününden sonra tam konabilir.En yaygın olarak kullanılan serolo-jik tepkime, çökelti testidir (aglütinas-yon). Aşamalı olarak sulandmlan hasta serumlan leptospira antijeniyle karşı-laştınlır. En sulandınlmış örneklerde bile antijen-antikor tepkimesinin görül­mesi, hastada güçlü <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> yanıtı bu­lunduğunu, dolayısıyla bu hastalığı ge­çirmiş olduğunu gösterir.<br />
<strong>BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)</strong><br />
Leptospira enfeksiyonunun gidişi kural olarak olumludur. Ölüm oranı bölgeye, bulaşma yoluna, leptospira türüne ve özellikle hafif olgularda tam koyma sü­resine bağlı olarak büyük ölçüde değişe­bilir. Sanlıksız ve beyin zarı İltihabıyla seyreden biçimlerde büyük oranda iyi­leşme sağlanır. Avrupa’da karaciğer-böbrek iltihabı biçimlerinden kaynakla­nan <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> oram yüzde 7-25 arasında de­ğişir. Ölüm hastalığın ilk günlerinde akut zehirlenme, daha sonra da <a href="http://www.saglik.im/yazi/bobrek-yetmezligi/">böbrek yetmezliği</a> sonucunda gerçekleşir. Belir­gin tansiyon düşmesiyle birlikte kalp atım hızının artması (taşikardi), her za­man <a href="http://www.saglik.im/kalp-kasi/">kalp kası</a> iltihabına (miyokardit) işaret eder. Kalp bulgulan karaciğer ve böbreklerde belirgin bir bozulmaya eş­lik ediyorsa, sonlanma kötü olur.<br />
Hastalık beyin zarı, karaciğer ve böbreklerde kural olarak kalıcı iz bırak­maz, karaciğer sklerozu ya da sirozu ile kronik böbrek hastalığına dönüşmez.<br />
Hastalık kalıcı bir bağışıklık sağla artık hasta, aynı tür leptospıraların yo. açabileceği enfeksiyonlara karşı muştur.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Hastalığın tedavisi erken ve geç olmak üzere iki aşamada ele alınır. Yaygır olarak kullanılan antibiyotikler, bütur leptospira türlerine karşı belirgin biçim­de etkilidir. Ama etkileri, tedaviye has­talığın ilk 2-3. gününde ya da en geç 4-5. gününde başlanmasına bağlıdır. Bl kadar erken bir aşamada hastalığın ne­denlerine dayanan kesin tanı konabilir-se, tedaviye başlanır.<br />
<a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">Antibiyotik</a> tedavisi daha geç dönem­de, leptospiralar derin organlara yerleştik­ten sonra başlarsa, genellikle etkisiz kahr. Günümüzde hâlâ en etkili <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> penisilin­dir. Tedaviye olabildiğince erken başlanır ve her 4-6 saatte bir, damar yolundan sü­rekli olarak yüksek dozlar verilir. Antibi­yotik uzun bir süre olası yinelenmeleri de önleyecek biçimde verilmelidir.<br />
Daha ileri evrelerde tedaviden amaç. leptospirozun en korkutucu belirtilerim, yani böbrek yetmezliğini önlemektir. Bu nedenle hasta dikkatle izlenmeli \e kan dolaşımı düzeltilerek böbrekteki do­laşımın bozulması engellenmelidir.Kan basıncındaki düşme ve dolaşım yetmezliği merkez sinir sistemini uyarı­cı (analeptik) ilaçlar, kalp güçlendirici­ler, <a href="http://www.saglik.im/bobrekustu-bezi/">böbreküstü bezi</a> özütleri, kortizon grubu ilaçlar ve olanak varsa noradre-nalinle tedavi edilmelidir. Yeterli mik­tarda sıvı vererek vücudun aşın sıvı yi­tirmesi önlenir; beslenmede <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> alı­mı kısıtlanmalı ve özellikle toplarda­mar yoluyla günde 160-200 gram gli­koz verilmelidir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/leptospiroz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

