<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Akciğer Hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglik.im</link>
	<description>Sağlık, Tıp, Estetik Tedavi Yöntemleri &#124; Sağlık&#039;ım Her şey Diyorsanız..!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Aug 2011 02:08:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Akciğerler</title>
		<link>http://www.saglik.im/akcigerler/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/akcigerler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 07:46:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=9106</guid>
		<description><![CDATA[Omurgalılarda göğüs kafesi boşluğunda duran ve solunum işlevini gören ve genellikle iki bölümden meydana gelen önemli bir organdır. Bunlarla atmosferdeki oksijen alınır ve dışarıya, karbondioksit verilir. İnsanda sağ akciğer üç, sol akciğer iki lobludur. Yüzeyleri göğüs duvarından iki katmanı ile ayrılmıştır. İki katmanın arasında az miktarda sıvı bulunur. Bu durum akciğerlerin serbestçe hareket etmesine, göğüs [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglik.im/omurgalilar/">Omurgalılar</a>da <a href="http://www.saglik.im/gogus-kafesi-toraks/">göğüs kafesi</a> boşluğunda duran ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> işlevini gören ve genellikle iki bölümden meydana gelen önemli bir organdır. Bunlarla atmosferdeki <a href="http://www.saglik.im/oksijen-ve-karbondioksitin-kan-icinde-tasinmasi/">oksijen</a> alınır ve dışarıya, <a href="http://www.saglik.im/oksijen-ve-karbondioksitin-kan-icinde-tasinmasi/">karbondioksit</a> verilir. İnsanda sağ <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">akciğer</a> üç, sol akciğer iki lobludur. Yüzeyleri göğüs duvarından iki katmanı ile ayrılmıştır. İki katmanın arasında az miktarda sıvı bulunur. Bu durum <a href="http://www.saglik.im/akcigerler/">akciğerler</a>in serbestçe hareket etmesine, göğüs duvarının genişlemesine ve <a href="http://www.saglik.im/diyafram/">Diyafram</a>ın aşağıya çekilmesi halinde akciğerlerin havayla dolmasına olanak verir. Hava soluk borusuna, <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/agiz-hastaliklari/">ağız</a> ya da <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a>dan girer. Soluk borusu iki <a href="http://www.saglik.im/brons-genislemesi-bronsektazi/">bronş</a>a, bunlar da tekrar tekrar ve çapları giderek küçülen birçok dala ayrılır, en sonda <a href="http://www.saglik.im/hava-keseciklerinin-mikroskobik-yapisi/">hava kesecikleri</a> yer alır. Hava keseciklerinde hava, akciğer kılcal damarlarındaki oksijensiz kanla karşılaşır.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9107" title="akcigerler" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/10/akcigerler-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></p>
<p>İçinde bol karbondioksit bulunan bu kana &#8220;kirli kan&#8221; denir. Kılcal damarlardaki &#8220;kirli kan&#8221; havadan oksijen alır, havaya karbondioksit verir. <a href="http://www.saglik.im/sag-ventrikul-sag-karincik/">Sağ karıncık</a>tan gelerek kılcal damarlarda böylece &#8220;temizlenen&#8221; kan, kalbin sol kulakçığına dökülür. Solunumu ilgilendiren <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a>daki karbondioksit ve oksijen düzeylerinde anormal değerlere yol açabilir. Çeşitli <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">akciğer hastalıkları</a> vardır: <a href="http://www.saglik.im/yazi/astim/">Astım</a>; <a href="http://www.saglik.im/akut-bronsit/">Bronşit</a>; <a href="http://www.saglik.im/embolizm-ve-embolus/">Embolizm</a>; <a href="http://www.saglik.im/yazi/kanser/">Kanser</a>; <a href="http://www.saglik.im/plorezi/">Plörezi</a>; <a href="http://www.saglik.im/pnomokonyozlar/">Pnomokonyoz</a>;<a href="http://www.saglik.im/verem/">Tüberküloz</a> (<a href="http://www.saglik.im/verem/">Verem</a>). Vücudu etkileyen birçok <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalık</a> akciğerleri de etkiler. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">Akciğer hastalıklarının belirtileri</a> <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a>, <a href="http://www.saglik.im/yazi/balgam/">balgam</a>, balgamda kan, <a href="http://www.saglik.im/nefes-darligi/">nefes darlığı</a> şeklindedir. Solunumun birdenbire yetmez hale geçmesi hemen <a href="http://www.saglik.im/yapay-solunum-2/">yapay solunu</a>m uygulanmasını gerektirir. <a href="http://www.saglik.im/gogus-filmi/">Göğüs filmi</a>, kan gazı düzeylerinin saptanması ve akciğer hacim değerlerinin ölçülmesi, teşhiste yardımcı olur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>Akciğerlerin genel özellikleri nelerdir?</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Cevap</strong></span></p>
<p>İnsan vücudunda iki akciğer vardır. Göğüs boşluğunun sağ ve solun­da yer alan bu organ çifti, akciğer zan iç katmanıyla sanlı çok esnek, süngersi bir yapıdadır. En geniş yeri olan tabanından yukarıya doğru giderek daralır. Çocuklarda grimsi beyaz olan renkleri, solunan ha­vayla sürekli olarak içlerine girip biriken yabancı maddelerin etkisiy­le koyulaşır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Soru</strong></span></p>
<p><strong>AKCİĞERİN İŞLEVİ NEDİR?</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Cevap</span></strong></p>
<p>Akciğerlerin işlevi nedir?<br />
Akciğerler <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> işlevini yerine getiren organlardır. Üstün yapılı canlıların hiçbir hücresi oksijensiz yaşayamaz. Aynı zamanda meta­bolizma etkinliği sırasındaki oksidasyon süreçlerinin son ürünü olan karbon dioksitin de uzaklaştırılması gerekir. Bu nedenle solunumla gerçekleştirilen <a href="http://www.saglik.im/gaz/">gaz</a> alışverişinin bütün <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> hücreleri için yaşamsal önemi vardır. Solunum göğüs kafesinin düzenli hareketleriyle sağla­nır. Bu hareketler akciğerlerdeki havanın sürekli yenilenmesini sağ­lar ve böylece <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> ile akciğerlerde bulunan sayısız hava keseciğinin duvarları arasındaki gaz alışverişi kesintisiz sürer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/akcigerler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akciğer Apsesi</title>
		<link>http://www.saglik.im/akciger-apsesi-2/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/akciger-apsesi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 22:42:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Solunum Sistemi ve Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=4638</guid>
		<description><![CDATA[AKCİĞER APSESİ: Akciğerde herhangi bir bölgede gelişen bir iltihabın o bölgedeki akciğer dokusunu öldürmesi sonucu akciğer apsesi oluşur. Apsenin çevresindeki akciğer dokusunda iltihap alam, başka bir anlatımla pnömoni alanı bulunur. Canlılığını kaybeden bu akciğer alanı, bir bronşa açılıp belgam biçiminde atılabilir. Bazen de apse, akciğer zarlarına doğru ilerleyip plevre (akciğer zarij boşluğuna açılır. Böylece içindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9293" title="AKCİĞER APSESİ" src="http://www.saglik.im/wp-content/uploads/2009/04/AKCİĞER-APSESİ-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />AKCİĞER APSESİ: Akciğerde herhangi bir bölgede gelişen bir iltihabın o bölgedeki akciğer dokusunu öldürmesi sonucu akciğer apsesi oluşur. Apsenin çevresindeki akciğer dokusunda iltihap alam, başka bir anlatımla pnömoni alanı bulunur. Canlılığını kaybeden bu akciğer alanı, bir bronşa açılıp belgam biçiminde atılabilir. Bazen de apse, akciğer zarlarına doğru ilerleyip plevre (akciğer zarij boşluğuna açılır. Böylece içindeki ölü <a href="http://www.saglik.im/dokular/">dokular</a> plevra boşluğuna dökülür ve bir ampiyem gelişir. Bazı durumlarda apse hem bronşa hem de plevra boşluğuna açılır. Bu duruma ‘Bronkoplöral fistül’ denir. Bronkoplö-ral <a href="http://www.saglik.im/fistul-ve-empiyem/">fistül</a> nedeniyle plevra boşluğunda fazla miktarda hava birikmesiyle ‘Pnömtoraks’ denilen durum ortaya çıkar.</p>
<p>PnÖmotoraks, yani plevra boşluğunda biriken hava fazla olduğundan, o taraftaki akciğere baskı yapıp onun adeta bir balon gibi sönmesine neden olabilir. Bu da <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> olayını olumsuz yönde etkiler. Akciğer apsesi genellikle solunum yollarına mikroplu bir yabancı cismin solunması sonucu oluşur. Bu durum genellikle alkoliklerde ya da komadaki hastalarda görülür. Aynı zamanda bir pnömoni (zatürree) olayı apseye neden olabilir. Akciğer apsesinin belirtileri, pnömoni belirtilerine benzer. Göğüste bir <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> ortaya çıktığında, plevranm etkilendiği düşünülmelidir. Akciğerlerin röntgeni çekildiğinde, tamamen boşalmış olan bir apsede hava-sıvı düzeyi denilen birbirinden farklı yoğunlukta iki bölge görülür. Bunun yanı sıra bölgenin pnömonik özelliği de röntgende görülebilir.</p>
<p>Akciğer apsesinde en çok kullanılan <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> penisilindir. Günümüzdeki etkin <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotikler</a> nedeniyle cerrahi girişimlere pek az gerek duyulmaktadır.</p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="339" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xa31ni_akciyer-kanseri-teyhisi-ve-tedavisi_lifestyle&amp;autoPlay=1&amp;related=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" src="http://www.dailymotion.com/swf/xa31ni_akciyer-kanseri-teyhisi-ve-tedavisi_lifestyle&amp;autoPlay=1&amp;related=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xa31ni_akciyer-kanseri-teyhisi-ve-tedavisi_lifestyle&amp;autoPlay=1&amp;related=1"><br />
