<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Damar Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/damar-hastaliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Polisitemi</title>
		<link>http://www.saglik.im/polisitemi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/polisitemi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 07:09:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik ve Eklem Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=9099</guid>
		<description><![CDATA[Kanda çok aşırı sayıda alyuvarlar bulunması. Yüzün, ve deride aşırı kızarıklık, kaşıntılara ve Tromboz eğilimine yol açar. Bazı tümörlere ya da uzun süren hipoksi durumuna (akciğer hastalıkları) eşlik edebilir. Başka bir hastalıktan kaynaklanabileceği gibi, belirli bir hastalığa bağlı olmayabilir. Çoğunlukla orta yaş hastalıklarındandır. Hücre sayısının çoğalmasından dolayı, kanın yoğunluğu artar, kişide kolay bir biçimde tromboz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanda çok aşırı sayıda <a href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">alyuvarlar</a> bulunması. Yüzün, ve <a href="http://www.saglik.im/deri/">deri</a>de aşırı <a href="http://www.saglik.im/kizariklik/">kızarıklık</a>, <a href="http://www.saglik.im/kasinti/">kaşıntı</a>lara ve <a href="http://www.saglik.im/tromboz-ve-trombus/">Tromboz</a> eğilimine yol açar. Bazı <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a>lere ya da uzun süren hipoksi durumuna (<a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">akciğer hastalıkları</a>) eşlik edebilir. Başka bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a>tan kaynaklanabileceği gibi, belirli bir hastalığa bağlı olmayabilir.</p>
<p>Çoğunlukla orta yaş <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>ındandır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">Hücre</a> sayısının çoğalmasından dolayı, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a>ın yoğunluğu artar, kişide kolay bir biçimde tromboz ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">da­mar</a> tıkanmaları meydana gelir. Hastanın yü­zü kırmızı bir şekle bürünür ve <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamarlar</a> gergin­leşir. <a href="http://www.saglik.im/polisitemi/">Polisiteminin tedavisi</a>, hasta­dan kan alarak ve <a href="http://www.saglik.im/kemik-iligi/">kemik iliği</a>ne yerleşip, <a href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">alyuvar</a>ların yapılmasını engelleyen radyoaktif <a href="http://www.saglik.im/fosfor/">fosfor</a> vermektir.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-9101 alignleft" title="polisitemi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/10/polisitemi-300x227.jpg" alt="polisitemi" width="300" height="227" /><br />
<a href="http://www.saglik.im/polisitemi/">Polistemi</a> bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum hastalığı</a> değildir, sonradan meydana gelir ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kemik-hastaliklari/">kemik hastalıkları</a>ndan biridir. Bütün <a href="http://www.saglik.im/kan-hucreleri/">kan hücreleri</a>nde (<a href="http://www.saglik.im/alyuvarlar-eritrositler/">eritrosit</a>, lökosit, trombosit) aşırı bir üretim olur. Çok ender görülen bir hastalıktır, çoğunlukla erkeklerde ortaya çıkar ve kırk yaşın altında ender gözlenir. Sebebi tam olarak belli değildir.</p>
<p>Polistemi yavaş yavaş gelişim gösterir, çoğunlukla 50-60 yaşlarından sonra akut myelojenik <a href="http://www.saglik.im/kan-kanserleri-losemiler/">lösemi</a>ye zemin hazırlayabilir. Kanın yoğunlaşmasındaki yükseliş (akışkanlığının azalması) ve trombositlerin sayısında oluşan artış bir inme ya da kalp krizilerine sebebiyet verebilir. Bazı hastalarda trombositlerin <a href="http://www.saglik.im/pihtilasma/">pıhtılaşma</a> yetenekleri azaldığından, <a href="http://www.saglik.im/kanamalar/">kanamalar</a> görülebilir. Riskli gruplar tam olarak belli olmamakla birlikte, yahudilerde daha sık meydana geldiği görülmüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/polisitemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşük Tansiyon</title>
		<link>http://www.saglik.im/tansiyon-dusuk-tansiyon/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/tansiyon-dusuk-tansiyon/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 23:24:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Tansiyon Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=524</guid>
		<description><![CDATA[TANSİYON (DÜŞÜK TANSİYON) Orta yaşlı ve sağlıklı bir kişide kan basıncı 130/80 mmHg (mm cıva basın­cı) arasındadır. Kalbin kasılarak kanı damarlara pompaladığı andaki (sistol) basınç büyük ya da sistolik kan basıncı, vücuttan dönen kanın kalbe dolduğu andaki (diyastol) basmç ise küçük ya da diyastolik kan basmcı olarak adlandırı­lır. Diyastol anında kan çoktan küçük çevrel (periferik) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;">TANSİYON (DÜŞÜK TANSİYON)</span></strong></span><br />
Orta yaşlı ve <a title="Sağlık" href="http://www.saglik.im">sağlık</a>lı bir kişide <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> basıncı 130/80 mmHg (mm cıva basın­cı) arasındadır. Kalbin kasılarak kanı damarlara pompaladığı andaki (sistol) basınç büyük ya da sistolik kan basıncı, vücuttan dönen kanın kalbe dolduğu andaki (diyastol) basmç ise küçük ya da diyastolik kan basmcı olarak adlandırı­lır. Diyastol anında kan çoktan küçük çevrel (periferik) damarlara ulaşmıştır.<br />
Büyük <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> 100 mmHg’nin altı­na düştüğünde <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> tansiyondan (hi­potansiyon) söz edilir. <a title="Düşük tansiyon düşmesi" href="http://www.saglik.im/tansiyon-dusuk-tansiyon/">Düşük tansiyon</a>, kan dolaşımının, vücudun gereksinimi­ni karşılayamadığını gösterir. Hastada ani pozisyon değişikliklerine neden olan vücut hareketleri (hızla ayağa kalkma gibi) sonucunda dokulara, özel­likle beyne yeterli oksijen ulaşamaz. Oksijensizliğe son derece duyarlı olan beyin bu durumdan çok etkilenir.<br />
Dinlenme halinde büyük tansiyonu 100 mm’nin altında olanlarda dola­şım yetersizliği oJduğu söylenebilir<br />
<span style="color: #ff0000;"><strong>BİRİNCİL (ESANSİYEL) HİPOTANSİYON</strong></span><br />
Bazı olgularda düşük tansiyon kişiyi ra­hatsız etmez ya da önemsiz yakınmala­ra yol açar. <a title="kan basıncı" href="http://www.saglik.im/kan-basinci-nedir/">Kan basıncı</a>nın normalin al­tında olduğu kabul edilse de kişi tü­müyle sağlıklıdır. Bazı olgularda ise tansiyonun düşük olduğu oldukça belir­gindir. Kanın damarlarda hareketini sağlayan güç çok hafiftir. Dokulara gi­den oksijen miktarının normalin altına düşmesi, Özellikle beyin dokusunu etki­leyerek düşük tansiyona özgü belirtile­rin ortaya çıkmasına neden olur. Hasta en çok, sağlıklı kişilerde de tansiyonun düşük olduğu sabahları rahatsızlık du­yar; kendini yorgun, isteksiz hisseder ve çok sık esner. En hafif <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> bile çok güç gelir ve olağanüstü bir çaba ge­rektirir. Kızarma ve terlemenin yanı sı­ra, şkktetli baş ağnsr, soğuğa, dayaıuk-<br />
sızlık ve <a href="http://www.saglik.im/solgunluk/">solgunluk</a> görülür.Ruhsal gerilim ishale ve sık idrara çıkmaya neden olur. Özel­likle yemeklerden son­ra dolaşımdaki ka­nın önemli bir bölümünün sindirim sisteminde göllenmesî sonucunda bey­ne giden oksijen miktarının azalması nedeniyle bastırılamayan bir uyku hali başlar. Aym nedenlerle bedensel güç harcamayı gerektiren durumlarda, ka­rım kaslarda toplanması beyni oksijen­siz bıraktığından uyku hali gözlenir.<br />
Her açıdan tümüyle sağlıklı olan in­sanlarda tansiyonun düşmesi nasıl açık­lanabilir? Bunun yapısal bir özellik ol­duğu ve doğuştan geldiği görüşü bir de­receye kadar doğrudur. Düşük tansiyon genellikle normal ya da uzun boylu, uzun kol ve bacaklı, zayıf ve <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> yapılan gelişmemiş kişilerde görülür. <a href="http://www.saglik.im/zayiflama/">Zayıflık</a> ve uzun boy gibi, düşük tansiyon da yapısal bir özellik olduğundan endişelenmek ge­reksizdir. Yapısal özellikler dışında tan­siyon düşmesine yol açan önemli bir et­ken <a href="http://www.saglik.im/bobrekustu-bezi/">böbreküstü bezi</a> dış kabuğundan (korteks) salgılanan ve kan basıncını dü­zenleyen hormonların yetersizliğidir; bu durumun düzeltilmesi için eksik olan iıuımuııfar üasıaya dışarıdan verilir.Otonom sinir sistemini etkileyerek damarların büzülmesini sağlayan ilaçlar kan basıncını yiiksplterelc rahatsızlığın giderilmesini sağlar. Bununla birlikte, otonom sinir sisteminin dengesinin ko­runması için düzenli ve sakin bir yaşam diyet önerilir. Mideye fazla yük bindir­memek için sık aralarla hafif Öğünler yemek gerekir.Sabah kahvaltısı ve öğle yemeğin­den sonra bir fincan koyu kahve, akşam yemeğinde de yatıştırıcı olarak bir bar­dak kırmızı şarap ya da bira içilebilir. Öğleden sonra bir saat dinlenmek de çok yararlı olabilir.<br />
Ayrıca, açık havada dolaşmak ve egzersiz yapmak da hastayı rahatlatır. Hafta sonları kent dışına çıkılmalı, kısa süreli de olsa gezilerle hava ve çevre değişikliği sağlanmalıdır.<br />
Düşük tansiyonlulara öncelikle yüz­me ve kayak, aynca, jimnastik, masaj, özellikle geceleri soğuk duş ve banyo, yüksek karbonik asit içeren kaplıca kür­leri ve güneş banyosu önerilir. Ayrıca bele takılan esnek bir kemer karındaki atardamarlara dışarıdan basınç yaparak genişlemelerini bir ölçüde engeller ve tansiyonun düşmesinin önüne geçer.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-3428 alignleft" title="tansiyon1" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/tansiyon1.jpg" alt="" width="200" height="200" /></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">ORTOSTATİK HİPOTANSİYON</span></strong><br />
İnsan vücudu, sürekli değişen dış koşul­lara karşı iç dengesini sabit tutmaya ça­lışır. Örneğin otururken ya da yatarken ayağa kalktığımızda vücuttaki kan yer­çekiminin etkisiyle ayaklara doğru ha­reket eder.<br />
Ayağa kalkınca kanın aşağı hücum etmesi ve vücudun üst yarısındaki kanın azalması <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> basıncının düşmesi­ne ve yerçekimi etkisiyle karım bacak­larda göllenmesiyle vücudun öteki bö­lümlerinin kansız kalmasına neden olur. Bu durumda vücudun üst yansının, özellikle beynin kansız kalmasını önle­yecek bir mekanizma devreye girer. Küçük damarlar büzülerek kanın yerçe­kimi nedeniyle aşağıda birikmesini ön­ler. Böylece ayağa kalkıldığında, kan bacaklarda göllenmek yerine vücudun dört bir yanma dağılmayı sürdürür. Atardamar basıncının, küçük tansiyon­da hafif bir artışla birlikte, normal de­ğerlerde tutulması ve dolaşımda denge­yi sağlamak için <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> atışları hızlanır. Bu önlem yetersiz kalırsa kişi ayağa kalkınca fenalaşır, rengi solar, terleme­ye başlar ve gözleri kararır. Beyindeki görme ğundan, göz kararması ilk ortaya çıkan belirtilerden biridir. Aynca baş dönme­si, halsizlik ve bazen <a href="http://www.saglik.im/yazi/bayilma/">bayılma</a> görülür.Bu belirtiler nasıl ortaya çıkar? Baş­lıca neden çevrel damarlann büzülmesindeki yetersizlik sonucunda tansiyo­nun düşmesiyle beyne yeterli kan gide-memesidir. Bu olay tehlikeli olmasa da önüne geçilemez. Düşük tansiyonlu ki­şiler yavaş hareketlerle ayağa kalkarak vücutlarına uyum sağlaması için yeterli zamanı vermelidir.<br />
