<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Cinsel Hastalıklar</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/cinsel-hastaliklar-hastaliklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>iktidarsızlık</title>
		<link>http://www.saglik.im/cinsel-iktidarsizlik/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/cinsel-iktidarsizlik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 22:09:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek ve Üreme Yolları Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Rahatsızlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[CİNSEL İKTİDARSIZLIK ( İMPOTANS ): İmpotans, erkeğin normal bir koitus için yeterli bir penis ereksiyonu gerçekleştirememesi durumudur.İmpotans nedenlerini psikolojik, bedensel ve yaşlılık olmak üzere üç grup altında inceleyebiliriz.İmpotans vakalarının yaklaşık olarak % 9O’ı psikolojik nedenlere bağlıdır. Bunlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz. Cinsel ilişkiden suçluluk duyma, korkma, depresyon, eşin cinsel ilişkide tamamen pasif kalması, eşini memnun etmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>CİNSEL İKTİDARSIZLIK ( İMPOTANS ): </strong></span></p>
<p>İmpotans, erkeğin normal bir koitus için yeterli bir <a href="http://www.saglik.im/yazi/penis/">penis</a> ereksiyonu gerçekleştirememesi durumudur.İmpotans nedenlerini psikolojik, bedensel ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/yaslilik/">yaşlılık</a> olmak üzere üç grup altında inceleyebiliriz.İmpotans vakalarının yaklaşık olarak % 9O’ı psikolojik nedenlere bağlıdır. Bunlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz.</p>
<p>Cinsel ilişkiden suçluluk duyma, korkma, depresyon, eşin cinsel ilişkide tamamen pasif kalması, eşini memnun etmeyi aşırı derecede istemek, eşe karşı engellenmiş fakat uzun süren aşın istek duymak, eşini memnun edememekten korkmak, heyecan, sinirlilik, eşine gücenmek. Bazı vakalarda ise <a href="http://www.saglik.im/impotans-cinsel-iktidarsizlik/">impotans</a>ın nedeni belli bir yer, belli bir saat veya belli bir cinsel birleşme pozisyonu olmaktadır. Bedensel nedenlere bağlı impotanslar da şöyle özetlenebilir; Şeker hastalığı, alkolizm,sarhoşluk, <a href="http://www.saglik.im/yazi/uyusturucu/">uyuşturucu</a> madde alışkanlığı, amfetamin kullanımı, bazı <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> hastalıkları (örneğin multiplskleroz, bazı omurilik kesilmeleri) hipotiroidizm, <a href="http://www.saglik.im/hipofiz-bezi/">hipofiz bezi</a> yetmezliği Yaşlılıkta împotans gelişmesi bir kural değildir. 80 yaşma ve daha sonralarma kadar cinsel istek ve ereksiyon, varlığını koruyabilir. împotans nedenleri yukarıda belirttiklerimizden çok daha fazladır. Tedavi etkene göre değişmektedir. Fakat vakaların % 90′ının psikolojik kökenli olduğu anımsandığmda bu konuda psikiyatristlereÖnemli görevler düştüğü ortaya çıkar. Günümüzde yapılan ayrıntılı çalışmalar, impotans vakalarında organik nedenlerin sanılanın üstünde olduğunu ortaya kovmuştur. Aşağıda organik impotans nedenleri sıralanmıştır:</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9132" title="iktidarsızlık" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/08/iktidarsızlık-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></p>
<p>1.  Anatomik bozukluklar: Testislerin yokluğu -epispadias, <a href="http://www.saglik.im/hipospadias/">hipospadias</a> -mikrofallus &#8211; pimozis -peyronie hastalığı.</p>
<p>2.  Kalp-akciğer hastalıkları: Angına pektoris -miyokart infarktüsü &#8211; amfizem.</p>
<p>3. İlaçlara bağlı impotans: Alkol, amfetaminler (uyarıcılar), antihistaminler, barbitürat ve bro-mürler, kokain, eroin, morfin, imipramin, reser-pin, digital, aşırı nikotin.</p>
<p>4. Hormonal bozukluklar: Akromegalie, Addison hastalığı, Cushing Sendromu, diabet (Şeker hastalığı), hipotiroidi, tireotoksikoz.</p>
<p>5. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">Kan</a> hastalıkları: Lösemi, anemi, Hodgkin hastalığı.</p>
<p>6. Metabolik hastalıklar: Karaciğer sirozu &#8211; <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">Böbrek</a> yetmezliği</p>
<p>7. Nörolojik hastalıklar: Beyin tümörleri. Parkinson hastalığı, Tabes dorsalis, elektroşok tedavisi.</p>
<p>8. Cerrahi: Abdominoperineal rezeksiyonlar, sis-tektomi, sempatektomi beyin ameliyatları.</p>
<p>9.  <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">Damar</a> hastalıkları: Aort anevrizmaları, iliak arter tıkanmaları; Leriche Sendromu, arterioskle-roz, priapizm.</p>
<p>10. Ötekiler: Bazo metal zehirlenmeleri, radyasyon, travma.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TANI</strong></span><br />
<a href="http://www.saglik.im/cinsel-iktidarsizlik/">Cinsel iktidarsızlık</a> hep korku ve tedir­ginlik yaratan bir sorun olmuştur. Hasta ve hekimin ilk karşılaşması hekimhasta İlişkisinin sağlıklı gelişmesi bakı­mından büyük önem taşır.<br />
Hasta yalnız fiziksel olarak değil, sosyokültürel ve psikolojik olarak da değerlendirilmelidir. Böylece tedavinin .başarıya ulaşması daha kolaylaşır. 4&amp;. Her durumda organların incelenme­sine öncelik vermek gerekir. Bu tür bo­zukluklar genellikle belirti vermesine karşılık, sinsi bir süreç izleyen organik bozukluklar da araştırılmalıdır. En kü­çük olasılıkları bile göz ardı etmeden yapılacak gözle muayeneden radyolojik araştırmalara ve laboratuvar incelemele­rine kadar uzanan geniş bir inceleme süzgecinden geçirilecek hastanın var olabilecek organik bozuklukları açığa çıkarılmalıdır. Organik bir bozukluğu olan hastanın psikoterapiye gönderilme­si hastalığını daha iyi kabullenebilmesi dışında hiçbir yarar sağlamaz.</p>
<p>Tam için hastayı yıpratıcı “ağır” in­celemelere girişmek de yersizdir. Hasta­lığa doğru yaklaşım, tam yöntemlerinin seçimini de kolaylaştıracaktır. Hastanın Özgeçmişi sertleşme bozukluğunun ne­denini ortaya çıkarabilir. Hastadan cin­sel sorununu kesin, ayrıntılı ve yanıltıcı olmayacak biçimde tanımlaması istenir. Sertleşme sorununun cinsel istekte azal­ma, <a href="http://www.saglik.im/yazi/bosalma/">boşalma</a> bozukluğu ya da <a href="http://www.saglik.im/yazi/orgazm/">orgazm</a> olamama gibi durumlarla birlikte görü­lüp görülmediği sorulur. Özellikle sert­leşme, boşalma ve orgazmın mastürbas­yon ile gerçekleşip gerçekleşmediğini ortaya çıkarmak büyük önem taşır. Ay­rıca bunların yeni bir eşle mi yoksa her zamanki eşle mi, gece mi yoksa uyanık­ken mi olduğu da sorulur.</p>
<p>Doktor muayenesinde nörolojik bo­zukluklara ilişkin çok az bilgi elde edi­lebilir. Eşeysel organların İncelenme­sinde ikincil eşey (cinsiyet) özellikleri, göğüs büyümesi olup olmadığı, erbez-leriyle prostatın büyüklüğü ve kıvamı, bağdoku artmasına ilişkin bir durumu dışarda tutmak için kamışın dikkatle incelenmesi gibi noktalara özen göste­rilir. Muayene sertleşmemiş durumdaki kamışın incelenmesiyle tamamlanır. Peyroni hastalığı ya da yaygın biçimde kamış sertliği olarak bilinen durum ak-kılıf katmanında ya da gözenekli cisim­lerde lifli dokunun artmasıyla açıkla­nır. Esnek olmayan bu doku, sertleşme sırasında kamışın anatomik yapısında kıvrılma, büzülme gibi biçim bozuk­luklarına yol açarak birleşmeyi zorlaş­tırır.<br />
Bu nedenle hastadan Polaroid tipi makineyle kamışının sertleşme durumu­nu değişik açılardan gösteren fotoğraf­lar çekmesini istemek yararlı olabilir.<br />
Cinsel <a href="http://www.saglik.im/cinsel-iktidarsizlik/">iktidarsızlık</a> tanısı koyarken sertleşme ve boşalma bozuklukları ara­sında ayırım yapmak ve bunlara bağlı organik ya da işlevsel nedenleri değer­lendirmek gerekir.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xa323b_yktidsarszlk-ve-sigara_lifestyle" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xa323b_yktidsarszlk-ve-sigara_lifestyle" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>•  Sertleşme bozuklukları v Mn n<br />
- Organik kökenli bozukluk olasılığını yükselten belirtiler: Karşı cinsle ilişki kurma sorunları olmayan bir kişide gi­derek sertleşme bozukluğunun baş gös­termesi, kamışta soğuklukla birlikte gö­rülen yetersiz sertleşme ve her sertleş­menin olması gerekenden kısa sürmesi.<br />
Bu belirtilerin hepsi <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> ve sinir sistemine yönelik incelemeleri gerektirir.<br />
- işlevsel kökenli bozukluk olasılığını yükselten belirtiler: Bazen tam istendiği gibi gerçekleşen birleşmelerin de görül­düğü yerine göre sertleşme durumları.<br />
• Boşalma bozuklukları<br />
- <a href="http://www.saglik.im/erken-bosalma/">Erken boşalma</a> olgularının çoğu işlev­sel ve psikolojik nedenlere dayanır.<br />
- Daha çok işlevsel kökenli olan geç bo­şalma özellikle eşler arasındaki ilişkinin sorunlu olmasına bağlıdır.<br />
-  Spermasız boşalma, sertleşmeden bo­şalma ya da içe boşalma hekimi organik bir neden arayışına yöneltir.<br />
<span style="color: #ff0000;"><strong>İNCELEMELER</strong></span><br />
Laboratuvar incelemesinde, aç kamına<br />
kan şekeri ve lipit (kolesterol ve trigliserit) düzeylerinin Ölçülmesi, karaciğer ve böbrek işlevlerinin değerlendirilmesi önemli bilgiler sağlar.<br />
<a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">Hormon</a> incelemesinde, testosteron, prolaktin ve erbezlerinden hormon sal­gılanmasını uyaran hipofiz hormonları­nın kandaki düzeyine bakılır (FSH, LH).<br />
• Uyarı potansiyelleri &#8211; Burada söz konusu olan, uyarıya karşı duyarlılık düzeyi ve verilen tepkinin hızıdır. Has­talığın sinir sistemine ilişkin bir bozuk­luktan kaynaklanabileceği kuşkusu var­sa beyin kabuğu (korteks) ve kuyrukso-kumu uyan potansiyelleri ölçülerek ke­sin bir sonuca varılabilir.<br />
Elektrik verilerek kamış derisi uya­rılır ve sünger si-soğancık(bulbokaver-nöz) kasına iğne biçiminde bir elektrot bağlanarak uyarı ve kasın bu uyarıya verdiği ilk kasılma arasında geçen za­man ölçülür. Sinirler bozuksa uyan geç iletilir. Böylece <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> kasılmaz ya da za­yıf kasılır.<br />
Normal değer yaklaşık 40 milisani­yedir. Sertleşmeyi sağlayan refleksin duyarlılık düzeyi, kamışın üst sİnirinde-ki iletim hızı ölçülerek de ortaya çıkarı­labilir.<br />
Bazı uzmanlar gece sertleşmesi testi yaparak iktidarsızlığın organik mi, yok­sa psikolojik kökenli mi olduğu konu­sunun aydınlatabileceğini öne sürmüş­lerdir. Bu testte kamış ucu ve köküne yerleştirilen halkalar yardımıyla uyku sırasında sertleşme olup olmadığı üst üste üç gece gözlenir. Kamış sertleşti­ğinde sertlik ve derecesi kaydedilir. Ge­ce sertleşmeleri psikolojik kökenlidir ve uykunun değişik evrelerine bağlı olarak kendiliğinden gerçekleşir. Bu tür sertleşmeler üreme sistemiyle ilgili uyanlardan ve idrar kesesindeki basınç­tan bağımsız olduğu için <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleks</a> olarak nitelenemez.<br />
Gece sertleşmelerinin süresi, sıklığı ve şiddeti yaşa bağlı olarak değişir. 15 yaşındaki bir gencin kamışı uykuda or­talama 4 kez ve toplam 30 dakika sert­leşirken, aynı kişi 70 yaşma geldiğinde kamış sertleşmesi 2 keze iner ve sert­leşme süreleri de kısalır. Bu’ test çok sa­yıda yanıltıcı olumlu sonuçlar verebil­diğinden, güvenilir bir tanı yöntemi olarak görülmemelidir. Aynca uyku sı­rasında sertleşmeyi sağlayan sinir ileti­mi kanallarının <a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-iliski/">cinsel ilişki</a> sırasında kullanılan kanallardan farklı olduğu da öne sürülmüştür.</p>