</a></strong><em><a href="http://www.dailymotion.com/SaglikSitem"></a></em></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/akciger-apsesi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZATÜRRE</title>
		<link>http://www.saglik.im/zaturree/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/zaturree/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 17:45:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Videolu Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=585</guid>
		<description><![CDATA[ZATÜRREE: Pnömoni adıyla da tanınan zatürree, hava keseciklerinin (alveol) kılcal da­marlardan sızan sıvıyla dolması sonucu oltaya çıkan, daha sonra pıhtılaşan bu sıvının etkilediği bölgenin süngersi ya­pısını yitirip seıtleşmesiyle gelişen bir akciğer iltihabıdır. İltihaplanma akciğe­rin bir lobunu bütünüyle ya da kısmen kaplayabi lir. Lezde bronkoskopi sırasında alınan bronş salgısının incelenmesiyle etken bakteri ya da bakteriler saptanarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ZATÜRREE</strong>: Pnömoni adıyla da tanınan zatürree, hava keseciklerinin (alveol) kılcal da­marlardan sızan sıvıyla dolması sonucu oltaya çıkan, daha sonra pıhtılaşan bu sıvının etkilediği bölgenin süngersi ya­pısını yitirip seıtleşmesiyle gelişen bir akciğer iltihabıdır. İltihaplanma akciğe­rin bir lobunu bütünüyle ya da kısmen kaplayabi lir. Lezde <a href="http://www.saglik.im/bronkoskopi/">bronkoskopi</a> sırasında alınan bronş salgısının incelenmesiyle etken <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> ya da <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteriler</a> saptanarak gerekli te­davi uygulanabilir. Ama hastalığa ne­den olabilecek birçok bakterinin insan­da hastalık ortaya çıkmadan önce çü­rükçül (saprofit) olarak, yani hastalığa yol açmadan yaşadığı da unutulmama­lıdır. Bu nedenle zatürreenin vücuda direnç sağlayan sistemlerin zayıflama­sının bir rüse bağlı enfeksiyonları, aşırı soğu­ğun etkisi, alkol zehirlenmesi, yetersiz <a href="http://www.saglik.im/kategori/beslenme/">beslenme</a> ve ruhsal çöküntü (depres­yon) gibi nedenlerle zayıflayabilir.Solunum yollarında enfeksiyonlara karşı savunma sistemleri vardır. Gırtla­ğı aşan enfeksiyon etkenleri akciğerlere doğru ilerlerken öksürükle uzaklaştırıl­maya çalışılır. Ayrıca <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yolların­daki <a href="http://www.saglik.im/epitel/">epitel</a> hücrelerinin sürekli titreşen yonlar bronşiyollerı de kapsayan yay­gın odaklar biçiminde görülürse hasta­lık bronş-akciğer iltihabı (bronkopnö-moni) olarak adlandırılır.Zatürreenin başlıca etkeni bakteri­ler, daha seyrek olarak da virüs ve man­tarlardır</p>
<p><strong>BAKTERİ KÖKENLİ ZATÜRREE</strong><br />
Akciğerlerde <a href="http://www.saglik.im/yazi/iltihaplanma/">iltihaplanma</a> sürecine yol açan başlıca bakteriler pnömokok, Klebsıella pneumomae, streptokok ve stafilokoklardır. Balgamın, özellikle rur. Gene de bakteriler hava kesecikle­rine ulaştığında, çoğalmaları için pek uygun olmayan nemli bir ortamla karşı­laşır. Ayrıca <a href="http://www.saglik.im/fagositoz/">fagositoz</a> denen bir süreç içinde bakterileri ve yabancı parçacık­ları yok eden makrofaj adlı hücreler de akciğer ortamında bakterilerin çoğal­masını güçleştirir. Çeşitli koşullara bağ­lı olarak bu savunma dengeleri bozul­duğunda, zatürree başlayarak ilerleye­bilir.</p>
<p>Bazı kişilerin zatürreeye yatkınlığı olduğu söylenebilir. Kolayca, hatta ya­şam boyu 10-20 kez zatürreeye yakalamlabilmesi bu tür bir yatkınlığa bağlan­maktadır. Zatürreeye erkekler kadınlara göre daha kolay yakalanırlar. Siyah ırktan kişiler hastalığa karşı daha duyarlı­dır.</p>
<div style="background-color: #090909; width: 425px;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="343" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#090909" /><param name="src" value="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdAQVxEWxI=" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="343" src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFdAQVxEWxI=" allowfullscreen="true" wmode="window" bgcolor="#090909"></embed></object></div>
<p><strong>Görülme Sıklığı</strong><br />
Zatürree ve bronkopnömoni gibi akci­ğer enfeksiyonları, özellikle kış ayla­rında oldukça sık görülür. Bu hastalık­lar <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotik</a> kullanımına karşın önemlerini korumakta ve ölüme yol açabilmektedir. Zatürreeye her yaşta yakalanmak olasıdır. Ama hastalık bir yaşın altındaki çocuklarda ve yaşlılar­da daha çok görülür ve ağır seyreder. Özellikle kentlerde ve soğuk mevsim­lerde, gelir düzeyi <a href="http://www.saglik.im/dusuk-abortus/">düşük</a> kesimlerde daha yaygındır.</p>
<p><strong>Belirtileri</strong><br />
Hastalık genellikle birden başlayıp hız­la ilerler. Sabah yatağından kalktığında bütünüyle sağlıklı görünen bir kişi bir­kaç saat geçmeden kendini kötü hisset­meye başlayabilir. Daha sonra <a href="http://www.saglik.im/yazi/vucut-sicakligi/">vücut sıcaklığı</a> yükselir ve ürperme görülür. Hasta sağlığının bozulduğunu ve ateşi­nin yükseldiğini fark ederek dinlenme isteği duyar. <a href="http://www.saglik.im/ates/">Ateş</a> birkaç saat içinde 39°C-40°C’ye değin yükselir, ürperme-ler giderek artar. Son derece bitkin ve yorgun olan hasta, akciğerin hastalığa tutulan lobuna bağlı olarak yeri deği­şen güçlü bir <a href="http://www.saglik.im/agri/">ağrı</a> duyar. Genellikle ön­de meme bölgesi, arkada ise kürek ke­miğinin ucunda duyulan ağrı, solunum hareketlerine ve öksürüğe bağlı olarak şiddetlenir.Akciğerlerde ağrıya duyarlı duyu sinirleri bulunmaz. Ağrıyı başlatan et­ken iltihaplanma sürecinin hızla akci­ğer zarına yayılması ve fibrinli (kuru) <a href="http://www.saglik.im/yazi/akciger-zari/">akciğer zarı</a> iltihabının ortaya çıkması­dır. Özellikle akciğer zarının dış kat­manı yoğun duyu lifleri taşır ve en kü­çük zedelenmeye karşı ağrı yanıtı ve­rir. Böylece solunum sırasında ağrının keskinleşmesi kolayca anlaşılabilir. Akciğerin her genişlemesinde akciğer zarının iki katmanı birbiriyle sürtünme sonucunda Örselenir, bu da sinir iletimi yoluyla ağrı olarak algılanır.</p>
<p>Aynı süreç hastanın kuru ve hırıltılı öksürükten yakınmasına yol açar. Has­talığın değişmez belirtisi olan kuru ve hırıltılı öksürük, bronş, soluk borusu ve gırtlak mukozasının mekanik uyarı­ya verdiği yanıt biçimidir. Zatürreede uyan, bazen <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> şeritleri de içeren ve az miktardaki tükürükle çıkarılan bal­gam kütlesinden oluşur. Hasta yatakta ağrıyı önlemek ya da en aza indirmek için iltihaplı akciğer lobunun bulundu­ğu yana doğru yatar.</p>
<p>Akciğerdeki iltihabın yaygınlığına göre az ya da çok şiddetli bir solunum güçlüğü görülür. <a href="http://www.saglik.im/su/">Su</a> içme gereksinimi duyulsa bile <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştah</a> kesilmiştir. Bunlar birkaç saat içinde birbiri ardına ortaya çıkan ilk belirtilerdir.Hastalığın akciğerlerdeki gelişme süreci izlenirse, Önce hava kesecikleri­nin sıvıyla dolduğu görülür. <a href="http://www.saglik.im/gaz/">Gaz</a> alış­verişinin gerçekleştiği hava kesecikleri duvarında yoğun bir kılcal <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> ağı vardır. Küçük <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamarlar</a> ile toplar­damarları birleştiren son derece ince çaplı kılcal damarlardan sızan sıvı ve alyuvarlar hava keseciklerinde toplan­maya başlar. Bu, hastalığın ilk evresi, yani dolma dönemidir. Damarlardan sızan sıvıyla dolmuş keseciklere artık hava giremez. Oksijen-karbon dioksit alışverişinin gerçekleştiği yüzey gide­rek azalır. Sonuçta solunum güçlüğü ve vücudun oksijen gereksinimini kar­şılamak için daha sık soluma çabası gi­bi belirtiler ortaya çıkar. Hastalığın ilk gününde görülen bu belirtiler hastayı hekime başvurmaya zorlar. Tanı kon­duktan sonra hastalığın ilerlemesini önleyecek uygun antibiyotik tedavisi­ne başlanır.</p>
<p>İlk günün gecesinde ve er­tesi gün yakınmaları süren hasta rahat biçimde yalamaz. Bazen şiddetli <a href="http://www.saglik.im/bas-agrisi/">baş ağrısı</a> ve <a href="http://www.saglik.im/yazi/yuksek-ates/">yüksek ateş</a> nedeniyle dalgmlık ve algılama bozuklukları görülebi­lir. Yakınlarında korku uyandırabile­cek bu tür belirtiler geçicidir. Hasta alt ya da üst dudağında küçük bir şişlik duyumsayabilir..Kısa sürede kırmızıla-şan, ardından içi sıvı dolu kabarcıklara dönüşen ve birkaç günde kabuk bağla­dıktan sonra iz bırakmadan kaybolan bu lezyon dudakta oluşan bir uçuktur. Herpes simplex virüsü vücut direnci­nin kırılmasından yararlanarak uçuğa yol açar. Hastalığın ikinci ve üçüncü günlerinde iştahsızlık, aşın susama, kuru ve beyaz dil, miktarı azalmış ve bekletildiğinde açık renk tortu bırakan idrar gibi belirtiler de görülür.<br />
Dolma döneminin ardından öksü­rükle çıkarılan <a href="http://www.saglik.im/yazi/balgam/">balgam</a> kırmızımsı bir renk alır. Bu durum akciğerlerde dol­ma döneminden, kırmızı karaciğerleş-me (hepatizasyon) dönemine geçildiği­nin bir göstergesidir. Hastalığın geliş­tiği akciğer bölgesindeki sıvı ve alyu­varlarla dolan hava keseciklerinde iler­leyen <a href="http://www.saglik.im/pihtilasma/">pıhtılaşma</a> sonucu ağsı yapıda fibrin kütlesi oluşurken, fibrin lifleri arasında alyuvarlar gruplaşır.</p>