Bayılan ya da bayılmak üzere olan hastayı başı ayaklanndan ve vücudun­dan daha aşağıya gelecek biçimde yatır­mak yeterlidir. Başın altına kesinlikle yastık konmamalıdır. Böylece hasta kı­sa sürede toparlanır ve beyne yeterince kan gitmeye başlayınca kendine gelir.Ortostatik hipotansiyonla birlikte görülen başka bir bozukluk da Shy-Drager sendromudur. Bu hastalarda or­tostatik hipotansiyon, idran tutamama, <a href="http://www.saglik.im/cinsel-iktidarsizlik/">cinsel iktidarsızlık</a> ve terlemeyle birlik­te görülür. Yapılan çalışmalar bu belir­tilerin görüldüğü hastalarda beyin sapı, bazal gangliyonlar (beyindeki dört önemli sinir düğümü) ve öbür merkez <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> yapılarında belirgin nöron kaybının olduğunu göstermiştir.Hastalık genellikle 5-7 yılda ilerle­yerek hastayı yatağa bağımlı kılabilir. Belirgin ortostatik hipotansiyonla bir­likte taşikardi (hızlı kalp atımı) yerine bradikardi (dakikada 60 atışın altma inen yavaş kalp atımı) gelişir. Bu hasta­larda da tedavi belirtilere yöneliktir.Bacaklarda kan göllenmesini önlemek için Özel çorapların kullanılması yararlı olabilir. Daha ilerlemiş ve dirençli ol­gularda tuz alımı ya da fludrohidrokor-tizon önerilir. Aynca amfitamin ve efedrin gibi ilaçlar da kullanılabilir.<br />
<span style="color: #ff0000;"><strong>SONUÇLAR</strong></span><br />
Buraya kadar birincil ve ortostatik dü­şük tansiyon incelendi. Her iki durum da tehlikeli sonuçlar doğurmayan yapı­sal bozukluklardan kaynaklanır ve bu kişiler tansiyonlan düşük olsa da sağ­lıklı kabul edilirler. Hatta, istatistikler tansiyonu düşük olanların, normal kişi­lerden daha uzun, tansiyonu yüksek olanlardan ise çok daha uzun yaşadığını göstermektedir. Tansiyonun düşük ol­ması damarlan daha az yıpratmakta, bu nedenıc orta ‘ yaşlarda <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp damar</a> sistemi ilgili kanama, beyin trombozu, <a href="http://www.saglik.im/miyokart-enfarktusu/">miyokart enfarktüsü</a> gibi <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> çok az ortaya çıkmaktadır.Doğal olarak, bu özellikler tansiyo­nu düşük olan herkes için geçerli değil­dir. Tansiyon düşüklüğü çoğu zaman başka bir hastalıkla “Örneğin <a title="kansızlık" href="http://www.saglik.im/kansizlik/">kansızlık</a>, <a title="tifo" href="http://www.saglik.im/tifo/">tifo</a>, <a title="difteri" href="http://www.saglik.im/difteri/">difteri</a>, <a title="zatüre, zatürre, zatürree" href="http://www.saglik.im/zaturree/">zatürre</a> gibi <a title="bulaşıcı hastalıklar" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bulasici-hastaliklar/">bulaşıcı hastalıklar</a>, <a title="karaciğer hastalıkları" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/karaciger-hastaliklari/">karaciğer hastalıkları</a>, <a title="böbrek üstü bezi böbreküstü bezi bezleri nedir" href="http://www.saglik.im/bobrekustu-bezi/">böbreküstü bezi</a> hastalıklan ve zehirlenmelerle birlikte ortaya çıkar, bu hastalığın tedavi edil­mesiyle ortadan kalkar. Böyle durum­larda düşük tansiyonun nedenleri, öne­mi ve gidişi değişken olabilir..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/tansiyon-dusuk-tansiyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>45</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varis</title>
		<link>http://www.saglik.im/varis/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/varis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 06:31:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=560</guid>
		<description><![CDATA[Toplardamarların bölgesel biçimde genişlemesi ve kıvrımlarının çoğalmasına verilen isimdir. Vücudun bir bölgesinde bulunan toplardamarlarda varis gelişebilir. Ancak gerçekte varisler en fazla bacaklardaki toplardamarlarda ve anüsteki hemoroit toplardamarlarında görülür. Hemoroid toplardamarlarda gelişen varislere kısaca “ Hemoroit ” denilmektedir. Hemoroid halk arasında “ Basur ” olarak adlandırılmaktadır. Hemoroit konusu sitemizin “ Sindirim sistemi ” bölümünde incelenmiştir. Belirtileri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toplardamarların bölgesel biçimde genişlemesi ve kıvrımlarının çoğalmasına verilen isimdir. Vücudun bir bölgesinde bulunan toplardamarlarda <a href="http://www.saglik.im/varis/">varis</a> gelişebilir. Ancak gerçekte <a href="http://www.saglik.im/varis/">varisler</a> en fazla bacaklardaki toplardamarlarda ve anüsteki hemoroit toplardamarlarında görülür. Hemoroid toplardamarlarda gelişen varislere kısaca “ Hemoroit ” denilmektedir. Hemoroid halk arasında “ <a href="http://www.saglik.im/basur-hemoroit/">Basur</a> ” olarak adlandırılmaktadır. <a href="http://www.saglik.im/basur-hemoroit/">Hemoroit</a> konusu sitemizin “ Sindirim sistemi ” bölümünde incelenmiştir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4950" title="varis" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/07/varis-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 500px; height: 350px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=5727423813293358669&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 500px; height: 350px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=5727423813293358669&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><strong>Belirtileri</strong></p>
<p>Bacaklarda ağırlık ve yorgunluk duyusu, ayak bileklerinde şişme, varisli bölgede deri ülserlerinin gelişmesi ve kahverengi lekelerin ortaya çıkması başlıca belirtileridir. Kahverengi lekeler, alyuvarların darnar dışına sızdıktan sonra deride parçalanıp içlerindeki demirin bu bölgede birikmesiye oluşur. Tedavisi. Başlangıç dönemindeki varisler, genellikle fazla ayakta kalmamaya özen gösterip istirahat etmekle geçebilir. Ancak iyileşmeyen varisler için ameliyat gerekebilir. Hastanın yatak istirahatine alınması ve bacakların kalp düzeyinin üstüne yükseltilmesi ien önemli ve basit tedavi yöntemidiri. Başlangıçtaki varisler için “varis çorabı” adı verilen elastik çoraplarla aynı işlevi gören bandajlar iyi sonuç verir. Tüm bu yöntemlerden sonuç alınmazsa varisli damarın ya da damarların ameliyat yoiuyla çıkartılması gerekir. Gebe kadınlarda varis gelişme eğilimi varsa, yataktan kalkmadan önce varis çorabı giymelerinde yarar vardır. Uzun süre ayakta kalmayı gerektiren meslekleri yapan kişilerin varis gelişmesini önlemek için yürümeleri ve hafif koşullar yapmaları yararlıdır. Yürüyüşler ve hafif koşular kasları güçlendirir ve derideki toplardamarlar bu kaslarca testeklenmiş olur.</p>
<p>Varisler toplumda yaklaşık olarak % 15 sıklıkta görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla 4 kat daha sık rastlanır.</p>
<p>Bilindiği gibi, toplardamarların çoğunda kapakçıklar bulunmaktadır. Bu kapakçıklar yalnız kalbe doğru açıldıklarından, <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> kanının da yalnız kalbe doğru akmasını sağlarlar. Varis vakalarında bu kapakların çalışması bozulmuştur. Bazı vakalarda ise bu kapakların sayısının normalden az olduğu saptanmıştır. Kapakların çalışmasında bozukluğun gelişmesine neden olan etkenlerin başında, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> duvarının zayıflayıp genişlemesi gelir, insanın iki ayak üzerinde dik yürüyor olması, bacaklarmdaki toplardamarlarda kanın hidrostatik basıncın yüksek olmasına neden olmaktadır. Diğer yandan bacak toplardamarlarında bir iltihabın gelişmesi damar duvarının zayıflamasına yol açar. Duvarı zayıflamış, içindeki kanın hidrostatik basıncı artmış olanbirtoplardamarda ise, varis gelişmesi ileri derecede kolaylaşmış olur. Uzun boylu kişilerin, sürekli olarak ayakta duran trafik polislerinin, dişçilerin, aşçıların bacaklarmdaki toplardamarlarda hidrostatik basınç daha yüksek olduğundan, bu kişilerde bacak varislerine daha sık rastlanmaktadır. <a href="http://www.saglik.im/yazi/hamilelik/">Hamilelik</a> sırasında, <a href="http://www.saglik.im/rahim/">rahim</a> içindeki çocuğun annenin gerek <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">pelvis</a> gerekse sırt bölgesindeki toplardamarlara baskı yapması sonucu bacaklardaki toplardamarlarda hidrostatik basınç artar. Bu da hamilelik sırasında annede varislerin gelişmesine neden olan önemli etkenlerden biridir. Bu nedenle hamile kadınların ayakta fazla kalmamaları, dinlendikleri zaman tamamen sırt üstü değil de bir miktar yan yatmaları daha iyi olur. <a href="http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/">Kalp yetmezliği</a> olan hastalarda bacaklarda bir miktar <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> göl-lenir. Bu göllenme de atardamarlardaki hidrostatik basıncın artmasına ve dolayısıyla da varislerin gelişmesine yol açabilmektedir. Varisli bacaklarda hastalar ağrıdan gerginlikten ve bacaklarmdaki ağırlık hissinden yakınırlar. Varisli bacak şişebilir, gece yatakta o bacağa kramp girebilir. Varis nedeniyle bu bölgede deri ülserleri gelişebilir. Deride kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bu lekeler, alyuvarların damar dışına sızdıktan sonra deride parçalanıp içlerindeki demirin bu bölgede birikmesine bağlıdır. Varislerin tedavisi basit istirahatle olabileceği gibi, bu yöntemle iyileşmeyen vakalar için cerrahi yöntemle de olabilir. Hastanın yatak istirahatine alınması ve bacağının <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> düzeyinin üstüne yükseltilmesi gerekir. Yüzeysel varisler için esnek varis çorapları yararlı olabilir. Bu yöntemlerle sonuç alınmadığında ise varisli damarların cerrahi olarak çıkartılması gerekmektedir.</p>
<p>Varise eğilimi olan hamile kadınların yataktan kalkmadan önce esnek varis çoraplarını giyinmeleri yararlıdır. Genel bir önleyici olarak da herkese yürümeyi ya da koşmayı öneririz. Böylece bacak kasları kuvvetleneceğinden, özelle derideki <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamarlar</a> bacak kasları tarafından desteklenmiş olurlar. Bu da varis gelişme riskini düşürür. Varisli kişilerin de hafif yürüyüşler yapmalarında yarar vardır. Uzun süre ayakta durmak zorunda olan kişilerin ise yürüyüş ve koşulara herkesden daha çok önem vermeleri gerekmektedir.</p>
<p><strong>NEDENLERİ</strong><br />
Bacak varisleri, birincil ve ikincil olarak ikiye ayrılır. Birincil varisler yüzeysel toplardamarlarda ortaya çıkar, ikincil varisler Öncelikle derin toplardamarda görülür; burada kapakçıkların kapanma­sına ya da yetersizliğine yol açar. Böyle­ce kan, izlemesi gereken yoldan saparak yüzeysel damarlara geçer ve yüzeysel toplardamarın duvarlarında zayıflamaya yol açarlar.<br />
<strong>1 BİRİNCİL VARİSLER</strong><br />
Toplardamarlar uzamış, genişlemiş ve büklümlü bir görünüm almıştır. Bu da­marların duvarları incelendiğinde önem­li yapısal bozukluklar görülür. Duvarın bazı bölümlerinde kalınlaşmalar, ba?ı bölümlerinde ise incelmeler görülür. Bu­rada <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ve esnek liflerin yerini lifsi bağdoku almıştır. Bu doku, kanın bura­da birikmesine bağlı olarak, basmç altın­da zayıflar ve toplardamarların duvarla­rında çok belirgin genişlemeler görülür. Önceleri bu durumun damar duvarları­nın doğuştan gelen bir zayıflığına bağlı olarak gelişebileceği düşünülmüştür.</p>
<p><strong>İKİNCİL VARİSLER</strong></p>