<p>• Kamışta kan dolaşımını inceleyen testler &#8211; Geçmişte kamıştaki atardamar dolaşımım inceleyen birçok test gelişti­rilmişti. Ama bu testlerin büyük bir bö­lümü kamış yumuşakken uygulandığı için başarılı sonuçlar vermedi. Daha sonra gözenekli cisim içine damar ge­nişletici ilaçlar vererek kamışın sertleş­miş durumda incelenebilmesi sağlandı. Bu yöntemin kullanılması cinsel ikti­darsızlık konusuna olan yaklaşımda bir devrim yarattı. Daha Önce de belirtildi­ği gibi kamış sertleşmesi, damar ve si­nir sistemlerini ilgilendiren bir olaydır. <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">Atardamarlar</a> genişler, gözenekli ve süngersi cisim boşluklan kanla dolar, genişleyen bu <a href="http://www.saglik.im/dokular/">dokular</a> toplardaman sı­kıştırarak kanın kamıştan çıkmasını ön­ler. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda gözenekli cisim içine verilen papaverin ya da prostaglandin El (PG El), sertleşme sağlayan sinirlerde elek­trik uyansı sonucu oluşan yanıta benzer bir yanıt alınmasını sağlamıştır.</p>
<p>Günümüzde çoğu araştırmacıya gö­re, 40 mg papaverin ya da 10 mikrog-ram PG El’in gözenekli cisme verilme­siyle 10 dakikadan kısa bir süre içinde 30 dakikadan uzun sertleşmenin sağ­lanması, atardamarlarda bir sorun ol­madığını gösterir. Öte yandan sertleş­menin kısa sürede gerçekleşip çabuk sönmesi, <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> yetmezliğini dü­şündürür.<br />
Atardamar yetmezliğinin var olduğu durumlarda sertleşme için gerekli süre 20 dakikayı aşabilir. Damara etki eden ilaçların gözenekli cisme verilerek sert-leştirilen kamışın atardamarlarındaki kan akışı ultrasonografa bağlı Doppler aygıtıyla incelenebilir. Böylece göze­nekli cisim atardamarının iç çapı, ayrıca damar genişletici ilacın verilmesinden önce ve sonraki kan akımı da ölçülebilir.</p>
<p>Normal test sonuçlarına göre damar genişletici <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> verildikten sonra atarda­mar çapı yüzde 75′i aşan bir oranda ge­nişler ve kan akımı saniyede 30 cm hıza ulaşır. Eğer çap artışı yüzde 25′ten az, kan akım hızı saniyede 20 cm’nin altın­da ise hastada atardamar yetmezliğin­den söz edilebilir.<br />
Sertleşme sırasında toplardamar ka­çağı ya da atardamar darlığı olup olma­dığını belirlemek için daha ileri araştır­malara girmek gerekir. Bu araştırmalar temel olarak gözenekli cisimdeki kan toplanma durumunu gösteren ölçümle­re, ayrıca kamış ve kalça kemeri bölge­sinin atardamarlarına yönelik arteriyo-grafilere (atardamarın kontrast madde verilerek görüntülenmesi) dayanır.<br />
Gözenekli cismin durumunu incele­yen yöntemlerden biri olan kaverozometri için hastanın hastaneye yatmasma gerek yoktur. Bu yöntemde gözenekli cisme 40 mg papaverin ya da 20 mg pa­paverin ile 1 mg fentolamin verilip kamış köküne esnek bağ sarılır. Bu bağ yaklaşık 2 dakika sonra çözülür. Gözenekli cisimdeki basınç yaklaşık 15 da­kika boyunca saptanır.</p>
<p>Bulunan değer­ler 90 mmHg’yi (milimetre cıva basın­cı) aşıyorsa hastanın atar ve toplar da­mar mekanizmalarında bir bozukluk yoktur. Bu basınca ulaşılamıyorsa daki­kada 5 mi hızla, 36°C sıcaklıkta Ringer eriyiği ya da serum fizyolojik verilir. Bu uygulama basınç artışı durana değin sürer. Erişilen en yüksek basınç değeri kaydedildikten sonra gözenekli cisim içindeki basınç yeterli bir düzeye çıka­na kadar dakikada 15 mi hızla serum verilmesi sürdürülür. Basınç 90 mmHg’yi aşınca serum verme hızı azal­tılır ve basıncı 90 mmHg’de tutmak için gerekli serum verme hızı belirlenir. Da­ha sonra serum 5 dakika için kesilir ve basınç kaydına ara verilir. Bu aşamada kavernozografiye geçilir: Ringer eriyiği ya da serum fizyolojik ile l’e 1 oranın­da sulandırılmış 30-50 mi kontrast madde hastaya hızla verilir. Daha sonradikey, eğik, sol ve sağ yanlardan rönt­gen çekilir.</p>
<p>• Psikolojik değerlendirme -</p>
<p>Nedeni ne olursa olsun, sertleşme bozukluğu­nun psikolojik uzantılarının da bulundu­ğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, sert­leşme bozukluğunda cerrahi yaklaşım­dan önce (protez takılması ya da damar cerrahisi) hastalığın psikolojik etkileri ayrıntılı biçimde irdelenmeli, olası so­nuçlar açık biçimde ortaya konmalıdır.anîsbüzgen kasının kasılması<br />
<strong> </strong></p>
<p><a title="iktidarsızlık, iktidarsızlık tedavisi" href="http://www.saglik.im/cinsel-iktidarsizlik/"><span style="color: #ff0000;"><strong>İktidarsızlık Tedavisi</strong></span></a><br />
Her hastalıkta olduğu gibi sertleşme bo­zukluğunda da tedavinin başarısı, tanı­nın doğru konması ile yakından ilişkili­dir. Hormon kaynaklı sorunlarla ilgili olarak, kandaki testosteron düzeyinin sertleşmede tek etken olmasa bile önemli bir rol oynadığı kanıtlanmıştır. Ayrıca ruhsal çöküntü dönemlerinde kandaki testosteron düzeyinin ve cinsel isteğin azaldığı, sertleşme durumunun olumsuz etkilendiği bilinmektedir. Er-bezlerindeki işlev bozulduğuyla ilgili olarak ortaya çıkan durumun erbezlerinden mi, yoksa <a href="http://www.saglik.im/hipotalamus/">hipotalamus</a> ya da hipo-fizden mi kaynaklandığı belirlenmeli­dir. Bunun için olası birincil hipotala­mus tümörleri ya da başka organ tümör­lerinin hipotalamusa sıçrama olasılığı dikkate alınmalıdır.</p>
<p>Erbezlerinin ken­dinden kaynaklanan işlev bozukluğunda düzeyi zaten yükselmiş olan gonadotro-pinle tedaviye gerek yoktur. Bu olgular­da tek tedavi yöntemi hastalara ilaç ha­linde hazırlanmış testosteron verilmesi­dir. Kanda prolaktin düzeyinin yüksek olması, sık sık cinsel işlev bozuklukla-nyla birlikte görülen hormon bozuklu-, ğudur. İlaçların yan etkisine bağlı ol rak gelişebildiği gibi, hipotalamus ya &lt; hipofız tümörlerinden de kaynal^lanabi-j lir. Tiroit hastalarının tedavi edilmesi ve şeker hastalarında <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> denge­sinin düzene konması bu kişilerdeki cinsel sorunlarda da iyileşme sağlar.<br />
• Damarları etkileyen ilaçların göze­nekli cisim içine enjekte edilmesi -<br />
nir sistemi, damar sistemi ve psikolo kaynaklı sertleşme bozukluklarının davisinde gözenekli cisim içine, dam ‘ lan etkileyen ilaçlann verilmesi öne bir yeniliktir. Bu tedavide en sık ku nılan ilaçlar papaverin, fentolamin son yıllarda prostoglandin El’dir. Bu ilaçların ayrı ayrı ya da birlikte kullanıl­ması durumunda yan ikiler ve uzun dönemde başka bo Kİar görülebilir. Daha önemsiz ola . iğnenin girdiği bölgede geçici ağrı, cücük <a href="http://www.saglik.im/morarma/">morarma</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kanamalar/">kanamalar</a> oluşabilir.<br />
Olguların yaklaşık yüzde 6-10′unda ortaya çıkan en Önemli yan etki iğneden sonra sürekli sertleşme durumunun gö-rülmesidir. Olguların yaklaşık yüzde 4′ünde ise birkaç ay boyunca yinelenen tedaVi sonucu iğne yapılan bölge dışın­da da sertlikler görülür. Bazı olgularda kendiliğinden kaybolan bu sertlikler te­daviye engel oluşturmaz. Ama bazen kamış protezi uygulanmasını da güçleş­tiren bir lifsi <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> gelişebilir.<br />
Bu yöntemin görece basit ve güveni­lir olması, hastaların kendilerine iğne yapabilmelerini sağlar. Hastalara, iğne yapmanın tüm evreleri ve yan etkilerine ilişkin bilgi verilerek, bu tedaviyi kendi istekleriyle kabul ettiklerim gösterir bir belge imzalatılır. Kendine iğne yapmak isteyen hastalar kısa bir kurs görerek, siyeği ve kamış sırtındaki sinir ve da­marları delmeden gözenekli cisim içine iğne yapmayı öğrenirler.<br />
Gözenekli cisim içine iğne yapmak, derialtma iğne yapmaktan farklıdır. Gö­zenekli cisme ilacı vermeden önce, ka­nın şırınga içine çekilmesine gerek yok­tur. Hasta iğnenin gözenekli cisme gir­diğini, geçilen dokuların gösterdiği di­renç farkım hissederek anlamalı ve bun­dan emin olmalıdır. Gözenekli cisim dı-Şina yapılan iğnenin lifsi doku gelişme olasılığını yükselttiği görülmüştür.<br />
Uzmanlar için önemli bir konu, uygu­lanacak ilaç ve dozun seçimidir. Hasta­nın hekim tarafından belirlenen doza sa­dık kalması ve haftada bir-iki iğneyi aş­maması çok önemlidir. Sonuç olarak, bu uygulamanın uzun dönemde ortaya çıkan yan etkileri ve hastaların iğne yapmaktan hoşlanmaması nedeniyle geçici bir tedavi yöntemi olduğu belirtilmelidir.<br />
• Cerrahi tedaviler &#8211; Son yıllarda orga­nik ve Özellikle damar kökenli cinsel ik­tidarsızlık tedavisinde başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bu başarı sertleşme sıra­sında kanın atar ve toplar damarlardaki akışının daha iyi bilinmesi, arteriyografı, kavemozometri (gözenekli cisme serum fizyolojik verilerek sertleşme derecesi ve süresinin ölçülmesi) gibi tanı yöntemle­rindeki gelişmeler ve mikrocerrahi tekniklerindeki ilerlemelerden kaynaklan­maktadır. Cerrahi tedavi ile en başarılı sonuçlar, travmaya bağlı atardamar ha­sarı görülen genç hastalarda elde edil­mektedir. Bu gruptaki hastalarda atarda­mar ağı genellikle iyi durumdadır.<br />
Toplardamar kaynaklı cinsel iktidar­sızlık 5 alt grupta incelenebilir: 1 &#8211; Büyük toplardamarların doğrudan gözenekli cisim içinden çıkması. Bu durum gençlerde görülen doğuştan ikti­darsızlık nedeni olabilir.<br />
2-   Akkılıf katmanındaki zayıflamalar sonucu geniş toplardamar kanallarının oluşması. Bu durum yaşlı hastalarda görülür.<br />
3- Gözenekli cisim düz kaslarının top­lardamarların sıkışmasına yol açacak kadar gevşeyememesi. Bunun nedeni lifsi doku oluşumu ya da kaslarda geri­leme (atrofi) ve işlevsel özelliklerin kaybolması olabilir.<br />
4- Sinir iletiminde görevli kimyasal maddelerin yetersizliği. Bu durum si­nirsel ve psikolojik kaynaklı iktidarsız­lıkta görülebildiği gibi, çok sigara içen­lerde de görülür.<br />
5- Gözenekli cisim ile süngersi cisim arasında doğuştan olağandışı bağlantı yollarının bulunması, sürekli sertlik du­rumunun tedavisi sonrasında kamış ba­şı ile gözenekli cisim arasında açık ka­nallar kalması ya da siyekte yapılan cerrahi girişimler sonucunda gözenekli cisim ve süngersi cisim arasında bağ­lantı oluşması.<br />
Cerrahi tedavinin başarısı, toplarda­mar kaynaklı sertleşme bozukluğu tipi­nin tam olarak ne ve atardamar sisteminin durumuna bağlıdır. Yukarıdaki sıralamada 1. ve 5. gruba giren olgularda doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan kanalın bağlana­rak olağandışı toplardamar oluşumunun ortadan kaldırılması başarılı sonuçlar verir. Ama 2. ve 3. gruba giren olgular-daki cerrahi girişimlerin başarı olasılığı düşüktür. Bu olguların çoğunda kamış protezlerinin kullanılması yoluna gidi­lir. 4. gruptaki cinsel iktidarsızlık olgu­larında ise cerrahi girişim uygulanmaz.<br />
Cerrahi girişimler kamış duyarlılığı­nın azalmasına, kamışın kısalmasına yol açan nedbelerin ortaya çıkmasına ve ameliyat sonrası uzun süren <a href="http://www.saglik.im/odem/">ödem</a> görülmesine neden olabilir.<br />
Tedavi edilen ve uluslararası düzey­de yayınlanan olgu sayısının azlığı ne­deniyle bu hastalıktaki cerrahi girişim­lerin başarı oranım belirlemek zordur. Gene de tedavi edilen olguların yüzde 50′den fazlasında başarılı sonuçlar alın­dığı söylenebilir.<br />
• Kamış protezleri &#8211; Sertleşme bozuk­luğunun tedavisinde kamış protezleri­nin kullanıma girmesi de önemli bir adımdır. Bu tedavi yöntemi 50 yılı aş­kın bir süredir uygulanmaktadır. İlk <a href="http://www.saglik.im/protez/">protezler</a> kıkırdaktan yapılıyordu. Daha sonra doğal maddelerin çözünme soru­nuna karşı <a href="http://www.saglik.im/protez/">protez</a> yapımında yapay maddeler kullanıma girdi. Bu dönemde iki tip protez geliştirildi: Yan sert ve şi-Şİrilebilir protezler. Bütün hastalar için en uygun tek bir bilir ve yıllar boyunca karşılaşacakları mekanik aşınmaya daha dayanıklıdırlar.<br />
