<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Beyin Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/beyin-hastaliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Baş Ağrısı</title>
		<link>http://www.saglik.im/bas-agrisi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/bas-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 03:23:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[BAŞ AĞRISI Baş ağrısı çok çeşitli hastalıklarla birlikte ortaya çıkabilen bir belirtidir. Genellikle basit rahatsızlıkların, ama bazen de ağır hastalıkların belirtisidir ve bu nedenle küçümsenmemelidir. Baş ağrısının nedenlerinin aydınlatılması çok önemlidir. Tıbbi uygulamada baş ağrısının bir­biriyle ilişkili üç ana biçiminden söz edilir: Bütün başın içinde tam bir ağrı­nın görüldüğü olgular, yüzeysel nitelik­te ağrının bir duyu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BAŞ AĞRISI</strong></p>
<p>Baş ağrısı çok çeşitli hastalıklarla birlikte ortaya çıkabilen bir  belirtidir. Genellikle basit rahatsızlıkların, ama bazen de ağır  hastalıkların belirtisidir ve bu nedenle küçümsenmemelidir. Baş  ağrısının nedenlerinin aydınlatılması çok önemlidir.<br />
Tıbbi uygulamada baş ağrısının bir­biriyle ilişkili üç ana biçiminden  söz edilir: Bütün başın içinde tam bir ağrı­nın görüldüğü olgular,  yüzeysel nitelik­te ağrının bir duyu siniri boyunca yayıl­dığı olgular  ve başın genellikle bir ya­nında <a href="http://www.saglik.im/migren/">migren</a> tipi ağrının görüldüğü  ol­gular. Migrende ruhsal ve görsel bozuk­luklarla <a href="http://www.saglik.im/bulanti-kusma/">bulantı</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> gibi genel be­lirtiler birlikte görülür. <a href="http://www.saglik.im/yazi/bas-agrilari/">Baş ağrıları</a> bir  başka ölçüte göre de iki grupta toplanır. Birinci grupta tanısı yalnız  hastadan alı­nan öyküye dayanan migren ve gerilim tipi baş ağrıları yer  alır. Öbüründe ise tanının muayene ve bazı incelemelerle konduğu kafaiçi  <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a> süreçleriyle, genel <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>la ya  da yerel hastalık­larla birlikte görülen baş ağrıları bulu­nurbir süre  için bir gözde görme alanını sı­nırlayan canlı bir ışık çizgisi  (parıltılı skotom) belirir; bu görme kusuru başın karşı tarafında <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> başlayınca ortadan kalkar.<br />
Ağrı şiddetli, zonklayıcı ve ilerleyi­ci özelliktedir. Başlangıçta gözün  üze­rinde yoğunlaşır, sonra şakak bölgesine yayılır. Migrenin tuttuğu  baş yansında deri duyarlığı artmıştır; deriye dokun­mak ya da en küçük  baş hareketleri ağ­rıyı başlatabilir. Hasta ses ve ışığa karşı da aşın  duyarlılaşır; bu nedenle sessiz ve karanlık bir ortam ister. <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">İştahsızlık</a> görülür. <a href="http://www.saglik.im/bulanti-kusma/">Bulantı</a>, <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> ve  halsizlik sık görü­len öbür belirtilerdir.<br />
Migren nöbetlerinin süresi çok de­ğişkendir; kısa süreli nöbetler birkaç  sa­atten 12-24 saate kadar, ağır migren nö­betleri ise birkaç gün  sürebilir.<br />
Aşırı idrar çıkartılan hızlı bir çözül­me dönemiyle nöbet biter.  Migrenden hiçbir iz kalmayan hasta normal yaşa­mına döner.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-10138" title="bas_agrisi" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2010/03/bas_agrisi.gif" alt="" width="275" height="286" /></p>
<p><strong>ÇEŞİTLİ BAŞ AĞRILARI</strong><br />
Baş ağrısının birçok çeşidi vardır. Baş ağrısı <a href="http://www.saglik.im/yaralanma-sonrasinda-gelisen-osteit-nedir/">yaralanma</a>,  <a href="http://www.saglik.im/iltihap-yangi/">iltihap</a>,  <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a>, damar  bozuklukları gibi yerel ya da <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> hastalıkları, <a href="http://www.saglik.im/yazi/zehirlenme/">zehirlenme</a>ler,  <a href="http://www.saglik.im/tansiyon-yuksek-tansiyon/">yüksek tansiyon</a> gibi ge­nel nedenlerle ortaya çıkabilir. Ruhsal gerginlik ve  çatışmalardan ya da yor­gunluktan kaynaklanabilir. Çeşitli ana­tomik  yapıların uyarılması da baş ağrı­sına neden olur. Bunlar arasında başın  derisi ve derialtı dokusu, kafadaki <a href="http://www.saglik.im/kategori/kaslar/">kas­lar</a>, kafatasını  Örten <a href="http://www.saglik.im/bag-dokusu/">bağ doku</a> yapısında­ki zar,  kafatası içindeki <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> sinüsleriyle  bunlara dökülen büyük top­lardamarlar, beyin ve omuriliği saran  zarlarla (<a href="http://www.saglik.im/meninks-nedir/">meninks</a>) onlan besleyen  atar­damarlar, ağrı uyarılarnı merkeze taşı­yan kafa sinirleri lifleri,  trigeminus, dil-<a href="http://www.saglik.im/yutak-farinks/">yutak</a> ve <a href="http://www.saglik.im/nervus-vagus/">vagus</a> sinirleri ile İlk üç boyun omuru siniri sayılabilir.</p>
<p>Ayrıca burun, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">kulak</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/goz-hastaliklari/">göz  hastalıkları</a> baş ağ­rısı yapabilir. Traksiyon (çekme) teda­visi,  ağrıya duyarlı damar, sinir, me­ninks gibi anatomik yapıların gerilmesi  ve/ya da baskıya uğraması da baş ağrısını başlatır. Organik nedenlerin  yanında ruhsal ve duygusal nedenlere bağlı baş ağrıları da vardır.  Bunaltı, ruhsal çöküntü ve <a href="http://www.saglik.im/histerik-noroz/">histerik</a> olgularında baş  ağrı­sı çok sık görülür. Bazı <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisilik/">kişilik</a> özellik­leri de  baş ağrısı olasılığını artırır. Baş ağrısına eğilimli insanlar  genellikle sı­kıntılı, katı, yalnızlığı seven, üstbenliği fazla  gelişmiş, kusursuzluk arayan ve sürekli hoşnutsuzluk içinde kişilerdir.  Baş ağrısı <a href="http://www.saglik.im/bilincalti-savunma-mekanizmalari/">bilinçaltı</a> ruhsal çatışmaların bir dışavurumu da olabilir; uzun süre bastırılmış  düşmanlık duygularının be­densel yakınmalara dönüşmesiyle orta­ya  çıkabilir. Organik ve ruhsal-duygusal etkenlerin yanı sıra birçok baş  ağrısını <a href="http://www.saglik.im/beynin-damar-kokenli-hastaliklari/">beyin  damarları</a>nın noradrenalin, adrenalin, serotonin, histamin gibi sinir  ileticisi kimyasal maddelere aşırı duyarlılık kazanmasına ve <a href="http://www.saglik.im/apandisli-hastaya-agri-kesici-vermek-dogru-mudur/">ağrı  kesici</a> özellikteki endorfin salgısının azalma­sına bağlayan bir  kuram gittikçe ilgi toplamaktadır.</p>
<p><strong>Tedavi</strong></p>
<p>Baş ağrısı çok çeşitli ve karmaşık ne­denlere bağlı olarak ortaya  çıkabilir. Ama ilgili yapıların geçici ya da kalıcı hastalıklarının ve  baş ağrısı yapabilecek genel ve yerel hastalıkların doğru tanı­sı,  tedavi açısından çok önemlidir. Ta­nıya yardımcı olabilecek hiçbir  ayrıntı göz ardı edilmemelidir.<br />
Tedavi yöntemi büyük ölçüde tanıya bağlıdır. Baş ağrısı yalnızca çeşitli  ilaç ve genel önlemlerle hafifletilebilen bir belirti değildir;  Öncelikle onu yaratan nedenin bulunup giderilmesi gerekir.<br />
Bununla birlikte temel nedeni bul­mak genellikle çok zordur; dolayısıyla  da tedavide çoğu kez deneme-yanılma yöntemine başvurulur. Bu yöntem  an­cak temel bir ilkenin gözetilmesi koşu­luyla uygulanabilir. Yani  bütün ilaçların zehirleyici etkisi olduğu dikate alınarak hekim gözetimi  altında sürdürülen teda­vide en hafif etkili ilaçla başlanarak en ağır  etkisi olana doğru adım adım ilerlenmesi zorunludur. Kuşkusuz ilaç  teda­visinden önce ve onunla birlikte hekim­le hastanın el ele vererek  hastalığı önle­me olanaklarını araştırmaları ve hasta­nın ilaç dışı  savunma yeteneklerini ge­liştirmeye çalışmaları gerekir.<br />
Birçok baş ağrısı aşırı beslenmeye ve özellikle çok miktarda alkol  almaya bağ­lıdır. Bu durum saptandıktan sonra ön­lem alınması  kolaylaşır. <a href="http://www.saglik.im/besin-alerjisi/">Besin alerjisi­</a>nin bazen  örtük biçimde de olsa sık sık baş ağrısına yol açtığı unutulmamalıdır.</p>
<p>Başta <a href="http://www.saglik.im/tahillar/">tahıllar</a>, portakal, yumurta,  çay, kahve, çikolata, süt, et, buğday, şeker (şekerkamışı şekeri) ve  maya olmak üze­re çeşitli besinler <a href="http://www.saglik.im/yazi/alerji/">alerji</a> sonucu baş ağrısı  yapabilir. Baş ağrısının besin alerjisin­den kaynaklandığı kuşkusu varsa  hasta­ya en az bir hafta boyunca yalnız <a href="http://www.saglik.im/yazi/alerji/">alerji</a> yapma olasılığı <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> besinler verilir. Ardından alerji yapan besinleri saptama­ya yönelik  bir plan uyarınca bu besinler yavaş yavaş <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> programına  alınır. Böylece <a href="http://www.saglik.im/besin-alerjisi/">alerji yapan besinler</a> saptanır ve bunlar beslenmeden çıkarılınca baş ağrıları ortadan kalkar.  Alerji kökenli baş ağ­rılarının <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> <a href="http://www.saglik.im/dogum-kontrol-haplari-oral-contraceptives/">doğum  kontrol hapları</a>, sigara dumanı ve migren tedavisinde kullanılan  ergotamin (bir çavdarmahmuzu alkaloi­ti) gibi ilaçların etkisiyle  arttığı ya da da­ha kolay başladığı da unutulmamalıdır.<br />
Düzenli yaşama, aşırı içki ve sigara­dan kaçınma, yeterince dinlenme,  rahat bir ortamda çalışma ve arada yeterli be­densel etkinlik yapma gibi  genel önlemler baş ağrısında çok yararlıdır. Hoşgö­rü ve içtenliğe  dayalı insan ilişkileri de günümüz dünyasında zor bulunmakla birlikte  hastaları çok rahatlatır.<br />
İlaç tedavisine gelince, bu konuda izlenebilecek birçok program vardır.  Ayrıca hastaların kendi kedilerine ilaç kullanmaları çok yaygındır. Ama  ne ka­dar yaşanmış deneyimlere dayanırsa dayansın her tedavi yönteminin  eleştiriye açık yanları vardır ve hangi ilaca önce­lik tanınırsa  tanınsın, en zararsız görü­len ilacın bile istenmeyen etkileri  olabi­leceği unutulmamalıdır.<br />
Aşırı yorgunluk, geçici çatışmalar gibi nedenlere bağlı olağan baş  ağrıları 24 saat içinde <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/agiz-hastaliklari/">ağız</a> yoluyla üç dört kez 0,5 gr aspirin alınarak geçirilebilir; bu arada baş  ağrısını kolaylaştıran alkol, sigara, ruhsal karışıklık gibi  etkenler­den korunmak gerekir. Âdet öncesi gö­rülen baş ağrısı, <a href="http://www.saglik.im/yazi/adet-kanamasi/">adet  kanaması</a>ndan ön­ceki sekiz gün boyunca idrar söktürücü bir ilaç  alınarak Önlenebilir; bu yöntem baş ağrısını hazırlayan sürecin âdet  ön­cesi dönemde vücutta sıvı tutulması ol­duğu varsayımına dayanır.  İdrar söktü­rücü alınırken aynca sıvı ve tuz alımı sınırlanmalıdır. <a href="http://www.saglik.im/dogum-kontrol-haplari-oral-contraceptives/">Doğum  kontrol</a> hapları da dikkatle kullanılmalıdır. Doğum kontrol hapı  kullanan kadınlarda baş ağrıları sıklaşır ve şiddetlenir. Âdet ön­cesi  sendromda olduğu gibi bu durum­da da baş ağrısının nedeni <a href="http://www.saglik.im/prolaktin-laktotrop-hormon-lth/">prolaktin</a> sal­gısının artması olabilir; prolaktin salgı­sı bu kez haplardaki <a href="http://www.saglik.im/kategori/hormon/">hormon</a>ların  etki­siyle arttığından doğum kontrol hapı kullanımına son verilmelidir.</p>
<p>Boyun omurlanmn artrozuna bağlı olarak özel­likle sabahları artkafa  bölgesinde duyu­lan şiddetli baş ağrısı, 0,5 gr aspirinle hemen  geçebilir. Ancak boyun omurlarındaki hastalığı beden eğitimi ve fizik  tedaviyle gidermek daha doğrudur. <a href="http://www.saglik.im/kas/">Kas</a> gerilimine bağlı baş ağrıları  sıcak ban­yo, hafif masaj ya da kas gevşetici ilaç­larla gerginliğin  giderilmesiyle iyileşir.<br />
Baş ağrısını başlatan ya da şiddetlendiren nedenlerin öncelikle  ruhsal-duygusal nitelikte olması durumunda psikoterapiye  başvurulmalıdır.<br />
• Akupunktur- Akupunkturla ağrı gide­rilmesinin biri <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleks</a>, öbürü <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/ruhsal-hastaliklar/">sinir</a>-salgı  sistemi etkisine bağlı olmak üzere iki ayn yolu vardır. <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">Refleks</a> yoluyla etki, belirli bir bölgeye verilen özgül bir uyarıya sinir  sisteminin yanıtıdır.</p>
<p>Bu yanıt ilgili organın duyu, gerginlik, <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ve damarlanmasında  değişiklik yaparak ağrıyı giderir. İkinci yol akupunktur uyarı­sıyla  organizmada endorfinlerin belirgin biçimde artmasıdır. Endorfinler  beyinde üretilen <a href="http://www.saglik.im/afyon-opium-morfin-kodein/">morfin</a> kadar  güçlü ağrı kesici maddelerdir. Belirli noktalar akupunk­turla  uyarıldığında sinîr-iç salgı sistemi harekete geçerek ağrı uyarısının  etkisizleştirilmesini sağlar. Akupunktur ağrı yerindeki ya da uzağındaki  standart nok­taların 30 dakika süreyle 4-10 kez uyarılması biçiminde de  uygulanabilir. En başarılı (yüzde 75) sonuçlar kas gergin­liğine bağlı  ağrılarda elde edilmiştir; bu­nu migren (yüzde 50) ve bileşik etkenli  baş ağnlan (yüzde 35) izler. Akupunk­tur uygulaması bütün hastalarda  ilaç kul­lanımını azaltmaktadır.<br />