<p>Derin toplardamarlar iltihap nedeniyle tıkandığında, kanın kalbe geri dönüşü önemli oranda engellenir. İltihaba bağlı olarak genel durum bozukluğu, ateş, ağrı, bacakta şişme gibi belirtiler de görü­lebilir. Bu durumda yüzeysel toplarda­marlar daha fazla miktarda kanı içine alarak kalbe itmeye çalışır. Daha önce de belirtildiği gibi, toplardamarlarda ka­nın hareketini sağlayan mekanizmalar yetersiz kaldığından yüzeysel toplarda­marlar fazla miktardaki kanı pompala-yamaz ve genişler. Bu damarlardaki ka­pakçıklar yeterince kapanamaz, zayıflar, yetersiz kalarak kanın kalbe geri dönü­şünü zorlaştırır. Bu durumlarda varis te­davisinden önce derin toplardamardaki iltihabın giderilmesi gerekir. İltihap sık­lıkla akciğerde emboliye neden oldu­ğundan hemen tedavi edilmelidir.</p>
<p><strong>YAKINMALAR</strong></p>
<p>Varisler başlangıçta yalnızca görüntüyü bozar. Bu aşamada bile bacaklarda ağırlık duygusu ve karıncalanmayla bir­likte <a href="http://www.saglik.im/yorgunluk/">yorgunluk</a> olabilir. Bu yakınmalar, özellikle bacaklan yukan kaldırarak dinlenmeyle geçer. Bu aşamada toplar­damar dolaşımı henüz kesintiye uğra­mamıştır. Bacağm şişmesi de vansin<br />
belirgin bulgulanndandır; kanın dolaşı­ma yeterince katılamayıp, damar yata­ğında hareketsiz kaldığını gösterir. Bu durum daha ağır komplikasyonlara yol açabilir. Deri Üzerinde renk değişiklik­leri ve bozukluklar olabilir. Hastalığın bu döneminde egzama, varis ülserleri, damarın çatlamasına bağlı kanama, ba­zen derin damarların tıkanmasıyla orta­ya çıkan iltihap görülür. Hastalığın er­ken döneminde doğru tanı konması ve tedavi uygulanması, hastalığın gidişi ve doğabilecek komplikasyonlarm önlen­mesi açısından çok yararlıdır.</p>
<p><strong>KOMPLİKASYONLAR</strong></p>
<p>Bacak varislerinde başlıca üç komplikasyon vardır: Tromboflebit; varis kanaması; varis ülserleri.<br />
Bu komplikasyonlar hastanın yaşa­mını tehdit etmezse de, istirahatı zorun­lu kılabilir.<br />
Varis tromboflebiti: Varisli toplar­damarın duvarında iltihap vardır; bu du­rum damarın çevresindeki dokuları da ilgilendirir. Ayrıca toplardamarın varis olan bölümünde pıhtı oluşumu (tromboz) görülür. Deri varisli damar boyun­ca sıcak ve kırmızıdır. Toplardamar ger­gin ve sert bir sicim gibidir. Elle yapılan muayenede varisli toplardamarlar bo­yunca yaygın ve ağrılı bir şişlik sapta­nır. Hastanın varisli bölgede ağrısı var­dır; gerginlik duyulur. Bazı durumlarda <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> ve genel durum bozukluğu da görü­lebilir.<br />
Varisin çatlamasına bağlı kana­ma: Sıklıkla <a href="http://www.saglik.im/travma/">travma</a> nedeniyle ortaya çı­kar. Travma hafif bile olsa, varisli da­marın çatlaması için yeterlidir. Derinin bütünlüğü de bozulursa dışarı doğru önemli boyutlarda kanama olabilir. Böyle durumlarda kanamanın acil ola­rak durdurulması gerekir. Kanama böl­gesine bir baskı uygulanması ve bunun ardından sıkı bir bandajla sarılması uy­gundur. Varis çatlamasında ciltte yara bulunmayabilir. Böyle durumlarda deri altına kanama olur, hematom (kan otur­ması) gelişir. Hematomun kendisi bir baskı oluşturduğundan kanama kendi başına da durabilir. Çok ağrılı bir du­rumdur, dokuların ezilmesine ve baca­ğın güçsüz kalmasına yol açar. Hemato­mun çok yaygın olmadığı durumlarda alkolle pansıman yapmak yeterli olur; böylece hematom geri emilir. Hematomun yaygın olduğu durumlarda buraya sokulan bir iğne ile biriken kan boşaltı­lır.<br />
Varis ülserleri: Derinin <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> bozukluklarına bağlı olarak görülür. Toplardamar ülserlerinin en sık görül­düğü yer baldırın üçte bir alt iç yanıdır. Derinin özellikle ince, parlak ve kuru olduğu bu bölgede belki de sinirsel lez-yonlara bağlı olarak sıklıkla <a href="http://www.saglik.im/kasinti/">kaşıntı</a> gö­rülür. Günlük yaşamda olabilecek kü­çük bir kaza bile, varisli bacakta iyileş­meyen yaralara yol- açar. Ülser farklı boyutlarda olabilir. Etrafındaki deri mo­rumsudur. Sınırlan bazen düzenli, ba­zen düzensizdir. Kızılımsı renklidir. Sü­rekli olarak renksiz ve serum içeren bir sıvı salgılar. Tümüyle ağrısız ya da az ağrılıdır. Tedavide kesin yatak istirahati ve enfeksiyonları önleme açısından nedbeleşmeyi hızlandıran ilaçlarla anti­biyotikti pomatlar kullanılır. Bu tedavi başarılı olamazsa, tam olarak iyileşme garanti edilemese bile, deri naklinden başka çare yoktur.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong></p>
<p>Varis tedavisinde varisi önlemek için alınması gereken önlemlerin önemi bü­yüktür. Bunlardan bazıları uzun süre ayakta kalmamak, fazla kiloları ver­mektir. Bacaklar yorulduğunda ve sınır­lı bir bölgede varis türü genişleme sap­tandığında esnek varis çorabı kullanıla­rak önlem alınabilir. Varis çorapları özellikle bacağın alt bölümlerini sıkış nr; kalçalara çıkıldıkça bu baskı Böylece, toplardamarlara masaj uygula narak, kanın kalbe geri dönüşü kola) laştırılır.Sertleştirici tedavi &#8211; Yaygın varisi ler küçük boyutlardaysa ve kapakçıklar işlevlerini görüyor durumdaysa sertleş­tirici tedavi uygulanabilir. Sertleştind tedavi varisin içine tahriş edici bir mad­de şırınga edilerek yapılır.Böylece damar içinde kimyasal bir iltihap oluşturularak, bunların kapanma­sı sağlanır. Tedaviyi izleyen dönemde esnek varis çorabı kullanılması, tedavi­nin daha iyi sonuç vermesini sağlar.Yüzeysel toplardamar sisteminde yapısal bir bozukluk varsa ve kapakçık­lar yetersiz kalıyorsa, tek tedavi yönte­mi cerrahi girişimdir.Cerrahî girişim &#8211; Cerrahi girişim bacak toplardamarının çekilerek çıkar­tılmasını kapsar. Toplardamarın alt ve üst uçları kesilip çevre dokulardan a\ -rıldıktan sonra, damarın içine özel bir başlığı olan bir sonda sokulur. Bu sonda alt uca kadar sokulup geri çekildiğinde bacak toplardamarı sondanın başlığına bir eldiven parmağı gibi sarılarak ciltte açılan keşi yerinden dışarı çıkartılır.<br />
Varislerin değerlendirilmesi ve en uygun tedavinin belirlenmesi bir uzman hekim tarafından yapılmalıdır. Böylece yüzeysel ve derin toplardamarlarla ilgili daha kesin bilgiler elde edilerek, tedavi konusunda daha sağlıklı bir karar veri­lebilir.</p>
<p><strong>Varisli toplardamarlar kaslarda kramplara yol açar mı?</strong></p>
<p>Varisleri olan kişilerde sıklıkla dokulardaki şişmeye bağlı olarak kas­larda kramplar görülebilir; bunlar özellikle toplardamar yetersizliğinin de olduğu durumlarda gözlenir. Bu kramplar esnek bandaj uygulayarak ya da her fırsatta bacakları yükseğe kaldırıp, dinlendirerek hafifletilebi­lir. Sıklıkla kişinin bacaklarında bir yorgunluk vardır; kişi bacaklarının konumunu sürekli değiştirmek ister.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/varis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolesterol</title>
		<link>http://www.saglik.im/kolesterol/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/kolesterol/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 18:28:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyokimya]]></category>
		<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Ve Damar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=925</guid>
		<description><![CDATA[KOLESTEROL: Serumdaki normal değerler % 130 &#8211; 280 mg arasında değişmektedir. Koleste­rol düzeyleri yaşa bağımlı olarak artmakta ve er­keklerde kadınlara göre biraz daha fazla bulun­maktadır. Kandaki kolesterol düzeyleri, safra yol­larının tıkanmasına bağlı olan sarılıklarda, hipotiroidide, nefrotik sendromda, idiyopatik hiperkolesterolemide, ateroksklerozda ve gebelikte art­ma göstermektedir. Karaciğerin ağır hasarların­da, açlıkta, anemide ve hipertiroidide ise serum kolesterol düzeyleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KOLESTEROL</strong>: Serumdaki normal değerler % 130 &#8211; 280 mg arasında değişmektedir. <a title="kolesterol düzeyi düzeyleri" href="http://www.saglik.im/kolesterol/">Koleste­rol düzeyleri</a> yaşa bağımlı olarak artmakta ve er­keklerde kadınlara göre biraz daha fazla bulun­maktadır. Kandaki <a href="http://www.saglik.im/kolesterol/">kolesterol</a> düzeyleri, <a title="safra yolları" href="http://www.saglik.im/safra-kesesi-ve-safra-yollari/">safra yol­ları</a>nın tıkanmasına bağlı olan <a title="sarılık, sarılık belirtileri" href="http://www.saglik.im/sarilik/">sarılık</a>larda, hipotiroidide, nefrotik sendromda, idiyopatik hiperkolesterolemide, ateroksklerozda ve <a title="gebelik" href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a>te art­ma göstermektedir. Karaciğerin ağır hasarların­da, açlıkta, anemide ve hipertiroidide ise serum kolesterol düzeyleri azalmaktadır.</p>
<p><strong>KOLESTEROL VE ARTERİYOSKLEROZ</strong></p>
<p>Kolesterolün <a href="http://www.saglik.im/arteriyoskleroz/">arteriyoskleroz</a> oluşumun­daki etkisi Önemli bir tartışma konusu­dur. Birkaç yıl Önce neredeyse koleste­rol ile <a title="arteriyoskleroz" href="http://www.saglik.im/arteriyoskleroz/">arteriyoskleroz</a> özdeşleştirilmişti. Daha sonra önemini belki de gereğin­den çok yitiren kolesterol, günümüzde yeniden ele alınarak gerçek boyutlarda değerlendirilmeye çalışılıyor. Bu konu­da birçok deneysel veri vardır. Deney hayvanlarına yağ bakımından zengin bir <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> rejimi uygulanınca, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> kolesterol düzeyi yükselir. Bu da, arteriyoskleroz lezyonlarına yol açar. Ger­çekten de, arteriyoskleroz görülmeyen toplumlarda yağsız <a title="beslenme" href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> alışkanlık­ları yaygındır. Bol yağlı besinler tüke­ten toplumlarda ise bu <a title="hastalık, hastalıklar" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a> oldukça sık görülür. Amerika’ya yerleşmiş Ya­hudi ve Japonlar’da arteriyoskleroz sık­lığı Amerikalılar’la eşdeğerdedir. Bun­dan da anlaşılacağı gibi, hastalıkta ırk etkeninden çok yaşam ve beslenme alış­kanlıklarının Önemi vardır.<br />
<a title="şeker hastalığı" href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/seker-hastaligi/">Şeker hastalığı</a>, <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> hastalığı ve ksantomatoz (nadir doğumsal bir hasta­lık) gibi kanda yağ düzeyinin yüksek ol­duğu <a title="hastalık, hastalıklar" href="../kategori/hastaliklar/">hastalılar</a>a yakalananlarda arteri­yoskleroz yaygındır. Öte yandan <a title="miyelomatoz" href="www.saglik.im/miyelomatoz/">miyelom</a> gibi kanın yağ düzeyinin <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> ol­duğu hastalıklarda arteriyosklerozun gö­rülme oranı düşer. Özetle, beslenme de­netiminin arteriyosklerozdan korunma­da en, iyi yöntem olduğu söylenebilir.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/11/112.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2992" title="112" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/11/112-300x271.jpg" alt="" width="300" height="271" /></a></p>
<p><strong>KOLESTEROL VE GENEL OLARAK YAĞLAR</strong></p>
<p>Beslenmede kolesterolün tehlikesini vur­gulayan çelişkili veriler vardır. Koleste­rol bakımından zengin besinlerin kan ko­lesterol düzeyini yükselttiği, kolesterol içermeyen besinlerin ise kan kolesterol düzeyini etkilemediği anlaşılmaktadır (çünkü karaciğer başta olmak üzere bir­çok <a title="doku, dokular" href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a>da kolesterol bireşimi sürer). Gerçek tehlike, yalnızca kolesterol ile onu taşıyan beta-lipoproteinlerin kanda­ki düzeyinin yüksek olması değil, bu yüksek düzeyin uzun süreli olmasıdır.<br />