<p>Hastalık­lı bölgenin karaciğere benzer bir görü­nüm alması nedeniyle zatürreenin bu evresi “karaciğerleşme” ya da “hepati­zasyon” dönemi olarak adlandırılır.Hava keseciklerinde bulunan alyu­varlarla karışan bronş mukozası salgısı tükürükle dışarı atılır. Bu da balgama paslı ya da kırmızımsı bir renk verir. Ortaya çıkan bu belirtiler tedavide an­tibiyotikler ve öbür ilaçlar kullanılma­dan önce hastalığın 4-6. günlerinde gö­rülüyordu. Ateş hastalığın değişmez belirtisiydi. Daha sonra fibrin lifleri arasındaki alyuvarların yerini akyuvar­lar alıyor ve akciğer dokusunun renk de-ğiştirmesiyle “gri karaciğerleşme” döne­mi başlıyordu.</p>
<p>Ateş 7-9. günlerde şid­detli terlemeyle birlikte düşüyor ve iyi­leşme dönemine giriliyordu. Bu dönem­de hava keseciklerinde katılaşmış mad­deler çözülmekte, bunların bir bölümü öksürükle atılırken, kalan bölümü kana geri emilmekteydi.<br />
Günümüzde antibiyotik tedavisiyle hastalığın gelişimi bir noktada durdu­rulup hızla iyileşme sağlandığından zatürreenin yukarıda açıklanan tipik gidişine pek rastlanmaz. Ama değiş­ken gidişli ve daha sessiz biçimler gö­rülebilir. Özellikle yaşlılarda ve alko­liklerde kronik zatürree biçimlerine rastlanır. Bunlar hafif ateş ile belirgin <a href="http://www.saglik.im/nefes-darligi/">nefes darlığı</a> dışında pek belirti ver­mez ve antibiyotiklere dirençlidir. Alı­şılmadık zatürree biçimlerinin nedeni mikroplara karşı oluşan savunma yanı­tının azalmasıdır. Hastalık etkeni mik­roorganizmalar bütünüyle yıkıma uğratılamadığmdan, sessiz başla­yan iltihaplanma kalıcı bir hal alır ve giderek vücudu daha çok yıpratır.</p>
<p><strong>Tanı</strong><br />
Zatürree ve bronkopnömoni (bronş-akciğer iltihabı) tanısı yukarıda sırala­nan belirtilerin yanı sıra göğüs filmle­rinde akciğerin bir lobunu ya da akciğe­rin kenarları belirsiz, silik bir bölümü­nü etkileyen yoğunlaşma alanlarının görülmesine dayanır. Bunlardan ilki za­türreenin, ikincisi bronkopnömoninin göstergesidir. Hastalık etkeni olan mik­robu saptamak amacıyla balgam kültü­rü yapılmalıdır. Ama hastalığın şiddetli gidişi, tedavi öncesinde inceleme sonu­cunu bekleyecek zaman bırakmayabilir. Bu nedenle tedaviye balgam inceleme­sinin sonucu alınmadan başlanır, daha sonra elde edilen veriler doğrultusunda tedavi değiştirilir. Bu sırada göğüs filmleri çekilerek, tedavinin etkisi de­ğerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Pnömokok kökenli zatürreenin tedavi ilkeleri hastalığın şiddetine bağlıdır ve bir yandan hastalık etkenini, öte yandan da ağır işlev bozukluklarını gidermeye yöneliktir. En çok kullanılan <a href="http://www.saglik.im/kategori/ilac-bilimi/">ilaç</a> peni­silindir.<br />
Olguların büyük bir bölümünde has­talık etkeninin yapısı belli değildir; en azından tedaviye başlarken saptanma­mıştır. Bu nedenle etki alam geniş, yan sentetik penisilinlerden biri ile tedaviye başlanması doğru olur.<br />
Bazı genel önlemler hastanın evin­de de alınabilir. Ama zatürree yaşamı tehlikeye sokacak ölçüde ağırlaştığmda, hasta zaman yitirilmeden hastane­ye kaldırılmalıdır. Zatürreeli hasta aşı­rı terlediğinden, su kaybını karşılaya­cak ölçüde sıvı alınması, bu arada elektrolit dengesinin de korunması ge­rekir. Başlangıçta <a href="http://www.saglik.im/istahsizlik-2/">iştahsızlık</a> nedeniyle sıvı ağırlıklı olan beslenme, genel du­rum iyileştikçe normale döndürülür. Hastalık karmaşık ve uzun bir gidiş gösterirse, hastayı bol vitaminli, yük­sek kalorili besinlerle güçlendirmek gerekir. Öksürük, hastayı çok rahatsız edici ölçüde artarsa <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> giderici ilaçlarla denetlenebilir.</p>
<p>Zatürreenin ağır biçimlerinde, akut enfeksiyonun kronik bir akciğer hastalı­ğına eklenerek solunum bozukluklarını artırdığı görülürse oksijen verilebilir. Oksijenin etkili bir biçimde veril­mesi lastik maske kullanılarak sağlanır. Ama maske kullanı­mı hastaya aşın ölçüde rahatsizlik veriyorsa <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> kateteri ya da ok­sijen çadırından yararlanılabilir. Tedavi süresi doğal olarak hastalığın gidişine bağlı olmakla birlikte, <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotikler</a> en az 8 gün boyunca ya da hastalık bir haf­tadan fazla sürerse, ateş düştükten 2-3 gün sonrasına değin verilmelidir.</p>
<p>Ateşin yüksek olduğu dönemde bi­linç bulanıklığı ortaya çıkabileceği için hastayı yalnız bırakmamak gerekir.<br />
Zatürreeye karşı etkili bir koruyucu önlem yoktur. Yalnızca nemli ortamlar­dan ve ani ısı değişikliklerinden kaçın­mak gerekir.</p>
<p><strong>BAKTERÎ KÖKENLİ BRONKOPNÖMONİ</strong><br />
Bir ya da daha çok mikrobun etken ol­duğu akut solunum sistemi iltihapların­dan olan bakteri kökenli bronkopnömo-nide (bronş-akciğer iltihabı) hava kese­ciklerinin yanı sıra bronşlar da hastalık­tan etkilenmiştir. Akciğere yayılmış de­ğişik boyutlarda çok sayıda iltihap oda­ğı görülür. Genel olarak bronşlar, hava keseciklerinden Önce iltihaplanır.</p>
<p>Hastalık etkenleri, bakteri kökenli zatürree etkenleriyle aynıdır.<br />
Bronkopnömoni genellikle kıza­mık, boğmaca, grip, difteri, suçiçeği, <a href="http://www.saglik.im/tifo/">tifo</a> ve çeşitli bakteri enfeksiyonları ya da vücudu aşırı ölçüde zayıf düşüren hastalıkların seyri sırasında ortaya çı­kar. Belirtiler ve tedavisi de zatürreedekine benzer. Ama yaşlı ve vücut di­renci zayıf hastalarda tedavi daha zorlaşır.</p>
<p><strong>VIRUS KÖKENLİ  ZATÜRREE</strong><br />
Virüs kökenli zatürree çeşitli virüs gruplarının etken olduğu hastalıklardır. Belirtileri bakteri kökenli zatürreedeki-ne benzer. Bir komplikasyona bağlı olan virüs kökenli zatürreeye ender rastlanır. Hastalığın klinik belirtileri özellikle burun mukozası, <a href="http://www.saglik.im/yutak-farinks/">yutak</a> ve gırt­lak gibi üst solunum yollarında ortaya çıkarak öbür belirtileri bastırabilir. Kı­zamık, kızamıkçık, <a href="http://www.saglik.im/sucicegi/">suçiçeği</a> gibi iyi bi­linen virüs kökenli <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> ender olarak zatürreeye neden olabilir. Ama bu tür hastalıklar sırasında ortaya çıkan zatürreenin etkeni çoğu zaman virüs de­ğil, vücut direncinin zayıflamasını fır­sat bilen bakterilerdir.</p>
<p><strong>Nedenleri</strong><br />
Hastalık etkeni <a href="http://www.saglik.im/yazi/virusler/">virüsler</a> çeşitli gruplar­dan olabilir. En sık görülenler miksovi-rüs grubundan <a href="http://www.saglik.im/grip/">grip</a> virüsü, paramiksovirüs grubundan krup etkeni de olan parainfluenza, bazı rinovirüs, enterovirüs ve adenovirüs tipleridir.<br />
<strong>Görülme Sıklığı</strong><br />
Virüs kökenli zatürreeler dünyanın her yerinde görülür. Virüsler hastalığın yer yer ya da yaygın salgınlar biçiminde or­taya çıkmasına neden olabilir. Bazen çok yaygın salgınlara dönüşebilen grip enfeksiyonlarında grip virüsünün, olgu­ların ortalama yüzde l’i oranında akci­ğere yerleştiği görülür. Ama “İspanyol gribi” adı verilen 1918′deki pandemide (dünya ölçeğinde salgın) akciğere yer­leşme oranı yüzde 30′a çıkmış ve <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> oranı çok yükselmiştir.<br />
Virüs kökenli zatürreeler her mev­simde ortaya çıkabilir; kış aylarında ise daha sık görülür.<br />
Her yaştan kişilerde görülmesine karşın gençlerde daha sık rastlanır. Görülme sıklığı cins ya da ırk temelinde önemli farklılık göstermez<br />
<strong>Nasıl Bulaşır?</strong><br />
Öbür virüs kökenli solunum sistemi hastalıklarında olduğu gibi, hastalığın sağlıklı kişilere bulaşması, Öksürük, aksırık ya da hasta kişilerin konuşması sırasında havaya yayıtan damlacıkların doğrudan solunması yoluyla gerçekle­şir. Bulaşmanın bu biçimi özellikle okul ya da kışla gibi toplu yaşanan yer­lerde virüs kökenli bronkopnömoni salgınlarına yol açar. Aynı kişi değişik virüslerin etkisiyle birkaç kez zatürree olabilir.<br />
Virüs enfeksiyonunun hazırladığı uygun ortamda pnömokok, stafilokok ve streptokok gibi bakterilere bağlı en­feksiyonlar gelişebilir . (süperenfeksi-yon). Bu tür zatürreelerde ilk enfeksi­yon etkeni özellikle grip ve parainfluenza virüsüdür.<br />
Virüs kökenli zatürreelerin <a href="http://www.saglik.im/kulucka-suresi/">kuluçka</a> dönemi virüsün tipine bağlı olarak iki hafta dolayında değişebilir. Bu dönem virüsün vücuda girmesiyle, hastalığın klinik belirtilerinin başlaması arasında geçen süredir.<br />
<strong>Belirtileri</strong><br />
Başlangıç genellikle gribe benzer. Ama belirtiler çoğu zaman basit bir grip en-feksiyonundakinden daha şiddetlidir. Hastada belirgin bir kırıklık görülür. Genel durumun kötüleşmesi çoğu za­man hastalığa eşlik eden soğuk algınlı­ğı, farenjit ve anjin gibi üst solunum yolu hastalıklarına bağlanır.</p>
<p>Genel olarak klinik tablo hızla ve giderek ağırlaşır. İştahsızlık, yorgun­luk ve isteksizlik görülür. Boğmacaya benzeyen nöbetlerle seyreden inatçı ve hırıltılı bir Öksürük başlar. Küçük bronş dallarının duvarlarına yapışan az miktardaki salgıyı öksürükle atmadaki güçlük nedeniyle hastada derin bir hal­sizlik ve güçsüzlük ortaya çıkar. Salgı çıkarıldığında, İçinde genellikle parlak kırmızı renkte ve çizgi biçiminde kan görülür. Çoğu zaman bakteri kökenli zatürreeden farklı olarak gerçek bir so­lunum güçlüğü yoktur. Akciğer dolaşı­mına giren kanın yeterli oksijen ala­mamasına bağlı olarak dudak ve ya­nakların tipik morumsu bir renk alma­sı da görülmez. Tam tersine, yüzde be­lirgin bir <a href="http://www.saglik.im/solgunluk/">solgunluk</a> dikkat çeker.</p>