Yan sert protezlerdeki son gelişme­lerden biri bükülebilir protezlerdir. Bu protezler içerdikleri bükülebilen bir gü­müş telden ötürü istenen duruma getiri­lebilmekte, dolayısıyla estetik açıdan daha iyi sonuçlar vermektedir.<br />
Psikolojik ve estetik açıdan daha olumlu sonuçlar verecek, işlevsel ba­kımdan doğala yakın protez talebinin artması karşısında 1973′te şişirilebilir kamış protezleri geliştirildi. Gözenekli cisimler için iki silindir, bir depo ve pompadan oluşan bu protezin, olumlu özellikleri yanında silindirlerden sıvı kaçağı, silindirlerin genişlemesi ve en­feksiyon tehlikesinin yüksekliği gibi yan etkileri de vardır. Şişirilebilir pro­tezlerin olumsuz yönleri yıllardan beri sürdürülen araştırmalarla giderilmeye çalışılmaktadır.<br />
Kamış protezi takılacak hastaların kendilerine uygulanacak yöntemin yan etkileri ve yaratacağı sorunlara ilişkin bilgilendirilmesi gereklidir. Protez psi­kolojik muayeneler ve testlerden sonra takılmalıdır. Ayrıca bu girişimin geriye dönüşsüz olmadığı, hoşnut kalmama durumunda başka bir protezin denene-bileceği de anlatılmalıdır.<br />
• Dışarıdan uygulanan araçlar &#8211; Cin­sel iktidarsızlığın tedavisinde dışarıdan uygulanan araçlardan da kısaca söz et­mekte yarar vardır. Burada dölyoluna girişi sağlayacak kadar sertleşme ve sertleşmenin sürmesini sağlayan araçla­ra değinilecektir. Bunlar temel olarak vakumla kamışa kan hücumunu sağla­yan ve bu kanı bir süre koruyan aygıt­lardır. Osborne’un ErecAid System’i plastik silindir, emme yaratan pompa, bağlantı borusu ve esnek banttan olu­şur. Kamış silindir içine yerleştirilir. Daha sonra pompa yardımıyla sağlanan emme kuvvetinin yarattığı negatif ba­sınçla kamışa kan hücum etmesi sağla­nır. Böylece normaldekine benzer bir sertleşme elde edilir. Sertleşmenin sü­rekliliği penis kökünü saran esnek bant­la sağlanır. Bu İşlemlerden sonra sert­leşmiş kamış silindirden çıkarılır. Sert­lik 30 dakikadan az bir süre boyunca korunabilir.<br />
Daha değişik bir tasarımın ürünü olan Synergist Erection System’da say­dam silikondan yapılmış bir prezervatif kullanılır. Yumuşak kamışı destekleyecek kadar sert olan bu prezervatif kamı­şa geçirildikten sonra bir boru yardı­mıyla emme kuvveti yaratılır. Daha sonra borudaki vana kapatılarak penis köküne doğru katlanır. Kullanıldıktan sonra vana açılarak araç çıkarılır.<br />
Bu araçların görece kullanışlı, güve­nilir ve ekonomik olma üstünlükleri var­dır. Ayrıca cerrahi girişim gerektirme­dikleri ve başka ilaç tedavileri il&amp; etkile­şim göstermedikleri için istendiği an kullanılabilirler. En önemli olumsuz yönleri ise belirli bir el yatkınlığı iste­meleri ve sertleşme süresinin yarım saa­tin altında kalmasıdır. Ayrıca bu araçla­rın <a href="http://www.saglik.im/pihtilasma/">pıhtılaşma</a> bozukluğu olan hastalar­da son derece dikkatli kullanılması gere­kir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SONUÇLAR</strong></span><br />
<a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-sorunlar/">Cinsel sorunlar</a> karmaşık bir araştırma konusudur. Eskiden göz ardı edilen ne­denlerin günümüzde daha iyi anlaşıl­ması ve uygulamadaki ilerlemeye kar­şın, cinsel işlev bozukluklarının tedavi­sinde çeşitli sorunlarla karşılaşılmakta­dır.<br />
İleri tam teknikleri, ilaç tedavisi ve Özellikle gözenekli cisim içine verilea damarlara etkili ilaçlar bu alanda önem­li bir gelişme sağlamıştır. Ayrıca, göze­nekli cisimlerdeki damar ağının mikro-cerrahi yöntemleriyle yeniden düzen­lenmesi ve kamış protezleri sayesinde doğal sertleşmenin daha başarılı bir bi­çimde taklit edilebilmesi, bir zamanl» psikolojik kaynaklı olduğuna inanıl» sorunlara daha kolay çözüm bulunması­nı sağlamıştır.<br />
Bununla birlikte, tıbbi ve cerrahi te­davilerin yüksek iyileşme olasılığı sun­masının yanı sıra bütün cinsel sorunlu­da olduğu gibi sertleşme bozukluğunda da sorunun işlevsel ve kadın-erkek iliş­kisinden kaynaklanan yönleri olduğa unutulmamalıdır. Bu nedenle hekim hastasını yalnızca “çalışmayan bir or­gan” olarak görmemeli, onu karmaşfc sorunları olan bir birey olarak değerlen­dirmelidir. Cinsel sorunları nedeniyle uzmana başvuran hasta bunu yalım sertleşme bozukluğuna çözüm aramak için değil, kendi değerlerini, korkulana ve yaşam görüşünü karşısındaki kişiye aktarmak için de yapar. Uzman, bu ine-sajlan anlamalı ve sertleşme bozuklu­ğunun nedeni organik de olsa, hasta kişiliğini ve ilişkilerini dikkatle incele­melidir.</p>
</div>
<div><strong><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xa323b_yktidsarszlk-ve-sigara_lifestyle&amp;autoPlay=1&amp;related=1"><br />
</a></strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/cinsel-iktidarsizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erken Boşalma</title>
		<link>http://www.saglik.im/erken-bosalma/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/erken-bosalma/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 18:38:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek ve Üreme Yolları Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Boşalma]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Rahatsızlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Orgazm]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1585</guid>
		<description><![CDATA[EJAKÜLASYO PREKOKS (ERKEN BOŞALMA): Ejakülasyo prekoks, ejakülasyon olayının çok erken ortaya çıkmasıdır, Olay tamamen psikolojik kökenlidir. Ne yazık ki oldukça sık görülen bir durumdur. Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir. Ejakülasyon belli bir yere kadar denetlenebilip geciktirilebilir. Bu bir yerde kişinin kendisini cinsel yönde eğitmesi ve denetlemesiyle mümkündür. Ancak genelevlerde edinilen alışkanlıklar ejakülasyon konusunda yanlış davranışların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EJAKÜLASYO PREKOKS (ERKEN BOŞALMA):</strong> Ejakülasyo prekoks, ejakülasyon olayının çok erken ortaya çıkmasıdır, Olay tamamen psikolojik kökenlidir. Ne yazık ki oldukça sık görülen bir durumdur. Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir.</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1416774379462617640&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1416774379462617640&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a rel="attachment wp-att-9317" href="http://www.saglik.im/erken-bosalma/erkenbosalma/"><img class="alignleft size-medium wp-image-9317" title="erkenbosalma" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/11/erkenbosalma-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" /></a>Ejakülasyon belli bir yere kadar denetlenebilip geciktirilebilir. Bu bir yerde kişinin kendisini cinsel yönde eğitmesi ve denetlemesiyle mümkündür. Ancak genelevlerde edinilen alışkanlıklar ejakülasyon konusunda yanlış davranışların gelişmesine yol açabilirler. Cinsel isteğin uzun süre tatmin edilmediği durumlarda şiddetli bir cinsel uyarılmayla da ejakülasyo prekoks gelişebilir. Kendisini cinsel yönden güçsüz ya da ereksiyonunu yeterli<br />
sürede koruyamayacağını zanneden bazı nörotik hastalarda da ejakülasyo prekoksa rastlanmaktadır. Psikolojik bozukluklardan kaynaklanan vakaların tedavisi yine psikolojiktir. Glans penise anestezik merhemlerin sürülmesi düşünüldüğü kadar faydalı değildir. Cinsel davranış bozukluğu olarak ele alabileceğimiz nörotik olmayan kişilerdeki ejakülasyo prekoksun düzeltilmesi için bilgi vermeyi uygun buluyoruz. <a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-iliski/">Cinsel ilişki</a> yalnız koitus ve ejakülasyon demek değildir. Cinsel ilişkinin en önemli tatmin edici yanlarından biri de eşler arasındaki koitus ve ejakülasyon öncesi cinsel oyunlar ve uyarılardır.</p>
<p>Cinsel ilişkide sağlanacak doyum yalnız erkeğin değil kadının da hakkıdır (Oysa genelev alışkanlığında erkek yalnız kendi tatminini düşünür). Gerek erkek ve gerekse <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> için cinsel doyum, uyum içinde gerçekleştirilen ve bitirilen bir cinsel ilişkiyle olasıdır. Erkek eşini de tatmin etmek zorundadır. Bunun için dikkat edeceği noktalardan biri deejakülasyonunueşinin orgazma başlamasına kadar geciktirmesidir. Kanımca bunun da gerçekleştirilebilmesi için erkeğin eşine cinsel doyum sağlamayı gerçekten istemesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<div style="background-color: #090909; width: 425px;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="343" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#090909" /><param name="src" value="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdNQ1tBXxI=" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="343" src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdNQ1tBXxI=" allowfullscreen="true" wmode="window" bgcolor="#090909"></embed></object></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/erken-bosalma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Testis Tümörleri</title>
		<link>http://www.saglik.im/testis-tumorleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/testis-tumorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 18:31:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek ve Üreme Yolları Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Testis]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=1577</guid>
		<description><![CDATA[Testis (erbezi) dokulannın sürekli ço­ğalma etkinliği göstererek tümör gelişi­mine oldukça uygun bir ortam hazırla­masına karşın, testis tümörleri seyrek görülür. Testis kanserinin cinsel yaşamın en etkin olduğu dönemlerde ortaya çıkma­sı, hastanın psikolojik durumuna dikkat­le eğilmeyi gerektirir. Görülme Sıklığı Testis tümörleri erkeklerde görülen tü­mörlerin yüzde 1′ini, idrar ve üreme yollan tümörlerinin yüzde 3-10′unu oluşturur. Her yıl 100 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Testis (erbezi) dokulannın sürekli ço­ğalma etkinliği göstererek <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> gelişi­mine oldukça uygun bir ortam hazırla­masına karşın, <a href="http://www.saglik.im/yazi/testis/">testis</a> tümörleri seyrek görülür.<br />
Testis kanserinin cinsel yaşamın en etkin olduğu dönemlerde ortaya çıkma­sı, hastanın psikolojik durumuna dikkat­le eğilmeyi gerektirir.</p>
<p><strong>Görülme Sıklığı</strong></p>
<p>Testis tümörleri erkeklerde görülen tü­mörlerin yüzde 1′ini, idrar ve üreme yollan tümörlerinin yüzde 3-10′unu oluşturur. Her yıl 100 bin kişiden 3′ünde testis tümörü görülür. Bu oran 20-40 yaş arasında 100 binde 6′ya çıkar. Testis tümörleri 18-34 yaşlarında <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> kanseri (lösemi), lenfom ve beyin tü­mörlerinden sonra kanserden <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> ne­deni olarak 4. sırada yer alır.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3786" title="testis_200" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/12/testis_200.jpg" alt="" width="200" height="219" /></p>
<p><strong>Nedenleri</strong></p>