Kesinlikle yağ içeriği düşük besin­ler tüketilmeli ve <a href="http://www.saglik.im/yaglar/">yağlar</a> çok çift bağlı doymamış <a href="http://www.saglik.im/yag-asitleri/">yağ asitleri</a> bakımından zen­gin olmalıdır. Bu nedenle koyun, kaz, ördek ve domuz etleri, salam, sucuk, süt, peynir, dondurma, tatlı vb besinler az tüketilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/kolesterol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek Tansiyon</title>
		<link>http://www.saglik.im/tansiyon-yuksek-tansiyon/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/tansiyon-yuksek-tansiyon/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 09:06:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Seçtiklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tansiyon Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=518</guid>
		<description><![CDATA[TANSİYON (YÜKSEK TANSİYON) Yüksek tansiyon (hipertansiyon) te­rimi atardamarlardaki büyük kan basın­cının 150 mmHg (mm cıva basıncı), küçük kan basıncının ise 90 mmHg’ye eşit ya da daha yüksek olduğu durum­larda kullanılır. Tansiyonu uzun süre­lerle bu değerlerin üstüne çıkan birey­lerde beyin, böbrek, kalp ve damar has­talıklarının daha çok görüldüğü ve ge­nellikle tansiyonu normal olanlara oranla yaşam süresinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TANSİYON (YÜKSEK TANSİYON)</strong><br />
Yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> (hipertansiyon) te­rimi atardamarlardaki büyük <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> basın­cının 150 mmHg (mm cıva basıncı), küçük kan basıncının ise 90 mmHg’ye eşit ya da daha yüksek olduğu durum­larda kullanılır. Tansiyonu uzun süre­lerle bu değerlerin üstüne çıkan birey­lerde beyin, böbrek, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp ve damar</a> has­talıklarının daha çok görüldüğü ve ge­nellikle tansiyonu normal olanlara oranla yaşam süresinin daha kısa oldu­ğu kanıtlanmıştır.<br />
Büyük kan basıncı (büyük tansiyon) kaç olursa olsun, küçük kan basıncı (küçük tansiyon) 90 mmHg ya da daha yüksekse sistemik yüksek tansiyon söz konusudur ve tedavi edilmesi gerekir. Son istatistiklere göre normalin üst sını­rına yakın küçük kan basıncının (85-89 mmHg) bile bir risk etkeni olduğu anla­şılmaktadır.</p>
<p>Küçük (diyastolik) tansiyonun yük­sek olmadığı, yani 90 mmHg’nin altın­da kaldığı, yalnız büyük (sistolik) tansi­yonun yükseldiği durumlarda sistolik yüksek tansiyon söz konsudur. 70 yaşın altındaki kişilerde küçük tansiyon 90 mmHg’nin altında kalırken büyük tansi­yon 160 mmHg ve daha yüksekse teda­vi edilmesi gerekir. 70 yaşın üzerinde tedaviyi başlatacak büyük tansiyon de­ğeri 170 mmHg ve daha üstüdür.<br />
Hipertiroidizm, aort kapak yetmez­liği ve atar-toplar <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> bağlantılarında büyük tansiyon yüksek olmasına karşın <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavisi gerekmez. Bu durumlarda asıl hastalık tedavi edilmelidir.Yüksek tansiyon günümüzde hâlâ beyin damarlarındaki tıkanıklık ve ka­namalar açısından başlıca risk faktörü­dür. Ayrıca, <a href="http://www.saglik.im/kolesterol/">kolesterol</a> ve sigara alışkanlığının yanı sıra miyokart enfarktü­sünün başlıca nedenleri arasında yer alır; <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> ve dolaşım yetmezliği olan ki­şilerin yüzde 75′inde bu hastalıklara ne­den olduğu bildirilmiştir. Ayrıca tansi­yon yükselmesinin damar duvarında ka­lınlaşma gibi belirgin değişikliklere yol açarak tıkayıcı damar hastalıkları, anev­rizmalar ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/bobrek-yetmezligi/">böbrek yetmezliği</a> gibi bir dizi <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> bozukluklarına neden olduğu kanıtlanmıştır.Son 35 yıl içinde yüksek tansiyonun ilaçla tedavisinde dev adımlar atılmış olmasına karşın, yukarıda belirtilen ol­gular güncelliklerini korumaktadır. Gü­nümüzde fazla yan etkisi olmayan, bu­na karşılık son derece etkili ilaçlar var­dır. Son yıllarda bu tedaviler sonucunda kan basıncının düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve bu hastalıklardan ölme oranının belirgin ölçüde azaldığı kanıtlanmıştr.</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4291803687544748531&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=4291803687544748531&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Bu teda­vilerin yüksek tansiyonlu hastaların tedaviden sonraki yaşanılan üzerindeki etkileri incelenmiş ve özellikle felç, kalp ve dolaşım yetmezliği ile <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> yetmezliğinin ortaya çıkma sıklığının azaldığı, buna karşılık, söz konusu ilaç­ların yüksek tansiyonlu hastada miyo­kart enfarktüsü ya da <a href="http://www.saglik.im/anjina-pektoris/">anjina pektoris</a> gi­bi kalp kasının yeterince kanlanamama-sına bağh hastalıkların önüne geçilme­sinde daha az yararlı oldukları belirlen­miştir.Bu ilerlemelere karşın, en son ista­tistiklerin de doğruladığı gibi, yüksek tansiyon hâlâ ölüme neden olabilmekte­dir. Bunun nedeni bazen hastanın ih­malkârlığı nedeniyle hekim kontrolün­den geçmemesi ve hastalığa tanı kona-mamasıdır. Bazen de tanı konduktan sonra hekimin önerdiği ilaçların gere­ğince kullanılmaması ya da uygun oJ-mayan ilaçların seçilmesi ve daha sık­lıkla muayene edilen kişinin kalp ve da­marlarının yapısı nedeniyle tedavi yetersiz kalır.Kuramsal olarak, daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün olduğundan, kalp ve damarlarla ilgili komplikasyonların önlenmesindeki bu başarısızlıklar, sü­rekli bir tedavi uygulamanın gerektiğini vurgular. Yüksek tansiyon tehlikesi olan hastanın doğru saptanması, öte yandan hastaya verilmesi gereken ilaç­ların seçiminde etkili bir düzenleme ya­pılması gerekir.</p>
<p><strong>NEDENLERİ</strong><br />
Oluşum mekanizması bakımından iki tür yüksek tansiyon vardır: Birincil ya da esansiyel ve ikincil. Birincil yüksek tansiyonun nedenleri tam olarak bilin­memekle birlikte, hastalığın oluşumun­da kalıtım, ruhsal açıdan çabuk etkile­nen heyecanlı kişilik, <a href="http://www.saglik.im/sismanlik/">şişmanlık</a> gibi ba­zı etkenler saptanmıştır, tkincil yüksek tansiyon aşağıdaki hastalıklardan sonra ortaya çıkabilir: Böbrek dokusu ve böb­rek atardamarlarında yerleşen hastalık­lar (akut ve kronik böbrek iltihabı, poli-kistik böbrek), böbreküstü bezinin ka­buk bölümündeki hastalık nedeniyle kortizon ya da aldesteron hormonları­nın fazla salgılanması sonucu görülen <a href="http://www.saglik.im/cushing-hastaligi/">Cushing hastalığı</a> ve Crohn hastalığı, böbreküstü bezinin iç kısmının (medul-la) tümörü (feokromositom), aortun kalpten çıktığı bölgedeki darlığı, kafa içi basıncının artması.Yüksek tansiyonla basınç reaksiyo­nu arasındaki ayrımın da yapılması ge­rekir. Yüksek tansiyon terimi kan ba­sıncının sürekli olarak bazı sınırların üzerinde kaldığım belirtirken, basınç reaksiyonu tansiyonun heyecanlanma ya da kan içine ilaç şırınga edilmesi gi­bi bir uyaran nedeniyle geçici olarak yükselmesidir. Yükselmeye yol açan uyaranın etkisi kaybolunca tansiyon normale döner.</p>
<p><strong>GÖRÜLME SIKLIĞI</strong><br />
Yüksek tansiyonluların tümü tanı kona­cak biçimde tıbbi kontrolden geçmemiş olduğundan ve yüksek tansiyon değer­lendirme ölçütleri her yerde aynı olma­dığından yüksek tansiyonun dağılımını kesin olarak saptamak olanaksızdır. Hekime başvuran erişkinlerin yaklaşık yüzde 25′inde yüksek tansiyon vardır ve bunların yüzde 9O’ı esansiyel (birincil) tiptedir.</p>
<p><strong>TANI</strong><br />
Tanı konması için kan basıncı 20 dakika dinlenmenin ardından ölçülmelidir; bir­birinden farklı zamanlarda yapılan üç ayrı ölçümde de kan basıncı yüksek çı­kıyorsa yüksek tansiyon tanısı konabilir.<br />
Kan basıncı ölçümlerinde pek çok kısıtlama ve hata olasılığı vardır.<br />
Bunların başında hastanın muayene­ye ve hekime olan tepkisi gelir. Burada tansiyon heyecan nedeniyle tepkisel olarak yükseldiği halde, kişiye yanlış­lıkla yüksek tansiyon tanısı konur.</p>
<p>Son yıllarda bu yanlışlıklardan ka­çınmak için günlük etkinlikleri engelle­meden kan basıncının otamatik olarak kaydedilmesini sağlayan birçok teknik geliştirilmiş ve uygulanmaya başlamıştır. Böylece elde edilen 24 saatlik tansi­yon değerleri, yüksek tansiyonun or­ganlarda yol açtığı zararları tansiyon aleti ile elde edilen değerlerin ortaya koyamadığı kadar belirgin olarak sergi­ler. Bununla birlikte, kan basıncının di­namik olarak monitörle izlenmesinin tanı açısından üstün olduğuna ilişkin bir kanıt elde edilememiştir. Bu neden­le bu yöntem yalnız bazı seçilmiş yük­sek tansiyon olgulanyla sınırlı kalacak biçimde uygulanmaktadır; bunlar kan basmcı sık sık değişen hastalar, yüksek tansiyon ile organlardaki örselenme arasında bağlantının tam kurulamadığı olgular, sık sık tansiyonu yükselenler ile tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi istenen olgulardır.<br />
Olguların büyük bir bölümünde dik­katli bir ölçümle yüksek tansiyon tehli­kesi olup olmadığı belirlenebilir; gere­kirse hasta kan basıncını evde kendi kendine de ölçebilir.</p>
<p>İkincil yüksek tansiyonun nedenleri­ni saptayabilmek için genel bir muaye­ne yapılması önemlidir. Özellikle kol ve bacak <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> nabızlarının kolay­ca alınıp alınamaması, atardamarlardaki <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">nabız</a> vuruş şiddetinin birbirinden farklı olup olmaması, böbrek atardamarları­nın karından stetoskopla iyice dinlen­mesi gereklidir. Ayrıca <a href="http://www.saglik.im/idrar-tahlili/">idrar tahlili</a> ya­pılır ve kanda üre, ürik asit, kreatinin, <a href="http://www.saglik.im/sodyum-2/">sodyum</a> ve <a href="http://www.saglik.im/potasyum-2/">potasyum</a> gibi elektrolitle­rin düzeyi belirlenir.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong><br />
Belirti ve yakınmaların az ya da çok ol­masına bakılmaksızın tüm yüksek tan­siyonluları tedavi etmek gerekip gerekmediği tartışması şu çözüme bağlanmış­tır: Küçük kan basıncı 90 mmHg’nin (mm cıva basmcı) üstünde olan tüm hastaların tansiyonu 85 mmHg düzeyin­de tutulacak biçimde tedavi uygulanma­lıdır.<br />
ikincil yüksek tansiyonda tedavi ön­celikle temelde yatan hastalığın tedavi­sine yöneliktir; birincil yüksek tansi­yonda basıncın kontrol altına alınmasıy­la ve basıncm normale inmesiyle sorun çözülemezse komplikasyonlann tedavi edilmesi gerekir. Birincil yüksek tansi­yonun tedavisinde genel önlemlerin ya­nı sıra ilaç tedavisi uygulanır. Genel ön­lemler kısaca şunlardır: • <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">Beslenme</a> &#8211; Bazı istatistikler sanayi­leşmiş toplumlarda nüfusun yansından çoğunun fazla kilolu olduğunu göster­mektedir. Bu durum genellikle yüksek tansiyon, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/seker-hastaligi/">şeker hastalığı</a> ve damar sert-liğiyle birlikte görülür; öte yandan tek başına da kalp ve dolaşım sistemi has­talıkları için bir risk faktörüdür. Bu ne­denle yüksek tansiyonlu, şişman hasta­nın normal kilosuna getirilmesi büyük önem taşır. Hafif ya da orta derecede yüksek tansiyonlu hasta, çoğu zaman yalnızca kilo vererek kan basıncını nor­mal değerlere düşürebilir. Verilen her kilo için diyastolik (küçük) kan basıncı­nın 2-3 mmHg azaldığı saptanmıştır.Özellikle hayvansal kökenli doymuş <a href="http://www.saglik.im/yaglar/">yağlar</a> (tereyağ, içyağı) az kullanılmalı­dır. Bu maddeler aşırı miktarda alınırsa kandaki kolesterol düzeyi artar; buna bağlı olarak yüksek tansiyon ve öteki kalp ve dolaşım sistemi hastalıklan açı­sından risk yükselir. Sebzeyle beslenen topluluklarda çok az kişide yüksek tan­siyon görüldüğü gözlenmiştir.Besinlerle aşın tuz alımı da engel­lenmelidir. Tuz kendi başına güçlü bir damar büzücüdür ve tansiyonu düzenle­yen bazı sistemleri etkiler. Ama yapılan son araştırmalar tuz kısıtlamasının bü­tün birincil yüksek tansiyon durumla­rında etkili olmadığını göstermektedir. Sonuç olarak tuz kısıtlamasına yanıt ve­ren ve vermeyen birincil yüksek tansi­yon çeşitlerinden söz edilebilir. Son za­manlarda dikkatlerin odaklaştığı bir başka nokta ise potasyumdur. Potas­yumca biraz zengin bir diyetin henüz tam olarak aydınlatılamamış mekaniz­malarla tansiyonu düşürdüğü gözlen­miştir. Kahve de kan basıncında birkaç saat süren 5-20 mmHg’lik yükselmelere yol açtığından kısıtlı miktarda alınmalı­dır. Aşın alkol alımı da zararlı olabilir, aşın alkol alındığında sempatik sinir sisteminin uyanlmasına bağlı olarak uzun süreli yüksek tansiyon görülür.Sonuçta, yüksek tansiyonlu hasta peynir ve öbür <a href="http://www.saglik.im/sut/">süt</a> ürünleri de içinde ol­mak üzere çok az hayvansal yağ ve tuz tüketmeli, bol <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">meyve</a> ve <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">sebze</a> yemeli­dir. Gerekenden çok kalori almamalı­dır.<br />