<p>Hastalığın başlangıcında da yüksek olan ateş hızla daha da yükselir ve 39°C-40°C’ye ulaşır. Geleneksel elle muayene ve dinleme yöntemleriyle gö­ğüste akciğer hastalığına özgü fazla bir belirtiye rastlanmaz. Ama hasta ök-sürdüğünde göğsün bazı bölgelerinde “çıtırtı” sesi duyabilir. Bu sesler salgı birikiminin hava kasecikleri ve bronşi-yollerde artması, ayrıca bronş duvarla­rına kuvvetle yapışarak bronşları da­raltmasına bağlı olarak gelişir. Balgam kütlesi ancak derin soluk alma sırasın­da bronş duvarından ayrılabilir.<br />
Virüs kökenli zatürree belirtilerinin olgudan olguya çok değiştiği de unu­tulmamalıdır. Belirtiler özellikle yaşlı­larda, çocuklarda ve gebe kadınlarda ağırdır. Ateş yükselmiş ve genel du­rum kötüleşmiştir. Ama belirtilerin az olduğu, hatta hiç görülmediği olgular da vardır. Bu olgularda tanı ancak ak­ciğer filmi ile konabilir.</p>
<p><strong>Komplikasyonlar</strong><br />
Ağır olgularda komplikasyonlara sık rastlanır. Bu komplikasyonlar özellikle bronş dallanmaları boyunca virüs enfek­siyonuna eklenen bakteri kökenli enfek­siyonlara bağlıdır. Başlıca komplikas­yonlar arasında kuru, sıvıfibrirüi (eksüdah) ya da irinli olabilen akciğer zan il­tihabı, akciğer apseleri, genellikle eksüdah perikardit (kalp dış zan iltihabı), <a href="http://www.saglik.im/menenjit/">menenjit</a> (beyin zan iltihabı) ensefalit (beyin iltihabı) ve meningo-ensefalit (beyin-beyin zan iltihabı) gibi merkez <a href="http://www.saglik.im/kategori/sinir-sistemi/">sinir sistemi</a> bozukluklan sayılabilir.<br />
<strong>Tanı</strong><br />
Virüs kökenli zatürree tanısı yukanda-ki belirtilerin ortaya çıkması, antibiyo­tik ve öbür ilaçlara dayanan tedavinin etkisiz kalması, özellikle nötrofil türü akyuvarların bakteri kökenli zatürree-dekinden farklı olarak azaldığının sap­tanmasıyla konabilir. Akciğer filmleri her zaman gereklidir; bunlar genellikle tanıyı kesinleştirmede belirleyici bir rol oynar.<br />
Bazı olgularda, akciğer dokusunda saçılmış dan tanecikleri gibi nodüller görülür ve akciğer göbeğindeki (hilus) lenf düğümleri de hastalıktan etkilenir. Bu biçimiyle virüs kökenli zatürreeyi, benzer belirtiler veren akciğer vere­minden ayırt etmek güçleşebilir.<br />
Virüs kökenli biçimlerin bir başka özelliği de akciğer filmindeki belirgin bulgular ile klinik belirtilerin hafifliği arasındaki uyumsuzluktur. Bu nedenle akciğer filmlerinin yalnızca yol göste­rici bir değeri vardır. Zatürreenin ke­sin olarak virüsten kaynaklandığı, an­cak uygun araçlarla donatılmış labora-tuvarlarda uzman virologlar tarafından söylenebilir. Yapılan incelemelerde vücudun hastalık etkeni olan virüse karşı ürettiği özgün <a href="http://www.saglik.im/antikor/">antikor</a> düzeyi saptanırken hastalığa neden olan virü­sün yalıtılıp tanımlanması da sağlanır. Ama bu incelemelerin tamamlanması için haftalann geçmesi gerekir. Bu da sonuçlann uygulamadan çok kurumsal bir değer taşımasına neden olur.<br />
<strong>Tedavi</strong><br />
Günümüzde etkili ve güvenilir virüs öl­dürücü ilaçlar henüz bulunamadığın­dan, virüs kökenli zatürree vücudun kendi savunma sistemleriyle karşı ko­yup yenmesi gereken bir hastalıktır. Antibiyotikler ancak ortaya çıkan sü-perenfeksiyonlann tedavisine yönelik­tir. Doğrudan tedavi olanakları son de­rece sınırlı olmakla birlikte virüs köken­li zatürreenin gidişi genellikle iyidir.<br />
Mikoplazma Kökenli Enfeksiyonlar 19. yüzyılın sonlarına doğru, sığırlarda-ki zatürreeye benzer bir enfeksiyon has­talığı üzerinde yürütülen çalışmalarda bu hayvanların akciğer zan sıvısında güçlükle ayırt edilebilen çok küçük mikroorganizmalar saptandı ve bunların hastalık etkeni olduğu kabul edildi. Da­ha sonra bu etkenin ineklerde görülen birçok bulaşıcı hastalıktan sorumlu ol­duğu ortaya çıkarıldı. Sonunda bu mik­roorganizmalara mikoplazma adı veril­di. Gevişgetiren hayvanların, etçillerin ve kemiricilerin asalağı olan mikoplazmaların insanda çürükçül (saprofit) ola­rak yaşayan türleri de vardır.<br />
Mıkoplazmalarrn hayvan hastalıkla-nndaki etkisi uzun süredir biliniyordu. İnsan hastalıklanndaki rolü ise daha son­ra anlaşılmıştır. 1930-40 arasında özgül bir gidiş gösteren birçok zatürree olgusu saptandı. Bu olgularda etkenin önce vi­rüs olduğuna karar verildi. Ama 1962′de bir mikoplazmanm (Mycoplasma pneu-moniae) etken olduğu belirlendi.<br />
Mikoplazmalar bilinen en küçük ya-pılı bakteriler arasında yer alır. Boyutla­rı milimetrenin milyonda 300-800′ü ka­dardır. Elektron mikroskopundaki görü­nümleri ve <a href="http://www.saglik.im/penisilinler/">penisilin</a> ya da sülfamitlere karşı dirençleri yüzünden virüslere ben­zemekle birlikte bakteri özellikleri ağır basar.<br />
Mikoplazmalann etken olduğu, iyi bilinen en önemli hastalık, birincil ati-pik zatürreedir. Bu hastalık klinik ve radyolojik olarak virüs kökenli zatürre­eden ayırt edilemez. Bazen bakteri kö­kenli zatürreeye de çok benzeyebilir, hatta bu iki enfeksiyon birlikte buluna­bilir. Bu durumda hastalık çok ağır sey­reder. Mikoplazma zatürreesi temel ola­rak klinik belirtilerin azlığı ve yetersiz­liği ile akciğer filmindeki ağır tablo ara­sında keskin bir çelişki taşıyan zatürree tipleri arasında yer alır.</p>
<p>Hastalığın kuluçka dönemi genellik­le 1-3 hafta arasında değişir. Belirtiler çoğu zaman ani başlar. Baş ağrısı, ge­nel kırıklık, iştahsızlık, Öksürük, ürper-me ve yüksek ateş görülür. Öksürük ön­ce kuru, daha sonra da sarımsı renkte balgam ile birlikte ortaya çıkar. Hekim akciğerlerin tabanında hırıltılı soluma sesi (rai) duyabilir. Ama kesin tanı ak­ciğer filmi İle konur.<br />
Bakteri kökenli zatürreede kanda nötrofil ve öbür akyuvarlar artar. Mi­koplazma kökenli zatürreede ise virüs kökenli zatürreedeki gibi akyuvar düze­yi normaldir. Mikoplazma kökenli za­türree genellikle iyi bir gelişme süreci izler. Belirtiler bir hafta içinde iyileşir. Muayenede birkaç hafta rai duyulabilir. Goğus filmlerindeki görünüm çok kısa bir sürede düzelir. Mycoplasma pneu-moniae, hafif belirtilerle ortaya çıkan soluk borusu ve üst solunum yolu en­feksiyonlarına da yol açabilir.</p>
<p>Mikoplazmalann solunum sistemi dışında gelişen hastalıklarla olan ilişki­si kesin biçimde kanıtlanamamıştır. Ama Mycoplasma fermenîans, Mycoplasma hominis 1 ve 2 gibi bazı miko­plazmalar erkek ve kadınların idrar yol­ları ile üreme organlarında belirlenmiş, kemik-eklem, mide-bağırsak, beyin-omurilik sıvısı gibi çeşitli organ ve sis­temleri ilgilendiren hastalıklarda gene bu gruptan bir ya da birkaç türe rastlan­mıştır. Mycoplasma orale, Mycoplasma fermentans, Mycoplasma hominis gibi türlere kan kanseri (lösemi) ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> hastalarının <a href="http://www.saglik.im/yazi/kemik/">kemik</a> iliklerinde rastlan­ması, yapılan araştırmaların bir başka ilginç sonucudur.</p>
<p>Mikoplazma tanısı koyabilmek için, yapılacak laboratuvar inceleme­siyle bir mikoplazma türünün yalıtılıp tanımlanması ve hastanın serumunda mikroba karşı oluşmuş özgün antikor­ların, hastalığın başındaki değere oran­la en az 4 kat arttığının kanıtlanması gerekir. Ayrıca mikoplazmalara karşı üretilen değişik antikor tiplerinin sap­tanmasını sağlayan serum testleri de geliştirilmiştir.Mikoplazma enfeksiyonlarının, özel­likle de en ağır belirtilere yol açan mi­koplazma zatürreesinin tedavisi tetrasiklin ve eritromisin gibi bazı antibiyotik­lerle yapılır. Bakterinin <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> duvarında bazı temel yapı maddelerinin bireşimlenmesini engelleyerek etkisini gösteren penisilin, esnek hücre zarları dışında bir hücre duvarı bulunmayan mikoplazmalan yok edemez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/zaturree/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PNÖMOKONYOZLAR</title>
		<link>http://www.saglik.im/pnomokonyozlar/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/pnomokonyozlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 18:25:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Solunum Sistemi ve Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=451</guid>
		<description><![CDATA[PNÖMOKONYOZLAR Pnömokonyozlar, mineral tozlarının solunum yoluyla uzun süre alınması so­nucunda bunların akciğerlerde birikme­siyle oluşur. Bu tozlar, özellikle bazı sanayi dallarında bol miktarda bulundu­ğundan, pnömokonyoz bu işkollarında çalışanlarda sık görülür ve bir meslek hastalığı olarak değerlendirilir. Pnömokonyozda belirtiler, hastalığa neden olan tozun özelliklerine göre de­ğişir; asal tozlarla (karbon, demir) za­rarlı tozlar (silikat, asbest, berilyum) çoğunlukla bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p><strong>PNÖMOKONYOZLAR</strong><br />
Pnömokonyozlar, <a href="http://www.saglik.im/mineraller/">mineral</a> tozlarının <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yoluyla uzun süre alınması so­nucunda bunların akciğerlerde birikme­siyle oluşur. Bu tozlar, özellikle bazı sanayi dallarında bol miktarda bulundu­ğundan, pnömokonyoz bu işkollarında çalışanlarda sık görülür ve bir meslek hastalığı olarak değerlendirilir.<br />
Pnömokonyozda belirtiler, hastalığa neden olan tozun özelliklerine göre de­ğişir; asal tozlarla (karbon, demir) za­rarlı tozlar (silikat, asbest, berilyum) çoğunlukla bir arada bulunduğundan bunların arasında bu1 ayrım yapmak ko­lay değildir. Gene de asal tozlar tek ba­şına solunum bozukluğuna neden ol­mazken, zararlı tozlar akciğerde bağdoku artışına (sklerozan pnömokonyoz) yol açarak solunum yetmezliğine neden olabilir.<br />