<p>Testis dokusunda <a href="http://www.saglik.im/travma/">travma</a> ve kriptorşi-dizm (testislerin doğuştan torbaya in­memiş olması) tümör oluşumunu kolay­laştıran etkenlerdir. Karında bulunan testislerin altı yaşından önce cerrahi gi­rişimle yerine konması (orşidopeksi), sayesinde oluşabilecek kütle daha ça­buk fark edilebilir. Bazı uzmanlara göre ergenlikten sonra kriptorşidizmin en et­kili tedavisi orşidopeksi değil, testisin cerrahi girişimle alınması, yani orşiek-tomidir. Hastalığın kalıtsal olduğuna ilişkin kesin kanıt yoksa da, testis tümörlerine bazı ailelerde daha sık rastlandığı bilin­mektedir. Aynca deneysel olarak, kemi­rici hayvanlarda testis içine <a href="http://www.saglik.im/cinko-zn/">çinko</a> ve kadmiyum gibi metal tuzlan verilince tümör oluştuğu görülmüştür.</p>
<p><strong>Tümör Tipleri</strong></p>
<p>Testis içindeki herhangi bir hücreden kaynaklanabilen tümörler, bu hücrelerin tipine göre yapısal ve işlevsel farklılık gösterir. Olguların yüzde 98′e varan bü­yük bölümünde <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> doğrudan sperma üretmekten sorumlu dokudan kaynaklanır. Bu tür tümörlerin en sık (yüzde 50′den fazla) görüleni, birincil sperma hücrelerinden (spermatosit) kaynakla­nan seminomlardır. Aynı dokudan kay­naklanan teratokarsinom, embriyonsu karsinom ve koryokarsinom ise daha az farklılaşmış hücrelerden çıkan kötü huylu tümörlerdir. Testislerde Leydig ve Sertoli adlarıyla bilinen iki ayrı hüc­re tipi vardır. Çok daha az görülen bu hücrelerin tümörleri sırasıyla leydigom ya da Leydig hücresi tümörü ve androb-^ lastom adlarıyla tanınır.</p>
<p><strong>Belirtileri</strong></p>
<p>En sık (olguların yüzde 75-90′ında) rastlanan belirti, tek bir testisin, genellikle ağrısız biçimde büyümesidir. Tes­tis üzerinde tümsekleşme, olgulann yüzde 15-35′inde kasığa yayılan bir ağ­rıya neden olur. Muayene sırasında fark ‘ edilen teslisteki kütle farklı büyüklüklerde olabilir. Yeni gelişen ve özellikle seminom tipinde olmayan tümörlerde seyrek olarak tümörün testis torbası (skrotum) derisine yapıştığı görülür. Ol­gulann yüzde 53-57’sinde tümör sağ testistedir. Genellikle hasta hekime geç gitmekte, ilk belirtilerin ortaya çıkma­sından tanı konmasma değin geçen süre 6 ayı bulmaktadır. Hasta bel ağrılarından yakınıyorsa, tümörün karın zarı (periton) arkası lenf düğümlerine sıçradığından kuşkulanmak gerekir. İlerlemiş evrede, karam elle derinleme muayene­sinde, sağn bölgesinde veya da omur­ganın dış bölgesinde kütle saptanabilir. Bazı olgularda, büyümüş lenf düğümle­rinin idrar yollanna baskı yapmasına bağlı olarak idrar akımı kesilebilir. Koryokarsinom ya da androblastom tipi tü­mörler söz konusu olduğunda memeler­de büyüme (jinekomasti) ve meme başlarında koyulaşma saptanır. Bazı androblastomlar erkeklik özelliklerinin be­lirginleşmesine yol açmakla birlikte testis tümörlerinin önemli bir bölümü hormonal açıdan etkin değildir. Leydig hücrelerinden kaynaklanan tümörler er­keklik özelliklerinin ergenlikten önce ortaya çıkmasma neden olur.</p>
<p><strong>İncelemeler</strong></p>
<p>Testiste ortaya çıkan her türlü kabarık­lıkta önce tümörden kuşkulanmak gere­kir. Böyle bir kütlenin niteliğini sapta­mak için testisin içinden parça alınması (biyopsi) gerekir. <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">Biyopsi</a> incelemesi ancak lezyonun tümör olup olmadığını anlamaya yarar. Testis tümörü saptanın­ca hastanın durumu ve kesin tanı için çok daha ayrmtılı incelemeler yapmak gerekir.</p>
<p>Testis tümörlerinin tanısında, iki aşamada gerçekleştirilen ayrıntılı radyo­lojik incelemelere başvurulur. İlk aşa­mada orşiektomi girişiminden Önce gö­ğüs filmi ve lenfografiden (kontrast madde verilerek lenf sistemi filminin çekilmesi) yararlanılır. Orşiektomi son­rası incelemeler ise bel-aort bölgesinin, bel göğüs bölgesine kadar olan bölümü­nün bilgisayarlı tomografisi, ürografi ve alt anatoplardamarın filminin çekilmesi­ni içerir. Bu incelemelerin amacı, semi-nom dışı tümörlerde karın zarı arkasın­daki lenf düğümlerinde bulunabilecek ikincil tümör odaklarının (metastaz) saptanmasıdır. Böyle bir durumla karşı­laşılırsa yapılan İncelemeler bu odakla­rın çıkarılma yöntemlerini belirlemeye, seminomlarda ışm tedavisi yapılacak bölgenin doğru biçimde saptanmasına ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavisinden (kemoterapi) sonra gerileme olup olmadığının anlaşılması­na yardımcı olur. Gerektiğinde karaciğer ve karın zarı arkasının incelenmesi için ultrasonogra-fiden yararlanılabilir. Kuşkulu bir kütle­ye rastlanırsa bu görüntüleme yöntemi­nin yardımıyla ince bir iğne kullanılarak biyopsi yapılabilir. Bilgisayarlı tomog­rafi hastalığın durumuna ilişkin çok ya­rarlı bilgiler verir. Bilgisayarlı tomogra­fi uygulamasının ilaç tedavisinden önce yapılması karın zarı arkasındaki deği­şikliklerin önceden bilinmesini ve ilaç­lara verilen yanıtın daha sağlıklı değer-lendirilebilmesini sağlar.<br />
İskelet ve beyin sintigrafisi gibi in­celemeler herhangi bir belirti beklen­meksizin yapılmalıdır. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/sindirim-sistemi-ve-hastaliklari/">Sindirim sistemi</a> ve karaciğer filmlerine, kuşku verici be­lirtiler varsa başvurulur. Yapılacak ince­leme belirtilere yol açan organlarla sı­nırlıdır. İlk tedavinin ardından hastalı­ğın bütünüyle gerilediği ve belirtilerin kaybolduğu durumlarda önce 1-2 ay arayla, 2. ve 3. yıllarda 3-4 ay arayla gö­ğüs filmi çekilir. Üç ayda bir bilgisayar­lı tomografi incelemesi önerilir. Ayrıca lenfografi yapılabilir.<br />
Son yıllarda laboratuvar incelemele­rine ağırlık verilmektedir. Özellikle be­lirteç denen bazı biyolojik maddelerin tümör tanısında taşıdıklan önem daha iyi anlaşılmışın”. Bunlar dölütte <a href="http://www.saglik.im/plazma/">plazma</a> proteinlerinin büyük bölümünü oluştu­ran alfa-fetoprotein (AFP) ve eteneden (plasenta) salgılanan koriyon gonadot-ropininin beta parçasıdır (B-HCG). Radyoimmünolojik yöntemlerle yapılan ölçümlerde, seminom dışında testis tü­mörü olan hastaların yüzde 65-70′inde AFP, yüzde 55-60′ında B-HCG değerle­ri yüksek bulunmuş, her iki belirtecin bir arada ölçülmesiyle bu oran yüzde 85-87′ye kadar yükselmiştir.<br />
Bu belirteçlerin testlerde olumlu (pozitif) sonuç vermesi, klinik ya da ya­pısal olarak ortaya konamasa bile, tü­mörün varlığını ve etkin halde olduğu­nu göstermeye yeterlidir. Her iki belir­tecin düzeyleri mutlaka eşzamanlı ola­rak ölçülmelidir. Seminom dışı tümörlü hastaların yaklaşık yüzde 40′ında bu iki belirteçten yalnızca birinin düzeyi yük­sektir. Aynca hastalığın gidişi sırasında iki belirtecin düzeyi paralellik göster­mez. Cerrahı girişim, ışm ve ilaç tedavi­sinin ardından belirteçlerin kanda yete­rince azalmaması, tümörün gizli artıklarının bulunduğunu düşündürmelidir. Be­lirteç düzeylerinde ani yükselmeler ise hastalığın yinelemekte olduğunun bir göstergesidir. Ama bu durumdan emin olmak için başka incelemeler de gerekli­dir. Genel olarak belirteçlerin düzeyin­deki değişiklikler, hastalığın yinelediği­ni ya da gerilediğini birkaç ay öncesin­den gösterdiği için AFP ve B-HCG’nin düzenli olarak saptanması tedavide bü­yük önem taşır. İlk klinik muayenede ve tedavi amacıyla yapılan her türlü giri­şimden sonra Ölçüm yapılmalıdır.<br />
Hastalığı tam anlamıyla gerileyen, tedaviden önceki belirteç düzeyleri yük­sek olan ya da teslisleri çıkanlmadan önceki belirteç düzeyleri bilinmeyen hastalarda, incelemeler belirli bir düzen içinde sürdürülür. İlk yılda her ay, 2. ve 3. yıllarda 4 ayda bir, 5. ve 6. yıllarda 6 ayda bir yapılacak incelemeler hastalı­ğın gidişinin iyi bir biçimde izlenebil­mesini sağlar. Aynca klinik ve radyolo­jik nicelemeler sırasında doğacak her yineleme kuşkusu karşısında belirteç düzeylerine bakılmalıdır.</p>
<p>Belirteç olarak kullanılabilecek öbür rnaddelerden laktikdehidrogenaz özel-_-Je seminomlar ya da seminom dışı büyük kütleler olduğunda yararlıdır. Karsinoembriyonal <a href="http://www.saglik.im/antijen-2/">antijen</a> ise düzbağır (rektum) ve kalınbağırsak kanserle­rde daha önemlidir. Testis tümörü olan hastaların ersuyunda (semen) canlı sperma sayısının ızalmasına sık rastlanır. Ayrıca ilaç te­davisi de üreme hücrelerine zarar verebilir. <a href="http://www.saglik.im/yazi/dna/">DNA</a> yapısına girerek tümörlü hücrenin, aşırı çoğalma eğilimini ketleyen alkilleyici ilaçlar kullanılmıyorsa, bu tür etki geçicidir.</p>
<p><strong>Ayırıcı Tanı</strong></p>
<p>Testis tümörlerini, <a href="http://www.saglik.im/verem/">verem</a> (tüberküloz), genellikle testisin darbe görmesine bağlı olarak gelişen kan oturması (hematom), restis iltihabı (orşit) ve seyrek olarak başka bir organdan sıçrayarak testiste ortaya çıkan ikincil tümörlerden ayırt et­mek gerekir. Verem testisin üstünde, bu organa yapışık duran ve sperma hücrele­rine depo işlevi gören epididimde ortaya çıkar. Veremin özgün lezyonu olan tü-berkül kütleleri, tespih tanesi gibi yu­varlaktır, bazen de testis dokusunda ki­reçlenme görülür. Verem tanısı için da­ha ayrıntılı bir inceleme için radyografi­den yararlanılır. Testise bir darbe geldiğinin bilinme­si hemen her zaman testis dokusunda hematom oluşumunu düşündürmekle birlikte, pıhtının testis dokusunda yarat-nğı kalıcı şişliğin ve onarım sürecinde ortaya çıkan lifsi dokunun ayırıcı tanısı güçtür. Basit bir testis iltihabı, akut ilti­hap belirtilerinin varlığından dolayı ko­laylıkla ayırt edilebilir. Çeşitli irilikte nodüllerin oluştuğu granülomatoz ilti­hap ise seyrek görülür ve yanlışlıkla tü­mör tanısı konmasına yol açabilir. Ama ayırt edici tanı mikroskopik incelemeyle kesinlik kazanır.</p>
<p><strong>Hastalığın Gidişi ve Komplikasyonlar</strong></p>
<p>Tümör önce bütün testise yayılır. Bölge­sel lenf düğümlerine sıçrama (metastaz) oldukça sık görülür. Seminomlulann yüzde 50’sinden fazlasmda, seminom dışı tümörlerin yüzde 75-80′inde, klinik tanı sırasında bu metastazlara rastlan­maktadır. Tanı gecikirse büyüyen lenf düğümlerinin dokulara basınç yapma­sından kaynaklanan belirtiler ortaya çı­kar. Kasık lenf düğümlerine metastaz yalnızca bütün testis torbasına yayılan tümörlerde ya da kasık kanalından tor­baya inmeyen testisten çıkan tümörler­de görülür. Testis tümörlerinin yayılımı testis torbası içinde yer alan <a href="http://www.saglik.im/spermatik-kordon/">spermatik kordon</a> toplardamarları aracılığıyla, tü­mör sağ testisteyse alt anatoplardamara, sol testisteyse sol <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> toplardamarı­na doğru olur. Koryokarsinomlar özel­likle lenf düğümlerine yayılmadan doğ­rudan <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> yolunu kullanır. Ak­ciğerler lenf düğümü dışındaki metas­tazların en sık görüldüğü organlardır. Metastazlar en çok yuvarlak biçimli, çok sayıda ve farklı büyüklüktedir. Da­ha ileri evrelerde akciğer zarında (plev-ra) sıvı toplanır, karaciğer, <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> ve be­yin metastazları görülür.</p>
<p><strong>En sık görülen komplikasyonlar aşa­ğıda sıralanmıştır:</strong></p>
<p>• Baskı ve tıkanmaya bağlı belirtiler &#8211; Karın zarı arkasındaki büyük lenf dü­ğümlerinin idrar yollarına, alt anatoplar­damara ve omurganın yanlarında bulu­nan sinirlere baskı yapmasından kay­naklanır. İlerlemiş olgularda mideye ya­yılma olabilir.<br />
• <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">Solunum</a> yetmezliği &#8211; Akciğer dokusundaki metastazların yaygınlığına ya da akciğer zan katmanları arasındaki sıvı­ya bağlı olarak akut ya da kronik solu­num yetmezliği ortaya çıkabilir.<br />