• Hareketsiz yaşamla savaş -</p>
<p>Yüksek tansiyonlu kişiye önerilen yüzme, yürü­yüş, jogging, bisiklet ve kayak gibi sporlar izotonik tiptedir. İzometrik eg­zersizler (ağırlık kaldırma) önerilmez. Tansiyonu sürekli yüksek olan kişi, önerilen egzersizleri uygularsa, sistolik ve diyastolik kan basıncıyla, kalp atım hızının düştüğünü görecektir.Gevşeme teknikleri &#8211; Sanayileşmiş toplumlarda çok yüksek düzeyde olan ruhsal gerilim tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle son yıllarda tansiyonun düşmesinde yararlı olduğu saptanan gevşeme tekniklerinin kullanı­mı gündeme gelmiştir.<br />
• Sigara dumanından uzak durma -Tek bir sigaranın dumanının tansiyonda 15-20 dakika süreyle ani ve birkaç mmHg’lik yükselmeye yol açtığı kanıt­lanmıştır. Aşırı sigara içen kişinin sü­rekli yüksek tansiyon tehlikesiyle ne öl­çüde karşı karşıya kaldığı kolayca anla­şılabilir.Birincil yüksek tansiyonun tedavi­sinde yalnızca deneyimler sonucunda seçilen bazı ilaçlar kullanılır. Sabit bir tedavi tablosu yeğlenmemekle birlikte, kan basıncını düzenleyen mekanizma­lar hakkında kazanılan bilgilerin yardı­mıyla değişmeyen bir tedavi planının uygulanmaya sokulabileceği düşünül­mektedir.</p>
<p>Kan basıncını düzenleyen pek çok mekanizma olmasına karşın, en önemli ve uzun süreli etkiyi sağlayan, damarla-nn büzüşmesini ve dolaşımdaki kanın hacmini düzenleyen sistemdir. Kan ba­sıncı kalbin damarlara pompaladığı kan miktan ile-arteriyollerin (küçük atarda­marlar) duvarlarındaki direncin bir ürü­nüdür. Bu düzenleme sisteminde, böb­rekte ve böbreküstü bezinin kabuk bö­lümünde odaklasan iki merkez vardır. Bunlann arasındaki dengenin bozulma­sı iki farklı mekanizmayla yüksek tansi­yona yol açar ve uygulanması gerekli tedavi her iki durumda farklıdır. Bunla­rın aynı anda etkili olması ise daha kar­maşık bir yüksek tansiyon biçimine ne­den olur. Yüksek tansiyon, vücutta aşın <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> ve sodyum tutulmasına bağlı anor­mal bir sıvı birikiminden kaynaklanı­yorsa; tedavide idrar söktürücü ilaçlar kullanılır; yüksek tansiyon damar bü­züşmesine bağlıysa, bunu önlemeye, çözmeye yönelik ilaçlar öncelik kaza­nır. Ara biçimlerde ise her iki tür ilaç birden kullanılır.<br />
Tansiyonun düşürülmesi gereken bazı özel durumlan da ele alalım</p>
<p>• Yüksek tansiyon ve yaşlılar &#8211; Bir zamanlar yaşlılarda doğal bir olgu ola­rak kabul edilmiş olsa da, yüksek tansi­yon damarlardaki yaşlılığa özgü deği­şiklikleri hızlandırır. Yaşlılarda sürekli ve sabit yüksek tansiyonun etkilerinin en çok görüldüğü organlar beyin, göz, kalp ve böbrektir. Damar sistemindeki değişikliklere bağlı olarak bu organlar­da işlev bozukluğu görülür. Vücutta güç harcadıktan sonra ortaya çıkan de­ğişiklikleri değerlendirirken, tansiyonun aynı koşullarda sağlıklı kişilerde de yükseldiği unutulmamalıdır. Yaşlı has­taların tedavisinde amaç, sistolik kan basıncının 170 mmHg’nin, diyastolik kan basıncının ise 90 mmHg’nin altına düşürülmesidir. Yaşlılarda tedavi, başka hastalıkların da varlığı nedeniyle genç­lere göre daha zordur.<br />
Ani tansiyon düşüşleri beyin dolaşı­mında zaten var olan yetmezliği kötü-leştirdiğinden, bu durumun önlenmesi gerekir. Tedavinin aşamalı ve “yumu-şak” bir tansiyon düşürücüyle başlanıp sürdürülmesi önerilir.<br />
Yaşlılarda yalnızca sistolik tansiyo­nun yükselmesi de sık görülür. Sistolik tansiyon yaşla birlikte yükselir.</p>
<p>Bu du­rum, aortun ve başlıca atardamarların esnekliğinin azalmasına ya da yok ol­masına bağlıdır. Yaşlılarda sistolik kan basıncı 170 mmHg’nin üstünde, diyas­tolik basınç 90 mmHg’nin altında ise başlangıçta olabildiğince <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> dozda idrar söktürücülerle tedaviye başlamak gerekir.<br />
• Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı-Yüksek tansiyon şeker hastalarında, şe­ker hastalığı olmayanlara oranla iki kat sık görülür. Erişkin tip şeker hastalığı olanlarda yüksek tansiyonu açıklamak için birçok varsayım ortaya atılmıştır. Şişmanlık her iki hastalıkta da görülür. Şeker hastalarında tansiyonun kontrol altında tutulması böbrekteki örselenme-yi yavaşlatır ve hastalığın gidişini dü­zeltir.</p>
<p>•  Yüksek tansiyon ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a> &#8211; Gebelikte yüksek tansiyon tek basma ya da gebelik eklampsisi tablosunda vücutta sıvı birikimiyle birlikte ortaya çıkabilir. Bu durumun özellikle dölüt için olum­suz sonuçlan olacağından, tansiyonun dikkatle kontrol altında tutulması gere­kir.<br />
• Yüksek tansiyon ve çocukluk &#8211; Ço­cuklukta yüksek tansiyon oldukça en­der görülür. Tansiyonun normal değer­lerin dışında olması iç salgı hastalıkları­nı, böbrek hastalıklarını ve aort damarı darlığını düşündürmelidir; ruhsal ne­denler ya da yanlış ölçüm gibi teknik nedenler de rol oynayabilir. Genellikle sorun kilo vermeyle düzelirse de, ço­cuklarda ve gençlerde görülen yüksek tansiyon olgularının çok büyük bir bö­lümünde sorunun başka bir hastalıktan kaynaklandığı ve bu nedenle tanıya yö­nelik bir araştırma ve özgül bir tedavi gerektiği unutulmamalıdır. • Yüksek tansiyon ve böbrek yet­mezliği &#8211; Böbrek hastalığının ağırlaş­masını önlemek için tansiyonun dene­tim altında tutulması gereklidir. Hekim tansiyonu düşürecek ilaçları seçerken ve dozlarım ayarlarken dikkatli olmalı ve böbrek işlevleri üzerinde olumsuz etkisi olacak maddeleri kullanmaktan kaçınmalıdır.</p>
<p><strong>TEDAVİNİN, SURESİ</strong><br />
Tansiyonun düşürülmesi gereken en düşük nokta tartışılmaktadır. Son çalış­malar tansiyonun 85 mmHg’den daha aşağı düşürüldüğünde miyokart enfark­tüsü nedeniyle <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> tehlikesinin arttı­ğını belirtmektedir. Bu olay 55 yaşın üstünde ve sigara içen erkeklerde daha belirgin görünse de, tansiyonu düşüren tedavinin tipiyle bağlantılı değildir. Bu varsayım üzerinde farklı görüşler ileri sürülmektedir; hatta, bazılarına göre bunun bilimsel bir temeli yoktur, ula­şılması gereken tansiyon düzeyi, yan etkilerin ya da hastalığa bağlı olan be­lirtilerin ortaya çıkmadığı en düşük düzeydır.<br />
Hekimin karar vermek zorunda kal­dığı bir sorun da tedavinin süresidir. Genel olarak tedavi yaşamboyu sürme­lidir. Genellikle ilacm kesilmesinin ar­dından hemen tüm hastalarda tedaviden önceki tansiyon değerlerine dönüş izle­nir. Bununla birlikte, tansiyonun dene­tim altında tutulduğu uzun bir dönem­den sonra, temkini elden bırakmadan, kullanılan ilaçların dozu ya da sayısı azaltılabilir.</p>
<p><strong>SONUÇLAR</strong><br />
Tansiyonu düşürmeye yönelik tedavinin başarısız olması, ilaçların uygun olma­yışından çok, hastanın tedaviye yeterin­ce uymaması ya da gerçekçi tedavi he­definin saptanıp kararlılıkla bu hedefe ulaşılmaya çaJışılmamasından kaynak­lanır.<br />
Günümüzde kullanılan tansiyon ilaçlarının farklı etkileri ve etki meka­nizmaları vardır. Böylece hastaların hemen tümünde tansiyonun normale düşürülmesi mümkün olur. Yüksek tansiyonun nedenlerine ilişkin bilgiler hangi ilacın ya da hangi ilaçların bir arada kullanılmasının daha etkili ola­bileceğini saptamak için yeterli değil­dir. Bunun sonucunda yüksek tansiyo­nun tedavisi deneyime dayanır ve et­kili bir tedavi programı karmaşık ola­bilir.İlaçların birlikte kullanımı, farklı dozajları olması, tedavinin uzun sürme­si ve büyük bir olasılıkla pahalı olması nedeniyle çoğu zaman etkili bir tansi­yon tedavisini uzun zaman sürdürmek güç olabilir.</p>
<p>Erken tam ve tedaviye zaman geçirmeden başlamak çok Önemlidir; orta derecede yüksek tansiyonu olan, kalp ve dolaşım sistemi komplikasyonları olmayan hastalar basit tedavi program­larıyla çok daha kolay denetim altına alınır.Son olarak, hastaya uzun süren te­davinin ne kadar önemli olduğu anlatıl­malıdır; hastanın bilgilendirilmesi, özellikle belirtilerin görülmediği kronik hastalarda çok Önemlidir. Bu hastalar kendilerini iyi hissetseler de yüksek risk taşıdıklarını ve ilaçlarını sürekli ve düzenli alırlarsa riskin çok azalacağını bilmelidirler.Öte yandan hastalıkları ya da teda­vileriyle ilgili olarak nevrotik davran­mamaları gerekir. Ayrıca hastanın evde tek başına tansiyonunu Ölçmeyi öğren­mesi de gerekir; böylece tansiyon teda­visini sürdürmesi kolaylaşır.Birincil ya da esansiyel yüksek tansiyon<br />
Nedenin belirlenemediği durumlarda yüksek tansiyon böyle adlandırılır. Yüksek tansiyonlu hastaların çoğunluğunda (yüzde 85-90) görülür. Belirgin ailevi özelli­ği vardır; çevresel, sinirsel, hormonal ve damarlarla ilgili etkenlerin de farklı öl­çüde etkisi olabilirse de, bunlardan hiçbirinin kesin sorumlu olduğu kanıtlanma­mıştır. Öteki etkenler arasında aşırı tuz alımı, duygusal gerginlik ve şişmanlık yer alır. Bu etkenlerin kalıtsal yatkınlığı olan kişilerde yüksek tansiyonun ortaya çıkmasına neden olduğu ya da önceden var olan yüksek tansiyonu ağırlaştırdığı sanılmaktadır.</p>
<p>İkincil yüksek tansiyon<br />
Başka bir hastalık tansiyonun yükselmesine neden olur. Yüksek tansiyona neden olan <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> şunlardır:</p>
<p>• Böbrekteki iltihaplar (glomerülonefrit, piyelonefrit). Renovasküler yüksek tansiyon böbrek atardamarının daralmasına ve buna bağlı olarak böbreğe giden kan akımının azalmasına bağlıdır. Bunun sonucunda böbrekte renin hormonunun yapımı ve salgılanması artar, bu da anjiyotensini etkinleştirerek yüksek tansiyo­na yol açar.• îç salgı hastalıkları. Bazı tiroit bezi hastalıkları orta derece yüksek tansiyona yol açar. Özellikle bazı <a href="http://www.saglik.im/bobrekustu-bezi/">böbreküstü bezi</a> hastalıklarında da (feokromositom, Cus-hİng hastalığı, hiperaldosteronizm) yüksek tansiyon görülür.•  <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">Sinir sistemi</a> hastalıkları. Bazı <a href="http://www.saglik.im/beyin-tumorleri/">beyin tümörleri</a> yüksek tansiyona yol açabilir­ler.</p>
<p>•  <a href="http://www.saglik.im/arteriyoskleroz/">Arteriyoskleroz</a> (damar sertliği). Yüksek tansiyon sonucunda oluşabilmesinin yanı sıra, yüksek tansiyonun nedeni de olabilir. Özellikle böbrek atardamarının daralması renovasküler yüksek tansiyona, büyük atardamarlardaki sertleşme de sistolik yüksek tansiyona yol açar. Bazı ilaçların (kortikosteroitler, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> kont­rol hapları) ya da besinlerin (meyankökü) alınması da yüksek tansiyona yol açar.</p>