Tozlu ortamda uzun süre bulunmak her zaman pnomokonyoza yol açmaya­bilir. Tozun fiziksel özellikleri solu­num yollarına girmesine uygun olma­yabilir; bunun yanı sıra vücutta hava yoluyla gelen küçük parçacıkları uzak­laştırmak için mekanizmalar vardır. Bu mekanizma özellikle asal tozlara kar,şı geçerlidir. Mineral parçacıklarının ha­vada asılı kalma özelliği, parçacıkların ağırlığına, büyüklüğüne ve yoğunluğu­na göre değişir. Genel olarak çapı 10 mikronun (mikron: bir milimetrenin binde biri) altında olan parçacıklar ha­vada asılı kalarak gırtlağa ulaşabilir; çapı 5 mikrondan küçük olanlar küçük bronşlara erişebilir. Daha büyük parça­cıkların çoğu soluk borusu-bronş ağacı­nın mukuslu kirpiksi uzantı sistemi ta­rafından durdurulur ve yutağa geri geti­rilir. Solunum sistemine giren çok kü­çük parçacıkların büyük bir bölümü makrofajlar (büyük yutucu hücreler) ta­rafından yutulduktan sonra lenf yolla­rıyla bölgesel lenf bezlerine getirilir.<br />
Akciğere gelen toz ya da parçacıkla­rın miktarı, pnömokonyozlann ortaya çıkışında önemli rol oynar; parçacık miktarı çok fazla olursa savunma engeli yetersiz kalır ve temizleme mekanizma­sına çok fazla iş düşer.<br />
<strong>SİLİKOZ</strong><br />
Silikoz, solunum yoluyla pnömokonyoz yapabilecek miktarda silikat parçacığı alınması sonucu gelişir.<br />
En ağır meslek hastalıklarından biri­dir; günümüzde sıklığı azalmış olsa da önemini korumaktadır.<br />
Nedenleri<br />
Silikozda başlıca etken serbest silikat, silisyum dioksittir (SiO2). Öteki amorf silikatlar, önemsiz zedelenmelere yol açar. En tehlikeli olanlar çapları 0,3-3 mikron olan kristal yapılı parçacıklardır (kuvars, tridimit, kristobalit).<br />
Silikoz tehlikesi olan başlıca işkol-lan arasında, kuvarslı kayaların bulun­duğu madenler, kuvars taşı işçiliği, gnays ve granit işçiliği, seramik ve por­selen işleri, silikat tıraşlaması, döküm­hane işleri (dökümhane yerlerinin ha­zırlanması, toprak kazılması, dökümha­nede çapakların temizlenmesi, kum iş­leri, çelik ergime fınnlannm eritilmesi vb) sayılabilir.<br />
Silikat tozunun bulaşma tehlikesi olan öteki meslekler, tıraşlama yapılan işkollandır. Geçmişte kullanılan kumlu taş ve kuvarsın yerini günümüzde ya­pay maddeler (alundum ve karbürün­düm) almıştır ve bunlar yalnızca silikat anıklan içerir.<br />
<strong>Belirtileri</strong><br />
Geçmişte, yüksek miktarda kuvars içe­ren parçacıkların solunum yoluyla aşırı miktarlarda alınması sonucunda, kısa sürede (2-4 yıl içinde) ölümle sonlanan tablolar ortaya çıkıyordu. Olguların ço­ğunda siükoza veremin eklendiği görü­lüyordu (siliko-tüberküloz). Günümüz­de çalışma koşullarının düzelmesi sonu­cunda, hızla ilerleyen silikoz olguları görülmemektedir. Ama yavaş (15-30 yıl) ilerleyen tablolar hâlâ sık olarak görülmektedir.<br />
Başlangıçta belirti görülmez. Rad­yolojik bulgular bile kesin değildir. Si-likozun hastalığa Özgü olmayan ilk be­lirtileri arasında sayılan bronşit bir yana bırakılacak olursa, ilk olarak güç har­canması ile ortaya çıkan <a href="http://www.saglik.im/nefes-darligi/">nefes darlığı</a> görülür. Bu durum akciğerlerdeki bağ­doku artışı ve her zaman bununla bir­likte olan amfizem sonucunda <a href="http://www.saglik.im/gaz/">gaz</a> alışverişini sağlayan hava keseciklerinin (alveol) yüzeyinin azalmasma ve güç harcama (efor) sırasında artan solunum gereksiniminin yeterince karşılanama-masına bağlıdır.<br />
Nefes darlığı başlangıçta her zaman güç harcanması ile birliktedir ve gide­rek fiziksel etkinlikleri engeller. Önce­leri hastaya rahatsızlık vermezken son­raları yürüme sırasında, hatta hasta isti­rahat ederken bile ortaya çıkabilir. Ge­nellikle bu durum, hastalığın başlangı­cından birkaç yıl sonra görülür. Hasta­nın öteki yakınmaları, göğüste hafif ağ­rı, çarpıntı, bazen kuru, daha sık olarak yapışkan balgamlı öksürüktür.<br />
Hastalığın ilerlemesi) le, solunum yetmezliği belirtileri gitgide ağırlaşır. Nefes darlığı artar, zaman zaman astı­ma benzeyen krizler ve <a href="http://www.saglik.im/morarma/">morarma</a> (siya-noz) ortaya çıkar; parmakların uçları çomak biçimini alarak kalınlaşır, so­nunda kronik akciğer-kalp hastalığı ge­lişir.<br />
Hastalık düzensiz ilerlerse de, solu­num yetmezliğinin ilk belirtileri ortaya çılanca gidişi kötüleşir. Sıklıkla hastalı­ğın yanı sıra <a href="http://www.saglik.im/verem/">verem</a> de görülür.<br />
<strong>Tanı</strong><br />
Silikozda tanı hastanın silikat tozu solu­duğunu belirten öyküye göre ve radyo­lojik görünüme bakılarak konur. Rad­yolojik bulgular klinikte belirtilerin or­taya çıkmasından önce de görülebilir. Bu nedenle riskli meslek gruplarında çalışanlar düzenli aralarla radyolojik denetimden geçmelidir.<br />
Hastanın balgamının bakteriyolojik açıdan incelenip verem enfeksiyonu olup olmadığının anlaşılması büyük önem taşır.<br />
Silikozlularda akciğer fonksiyon testleri, akciğerdeki örselenmenin de­ğerlendirilmesini sağlar. Başlıca işlev­sel bozukluklar amfizem ve bağdoku artışına bağlı olarak ortaya çıkar.<br />
<strong>Komplikasyonlar</strong><br />
Silikozda başlıca komplikasyonlar ve birlikte görülen önemli <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/">hastalıklar</a> şun­lardır:<br />
• Kronik bronşit, akut solunum yol­ları ve akciğer enfeksiyonları &#8211; Silİkoz genellikle akciğerdeki iltihapların (bronş-akciğer iltihapları, akciğer iltiha­bı, apse) ortaya çıkmasını kolaylaştır-mazsa da, silikozlularda bu hastalıkların gidişi ve sonu ağırlaşır. Hasta sık sık araya giren akut <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">akciğer hastalıkları</a> ne­deniyle yitirilir.<br />
• Akciğer anı fi/e m i &#8211; Silikozla birlikte hemen her zaman amfizem de vardır. Bu hastalık, bağdoku artışına bağlı geli-şeÂ solunum bozukluklarını daha da ağırlaştırır.<br />
•  Akciğer veremi &#8211; Silikozlularda en sık rastlanan <a href="http://www.saglik.im/olum/">ölüm</a> nedenlerinden biri­dir; silikozun en sık görülen kompli-kasyonudur. Verem basillerinin, içinde silikat parçacıkları bulunan makrofaj-larda, içinde silikat parçacıkları bulun­mayan makrofajlara oranla daha kolay ürediği kanıtlanmıştır. Bu durum silikat parçacıklanyla yüklü makrofajlarm (büyük yutucu hücreler) bu durumdan olumsuz etkilenmesine ve verem basil­lerini öldürememesine bağlanmıştır. Bunun gibi, akciğer dokusunun yeterli oksijen alamaması verem basilinin en­feksiyon oluşturmasını kolaylaştırabi­lir. Bu durumda veremin yapısal özel­likleri değişir, kronik hastalık ilerleme­ye başlar ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> yoluyla yayılabilir.<br />
•  Kronik akciğer &#8211; <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> hastalığı -Kalp ve dolaşım sistemi de akciğerdeki silikozdan etkilenebilir. En sık rastlanan sonuç kronik kor pulmonaledir. Akciğer dolaşımındaki direnç belli bir sının aşınca, <a href="http://www.saglik.im/kor-pulmonale/">kor pulmonale</a> ortaya çıkar. Sağ kanncıkta aşın büyüme, <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> basıncında artış, morarma, nefes darlığı, uykuya eğilim, baş ağnsı, tipik elektro-kardiyografik bulgular ile böbrek, kara­ciğer ve beyinde bozukluklar görülür.<br />
•  <a href="http://www.saglik.im/akciger-kanseri/">Akciğer kanseri</a> &#8211; Akciğer kanseri ve silikozun birlikte ortaya çıkması, siliko­zun akciğer kanseriyle ilgisini akla ge­tirmektedir. Son yıllarda bu konuda ya­pılan çalışmalardan elde edilen istatistik veriler, silikozun akciğer kanserini ko-laylaştrncı bir etken olmadığını göster­miştir. Dökümhanelerde çalışan silikoz-tu işçilerde akciğer kanseri sıklığının artması, daha çok dökümhanede işlenen ürünlerde kanserojen (kanser yapıcı) maddelerin bulunmasına bağlıdır. Özel­likle mineral yağlarla işlenmiş kumlar kanserojen maddeler (polisiklik aroma-tikler) içerir<br />
Gidişi<br />
hava keseciği Silikoz, kronik ve yavaş gelişen bir has­talıktır. Hastalığın gidişi ise oldukça değişkendir; tehlikeli miktarda toza ma­ruz kalma süresine, solunumla alınan tozun yoğunluğuna ve tozun içindeki silikat miktarına bağlıdır.<br />
Tozlu ortamda çalışan işçi, bağdoku artışının başlangıç evresinde işi bırakır­sa, komplikasyonlar oluşmadan birkaç yıl İlerleyen hastalık belirgin biçimde duraklar. Bazı olgularda yapısal bozuk­luklar ilerleyebilir ve yıllar sonra ölüme yol açabilir.<br />
Tozlu ortamda çalışmaya son veril­mezse ya da oldukça ilerlemiş bir evre­de iş bırakılırsa, hastalık ölümcül bir bi­çimde ilerler. Akciğer filminde birbiriy­le birleşme eğilimi olan silikozlu alan­ların olması, hastalığın hızlandığını ve kötü sonuçlanacağını gösterir.<br />
Silikatça zengin tozların solunum yoluyla aniden ve bol miktarda alınma­sı, akut silİkoza yol açar. Bu, hızla iler­leyen, birkaç yıl ya da ay içinde Ölümle sonlanan bir hastalıktır.<br />
Hastalığın ilerlemesiyle nefes darlı­ğı belirginleşir, istirahat ederken bile ortaya çıkabilir. Kalp atım hızında artış ve morarma da vardır. Kronik bronşite <a href="http://www.saglik.im/akut-bronsit/">akut bronşit</a> nöbetleri de eklenir. Daha sonra akciğer damarlarındaki direnç ar­tışına bağlı olarak sağ kalpte yüklenme belirtileri ortaya çıkar. Sağ karıncıktaki yük ağırlaşır ve kısa süre sonra <a href="http://www.saglik.im/kalp-yetmezligi/">kalp yetmezliği</a> ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Beklenen Gidişi (Prognoz)</strong><br />
Başlangıç evresinde, toza kısa süreli ya da az miktarlarda maruz kalındıysa, hastalık iyiye doğru gider. Gene de bu durumda lezyonlar uzun süre varlığını sürdürebilir. Buna karşılık, başlangıç evresinde kısa sürede bol miktarda sili­kat tozuna maruz kahnmışsa, hastahk tozlu ortamda çalışmanın kesilmesin­den sonra bile, ilerleme eğilimi göste­rir.<br />
Yapısal değişikliklerin ortaya çıktı­ğı evrelerde, gerek hasann önüne geçi­lemez biçimde ilerlemesinden, gerek başka hastalıkların da ortaya çıkmasın­dan Ötürü hastalığın gidişi ağırdır.Tedavi<br />