• Hipnoz- Hipnoz ağrı kesici olarak <a href="http://www.saglik.im/genel-anesteziler/">anestezi</a>, psikoterapi  ve hastayı gevşet­me amacıyla kullanılabilir. <a href="http://www.saglik.im/otonom-sinir-sistemi/">Otonom  si­nir sistemi</a>ne ve bilinçaltına doğrudan girilerek içgüdüsel  eğilimlerin açığa çıkarılmasım sağlar. Hipnotik yanıt bey­nin düş gücü  ve düş kurmayla ilgili sağ yarısının bir İşlevi olabilir. Baş ağrısı  çeken bir hastada hipnozun amacı ağrıyı ortadan kaldırmak ya da  hafifletmek­tir. Bunun için hastaya, baş ağrısına en uygun biçimde  müdahale etme yeteneği kazandırılmaya çalışılır. Böylece hasta ağrı  uyarısını algılar, ama acı duymaz ve nöbetlerini daha iyi denetlemeyi  öğ­renir (otohipnoz). Hipnoz psikoterapide de kullanılır.</p>
<p>Davranış tedavisinde doğ­rudan telkin edici hipnoza ve  duyarsız­laştırma yöntemlerine başvurulur. Hipnoanalizde hastanın olayın  geçtiği yeri düşlemesi, düşlerini ortaya koyması, o ana ilişkin  duygularını canlandırması, deneysel çatışmaları yaşaması ve geç­miş  yıllara dönmesi amaçlanır. Psikosomatik tıpta hipnoz bedende birikmiş  enerjiyi harekete geçirmek ve benliğe doğrudan ulaşmak amacıyla da  kullanı­labilir, Ama hipnoz mucizeler yaratan bir teknik değildir;  hastayı çok iyi tanımayı, belirtilerini anlamayı gerektirir.</p>
<p>• <a href="http://www.saglik.im/yazi/biyoloji/">Biyoloji</a>k geribesleme:  Biyolojik ge­ribildirim olarak da bilinen bu yöntem ağrı tedavisinde son  yıllarda kullanıl­maya başlamıştır. Hastanın <a href="http://www.saglik.im/optik-fizyoloji/">fizyoloji</a>k  işlevlere ilişkin bilgi edinmesine ve bu işlevleri denetlemeyi  öğrenmesine da­yanır. Böylece hasta kendi iyileşme sü­recini kendi  yaratır. Biyolojik geribeslemenin çeşitli uygulama alanları vardır.  Psikolojide bunaltı tedavisinde ve ge­nellikle psikoterapiyle birlikte  uygula­nır. <a href="http://www.saglik.im/raynaud-hastaligi/">Raynaud hastalığı</a> gibi iç hastalıkla­rında da yararlı olabilir. Baş ağrısı teda­visinde  ise özellikle yüz güldürücü so­nuçlar verir. Biyolojik geri besleme  yöntemi migrende vücut sıcaklığını de­netlemenin, gerilime bağlı baş  ağrıların­da ise kas gerginliğini azaltmanın öğre­nilmesine dayanır.  Elektronik olarak iz­lenen bu etkinliklere ilişkin bilgiler anında  hastaya iletilir. Örneğin migren­de hasta çevresel damar genişlemesinin  göstergesi kabul edilen deri sıcaklığını denetlemesini öğrenir. <a href="http://www.saglik.im/yazi/vucut-sicakligi/">Vücut sıcaklığı</a>n­da  bir artış sağlayarak damar etkinliğini kendiliğinden denetler ve  böylece baş ağrısını başlatan damar büzüşmesini gi­derir. Yönetimin  başarı oranı yüzde 60 gibi oldukça yüksek bir düzeydedir. Ge­rilime  bağlı baş ağrısında biyolojik geri-beslemenin amacı kas gevşemesini  sağ­lamaktadır. Şiddetli kas gerginliği bulu­nan hasta bunu normale  dönüştürmeyi öğrenir. Biyolojik geribeslemenin başa­rısı uygulanan  yönteme, ruhsal etkenle­re, plasebo ve tedavi eden uzmanın has­ta  üzerindeki etkisine göre değişebilir.</p>
<p><strong> Nedeni Bilinmeyen (Birincil) Baş Ağrıları</strong><br />
<strong>Migren</strong><br />
Nöbetler halinde gelen ve nedeni tam bilinmeyen bir baş ağrısıdır. Akut  gidişlidir. Genel nüfusun yaklaşık yüzde 2-5′inde görülür. Ağrı  genellikle tek yanlıdır; bulantı, kusma yapar ve saatlerce sürebilir.  Migrenin bazı beyin moleküllerinin metabolizmasındaki genetik bir  kusurdan kaynaklandığı sanılır. Bu durum kafaiçi damar sisteminin zayıf  kalmasına, dolayısıyla da damar genişlemesi ve büzüşmesiyle migrenin  belirmesine neden olur.</p>
<p><strong>Daha geniş bilgi için <a href="http://www.saglik.im/migren/">TIKLAYIN</a></strong></p>
<p><strong>• Salkım tipi baş ağrısı</strong><br />
Genellikle erkeklerde görülen nedeni bilinmeyen ve az rastlanan bir baş  ağrısı biçimidir. Uzun iyilik dönemlerinden sonra sık nöbetler ha­linde  ortaya çıkar; belli bir dönem boyunca birbirine yalan aralıklarla gelen  bu nöbetler sallama benzetilmiştir. Ağrı genellikle kaş kemeri  üzerindedir; şiddetli, zonklayıcı ve kısa sürelidir. Bulantı, <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> akın­tısı ve yüzde kızarmayla birlikte ortaya çıkar.</p>
<p><strong> • Nedeni bilinmeyen kronik baş ağrıları</strong><br />
Nedeni bilinmeyen baş ağrılarının yüzde 50’si kroniktir. Bu tip baş  ağ­rısı süreklidir ya da her gün vardır. Kafaİçİ yapılarda kronik  iltihapla ortaya çıkan kronik konjestif baş ağrıları ve boyun kaslarının  ağrılı gerginliğiyle birlikte görülen kas gerilimi baş ağrıları bu  gruba girer.</p>
<p><object id="VideoPlayback" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="472" height="317" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-404780040153640219&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="472" height="317" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-404780040153640219&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><strong>İkincil Baş Ağrıları</strong><br />
<strong> • Kafatası içi hastalıklara bağlı baş ağrısı</strong><br />
Baş ağnsına neden olan başlıca kafaiçi lezyonlan tümörler, apseler,  beyin kanamalan, kafa içinde atardamar balonlaşmalan ve menenjit­tir.  Sinir dokusunu etkileyen kanamalarda ağn ani ve şiddetlidir. Tü­mör ve  apselerde ağn genellikle sinir sistemi belirtileriyle birlikte görülür. <a href="http://www.saglik.im/menenjit/">Menenjit</a>te  ise ense sertliği çok tipiktir.</p>
<p><strong> • Kafatası dışındaki hastalıklara bağlı baş ağrısı</strong><br />
Baş ağnsına neden olan başlıca göz hastalıklan glokom, iriste ve gö­zün  iç yapılarında iltihap ve merceklerle düzeltilemediğinden göz kas­larını  sürekli zorlayan kınlma kusurlandır. Ortakulağın ve burun çev­resindeki  sinüslerin iltihaplan ile diş hastalıklan da önemli baş ağnsı  nedenlerindendir. .</p>
<p><strong>Soru</strong></p>
<p><strong>Baş ağrısı tanısı nasıl konur?</strong></p>
<p><strong>Cevap</strong><br />
Hekimin ilk görevi sinüzit, <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> ya da başka  bir organik  süreçle ilgili ikincil baş ağnsı olasılığını  araştırmaktır. Genel eğilim  son <a href="http://www.saglik.im/migren/">migren</a> nö-betiyle ilgilenmektir,  çünkü son birkaç ay içinde ortaya çıkan ağn  da­ha çok dikkat çeker.  Hatta hasta çoğu kez yıllarca ağn çektikten  sonra hekime başvurmuştur.  Bulantı, üşüme, ışıktan rahatsız olma gibi  belir­tilerle ortaya çıkan  bir baş ağnsı nöbeti varsa migrenden başka  bir hastalığın düşünülmesi  çok güçtür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/bas-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>22</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş Çarpması ( Sıcak Çarpması )</title>
		<link>http://www.saglik.im/gunes-carpmasi-sicak-carpmasi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/gunes-carpmasi-sicak-carpmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 03:07:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=8759</guid>
		<description><![CDATA[Güneş çarpması sıcakta, genellikle güneş altında terlemeyle yeterli ölçüde ısı atılamaması yüzünden beden sıcaklığının tehlikeli biçimde yükselmesi. Güneş çarpmasına ya da daha doğru bir deyimle, sıcak çarpmasına sıcak ortama yeterince alışmadan aşırı hareket etmek ve bedenin su yitirmesi yol açar. Hastaya sıvı verilmez ve bedeni sogutulmazsa, ölümle sonuçlanabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş çarpması sıcakta, genellikle güneş altında terlemeyle yeterli ölçüde ısı atılamaması yüzünden beden sıcaklığının tehlikeli biçimde yükselmesi. <a href="http://www.saglik.im/gunes-carpmasi-sicak-carpmasi/">Güneş çarpması</a>na ya da daha doğru bir deyimle, <a href="http://www.saglik.im/gunes-carpmasi-sicak-carpmasi/">sıcak çarpması</a>na sıcak ortama yeterince alışmadan aşırı <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> etmek ve bedenin su yitirmesi yol açar. Hastaya sıvı verilmez ve bedeni sogutulmazsa, ölümle sonuçlanabilir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-9213" title="güneş-çarpması" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/11/güneş-çarpması.jpg" alt="" width="270" height="237" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/gunes-carpmasi-sicak-carpmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pikosomatik Hastalıklar</title>
		<link>http://www.saglik.im/pikosomatik-hastaliklar/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/pikosomatik-hastaliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 19:41:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhsal Hastalıklar - Sinir Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=9026</guid>
		<description><![CDATA[Pikosomatik hastalıklar, nedeni ya da şiddeti ruhsal ve duygusal etmenlere bağlı bedensel hastalıkları belirten terim. Astım, egzama, mide ülseri gibi hastalıkların bir ölçüde ruhsal gerilim ve korkuların etkisiyle oluştuğu kabul edilir. Bedensel birer hastalık gibi tedavi edilen pikosomatik hastalıkların belirtileri, baskı ve gerilimlerin ortadan kalkmasıyla hafifleyebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pikosomatik hastalıklar, nedeni ya da şiddeti ruhsal ve duygusal etmenlere bağlı bedensel <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a>ı belirten terim. <a href="http://www.saglik.im/yazi/astim/">Astım</a>, <a href="http://www.saglik.im/egzama/">egzama</a>, <a href="http://www.saglik.im/mide-ulseri/">mide ülseri</a> gibi <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a>ların bir ölçüde ruhsal gerilim ve korkuların etkisiyle oluştuğu kabul edilir. Bedensel birer hastalık gibi tedavi edilen <a href="http://www.saglik.im/pikosomatik-hastaliklar/">pikosomatik hastalıkların belirtileri</a>, baskı ve gerilimlerin ortadan kalkmasıyla hafifleyebilir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9228" title="Pikosomatik Hastalıklar" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/10/Pikosomatik-Hastalıklar-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/pikosomatik-hastaliklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Migren</title>
		<link>http://www.saglik.im/migren/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/migren/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 22:05:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=2392</guid>
		<description><![CDATA[Zaman zaman ataklar halinde ortaya çıkan, zonklayıcı tarzda bir yarım baş ağrısıdır. Ağrı nöbetleri genellikle 10-20 yaşları arasında başlar ve sıklığı ile şiddeti gitgide azalarak orta yaşlara kadar varlığını sürdürür. Hamilelik sırasında nöbetler genellikle kaybolur. Migrene kadınlarda, erkeklere oranla daha sık rastlanmaktadır. Genel nüfusun % 5-10 ‘unda migren tipi baş ağrısının bulunduğu öne sürülmektedir. Migrenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman zaman ataklar halinde ortaya çıkan, zonklayıcı tarzda bir yarım baş ağrısıdır. <a href="http://www.saglik.im/agri/">Ağrı</a> nöbetleri genellikle 10-20 yaşları arasında başlar ve sıklığı ile şiddeti gitgide azalarak orta yaşlara kadar varlığını sürdürür. <a href="http://www.saglik.im/yazi/hamilelik/">Hamilelik</a> sırasında nöbetler genellikle kaybolur. Migrene kadınlarda, erkeklere oranla daha sık rastlanmaktadır. Genel nüfusun % 5-10 ‘unda <a href="http://www.saglik.im/migren/">migren</a> tipi baş ağrısının bulunduğu öne sürülmektedir. Migrenin beyindeki damarlardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Ancak oluşum mekanizmasıyla ilgili henüz kesin ve doyurucu bir sonuca varılamamıştır. Başlıca iki çeşit migren tablosu bulunmaktadır. Bunlardan ilkine “Klasik migren” ikincisine de “Basit migren” denir. Aşağıda bu iki tip migreni ayrı başlıklar altında incelemekteyiz.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-4848" title="migren" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/04/migren.jpg" alt="" width="200" height="200" /></p>
<p><strong>KLASİK MİGREN:</strong> Klasik migrende <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">baş ağrısı</a> ortaya çıkmadan önce hastada bazı ön belirtiler gelişir. Örneğin hastanın görme alanında bazı <a href="http://www.saglik.im/korluk/">kör</a> noktalar ortaya çıkar, konuşmasında bazı bozukluklar oluşabilir, birtakım duyu kusurları gelişebilir. Bu Ön belirtilerin azalmasından birkaç dakika sonra da baş ağrısı belirtisi ortaya çıkar. Baş ağrısıyla birlikte ya da ondan birkaç dakika sonra bulantı, <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> olabilir. Baş ağrısı, yaklaşık bir saat sonra doruk noktasına ulaşır. Anımsanacağı gibi ağrı, yarım baş ağrısı biçimindedir. Baş ağrısı atağına öncülük eden belirtilerden görme ve duyu kusurları, çoğunlukla başın ağrıyan yansının karşı tarafında ortaya çıkmaktadır. Hastaların yakın akrabalarında da migrene rastlanabilir. Migren hastalarının çocukluk dönemlerinde araba tutması ve <a href="http://www.saglik.im/bulanti-kusma/">bulantı kusma</a> gibi yakınmaların olduğu görülür. Kadınlarda hamileliğin ilk birkaç ayında klasik migren tipi <a href="http://www.saglik.im/yazi/bas-agrilari/">baş ağrıları</a> ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>BASİT MİGREN:</strong> Basit migrende baş ağrısına öncülük eden belirtiler açlık hissi, esneme, depresyon, öfori, vücutta <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> toplanması, <a href="http://www.saglik.im/mide/">mide</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> bozuklukları biçimindedir. Bu ön belirtiler, baş ağrısı atağından saatler ya da günler önce ortaya çıkabilir. Baş ağrısı, uyanıkken ve genellikle psikolojik ya da bedensel bir uyarılmayı izleyerek ortaya çıkar. Doruk noktaya erişmesi, klasik tipte olduğu gibi bir saat değil, daha uzun bir süreyi gerektirir. Ağrının seyri daha yavaş ve uzun sürer.</p>