<p><strong>Kan basıncını belirleyen başlıca etkenle:</strong><br />
Kan basıncı birbiriyle ilişkili birçok etkenin dengesinden kaynaklanır. Kan basıncını kalp, damarlar ve kan kütlesi belirler. Basıncı düzenleyen etkenler bunların üzerinde etki gösterir.Geniş anlamda basmç, belirli bir zaman biriminde kalbin sol karıncığın­dan pompalanan kan hacminden ve çevrel damarların kan akımına karşı direncinden kaynaklanır. Kalbin atımı, kalp kasının kasılma gücü ve kalp atim hızına bağlıdır.Damarın direnci çapıyla ters orantılıdır. Bu nedenle basınç büyük Ölçüde çevrel arteriyollerin (küçük atardamarlar) büzüşmesinden kaynaklanır. Basıncı düzenleyen etkenler en başta çevrel arteriyoller üzerinde etkili olurlar.Çevrel direncin artmasında kanın akışkanlığının az da olsa önemi vardır. Kanın akışkanlığı azalınca (sıklıkla alyuvar sayısının artışı nedeniyle) damar çaplan aym kalsa da direnç artar.</p>
<p>Kanın akışkanlığı suyunkinden 2,5kat azdır. Kan hacmi kan basıncını belirleyen başka bir etkendir.. <a href="http://www.saglik.im/plazma/">Plazma</a> hacmindeki artma ya da azalma, uygun bir biçimde dengelenmezse kan basıncında değişikliklere yol açar.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3430" title="1" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/1-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p><strong>yüksek tansiyon hamilelikte ne gibi sorunlara yol açar?</strong></p>
<div style="background-color: #090909; width: 425px;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="343" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#090909" /><param name="src" value="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdBSlpPURI=" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="343" src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdBSlpPURI=" allowfullscreen="true" wmode="window" bgcolor="#090909"></embed></object></div>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Yüksek tansiyonlu hasta kendini yıkılmış ve üzgün hissedebilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Kendini yıkılmış ve üzgün hissetmek yüksek tansiyona özgü bîr ruh hali olmasa da, yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> nedeniyle görme bozuk­lukları, kulaklarda çınlama, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> ve dolaşım yetmezliği ortaya çıkan kişi normal etkinliğini sürdüremez haîe gelebilir. Ayrı­ca, Cushıng hastalığı gibi yüksek tansiyona neden olan bazı hastalıklarda duygusal dengesizlik ve çöküntü eğilimi görülür. Yüksek tansiyon genellikle <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> sertliğinin (özellikle beyin damarlarında) ortaya çıkmasını kolaylaştırdığından, bu duygu­lar ve,.çöküntüvliLbJrMte,kişilik değişiklikleri de görülebilir.</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/tansiyon-yuksek-tansiyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>53</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RAYNAUD HASTALIĞI</title>
		<link>http://www.saglik.im/raynaud-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/raynaud-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 05:46:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[RAYNAUD HASTALIĞI Raynaud hastalığı, simetrik olarak ve ayak parmaklarını etkileyen bir dola­şım bozukluğudur. Parmaklarda basit duyu bozukluklarından, ender olmakla bitikte kangrene kadar giden tablolara yol açabilir. Kronik bir gidişi vardır ve özellikle başlangıçta alevlenme (nöbet) evreleri görülür. Birçok yazar Raynaud sendromunu Raynaud hastalığından ayırır. Her iki­sinde de atardamarlarda aşın büzülme ve buna bağlı belirtiler söz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>RAYNAUD HASTALIĞI</strong><br />
Raynaud hastalığı, simetrik olarak ve ayak parmaklarını etkileyen bir dola­şım bozukluğudur. Parmaklarda basit duyu bozukluklarından, ender olmakla bitikte kangrene kadar giden tablolara yol açabilir. Kronik bir gidişi vardır ve özellikle başlangıçta alevlenme (nöbet) evreleri görülür.<br />
Birçok yazar Raynaud sendromunu Raynaud hastalığından ayırır. Her iki­sinde de atardamarlarda aşın büzülme ve buna bağlı belirtiler söz konusu ol­makla birlikte, Raynaud sendromu skle-roderma, sistemik lupus eritematozus (kızartılı lupus) gibi başka hastalıkların belirtilerinden biri olarak ortaya çıkar ve genellikle şiddetli bir gidişi vardır. <a href="http://www.saglik.im/raynaud-hastaligi/">Raynaud hastalığı</a> ise herhangi bir has­talığa eşlik etmez ve gidişi iyi huyludur.<br />
Nedenleri<br />
Raynaud sendromu kol ve bacaklardaki “sinir-damar kökenli ya da işlevsel send-romlar” arasında yer alır. Başlangıç dö­neminde yalnızca <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> sinirlerindeki değişikliklere bağlı belirtiler söz konusu­dur; damar yapılarında kalıcı bozukluk­lar ortaya çıkmamıştır. Bu nedenle işlev­sel sendrom, yani bazı özel yapıların iş-leyişindeki bozukluğa bağlı bir sendrom söz konusudur. Bu durumda çıplak gözle görülebilen ya da histolojik incelemeyle (mikroskop yardımıyla) saptanan yapısal değişiklikler yoktur; yalnızca sinirlerin işlev bozukluğundan söz edilebilir.Raynaud sendromundaki damar bü­zülmesinin altında yatan hastalık oluştu­rucu mekanizmalar henüz aydınlatılama-mıştır. Damarların aşın daralmasının, damar duvarlarındaki yapısal bozukluk­lara bağlı olduğu Öne sürülmüştür; başka bir görüşe göre belirtiler sempatik sinir sistemindeki aşın etkinliğe bağlıdır. Raynaud sendromunun çoğunlukla bağı­şıklık sistemindeki değişikliklerle birlik­te görülmesi, son yıllarda damar büzüş­mesinin bağışıklık tepkimelerine bağlı olduğu varsayımını Atardamarların ve küçük atardamar­ların (arteriyol) büzüşmesi, kılcal da­marlara <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> akışında kesintiye yol açar. Bu yüzden ‘etkilenen bölgenin uçlan (parmaklar) soluklaşır. Oksijen eksikliği ve <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> ürünlerinin bu bölgede birikmesi, birkaç dakika içinde kılcal damarlarla toplardamarların genişleme­sine yol açar; aynı zamanda <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> büzüşmesi de azaldığından bu yapılar kanla dolar. Bu aşamada parmaklar aşın kırmızı görünür. Nöbet, normal kan akı­mının yeniden yerleşmesiyle geçer.Hastalık, alevlenmesine yol açan et­kenler ortaya çıkana değin sessiz seyre­debilir.</p>
<p>Başlıca etkenler şunlardır:<br />
•  Soğuk. Bazı hastalarda sıcaklığın 18°C-20°C’nin altında olduğu ortamlar­da nöbet başlayabilir.<br />
• Heyecan. 20°C’nin üstündeki sıcak­lıklarda da heyecanlar nöbetin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu hastalann çoğunun duyarlı bir ruhsal yapısı oldu­ğu gösterilmiştir.<br />
• Hormonal etkenler. Kadınlarda has­talık, erkeklerden 10 kat daha sık görü­lür. Genellikle belirtiler ergenlikten sonra ortaya çıkar ve menopozla kaybo­lur ya da azalır.<br />
Ender bîr hastalık olan Raynaud sendromu, daha çok 40 yaşın altındaki kadınları etkiler.<br />
Belirtileri<br />
Hastalığın ayırt edici özelliği, yukarıda­ki etkenlerin başlattığı nöbetlerle kendi­ni gösteren “Raynaud fenomeni “dir. Bu olay birbirini izleyen iki evreden olu­şur; ilki iskemik (dokuların kansız kal­ması) evre, ikincisi ise asfiksi (dokula­rın oksijensiz kalması) evresidir.<br />
İlk evrede bir ya da iki elde (ender olarak ayaklarda) bir ya da daha çok parmak ağrıyla ya da tam bir duyu yiti-miyle birlikte aniden soluklaşır. Birkaç dakika sonra ikinci evreye geçirilir; ay­nı parmaklar Önce moranp daha sonra kızarır. Hasta bu arada yanma ya da iğ­ne batması duyusundan yakma. Zaman­la parmaklar hastalığa özgü bir görü­nüm alır. Önce terlemeler ortaya çıkar, daha sonra parmakların son falanksınm (parmağı oluşturan kemikler) etli uç bö-lümu incelir; parmaklar ve <a href="http://www.saglik.im/tirnaklar/">tırnaklar</a> da­ralır; röntgende, alt falanksta yoğunlu­ğun azaldığı (osteoporoz) görülür. Az rastlanmakla birlikte daha sonra <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> ölümü (nekroz) ve ülserli lezyonlar, çok ender olarak da <a href="http://www.saglik.im/gangren/">kangren</a> gelişir.<br />
Bu olgu bilinmeyen nedenlerden kaynaklanıyorsa “Raynaud hastalığı”, bilinen bazı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> kapsamında ge­lişmişse “Raynaud sendromu” diye anı­lır. İkinci durumda Raynaud fenomeni tam olmayabilir, o zaman “Raynaud benzeri fenomen”den söz edilir.<br />
Raynaud hastalığı havalı çekiç kul­lanan işçilerde, taş kesicilerde, sekreter­lerde ve piyanistlerde ortaya çıkabilir. Bu olguların büyük bölümünde hastalı­ğın nedeni parmakların sürekli titreşim etkisinde kalmasıdır. Titreşim, sinir lif­lerinin miyelin kılıfında mikrolezyonla-ra yol açar.<br />
Gelişimi<br />
Raynaud fenomeninin gelişimini önce­den kestirmek güçtür; bazı hastalar de­ğişik şiddette, az çok birbirine benzer biçimde yinelenen klinik görünümler­den pek etkilenmezler. Bazı olgularda ise hastalığın gelişimindeki temel Özel­lik, görece erken bir evrede dokuların beslenememesine bağlı değişikliklerin ortaya çıkmasıdır. Parmaklarda ilerleyi­ci <a href="http://www.saglik.im/skleroz/">skleroz</a> (gerginlik) gelişir. Bu durum­da tırnaklar yavaş yavaş incelenip kırıl­gan hale gelir, derialtı yağdokusunda hiperkeratoz (keratin içeren sert doku­lar) bölgeleri ortaya çıkar ve parmaklar çok ince bir görünüm alır. Daha sonra eskar denen nedbe dokusu oluşur ve parmak uçlarında kalınlaşma başlar. Ardından ülser, yani kronik bir irinli süreç gelişir ve en sonunda parmakların etli uç bölümü zamanla gerilip kısalır. Bazen uçlarda doku Ölümü (nekroz) gö­rülür ve bu da uç falankslann ampütas-yonuna (parmağın uç bölümünün kop­ması) yol açar. Ağır gelişen bu duruma sık rastlanmaz; genellikle çok kısa ara­lıklarla nöbet geçiren hastalarda görülür. Bu olgularda genellikle cerrahi şim gereklidir.<br />
<strong>İncelemeler</strong><br />
Bağışıklık sistemiyle ilgili bazı testla yapılabilir. Başka hastalıklarla ayırıcı j m İçin, kollarda sinir iletim hızı saptan-l malıdır. Gene parmak damarlarının iş­levsel konumunu ortaya koymak içiş normal sıcaklıkta sempatik <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> etkinliğini önleyici ilaçlar verdikten son­ra, parmaklar soğukta bırakılarak uçlarm arteriyografisinin çekilmesi (atardama­rın kontrast madde verilerek görüntülen­mesi) tanı açısından yararlı olabilir.<br />
<strong>Tedavi</strong><br />
Raynaud sendromu olgularında asıl ne­deni oluşturan hastalığı tedavi etmek gerekir. Raynaud hastalığında ise hasta­ya bunun görünen belirtilerle sınırlı iyi huylu bir hastalık olduğu açıklanmalı­dır. Henüz çok etkili tedavi yöntemleri yoktur; koruyucu önlemler ya da <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavileri önerilebilir.• Sağduyu kuralları &#8211; Hijyenik ön­lemlere ağırlık verilmelidir. Hastanın tümüyle normal bir yaşam sürebileceği belirtilmeli, ama yalnızca parmaklarını değil, tüm vücudunu travmalara ve so­ğuğa karşı koruması önerilmelidir.• İlaç tedavisi &#8211; İlaç <strong>tedavisinde uyul­ması gereken birkaç genel kural vardır:</strong><br />
-Riskli ürünlerden her zaman kaçın­mak gerekir.-Gerçekten gerekmedikçe ilaç teda­visine girilmemelidir.<br />
-Yalnızca kış mevsiminde tedavi uygulanmalıdır.-Gebelik durumunda tedaviyi kes­mek gerekir.<br />