Silikozda nedene yönelik bir tedavi yoktur; tümüyle belirtilere yönelik teda­vi uygulanır. Burada özellikle önem ve­rilmesi gereken durum, akut akciğer ve solunum yollan iltihabının Önlenmesi için vaktinde Önlem almak ve tedavi uy­gulamaktır. Silİkozlu hastalarda solu­num yolu enfeksiyonları güçlü antibiyo­tiklerle tedavi edilmelidir.<br />
<strong>OTEKI PNÖMOKONYOZLAR</strong><br />
• Asbestoz &#8211; Asbest tozlarının solunum yoluyla alınmasına bağlı gelişen bir hastalıktır, Asbest, silikat, demir, mag­nezyum, alüminyum ve <a href="http://www.saglik.im/kalsiyum/">kalsiyum</a> hid­ratlarının karışımıdır ve lifsi bir yapısı vardır. Bu durum asbeste dokusal özel­likler kazandırmıştır. Asbest tozlan, bu maddenin ocak ya da mağaralardan çı­karılması, aynlması ya da liflerle çalış­ma sırasında ortaya çıkar.<br />
Hafif, mikroskopik parçacıklar olan asbest lifleri havada kolayca yayılabilir. Bu Özellikleri nedeniyle en azından as­bestle çalışılan bölgelerin çevresindeki hava da liflerle kirlenir ve meslekleri gereği asbestle uğraşmayan kişiler de asbest tozuna maruz kalabilir.<br />
Asbestoz belirtileri, silikozdan daha erken ortaya çıkar ve solunum yollan-ırnı tahriş olduğunu gösterir. Önceleri güç harcama (efor) ile, sonra dinlenir­ken de nefes darlığı ortaya çıkar. So­nunda kronik kor pulmonale belirtileri gelişir. Aynca akciğer zan da sıklıkla etkilenir.<br />
‘ Asbestle çalışanlarda akciğer kanse­ri tehlikesi yüksektir.<br />
•  <a href="http://www.saglik.im/yazi/akciger-zari/">Akciğer zarı</a> ve karın boşluğunda mezotelyom &#8211; Kötü huylu mezotelyo-mun (seröz boşlukları örten zar hücrele-nnden kaynaklanan kanser) en sık görü­len nedeni asbesttir.<br />
<a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">Tümör</a> sinsi ilerler. Başlangıçta gö­ğüste ağn vardır ve akciğer zarının (plevra) yapraklan arasında sıklıkla kanlı sıvı toplanır. Hastalık ilerledikçe tümör çevre dokuya yayılır ve göğüs duvan tümüyle tümörün istilasına uğ­rar. Bu nedenle, komşu dokularla ilgili belirtiler görülür.<br />
•  Karın zarı mezotelyomu &#8211; Asbest lifleri kama lenf yollarıyla ya da besin­lerle alınmışlarsa <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/bagirsak-hastaliklari/">bağırsak</a> duvan yo­luyla taşınırlar.<br />
Hastalığın gidişi akciğer zanndaki hastalıktan daha sinsidir. Kannda ger­ginlik, rahatsızlık ya da ağn vardır. Bu yakınmaların yeri tam olarak belirlene-mez; kann organlanyla ilgili başka has­talıklarla kanşabilir. Aynı zamanda sin­dirim kanalıyla ilgili rahatsızlıklar ve <a href="http://www.saglik.im/kusma/">kusma</a> da görülebilir. Gene de ağn, ak­ciğer zan hastalığındaki gibi belirleyici değildir.Hastalığın ilerlemesiyle hastada sili­kozdan Önce solunum yetmezliği ve kalp yetmezliği ortaya çıkar.Hastalık yerleştikten sonra tedavi yalnızca belirtilere yöneliktir.<br />
• Sideroz &#8211; Pek çok işkolunda demir tozlan ya da bunların oksitleri solunum yoluyla vücuda girer. Çok az işkolunda saf demir solunur. Demir en çok silikat tozlanyla birlikte alınır.Saf ya da safa yakın demir tozuna, özellikle iyi havalandırılmamış ortam­larda uygulanan tel lehimleyiciliği, de­mir ve çelik levhacılığı, gümüş temizle­yiciliği, elektroliz yöntemleriyle demir oksit oluşturulması ve elle demir mermi yapımı gibi işkollarında rastlanır.<br />
Siderozda solunum İşlevlerinin bo­zulduğunu gösteren belirtiler yoktur: Genel olarak, solunum yollan örselenir, san <a href="http://www.saglik.im/yazi/balgam/">balgam</a> çıkarılır ve bazen kronik bronşit görülür.<br />
• Antrakoz &#8211; Solunum yoluyla alınan kömür taneciklerinin akciğerde destek dokusunda depolanmasıyla ortaya çıkar; solunum işlevlerinde bir bozukluk yoktur.<br />
Kömür tozlarının solunum yoluyla; alımım, solunum yollannda tahrişe ve siyah balgamla birlikte kronik bronşite neden olur. Genellikle bunun dışında belirti yoktur. Solunum sırasında kö­mür tozuyla birlikte, silikat parçacıklan da alınırsa, madencilerde olduğu gibi, antrasilikoz ya da madenci pnömokon-yozu oluşur. Bu hastalıkta da silikozda-ki bozukluklar ortaya çıkar.<br />
• Baritoz &#8211; Baritin (baryum sülfat) çe­şitli biçimlerde kullanıldığı işkollarında (macun hazırlanması, boyama, pudra yapımı, deri tabaklaması, lastik sanayi­si, amyant, çimento, plastik maddeler ve seramik yapımı) çalışanlarda görü­lür.<br />
Hastalıkla daha sık karşılaşanlar öğütücüler ve püskürtme işinde çalışan­lar; daha az karşılaşanlar ise, madenci­ler ve malzemenin aynştınlması işiyle uğraşanlardır.<br />
Baryum tozlarının solunum yoluyla alınması, genellikle solunum işlevinde bozukluklara yol açmaz; yalnızca bronş iltihabına bağlı bazı bozukluklara ne­den olur.<br />
Berilyöz &#8211; Berilyum tozlarının solu­num yoluyla alınmasına bağlı bir pnö-mokonyozdur.<br />
Pek çok berilyum bileşeni hastalığa neden olabilir. En tehlikeli olan bileşen berilyum oksittir. Öteki madenlerde ol­duğu gibi, akciğerde bağdoku artışına ve bağdoku tepkimesi yol açar.<br />
Yakınmalar, silikozda olduğu gibi, zedelenmenin radyolojik olarak ortaya konmasından daha sonra ortaya çıkabi­lir. İlk belirtiler <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> ve nefes darlı­ğı, bunlara eklenen solunum yetmezliği ve daha sonra da kalp yetersizliğidir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/pnomokonyozlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALKOL BRONŞ-AKCİĞER HASTALIĞINA ETKİSİ NEDİR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/alkol-brons-akciger-hastaligina-etkisi-nedir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/alkol-brons-akciger-hastaligina-etkisi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:47:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[Alkol bronş-akciğer hastalıklarına olan yatkınlığı artırır mı? Alkolün kuşkusuz böyle bir etkisi vardır. Bu etki hem doğrudan solu­num reflekslerini, hem de organizmamn enfeksiyonlara verdiği yanıtı zayıflatmasından kaynaklanır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alkol bronş-akciğer hastalıklarına olan yatkınlığı artırır mı?</strong><br />
Alkolün kuşkusuz böyle bir etkisi vardır. Bu etki hem doğrudan solu­num reflekslerini, hem de organizmamn enfeksiyonlara verdiği yanıtı zayıflatmasından kaynaklanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/alkol-brons-akciger-hastaligina-etkisi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKCİĞERE GİREN HAVANIN ÖZELLİĞİ NASIL OLMALIDIR?</title>
		<link>http://www.saglik.im/akcigere-giren-havanin-ozelligi-nasil-olmalidir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/akcigere-giren-havanin-ozelligi-nasil-olmalidir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:41:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[Solunumla akciğere giren havanın özelliği nasıl olmalıdır? Hava bileşiminin Önemi özellikle solunum yolu hastalıklarında ve alerjik durumlarda iyice ortaya çıkar. Havadaki oksijen, karbon dioksit, azot ve su buharı oranlarının sürekli uygun düzeylerde olması ge­rekir. Havanın ısısı da değişmemelidir. Ayrıca hava toz, çiçek tozu, bakteri, mantar sporları gibi yabancı maddelerden olabildiğince arın­mış olmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Solunumla akciğere giren havanın özelliği nasıl olmalıdır?</strong><br />
Hava bileşiminin Önemi özellikle <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yolu hastalıklarında ve alerjik durumlarda iyice ortaya çıkar. Havadaki oksijen, karbon dioksit, azot ve <a href="http://www.saglik.im/su/">su</a> buharı oranlarının sürekli uygun düzeylerde olması ge­rekir. Havanın ısısı da değişmemelidir. Ayrıca hava toz, çiçek tozu, bakteri, mantar sporları gibi yabancı maddelerden olabildiğince arın­mış olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/akcigere-giren-havanin-ozelligi-nasil-olmalidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akciğerlerin Genel Özellikleri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.saglik.im/akcigerlerin-genel-ozellikleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/akcigerlerin-genel-ozellikleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:39:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Akciğerlerin genel özellikleri nelerdir? İnsanların göğüs boşluğunda biri sağa, öbürü sola yerleşmiş iki akci­ğer vardır. Bunların üstünü akciğer zarı (plevra) Örter. Süngersi, esnek ve kabaca koni biçimindedirler. Her birinin tepesi daralarak yuvarlaklaşırken tabam geniş bir yüzey oluşturur. Renkleri çocukta grimsi be­yaz, yaşlılarda solunumla almarak biriken yabancı maddeler nedeniyle  daha koyu renklidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akciğerlerin genel özellikleri nelerdir?</strong><br />
İnsanların göğüs boşluğunda biri sağa, öbürü sola yerleşmiş iki akci­ğer vardır. Bunların üstünü <a href="http://www.saglik.im/yazi/akciger-zari/">akciğer zarı</a> (plevra) Örter. Süngersi, esnek ve kabaca koni biçimindedirler. Her birinin tepesi daralarak yuvarlaklaşırken tabam geniş bir yüzey oluşturur. Renkleri çocukta grimsi be­yaz, yaşlılarda solunumla almarak biriken yabancı maddeler nedeniyle  daha koyu renklidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/akcigerlerin-genel-ozellikleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BRONŞ-AKCİGER İLTİHABI (BRONKOPNÖMONİ)</title>