<p>Baş ağrısı tam olarak yerleştikten sonra hastada bulantı, kusma, üşüme, ishal, yorgunluk, poliüri (çok idrar etme) gibi belirtilerden bazıları gelişebilir. Baş ağrısı, hasta uyuyuncaya kadar sürer. Ağrı günlerce sürebilir. Ağrının yerleşmiş olduğu baş yarısında <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> tıkanıklığı ve/veya burun kanaması, göz yaşarması ve/veya konjunktiva kanlanması gelişebilir. Hamilelik ya da ağır bir hastalık sırasında ağrı atakları kaybolur. Hastada <a href="http://www.saglik.im/tansiyon/">tansiyon</a> yüksekliği (hipertansiyon) yerleştiğinde, migren atakları daha da sıklaşmaktadır. Okul dönemlerinde, sorumluluğun artığı dönemlerde, evlenme dönemlerinde, ağrı ataklarının sıklaştığı ya da ortaya çıktığı görülebilir.</p>
<p><strong>MİGREN TEDAVİSİ:</strong> Migren tedavisi, belirtilere yöneliktir. Ergo alkaloidleri ve kafein karışımı olan ilaçlar bu amaca çok iyi hizmet etmektedirler. Ağrı nöbetinin geleceği hissedildiğinde, bu ilaçların <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> içine enjeksiyonu ya da ağız yoluyla uygulaması ile ağrının ortaya çıkışı önlenebilmektedir. Ergo alkaloidleri yalnız ağrının ortaya çıkışını önleyici etkiye sahiptirler. Ağrı kesici etkileri yoktur. Yani oluşmuş bir baş ağrısının edindirilmesi için kullanıldıklarında, olumlu sonuç yaratmazlar. Bazı hastalarda ağrı kesici ilaçlar etkili olmaktadır. Uzun süreli tedavilerde kullanılan en etkili ilaçların karışımını içeren ilacın “Metiserjid” olduğu öne sürülmektedir. Ancak Metiserjid uzun süre kullanıldığında, karın boşluğunda, “Periton” arkasında nedbeleşmeye yol açabilmektedir. Uzun süre <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> tedavisi gören kimselerde ağrı nöbetlerinin seyrekleştiği, kısalıp hafifleştiği bildirümiştir. İlaç tedavisine ek olarak, eğer varsa hastanın psikolojik sorunlarının çüzümlenmesi gerekmektedir</p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="339" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/x9knst" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" src="http://www.dailymotion.com/swf/x9knst" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/swf/x9knst"><br />
</a></strong><em><a href="http://www.dailymotion.com/psikoakademi"></a></em></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/migren/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEYİN TÜMÖRLERİ</title>
		<link>http://www.saglik.im/beyin-tumorleri/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/beyin-tumorleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Aug 2008 15:20:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Seçtiklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[BEYİN TÜMÖRLERİ: Kafaiçi tümör dendiğinde, anatomik ve klinik açıdan kafatası boşluğunun içinde gelişen ve beyin dokusuna yerle­şen ya da beyne dışarıdan baskı uygula­yan bütün kütleler anlaşılır. Bunlar hem dar anlamda tümörleri (neoplaziler), hem granülomları (tüberkülom, gom), hem de asalak kistleri içerir. Kafaiçi tümörleri sinir dokusunun kendi unsurlarından ve bu doku dışın­daki unsurlardan (damar ve beyin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BEYİN TÜMÖRLERİ</strong>:</p>
<p>Kafaiçi <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> dendiğinde, anatomik ve klinik açıdan kafatası boşluğunun içinde gelişen ve beyin dokusuna yerle­şen ya da beyne dışarıdan baskı uygula­yan bütün kütleler anlaşılır. Bunlar hem dar anlamda tümörleri (neoplaziler), hem granülomları (tüberkülom, gom), hem de asalak kistleri içerir. Kafaiçi tümörleri sinir dokusunun kendi unsurlarından ve bu <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> dışın­daki unsurlardan (damar ve beyin zarı tümörleri) kaynaklanabilir. Başka or­ganlardaki tümörlerin (sarkom, karsi-nom) yayılımıyla oluşan odaklar da sık görülür. Sinir dokusundan kaynaklanan tümörler, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> tipine ve olgunluk de­recesine göre büyük bir çeşitlilik göste­rir.</p>
<p><strong>GÖRÜLME SIKLIĞI</strong> Beyin tümörlerinin görülme sıklığı 100 bin kişide 3,8 ile 5,1 arasında değişir. Kansere bağlı ölümlerin yüzde 2,7’si beyin tümörlerinin sonucudur; <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> endeksi her 100 bin kişide, erkeklerde 3,3, kadınlarda ise 2,3′tür. Beyin tü­mörleri çocukluk çağında <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> kanser­leri ve kötü huylu lenfomlardan sonra en sık görülen tümör grubunu oluştu­rur; bu yaşlarda rastlanan kötü huylu tümörlerin yüzde 20-25′i beyin tümör­leridir.</p>
<p><strong>NEDENLERİ</strong> Travma, virüs, ailevi yatkınlık gibi et­menleri ortaya çıkarmaya yönelik çalış­malar varsa da, bu tümörlerin kökeni halen bilinmemektedir. Bazı <a href="http://www.saglik.im/yazi/tumorler/">tümörler</a> belirgin bir biçimde “embriyonal” ve doğumsal”dır; bazıları ise yaşamın ile­ri evrelerinde ortaya çıkar.</p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-3320" title="Beyin tümörü tümörleri, tümör nedir" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/11/173-238x300.jpg" alt="" width="238" height="300" /></p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong> Kafaiçi tümörleri iki tür belirtiye neden olur. Birinci gruptakiler genel belirtiler olarak adlandırılır. Bunlar, yerleşimleri neresi olursa olsun bütün kafaiçi tü­mörleri açısından ortak belirtilerdir. İkinci grup belirtiler ise tümörün yerle­şimine bağlıdır. Bu belirtiler tümörün yıkıma uğrattığı beyin bölümlerinin saptanmasında yararlı olurlar. Bunlaı tümörün beyindeki yerleşiminin belir­lenmesine yardımcı olduklarından yer­leşim belirtileri olarak adlandırılır. Be­yin tümörünün kesin tanısı, iki tür be­lirti birlikte görüldüğünde konabilir; ama bir grup ötekinden daha belirgin olabilir. Bazı olgularda genel belirtiler uzun süre görülmeyebilir; bunlar ancak tümör büyüdükten sonra ortaya çıkar­lar.</p>
<p>Beynin kabuk (korteks) bölümü gi­bi baskıya ve zedelenmelere çok duyar­lı bölgelerine yerleşen tümörlerde bu özellik görülür. Bazı olgularda ise yal­nız genel belirtiler tabloya egemendir; yerleşim belirtileri ya çok hafiftir ya da hiç görülmez. Bunlar ancak dikkatli, sa­bırlı ve ayrıntılı incelemelerle saptana­bilir. Bu olgularda tümör tanısı genel belirtilerin özellikleri, şiddeti ve hasta­lığın seyri dikkate alınarak konur; tü­mörün yerleşiminin klinik tanısı, yerel belirtiler saptanamadığı durumlarda yaklaşık olarak yapılabilir.</p>
<p>Alın ve sağ şakak loblan eskiden beynin “sessiz bölge”si kabul edilirdi. Bunun nedeni bu bölgelerin, yankafa ve artkafa loblan gibi <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ya da duyu işlevlerinin merkezi olmamalarıdır. Do­layısıyla tümörün bu bölgelere baskısı uzun süre belirtisiz seyredebilir. <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">Sinir sistemi</a> muayenesi temelinde tümör ta­nısı sağlayan yöntemlerin geliştirilme­siyle, “sessiz bölge” tümörlerinin de yerlerini az çok belli eden belirtiler ver­dikleri kanıtlanmıştır.” Zihinsel uyuşuk­luk gibi ruhsal kökenli genel belirtile­rin, yerleşim belirtilerini maskelemesi tanıyı güçleştirebilir. Başka bir deyişle, bilinci bulanık durumda olan hasta, he­kimle yeterli işbirliği yapamaz ve çok hassas olan bu belirtilerin yakalanması olanaksızlaşır.Yerleşim belirtileri, her zaman tü­mörün yerleştiği bölgeyi doğrudan göstermeyebilir.</p>
<p>Tümör yakınındaki bir be­yin alanına baskı yaparak bu bölgeye bağlı belirtilerin öne çıkmasına neden olabilir. Ayrıca birincil olarak tuttuğu alanın uzak bölgelerle ilişkisini sağla­yan birleştirici lifleri keserek bununla ilgili belirtilere neden olabilir (en bili­nen örneği alın lobu tümörlerinde, be­yincik lezyonlarmm tipik belirtilerinin görülmesidir). Tümör kafa sinirlerine uzaktan baskı yapabilir. Örneğin, şakak lobu tümörleri aşağı doğru baskı yapa­rak beyin sapını ye buradan çıkan kafa sinirlerini etkileyebilir. Tabloya tümö­rün bulunduğu beyin yarıküresinin ileri derecede ödemli olması da eklenir. So­nuç olarak, beyin tümörlerinin yerel be­lirtileri, yalnızca tümörün geliştiği böl­genin tutulmasının doğrudan yansıması değil, aynı zamanda uzak etkilerin de bir sonucudur.</p>
<p><strong>• Genel belirtiler</strong> &#8211; Bu belirtiler kafaiçi basınç artmasına bağlıdır; gerek tümör kütlesinden, gerek beyin-omurilik sıvısı dolaşımındaki bozukluklardan kaynak­lanırlar. Aynı belirtiler, beyin-omurilik sıvısının aşın üretimine ve sıvı akımı­nın engellenmesine (tıkayıcı hidrosefali [beyin karıncıklarında aşın beyin-omurilik sıvısı birikmesi]) bağlı olarak kafaiçi basınç artmasının söz konusu olduğu hastalıklarda da görülür. Bu be­lirtilerin hepsine birden kafaiçi basınç artışı sendromu (KİBAS) adı verilir. Genel belirtilerin en önemlileri baş ağrısı, <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> ve papilla (kör nokta) sta-zıdır. Bunlara daha seyrek görülen ama oldukça anlamlı olan zihinsel uyuşuk­luk, uykuya eğilim ve <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">nabız</a> azalmasını da eklemek gerekir.</p>
<p><strong>- <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">Baş ağrısı</a>:</strong> En sık ve en erken görü­len belirtidir, genellikle şiddetlidir. Sü­rekli olabilir, seyrek olarak da başlan­gıç evresinde nöbetler halinde gelir. Bazı olgularda yoğun ve yırtıcı Özellik­te, bazılarında ise daha hafif nöbetler biçimde gittikçe şiddetlenerek seyreder. Genellikle artkafa çukuru tümörlerinde, öteki bölgelerdekine oranla daha erken ve şiddetlidir. Bu tümörlerde belirtiler genellikle ani ve çok şiddetli baş ağnsı ile başlar. Tümör kütlesinin dördüncü kanncığa yaptığı baskı sonucu beyin-omurilik sıvısı dolaşımının engellenme­si (hidrosefali) KİBAS yaparak kusma­ya neden olur.Baş ağrısı yaygın, ya da yerel özel­likte olabilir. Ağrılı alan seyrek olarak tümörün yerine uyar. <a href="http://www.saglik.im/agri/">Ağrı</a> yalnızca tü­mörün bulunduğu beyin yarımküresini doğru olarak gösterir. <a href="http://www.saglik.im/serebellum-beyincik/">Beyincik</a> tümör­lerinde ağn, genel kural olmamakla bir­likte, daha çok alın bölgesindedir. Tü­mörün yerleşimine uyan ağn, genellikle kafatası duvarına doğrudan baskı yapan yüzeyel tümörlerde görülür. Kafatasına baskı uygulama ya da vurma genellikle ağrıyı şiddetlendirir. Baş ağnsmm şiddeti vücudun konu­muna göre değişebilir; genellikle dik durulduğunda şiddetlenir, yatıldığmda azalır.</p>
<p><strong>- Kusma.</strong> Kafaiçi basmç artmasına bağ­lı <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> yemeklerle ilgili değildir; bu­lantı görülmez, fışkırma biçimindedir. Bu özellikleri nedeniyle beyin kökenli kusmaya kolay kusma (bulantısız kus­ma) da denir; ama bu özelliklerin deği­şiklik gösterdiği de olur. Beyin kökenli kusma daha çok sabahlan aç karnına görülür. Bazı olgularda yemeklerden ya da biraz <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> içtikten sonra bulantıyla da ortaya çıkabilir ve halsizlik yaratabilir. Vücudun duruşundaki değişiklikler baş ağnsı gibi bulantıyı da etkiler. Beyin kökenli kusma, artkafa çuku­ru tümörlerinde Öteki bölgelerin tümör­lerine oranla daha sık görülür.</p>
<p><strong>- Papilla stazı:</strong> Kafaiçi tümörlerinin hemen hepsi gözde papilla (kör nokta) de­ğişikliklerine yol açar. Papilla şişip dı­şarı doğru kabanrken kenarları silinir, çevresindeki ağtabaka damarları dirsek biçiminde bir çıkıntı yapar. Artkafa çu­kuru tümörlerinde, papilla stazı ile bir­likte ağtabakada kanama odaklan da sık olarak görülür. Tek yanlı papilla stazı, önkafatası çukurundaki bir tümörün belirtisidir. Özellikle alın lobunun alt yüzünün tü­mörlerinde saptanan ve gözlerde ortaya çıkan bir sendrom, her olguda görülme­se de yerleşimle İlgili önemli bir belirti­dir. Bu olgularda tümörün bulunduğu taraftaki gözde birincil optik atrofı (do­ku gerilemesi), karşı taraftaki gözde ise papilla stazı görülür. Optik atrofı tümö­rün doğrudan görme siniri liflerine yap­tığı baskıya bağlıdır; papilla stazı ise kafaiçi basınç artmasının bir sonucudur.</p>
<p><strong>- Nabzın seyrekleşmesi:</strong> Seyrek görülen bir belirtidir. Tanı açısından değeri ge­nellikle abartılmıştır. Bulunması başka genel belirtilere anlam katar, bulunma­masının ise bir önemi yoktur. Daha çok artkafa çukuru tümörlerinde gözlenir; büyük bir olasılıkla vagus sinirinin soğanilikteki çekirdeklerinin baskıya uğ­ramasına bağlıdır.</p>
<p><strong>- Baş dönmesi:</strong> Baş hareketleri ile uyarı­lan öznel ya da nesnel baş dönmesi be­yincik ve işitme siniri tümörlerinde gö­rülür. Başka bölge tümörlerinde gözle­nen geçici <a href="http://www.saglik.im/bilinc/">bilinç</a> bozuklu­ğu, baygınlık ve ani fena­laşma gibi yakınmalar hasta tarafından yanlışlıkla baş dönmesi olarak tanımla­nabilir. Baş dönmesi yal­nızca bu anlamda genel be­lirtiler arasında sayılabilir. Ayrıca beyin yarıküreleri­nin tümörlerinde gerçek baş dönmesi de görülebi­lir. &#8211; Çırpınma nöbetleri. Es­kiden genel belirtiler ara­sında sayılan çırpınma nö­betleri aslında kafaiçi basınç artmasına bağlı değil­dir.</p>