• Beyin metastazları &#8211; Tek bir odakta ya da olguların yüzde 15′inde görüldü­ğü gibi çok sayıda olabilir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong></p>
<p>Geliştirilen tedavi girişimleri sayesinde embriyonsu yapıda testis tümörlerinin her tipinde ve evresinde iyileşme sağla­nabileceği gösterilmiştir. Tedavide bu ilerleme, seminomlarda yüksek enerjili yaygın ışın tedavisi aracılığıyla, seminom dışı tümörlerde ise birden çok ilaç kullanımına dayalı kemoterapiyle sağ­lanmıştır. Günümüzdeki tedavi sorunla­rı özellikle seminom dışı tümörlerde or­taya çıkar. Bu sorun, seçilen ilk ilaçlar­dan sonra tedavinin hangi ilaçlarla sür­dürüleceği noktasında yoğunlaşır. İler­lemiş evrelerde bulunan ya da yalnızca cerrahi tedavi uygulanıp sonradan yine­lemiş olgularda, bir engel yoksa cerrahi girişimle birlikte çok ilaca dayalı kemo-terapi uygulanabilir. Ayrıca yeni ilaçlar ve ilaç tedavisinde kullanılabilecek maddeler üzerinde çalışmalar yapılmak­tadır. Bunların özellikle metastazı olan hastaların iyileşmesine önemli ölçüde katkıda bulunacağı sanılmaktadır.</p>
<p>• Cerrahi tedavi &#8211; Testis tümörlerinde uygulanacak orşiektomi her durumda bütün testis ve çevre dokusunun alınma­sıyla gerçekleştirilir. Köktenci olmayan ve yanlış uygulanan cerrahi girişimler sonucu tümörün hem testis torbalarının bulunduğu bölgede, hem de kasık lenf düğümlerinde yineleme olasılığı olduk­ça yüksektir. Bu ikinci olasılık, daha önce yapılan bir cerrahi girişim nede­niyle lenf akışı bozulmuş hastalarda (ör­neğin çocuklukta kriptorşİdizm ya da skrotum fıtığı nedeniyle ameliyat edil­miş olanlarda) yüksektir.<br />
Karın zarı arkası lenf düğümleri ise seminom dışı embriyonsu <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> tümör­lerinde ya da saf Ttoryokorsinomlarda alınmalıdır. Bazı klinik çalışmalar, ka­rın zan arkasındaki lenf düğümlerinin önemli ölçüde etkilendiği seminom ol­gularında da lenf düğümlerinin alınma­sında yarar olduğunu göstermiştir. Gerçekten de bu tip tümörler, genellikle ti-’, pik seminomlara göre ışın tedavisine’ daha az yanıt verir. Bu girişim, tümör ti­pinin kesin olarak anlaşılmasından son­ra uygulanmalıdır. Bazen hastanın durumu ancak karnı açılarak incelendiğinde anlaşılabilmektedir. Uygulanan teknik ne olursa olsun, büyük damarlar boyunca uzanan bütün lenf dokusu ve çevresindeki bağdoku çı­karılmalıdır. Kasık lenf düğümleri yal­nızca bu bölgede klinik ya da radyolojik olarak metastazdan kuşkulanıldığı du­rumda çıkardır. Lenf düğümlerinin tam olarak çıkanldığmdan emin olmak için gözle görülür bütün lenf düğümlerinin çıkarılması ya da lenfografi inceleme­sinde büyümüş lenf düğümlerinin çıka­rıldığının görülmesi gerekir. Cerrah ke­serek aldığı bölgenin sınırlarında gözle görülür tümör artıklarının bulunmama­sına bakarak tümörün bütünüyle çıkarıl­dığına karar verir. Bu bölümler metal mandallarla işaretlenir.<br />
Beş yılldc sağ kalma süresi, semi-nom dışı tümörlerde karın zan arkası lenf düğümlerinin etkilenip etkilenme­diğine bağlıdır. Tümörün bütünüyle çı­karılıp çıkarılmaması da sağ kalma süre­sini etkiler.<br />
• Işın tedavisi (radyoterapi) &#8211; Semi-nomlu hastalarda seçilecek tedavi aşağı­daki gibi düzenlenebilir:<br />
a) Işın ve İlaç tedavisinin birlikte uy­gulandığı hastalarda kemik iliğinin za­rar görme olasılığı yüksektir, Bu neden­le ışın verme olanağı yoksa lenf düğüm­lerini çıkarma yoluna gidilmelidir.<br />
b) ilerlemiş evredeki bütün olgular­da “kısmi gerileme” durumunda, tedavi­nin bitiminden 8 hafta sonra, özellikle de ilk tanı anaplastik seminom ise cerra­hi tedavi düşünülmelidir. Hastalık yine­lerse daha sonra ilaç tedavisi uygulanır.<br />
Koryokarsinom bir yana bırakılırsa, seminom dışı tümörlerde ışın tedavisi, <a href="http://www.saglik.im/diyafram/">diyafram</a> altındaki başlıca lenf düğüm­lerinin alınmasından sonra uygulanır. Özellikle mikrometastazlar, yani lenfog­rafi ile gösterilemeyen ikincil tümör odaklan üzerinde etkili olan bu tedavide beş yıl süreyle sağ kalma, lenf düğümle­rinin çıkarılması sonrası elde edilen oranlara (yaklaşık yüzde 90) yakındır.<br />
Lenf düğümünün cerrahi girişimle çıkarılması (lenfadenektomi) ile ışın te­davisi arasındaki seçim, bölgesel, sınırlı tümörlerde uzmanların görüşüne bağlı­dır. Günümüzde onkologlar (kanser uz­manları) lenfadenektomiyi yeğlemekte­dirler. Böylece hastalığın gerçek evresi saptanıp daha sonraki tedavi planlanabi­lir. Buna karşılık, ameliyatla ulaşılama­yan bölgelerdeki odakların temizlenme­sinde ışın tedavisi yararlıdır.<br />
Başka tümörlerde olduğu gibi ışın tedavisi mediyastin (akciğerler arasın­daki bölge), karaciğer ya da böbrek üze­rindeki baskıyı ve bu baskının yol açtığı ağrıyı azaltmak ya da beyin metastazla­rını küçültmek için uygulanabilir. Genel olarak ışın tedavisi, seminomlarda se­minom dışı tümörlere oranla daha etki­lidir. Kütle büyüdükçe ışın tedavisinin etkisi azalır.<br />
• İlaç tedavisi (kemoterapi) &#8211; Tümör tedavisinde yeni ilaçların ve tedavi yol­larının kullanılması, İlerlemiş evredeki bütün testis tümörlerinin gelişmesini sı­nırlama olanağı sağlamıştır.<br />
Günümüzde kullanılan ilaçlar, has­taların büyük bölümünde iyileşme sağ­lamaktadır. Günümüzde bütün testis tü­mörlerinin tedavisinde tümöre karşı et­kili olan değişik ilaçlar bir arada kulla­nılmaktadır.<br />
Ama bu ilaçların etkisini kesin bi­çimde saptamak için daha kapsamlı ve­rilere gereksinim vardır. Örneğin 2-3 kürlük tedaviden sonra tümör metasta­zında tam gerileme sağlanabilmesine karşın, özellikle yaygın metastazları olan hastalarda kaç kür ilaç kullanılma­sı gerektiği tartışmalıdır. Uzun süre kul­lanıldığında ilaçların kalıcı zehir etkisi yarattığı da bir gerçektir.<br />
Uygulamada üç kür ilaç tedavisin­den sonra yanıt alınmazsa, aynı tedaviy­le iyileşme olanağı bulunmadığı sonu­cuna varılır. Ayrıca başlangıçta sağla­nan gerileme etkisinin devamı için teda­viyi sürdürmek yararsızdır. Gene de, ilaç tedavisi sonrası uygulanan cerrahi girişimin tümör gelişimini durdurmadı­ğı görülürse, en az iki kür ilaç kullanıl­ması yararlıdır.</p>
<p>• Komplikasyonların tedavisi &#8211; Testis tümörlerinde komplikasyonlarm tedavi­si çok güçtür. Günümüzdeki tedavi ola­nakları erken tanıyla birlikte tehlikeli komplikasyonlann ortaya çıkmasını en­gelleyebilmektedir. Ama bu ikincil has­talıkların ortaya çıkması, artık vücuttaki tümör oluşum sürecinin son evreye yak­laştığım, daha Önce kullanılan bütün ilaçların tedavi edici Özelliklerini yitir­diğini gösterir.</p>
<p>• Yan etkiler &#8211; Testis tümörlerinin te­davisinde cerrahi girişimlerin ve kulla­nılan ilaçların çeşitli yan etkileri olabi­lir. Bu yan etkiler hastaya ayrıntılı ola­rak anlatılmalıdır. Ameliyatla karın zan arkasındaki lenf bezlerinin iki yanlı ola­rak bütünüyle çıkarılması, olguların yaklaşık yüzde 80′inde sperma üretimi­nin durmasına,yani kısırlığa yol açar. Bazı hastalarda normal boşalma, cerrahi girişimden yıllar sonra kendiliğinden, bazılarında da ancak cinsel birleşmeden 1-2 saat önce uyarıcı ilaç alınması saye­sinde gerçekleşir. Aynca tedaviye baş­lamadan önce olguların yüzde 90′ında, ersuyu (semen) sıvısının çok az sperma içerdiği ya da hiç içermediği unutulma­malıdır. Teslislerin sperma üretimi bir­biri ardına alınan ilaçlardan sonra daha da azalır. Tedavide alkilleyici ilaçlar kullanılmazsa, sperma azlığı ya da yok-; luğu geçicidir. İlaç tedavisinin ardından’ yapılan cerrahi girişimlerde kanama, enfeksiyon gibi etkiler ortaya çıkabilir. Seminom dışı tümörlerde uygulanan ışın tedavisi geç yan etkilere, örneğin; bağdokusu artışına, ışınıma bağlı <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> ölümüne, kısırlığa ve yeni bir tümörün ortaya çıkmasına neden olabilir.<br />
İlaç tedavisinin yan etkileri, özellik­le testis tümörlerinde kullanılan cis-platin ve bleomisinin sonradan ortaya çıkan zehirleyici etkilerine bağlıdır. Özellikle tedavi kürleri sırasında hasta­ya yeterince sıvı verilmemişse, cis-platin ilerleyici böbrek rahatsızlığına, daha seyrek olarak da işitme azlığına yol açar. Vücutta biriken ilaç dozu 1.000-1.200 mg/m2lye ulaştığında bu ağır yan etkilerin ortaya çıkması hemen hemen kaçınılmazdır. Bu nedenle, 3-4 kürlük tedaviden sonra sık sık böbrek işlev testleri ve işitme kontrolleri yapıl­malıdır. Aynı biçimde biriken toplam bleomisin dozu 200-250 mg/m2′yi aşar­sa, akciğer iltihabı ve akciğerde bağdo­ku artışı görülür. Yineleyen radyolojik kontrollerde bleomisine bağlı akciğer hasarı izlenmelidir. Önceden bleomisin-le tedavi edilen hastalarda, ameliyatın ardından akciğer komplikasyonu geliş­me olasılığı yüksektir.<br />
İlaç tedavisinde kullanılan adriamisin adlı ilaç da biriken toplam dozu 550-600 mg/m2lye eriştiğinde kardiyo-miyopatiye (kalp kası hasarı) yol açabi­lir. Olguların önemli bölümünde akut yan etkiler <a href="http://www.saglik.im/bulanti-kusma/">bulantı</a> ve kusmadır. Vin-blastin verilmesinin ardından olguların yüzde 50’sinden fazlasında <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ağrıları ve bağırsakta kısmi felç ortaya çıkabilir. Bu yan etkiler önemliyse de 4-6 günde geriler. Olguların büyük çoğunluğunda kemik iliğinin etkinliği azalır. Bu da ol­guların yüzde 10′unda, akyuvar yapımı yetersizliğine bağlı olarak bağışıklığın zayıflamasına ve mikroorganizmaların bütün vücuda yayılması sonucu yaygın enfeksiyonlara yol açar. Sonuç olarak ilaç tedavisi sürerken 3-4 günde bir kan sayımı yapılmalı ve hastanın ateşi yük­seldiğinde hemen <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> tedavisi uygulanmalıdır. Bazı olgularda iyileş­meyi sağlamak için akyuvar nakli gibi daha yoğun bir tedavi gerekebilir. Sey­rek görülmekle birlikte kandaki trombo-sitler azalırsa trombosit verilir. Kansız­lık ise daha seyrek görülür.<br />
Hastalarda ilaç tedavisine bağlı tam ya da kısmi <a href="http://www.saglik.im/sac-ve-killar/">saç</a> dökülmesi çok sık orta­ya çıkar. Ama bu hemen her zaman ge­çici bir yan etkidir.</p>
<p><strong>Beklenen Gidişi (Prognoz)</strong></p>
<p>Testis tümörlerinin gidişinde önemli öl­çüde iyileşme sağlanmıştır.. Bu iyileş­me, artık daha doğru tanı konabilmesi, daha etkili tedavi yöntemlerinin gelişti­rilmesi ve tedavinin daha iyi yönlendi­rilmesi sayesinde gerçekleşmiştir.<br />
• Seminomlar &#8211; Seminomlar için 5 ve 10 yıllık yaşama süresi olguların yüzde 55′inden yüzde 90′ına kadar değişir. Or­talama yüzde 72 olan yaşama süresi ve iyileşme oranı hastalığın girdiği evre ile uygun tedavinin yapılıp yapılmamasına göre Önemli ölçüde değişir. Tedavide başarının tümör kütlesinin büyüklüğüy­le ilgisi yoktur.<br />
• Seminom dışı tümörler &#8211; Bu tümör­lerde sağ kalma süresi hastalığın evresi­ne uygun tedaviye, metastazların yay­gınlığına ve yerlerine, biyolojik belirteç­lerin varlığına bağlıdır.<br />
Biyolojik belirteçlerin varlığı, tam bir gerilemenin olup olmadığını göster­mesinin yanı sıra, yaşama süresine iliş­kin bilgi vermesi açısından önemlidir. AFP ve B-HCG’nin değerleri, tümörleri bütünüyle gerilemiş durumdaki hastala­rın yüzde 90′ında normaldir. İki belirteç de yüksekse bu oran yüzde 40′a (yalnız AFP için yüzde 25, yalnız B-HCG için yüzde 45) iner. Ayrıca LDH değeri 460 ünite/L’nin üzerinde olan hastaların yüz­de 20′den azı ilaç tedavisine tam yanıt verir. Testis tümörlerinde LDH değeri yüksek olan hastaların yaklaşık yüzde 70′inde tümör, ameliyatla çıkartılamayacak kadar ilerlemiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/testis-tumorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dölyatağı Boynu Kanseri</title>