Günümüzde Raynaud hastalığının ilaçla tedavisinde reserpın, metildopa, yerel olarak uygulanabilen nitrogliserin (transderm) ya da daha etkili nitratlar ve fenoksitbenzaminden de yararlanıl­maktadır. Son çalışmalar nifadepinin Öbür ilaçlara göre daha iyi sonuç verdi­ğini ortaya koymuştur.<br />
• Cerrahi tedavi &#8211; Cerrahi tedavi sem-patektomiden (sempatik sinir düğümle­rinin kesilerek çıkarılması) oluşur. Bu girişim hastalık dayanılmaz boyutlara varınca uygulanır. En sık uygulanan yöntem, üst torasik sempatektomidir.Başlangıçtaki belirgin iyileşmeye karşın bir süre sonra yakınmalar yeni­den ortaya çıkabilir. Bunun cerrahi giri­şimin başarısızlığından mı, yoksa da­marların sinirsel yapılarının özerkleşme­sinden mi (otonomlaşma) kaynaklandığı bilinmemektedir. Sklerodermi gibi bazı olgularda cerrahi girişim durumu daha da ağırlaştırabilir. Bu hastalıkta cerrahi girişim kesinlikle uygulanmamalıdır.<br />
<strong>( AKROSİYANOZ</strong><br />
Akrosiyanoz (vücudun uç bölümlerinin morarması) çevrel atardamarların bü­züşmesinden kaynaklanan bir hastalık­tır. Tüm yaşlarda ortaya çıkabilir, ama genellikle 20-45 yaş arasında görülür. Akıl hastalarında çok daha sıktır. Bu grubun yanı sıra öteki akrosiyanoz ol­gularında da belli bir duygusal denge­sizlik sık görülür. Hastalığın ruhsal ve hormonal bozukluklardan kaynaklandı­ğı öne sürülmüşse de, günümüze değin nedeni tam anlaşılamamıştır.<br />
Akrosiyanozun belirtileri, vücudun uç bölümlerindeki (parmak uçları, bu­run, dudaklar, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">kulak</a> sayvanı vb) kılcal damarların ve yüzeysel toplardamarla­rın genişlemesiyle birlikte az ya da çok sürekliliği olan bir arteriyol (küçük atar­damar) büzüşmesidir.Başlıca belirti morarmadır (siya-noz); ellerde ve daha seyrek olarak ayaklarda, morumsu zemin üstünde kır­mızımsı lekeler görülür. <a href="http://www.saglik.im/morarma/">Morarma</a> (sîya-noz) el ya da ayak bileğine doğru sona erer. Buna cilt sıcaklığının azalması, terleme, ellerde ve ayaklarda ağrılı ger­ginlik gibi başka yerel belirtiler de eşlik edebilir. Soğukta artan bozukluklar, et­kilenen uçların ısıtılmasıyla belirgin bi­çimde geriler ya da yok olur. Ama oda sıcaklığında çeşitli belirtiler hafif de ol­sa varlığını korur; bunlar Raynaud sendromundaki gibi nöbetler halinde or­taya çıkmazlar. Her iki biçim arasındaki ayırıcı bir özellik, akrosiyanozda hiçbir zaman solukluk olmamasıdır.Siyanozlu bölgelere parmakla bastı­rınca soluk lekeler ortaya çıkar; parmak çekilince bunlar kaybolur ve morarma çevreden merkeze doğru geriler.Akrosiyanozun gidişi iyi huyludur. Başka etkenler (soğuk ve güçlü dezen­fektanlara bağlı lezyonlar vb) devreye girmedikçe kangren oluşmaz. Yerel lez-yonlann iyileşme eğilimi azdır. Yakın­malar kış mevsiminde ve soğuk iklimli bölgelerde artar, ama yıllar geçtikçe ha­fifleme eğilimi gösterir.Livedo retikularis de atardamarlarda gene soğuğa bağlı olarak ortaya çıkan, ama akrosiyanozdan farklı bir hastalık­tır. Bu hastalıkta ağ biçiminde, morum­su bir dizi sık çizgi ortaya çıkar; bunlar daha çok bacaklarda ve ayak sırtında (daha ender olarak önkol ve el sırtında) yerleşir. Cutis marmorata denen en ha­fif biçiminde hasta soğuğa çıktığında kol ve bacakları morumsu, ağ biçimli beneklerle kaplanır; bunlar, sıcaklık yükselince kaybolur. Daha ilerlemiş bi­çimlerde derinin rengindeki değişiklik­ler tüm soğuk mevsim boyunca sürebi­lir. Ender olarak ülserleşmeler ortaya çıkar. Livedo retikulariste akrosiyanoz­dan farklı olarak yanma ve ülserleş-meyle ayırt edilen ağrılı deri lezyonlan gelişebilir. Ayrıca akrosiyanozda yal­nızca uç bölgeler etkilenmişken, livedo retikulariste bacak ve uyluk gibi orta bölümlerde belirti görülür.Livedo retikularis hemen her zaman üretken (doğurgan) yaştaki kadınları et­kiler. Bu yüzden nedenleri arasında hormonal etkenlerin de bulunabileceği düşünülmektedir. Gerek akrosiyanozda, gerek livedo retikulariste tedavi, etkile­nen bölümlerin soğuktan, enfeksiyon­dan ve travmalardan korunmasına da­yanır. Yalnızca çok ender olgularda da­mar genişletici ilaçlar verilmesi gerekir.<br />
<strong>ERÎTROMELALJİ</strong></p>
<p>Eritromelalji, erkeklerle kadınları eşit oranda etkileyen ender bir hastalıktır. Genellikle orta yaşta çıkar, ama öbür yaş gruplarında da görülebilir.<br />
•  İkincil biçim; başka hastalıklar eşli­ğinde görülür. Bu hastalıklar arasında <a href="http://www.saglik.im/polisitemia-vera/">polisitemia vera</a> (gerçek alyuvar atımı); şeker hastalığı; yüksek tansiyon; roma-toit artrit; gut; arsenik, cıva ve talyum zehirlenmesi yer alır.<br />
•  Birincil ya da nedensiz biçim, başka hastalıklar eşliğinde değildir ve nedeni bilinmemektedir.<br />
Nedenleri<br />
Eritromelaljideki temel bozukluk deri­deki küçük atardamarların genişlemesi, bunun sonucunda deride kan akımının<br />
aşırı artmasıdır. Başka kişileri etkileme­yen sıcaklıklar, bu hastaların kol ve ba­caklarında rahatsızlık yaratır. Bozuk­lukların ortaya çıktığı sıcaklık (kritik sı­caklık) olguya göre değişir; ama genel­likle 32°C-36°C arasındadır. Nöbet sı­rasında ağrının nasıl ortaya çıktığı da tam bilinmemektedir. Derideki damar­ların genişlemesi bu açıdan önemli bir etkendir, ama tek başına ağrıya yol aç­maz. Yakınmaların başlaması için deri sıcaklığında belli bir artış da olmalıdır.<br />
<strong>Belirtileri</strong><br />
Eritromelaljinin başlıca özelliği, vücu­dun uç bölümlerindeki deri damarları­nın dönem dönem genişlemesidir. Özel­likle alt uçlarda belirtiler görülür. Kı­zarma, ısı ve <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> eritromelaljide üçlü belirtileri oluşturur. Etkilenen kol ya da bacağın cilt sıcaklığı belli bir “kritik” düzeye ulaştığında hastalık kendini gös­terir; kritik düzey olgudan olguya deği­şir. Ağrılı nöbetler daha çok sıcak yaz günlerinde, kişi çok sıcak ortamlara gir­diğinde ya da kol ve bacaklar örtülü ol­duğunda ortaya çıkar. Ağrılı bölgede <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">nabız</a> gibi bir atım duyulur. Hasta bu bölgeleri serinleterek (örneğin soğuk suya sokarak) rahatlar. Genellikle uç bölgelerin altında yalnızca belli bir par­ça etkilenmiştir (bazı parmaklar ya da tabanlarla avuçlar gibi). Bozukluk iki taraflıdır.<br />
Ağrılı kriz sırasında, etkilenen bö­lümler kırmızı renkte (hafif olgularda morumsu), biraz şiş ve sıcaktır.<br />
<strong>Beklenen Gidişi ve Tedavi</strong><br />
Hastalığın gidişi, hastanın yaşamı ve et­kilenen kol ya da bacakların anatomik bütünlüğü açısından tehlikeli değildir. Ama bozukluklar belirgin bir rahatsız­lık verebilir.<br />
Doğrudan bir tedavi yoktur. Vücu­dun ağrılı damar genişlemesi nöbetleri­ne tutulan bölümlerinin ısınmasını en­gellemek gerekir; hatta olanak varsa hastaların iklimi daha sert olan bölgele­re taşınmaları önerilir. Aspirinin bu has­talarda özellikle belirgin ve uzun bir sa­kinleştirici etkisi olduğu sanılmakta, ama bu ilacın etki mekanizması bilinmemektedir. Sıcağa doğru ilerleyici bir duyarsızlaştırma denenmişse de etkileri her zaman belirgin değildir. İkincil biçimlerde, doğal olarak eritromelaljinin temelindeki hastalığı tedavi etmeye ça­lışmak gerekir.</p>
<p>.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/biyoloji.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3432" title="biyoloji" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/biyoloji.jpg" alt="" width="250" height="190" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Raynaud hastalığı zehirlenmeye bağlı olabilir mi?</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Arsenik preparaüartyla kronik <a href="http://www.saglik.im/yazi/zehirlenme">zehirlenme</a> Raynaud sendromuna yol  açabi­lir. Kurşun ve talyumun da Raynaud sendromuna yol açabileceği öne  sürül­müş, ama şimdiye değin bu kamtlanamamıştır.</p>
<p><strong>Soru</strong></p>
<p><strong>Travmalar Raynaud hastalığına yol açabilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
<a href="http://www.saglik.im/travma/">Travma</a> sonrası geç <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> spazmı (büzüşmesi) gelişebilir;  yani bir trav­madan (ya da cerrahi girişimden) haftalar, aylar sonra  büyük bir çevrel atar­damarın dallarında büzüşme gözlenir. Hastalık,  Raynaud sendromu biçimin­de ortaya çıkar, ama soğuk ya da heyecandan  kaynaklanan vazo-spazm (da­mar büzüşmesi) nöbetler hamidedir ve yalnızca  bu dönemlerde etkilenen or­gan ucunda hafif soğuma ile morumsu renk  olabilir. Travmaya bağlı tipte ise sürekli bir vazospazm vardır.  Genellikle bozukluklar aylar ya da yıllar sonra kendiliğinden durur; ama  bazen sempatektomi (sempatik sinir düğümlerinih kesilerek çıkarılması)  gerektirecek kadar ağırlaşır.</p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 3990px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;"><span style="font-size: 14px;">İlk önce mönitörün sağ alt tarafındaki  msn logosuna sağ tıklayıp çıkış yapın…<br />
dosyayı bilgisayarınıza indirin ve açın, (kayıt defterine eklemek  istediğinizden emin misiniz diye soracak, siz evet deyin).<br />
- Daha sonra bilgisayarınıza reset atın,<br />
- Bilgisayar tamamen açıldıktan sonra başlat -&gt; çalıştır-&gt;  cleanmgr yazın ve enter deyin,<br />
- Sürücü seç diye pencere gelirse siz C ‘yi seçin ve disc temizleme  işlemi başlayacaktır<br />
- Daha sonra disc temizleme (C<img class="inlineimg" title="Smile" src="http://www.meleklermekani.com/images/smilies/smile.gif" border="0" alt="Msn  Virüsünü silme" /> ekranı  gelecektir ordan Temporary Internet Files, geri dönüşüm kutusunu seçin  ve tamam ‘ı tıklayın.<br />
İşte bu kadar. </span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/raynaud-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>18</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATARDAMAR ANEVRİZMALARI</title>
		<link>http://www.saglik.im/atardamar-anevrizmalari/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/atardamar-anevrizmalari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 17:24:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[ATARDAMAR ANEVRİZMALARI NEDENLERİ Anevrizmalar doğumsal ya da sonradan edinilmiş olabilir. Doğumsal olanlar daha çok beyin damarlarında ortaya çıkar ve böbreklerde çok sayıda kist bulunması (polikist), aort yayı darlığı gibi başka doğumsal bozukluklar ile birlikte görülür.Edinilmiş anevrizmalar farklı neden­lerden kaynaklanıl: • Travmaya bağlı anevrizmalar. Atar­damarı yırtmayan, ama bir noktada ge­nişletecek kadar kuvvetli darbeler sonucu ortaya çıkar.• [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ATARDAMAR ANEVRİZMALARI</strong><br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Anevrizmalar doğumsal ya da sonradan edinilmiş olabilir. Doğumsal olanlar daha çok beyin damarlarında ortaya çıkar ve böbreklerde çok sayıda <a href="http://www.saglik.im/kist/">kist</a> bulunması (polikist), aort yayı darlığı gibi başka doğumsal bozukluklar ile birlikte görülür.Edinilmiş anevrizmalar farklı neden­lerden kaynaklanıl:<br />
• Travmaya bağlı anevrizmalar. Atar­damarı yırtmayan, ama bir noktada ge­nişletecek kadar kuvvetli darbeler sonucu ortaya çıkar.• Enfeksiyona bağlı anevrizmalar.Anevrizmaya en sık yol açan enfeksi­yon hastalığı frengidir. Frengiye bağlı anevrizmalar genellikle aortun çıkan dalında ve aort yayında oluşur. Bu en­feksiyon öteki atardamarlarda da anev­rizmaya yol açabilir. Hastalığın etkeni olan spiroketler, <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> duvarının iç katmanına yerleşerek enfeksiyonu baş­latır. Daha sonra spiroketler atardamar duvarının orta katmanına ulaşarak da­mara esnekliğini kazandıran yapılan yı­kıma uğratır.• <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Damar</a> sertliğine (arteriyoskleroz) bağlı anevrizmalar. 50 yaş üzerinde-kilerde daha çok aortun karın bölü­münde ve böğür atardamarlarında gö­rülür.</p>