<p>Jackson sarası nöbetleri hemen her zaman tümörün Beyin kabuğunu (korteks) ze­delediğini gösterir. Vücudun bürününü tutan çırpınma nöbetleri beyin yarıkürelerinin başka bölümle­rinde, özellikle şakak lobu tümörlerin­de ortaya çıkar. Şakak lobunun <a href="http://www.saglik.im/sara-epilepsi/">sara</a> tipi çırpınma nöbetlerinin gelişimindeki Önemi iyi bilinir. Beyin tümörü olgula­rında ortaya çıkan yaygın çırpınma nö­betleri tümörün yerel bir belirtisi ola­rak kabul edilmelidir. Kafaiçi basınç artmasının erken ve ağır olduğu artkafa boşluğu tümörlerinde çırpınma nöbeti çok seyrek görülür. Oysa şakak lobu tümörlerinde, çırpınma nöbetleri kafai­çi basınç artması belirtilerinden çok önce (bazen yıllarca önce) ortaya çıka­bilir.</p>
<p><strong>- Zihinsel uyuşukluk:</strong> Zihinsel uyuşuk­luk duygularda kabalaşma, algılamada gecikme ve düşünsel işlevlerde yavaş­lama biçiminde ortaya çıkar. Hasta ka­yıtsız, apatik (duyumsamaz) ve dikkat­siz görünür; kavrama yeteneği azalmış­tır ve soruları geç yanıtlar. Zihinsel uyuşukluk beyincik tümörlerinde az görülür, alın lobu başta olmak üzere beyin yarıkürelerinin tümörlerinde de­ğişmez bir belirtidir. Ama alın lobu tü­mörlerinde zihinsel uyuşukluktan çok ” daha şiddetli ruhsal bozukluklar gözle­nir. Daha çok zihinsel uyuşukluk görü­len olgularda esneme sık rastlanan bir belirtidir.</p>
<p>Özet olarak, kafaiçi tümörlerin be­lirtileri baş ağrısı, kusma, papilla stazı, nabzın seyrekleşmesi ve zihinsel uyu­şukluktur. İlk üçü özellikle artkafa boş­luğu tümörlerinde sık rastlanır, erken ortaya çıkar ve ağır bir tablo oluşturur; zihinsel uyuşukluk ise beyin yarıkürele­rinin tümörlerinde yaygındır.</p>
<p><strong>- Odaksal ve yerel belirtiler.</strong> Tümör kütlesi, genel belirtilerin yanı sıra yer­leşime bağlı özgül bozukluklara da ne­den olur.</p>
<p><em>• Beyin kabuğundan kaynaklanan bozukluklar- En sık örülen sendromlar şunlardır:</em></p>
<p>- Rolando sendromu. Beynin Rolando yangı olarak da bilinen orta oluğu, ha­reket ve duyu merkezlerini birbirinden ayırır. Rolando sendromu tümörün kar­şısındaki beyin yanküresinde görülen kasılma ile birlikte ortaya çıkan güç azalması (spastik hemiparezi) biçimin­deki hareket bozukluklarıdır. Bazen gö­rülen basit yerel felçlere, bacaklarda kollara oranla daha çok rastlanır. Öz­gün bir belirti de kısmi çırpınma nöbet­leridir. Duyu bozuklukları ise daha az görülür ve daha geç ortaya çıkar.</p>
<p>- Alın lobu sendromu. Bu sendromu oluşturan belirtiler, <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> gerginliği deği­şiklikleri; <a href="http://www.saglik.im/ekstrapiramidal-sistem/">ekstrapiramidal sistem</a> belir­tileri; genellikle bir çırpınma nöbetinin başında görülen, göz ve başın birlikte bir yana kayması; denge ve hareketler­de eşgüdüm bozuklukları (frontal ataksi); idrar ve dışkı bozuklukları ile bir­likte otonom sinir sistemi düzensizlik­leri; konuşma güçlüğü (afazi) ve ruhsal değişikliklerdir.  Ruhsal değişiklikler bellek bozukluğu), mutizme (dilsizlik) kadar /arabilen hareket inisiyatif bozukluklan, aşın neşelen- _ me yönünde <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisilik/">kişilik</a> bozukluklandır.</p>
<p>- Yankafa lobu sendromu. Öznel ve nesnel duyu bo­zukluklan görülür. Öznel duyu bozuklukları kann-calanma ve uyuşmadır. Nesnel duyu bozuklukları ise, duruş algılamasındaki; acı, ısı, dokunma uyaranlarını ayırt etme yeteneğindeki; cisimlerin bi­çim, ağırlık, hacim ve içeri­ğini tanımadaki değişiklik­lerle ortaya çıkar. Kas erimesi (atrofı) biçimindeki bozukluklar ile görme ve tat bozukluklan da görülebilir.</p>
<p>- Şakak lobu sendromu. Beyin yarıküre­lerinin şakak lobu lezyonlan baskın olan beyin yanküresindeyse konuşma bozuklukları öne çıkar. Artkafa lobunun derinliklerindeki lezyonlar ise görme bozukluklarına yol açar. Sara nöbetleri sıktır. Görme, işitme, tat ve koku varsanıları tümörün yerini belirlemede önem taşır.</p>
<p>- Artkafa fobu sendromu. Görme bozuk­lukları, varsanılar ya da görsel yanılsa­malardan oluşur.</p>
<p><strong>• Arka çukur sendromu</strong> &#8211; Tüm arka çukur tümörlerinde beyin-omurilik sıvı­sı dolaşımının bir engelle karşılaşması, erken ve giderek ağırlaşan bir kafaiçi basınç artması sendromuna neden olur.</p>
<p>İki biçimi vardır: &#8211; Beyincik foblarının sendromu. Dismetri (kas hareketlerinde uzaklığı sağlayamama), asinerji (kaslarda eşgüdüm kusuru), kas gerginliğinde azalma, edil­genlik artması gibi hareketlerle ilgili be­yinciğe bağlı bozukluklar tabloya ege­mendir. Bunlara nistagmus (göz titre­mesi), baş dönmesi ve yürüme bozuk­lukları da eklenir. &#8211; Orta çizgi (linea mediana) sendromu. Denge yitimi ve geriye’ doğru yürüme eğilimi gibi denge bozuklukları her za­man ön plandadır. Kusma ve soğanilik otonom sinir sisteminin öteki işlevlerin­de bozulma da tabloya eklenir.</p>
<p><strong>İNCELEMELER</strong></p>
<p>Teknolojideki gelişmeler tanıya varma­da hekimlere büyük kolaylıklar sağla­mıştır. Günümüzde bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve magnetik rezo­nans (MR) gibi yanılma payım çok azaltan inceleme yöntemlerinin gelişti­rilmesiyle, <a href="http://www.saglik.im/beyin-tumorleri/">beyin tümörleri</a> ve öteki ka­faiçi yer kaplayan hastalıkların tanısı çok kolaylaşmıştır. Anjiyografinin (kontrast madde verilerek damarların görüntülenmesi) Özellikle beyin damar­larındaki hastalıkların tanısında önemli yeri vardır. Pnömoensefalografi ve ventrikülografi eskiden olduğu kadar sık kullanılmamaktadır. Ekoensefalog-rafi ise yenidoğanlarda, özellikle hidro­sefali tanısında çok geçerli bir yöntem­dir.</p>
<p>• Kafa filmi &#8211; Kafa filmi alındığında beyin tümörü olgularının yaklaşık yüz­de 30′unda değişiklik görülür. Kafa fil­mi, kafaiçi süreçle ilgili doğrudan ya da dolaylı belirtilerin ortaya konmasını sağlar. Doğrudan belirtilerin başlıcalan, yüzde 6-8 oranında görülen <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> çökeltileri, tümörün doğrudan etkisiyle kemiklerde gerçekleşen doku yıkımları ve dokuların yer değiştirmeleridir. Do­laylı belirtiler ise kafaiçi basınç artması sonucu ortaya çıkar.</p>
<p>• Ekoensefalografi &#8211; Öteki tanı yön­temleriyle birlikte uygulanan basit bir incelemedir; tanıya ulaşmak için tek ba­sma yeterli değildir.• Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve <a href="http://www.saglik.im/magnetik-rezonans/">magnetik rezonans</a> (MR) -Kafaiçi tümörlerin tanısında en yararlı tanı yöntemleridir. Bu yöntemlerle tü­mörün sağlıklı beyin dokularından ayırt edilmesi sağlanır. Uygulanması kolay olduğundan, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> yoluyla ger­çekleştirilen yöntemlerden önce başvu­rulur.</p>
<p>• Beyin anjîyografisi &#8211; Yıllardır beyin tümörlerinin tanısmda temel yöntemler­den biri olarak yaygın bir biçimde kul­lanılmaktadır. Uyluktan, omur atarda­marlarından ya da şahdamarmdan soku­lan bir kateter ile yapılır. Tümörün ke­sin tanısını sağlar ve beyin cerrahları­nın tümör içi ve çevresindeki damarlanmayı kavramalarına yardımcı olur. Öbür yöntemlere oranla tartışmasız üs­tünlükleri olan anjiyografinin uygulan­masında bazı tehlikeler de söz konusu­dur. Anjiyografi yapılan hastaların yüz­de 3-5′inde tek yanlı felç ya da güç azalması, konuşma kaslarındaki bozuk­luklara bağlı konuşma güçlükleri, bilinç bozukluğu, koma, çırpınma nöbetleri gibi komplikasyonlar görülebilir. Bu is­tenmeyen sonuçların büyük bir bölümü geçicidir, bir süre sonra iyileşme görü­lür. Kalıcı bozuklukların görülme oram yalnızca binde 9′dur.</p>
<p>• Pnömoensefalografi ve ventrikü­lografi &#8211; Uygulamaları birbirine ben­zediği için, beyin karıncıkları sistemi ve örümceksi (araknoit) zar altı boş­lukların incelenmesinde birlikte kulla­nılırlar. Tanı karıncık ya da sarnıç sis­temindeki baskı, yer değişikliği ve bi­çim bozukluklarının görülmesi ile ko­nur. <a href="http://www.saglik.im/bilgisayarli-tomografi/">Bilgisayarlı tomografi</a> ve magne­tik rezonans bulunduktan sonra bu yöntemlerin kullanımı azalmıştır. Ama özellikle beyin orta hattının derin lezyonlarının tanısında (II. ve IV. karın­cık, Türk eyeri bölgesi) bugün de kul­lanılmaktadırlar. Uygulama sonrasında seyrek olarak bulantı, kusma ve <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">baş ağrısı</a> gibi istenmeyen sonuçlar gelişe­bilir. Ölümle sonlanan olgular binde 2′yi geçmez.</p>
<p>• Elektroensefalografı (EEG) &#8211; Geç­miş yıllarda sık kullanılan bu yöntem günümüzde de önemini korumaktadır. Özellikle kafaiçi yayılım gösteren bir sürecin varlığını kanıtlamada ve bazen de yerini saptamada yararlıdır. Ama el­de edilen bilgiler hiçbir zaman, cerrahi girişim için yeterli gerekçe sağlayamaz. EEG’de hastalık düşündüren ritimlerin ortaya çıkmasıyla tümörün varlığı ara­sında bir ilişki saptanmışsa da, bu yön­tem yalnızca yol gösterici bir tanı aracı­dır, ardından daha duyarlı inceleme yöntemleri uygulanmalıdır.</p>
<p>• <a href="http://www.saglik.im/biyopsi/">Biyopsi</a> &#8211; Kuşku duyulan bir beyin tü­mörü tanısı biyopsi ile alınan doku ör­neği İncelenerek kesinleştirilebilir. ^Alı­nan doku örneğinin yeterli miktarda ve tanıya varmak için uygun olması temel koşuldur. Beyin biyopsisinin uygula­masındaki başlıca tehlikeler şunlardır: Alınan örneğin azlığından ötürü ya da biyopsinin, süreci tam olarak yansıtma­yan bir bölgede yapılması sonucunda yanlış tanıya varma (olguların yüzde 37’si); kanama (yüzde 5); beyin şişmesi (yüzde 20). Bu son tehlikeli durum ko­ruyucu olarak yüksek doz kortikosteroit grubu <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> verilerek Önlenebilir. Son yıllarda uygulanan stereotaktik cerrahi sayesinde bu tehlikeler önemli Ölçüde azalmıştır.</p>
<p><strong>TANI</strong> Kafaiçi tümörlerinin tanısında aydınla­tılması gereken üç nokta vardır: Tümö­rün genel tanısı, kesin yerinin ve yapı Özelliklerinin tanısı. İlk aşamada yalnız­ca yaklaşık bir yönelim sağlanırken, ikinci ve üçüncü aşamalar tedavi açısın­dan büyük önem taşır. Tümörün genel tanısı, kafaiçi basınç artması belirtileriyle yerleşim belirtileri­nin birlikte bulunmasına dayanır. Kafai­çi basınç artması sendromu, daha Önce de belirtildiği gibi, başlangıçtan itibaren her zaman görülmeyebilir. Bazen ol­dukça geç ve yerleşim belirtilerinden sonra ortaya çıkabilir. Bulunduğunda da her zaman bütün belirtileriyle görülme­yebilir. Örneğin, papilla stazı özellikle önkafatası çukuru tümörleri başta ol­mak üzere olguların yarısında görül­mez.</p>
<p>Bazen kafaiçi basınç artması belir­tileri, yerleşim belirtilerinden önce orta­ya çıkar. Kafaiçi basınç artması sendromu belirtileri, öncelikle serumlu beyin zan iltihabı ile ayırıcı tanı yapılmasını ge­rektirir. Dikkatle yapılan ayırıcı tanı, beyin zan iltihabı ve beyin tümörü dı­şında, beyin-omurilik sıvısının aşırı salgılandığı ya da geri emiliminin en­gellendiği bütün KÎBAS (kafaiçi ba­sınç artışı sendromu) tablolarının de­ğerlendirilmesini sağlar. Başta artkafa çukurunun papillomları (epitelde geli­şen iyi huylu tümör) olmak üzere bazı tümörlerde kafaiçi basınç artması belir­tilerinin aralıklı olarak görüldüğü de unutulmamalıdır. <a href="http://www.saglik.im/kist/">Kist</a> oluşumu ile seyreden serumlu beyin zan iltihabı ile ayırıcı tanı daha zordur. Bu hastalık daha çok tümörle­rin pek görülmediği kafatası tabanında yerleşmesine karşın, iltihabı süreç so­nucunda tepeye yakın bölgelerde kist­lerin oluşmasına yol açabilir. Bu olgu­larda ayırıcı tanı çok güçtür, hastalığın gidişi ayırıcı tanıda iyi bir ölçüt olabi-İir. Tümör olguları her zaman ilerleyici ve kesintisiz bir gidiş gösterirken, kist­lerde duraklama ve iyileşme dönemleri görülebilir. Ama bu, çok belirgin bir Ölçüt değildir, çünkü kistler de birçok olguda kesintisiz bir gelişme gösterebi­lir. Meninjiyomlar (beyin-omurilik zarı tümörü) ile sertzardaki (dura mater) kan pıhtısı kitleleri arasında ayırıcı tanı yapılması bazen güç olabilir; bu pıhtı kitleleri bazen iki yanlıdır (beyin zarı İle beyin arasında; beyin zarı ile kafata­sı arasında) ve yaralanmalar sonucunda oluştuğunda bile çok yavaş gelişebilir­ler. Klinik veriler tanıyı aydınlatmaya yeterli olmadığında bilgisayarlı tomog­rafi ya da magnetik rezonans tüm kuş­kulan giderebilir.</p>
<p>Tümör ile tromboz, kanama ya da emboli gibi damarsal olaylar arasında ayırıcı tanı oldukça kolaydır. Damar olaylannda belirtiler çok hızlı ortaya çı­karken, tümör belirtileri her zaman da­ha yavaş gelişir ve ilerleyici özellikte­dir. Ama hastalığın ilk belirtilerinin tumor kütlesinin ortasındaki ani bir kana­mayla ortaya çıktığı ya da tablonun ani­den ağırlaştığı olgular da bilinir. Tü­mörlerin ilerleyici gidişi ile damar olay­larının duraklayıcı ya da gerileyici gidi­şi, iki sürecin kolayca ayırt edilmesini sağlar.İrinleşme görülmeyen bazı akut be­yin iltihabı olgulan, kafaiçi basınç art­masına benzer belirtiler gösterdiğinden (bazen ağtabaka kanamalarıyla birlikte görülen papilla stazı baş ağrısı) bu ol­gulara “yalancı tümör tablosu oluşturan beyin iltihaplan” da denir. Bunlar ger­çek beyin tümörleri ile ayırıcı tamları güç olan olgulardır.</p>
<p>Ayırıcı tanıda aşa­ğıdaki genel ölçütler kullanılır: Yalancı tümör tablosu yapan beyin iltihaplan-mn başlangıçlan akut ya da subakuttur; baş ağrısı hiçbir zaman kusma ile bir­likte görülmez ve genellikle papilla sta­zı ve ağtabaka kanamaları ile birlikte olduğu halde çok şiddetli değildir; yer­leşimi ile ilgili belirtiler çok hafiftir ya da hiç yoktur; belden alınan beyin-omurilik sıvısının basıncı yüksek değil­dir; pnömoensefalografide beyin kann-cıklannda genişleme ya da biçim bozuklukları görülmez. Tümörlerin yerleşimleri, bulunduk­ları beyin alanına özgü belirtiler değer­lendirilerek saptanır.</p>