		<link>http://www.saglik.im/dolyatagi-boynu-kanseri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/dolyatagi-boynu-kanseri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2008 19:07:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=4624</guid>
		<description><![CDATA[DÖLYATAĞI BOYNU KARSİNOMU Dölyatağı boynu karsinomu, kadınlarda görülen kanserler arasında bazı kaynak­lara göre ikinci, bazı kaynaklara göre ise üçüncü sırada yer alır. (Bazı istatis­tiklerde meme kanserinden sonra ikinci sırada dölyatağı gövdesi kanseri gel­mektedir.) Dölyatağı boynu kanserinin 40 yaşın üzerindeki kadınların yaklaşık yüzde 2’sinde geliştiği sanılmaktadır. Tanı konan kadınların ortalama yaşı 45′tir, ama hastalık seyrek olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DÖLYATAĞI BOYNU KARSİNOMU</strong><br />
Dölyatağı boynu karsinomu, kadınlarda görülen kanserler arasında bazı kaynak­lara göre ikinci, bazı kaynaklara göre ise üçüncü sırada yer alır. (Bazı istatis­tiklerde <a href="http://www.saglik.im/meme-kanseri/">meme kanseri</a>nden sonra ikinci sırada <a href="http://www.saglik.im/rahim-dolyatagi-uterus/">dölyatağı</a> gövdesi <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a>i gel­mektedir.) Dölyatağı boynu kanserinin 40 yaşın üzerindeki kadınların yaklaşık yüzde 2’sinde geliştiği sanılmaktadır. Tanı konan kadınların ortalama yaşı 45′tir, ama hastalık seyrek olarak 20-30 yaşları arasında da görülebilir. Erken evrede saptanan olgulann yüzde 95′inde tam iyileşme sağlanabilmekte­dir. <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">Düşük</a> sosyoekonomik düzeydeki kadınlarda, erken yaştan başlayarak ve sık cinsel ilişkide bulunanlarda, genel <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> kurallarına yeterince uymayan­larda, çok sayıda eş değiştirenlerde gö­rülme tehlikesi daha fazladır.Dölyatağı boynu kanserine yakalan­ma ve bu tür kanserden <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> oranı Ba­tılı ülkelerde 35-45 yıl öncesine göre üçte bire inmiştir. Erken tam ve tarama testlerinin başarısı ve iyi uygulanan sağ­lık eğitimi programları bunda önemli rol oynamış, azalma, Papanicolau boya­sıyla yapılan incelemenin (Paptest) uy­gulanmasına koşut bir gelişme göster­miştir. Pap-testle taramadan geçirilme­yen bir toplulukta dölyatağı boynu karsinomundan ölüm oram yüz bin kadın­da 30 iken, düzenli olarak Paptestiyle denetlenen bir toplulukta bu oran yüz binde 4′e inmektedir. Sonuç olarak döl­yatağı boynu karsinomunda görülen azalma dölyatağı boynunda <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">kanser</a> ön­cesi <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> değişimlerinin erken tanı ve tedavisine, muayene ve tarama teknikle­rinin gelişmesine, ameliyatta dölyatağı­nın dölyatağı boynuyla birlikte çıkarıl­masına ve dolayısıyla kalan bölümdeki dokudan kanser gelişme riski olmaması­na bağlıdır. Gene de Çin, Güney Ameri­ka gibi bazı yerlerde dölyatağı boynu kanseri kadmlarda görülen kanserlerin yarısından fazlasını ve en önemli ölüm nedenlerinden birini oluşturur. Gelişkin tam yöntemlerinin kullanılmasına kar­şın ABD’de de her yıl 8 bin <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">kadın</a> döl­yatağı boynu kanserinden ölmektedir.<br />
Dölyatağı boynu kanseri ilerleme durumuna göre çeşitli evrelerde sınıfla­nır. Bu klinik evreleme sistemi tedavi ve hastalığın gidişini belirlemede yol gösterir.</p>
<p><strong>NEDENLERİ</strong></p>
<p>Dölyatağı boynu kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir, ama bazı etkenlerin yakalanma tehlikesini artırdı­ğı anlaşılmıştır. <a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-iliski/">Cinsel ilişki</a> önemli bir etkendir.<br />
• Dölyatağı boynu karsinomunun fahi­şelerde görülme sıklığı toplam kadın nüfustakinin dört katı kadardır.<br />
•  Cinsel etkinliğin 17 yaşından önce baş­ladığı kadınlarda risk dört kat fazladır.<br />
•  Birden fazla cinsel eşi olan kadınlarda risk 7 kat fazladır.<br />
• Dölyatağı boynu karsinomu, cinsel et­kinliği olmayan kadınlarda hemen hiç görülmez. Gebelikten korunma yöntemi olarak dölyatağı boynu diyaframı kulla­nan kadınlarda görece az, eşleri sünnet­li olan kadınlarda ise daha da az görü­lür.<br />
• Son 15 yılda cinsel tutum ve davra­nışların değişmesi ile ilk cinsel birleş­me yaşının düşmesi, genç yaş grubunda (15-24 yaş) dölyatağı boynunda görü­len <a href="http://www.saglik.im/hucre-yapisi/">hücre yapısı</a> değişimlerinin artması­na yol açmıştır.<br />
Bütün bu gözlemler dölyatağı boy­nu karsinomunun kanser yapıcı (karsi-nojen) kimyasal bir süreç ya da virüsle ilgili bir hastalık olabileceğini düşün­dürmektedir. Sünnetsiz erkeklerde pe­nisin ucunda deriyle kaplı bölmenin al­tındaki bezlerin salgıladığı smegma adlı salgı ve cinsel ilişkiyle geçen bazı vi­rüslerin kanser oluşumunda rol oynadı­ğı kabul edilmektedir. Dölyatağı boy­nunda kötü huylu <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> değişimlerine yol açtığı kabul edilen virüslerin başın­da Herpes simplex virüsü tip II (HSV-II) ve insan papillom virüsü (human pa-pillomavirus-HPV) gelir. Bu virüslerin <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> oluşumunu nasıl etkiledikleri ke­sin olarak bilinmemektedir. Kanser olu- -şumunun tek bir etkene bağlı olması ya da her hastada aynı karsinojen etkenin bulunması da gerekmez. Farklı etkenler farklı kişilerde aynı hastalığa yol açabi­lir ve genetik yatkınlık, bağışıklık duru­mu gibi birçok etken hastalığın gelişi­minde rol oynayabilir. Dölyatağı boynu karsinomunun çok sayıda etkene bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Bun­ların bazısı kötü huylu hücre dönüşü­münün başlamasından, bazısı da ilerle­mesinden sorumlu olabilir.</p>
<p><strong>TÜMÖR TİPLERİ</strong></p>
<p>Dölyatağı boynu karsinomu olguların büyük bölümünde (yüzde 95) dölyatağı boynunun dölyolu içi bölümünü örten çok katmanlı düz epitelle dölyatağı boynu kanalını örten silindir epitelin birleştiği bölgede başlar; bunlara egzo-serviks kanseri denir. Yaklaşık yüzde 5′i ise başlangıçta dölyatağı boynu ka­nalında yer alır ve endoserviks kanseri olarak bilinir. Dölyatağı boynunun döl-yoluna çıkıntı yapan bölümündeki (eg-zorserviks) karsinom, değişik görünüm­lerde olabilir. Bunlardan dışarı doğru karnabahar biçiminde büyüyenlere ve-jetan tip adı verilir. Yeni oluşan karsi­nom pembe renklidir; daha soma kötü huylu hücrelerin kırılgan yapısı nede­niyle kolayca kanar ve doku ölümü so­nucunda dökülen hücreler dölyolu salgısına kötü bir koku verir. İkinci bir tip olan ülserli karsinom dölyatağı boynu­nun derinliğine ve gerek boynun geri kalan yüzeyine, gerek dölyoluna doğru uzanan kenarları düzensiz bir yara biçi­minde ortaya çıkar. Yumrulu (nodüler) karsinom ise mukozanın altında gelişe­rek dölyatağı boynuna yayılır ve daha sonra mukozada ülserleşmeye yol aça­bilir.<br />
Endoserviks karsinomu dölyatağı boynu kanalının içinde gelişir ve belli bir süre için gizli kalabilir. Daha sonra ise vejetan, ülserli ya da yumrulu biçi­me dönüşerek yayılabilir. Karsinomdan hazırlanan ince kesitler mikroskop altın­da incelendiğinde kanserli dokuda nor­mal <a href="http://www.saglik.im/epitel/">epitel</a> yapısının tümüyle yok oldu­ğu görülür. Ama bu hücreler kansere özgü atipik yapılarına karşın epitelin normal hücrelerinin bazı özelliklerini de taşır. Böylece mikroskopta eşmerkezli bir yığm oluşturan pulsu ya da yassı hücreler (”epitel İncisi” ya da “keratin incisi”), soğan kabuğu gibi dizilmiş düz hücreler (olgun epitelyom) ya da az farklılaşmış yapıda, epitelin alt katman hücrelerine benzeyen hücreler (bazal hücreli epitelyom) görülebilir. Olgula­rın büyük bölümünde mikroskopik hüc­re görünümü, dölyatağı boynu kanalına açılan salgıbezlerindeki karsinomun (adenokarsinom) yapışım andırır.</p>
<p><strong> GELİŞME EVRELERİ</strong></p>
<p>Bütün kötü huylu <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> gibi dölyata­ğı boynu karsinomu da yakın dokulara yayılabilir, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> ve lenf dolaşımı aracılı­ğıyla vücudun uzak yerlerine göç ede­bilir. Hastalığın gidişi ve yaşam beklen­tisi, büyük ölçüde tanı konduğu sırada tomürün yayılma derecesine, yani han­gi evrede bulunduğuna bağlıdır. Hasta­lığın gelişimi beş ana evrede incelene­bilir:<br />
• Evre 0 ya da yayılma öncesi evre: Kanserin henüz başlangıç evresi sayılan Evre O’da karsinom in situ durumda, yani kendi doğal yerindedir. Epitel do­kunun normal gelişiminden sapan bir çoğalma vardır, ama henüz dölyatağı boynunun iç yüzeyini örten epitel kat­manın içindedir ve epiteli alttaki bağdo-kudan ayıran ince zan geçmemiştir. .<br />
• Evre I: Karsinom yakın dokulara sız­maya başlamıştır, ama hâlâ dölyatağı boynu sınırları içindedir. Evre lA’da an­cak mikroskopla görülebilen ve ölçüle­bilen (5 mm’den az derinlikte ve 7 mm’den az, genişlikte) doku yayılımı gösterir. Bu ölçüleri aştığında Evre IB ‘ye geçer.<br />
• Evre II: Karsinom dölyatağı boynu sı­nırlarını geçerek dölyolunun üst üçte ikisine ve bağdokunun bir bölümüne yayılmıştır. Bu yayılma nedeniyle döl-^atağımn hareketliliği azalmıştır.<br />
• Evre III: Karsinom <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">leğen</a> kemiği için­deki dokulara sıçramış ve dölyolunun alt üçte birine de yerleşmiştir. Dölyata­ğı artık muayenede oynatılamaz. Ayrı­ca dölyatağı boynundan gelen lenf sıvı­sının ulaştığı ilk lenf bezinde de yayıl­ma vardır.<br />
• Evre IV: Karsinom düzbağırsağa (rektum) ve idrar kesesine yayılmıştır. Bu evrenin ileri aşamalarında kan ve lenf dolaşımı yoluyla uzak organlara ulaşır (uzak metastaz).<br />
Dölyatağı boynu karsinomu uzak metastaz yapabilir, çünkü tümörden ay­rılan hücre grupları kan ve lenf dolaşı-mıyla vücudun uzak noktalarına taşınır ve oralarda çoğalır.</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong></p>
<p>Dölyatağı boynu karsinomu başlangıç evrelerinde çok az belirti verir; bu belir­tiler de yalnızca ona özgü değildir. Do­layısıyla dölyatağı boynu karsinomu ta­nısı erken evrede ancak laboratuvar testleri yardımıyla konabilir. Dölyatağı boynu kanserinin ilk belirtisi berrak ya da berrak-sümüksü dolyolu akıntısı (lö-kore) olabilir. Akıntının miktarı zaman­la artar ve içinde az miktarda kan bu­lunduğundan hafif pembe bir renk alır. Birkaç ay içinde <a href="http://www.saglik.im/akinti/">akıntı</a> kanamaya dönü­şür. Bu kanamanın âdet dönemiyle ilgi­si yoktur; cinsel ilişki, dölyolu muaye­nesi, dölyolunun yıkanması gibi bir du­rumdan ya da aşırı bedensel yorgunluk­tan sonra kanama görülür. Menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda ortaya Çıktığında hasta bu kanamaları yanlış­lıkla âdetin yeniden başlaması olarak yorumlayabilir.<br />
Hastalık ilerledikçe kanamanın mik­tarı ve sıklığı artar. Kanamayla birlikte ya da kanamadan ayrı olarak dölyolun-dan kötü kokulu bir akıntı gelir ve ölü <a href="http://www.saglik.im/dokular/">dokular</a> atılır. Tümör dölyatağı boynu sınırlarını aşıp yakın dokulara yayıldı­ğında, hasta başlangıçta uyarmayla (ör­neğin jinekolojik muayene sırasında), daha sonra kendiliğinden ortaya çıkan ağrıdan yakınır; <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> zamanla şiddetle­nir. Kanser düzbağırsağa ulaştığında hasta dışkılamada güçlük çeker ve ma­kat büzgen kasının kasılmasıyla ağrı du­yar. Kanser idrar kesesine yayıldığında, idrar yapma sıklaşır ve ağrılı hale gelir; ayrıca <a href="http://www.saglik.im/idrarda-kan/">idrarda kan</a> görülebilir. Hastalı­ğın son evrelerinde genel durumu gittik­çe kötüleşen hasta sürekli bitkindir.</p>