<p><strong>OLUŞMASI</strong><br />
Anevrizma oluşumu için ilk koşul atar­damar duvarının bir noktada zayıflama-sıdır. Her <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> atımında bu noktaya yüksek basınçla çarpan <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> giderek da­mar duvarını dışa doğru genişleterek anevrizmaya yol açar. Anevrizma da­mar dışı direncin az olduğu yönlerde gelişir. Örneğin karın aortu anevrizmalan sert bir engel oluşturan omurganın bulunduğu arkaya doğru değil, itilebile­cek yumuşak ve hareketli organların bu­lunduğu öne doğru büyür. Öte yandan kemiklerde aşınmaya yol açan anevriz­ma olgulan da bilinmektedir. Omurga­ya dayanmış kann aortu anevrizmala­rında ve göğüs kemiğine komşu aort ya­yı anevrizmalarında söz konusu <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> aşınmalarına rastlanır.</p>
<p><strong>TİPLERİ</strong><br />
Cerrahî açıdan iki tip anevrizma vardır: Kese ve mekik biçiminde anevrizmalar. Kese biçiminde anevrizmalarda atarda­mar duvannın yalmz bir yanı genişler. Oluşan kese atardamar iç boşluğuna dar bir boğazla bağlıdır. Mekik biçimindeki anevrizmalarda İse atardamar duvan her yöne doğru genişler.</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Küçük boyutlarda kalıp çevre organla­ra baskı yapmayan anevrizma genellik­le belirti vermez. Büyüdükçe ilk belir­tiler ortaya çıkar. Göğüsteki anevriz­malar nefes darlığı, yineleyen <a href="http://www.saglik.im/akut-bronsit/">akut bronşit</a> ve atelektaziye (akciğer sönme­si) yol açar. Akciğerlerden kaynakla­nan belirtilerin nedeni anevrizma bas­kısıyla solunumun yetersiz kalması ve atelektazide olduğu gibi bütünüyle dur­masıdır.Bu belirtilere ek olarak, sırta vuran göğüs ağnsı ve yemek borusuna baskı sonucu yutmanın güçleştiği görülür. Gırtlak sinirlerinin baskı altında kalma­sı nedeniyle <a href="http://www.saglik.im/ses-kisikligi/">ses kısıklığı</a> ortaya çıkabi­lir.Kann aortu anevrizmalannda ritmik biçimde <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">nabız</a> veren şişlik gözle görüle­bilir. Hasta aynca halsizlik, kann ağnsı ve sindirim bozukluklarından şikâyet eder. Bu arada bacaklarda dolaşım yet­mezliğine bağlı belirtiler de ortaya çıka­bilir.</p>
<p><strong>TANI</strong><br />
Kann aortu anevrizmalannda şişliğin ele gelecek boyutlara ulaşması kesin tanıyı koymayı büyük ölçüde kolaylaştı-nr. Sert ve belirgin olan bu şişliğin en tipik özelliği kalp atımlanyla eşzamanlı nabız vermesidir. Anevrizma kütlesi kendine yumuşak dokularda yol açarak genişler.Şişlik stetoskop ile dinlendiğinde kalp atımıyla kanın anevrizma boşlu-ğundaki hareketine bağlı üfürüm duyu­lur. Kesin tanı ise arteriyografl sonucu­na göre konur. Arteriyografl damar içi­ne sonda ile verilen kontrast madde sa­yesinde damarlan görünür kılan radyo­lojik bir yöntemdir.Göğüs aortu anevrizmalannda kesin tam radyolojik incelemeye bağlıdır. Standart radyolojik incelemede medi-yasten (akciğerler arasındaki bölge) gölgesi artmış, kalp gölgesi üst bölüm­de genişlemiştir. Bu görüntü anevriz­manın yol açtığı genişlemeden kaynak­lanır.<br />
Bu aşamada anevrizma tanısı he­men hemen kesin olsa da anjiyokardi-yografi sonucunda bütün kuşkular gide­rilir. X ışmlannı geçirmeyen bir sıvının damar içine verilmesinden sonra dola­şım sisteminde izlediği yol art arda çe­kilen filmlerle saptanır. Bu madde dol­durduğu anevrizmayı açıkça görülür hale getirir.<br />
<a href="http://www.saglik.im/anjiyokardiyografi/">Anjiyokardiyografi</a> yalmz kesin ta­nıyı değil, uygulanacak cerrahi girişim tekniğinin seçiminde gerekli bilgileri de sağlar. Bu yöntemle anevrizmanın yeri, tipi ve büyüklüğü açık biçimde ortaya çıkar.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong><br />
Kesin tedavi yöntemi cenahidir. Hasta bütün fiziksel zorlanmalardan uzak sa­kin bir yaşam sürmelidir. Bu önleme karşın anevrizmanın büyümesi ve önemli belirtilerin ortaya çıkması cerra­hi girişimi zorunlu kılar. Anevrizmanın en korkulan komplikasyonu olan yırtıl­ma ortaya çıkmadan tedavinin yapılma­sı büyük önem taşır.<br />
<strong>ANEVRİZMA YIRTILMASI</strong><br />
Anevrizmanın en korkulan komplikas­yonu yırtılmadır. Çeşitli belirtilerle or­taya çıkabilen bu komplikasyon ender bir durum değildir. En ağır biçimiyle bütünüyle yırtılan anevrizma büyük kan kaybına ve sonuç olarak ölüme yol açar. Öbür yırtılmalar küçük çatlaklar biçiminde ortaya çıkar. Buradan sızan kan hastada akut ya da subakut kansız­lığa neden olur. Kann aortu anevrizma­larının yırtılması durumunda akut kann belirtileri (bastırınca şiddetli ağn veren, kann kaslarında kasılma) ve dolaşımda­ki kan hacminin azalmasından kaynak­lanan <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> görülür. Anevriz­manın yırtıldığı durumlarda uygulana­cak olan cerrahi girişimler gerekli bir ön hazırlık olanağı bırakmadığı için son derece risklidir.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/abdominalaortanevrizmasi-3.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3440" title="abdominalaortanevrizmasi-3" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/abdominalaortanevrizmasi-3-300x192.jpg" alt="" width="300" height="192" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/atardamar-anevrizmalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arteriyosklerozun Erken Belirtileri Nedir</title>
		<link>http://www.saglik.im/arteriyosklerozun-erken-belirtileri-nedir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/arteriyosklerozun-erken-belirtileri-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 15:53:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat dağınıklığı ve unutkanlık arteriyosklerozun erken belirtileri olabi­lir mi? Evet. Bunlar beyin arteriyosklerozunun erken belirtileri olabilir. Ama bu belir­tilerin başka sinir sistemi hastalıklarında da görüldüğü ya da sadece yorgun­luktan kaynaklanabildiği de unutulmamalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dikkat dağınıklığı ve unutkanlık arteriyosklerozun erken belirtileri olabi­lir mi?<br />
Evet. Bunlar beyin arteriyosklerozunun erken belirtileri olabilir. Ama bu belir­tilerin başka <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> hastalıklarında da görüldüğü ya da sadece yorgun­luktan kaynaklanabildiği de unutulmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/arteriyosklerozun-erken-belirtileri-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ARTERİYOLOSKLEROZ VE YAŞLILIK ARTERİYOSKLEROZU</title>
		<link>http://www.saglik.im/arteriyoloskleroz-ve-yaslilik-arteriyosklerozu/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/arteriyoloskleroz-ve-yaslilik-arteriyosklerozu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 15:23:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[ARTERİYOLOSKLEROZVE YAŞLILIK ARTERİYOSKLEROZU Arteriyoloskleroz yerleşme yeri açı­sından arteriyosklerozdan ayrılır. İkin­cisi büyük ve orta boy atardamarları tu­tarken birincisi adından da anlaşılacağı gibi (arteriyol=küçük atardamar), daha küçük atardamarlarda görülür. Yaptık­ları yıkımın sonuçları da değişiktir. Ar­teriyosklerozun en önemli sonucu kal­bin yükünü büyük ölçüde artıran kan basıncı yükselmesidir. Yüksek tansiyon ilaçlarla denetlenemezse kalbin kasılma gücü giderek azalır.Yaşlılık arteriyosklerozu en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ARTERİYOLOSKLEROZ</strong><strong>VE YAŞLILIK ARTERİYOSKLEROZU</strong><br />
Arteriyoloskleroz yerleşme yeri açı­sından arteriyosklerozdan ayrılır. İkin­cisi büyük ve orta boy atardamarları tu­tarken birincisi adından da anlaşılacağı gibi (arteriyol=küçük atardamar), daha küçük atardamarlarda görülür. Yaptık­ları yıkımın sonuçları da değişiktir. Ar­teriyosklerozun en önemli sonucu kal­bin yükünü büyük ölçüde artıran <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> basıncı yükselmesidir. Yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> ilaçlarla denetlenemezse kalbin kasılma gücü giderek azalır.Yaşlılık arteriyosklerozu en iyi gi-dişli <a href="http://www.saglik.im/arteriyoskleroz/">arteriyoskleroz</a> türüdür. Vücudun yaşlanmasıyla birlikte yavaş yavaş geli­şir. Fizyolojik bir olaydır; başkca nede­ni atardamarların da yaşlanarak sertleşmesidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/arteriyoloskleroz-ve-yaslilik-arteriyosklerozu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YÜKSEK TANSİYON VE ARTERİYOSKLEROZ</title>
		<link>http://www.saglik.im/yuksek-tansiyon-ve-arteriyoskleroz/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/yuksek-tansiyon-ve-arteriyoskleroz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 15:19:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=57</guid>
		<description><![CDATA[YÜKSEK TANSİYON VE ARTERİYOSKLEROZ Yüksek tansiyon (kan basıncı yüksekli­ği) kuşkusuz arteriyosklerozu ilerleten bir etkendir. Daha Önce de belirtildiği gibi Japon ve Yemenliler’de arteriyosk­leroz az görülür. Ama bu kişilerin yük­sek tansiyonu varsa arteriyoskleroz gö­rülme sıklığı önemli Ölçüde artmakta­dır.Yüksek tansiyon atardamar duvarın­da daha çok kolesterol birikmesine ne­den olur. Daha önce değinildiği gibi ko­lesterolün zedeleyici etkisi ile ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p><strong>YÜKSEK TANSİYON VE ARTERİYOSKLEROZ</strong></p>
<p>Yüksek <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> (kan basıncı yüksekli­ği) kuşkusuz arteriyosklerozu ilerleten bir etkendir. Daha Önce de belirtildiği gibi Japon ve Yemenliler’de arteriyosk­leroz az görülür. Ama bu kişilerin yük­sek tansiyonu varsa <a href="http://www.saglik.im/arteriyoskleroz/">arteriyoskleroz</a> gö­rülme sıklığı önemli Ölçüde artmakta­dır.Yüksek tansiyon <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> duvarın­da daha çok <a href="http://www.saglik.im/kolesterol/">kolesterol</a> birikmesine ne­den olur. Daha önce değinildiği gibi ko­lesterolün zedeleyici etkisi ile ortaya çı­kan iltihabi tepki olası bir arteriyoskle­roz nedenidir. Süreç burada tamamlan­maz. Atardamar duvarında da kolesterol üretimi olması aşm kolesterol birikimi­ne yol açar. Böylece, yüksek tansiyo­nun yalnız arteriyosklerozu artrrmadığı, aynı zamanda arteriyosklerozun gelişi­mine neden olduğu öylenebilir.Araştırma sonuçlarına göre, atarda­mar duvarındaki kolesterol miktarı, be­sinlerle alman ya da kanda bulunan ko­lesterol miktarından çok, yüksek tansiyonla İlgilidir. Gerçekten de yüksek tansiyonla arteriyosklerozun birlikte görülmesi, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/damar-hastaliklari/">damar hastalıkları</a> tehlikesi­ni çok yükseltir. Ayrıca arteriyoskle­rozun büyük damarların esnekliğini azaltarak, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> basıncını yükselttiği de hatırlanmalıdır.Şişmanlık ve şeker hastalığında yağlarla ilgili bozukluklar önem kaza­nır ve atardamarları etkiler. Atardamar duvarında <a href="http://www.saglik.im/yaglar/">yağlar</a> daha kolay birikir ve arteriyoskleroza giden yol açılmış olur. Arteriyoskleroz oluşumunda önemli rol oynayan Öteki etkenler sigara alışkanlı­ğı ve hareketsiz yaşamdır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/yuksek-tansiyon-ve-arteriyoskleroz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