<p>Kafaiçi basınç yükselmesi belirtilerinin erken görül­mesi ve şiddetli olması tanıya katkıda bulunabilir. Genellikle erken ve şiddetli bir basınç artması sendromu, sık görü­len kusmalarla ve papilla stazı ile bir­likte olduğunda arka kafatası çukuru tümörünü düşündürmelidir. Oysa papilla stazıyla birlikte olmayan bir basınç art­ması sendromu, belirgin zihinsel uyu­şuklukla birlikte görüldüğünde Ön kafa­tası çukuru tümörü akla gelir. Yapısal özellikleri en zor tanınan konulardan biri beyin tümörleridir. Be­yin apseleri, kistler, tüberkülomlar, gomlar hemen hemen tümörlerle aynı belirtileri verir. Ayırıcı tamda dolaylı Ölçütlerden yararlanılır. Başka bölgeler­de önceden irinli odaklar bulunması (örneğin, irinli <a href="http://www.saglik.im/kategori/kulak-burun-bogaz/">kulak</a> iltihabı olgularında apse genellikle şakak lobunda ya da beyinciktedir) ve genel enfeksiyon be­lirtileri (hafif ateş, akyuvar sayısının ve kan sedimantasyon hızının artması) be­yin apsesini düşündürür. Başka organ­larda aynı yapıda kistlerin bulunması; ekinokoklarda casoni deriiçi tepkime testinin pozitif sonuç vermesi; beyin sistiserkozunda ise kanda ve beyin-omurilik sıvısında eozinofillerin (bir akyuvar türü) artması gibi belirtiler asalaklann neden olduğu beyin apselerini gösterir. <a href="http://www.saglik.im/gom/">Gom</a> ve tüberkülomlar klinik olarak tümörlerden ayırt edilebilir: Has­tanın Öyküsünde başka organlarda da tüberküllerin bulunması, <a href="http://www.saglik.im/frengi/">frengi</a> testleri­nin (Wassermann, VDRL) pozitif olma­sı, ayırıcı tanıya yardımcı olur.</p>
<p><strong>HASTALIĞIN GİDİŞİ VE KOMPLİKASYONLAR</strong></p>
<p>Beyin tümörlerinin kafatası dışına ya­yıldıkları olgular çok azdır. Klinik gi­dişleri bazı biyolojik özellikleriyle iliş­kilidir. Bu özellikler şöyle sıralanabilir: Tümörün, baskı yapmasına uygun ol­mayan, basıncı değişmeyen bir boşluk­ta yer alan bir organın çevresinde olu­şup yayılması; duyarlı yapılara baskı yapma olasılığı; etkili tedavi yöntemle­rinin uygulanmasındaki güçlük. Birle­şik tedavi yöntemleriyle elde edilen ba­zı başarılara karşın, kötü huylu beyin tümörlerinin gidişi ölümcüldür (hastala­rın yüzde 10′dan azı 5 yıl yaşar). Gidi­şin bu kadar kötü olması tümörün kafa­içi oluşumlar düzeyindeki etkilerinden kaynaklanır; bu etkiler bazen yeterince denetlenemez ve sürekli kafaiçi basınç artması komaya ve Ölüme neden olur. Cerrahi girişimlerin, ışın ve ilaç tedavi­lerinin sonucunda da aynı Ölçüde önem­li komplikasyonlar görülebilir.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong></p>
<p><strong>• Genel ilkeler</strong> &#8211; Bugüne değin uygu­lanan tüm tedavi girişimleri sonuçsuz kalmıştır; bu nedenle beyin tümörleri ve özellikle kötü huylu gliyomlar (sinir sis­temi destek doku hücrelerinde gelişen tümör) ölümcül kabul edilirler. Tümö­rün yeri genellikle cerrahi girişimin ek­sik kalmasına neden olur (bu da bir ba­şarısızlık nedeni kabul edilir). Sinir do­kusunun yenilenme yeteneği olmadığın­dan, sağlıklı bölgelerin alınması, o böl­genin işlevsel önemiyle orantılı bozuk­luklara yol açar; ağır ve kalıcı sinir sis­temi yeti yitimi ortaya çıkar. Tümör kütlesinin bulunduğu yerde birbirinden farklı üç bölge saptanır. En dışta odağın etrafındaki Ödem bölgesi bulunur; bura­da sağlıklı beyin dokusuna yayılmış du­rumda ve hızla gelişen küçük tümör odakları vardır. Birinci ve üçüncü böl­geler arasındaki ikinci bölge aktif ola­rak gelişen bir dizi hücreden oluşur. Tü­mörün ortasında yer atan üçüncü bölge, doku ölümü ve hücre yıkımı bölgesidir. Tümörün çevresindeki sağlıklı dokuyu alma olanakları oldukça sınırlı olan cer­rah, Ölmüş ve üremeyen bölgeyi bütü­nüyle alabilir, ama üreme durumundaki bölgenin büyük ölçüde bırakılması zo­runludur (tümörün yinelenmesine yol açan bu durum cerrahi girişimin başarı­sızlığının biyolojik nedeni olarak kabul edilir).</p>
<p><strong>• Cerrahi tedavi </strong>- Tümörün radikal bir şekilde çıkarılması güçtür, ama bir bölümünün alınması da hastayı önemli ölçüde rahatlatır. Cerrahi girişim yönte­mi kafatası duvarında bir delik açmak kadar basit ya da kranyotomi (kafatası­nın cerrahi girişimle açılması) gibi kar­maşık bir yöntem olabilir. Basit yön­temle yalnız tümörün ya da beyin kabu­ğunun küçük bir bölümünün biyopsi amacıyla görülmesi sağlanır. Kranyoto­mi yöntemi ise araştırma ve tedavi amaçlarına yönelik geniş olanaklar sağ­lar. Kemiğin kenarı kaldırılarak uygula­nan krany,otomi girişiminde daha geniş bir beyin alanı tedavi edilebildiğinden hasta daha uzun bir süre yaşayabilir. Bütünüyle çıkarılması olanaksız kötü huylu beyin tümörlerinin tedavisinde te­mel hedeflerden biri temiz bir alan ya­ratmaktır.</p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="339" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xa33sd_beyintumor-ameliyaty_lifestyle&amp;autoPlay=1&amp;related=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" src="http://www.dailymotion.com/swf/xa33sd_beyintumor-ameliyaty_lifestyle&amp;autoPlay=1&amp;related=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xa33sd_beyintumor-ameliyaty_lifestyle&amp;autoPlay=1&amp;related=1"><br />
</a></strong><em><a href="http://www.dailymotion.com/SaglikSitem"></a></em></div>
<p><strong>• Işın tedavisi (radyoterapi) &#8211; </strong> Gele­neksel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmekle birlikte, ne ölçüde etkili ol­duğu tam olarak belirgin değildir. Sağ­lıklı beyin dokusuna kalıcı zarar verme­den, yüksek dozda ışın verilmesi günü­müzde de oldukça güç bir teknik soru­nudur. Bugünkü bilgilerimize göre, sinir dokusunun ışınıma dayanma gücü, top­lam dozu parçalar halinde artırarak uy­gulama yöntemine elverişsizdir. Bu ko­şullarda uygulanabilecek olası seçenek­lerden biri hiperbarik oksijen tedavisi ile ışınlama, öteki ise ışına duyarsızlaştırıcı maddelerin de ışınımla birlikte ve­rilmesidir.</p>
<p><strong>• İlaç tedavisi (kemoterapi)</strong> &#8211; İlaç te­davisine iyi yanıt vermeyen öteki katı kütleli tümörlerde olduğu gibi, beyin tümörlerinin gidişi de verilen ilaçlar­dan fazla etkilenmemiştir. Cerrahi giri­şim ve ışın tedavileri sonrasında yal­nızca bir önlem olarak uygulandığı hal­de, ilaç tedavisi ışın tedavisine oranla beklenen yaşam süresini ve yineleme süresini çok az uzatmıştır. Beyin tü­mörlerinin tümör gelişimini önleyici ilaçlardan fazla etkilenmemesi tümö­rün biyolojik özelliklerine bağlıdır: Damarları az, dokuları ölü ve az oksi­jen alan tümörün orta bölgesinde ilaç­lar etkili tedavi dozuna ulaşamaz; doku ölümü görülen alanda bir artık hücre kütlesinin yer değiştirmesi, tümörün ilaç tedavisi boyunca üremeyi sürdür­mesine neden olur. “Metabolik olarak ayrıcalıklı” ve çoğalma yeteneği olan <a href="http://www.saglik.im/tumor-hucrelerinin/">tümör hücreleri</a> yeni oluşan damarsız bölgelere doğru yer değiştirdiğinden, beyin dokusuna geçmesi engellenen ilaçlar burada yeterli yoğunluğa ulaşa­maz.</p>
<p><strong>• Birleşik tedavi </strong>- Birleşik tedavi de­neyimleri, katı kütleli tümörlerin tedavi­sinde cerrahi ve ışın tedavilerinin birlik­te uygulanmasının en etkili yöntem ol­duğunu göstermiştir. Beyin tümörleri ve özellikle kötü huylu gliyom olguların­da, ışın tedavisiyle birlikte ya da tek ba-şır^ cerrahi tedavinin uygulanmasıyla, ancak bazı belirtileri gidermeye yönelik sonuçlar elde edilebilmiştir. Üç tedavi yönteminin birlikte uygulanması (cerra­hi girişim, ışın ve ilaç tedavisi) beyin tümörü olgularında beklenen yaşam sü­resini biraz daha uzatmakta, hastanın bu süreyi görece rahat geçirmesini sağla­maktadır.</p>
<p><strong>•  Komplikasyonlar</strong></p>
<p><strong>1- Cerrahi. </strong> Cerrahi girişimin ölümle so­nuçlanması tümörün türüne, genişliğine ve yerine göre değişir. Öteki kompli­kasyonlar ise şunlardır: Girişimden bir­kaç saat sonra ortaya çıkan ameliyat sonrası pıhtı kütlesi oluşumu ile kana­malar; <a href="http://www.saglik.im/odem/">ödem</a> ve enfeksiyon gelişimi; tü­mörün yerine ve kesilip çıkarılan doku­nun genişliğine bağlı olarak, tümörün Çevresindeki sağlıklı dokuların bozul­ması nedeniyle, kalıcı ya da geçici sinir sistemi yetersizlik belirtileri.</p>
<p><strong>2- Işın tedavisi (radyoterapi).</strong> Özenle yapılan ışın tedavisinin yararlan sağlıklı dokulara verilen zarardan çok olsa da, iyonize ışınların sinir dokusu üze­rindeki sinir sistemini zedeleyici etkile­ri unutulmamalıdır. Erken ortaya çıkan ve genellikle ge­çici değişiklikler olabilir. Öte yandan, bazı değişiklikler geç görülür ve kalıcı­dır. Erken değişiklikler kendiliğinden düzelebilir ve kortizon grubu ilaç teda­visinden yarar görebilirler. Ama geç değişikliklerin gidişi kötüdür ve tedavi­leri olanaksızdır. Işın tedavisi sırasında kortizon grubu ilaç verilmesi önerilir.</p>
<p><strong>• Destek tedavisi -</strong> Beyin tümörlerinin birleşik tedavilerinde uygulanır. Destek tedavisi, tümör odakları çevresindeki ödemi ve tümörün kütle etkisi sonucun­da gelişen kafaiçi basınç artışım denet­lemeye yöneliktir. Tıkayıcı temelde ge­lişen iç hidrosefali ve çırpınma nöbetle­ri de aynı etkiye bağlanabilir. Önerilen tedaviler tıbbi ve/ya da cerrahidir. Tıbbi tedavide kortikosteroit grubu ilaçlar, sı­vı yitirtici ozmotik ajanlar ve idrar sök-türücüler kullanılır.</p>
<p><strong>• Rehabilitasyon tedavisi</strong> &#8211; Beyin tü­mörü olgularının genel tedavisinde ol­dukça önemli bir yeri vardır. Birleşik tedavilerle beklenen yaşam süresi uza­tılabilir; ama hastanın yaşamını olabil­diğince rahatlatmak da gerekir. Tümö­rün neden olduğu ve cerrahi girişim sonucu oluşan lezyonlara bağlı eksik­likler çok şiddetli ve yaşamı tehdit edi­ci olabilir. Uygun rehabilitasyon teda­vileri ile, birçok eksiklik kısmen ya da bütünüyle iyileştirilebilir. Sonuçta zi­hinsel ya da hareketlerle ilgili yeneteklerde yeterli bir iyileşme elde edilebi­lir.</p>
<p><strong>BEKLENEN GÎDİŞİ (PROGNOZ)</strong> Beyin tümörlerinin gidişi çoğunlukla kötü olduğu ve ölümle sonlandığı halde beklenen yaşam süreci her zaman belir­gin değildir. Kötü huylu gliyomlarda, cerrahi ve ışın tedavisindeki gelişmele­re, yeni kemoterapik ilaçların kullanı­mına ve birleşik tedavilere karşın, süre­cin sonu kötüdür; bu olgular en geç iki yıl içinde ölümle sonlanır. Tek başına cerrahi tedavi 3-6 aylık bir yaşam süresi sağlar, ışın tedavisinin eklenmesi sü­reyi 3-4 ay daha uzatır; bu iki tedaviye ilaç tedavisinin eklenmesiyle gerçekle­şen üçlü tedavi ortalama yaşam süresini 12 ay ya da daha çok uzatabilir. Kötü huylu gliyom olgularında birinci yılın sonunda hastaların yalnızca yüzde 20’si; 24′üncü ayın sonunda ise yalnızca yüzde 10′u yaşar. Gelecekte yeni yön­temlerin bulunması ve/ya da var olan­ların geliştirilmesiyle daha iyi sonuçlar elde edilmesi umulmaktadır. Medulloblastom gibi başka tümörlerde, tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi, hasta­nın zaman içinde uzun süre denetlen­mesi gerekir. Çünkü tümörün yeniden alevlenmesi ve yayılım odakları uzun dönemde, örneğin ilk uygulanan tedavi­den 7-10 yıl sonra, ortaya çıkabilir. Me-dulloblastom olgularında, tedavi giri­şimlerine karşın, hasta 2 yaşından kü­çükse, tümör beyin sapını tutmuşsa ve tümörün alınması kısmiyse hastalığın beklenen gidişi kötüdür. Günümüzde kullanılan birleşik tedavi yöntemleri ol­guların yaklaşık yüzde 60′ında 5 yıllık bir yaşam süresi sağlar. Tedavinin etki­sini klinik düzeyde değerlendirmek zor­dur. Birçok sinirsel yetenek yitimi kalı­cıdır, tümör iyileşse bile bunlar geç­mez. Hastanın kötüleşmesi tümörün ye­niden gelişmeye başlamasına değil, ışın tedavisi sonrası ortaya çıkan ödem ya da hidrosefaliye (beyin karıncıklarında aşırı beyin-omurilik sıvısı birikmesi) bağlıdır.</p>
<p>Tedavinin etkisini değerlendirmede en iyi ölçüt, beklenen yaşam süresidir. Son on yılda anestezi ve cerrahi tekniklerindeki iyileşmeye, bazı ışın tedavisi araçlarının kusursuzlaşmasına ve tümör gelişmesini Önleyici yeni ve etkili ilaç­ların bulunmasına karşın, kötü huylu beyin tümörlerinde beklenen yaşam sü­resi, ne yazık ki, uzatılamamıştır.</p>
<p><strong>OMURİLİK TÜMÖRLERİ</strong> Beyin gibi omurilik de genişleme olana­ğından yoksun ve hacim değişikliklerini karşılayamayan bir boşlukta bulunur; bu nedenle küçük bir kitle bile ağır sinir sistemi bozukluklarına neden olabilir. Birincil ve/ya da yayılım sonucu geli­şen omurilik tümörleri geleneksel ola­rak acil beyin cerrahisi olgularıdır; giri­şim zamanında gerçeklcştirilmezse, tü­mör geriye dönüşü olmayan bir felce neden olur. Omuriliğin en sık tümör gö­rülen bölümü göğüs (toraks) omurları­dır; çünkü bu bölgede hem omur sayısı çoktur, hem de meninjiyomlar (beyin-omurilik zan tümörü) bu omurlarda da­ha sık görülür. Ayrıca bu bölge medias-tine (akciğerler arasındaki bölge) yakın­dır. Mediastinde ise genellikle lenfom, meme ve akciğer kanserlerinin yayılımlarına bağlı olarak büyüyen <a href="http://www.saglik.im/lenf-bezleri/">lenf bezleri</a> bulunur ve bunlar omurilik kanalına doğru büyüyerek omuriliğe baskı yapar­lar. • Başlangıç belirtileri  Klinik tablo tümörün omuriliğe yaptığı baskının aşamalı olarak gelişmesini yansıtır. Ol­guların yüzde 80-90′ında, başlangıç ev­resinde tümörün yerleştiği bölge ağrılı­dır.</p>
<p>Ağrı sinir kökleri üzerindeki baskı­dan kaynaklanır ve genellikle iki yanlı bir y ayılımı vardır. Omuriliğe baskı ile klinik belirtilerin ortaya çıkması arasın­daki süre, tümörün yerine ve büyüme hızına bağlı olarak değişebilir (birkaç günden 18 aya kadar). Başlangıçtaki ağrılı evreyi, bir dizi sinir sistemi bo­zuklukları izler; bunlar da baskının ilerlemesini yansıtan belirtilerdir. Bu belirtiler hareket eksikliklerinden felce kadar değişebilir. Baskı nedeni gideril­mezse süreç son aşamaya geçer ve tam duyu yitimi (anestezi), deride <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> bozuklukları, sık görülen yatak ülserle­ri (dekubitüs ülserleri) gibi belirtiler gözlenir.</p>