<p><strong>TANI</strong></p>
<p>Başlangıç evrelerinde tanı konduğunda dölyatağı boynu kanseri iyileşebilen bir hastalıklar. Önceleri fazla belirti verme­diğinden, hastalığın ilk evrelerinde tanı koyabilmek için laboratuvar inceleme­lerine başvurmak gerekir. Bu inceleme­ler olabildiğince çok sayıda kadına uy­gulanması gereken tarama testleridir. Çok sayıda hastada dölyatağı boynu kanserinin erken dönemde tanınması ancak bu yolla sağlanabilir.<br />
Karsinom hücreleri daha ilk evreler­den başlayarak tümör kütlesinden ayrıl­ma, dölyolu ve dölyatağı boynu epite-linden dökülen başka hücrelere karışma eğilimindedir. Bu nedenle az miktarda dölyolu salgısında bile kanserli hücrele­re rastlanabilir. Erken tanıya yönelik testlerde bir miktar dölyolu salgısı mik­roskop lamı üzerine sürülerek boyanır. Mikroskopla incelendiğinde salgıdaki normal hücreler arasında bulunan tü­mör hücreleri kendine özgü yapısı ne­deniyle tanınabilir. Erken tanıda çok yararlı ve hasta için ağrısız olan bir baş­ka inceleme de yüzey biyopsisidir. Döl­yatağı boynu kanalının ağzı hizasında dölyatağı boynunu örten epitelin en üst katmanlarından alman hücreler bir mik­roskop lamına yayılır ve boyanır. Böy­lece kanser hücreleri erken evrelerinde incelenebilir. Ama yıkım aşamasındaki normal hücrelerin biçim ve görünümü tümör hücrelerininkiyle karışabilir. Herhangi bir kuşkuyu gidermek için bi­yopsi yapmak gerekir. <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">Biyopsi</a> için kuş­kulu bölgeden doku parçası alınarak boyanır ve mikroskopla incelenmek üzere kesitler hazırlanır. Mikroskopik incelemede tümöre özgü değişimler saptanırsa tanı kesinleşir.</p>
<p>TEDAVİ</p>
<p>• Genel ilkeler &#8211; Dölyatağı boynu karsinomunun tedavisinde cerrahi girişim ve ışın tedavisi (radyoterapi) tek başına ya da birlikte uygulanır. İlaç tedavisine (kemoterapi) başvurulması gereken du­rumlar çok azdır. Çevreye yayılmamış in siîu durumdaki karsinomda çeşitli te­davi yöntemleri kullanılmaktadır. Bu tür yöntemler arasında elektrikle dağla­ma, soğuk cerrahisi, soğuk pıhtılaştır­ma, laser cerrahisi, kanserli bölgeye vi­rüs çoğalmasını önleyici <a href="http://www.saglik.im/interferon/">interferon</a> ve <a href="http://www.saglik.im/a-vitamini/">A vitamini</a> türevi retinoitlerin uygulan­ması sayılabilir. İleri evredeki yayılma­cı karsinomda ise radyoterapiyle birlik­te hipertermi uygulaması, yani hastanın ateşinin tedavi amacıyla yükseltilmesi denenmektedir. Evre 0 ve I İle Evre H’ye giren bazı olgularda cerrahi girişi­me başvurulur. Işın tedavisi bütün evre­lerde etkilidir.Hastaların 5 yıl sağ kalma oranlan karşılaştırıldığında cerrahi girişim ile ışın tedavisi arasında belirgin fark yok­tur. Gene de klinik olarak belirti verme­yen evreler dışında, dölyatağı boynu kanserleri ışın tedavisine iyi yanıt veren tümörlerdendir. Etkili olmasının yanı sı­ra ışın tedavisinin komplikasyonlan da cerrahiden azdır. Ayrıca hastanın aşm şişman olması gibi cerrahi girişimin ya­pılamadığı durumlarda ışın tedavisi ra­hatlıkla uygulanabilir. Tedavi hastanın genel durumuna göre seçilir ve hemen her zaman kişisel bir nitelik taşır.<br />
• Cerrahi girişim &#8211; Dölyatağı boynun­daki in situ ve mikroyayılım gösteren karsinomun tedavisinde en çok kullanı­lan yöntemdir. Evre I’deki genç kadınla­rın tedavisinde <a href="http://www.saglik.im/yumurtalik-ovaryum/">yumurtalık</a> işlevini ko­rumak? amacıyla ışm tedavisi yerine cer­rahi girişime başvurulur. Ayrıca dölya­tağı eklerinin (yumurtalıklar, tüpler) kronik iltihabı, iltihaplı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> hasta­lıkları, kalınbağırsak divertikülü olan, karın alt bölgesi ameliyatı geçiren, yu­murtalığından rahatsız olan kadınlarda ve gebelerde ışın tedavisi kesinlikle uy­gulanamaz; bu durumda cerrahi girişim yapılır. Cerrahi girişimin hastalığın ya-yılımını daha kesin biçimde gösterme, tedavi süresini kısaltma, hastanın kan­serle ilgili bunalım ve tedirginliğini gi­derme gibi üstünlükleri de vardır.<br />
Buna karşılık şişmanlık, ilerlemiş yaş ve kronik hastalık durumlarında cer­rahi girişim risklidir. Kanser uzak or­ganlara yayılmamışsa belli bir yerle sı­nırlı yineleme durumlarında, ayrıca ışın tedavisi ve ameliyat sonrasında leğen kemiği içindeki yinelemelerin tedavisin­de de cerrahi yöntemlere başvurulur.<br />
in situ karsinomda cerrahi girişim basittir; kanserli bölgenin çevresindeki bir miktar sağlam dokuyla birlikte koni biçiminde çıkarılmasından (konizas-yon) oluşur. Mikroyayılım söz konu­suysa dölyatağının yumurtalıklarla bir­likte ya da tek başına alındığı basit his-terektomi uygulanır. Histerektomi ka­rından ya da dölyolundan girilerek ger­çekleştirilir.<br />
• Işın tedavisi &#8211; Dölyatağı boynu karsinomunda ışın tedavisi başarıyla uygula­nan bir yöntemdir. Hastalığın bütün ev­releri bu yöntemle tedavi edilebilir ve ışm tedavisinin uygulanamadığı durum­lar cerrahiye göre daha azdır. Teknik açıdan farklı yaklaşımlar bulunmakla birlikte ışın tedavisinde sık kullanılan bir teknik, dölyatağı boynuna içeriden her biri 35 saat süreli 2 kür halinde 17,000-20,000 rad değerinde sezyum uygulanmasıdır. Bu uygulamayı dışarı­dan yapılan ve leğen kemiği içindeki lenf bezlerini kapsayan ışın tedavisi iz­ler. Dölyatağı boynuna uygulanan sez­yum tümörü ortadan kaldırırken dışarı­dan uygulanan ışınım çevre lenf dü-ğümlerindeki tümör hücrelerini yok eder. İlerlemiş olgularda tümörü küçült­mek amacıyla önce dışarıdan ışın teda­visi uygulanabilir. Yayılma evresindeki karsinomda ışın tedavisi sonrasında hastaların 5 yıl sağ kalma oranı yüzde 55 dolayında Evre I ve H’de ise bu oran yüzde 66-91 arasındadır.<br />
• İlaç tedavisi &#8211; Dölyatağı boynu karsi-nomunda kanserli hücreleri öldüren <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavisi çoğu kez yalnızca geçici olarak ağrıyı dindirir. Işın tedavisinin uygula­namadığı durumlarda uzak metastazlar ilaç tedavisine birincil tümörden daha iyi yanıt verir. Dölyatağı boynu karsi-nomunda birçok hücre öldürücü (sito-toksik) ilaç denenmiştir, ama bunlar ol­guların ancak yüzde 25-30 kadarında tümörde gerileme sağlamıştır.<br />
• Yan etkiler &#8211; Tedaviye bağlı olumsuz etkiler cerrahi girişim sonrası, ışın teda­visi sonrası ve ilaç tedavisi sonrası ol­mak üzere üç başlık altında toplanabilir:<br />
1. Cerrahi girişim sonrası &#8211; Koni-zasyondan hemen sonra en sık görülen komplikasyon kanamadır; bu kanama iyi bir cerrahi teknikle önlenebilir. Uzun dönemde ortaya çıkan sorunların başında ise <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisirlik/">kısırlık</a> ve düşük, erken do­ğum, zor <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> gibi <a href="http://www.saglik.im/yazi/gebelik/">gebelik</a> kompli­kasyonlan gelir. Bu sorunlar dölyatağı boynunun bir bölümünün ameliyatla çı­karılmasından kaynaklanır ve dölyatağı boynunun yeniden oluşumundaki dü­zensizliklere, nedbe oluşumuna, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> ve sinir yapısında ameliyat sonrasında görülen bozulmalara bağlıdır. Konizas-yon doğurganlığın korunması açısından güvenilir bir girişim değildir. Yerel dondurucu etkiyle cerrahi (kriyoşirürji), derin diyatermi (yakma) aracılığıyla pıhtılaştırma, laserle çıkarma gibi tek­nikler dölyatağı işlevini ve üretkenliği daha iyi korur. Ayrıca konizasyondan sonra hastada ruhsal ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/cinsel-sorunlar/">cinsel sorunlar</a> görülebilir.</p>
<p>Köklü cerrahiye bağlı ölüm oranı yüzde 1′in altındadır, ama ameliyat son­rasında istenmeyen yan etkiler daha sık görülür. Ameliyat sırasında idrar boru­larında yaralanma ve yırtılma olabildiği gibi fistüller de ortaya çıkabilir. Bu ağır komplikasyonlarm sıklığı yüzde 2-10 arasındadır.<br />
İdrar tutukluğu ya da idrar kaçırma gibi işlevsel tipte idrar kesesi bozukluk­ları, bağırsak felci, leğen kemiği içinde yaygın bağdoku iltihabı (selülit), idrar yolu enfeksiyonları, bağırsak tıkanma­sı, damarlarda tıkanma ve pıhtı oluşu­muna bağlı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> gibi komplikas-yonlar ise her kann ameliyatıyla aynı sıklıkta ortaya çıkar. Ameliyat sırasında sinirlerin örselenmesi siyatik siniri ağrı­larına yol açabilir; bu ağrılar çabuk geçmez. Dölyolundan yapılan cerrahi girişimlerde komplikasyon sıklığı ve ameliyat riski daha azdır.<br />
2. Işın tedavisi sonrası &#8211; Işm tedavi­sinin komplikasyonlan da kısa ve uzun dönemde ortaya çıkanlar olmak üzere ikiye aynhr. Tedavinin cerrahi girişim­den sonra yapılmasına, ışm verilen böl­genin genişliğine ve hastanın yaşma bağlı olarak yan etkileri artar. Işın teda­visi sürerken ya da bittikten sonraki bir ay içinde görülen başlıca komplikas-yonlar <a href="http://www.saglik.im/basur-hemoroit/">basur</a> (hemoroit), ince ve kaim bağırsak iltihabıyla <a href="http://www.saglik.im/ishal/">ishal</a> ve akut idrar kesesi yakınmalandır; <a href="http://www.saglik.im/pankreas/">pankreas</a> iltihabı Çok seyrek görülür. Işın tedavisinin bit­mesinden sonraki bir ay ile beş yıl ara­sında ortaya çıkanlar ise kısırlık, dölya­tağı boynu darlığı, dölyolu darhğıyla ağnlı cinsel ilişki, düzbağırsak ve idrar kesesi yakınmalan, düzbağırsakla döl­yolu ya da idrar kesesiyle dölyolu ara­sında bağlantı (fistül) oluşumu ve ba­ğırsak tıkanmalarıdır.<br />
3.  İlaç tedavisi sonrası &#8211; Sorunlar bütün ilaç tedavilerinde görülebilen tür­dendir. Yalnız bu hastalarda <a href="http://www.saglik.im/bobrekler/">böbrek</a> iş­levlerinin bozulmasına bağlı olarak ilaç daha çok toksik (zehirli) etki gösterir.<br />
Birkaç tedavi türünün birlikte uygu­lanması bağırsak tıkanmaları, <a href="http://www.saglik.im/fistul-ve-empiyem/">fistül</a> ve kanama tipi bağırsak ve idrar yolu komplikasyonlarının sıklığını artınr. Yalnız cerrahi girişim yapıldığında yan etkilerin görülme oranı yüzde 10′ken, cerrahiyle ışm tedavisi birlikte uygulan­dığında bu oran yüzde 30′dur.</p>
<p><strong> BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)</strong></p>
<p>Dölyatağı boynu karsinomunda tedavi­nin etkililiği, erken tanıya bağlıdır. Baş­langıç evresindeki tümörlerin tedavisi başarılı sonuçlar verir. Yayılmanın art­masıyla iyileşme olasılığı azalır. Yayıl­ma eğilimi gösteren dölyatağı boynu karsinomlu hastaların yaklaşık yüzde 96’sı için tedavi umudu vardır. Tedavi edilmeyen hastalarda ortalama yaşam süresi ise hastalığın görünen başlangı­cından sonra 17 aydır.<br />
Hastalığın gidişi genellikle çeşitli et­kenlere bağlıdır ve bunların her biri hastalığın gidişini farklı derecede etki­ler, Temel etkenler hastalığın hangi kli­nik evrede bulunduğu ve lenf düğümle­rine yayılıp yayılmadığıdır. Kanserin görünür belirtileri, tümörün hacmi ve bir olasılıkla da hastanın yaşı öbür önemli etkenlerdir. YaŞ önemli görün­mektedir, çünkü hızlı yayılan tümörlere gençlerde daha sık rastlanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/dolyatagi-boynu-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Penis Tümörleri</title>
		<link>http://www.saglik.im/penis-tumorleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/penis-tumorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 00:52:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=455</guid>