		<link>http://www.saglik.im/brons-akciger-iltihabi-bronkopnomoni/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/brons-akciger-iltihabi-bronkopnomoni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:38:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[İltihaplanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[BRONŞ-AKCİGER İLTİHABI (BRONKOPNÖMONİ) Bronşlar solunan havayı soluk bo-nısımdan akciğerlere taşıyan, dallan-dıkça incelerek bronşiyollere dönüşen ve sonunda sayısız hava kesecikleri­ne (alveol) bağlanan borucuklardır. Bronşlardan geçerek hava kesecikleri­ne giren havadaki oksijen ince çeperli kılcal damar ağından kana geçerek do­kulara taşınır. Dokularda gerçekleşen metabolizma etkinlikleri sonucunda or­taya çıkan karbon dioksit de gene kan dolaşımı yoluyla hava keseciklerinin duvarlarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p><strong>BRONŞ-AKCİGER İLTİHABI (BRONKOPNÖMONİ)</strong><br />
Bronşlar solunan havayı soluk bo-nısımdan akciğerlere taşıyan, dallan-dıkça incelerek bronşiyollere dönüşen ve sonunda sayısız hava kesecikleri­ne (alveol) bağlanan borucuklardır. Bronşlardan geçerek hava kesecikleri­ne giren havadaki oksijen ince çeperli kılcal <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">damar</a> ağından kana geçerek do­kulara taşınır. Dokularda gerçekleşen <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a> etkinlikleri sonucunda or­taya çıkan karbon dioksit de gene <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> dolaşımı yoluyla hava keseciklerinin duvarlarını kaplayan kılcal damarlara gelir. Bu açıklamadan anlaşılabileceği gibi <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> sisteminde hava kesecik­leri <a href="http://www.saglik.im/gaz/">gaz</a> alışverişinin gerçekleşmesini, bronşlar ise hava iletimini sağlayan ya­pılardır. Bronşların ağız ve <a href="http://www.saglik.im/burun/">burun</a> yo­luyla dış ortama açık olmaları, dış or­tamdaki olumsuz koşullardan önemli ölçüde etkilenmelerine yol açar. Bakte­riler, zararlı toz ve gaz gibi maddeler solunan havayla birlikte doğrudan bronşlara ulaşabilir. Ama bronşlar bir­çok savunma sistemiyle donatılmıştır. Yabancı maddeler burun ve yutakta ge­çişi denetleyen son derece etkili engel­leri aşmak zorundadır. Bunu başaranlar ise çok sayıda hücrenin salgısıyla bes­lenen ve bronş duvarım örterek bir set oluşturan mukus katmanıyla karşılaşır. Ayrıca titrek tüylü <a href="http://www.saglik.im/epitel/">epitel</a> hücrelerinden oluşan bir temizlik sistemi de vardır. Bu tüyler fırça gibi çalışarak yabancı maddeleri ve mukusu sürekli dışarıya doğru süpürür. Ama koruyucu sistem­lerin etkinliğini azaltan koşulların orta­ya çıkması ya da bu sistemlerin aşın yüklenmesine bağlı olarak bronşlar ilti­haplanabilir. Sonuçta sık sık görülen ve genellikle Önemli sayılmayan bir hastalık olan bronşit ortaya çıkar. Bu <a href="http://www.saglik.im/akut-iltihap/">akut iltihap</a> bronş ağacının ince dalları­na kadar ulaşıp çevre akciğer dokusuna da yayıldığında bronkopnömoniye, ya­ni bronş-akciğer iltihabına dönüşmüş olur.<br />
<strong>NEDENLERİ</strong><br />
BronkopnÖmoni etkeni olan streptokok, stafilokok, pnömokok, ve Friedlânder basili gibi <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteriler</a> tek başlarına ya da bazen birkaçı bir arada bulunur.<br />
Olguların çoğunda bronş-akciğer il­tihabı, larenjit (gırtlak iltihabı) ve fa­renjit (yutak iltihabı) gibi üst solunum yollarının virüs ya da <a href="http://www.saglik.im/bakteriler/">bakteri</a> kökenli il­tihaplarından sonra görülür. Üst solu­num yolu iltihaplan ise çoğu kez genel hastalıklara bağlı ikincil hastalık komplikasyon) olarak ortaya çıkar. Bu komplikasyonlar çocuklarda grip, boğ­maca, kızamık ve difteri, erişkinlerde tifo, bruselloz (Malta humması), septi­semi gibi bulaşıcı hastalıklardan, ayrıca <a href="http://www.saglik.im/kategori/kalp-damar/">kalp</a> yetmezliği, zehirlenmeler ve cerra­hi girişimlerden, sonuç olarak vücudun direncini azaltan her türlü gelişmeden kaynaklanır.<br />
<strong>Bronş-akciğer iltihabını hazırlayan etkenler:</strong><br />
•  Uzun süre yatakta kalan hastalarda akciğerin alt loblarında kan göllenmesi.<br />
• Akciğerde <a href="http://www.saglik.im/kategori/tumor-bilimi/">tümör</a> oluşumu sonucunda<br />
bronş tıkanmasına bağlı olarak bir bölgenin hava alamaması<br />
<strong>BELİRTİLERİ</strong><br />
Bronş-akciğer iltihabı belirtileri başlan­gıçta genellikle üst solunum yolları nez­lesi ya da başka bir organ hastalığının belirtilerine benzer. Gelişen iltihap has­tanın genel durumunu bozarak <a href="http://www.saglik.im/ates/">ateş</a> yük­selmesi, yorgunluk, halsizlik, Öksürük ve bazen kanlı olabilen balgam, <a href="http://www.saglik.im/nabiz/">nabız</a> ve solunum sayısında artış gibi belirtilere yol açar. Bazı olgularda şiddetli baş ağ­rısı, dalgınlık ya da hezeyan gibi daha ağır belirtiler görülebilir. Bazen belirti­ler fark edilemiyecek ölçüde hafiftir.<br />
Akciğer iltihabından farklı olarak bronş-akciğer iltihabı çok değişik biçim­lerde gelişebilir. Belirtileri yok denecek ölçüde az olan, kısa süreli çok hafif ol­guların yanı sıra akut ve ağır, uzun süren ya da yineleyen olgulara da rastlanır.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Tipik durumlarda bronş-akciğer iltihabı tanısı koymak son derece kolaydır. Özellikle,<br />
•  üst solunum yollan enfeksiyonu sıra­sında düşen ateş yeniden yükselir;<br />
• <a href="http://www.saglik.im/oksuruk/">öksürük</a> ve <a href="http://www.saglik.im/balgam-cikarma/">balgam çıkarma</a> başlar;<br />
• genel durum hızla bozulur.<br />
Bu veriler daha sonra bir akciğer fil­miyle kesinleşecek olan bronş-akciğer iltihabı olasılığını düşündürmeye yeter.<br />
Ama tanıya ulaşmak her zaman bu kadar kolay olmaz. Özellikle kalp has­talan, amfizem ve kronik bronşit gibi kronik solunum yolu enfeksiyonlan ya da genel durumu bozan başka hastalık­ları olan yaşlılarda, ayrıca alkol bağım­lısı kişilerde farklı belirtiler ortaya çıka­bilir: Ateş hemen hemen yoktur. Buna karşılık genel durum ve dolaşım olduk­ça bozuk, nabız ve solunum sayısı art­mış, dil kuru ve kırmızıdır. Öksürük az­dır. İştahsızlık süreklilik gösterir. Za­manında tanı konulamazsa hastalık öl­dürücü olabilir.<br />
Yeni geliştirilen <a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">antibiyotikler</a> en ağır olgularda bile bronş-akciğer iltihabı tedavisinde başarı oranını eskiye göbı tedavisinde başarı oranını eskiye göre artırmıştır.</p>
<p>Hastalığın geçmesi için bazen bir hafta gibi kısa bir süre yetebilir. Bazen de ge­rilemeler ve alevlenmelerle daha uzun sürebilir. Alevlenmeler genellikle akci­ğerde yeni odakların enfeksiyonu sonu­cunda gelişir. En ağır durumlar, birden çok mikroba bağlı olarak ortaya çıkar. Örneğin, nezle virüsü ile stafılokok ya da streptokok gibi bakterilerin birlikte bulunması hastalığı ağırlaştırır.<br />
<a href="http://www.saglik.im/antibiyotikler/">Antibiyotik</a> tedavisiyle iyileşmenin sağlandığı olgularda hastalık belirtilen bir ya da iki gün sonra hafifler ve ateş gi­derek düşer. Buna karşılık yapısal bo­zukluklar daha yavaş düzelir. Muayene­de akciğer dinlenirken duyulan hırıltılı sesler uzunca bir süre daha sürer. Radyo­lojik incelemede hastalık belirtilerini» gerilemesi ve kaybolması da birkaç haf­tayı bulur. Muayene ve radyolojik ince­leme sonuçlannın bu kadar geç düzelme­sinin nedeni, akciğerdeki iltihap odakla­rının yavaş iyileşmesinden kaynaklans. Gerçekten de, antibiyotikler yalnız en­feksiyondan sorumlu bakterileri yok eder. Ama bronş-akciğer iltihabının te­mizlenmesini çabuklaştıncı bir etki yap­mazlar. Bu nedenle ateş ve öksürük be­lirtilerinin kaybolmasına bakarak antibi­yotik tedavisinin kesilmesi, dokulank yeniden bakteri üremesine yol açabilir.<br />
Yetersiz ya da yanlış tedavi uygu­lanmış olgularda yeni komplikasyonlac özellikle de <a href="http://www.saglik.im/yazi/akciger-zari/">akciğer zarı</a> iltihaplanma» görülebilir. Bu arada ateş, öksürük, bal­gam çıkarma, solunum güçlüğü gibi be­lirtiler de sürer. Ender olarak hastaü. uzun bir zamana yayılarak kronikleşebilir.<br />
Kronik olgularda, hastalık etkenü kesin biçimde ortaya çıkaracak zam. yöntemleri kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong><br />
Antibiyotikler. Bronş-akciğer iltihafc tedavisinin temeli antibiyotiklere damr. Bu tedavi hastada enfeksiyon etkeni ya da etkenlerinin bakteri kültürü yapı­larak ortaya çıkarılması, sonra da anti-biyogram ile bu bakterilerin duyarlı ol­duğu antibiyotiklerin saptanması saye­sinde daha başarılı biçimde yürütülür. Yapılacak incelemeler için öksürükle atılan balgamdan alınacak örnek genel­likle hastalık etkeni olmayan başka mikroplarla da bulaşık olduğundan doğ­ru tanıya ulaşmada büyük zorluk yara­tır. Bu nedenle bazı özel yöntemlerin ( uygulanması gerekecektir.<br />
Balgamda bulunması kaçınılmaz olan yanıltıcı bakterilerden kurtulmak için incelenecek Örneğin doğrudan bronşlardan alınması gerekebilir, Bron-koskop gibi bronşlara uzatılan aletlerin kullanıldığı bu işlem kronik bronşitli hastalara uygulanır. Akut durumlarda ise hem hastanın genel durumunun çok bozuk olması nedeniyle, hem de antibi­yotik tedavisine hemen başlanması ge­rektiğinden uzun zaman alan inceleme­lere girişilemez. Akut bronş-akciğer za­rı iltihabında antibiyotik tedavisine baş­lanmasına karşın hastalık gerilemezse, yukarıda sözü edilen özgün antibiyotiği belirleme işlemi zorunlu hale gelir. Aşağıdaki veriler genel olarak antibiyo­tik tedavisini yönlendirebilecek yeterli­liktedir.<br />
•  Hastanın özgeçmişi. Hastanın daha önceki <a href="http://www.saglik.im/">sağlık</a> durumuna ilişkin olarak kendisinin ya da yakınlarının anlattıkla­rı.<br />