<p>• Tanıya yönelik incelemeler &#8211; Önce­likle, hastaya hiçbir zarar vermemesi (noninvaziv) ve tanıda yanılma payının az olması nedeniyle bilgisayarlı tomog­rafi (BT) ve magnetik rezonans (MR) yöntemlerine başvurulur. Bunlardan başka omurilik boşluğunun kontrast madde verilerek görüntülenmesi yönte­mi olan miyelografi uygulanır. Omurili­ğin damarsal hastalıklarında ise anjiyografi yararlı sonuçlar verir. Omurili­ğe baskı yapan olguların en doğru tanı­sı, bilgisayarlı tomografi, magnetik re­zonans ve miyelografik incelemelerin ortak sonucuyla elde edilir. Beyin omurilik  sıvısının incelen­mesi <a href="http://www.saglik.im/lomber-ponksiyon/">lomber ponksiyon</a> (bel omurları arasından iğne ile sıvı alınması) ile sağlanır. Bu yöntemle alınan sıvıda <a href="http://www.saglik.im/protein/">protein</a> yoğunluğunun arttığı görülür. Bu incelemede, bazı Özel yöntemler kullanılarak, birincil tümörlerde sey­rek, yayılım ile oluşan tümörlerde ise daha sık olarak tümör hücreleri ortaya Çıkarılabilir.</p>
<p>• Ayırıcı tanı &#8211; Birincil ya da yayılım sonucu gelişen beyin tümörlerinin ayı­rımında hastaların öyküleri dikkate alınmalıdır. Yayılım sonucu gelişen tü­mörler en çok 50-60 yaşlarında görülür.</p>
<p>Omurilikte bir tümör yayılması kuşku­su belirince, birincil tümörün yeri hak­kında bilgi edinilmesi Önem taşır. Me­ninjiyomlar (beyin-omurilik zan tümö­rü) kadınlarda daha sıktır, göğüs (to­raks) bölgesinde yerleşir, yavaş gelişir ve genellikle ağn yapmazlar.^rnurilik kanalı boyunca çevreye yayılan nöri-nomlarm yavaş bir gidişi vardır ve tek yanlı ağn yaparlar. Gliyomlar daha çok gençlik çağı tümörleridir; öncekilerden farklı olarak omuriliğin içine yerleşir ve oldukça yavaş gelişirler.• Tümörün gidişi ve komplikâsyon-ları &#8211; Omurilik dışındaki <a href="http://www.saglik.im/yazi/omurga/">omurga</a> tü­mörlerinin gelişimi, tümörün tipi, kütle­si ve büyüme hızına bağlıdır. Değişik baskı dereceleri daha önce anlatılan değişik klinik belirtileri açıklar. Omurili­ğin içine yerleşen tümörlerin gelişimi daha hızlıdır; hastaların çoğunluğunda iki ay içinde iki yanlı felçler görülür. Büzgen kasların işlevinin bozulmasına, sertzar dışı tümör biçimlerinde daha er­ken olmak üzere, olguların yüzde 60′ında rastlanır. Lezyonun yerleşim yerinin altında tam bir felcin ortaya çık­ması, onkoloji acil polikliniklerinde sık görülen bir komplikasyondur. Kütle cerrahi girişimle alınabilir ya da ışın te­davisi uygulanabilir.</p>
<p>•<strong> Tedavi </strong></p>
<p>Tümörün tipine ve yerleşti­ği yere bağlıdır. -Cerrahi. Cerrahi girişimle tümör alı­nır. İyi huylu, omurilik dışı, sertzar içi tümörler cerrahi yöntemle tedavi edilir. Omurilik içi tümörlerin tedavisinde cer­rahi girişimin başansız sonuçlar doğur­ma (yüzde 14) ve ölüme yol açma (yüz­de 9) tehlikesi yüksektir; sonuçlar ge­nellikle hayal kırıklığına yol açar. Mik-rocerrahi yönteminin gelişmesiyle (özd ameliyat mikroskopunun kullanılması, daha başarılı sonuçlar alınmaktadır. -Işın tedavisi (Radyoterapi). Işın teda­visi gerek ağnnın azaltılmasını, gerekse birincil ya da yayılım odağı olan tümö­rün denetlenmesini sağlar. İlaç tedavisi ile birlikte ya da tek başına ilk önce başvurulan tedavi olabilir ya da cerrahi girişimden sonra uygulanabilir. -İlaç tedavisi (Kemoterapi). Işın teda­visi ve cerrahiden sonra ya da ilk seçe­nek olarak ışın tedavisi ile birlikte uy­gulanabilir. İlaçların seçimi tümörün ti­pine ya da başka yerlere yayılımına bağlıdır.</p>
<p>• Beklenen gidişi &#8211; Omurilik tümörî hastalannın beklenen yaşam süresi, ka-faiçi tümörü olgulanndakiyle aynıdır. Hastalığın nasıl sonlanacağını yalnız tü­mörün kötü huyluluk düzeyi değil, aym zamanda yerleşimi ve derinliği belirler..</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Beyin zarlarının ayrı birer adı var mıdır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Doğrudan beyin ve omurilik yüzeyine değen ve bu dokulara sıkıca yapışan  en içteki zara incezar (pia mater), arada bulunana örümceksizar  (araknoit) ve kafatası ile omurlara değen en dıştakine sertzar (dura  mater) adı verilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/beyin-tumorleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>67</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SARA (EPİLEPSİ)</title>
		<link>http://www.saglik.im/sara-epilepsi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/sara-epilepsi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 06:31:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanyukle</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[SARA (EPİLEPSİ) Epilepsi olarak da bilinen sara be­yindeki anormal elektriksel boşalımın bir sonucu olarak nöbetler halinde or­taya çıkan kronik bir bozukluktur. Sa­ra nöbetleri aniden başlar ve sona erer; vücutta havale gibi genel kasılmalara ve bilinç bozukluklarına yol açar. Nö­betin özellikleri elektriksel boşalımın beyindeki yerine göre değişir. NEDENLERİ Sara olgularının büyük bölümünde ke­sin bir neden saptanamaz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SARA (EPİLEPSİ)</strong><br />
<a href="http://www.saglik.im/sara-epilepsi/">Epilepsi</a> olarak da bilinen <a href="http://www.saglik.im/sara-epilepsi/">sara</a> be­yindeki anormal elektriksel boşalımın bir sonucu olarak nöbetler halinde or­taya çıkan kronik bir bozukluktur. Sa­ra nöbetleri aniden başlar ve sona erer; vücutta <a href="http://www.saglik.im/havale/">havale</a> gibi genel kasılmalara ve <a href="http://www.saglik.im/bilinc/">bilinç</a> bozukluklarına yol açar. Nö­betin özellikleri elektriksel boşalımın beyindeki yerine göre değişir.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
Sara olgularının büyük bölümünde ke­sin bir neden saptanamaz. Nedeni bi­linmeyen bu olgulara idiyopatik ya da esansiyel sara adı verilir. İdiyopatik saralı birçok kişinin anne baba ya da yakın akraba gibi aile üyelerinde hiç­bir hastalık belirtisi olmamasına kar­şın sara tipinde <a href="http://www.saglik.im/elektroensefalografi/">elektroensefalografi</a> (EEG) değişiklikleri gözlenmiştir. Ba­zı olgularda da sara beyindeki işlev bozukluklarından ya da beyni etkileyen genel bozukluklardan kaynaklanır. Belli bir etkene bağlı bu olgulara orga­nik ya da semptomatık sara denir. Sa­raya yol açan başlıca beyin lezyonlan arasında beyin tümörleri, kafatası-beyin travmaları, <a href="http://www.saglik.im/kategori/kadin-ve-dogum/">doğum</a> travmaları ya da doğuma bağlı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/beyin-hastaliklari/">beyin hastalıkları</a> sa­yılabilir. Beyni etkileyerek sara nöbet­lerine yol açan genel (sistemik) hasta­lıkların başlıcaları ise beyin dokuları­na oksijen ulaşmasını engelleyen dola­şım bozuklukları, karbon monoksit, al­kol gibi maddelere bağlı zehirlenme­ler, hem yüksek ateş, hem de beyinde iltihap yapabilen enfeksiyonlar, üremi, alkaloz ve aşın insüline bağlı <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> şe­keri düşmesi gibi <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> bozuk­luklarıdır. John Hughlings Jackson’m 19. yüzyılda yaptığı sara tanımı günü­müzde de geçerlidir. Sara nöbeti, be­yindeki elektriksel yükün ani, aşın ve hızlı bir boşalmasıdır. Bütün vücuda yayılan kasılmalar, sınırlı bir odaktan kaynaklanan anormal elektriksel boşa­lımın bütün beyni kaplamasına bağlı olarak gelişir. Sinir hücreleri (nöron) boşalımın hızla beyne yayıldığı genel (yaygın) sara nöbetinde, yalnızca kli­nik belirtilere dayanarak boşalımın çı­kış yerinin kesin biçimde saptanması olanaksızdır. Nöron boşalımı çıkış noktasıyla sınırlı kalırsa ya da klinik belirtilerin ve elektroensefalografik bulguların görülebileceği kadar yavaş yayılırsa, olayın başlangıç noktası sap­tanabilir.<br />
Sara odağının saptanmasında baş­langıç belirtisi çok önemlidir.<br />
<strong>GÖRÜLME SIKLIĞI</strong><br />
Sara oldukça sık görülen bir hastalık­tır. Nedeni bilinmeyen saranın nüfu­sun yüzde 0,5 kadarında bulunduğu tahmin edilmektedir. Erkeklerde ka­dınlardan daha sık rastlanan sara ço­ğunlukla çocukluk ve ergenlik çağında başlar, ama erişkin yaşta da ortaya çı­kabilir. Genellikle değişik yaş grupla­rında farklı nedenlere bağlı olarak ge-, lişir. Çocuklukta başlıca nedenleri do-1 ğum travmaları, beyin iltihaplan (en-.; sefalit) ve kazalara bağlı travmalardır. Nedeni bilinmeyen sara çocuklukta seyrek görülürken, ergenlikte en sık rastlanan sara türüdür. Erişkinlerde ise sara nöbetlerine daha çok beyin tümör­leri, kafatası travmalan, <a href="http://www.saglik.im/alkolizm/">alkolizm</a> ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> bozukluklan yol açar.<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Sara türleri belirtilerine göre sınıflan–drrılır. Bu sınıflandırma tedavinin te­melini oluşturması açısından çok önemlidir.<br />
• Grand mal ya da yaygın sara nö­beti &#8211; Grand mal “büyük hastalık” anlamına gelir. Çoğunlukla nöbetten bir­kaç saat önce hastada baş ağrısı, duyu bozuklukları (karıncalanma vb), ruh hali değişiklikleri gibi belirtiler ortaya çıkar. Nöbetin hemen öncesinde “au-ra” adı verilen bir dönem görülür. Au-ra dönemi belirtilen <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> ya da du­yularla ilgili olabilir. Hasta dişlerini gıcırdatır, kol ve bacaklarım hızla ha­reket ettirir, gozkapaklarını kırpıştırır. Vücudunda karıncalanma, yanma du­yar. Görsel varsanılar yaşar; görme alanını sınırlayan parlak noktalar (pa­rıltılı skotom), ve renkli ışıklar görür. Kulaklarında uğultu, çınlama, insan ve zil seslen duyar; olağandışı koku ve tatlar alır. Endişeye, öfkeye, gerçek dı­şı düşüncelere kapılır; zihnine çeşitli anılar dolar. Aura döneminin hemen ardından sara nöbeti başlar. Hasta ço­ğunlukla bir çığlık atar, bilincini yitirir ve yere düşer. Kol ve bacakları kasılır, çenesi kilitlenir, gözleri kayar. Solunu­mu birkaç saniye süreyle durur; soluk­suz kalma nedeniyle yüzü moranr. Otuz saniye kadar süren bu kasılma sı­rasında vücut katılaşır. Vücudun katılaştığı uzun kasılma dönemi nöbetin tonik evresidir. Ardından gelen klonik evrede kasılmalar kısa gevşeme dö­nemleriyle birbirini izler. Hasta bütün vücuda yayılan ritmik kasılmalarla sar­sılır; çenelerinin kasılması sırasında dili dişlerinin arasına sıkışarak yarala­nabilir. Yüz kasları gerilir, <a href="http://www.saglik.im/tukuruk-salgisi/">tükürük salgısı</a> artar, ağzı kopürür. Bu arada büzgen <a href="http://www.saglik.im/kategori/kaslar/">kaslar</a> gevşediğinden hasta id­rarını ve dışkısını kaçırır. Nöbet genel­likle birkaç dakika sürer; derin bir iç çekme ve genel bir gevşemeyle sona erer. Nöbetten sonra hasta birkaç saat boyunca bilinçsiz ve duyarsız kalır. Yavaş yavaş kendine gelir, ama nöbeti hatırlamaz. Nöbet sonrasında kasılma­ya bağlı kırıklar, felçler, ayrıca duyu ve davranış bozuklukları görülebilir. Uzayan ya da art arda yineleyen grand mal nöbetleri Ölüme yol açabilir.<br />
Nöbetler daha çok gece ve sabah saatlerinde ortaya çıkar. Alkollü içki ya da heyecan gibi etkenlerle hızlana­bilir. Hastalığın başlangıcında nöbet­ler görece seyrektir (yılda 2-3 defa); daha sonra sıklaşır, hatta her gün yine­leyebilir.<br />
• Petit mal  Petit mal “küçük hasta­lık” anlamına gelir. Geçici bilinç kay­bı, bir <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ya da kas grubunda klonik kasılma (miyokloni), kasların hareket gücünde azalma (akinezi) gibi nedeni bilinmeyen sara belirtileriyle ortaya çı­kar. Bu belirtilerin hepsi bir arada bu-, lunmayabilir. Geçici bilinç kaybı bir­kaç saniye sürer. Bu süre içinde ko­nuşma türünden bütün etkinlikler du­rur, ama yürüme gibi otomatik hare-1 ketler korunur. Bilinci yerine gelince hasta olayla ilgili hiçbir şey hatırla-’ maz; bilinç kaybı bazen hiç fark edil­meden de geçebilir. Miyokloniler, göz kırpma gibi kısmi kas kasılmaları biçi­minde ortaya çıkar. Hastanın düşmesi ya da kaslarının gevşemesi sonucu elindeki nesneyi düşürmesi gibi belir­tiler akinezi kapsamına girer.<br />
• Psikomotor nöbet &#8211; Bilincin bula­nıklaşması ve otomatik davranışlarla ortaya çıkar. Kasılma görülmez. Hasta rüya haline benzer bir durumdadır. Amaçsız hareketler ve jestler yapar; daha sonra nöbetle ilgili hiçbir şey ha­tırlamaz.<br />
• Bölgesel sara nöbeti ya da Jack-son sarası &#8211; Klonik kasılmalar yüz, ayak ya da elde başlar. Daha sonra ya­kın bölgelere yayılır. Nöbet genellikle vücudun bir yarısıyla sınırlı kalır, ama bir süre sonra bütün vücuda da yayıla­bilir. Bilinç kaybı yalnızca nöbet bü­tün vücuda yayıldığında görülür.<br />
• Sara durumu (Status epilepticus) &#8211; Kasılma nöbetlerinin birbirini izledîortaya d ve iki nöbet arasında hastanın bilinci bir arada bilincin kapalı kaldığı “sürekli” sara bilinç kaybı bunudur.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong><br />