		<description><![CDATA[Penis (kamış): tümörleri, gelişen sağlık hizmetleriyle birlikte azalma göstermiş­tir. Sıklığı ülkeden ülkeye değişir. Asya ülkelerinde hâlâ sık görülmektedir; Çin, Vietnam, Cava ve Tayland’da erkekler­de ortaya çıkan tümörlerin yüzde 12-19′unu oluşturur. Batı’da ise bu oran çok azalmıştır. ABD’de binde 1-2, Avru­pa’da yüzde 1 dolayındadır. Sünnetin, sünnet derisi ile penis başı arasında pe­nis bezi salgılarının birikimini engelledi­ği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p><strong>Penis (kamış): </strong>tümörleri, gelişen <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> hizmetleriyle birlikte azalma göstermiş­tir. Sıklığı ülkeden ülkeye değişir. Asya ülkelerinde hâlâ sık görülmektedir; Çin, Vietnam, Cava ve Tayland’da erkekler­de ortaya çıkan tümörlerin yüzde 12-19′unu oluşturur. Batı’da ise bu oran çok azalmıştır. ABD’de binde 1-2, Avru­pa’da yüzde 1 dolayındadır. Sünnetin, <a href="http://www.saglik.im/sunnet-circumcision/">sünnet</a> derisi ile <a href="http://www.saglik.im/yazi/penis/">penis</a> başı arasında pe­nis bezi salgılarının birikimini engelledi­ği ve bu nedenle <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> oluşumuna karşı koruyucu bir etki yaptığı sanılmaktadır. Sünneti yaşamının ilk yıllarında uygula­yan Yahudiler arasında penis tümörleri­ne hemen hiç rastlanmaz. Buna karşılık daha geç sünnet olan Müslümanlar’da tümör oluşumuna daha sık rastlanmakta­dır. Penis tümörlerinin sağlık koşulları­nın kötü olduğu bölgelerde sık görüldü­ğü söylenebilir. Geri kalmış ülkelerde, sünnetsiz erkeklerde penis tümörü sıklı­ğı yüksektir. Sağlık koşullarının kötülü­ğü penis tümörlerinin yanı sıra kronik penis iltihaplarının da daha sık görülme­sine yol açmaktadır.<br />
Cinsel ilişkiyle bulaşan <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> ve kondiloma aküminata da (virüse bağ­lı penis siğili) penis tümörlerinin oluşu­munu kolaylaştıran etkenlerdir. Penis tü­mörleri en çok 50-60 yaşlarında görülür.</p>
<p><strong>Belirtileri</strong></p>
<p>Ülserli ve yayılma eğilimi olan penis tü­mörü, yassı bir kabartı biçiminde ortaya çıkar. Kabartının rengi gridir. Kısa süre­de ortası çukurlaşır ve çukurun kenarın­da düzensiz bir kabarıklık kalır. Üstü kabarık, pürtüklü olan tip ise rnantara benzer ve ilerleyerek zamanla bütün pe­nisi kaplar. <a href="http://www.saglik.im/penis-tumorleri/">Penis tümörleri</a> genellikle sünnet olmayanlarda geliştiği için, ilk belirtiler sünnet derisinin allında kala­rak gözden kaçabilir. Bu durumda ilk fark edilen belirtiler sınırlı bir alanda ortaya çıkan sertlik, cinsel birleşme sı­rasında <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> ve kanlı akıntıdır. İdrar ya­parken yanma daha seyrektir ve ancak tümörün siyeğe (üretra) yayıldığı du­rumlarda ortaya çıkar.</p>
<p><strong>İncelemeler</strong></p>
<p>Tanıya yardımcı en önemli İncelemeler­den biri biyopsidir. Sünnetli hastalarda <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">biyopsi</a> için parça almak büyük bir güç­lük çıkartmaz. Tersi durumlarda sünnet derisini geriye çekmek olanaksızsa bu deri kesilerek biyopsi yapılır. Bölgesel lenf düğümlerinde büyüme olup olmadığını ya da lenf düğümleri­nin etkilenip etkilenmediğini anlamak için lenfografıden (kontrast madde veri­lerek lenf sistemi filminin çekilmesi) yararlanılır.</p>
<p><strong>Ayırıcı Tanı</strong></p>
<p>Peniste kabartı hemen kötü huylu bir tü­mör kuşkusunu doğurur. Ülserli tip, frengiyi ya da cinsel yolla bulaşan baş­ka ülserli hastalıkları düşündürebilir. Bu ülserin şuurları, hastalığın öyküsü, VDRL testi, yumuşak ülserin kıvamı ve görünümü, büyük ve ağrılı lenf düğüm­lerinin bulunması ayırıcı tanıda değerli­dir. Ayırıcı tanı içki göz önünde bulun­durulması gereken öbür lezyonlar, kon­diloma aküminata, küçük nodüllü lez­yonlar, tüberkülom, akantom (iyi ya da kötü huylu, iğne hücreli bir kütle), lenf yollarında genişleme, sünnet derisinin iltihabına bağlı yağ bezeleri ve lökoplakilerdir.</p>
<p><strong>Hastalığın Gidişi ve Komplikasyonlar</strong></p>
<p>Ülserli ve yayılarak ilerleyen tip hızlı gelişir, penis gövdesiyle sünnet derisine yayılma eğilimindedir ve çevre dokular­da hasara yol açabilir. Bunun sonucunda <a href="http://www.saglik.im/yazi/enfeksiyonlar/">enfeksiyonlar</a> ve <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> ölümü görülür. Tümör penisin gözenekli cisimlerine ve siyeğe yayıhr. Vejetan (karnabahar gö­rünümlü) tip ise yavaş ya da hızlı ilerle­yerek bütün organı kaplar, ikincil enfek­siyonlara yol açar, ama penisin göze­nekli cismine daha seyrek yayılır. Tümör öncelikle lenf yoluyla iki yanlı olarak kasık lenf düğümlerine sıç­rar. Az sayıda olguda tümör böğür lenf düğümlerine yayılır. Geç evrede ortaya çıkan bölgesel yayılma ülserli tipte daha çok görülür. Gene de lenfografi ve özel­likle yapısal doku incelemesi uygulan­madan lenf düğümü büyümesinin tümör yayılımına mı, yoksa yineleyen enfeksi­yonlara mı bağlı olduğuna karar vermek güçtür.<br />
Hastalığın ilerlemesiyle penisin anormal bir biçim alması ya da hasara uğraması gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu evrede iltihap ve kanama komplikasyonlanyla hastalık tablosu ağırlaşır. Bu belirtiler tümörün gözenekli cisme ka­dar ulaştığını gösterir. Hastanın idrar yapması olanaksız ya da aşırı ağrılıdır. Hastalık genellikle görece yavaş ilerler. Ama hızlı ilerleyen olgular da vardır. Farklılaşmamış kötü huylu hücrelerden oluşan karsinomlar, daha hızlı ilerler. Bu süre birkaç aydan 1-2 yıla kadar de­ğişir. Buna karşılık vejetan tipler 2-5 yıl arasında değişebilen daha yavaş bir iler­leme gösterir. Uzak organlara sıçrama seyrek görülür ve hasta daha çok bölge­sel ve/ya da <a href="http://www.saglik.im/pelvis-legen/">leğen</a> bölgesindeki yaygın yinelemeler nedeniyle ölür.</p>
<p><strong>Tedavisi</strong></p>
<p>• Genel ilkeler &#8211; Tümörlerin oluşumu göz önüne alındığında, önleyici tedavi­nin önemi ortaya çıkar. Sünnet derisinin tam anlamıyla geriye çekilemediği du­rumlarda sağlık ve temizlik yönünden sünnet gereklidir. Toplumda genel sağ­lık bilincinin geliştirilmesi ve olası ilti­haplanmaların önüne geçilmesi tümöre karşı etkili bir korunma sağlar.</p>
<p>• Cerrahi tedavi &#8211; Tümör, penis ile sünnet derisi arasındaysa ve çevresin­den en az 2 cm sağlam doku alınabili­yorsa penise kısmi cerrahi girişim uygu­lanabilir. Tümörün gözenekli cisimlere yayıldığı ya da dokuların önemli bir bö­lümünün tümörden etkilendiği durum­larda penis bütünüyle alınır.<br />
Tümör torba derisine yayılmışsa pe­nisle birlikte <a href="http://www.saglik.im/yazi/testis/">testis</a> torbası da çıkarılır. Kasık lenf düğümleri ise bölgesel lenf düğümlerine yayılma görülürse çıkarıl­malıdır. Kasık lenf düğümlerinin iki yan­lı olarak çıkarılması ve bu işlemin birin­cil tümörün çıkarılmasından 3-5 hafta sonra uygulanması gerekir. Böylece tep­kisel iltihaplanmanm lenf düğümlerinde yol açabileceği büyüme geriler ve gerçek metastaz daha kolay ayırt edilir. Penis tümörlerinde cerrahi girişim genellikle ilk seçilmesi gereken tedavi yöntemidir. Hasta yaşhysa veya da tü­mör penisin önemli bir bölümüne yayıl­mışsa mutlaka cerrahi girişim uygulan­malıdır. Öbür olgularda en azından baş­langıçta seçenek olarak ışm tedavisi dü-şünülmeledir.</p>
<p>• Işın tedavisi (radyoterapi) &#8211; Rad-yum-226, iridyum-192 ya da seryum-137 iğneleriyle ya da yüksek enerjili ışın verilerek yapılabilir. Özellikle hasta gençse, ilerlemiş evrelerde bile ışm te­davisi uygulanmalı, tam iyileşme sağla­namazsa cerrahi girişime başvurulmalı­dır. Kasık-böğür lenf düğümlerinin te­davisinde ve bölgesel lenf düğümlerinin ameliyatla çıkarılamayacak olması du­rumunda ışın tedavisi uygulamak gere­kir. Genel olarak olguların yüzde 50’sinde tümörde tam gerileme sağlanır; küçük ve yüzeysel tümörlerde ise iyileş­me oram daha yüksektir.</p>
<p><strong>Beklenen Gidişi (Prognoz)</strong></p>
<p>Penis kanserlerinin tedavisinde alınacak genel sonuçlar, hastanın sosyo­ekonomik durumuyla yalandan ilgilidir. Hastalığın sonu tümörün ulaştığı evreye bağlıdır. Üç yıllık yaşama süresi, uygu­lanan tedavi tipine bağlıdır ve başlangıç evresindeki sınırlı durumlarda yüzde 50, daha yaygın tümörlerde ise yüzde 25-30 arasındadır.<br />
Hastalığın gidişini kötüleştiren tek etken kasık lenf düğümlerine olan sıçra­malardır. Bu olgularda 5 yıllık yaşama süresi yüzde 30-35′tir. Bölgesel yinele­me görülen hastaların durumu ağır ol­makla birlikte, zamanında başlanan ve doğru uygulanan ışm tedavisiyle olum­lu sonuçlar elde edilmektedir.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/penis-tumorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSTEK HANGİ DURUMLARDA İÇGÜDÜDEN ÖNCE GELİR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/istek-hangi-durumlarda-icgududen-once-gelir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/istek-hangi-durumlarda-icgududen-once-gelir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 08:13:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[İstek, hangi durumlarda içgüdüden önce gelir? Bir çiftin cinsel yaşamında cinsel dürtünün eş ile olan ilişkinin düşünce süzge­cinden geçirilmesi ile ortaya çıktığı varsayılabilir. Bu durumda içgüdü, isteğin daha baskın rol oynadığı özgür bir seçim olarak kabul edilebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstek, hangi durumlarda içgüdüden önce gelir?<br />
Bir çiftin cinsel yaşamında cinsel dürtünün eş ile olan ilişkinin düşünce süzge­cinden geçirilmesi ile ortaya çıktığı varsayılabilir. Bu durumda içgüdü, isteğin daha baskın rol oynadığı özgür bir seçim olarak kabul edilebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/istek-hangi-durumlarda-icgududen-once-gelir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERKEKTE CİNSEL DÜRTÜ NASIL ORTAYA ÇIKAR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/erkekte-cinsel-durtu-nasil-ortaya-cikar/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/erkekte-cinsel-durtu-nasil-ortaya-cikar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 08:11:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=167</guid>
		<description><![CDATA[Erkekte cinsel dürtü nasıl ortaya çıkar? Organik ve ruhsal etkenlerin devreye girdiği karmaşık bir olay olan cinsel dür­tünün organik unsurları sinir iletimi, hormon salgılanması ve kan dolaşımıdır. Bu organik unsurların doğuştan gelen ve yapısal özellikleri olduğu söylenebi­lir. Cinsel dürtünün ortaya çıkmasına yol açan ruhsal unsurlar ise kişinin kül­türü, deneyimleri ve dürtünün ortaya çıktığı ortam tarafından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erkekte cinsel dürtü nasıl ortaya çıkar?<br />
Organik ve ruhsal etkenlerin devreye girdiği karmaşık bir olay olan cinsel dür­tünün organik unsurları sinir iletimi, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a> salgılanması ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> dolaşımıdır. Bu organik unsurların doğuştan gelen ve yapısal özellikleri olduğu söylenebi­lir. Cinsel dürtünün ortaya çıkmasına yol açan ruhsal unsurlar ise kişinin kül­türü, deneyimleri ve dürtünün ortaya çıktığı ortam tarafından belirlenir. Bu unsurlardan organik olanlar “içgüdü”, ruhsal olanlar “istek” başlığı altında toplanabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/erkekte-cinsel-durtu-nasil-ortaya-cikar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