• Epidemiyolojik durum. Toplumda yaygın enfeksiyon etkeni olan ya da en azından hastaneye gelen olgularda sap­tanan bakteri türlerinin bilinmesi. Bu bakterilerin çeşitli antibiyotiklere karşı duyarlılığının saptanması.<br />
• Belirtiler ve bu belirtilerin şiddeti. Bu veriler temel alınarak, Özellikle ağır gidişli olgularda ve genel durumu bo­zuk hastalarda tam konur konmaz bak­terilere karşı tedaviye hemen başlanabi­lir.<br />
Başka yardımcı ilaçlar. Akut bronş-akciğer iltihabının tedavisinde antibiyotikler dışında, merkez sinir sis­temini uyaran, kalp ve dolaşımı güç­lendirici, öksürük giderici ilaçlar, vita­minler kullanılır. Ayrıca dinlenme, iyi havalandırılmış ve ısıtılmış ortamlarda bulunma, besleyici, ama kolay sindiri-lebilen yiyecekleri yeme gibi genel sağlık ve beslenmeyle ilgili önlemler alınır.<br />
<strong>KORUNMA</strong><br />
Üst solunum yollarını etkileyen ve bronş-akciğer iltihabına neden olabile­cek enfeksiyon odaklarının temizlen­mesine yönelik koruyucu önlemler çok önemlidir. Özellikle ilk çocukluk çağın da ve ileri yaşlarda hem enfeksiyon sü­recini, hem de organizmanın savunma sistemini güçlendirebilecek önlemler ve tedavi yöntemleri hızla uygulanmalıdır. Üst solunum yollan ve bronş enfek-siyonlanna karşı antibiyotiklerle yapı­lan koruyucu tedaviler tartışmalıdır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/brons-akciger-iltihabi-bronkopnomoni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Solunum Güçlüğü</title>
		<link>http://www.saglik.im/akciger-hastaliklarinda-solunum-guclugu-nedir/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/akciger-hastaliklarinda-solunum-guclugu-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 17:18:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Solunum Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Akciğer hastalıklarında, solunum güçlüğünün anlamı nedir? Solunum güçlüğü ya da nefes darlığı, akciğer işlevlerinin ileri derecede bozul­masının bir ifadesidir ve her olguda tehlikeli bir işarettir. Soluma güçlüjj lunumun az ya da çok yetersiz olduğunu belirten bir belirtidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akciğer hastalıklarında, solunum güçlüğünün anlamı nedir?</strong> <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">Solunum</a> güçlüğü ya da nefes darlığı, akciğer işlevlerinin ileri derecede bozul­masının bir ifadesidir ve her olguda tehlikeli bir işarettir. Soluma güçlüjj lunumun az ya da çok yetersiz olduğunu belirten bir belirtidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/akciger-hastaliklarinda-solunum-guclugu-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akciğer Zarına Hava Girmesi</title>
		<link>http://www.saglik.im/akciger-zarina-hava-girmesi/</link>
		<comments>http://www.saglik.im/akciger-zarina-hava-girmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2008 12:36:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gokhan33</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akciğer Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Zarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglik.im/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden bütün olgular doğrudan doğruya vereme bağlanırken günümüzde vere­min bazı durumlarda ve dolaylı bir rol oynadığı düşünülmektedir. Sert bağdoku ve amfizem bülleri (hava dolu kabar­cık) oluşumuyla uzun sürede iyileşen orta ağırlıktaki verem olgularında akci­ğer yırtılması görülebilir. Genel olarak verem, akciğer zannın hemen altında içi hava dolu kabarcıklar ya da kesecik­ler yaparak iyileşir. Bunların yırtılması akciğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="entry">
<p style="text-align: justify;">Eskiden bütün olgular doğrudan doğruya vereme bağlanırken günümüzde vere­min bazı durumlarda ve dolaylı bir rol oynadığı düşünülmektedir. Sert bağdoku ve amfizem bülleri (hava dolu kabar­cık) oluşumuyla uzun sürede iyileşen orta ağırlıktaki <a href="http://www.saglik.im/verem/">verem</a> olgularında akci­ğer yırtılması görülebilir. Genel olarak verem, akciğer zannın hemen altında içi hava dolu kabarcıklar ya da kesecik­ler yaparak iyileşir. Bunların yırtılması akciğer zan boşluğuna hava kaçmasına neden olur. Hava dolu kesecikler genel­likle akciğerin tepe bölgesinde yer alır ve bazen ceviz büyüklüğüne erişir. Ay­rıca küçük bronşlar düzeyinde gelişerek soluk alırken hava girişine izin veren, ama soluk verirken çıkışı engelleyen bir kapak gibi çalışırlar. Bölgede önce aşırı bir gerilme, ardından keseciğin çeperin­de incelme ve en sonunda da yırtılma gözlenir.Bu tür sert bağdoku oluşumu verem­den başka pnömokok enfeksiyonlarında ve frengide de gözlenir.Özellikle yenidoğanlarda ve küçük çocuklarda gelişen akciğer zarında ken­diliğinden hava birikimi doğumsal et­kenlere bağlanmıştır. Bu durumda akci­ğer zarının ve akciğerin tam gelişmemiş olması bazı bölgelerin görece dirençsiz kalmasına yol açar.Hastalık genellikle 20-30 yaşları arasında ortaya çıkar ve bu nedenle ba­zen gençlik pnömotoraksı adıyla anılır. Hastalığın oluşumunda hava dolu keseciklerin gelişimi kadar bunların patlamasına yol açan etkenler de önem­lidir; fiziksel güç harcama, heyecan, ök­sürük nöbetleri, hafif göğüs yaralanma­ları patlamaya neden olabilir. Kendiliğinden pnömotoraks, sönme­sine neden olduğu akciğer dokusunun genişliğine göre sınıflandırılır. Pnömo­toraks tamsa, yani hava bütün göğüs boşluğunu doldurursa, <a href="http://www.saglik.im/yazi/akciger-zari/">akciğer zarı</a> kat­manları tümüyle birbirinden ayrılır. Ke­se oluşturan hava birikimindeyse hava akciğer zan katmanı arasındaki yapışık­lıklarla sınırlanmıştır. Bu olasılık hasta­nın geçmişinde bir akciğer-akciğer zan hastalığının bulunmaması durumunda çok düşüktür. Akciğer zan boşluğunda toplanan hava akciğerin göbek (hilus) bölgesine kadar büzülmesine neden olur. Topla­nan hava çok fazlaysa akciğer tümüyle söner; karşı tarafa doğru itilen mediyas­tinin arkasına doğru büzüşür. Pnömotoraks akciğer zan boşluğundaki basıncın durumuna göre de çeşitli tiplere ayrılır:</p>
<p style="text-align: justify;">• Kapalı pnömotoraks. Hava akciğer zan boşluğuna dolmaya başlayınca, zar ve akciğerdeki giriş deliği kendiliğin­den kapanır. Bu durumda boşluktaki ha­va hemen geri emilmeye başlar..<br />
•  Açık pnömotoraks. Akciğer zan ile akciğer arasında açık kalan giriş deliği havanın boşluğa girip çıkmasını sağ­lar.<br />
• Kapaklı pnömotoraks ya da basınç pnömotoraksı. Akciğer ve akciğer zan arasında oluşan kanalda yapay bir ka­pakçık sistemi gelişir ve soluk alırken akciğer zan boşluğuna hava girmesine izin verirken, soluk vermede hava çıkı­şını engeller. Bu koşullarda akciğerler çok yüksek bir basmç altında çöker ve zamanında cerrahi girişim yapılamazsa hastalık ölüme yol açar..Akciğerdeki ve akciğer zan iç kat-manındaki hava dolu keseciklerin yırtıl­ması sonucunda zar boşluğunda kanlı bir sıvı birikir. Sıvı birikimi belirgin bir düzeye ulaştığında akciğer zan boşlu­ğunda hava ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/kan-hastaliklari/">kan</a> birikiminden (he-mopnömotoraks) söz edilir; bu hastalık çok ağır gidişli olabilir.Pnömotoraks dinlenme sırasında ya da hafif bir zorlanmadan sonra da orta­ya çıkabilir. Hastalığın başlangıcında genellikle ilgili göğüs yansında şiddet­li, delici bir ağn duyulur ve nefes darlı­ğı ortaya çıkar. Bununla birlikte bütü­nüyle belirtisiz gelişen sessiz olgular da vardır. Bazen de akut <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/solunum-hastaliklari/">solunum</a> yetmez­liği belirtileri görülür. Hastada başlan­gıç döneminde nefes darlığı, <a href="http://www.saglik.im/morarma/">morarma</a> ve huzursuzluk, ardından da koma du­rumu gelişebilir. Tanıya akciğer filmiyle vanlır. Filmlerde akciğerin hava birikimi sonu­cunda normal biçimini yitirdiği, çöke­rek akciğer göbeğine doğru büzüştüğü ve karşı tarafa doğru itildiği görülebilir. Bazı olgularda akciğer ile akciğer zarı arasında hava giriş kanalı (fistül) oluşmasına yol açan <a href="http://www.saglik.im/gaz/">gaz</a> dolu kesecikler ko­layca saptanabilir. Herhangi bir hastalığa bağlı olma-.yan ve kendiliğinden gelişen pnömoto­raks genellikle özel bir girişim yapıl­maksızın yatakta kesin dinlenmeyle iyi­leşir. Buna karşılık açık ya da kapaklı pnömotorakslar kronikleşebileceğinden acil girişim gerektirir. Pnömotoraks has­taların yüzde 10-20’sinde kolayca yine-leyebilen bir hastalıktır. Yinelenme, bir­birine yakın konumlu hava dolu çok sa­yıda keseciğin iki yanlı ve üzüm salkımı gibi yerleşmiş olmasından kaynaklanır. Hastalık birçok kez de yineleyebilir; ay­nı hastada 20 kez yinelendiğine rastlan­mıştır. Yinelenme aynı yanda (tek yanlı yineleyici pnömotoraks) ya da dönü­şümlü olarak iki yanda da (dönüşümlü yineleyici pnömotoraks) olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İKİNCİL PNÖMOTORAKS</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Akciğerde ya da çevre organlarda <a href="http://www.saglik.im/dokular/">doku</a> yıkımına yol açan hastalıkların bir so­nucu olarak gelişebilir. Akciğer zan iç katmanında yırtılmaya yol açabilen bu hastalıkların başlıcaları akciğer veremi, akciğer apsesi, bronşektazi, akciğer tü­mörleri, akciğer enfarktüsü ve ekino-kok kistleridir. Eskiden verem en sık görülen nedenken günümüzde etkili an­tibiyotik tedavisinden sonra bu önemini yitirmiştir.<br />
İkincil pnömotoraks sonrasında ak­ciğer zan iltihabı ve ardından da ampi-yem gelişebilir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglik.im/akciger-zarina-hava-girmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