genellikle Hastaların büyük bölümünde <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> teda-1 kalır, ama visi başarılı sonuç verir. Az sayıda has-ı da yayıla-nöbet bümaların kaynaklandığı zedelenmiş ya­rıküre Öbüründen ayrılır.Sara nöbetlerinin beyne yerleştiri­len elektrotlarla denetim altına alınma­sı henüz deneysel nitelikte olan bir te­davi yöntemidir. Saranın ilaçla tedavi­sinde hastalığın nedeni bilinmeyen tür­den mi yoksa organik bir nedene mi bağlı olduğu fazla önem taşımaz. Önemli olan hastanın öyküsüne ve tıb­bı muayenesine dayanan klinik tanıdır. Hastalığın değişik biçimlerinde her ilacın etkisi farklı olduğundan en uy­gun ilacın seçilmesi de çok önemlidir. Doğru bir klinik tamdan sonra sara nö­betlerini Önleyen (antiepileptik) ilacın seçiminde şu ölçütler temel alınmalı­nır:<br />
•  Tedavi edici etkisi kanıtlanmış gü­venilir bir ilaç seçilmelidir.<br />
• Tedavi uzun süreceğinden en ucuz ve yan etkisi en az olan ilaç seçilmeli­dir. İlacın plazmadaki yoğunluğunun güvenilir biçimde ölçülebilmesi ve te­davide bu tür ilaçların kullanılması ge­rekir. İlacın yan etkilerini en aza indir­mek için hem başlangıç dozunun, hem de sürdürülecek dozun belirlenmesi çok önemlidir. îlacın vücuttan atılma süresi her hastada farklı olabildiğinden kandaki düzeyinin ölçülebilmesi teda­viyi kolaylaştırır. Bu nedenle özellikle başlangıçta ve belirli aralıklarla yapı­lan kontrollerde hastanın uzmanlaşmış merkezlere başvurması gerekir. Sara tedavisinin başarısızlığı genellikle dört basit yanlıştan kaynaklanır:<br />
-  Yanlış tanı ve buna bağlı olarak etkisiz bir ilacın seçilmesi.<br />
-  Çok sık ilaç değiştirilmesi ve do­layısıyla kullanılan ilaçların etkisinin tam değerlendirilememesi.<br />
-  Önerilen ilacın özelliklerinin ve sınırlamalarının hastaya ve ailesine açıklanamaması.<br />
-  İlacm aniden kesilmesi ve buna bağlı olarak nöbetlerin sıklaşması.<br />
Doğru tam ve ilaç seçiminden son­ra, tedaviye en <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> dozla başlanır. Düzelme olmazsa, hastalık denetim al­tına alınıncaya ya da ilacın ilk yan et­kileri ortaya çıkıncaya değin doz artırı­lır. Yan etkiler görülürse ilaç azaltılır ve ikinci bir ilaç kullanılmaya başlarur. Sara tedavisinde bir ilaç beklenen sonucu vermezse, buna ikinci bir ilaç eklenir ve birincisi aşamalı olarak azal­tılır, çünkü ilacın aniden kesilmesi nö­bete yol açabilir.<br />
Saralı hastaların <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> konu­sunda çok dikkatli olmaları gerekir. Alkollü içkiler tümüyle kesilmeli, kü­çük dozda bile alkol alınmamalıdır. Güç sindirilen, aşın duyarlılık yapan ve hastaya dokunan besinlerden kaçın­mak gerekir. Yalnızca <a href="http://www.saglik.im/sebze-ve-meyveler/">sebze</a> meyveyle beslenme kanda alkali oranım artırdığından (alkaloz) uygun değildir. Keto-jen diyet, yani kalori gereksinimin bü­yük bölümünün ketona indirgenen yağlarla karşılandığı bir beslenme programı önerilir. Karbonhidratlar ve <a href="http://www.saglik.im/protein/">proteinler</a> kısıtlanır; organizmaya ge­rekli kaloriler yağlı besinlerle sağla­nır. Hasta yağların asitleştirici etkisin­den yarar görür. Besinlerin miktarı hastaya göre değişir. Çocuklara ortala­ma 15 gr karbonhidrat, 25 gr protein, 180 gr yağ verilir; erişkinlerde bu oranlar korunarak miktarlar artırılır.<br />
Ketojen diyetin olumlu etkisi ve bazi olgularda nöbetleri seyrekleştirdiği bi­linmektedir. Ama fazla yağlı bir bes­lenme her hasta tarafından kolayca uy­gulanamaz. Saralı hastanın sıvı besin ve içecekleri de kısıtlaması gerekir; tuzun azaltılması bunu kolaylaştırır,] Ketojen ve kuru bir diyetin uygulan-] ması her zaman kolay değildir, ama genel bir Önlem olarak karbonhidratı ve proteinleri azaltarak yağlan artır­mak, içecekleri sınırlamak ve alkolü] kesmek önerilir.</p>
<p>.</p>
<p><a href="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/11/172.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3318" title="172" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2008/11/172-241x300.jpg" alt="" width="241" height="300" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Miyoklooik <a href="http://www.saglik.im/sara-epilepsi/">sara</a> nedir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Sık ve yüzeysel <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> kasılmalarıyla sara tipi kasılmalann bir arada görüldüğü kalıtsal bir  hastalıktır. Mi-yokloni vücudun bütün kaslanna yayılabilir, ama daha çok  kollarda görülür ve daha sonra başka bölgelere yayılır.<br />
Bazen miyoklonik nöbetler saradan bağımsız olarak ortaya çıkar ve süresi  değişebilir. Bazen de bölgesel miyoklonik nöbetler yaygınlaşır ve  sonunda tıpkı saraya benzeyen aynı nitelikte bir nöbete dönüşür.  Has­talığın ileri evrelerinde kaslarda yaygın ve Parkinso^ha^hğındaki  gibi gittikçe şiddetlenen bir katılaşma da ortaya çıkabilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Başka duyusal uyaranlar da <a href="http://www.saglik.im/sara-epilepsi/">sara</a> nöbetine yol açabilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Özellikle ağır beyin bozukluğu olan çocuklarda ani bir gürültü ya da  vücudun bir noktasına beklenmedik bir dokunma ya da bir itme nöbeti  başlatabilir. Bu nöbetler, kol ya da bacakta birkaç saniye süren kısa  ka­sılmalar ya da seğirmeler biçimindedir. Nöbete her zaman <a href="http://www.saglik.im/bilinc/">bilinç</a> kaybı eşlik etmez. Daha çok bebeklerde görülen bu tur sıçramalı nöbetler  de <a href="http://www.saglik.im/refleksler/">refleks</a> sarası grubuna girer.<br />
Refleks sarasının özel bir türü olan “plevra sarası” akciğer zan  (plevra) iltihabına ya da delinmesine bağlı olarak ortaya çıkar.  Nöbetler bütün vücuda yayılan tipte olabilir. Çok ender olarak da  gittikçe daha sık ara­lıklarla yineleyerek sürekli hale (status  epilepticus) gelebilir.<br />
Akciğer zarına hava girmesinden (pnömotoraks) sonra sara nöbetleri  görülen bazı hastalarda bu durum ha­va embolilerinin akciğer dolaşımına  girerek, beyne ulaşmasına ve tıkanma yapmasına bağlanmıştır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Heyecan <a href="http://www.saglik.im/sara-epilepsi/">sara</a> nöbetine yol açabilir mi?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
“Duygusal” kökenli sara nöbetleri heyecana bağlı olarak ortaya çıkar.  Genellikle ruhsal açıdan değişken ve aşırı duyarlı kişilerde görülür.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Işık sarası.y a da fotojenik <a href="http://www.saglik.im/sara-epilepsi/">sara</a> nedir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
<a href="http://www.saglik.im/refleksler/">Refleks</a> sarasının bir türüdür. Kasılma nöbetleri aralıklı, yanıp sönen, titrek  bir ışığa bağlı olarak başlar. Gerçekte çok ender görülen bir sara  türüdür, ama petit mal türü saralılarda “aralıklı ışıklı uyarı” denen  tek­nikle nöbet başlatılabilir. Bunun için özel bir elektronik aygıtla  gözün ağtabakası saniyede 10-20 kez rit­mik bir ışıkla uyanlır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Grand mal ve petit mal dışında <a href="http://www.saglik.im/sara-epilepsi/">sara</a> türleri var mıdır?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span><br />
Sara çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Bir <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> ya da kas  grubunda klonik kasılmalarla ortaya çıkan (miyoklonik) sara, vücudun bir  bölümünde sürekli kasılmanın görüldüğü kısmi sürekli sara ve belirli  uyanlardan kaynaklanan ışık sarası (fotojenik sara) gibi türleri vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/sara-epilepsi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>21</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KRONİK TRAVMALAR DA HASTALIĞA NEDEN OLABİLİR Mİ?</title>
		<link>http://www.saglik.im/kronik-travmalar-da-hastaliga-neden-olabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/kronik-travmalar-da-hastaliga-neden-olabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 05:50:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=468</guid>
		<description><![CDATA[Kronik travmalar da hastalığa neden olabilir mi? Olguların büyük bölümünde meslek hastalıkları söz konusudur. En Önemli grup, titreşimli makine kullanımına bağlı Raynaud sendromu olgularını içe­rir. Ük olgular havalı çekiçle çalışan kişilerde gözlendiğinden, buna havalı çekiç hastalığı adı verilmiştir. Havalı ya da elektrikli olsun tüm titreşimli ay-gıtiar, dakikada 1.000′in üstünde titreşim yaparak ikincil bir Raynaud send-romunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik travmalar da hastalığa neden olabilir mi? </strong></p>
<p>Olguların büyük bölümünde meslek hastalıkları söz konusudur. En Önemli grup, titreşimli makine kullanımına bağlı Raynaud sendromu olgularını içe­rir. Ük olgular havalı çekiçle çalışan kişilerde gözlendiğinden, buna havalı çekiç hastalığı adı verilmiştir. Havalı ya da elektrikli olsun tüm titreşimli ay-gıtiar, dakikada 1.000′in üstünde titreşim yaparak ikincil bir Raynaud send-romunun ortaya çıkmasına yol açabilirler. Bozulduklar, titreşimli aygıt kul­lanmaya başlanmasından aylar, hatta yular sonra ortaya çıkar. Tablo Rayna­ud sendromundakiyle aynıdır, ama sklerodermi ve <a href="http://www.saglik.im/gangren/">kangren</a> gibi yapısal deği­şiklikler uzun süreli olgularda bile çok enderdir. Bununla birlikte özellikle uçak motoru yapımında çalışan ve titreşim sayısı dakikada 10 binden fazla olan makineler kullanan işçilerde ağır bir biçim gözlenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/kronik-travmalar-da-hastaliga-neden-olabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MULTİPL SKLEROZ</title>
		<link>http://www.saglik.im/multipl-skleroz/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/multipl-skleroz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 12:03:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir sistemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=387</guid>
		<description><![CDATA[Multipl (yaygın) skleroz sık görül­mesi ve kronikleşerek genç erişkinlerde önemli sakatlıklara yol açması nedeniy­le sinir sistemi hastalıklarının en önem­lilerinden biridir. Multipl skleroz akmaddedeki sinir hücrelerinin uzantılarını çevreleyen ya­lıtkan miyelin kılıfını yıkıma uğratan hastalıklardan en yaygın olanıdır. Ak-maddeyi yaygın olarak etkilediğinden yaygın ya da multipl skleroz adını alır. Hastalık adını, dokuların hastalık süreci sonunda büzüşüp sertleşerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p>Multipl (yaygın) <a href="http://www.saglik.im/skleroz/">skleroz</a> sık görül­mesi ve kronikleşerek genç erişkinlerde önemli sakatlıklara yol açması nedeniy­le <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> hastalıklarının en önem­lilerinden biridir.<br />
<a href="http://www.saglik.im/multipl-skleroz/">Multipl skleroz</a> akmaddedeki sinir hücrelerinin uzantılarını çevreleyen ya­lıtkan miyelin kılıfını yıkıma uğratan hastalıklardan en yaygın olanıdır. Ak-maddeyi yaygın olarak etkilediğinden yaygın ya da multipl skleroz adını alır.<br />
Hastalık adını, dokuların hastalık süreci sonunda büzüşüp sertleşerek nedbe dokusu haline gelmesinden alır. Merkez sinir sisteminde oluşan nedbe dokusu eski haline dönmez ve sinir lifi boyunca miyelin kılıfında yıkım görü­lür. Sinir lifinin kopmasına neden ola­bilen değişiklikler sinir dokusunun iş­levlerini tümüyle yitirmesine yol açar.</p>
<p><strong> GÖRÜLME SIKLIĞI </strong></p>
<p>Genellikle (olguların yüzde 50’sinde) 20-40 yaş arasında başlar ve 30 yaşla­rında en ağır duruma ulaşır. Hastaların yüzde 5′inden azı 10 yaşından küçük ya da 50 yaşından büyüktür. Erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülür. Bazı ülkeler ile bazı coğrafi bölgelerde daha çok rastlanır; görülme sıklığı genellikle ekvatordan uzaklaştıkça artar.<br />
İskandinav ülkeleri, İngiltere, Al­manya ve Avusturya’da oldukça yaygın­dır; Çin ve Japonya’da çok ender görü­lür; Sibirya ve Mısır gibi bazı ülkelerde ise hemen hiç bilinmemektedir. ABD’de geçmişte çok az görülen multipl skleroz olguları son yıllarda artmıştır.</p>
<p><strong>NEDENLERİ </strong></p>
<p>Nedenleri henüz kesin olarak anlaşıl­mamıştır. Bütün olasılıklar incelenerek geliştirilen çeşitli varsayım ve kuram­lardan bazıları yaralanma, aşırı beden­sel yorgunluk, zehirlenme, yapısal et­kenler ve heyecan gibi nedenlerin üze­rinde durmaktadır ama bunların hiçbiri kanıtlanamamıştır. Bununla birlikte, söz konusu etkenlerin hastalığın gelişi­mini kolaylaştırdığı ya da gidişini de­ğiştirdiği kabul edilir.<br />
Araştırmalar multipl skleroz oluşu­munda çevresel etkenlerin önemi oldu­ğunu düşündürmektedir. Ayrıca, etke­nin yavaş üreyen bir virüs olabileceği de sanılmaktadır. 1943-60 yıllarında Faroe Adaları’nda olduğu gibi, zaman zaman “salgınlara” neden olması bu gö­rüşü desteklemektedir. Ayrıca, hastalı­ğın daha sık görüldüğü bölgelerden da­ha az görüldüğü bölgelere göç edenler­de, görülme sıklığının göç yaşı ile oran­tılı olarak değiştiği saptanmıştır. On beş yaşından önce göç edenler arasında hastalığa yakalanma oram yeni geldik­leri bölgedeki oranla aynıdır; 15 yaşın­dan sonra göç edenler arasında ise ilk yerleşim yerindeki oran görülür. Gene de multipl sklerozlu hastaların beynin­de herhangi bir virüs aynştınlamamış-tır. Virüsün hastalık yapıcı etki kazanıp miyelin dokusunda yıkıma yol açma­dan önce uzun süre sessiz kaldığı anla­şılmaktadır.<br />
Yavaş üreyen virüs varsayımı dışın­da, genetik yapıdaki bir özelliğin özba-ğışıklık yaratarak hastalığın ortaya çtfa-şını kolaylaştırdığını düşündüren kuram da tartışılmaktadır. Virüs ve özbağışık-lık kuramları bir arada da ele alınabilir; virüs hastalığın ortaya çıkmasına neden olurken genetik yatkınlığı olan bireyler­de alevlenmeler kolaylaşabilir.<br />
Multipl skleroz gibi öteki miyelin-sizleştirici (sinir lifleri çevresindeki mi­yelin kılıfım yıkıma uğratan) beyin-omurilik iltihaplan da (ensefalomiyelit) virüs kökenlidir. Bu hastalıklarda virüs, herhangi bir enfeksiyon etkeni gibi has­talığı başlattıktan sonra bir özbağışıklık süreci ortaya çıkar. Bu sürecin karma­şık yapısı, öteki virüs hastalıklannda gözlenmeyen ve yavaş giderken aniden alevlenmelerle beliren klinik tabloya neden olur.</p>
<p><strong>BELİRTİLERİ</strong></p>
<p>Multipl skleroz, hastalanmadan önce tü­müyle sağlıklı olan bireylerde, hızla ge­lişen sinir sistemi belirtileriyle ortaya çıkar. En önemli belirti, gözyuvan ar­dında görme sinirindeki iltihap sonu­cunda tek gözde ortaya çıkan görme bu­lanıklığıdır. Bu iltihabın görüldüğü has­taların yaklaşık yüzde 50’sinde er ya da geç multipl skleroz geliştiği saptanmış­tır.<br />
Başlangıçta çok belirgin olmayan te­kil belirtiler görülebilir. Bunlardan bazı­sı gençlerde, yüzün her iki yansında da görülen trigeminus nevraljisi, başın zor­la bükülmesiyle <a href="http://www.saglik.im/yazi/omurga/">omurga</a> boyunca duyu­lan elektriklenme, bedensel yorgunlukla ya da sıcak ortamda kaldıktan sonra or­taya çıkan <a href="http://www.saglik.im/gorme-bulanikligi/">görme bulanıklığı</a> ve başka sinir sistemi belirtileridir.<br />
Kural olarak kol ve bacaklar ile kafa sinirlerinin etkilenmesinden kaynakla­nan <a href="http://www.saglik.im/hareket/">hareket</a> bozuklukları ön plandadır. Erken evrede, hasta özellikle bacakla-nndaki güçsüzlükten ve aşın yorulma­dan, elleriyle ince hareketleri yapama­maktan yakınır. Daha sonra bacaklarda ve çok ender olarak kollarda hafif felç­ler görülür; buna güç kaybı ve hareket­lerde sınırlanma eşlik eder. Özellikle bacak kaslarının gerginliği artar, bu durum kasların kasılıp kalmasına kadar ilerleyebilir. Hastalığın başlangıcında “yalancı tabes” olarak adlandırılan tab­loda, kasların gerginliğinde azalma gözlenebilir.<br />
Sıklıkla ıstençli hareketler sırasında ortaya çıkan titremeler (tremor) görü­lür. Genellikle hareketlerin başlangıcın­da ortaya çıkan ve giderek belirginleşen titreme, hasta dinlenirse tümüyle kay­bolur; kol ya da bacak boyunca, kimi zaman da baş ve gövdede görülür. Ağır olgularda hastanın kısa bir süre ayakta durması baş ve gövdede titremenin baş­laması için yeterli olurken daha hafif olgularda, elindeki bardağı ağzına gö­türmesi ya da işaretparmağıyla burnu­nun ucuna dokunmasıyla <a href="http://www.saglik.im/titreme/">titreme</a> başlar. Hastanın eli yüzüne yaklaştıkça titre­meler genişler, düzensizleşir; titreme heyecanla artar.<br />
Belirgin titreme olmayan hastalar­da, <a href="http://www.saglik.im/serebellum-beyincik/">beyincik</a> işlevlerinin bozulduğunu gösteren belirtiler saptanabilir. Kol ve bacak kaslarının gerginliğinde bozuk­luk vardır. Genellikle kol ve eller ger­ginken ve avuçlar yere bakarken par­maklar düz tutulamaz; bütün parmak­larda gerginlik artar. Hasta kollannı gergin, avuçlarını yukarı dönük tutarak ellerini başının üstüne kaldırdığında başparmaklarım birleştirmekte güçlük çeker.<br />
Yürürken zaman zaman kasılmalar görülür. Kısa adımlarla ve ayaklarını yere sürterek yürürken bacaklar gergin­dir; kimi zaman da gövdeyi her iki yere sallayarak ve bacakları açıp sendeleye­rek yürür. Daha sık olarak da yürürken kol ve bacaklarda katılaşma, sendeleme görülür; adım atarken bacak istemeden daha ileri gider ve ayak tabanı kuvvetle yere çarpar. Konuşma bozuklukları oldukça sık görülür. Hasta yavaş ve hecelen ayıra­rak konuşur. Bazen de sözcükler ağzın­dan patlarmışçasına çıkar ve farklı ton­lamalar kullanır. Kimi zaman ses telle-rindeki titreme konuşmada titremeye yol açar. Multipl skleroz, ender olarak hafif ruhsal bozukluklara da neden olur. Duygulanım bozukluklan ön plandadır; <a href="http://www.saglik.im/yazi/kisilik/">kişilik</a> yapısında değişme, genel duru­mun ağırlaşmasıyla çelişen aşın coşku (öfori) ya da ruhsal ve bedensel huzursuzluğa eşlik eden bunaltı (anksiyete) görülebilir. Spastik gülme ve ağlama nöbetlerine de rastlanabilir.</p>
<p><strong>GİDİŞİ</strong></p>
<p>Multipl sklerozda belirtilerin şiddeti de­ğişkendir, ani iyileşme ve alevlenme dönemleri vardır. Hastalık kendine öz­gü belirtilerle başlayabildiği gibi, bir­denbire ortaya çıkıp birkaç gün sonra yok olan tek bir belirtiyle de kendini gösterebilir. Kimi zaman yıllar sonra yeniden ortaya çıkar ya da yerini başka süreçler alır. Tek başına görülebilen ge­çici başlangıç belirtileri arasında çift görme (diplopi), baş dönmesi, düzensiz yürüme, konuşma güçlüğü (dizartri), yüzde, bir kol ya da bacakta ya da vücu­dun bir yarısında duyu azalması ya da duyu kaybı sayılabilir.<br />
Kimi zaman belirtilerin tümü bir aradadır, aniden ve hızla başlar, uzun bir duraklama döneminden sonra ağırla­şır. Akut başlangıç ve ani ağırlaşmanın nedeni, multipl sklerozun temelinde ya­tan iltihap sürecinin ani alevlenmesidir</p>
<p><strong>İNCELEMELER </strong></p>
<p>Lezyonlann ortaya konmasını sağlayan özel incelemelerin en önemlisi magne-tik rezonanstır (MR). Bu yöntem beyin gövdesi ve omurilik boyunca yayılan miyelinsiz alanların görüntülenmesini sağlar. Ayrıca paramagnetik kontrast aygıtlarla miyelinsizleşme süreci görün­tülenebilir.<br />
Son yıllarda MR ile elde edilen veri­ler hastalığın tipik belirtilerinin, multipl skleroz tablosunun yalnızca görünen bölümü olduğunu göstermiştir. MR vü­cuda zarar vermez, ışınım kullanılmadı­ğından gerekirse birkaç kez yinelenebi­lir. MR ile elde edilen sonuçlar genel­likle klinik tabloyu yansıtır.<br />
Son yıllarda nörofizyolojide, çevrel görme sinirleri, beyin sapı ve işitme si­nirleri boyunca iletiyi araştıran uyarıl­mış potansiyel (EP) yöntemi de incele­me amacıyla kullanılmaya başlamıştır. Kafatasından verilen bir ağrısız uyarı­nın beyin kabuğunda görme ve işitmeyle ilişkili bölümü uyarması sonucunda bu uyarının iletim süresi ölçülebilmek­tedir.</p>
<p><strong>AYIRICI TANI</strong></p>
<p>Klinikte birden fazla tablo görüldüğün­den, doğru tanıya ulaşmak için sinir sis­temi hastalıklarının tümü dikkate alın­malıdır.<br />
Ayırıcı tanı yapılacak <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> arasında histeri unutulmamalıdır. Bilin­diği gibi histeride çok sayıda ve çeşitli tablolar vardır. Multipl sklerozun baş­langıç belirtilerine kişilik değişikliği de eklenirse, histeriyi de düşündüren bir görünüm ortaya çıkar.</p>
<p><strong>TEDAVİ </strong></p>
<p>Multipl skleroz, en zor tedavi edilen si­nir sistemi hastalıklarından biridir. Bir­çok tedavi yöntemi önerilmiş ve denen-mişse de hiçbiri evrensel olarak kabul edilmemiştir. Hastalığın nedenleri ve gelişimine ilişkin çeşitli varsayımların yanında birçok tedavi önerisi geliştiril-mişse de, henüz başarılı sonuçlar elde edilememiştir. Bazı tedavi yöntemleriyle elde edilen olumlu sonuçlar ve belir-tilerdeki gerilemenin yanı sıra, hastalı­ğın kendiliğinden gerilemesi olasılığı da her zaman düşünülmektedir. Bazı ol­gularda belirtilerin hızla gerilemesi, uy­gulanan tedavi açısından umut verse de, er ya da geç alevlenme dönemleri orta­ya çıkmaktadır.<br />
Günümüzde kullanılan ya da dene­me aşamasında olan tedavi yöntemleri­nin başlıca amacı etkilenen dokularda ödemin azaltılması (ACTH ve korti-kosteroit grubu ilaçlarla); sinir lifinin iletim potansiyelinin artırılması; bağı­şıklık sisteminin ketlenmesi (siklofos-famit, azatiyoprin, siklosporin gibi ilaçlar ve plazmaferez ya da lenf doku­larının ışınlanması gibi yöntemlerle) ve immünomodülasyondur (monoklo-nal antikorlar, interferon, <a href="http://www.saglik.im/timus/">timus</a> özütle-riyle). Virüs öldürücü ilaçlarla da araş­tırmalar yapılmıştır. Görüldüğü gibi, multipl sklerozda önerilen ve uygula­nan birçok tedavi yöntemi olsa da, hiç­biri iyi ve uzun süreli sonuç vermemiş­tir. Özellikle gerilemeye başlayan ya da alevlenme gösteren olgularda çok kullanılan tek tedavi yöntemi kortizon grubu ilaçlardır. Kronik ve ilerleyici olgular bu tedaviye daha çok direnç gösterir. Steroitler öncelikle ödemin çözülmesini sağlar; büyük bir olasılık­la doğrudan sinir dokusunu ya da dolaylı olarak bağışıklık sistemini etkile­diği düşünülmektedir. Öte yandan, has­talığın doğal gidişini yavaşlatmadığı saptanan steroitlerin uzun tedavi prog­ramlarında yararsız oldukları kabul edilir.<br />
Fizik tedavi de yararlı olabilir. Orta derecede egzersizler aşırı yorgunluktan kaçınmak koşuluyla yarar sağlayabilir. Başarıyla yürütülen bir fizik tedavi ka­sılmalar ve ataksinin (sistemli <a href="http://www.saglik.im/kas/">kas</a> hare­ketinde eşgüdüm bozukluğu) düzeltil­mesinde şaşırtıcı sonuçlar verebilir. Et­kili bir tedavi için doğru bir yöntem ve çalıştırılacak kas gruplarının iyi seçil­mesi gerekir. Çeşitli kasların bir dizi hareketi yinelemesi sağlanmalıdır. Bu tedavi yalnız yeterli donanım bulunan merkezlerde uygulanabilir.<br />
En yararlı egzersizlerin başında yüzme gelir; ileri düzeyde ataksi olan hastaların 15-30 dakika kadar havuz ya da denizde yüzdükten sonra çok daha iyi yürümeye başladığı saptanmıştır.</p>
<p><strong>Multipl sklerozlu hastayı bekleyen gelecek nedir?</strong></p>
<p>Beklenen yaşam süresi önceleri 3-12 yılken, günümüzde büyük Ölçüde uzamıştır. Gerçekten de multipl skle­rozda <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> nedeni hemen her zaman sinir sistemi dışı komplikasyonlardır. Özellikle <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> sistemi ve idrar yollarında <a href="http://www.saglik.im/yazi/enfeksiyonlar/">enfeksiyonlar</a> görülür. <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">Antibiyotik</a> kullanımı ve etkili önlemler, bu komplikasyonları hemen tümüy­le yok etmiştir. Günümüzde multipl sklerozlu hastalarda beklenen yaşam süresi 25-27 yıl, hatta daha da uzun olabilmektedir. Hastaların dörtte üçünden çoğu hastalığın başlangıcısmdan sonra 20 yıl yaşar, 30-35 yıl yaşa­yanlar da görülebilir. Ayrıca yaygın görüşün aksine, multipl sklerozda gidiş önlenemez değildir. Hastaların ço­ğu uzun yıllar sonra bile işlerini ve toplumsal yaşamlarım rahatlıkla sürdürebilirler. Olguların çoğunda sinir sistemindeki yetersizliklere karşın belirli bir yaşam standardı korunabilir.</p>
<p><strong>Multipl skleroz tanısı güç bir hastalık mıdır?</strong></p>
<p>Eskiden inceleme yöntemlerinin yetersizliği ve bu hastalığa ilişkin bilgilerin azlığı nedeniyle multipl skleroz<br />
tanısı ancak birkaç yıl kadar ilerleyen olgularda konabiliyordu. Uzman hekim hastanın şikâyetlerini dinledik­ten ve öbür hastalık olasılıklarını dışladıktan sonra multipl skleroz tanısına ulaşabiliyordu. Günümüzde gelişti­rilen aletler ve bu hastalığı daha İyi değerlendirebilecek bilgi birikimi sayesinde multipl skleroz tanısı oldukça kolaylaşmıştır.<br />
<a href="http://www.saglik.im/magnetik-rezonans/">Magnetik rezonans</a> yöntemi hastalığın merkez sinir sisteminde hangi olayları etkilediğini göstermekte, uyarıl­mış potansiyel (EP) yöntemiyle görme ve işitme sinirleri ile omurilik işlevleri sınanabilmektedir. Ayrıca bel ponksiyonuyla alman omurilik sıvısı incelenerek hastalığın varlığı ve derecesi saptanabilmektedir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/multipl-skleroz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyin İskemisi Ne Demektir?</title>
		<link>http://www.saglik.im/beyin-iskemisi-ne-demektir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/beyin-iskemisi-ne-demektir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 15:07:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[Beyin iskemisi ne demektir?: Beyin iskemisi, beynin bir bölgesinin az kan ve dolayısıyla yetersiz oksijen alması durumudur. İskeminin yavaş geliştiği olgularda klinik belirtiler dikkat çekici olmayabilir. Ama ani gelişen iskemilerde beyin işlevleri büyük ölçüde bozulabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p><strong>Beyin iskemisi ne demektir?</strong>:</p>
<p>Beyin iskemisi, beynin bir bölgesinin az <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> ve dolayısıyla yetersiz oksijen alması durumudur. İskeminin yavaş geliştiği olgularda klinik belirtiler dikkat çekici olmayabilir. Ama ani gelişen iskemilerde beyin işlevleri büyük ölçüde bozulabilir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/beyin-iskemisi-ne-demektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Damar Sertliği En Çok Hangi Beyin Atardamarlarında Görülür?</title>
		<link>http://www.saglik.im/damar-sertligi-en-cok-hangi-beyin-atardamarlarinda-gorulur/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/damar-sertligi-en-cok-hangi-beyin-atardamarlarinda-gorulur/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 15:06:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beyin Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=129</guid>
		<description><![CDATA[Damar sertliği en çok hangi beyin atardamarlarında görülür? Bu lezyonlar şahdamarı gibi büyük ya da çapı 0,6 mnV den büyük atar­damarlarda sık görülür. Daha küçük damarlar hastalıktan seyrek ola­rak etkilenir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Damar sertliği en çok hangi beyin atardamarlarında görülür?</strong><br />
Bu lezyonlar şahdamarı gibi büyük ya da çapı 0,6 mnV den büyük atar­damarlarda sık görülür. Daha küçük damarlar hastalıktan seyrek ola­rak etkilenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/damar-sertligi-en-cok-hangi-beyin-atardamarlarinda-gorulur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

